mustafaozbag.org

KADİR GECESİ SOHBETİ - 05.04.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Nisan 2024 · 1:01:01

Allah razı olsun, sizin de kandırınız muhalek olsun. Teşekkür ederim. Sen ve demirtaşlar, çiçekler içinde bir çiçeksiniz. Hani demiş ya birisi, ben demiş olayım, sen gül bahçesinde bir gül ol, ben de o gülün dalında bir bülbül olayım, sen bana bak söyleyeyim, ben sana bakayım söyleyeyim, sen güller içinde gül yine. Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi bu Ramazan mübarek gününde emanını aldığı kullarından eylesin.
Dışarıda hiç kimse kalmasın. Dışarıda kalan dışarıda kalır sonra. Bir tek görevliler kalacak dışarıda. Geri kalan herkes içeri girsin. Hepinizin gül cemalini göreyim. Bir tek İsmail gül değil ya, bir sürü gül var burada. Gel, gel, gel, … Gelin, girin içeri. Gir, gir, gir, … içeri. Gir, gir. Fatih organize et arkayı. Toparla herkesi. Sen de misafir sanatçı gibi oturma. Mühendisliğini konuştur orada. Makine mühendisi olmak kolay mı?
Onca okuttular seni. Makine mühendisi ettiler. Gelecek oraya oturacak hemen sandalyeye. İşin simetriğine bak. Sünüsünü, kosünüsünü, tanjantını hesapla. Ben şimdi ilkokul mezunuyum ya, onlara göre normalde sinüsü, tanjantı bilmemem lazım benim. İlkokuldan biz böyle. O yüzden bir tek hani sen de makine mühendisisin ya kendince.
Yani bir tek sinüsü, kosünün. Bak bak arkaya bak. Ayakta bayan kalmasın, bayanlara yer verin. Bayanlar önceliğimiz, baş tacımız, sultanımız hepsi de. Adem bile koskoca cennette hatunsuz yapamadı. Sen tercüme et boyuna. Tamam. Harika.
Biz kadınlar yüzünden cennetten kovulmaya göze almış bir ırkız. Yok o bütün kitaplara uymuyoruz ya biz şimdi. Bir türlü olmadı. Düzen tutturamadı daha. Bugün misafirlerimiz var Almanya'dan. Bir mikrofon verin bana. Bugün Almanya'dan misafirimiz var. Bizleri normalde tanımaya gelmişler ama kafalar karman çorman oldu. Tanıt şimdi sen biraz. De ki kim? Hadi sen tanıt hadi. Tamam. Kalk ayağa. Kalk kalk. Ya tiyatrocusunuz siz. Sesini açın. İsmim İlknur. Almanya'dan geliyorum. Zeynel ve Meryem ve Uli arkadaşlarımızla.
Stuttgart-Şebüşkümün bölgesinde tiyatro okulundan geliyoruz. Ayağa kalkın. Kalkın ayağa. Evet. Misafirlerimiz var bugün. Teşekkür ederiz. Sizleri tanımak ve inşallah belki ileride beraber bir proje yapmak umuduyla geldik. Mikrofonu yaklaştır bir zahmet. Böyle heyecanlanma. Burası böyle bir şey değil. Hani böyle bir sahne değil. Biz bizeyiz. Yabancı yok. Ben duyacağım sadece senin söylediklerini desem yalan olur.
Tamam. Dediğim gibi Şebüşkümün Çuttgart bölgesinden geliyoruz. Tiyatro okulundan. Kendim ressamım. Diğer üç arkadaşlarım tiyatro oynuyor. Bizim gelme nedenimiz bir proje beraber gerçekleştirmek. Gençlerle, çocuklarla birlikte. Bakalım inşallah Allah izin verirse olur. Olmazsa da tanışmak. Yani tanışmış olduk. Bizim için çok gurur verici ve onur verici burada olmak. Bizi açık kollardığınızla davet ettiniz burada. Çok hoş bulduk. Çok heyecanlıyım şu an. Bayağı çok insansız çünkü.
Zeynep sende bir şey demek ister misin? Yok her şeyi söyledim. Teşekkür ederiz. Sağ olun. Biz biraz kitaplara uymuyoruz ya. O yüzden onlar böyle kendilerini alamadılar bazı şeylerden. Bakıyorlar şimdi okuyorlar. Böyle sufiler böyle olmaması lazım diyorlar. Ama biz farklı cenahtanız ya. O yüzden oluyor. Evet. Selamun Aleyküm yeniden. Misafirlerimize de böyle bir fırsat vermek istedik. Hani tanışalım, görüşelim diye. O yüzden onlara da bu konuda bir teşekkür konuşması yapma fırsatı verelim dedik. Almanya'daki Deniz Kardeş böyle bir projeden bize bahsetmişti. Bende sıkıntı yok. Biz her türlü Kur'an, Sünnet tarihinde olan projeye açığız dedim.
Öyle geldiler. Allah razı olsun. Tabii onlar bizi tanıyorlar. Biz onları tanıyoruz. Tanışıyoruz daha doğrusu. Tanışacağız bundan sonra. Daha doğrusu onlar beni tanıyabilirlerse tanıyacaklar biraz zor gibi onunla olsun. Ama inşallah böyle bir tanışıklığımız devam edecek. Bugün aslında hani Kadir gecesi ya. Böyle hüzünlü bir sohbet yapmayacağım size. Sebebi de şu. Böyle bir Ramazan geçiriyoruz. Allah razı olsun, Cafer onunla olsun ve ekip komple. Bu teravih ile alakalı yetiştirmekte zorlanıyoruz. Ne yapalım? Vakıfta teravih kılalım deyince onlar da böyle bu projeye canhıraş destek verdiler. Dediler ki vakıfta güzel olur. Biz bütün Ramazan vakıfta yatsı namazlarımızı kıldık.
Ardından teravihleri kıldık. Ardından zikirler yaptık. Böyle gönlümde bir mutluluk var. Bir coşku var. Böyle hepinizi böyle hüra bir yerlere götürsem böyle bir kaf dağına. Kaf dağında bir dolaştırsam getirsem yine yüreğimdeki o coşku böyle şey olmayacak. Dinmeyecek. Fırat Nehri yanında halt yemiş. Fırat Nehri gelsin coşkumuzun yanında çay içsin bizi seyretsin. O haldeyiz. O yüzden coşkumun sebebi, coşkunluğumun sebebi Ramazan'la alakalı. O Ramazan'ın mutluluğu, tadı, lezzeti, o orucun mutluluğu, tadı, lezzeti beni böyle coşkun bir hale getirdi. Coşkunluğumdan dolayı özür de dilemeyeceğim sizden. Mutluyum coşkunluğumdan. Allah hepinizden de razı olsun cümlenizden inşallah. Kadir Gecesi, tabii bu akşam sohbete inşallah Kadir Suresi ile başlayacağız.
Ondan sonra Kadir Gecesi'ni dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışacağız. Ama inanıyorum, ümit ediyorum. Biz bir aydan beri her gecemiz Kadir oldu bizim. O yüzden Cenab-ı Hak'a hamdü sena ediyorum. 27. gün mü? 25. gün mü? Deliye her gün bayram hesabı, Sufiye her gün Kadir Gecesi. Buyurun Hafız. Bismillahirrahmanirrahmanirrahim.
وَمَادْرَاكَ مَا لَيْلَ الْقَدْرِ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ فِي شَعْرٍ تَنَزَّلُ الْمَلَاكَةُ وَالْرُّٰيهَا بِيْذْنِ رَبِّي كُلِّيَا سَلَاةُ صَدَقَ اللّٰهُ
Biz Kur'an-ı Kadir gecesinde indirdik. Sen Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gecede melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her türlü iş için yeryüzüne iner de iner. Bütünüyle esenliktir o gece. Ta şafak atıncaya kadar. Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kadir gecesinde indirdiğini söylüyor. Ve bu Kur'an'da Duhan suresinde ayet 3'te de gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik buyuruyor. Ve bu Kur'an-ı Kerim, bu mübarek gece de Bakara suresinde ayet 185'te de Ramazan ayı öyle bir aydır ki Kur'an o ayda indirilmiştir buyuraraktan Kadir gecesinin de Ramazan ayının içerisinde olduğunu beyan ediyor. Ve aynı zamanda da Kur'an bu manada Kadir gecesinde indirilmeye başlanıyor.
Nereden? Lehv-i Mahfuz'dan. Ve İbni Abbas da bu konuda buyuruyor ki Allah-u Teala Kur'an'ı bir bütün halinde lef-i mahfuzdan dünya göğündeki izzet evine indirdi. Sonra teker teker vakalara göre 23 senede Resulullah'a inzal etti buyurdu. Yani Kur'an bütünüyle lef-i mahfuzdan çıkıp Cenab-ı Hak'ın izzet evine indirildi ve peyderpey 23 sene gerekli oldukça, gerekli oldukça Cenab-ı Hak Kur'an'ı Hz. Muhammed Mustafa'nın üzerinden insanlara tebliğ edildi.
Ve Kadir gecesi bu manada bir ismi de buradan mübarek bir gece olarak anıldı. O yüzden bu gecenin bereketi, hayrı, feyzi, lütfu, ikramı bol oldu. Yine Duhan suresinin 1 ve 3. ayetlerinde Havmim, gerçekleri açıklayan bu apaçık kitaba yemin olsun ki biz onu kutlu, şerefli bir bereket yüklü bir gecede indirdik buyuruyor.
Demek ki Kur'an-ı Kerim Kadir gecesinde bereket yüklü bir gecede indirildi diyerekten Kadir gecesinin de aynı zamanda bereket yüklü olduğu nitelendiriliyor. Ve yine bu gece takdir ve hüküm gecesi. Nasıl takdir ve hüküm gecesi? Çünkü yine Duhan suresi ayet 4 ve 5'te o gecede belli hikmetlere binaen Allah tarafından olmasına karar verilmiş her bir iş belirlenir.
Tarafımızdan buyrulacak bir emir olarak indirilir buyurmuş Duhan suresinde de. O yüzden normalde Kur'an'ın indirilmeye başladığından itibaren o gecede Kur'an indirilmeye başlandığından itibaren o geceden itibaren dünyanın bütün hayat standardı, ekonomi anlayışı, dünyanın siyaset anlayışı, dünyanın askeri anlayışı, dünyanın sosyal hayatı, aile hayatı, savaşları hatta diyebiliriz ki dünyanın kaderi değişmeye başlamıştır.
Kur'an indirildikçe dünya üzerinde farklı olgular oluşmaya başlamıştır. Ne yazık ki şimdi Kur'an tam anlamıyla yaşanamadığından, tam anlatı anlamıyla yaşatılmadığından dolayı Kur'an'ın farkı fark edilemiyor. Kur'an'ın farkının fark edilebilmesi için gerçek manada, Kur'an'ın gerçek manada dinin, dinin yaşanılması gerekiyor.
Bu bireylerin yaşamasından öte toplumun yaşaması gerekiyor. Çünkü İslam tek başına bir birey dini değildir. İslam bir toplum, bir topluluk dinidir. Bir şehir dinidir. Aslında İslam bu manada bir entelektüel bir dindir. Bakın altını çizerekten söylüyorum. Entelektüel bir dindir. Çok özür dilerikten söylüyorum. Cahillerin anlayıp kavralatmakta zorluk çekeceği bir dindir. Çünkü İslam belli bir batini derinliğe, belli bir entelektüel anlayışa, belli bir fikri derinliğe ihtiyacı vardır. Çünkü o fikri derinliğe, o entelektüel anlayışa sahip olmayanlar ne yazık ki İslam'a en fazla kötülük yapanlardır.
O derinliğe ulaşmayan, ne yazık ki ulaştırılmayan Müslümanlar bu konuda hem dinlerini temsil etmede çok büyük yanlışlıklara uğruyorlar. Hem de dinlerini bir başkasına anlatmada, tebliğ etmede başarılı olamıyorlar. Oysa o dini ilk yaşayan altın devir dediğimiz Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hz. Hasan, Hüseyin zamanındaki dini algı, dini anlayış ne yazık ki onlardan sonra kaybedildi.
Ve ne yazık ki onlardan sonra o anlayışta yaşanmadı. Dün ağabeyim ve Yusuf Hoca ile bir de kim vardı yanımızda? Cafer vardı. Dün akşam basit bir şey söyledim. Dedim ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri münafıkların bütün listesini bildiği halde hiç kimseye söylemedi. Bir tek Hüzeyfetül Yamani'ye söyledi.
Ve Hüzeyfetül Yamani de şu münafıktır demedi. Bakın böyle bir topluluk düşünün, topluluğun içerisindeki bir kimse topluluğun içindeki münafıkları bildiği halde bunu faş etmiyor. Böyledir İslam. Hatta hani mevcuttur ya böyle çok söylenir. Uhud da, Uhud dağını terk eden okçular vardır. Hani okçular tepesidir. Bakın hiçbir hadis kitabında okçular tepesinde, okçular tepesini terk eden, okçular tepesini terk eden sahabelerin isimlerini biz bilmeyiz. Bakın sahabelerin isimlerini bilmeyiz. Ve bu İslam'ın derinliğini gösterir bize. İslam'ın entelektiliğini gösterir. Ve İslam'ın bu konuda davranış biçimini gösterir. Hani bir kadın geldi, Allah'ın Resulüne dedi ki beni temizle.
Ne oldu dedi, ben filanca ile zina yaptım dedi. Erkeği çağırdılar, erkek dedi ki hayır yapmadım. Allah Resulü dedi ki bak o yapmadığını söylüyor. Bak işine dedi, devam et. Kadın geldi, ben hamileyim dedi. Beni temizle, beni öldür diyor resmen. O da diyor ki git çocuğunu doğur, git çocuğunu emzir gel, ailesini tanışın, ailesine bakın. Bunların ailesinde kafasında bir sıkıntı olan var mı? En son da kadın çocuğunu da emzirdi. Aradan üç yıl geçti. İlla ki geldi beni temizle dedi. Allah Resulü onu rejim etti. Sonra parmak uçlarına basa basa cenazenin başına gitti. Dediler ki ya Resulallah, hani parmak uçlarının ucuna basa basa gittin. O kadar melaike cenaze namazını kılmaya geldi ki, ben onların kanatlarına basmaktan inticap ettim dedi.
Ve sahabeden bir kimse böyle kerih bir şey konuşacak oldu. Dedi ki susun, cennetlik birini görmek istiyorsanız bu kadına bakın dedi. Bakın İslam, İslam böylesine feraset, böylesine incelik, böylesine derinlemesine bir din. Ama ve lakin Müslümanlar kendi dinini öğrenmekten ve kendi dinini anlamaktan, kendi dinini yaşamaktan uzak oldukları için herkese her türlü iftirayı atar haline geldi.
İşte Kur'an bütün dünya tarihini o zaman için tabiri caizse tersine çevirdi. Bakın tersine çevirdi. O gün için büyük, kocaman, emperyal devletler İslam'ın önünde, bakın Müslümanların önünde değil, İslam'ın önünde eğilmek zorunda kaldılar. Ve o İslam ki yepyeni, taptaze kaidelerle ve yeniden yenilenebilir, iştahat edilebilir.
Bir kapı, bir miras bıraktı bize. Ama biz o kapıyı, o mirası ne yazık ki değerlendirebilen Müslümanlardan olamadık. Ve Kur'an ve bize kitabı öğreten Allah'ın Resulü ile her türlü hikmeti açığa çıkardı. Yani Cenab-ı Hak hani başka bir ayet-i kerimelerde peygamberlerle beraber onlara bir hikmet verdik der ya, İşte Kur'an, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden her türlü değerler malzumesini orta yere dökecek hikmetler orta yere koydu.
Ve insanlara bunları açıklayınca insanların dine bakış açısı değişti. Bugünkü gibi değildi ne yazık ki. Yine Ali İmran ayet 3 ve 4'te Ey Muhammed! Allah sana geçmiş kitapları tasdik eden hak bir kitap indirdi. İnsanlara doğru yolu göstermek için daha önce de Tevrat ve İncil'i indirmişti. Şimdi ise hak ile batılı ayıran Kur'an'ı indirdi. Şüphesiz ki Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah her şeye galiptir, hak edenlerin cezasını verir buyurarak insanlara doğru yolu gösteren Kur'an ve sünnet olduğunu bildirdi. Allah Adem Aleyhisselam'ı yarattıktan sonra insanları boşu boş bırakmamıştır. Bütün peygamberlerine değişik ayetler, kitaplar indirirken yanlarında da onlara ayrıyeten kendi katından hikmet vermiştir.
Kendi katından hikmet vermesi, ayetleri kendi bulundukları bölgede, kendi bulundukları zamanda tefsir etsinler, yaşasınlar diye. Ve dinin inceliklerini insanlara anlatsınlar diye. Nasıl Musa'ya Tevrat'ı verdiyse, nasıl İsa Aleyhisselam'a İncil'i verdiyse, daha önceki peygamberlere de değişik kitaplar ve suhuflar, sayfalar indirerekten insanları aydınlatıcı, nasıl insan olunur, nasıl Adem olunur, nasıl kemale erilir, nasıl insanca yaşanır, bunun öğretisini peygamberlerin üzerinden verdi.
Ne yazık ki insanlar tarih boyunca şeytanın yolunu tutup, insanca yaşamanın yolunu terk ettiler. Heva heveslerine uydular, nefislerine uydular. Heva heveslerine ve nefislerine uyaraktan ne yazık ki Adem'in, yani babalarının yolunu terk edip, peygamberlerinin yolunu terk edip, peygamberlerinin yolunu terk edip, şeytanın yolunu devam ettirdiler. Ve insan gün geçtikçe, dinden uzaklaştıkça, insanlıktan uzaklaştı. İnsanlıktan uzaklaştıkça da şeytanlaştı. İnsanlıktan uzaklaştıkça şeytanlaştı. Bakın bütün dinler insanlara insanlığı öğretir. Biz bugün İncil'e baksak İsa Aleyhisselam'daki insanlığı görürüz. Ve Tevrat'a baksak Musa'daki insanlığı görürüz.
Geriye doğru gitsek Davut'a, Süleyman'a, Yakub'a, Yusuf'a, Yunus'a hepsinde insanlık vardır. İnsanca yaşamanın yolunu gösterirler. Birbirlerine adaletsiz davranmama, birbirlerine haksızlık yapmama, birbirlerinin kanını dökmeme, birbirlerinin mallarını haksız yere gasp etmeme, birbirlerinin namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini, haince, hunharca, zalimce gasp etmemeyi öğretmişlerdir. Ve bütün peygamberlerin Adem'den itibaren yolu budur. Ama ne yazık ki dünya insanlığı bugün karanlık bir kaosun içerisinde ve insanlıktan uzak. Karanlık bir kaosun içinde insanlıktan uzak. Bakın bugün Kadir Gecesi, bu dünyanın değişik yerlerinde sadece Gazze'de değil, Doğu Türkistan'da, Arakan'da, ne bileyim işte Bangladeş'te, Pakistan'da, ülkemizde de Müslümanlara zulmediliyor.
Zulüm altında olan Müslümanlar var. İnsanlıktan uzaklaştığımızı gösteriyor. Çünkü adaletten uzaklaşmak insanlıktan uzaklaşmaktır. Hakikatten uzaklaşmak insanlıktan uzaklaşmaktır. İnsanların hakkını, hukukunu tanımamak insanlıktan uzaklaşmaktır. Tepeden bakma, böyle tepeden konuşma, anlayıştan uzak bir fiiliyat insanlıktan uzaktır. Bakın, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin öğretisine baktığımızda, önce ahlak gelir, önce güzel ahlak gelir, yumuşaklık gelir, tolerans gelir, güler yüzlülük gelir, tatlılık gelir. Ama ne yazık ki biz bunu terk ettik. Sanki önce ibadet gelirmiş gibi algıladık. Ve ne yazık ki Müslümanlar namaz kıldılar, adalete bakmadılar.
Namaz kıldılar, hakikate bakmadılar. Namaz kıldılar, insanların hak ve hukukunu görmediler. Namaz kıldılar, eşlerine zulmettiler. Namaz kıldılar, anne babalar çocuklarına zulmetti. Namaz kıldılar, çocuklar anne babalarına zulmetti. Namaz kıldılar, ticarette yanlış yaptılar. Namaz kıldılar, rüşvet yediler. Namaz kıldılar, dalevere, dalevere çevirdiler. Namaz kıldılar, namaz kıldılar, toplumun hakkını ve hukukunu yediler. Namaz kıldılar, adalet terazisini kaçırdılar. Namaz kıldılar, haksız kazançların içerisine boğuldular. Ama bunların hepsi de namaz kılıyordu. Demek ki aslında gerçek manada namaz kılmıyorlardı. Namaz kılıyormuş gibi görünüyorlardı. Çünkü o namaz onları kötülükten alıkoymuyordu.
Oysa Cenab-ı Hak Kur'an'ında diyordu ki namaz sizi kötülüklerden alıkor. Ve o kimse kötülüğe devam ediyorsa o zaman o bir Kur'an'ı anlamamıştı. İki, anladığı halde dinlememişti. Üç, dinlediği halde itaat etmemişti. Dört, namaz onun için ayrı bir ayrı bir kendisini saklama ritüeli oldu. Namaz kılıyorsan, eşine zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, çocuğuna zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, kardeşine zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, yanında çalışana zulmediyorsan, namaz kılıyorsan, etrafına zulmediyorsan, insanlar senden uzaklaşıyorsa,
hayır, sen görüntüde namaz kıldın. Bu sadece görüntüydü. Namaz senin iliklerini işlemedi. Namaz senin damarlarını işlemedi. Namaz senin kalbine işlemedi. Namaz senin aklına işlemedi. Namaz senin dışında kaldı. Cübbe çıkardın, bitti. Namaz böyle bir şey oldu sende. Oysa namaz öyle değildi. Namaz öyle değildi. Namazı Allah Resulü bahsederken, namaz müminin miracı dedi. Miraçta ne oldu? Miraçta Cenab-ı Peygamber, Cenab-ı Allah'ta fena oldu. O zaman namazda sen fenayı yaşayamıyorsan, en azından namazda fena olmuyorsan, o zaman sen namazı gerçek manada kılmadın. O zaman dini de gerçek manada algılamadın, gerçek manada anlamadın.
ve o Kur'an Ramazan ayında indi, Ramazanın idrakine eremediysen, orucun idrakine eremediysen, orucu sanki bir aç kalma, açlık meditasyonu olarak gördüysen, orucu Allah'a yaklaştırıcı bir şey olarak görmediysen, oruca Cenab-ı Hakk'ın benim tabirimle, orucu sevgilinin dudağına yaklaştırıp, onun nefesiyle nefeslenmek olarak almadıysan orucu, ve oruçta iftar ederken, sevgilinin nefesini almadıysan, o sıcaklığı hissetmediysen, ve sevgiliyle iftar etmediysen, o zaman oruçta senin için, bir açlık meditasyonu oldu.
Oysa oruç, sevgiliyle nefeslenmekti. O çünkü, oruçlunun nefesi, bana miski amber gibi gelirdi demişti. Demek ki oruçlunun nefesi, ona miski amber gibi gelecekse, ben isterdim ki, benim dudağımın kenarından hiç ayrılmasın, ve her nefesim, ona miski amber gelsin, ve öyle bir güzel kokular alsın benim nefesimden, ayrılamasın benim dudağımın kenarından.
Öyle güzel nefesler alsın benim nefesimden, rengarenk, bin bir çeşit kokuyu alsın, hatta ve hatta, hiçbir yerde almadığı kokuyu, benim nefesimden alsın, ve benim dudağımın kenarından ayrılmasın. İşte oruç, o zaman oruç olacaktı. İşte Ramazan, o zaman Ramazan olacaktı. İşte teravih, o zaman teravih olacaktı. Gelecekti melekler saf saf, senin teravih namazı kıldığın yerde, saf olup, seninle beraber, teravih namazı kılacaklardı. Ama, cemaat şunu düşünmeyecekti, filanca siyasetçi burada, ona bir görüneyim, filanca bürokrat burada, bize de bir paye çıkar, ona görüneyim, veyahut da, bak ya teravih kılıyor desinler, diye değil.
Sırf, sevgiliyle buluşmanın, sevgiliyle sohbet etmenin, biraz daha uzaması. Çünkü, teravih namazı, sevgiliyle sohbeti, uzatmanın yoludur. Uzatmanın yolu. Biraz daha sevgiliyle, hemhal olmanın, biraz daha sevgiliye, yakın olmanın yoludur, teravih namazı. Çünkü, namaz müminin miracıya, o miracı, yürütme, yükseltmedir teravih. Ama biz teravih, habire gırtlak yiyerekten, yediklerimizi eritime, ritüeli gibi haline getirdik. Teravih, teravih olmaktan çıktı. Habire yedik, yedik, yedik, şişirdik kendimizi. Onun irilmesi lazım. Hadi bir de teravih namazı kılalım dedik. Teravih'i de bu hale getirdik. Teravih'i de bu hale getirince, o Ramazan'ın inceliğini, o Ramazan'ın tatlılığını alamadık.
Bir kısmımız da Ramazan'ı, böyle ekmek dağıtmak, pide dağıtmak, Cafer'in çok güzel bir tabiri var bu konuda. Ne o? Tahin'i dağıtmak aldık, kıladık. Öyle ya, Ramazan geldi ya, herkesi de biz aç bıraktık. Aç bıraktığımız için, pide dağıtalım, tahin'i dağıtalım. Ramazan'ı bunu anladık. Veyahut da, erzak dağıtalım. Ramazan'ı bunu anladık. Oysa Ramazan, evet, infak etme. İnfak etme. Yani, Fisebillillah verme ayıydı. Biz onu da beceremedik. Tırları yanaştırdık, filancanın zekatıdır dedik. Tırları, kamyonları yanaştırdık. Üzerinden böyle, ekmek atar gibi, bir şeyler attık. Veyah, seçim üstü ya, sizler de bir pideye oy vereceğiniz ya, evet, sizlere de pideler dağıttık, seçim üstü.
Seçimin ertesi günü pide yok tabii. Onu da yaptık. Ramazan'ı buraya getirdik. Ramazan'ı bu hale getirdik. Bu hale getirince, o Ramazan'ın derinliğini yaşayamadık. Kur'an'ın derinliğini yaşayamadığımız gibi. Evet, Kadir Gecesi, bin aydan, hayırlı bir gece. Ve, böyle bir Ramazan'ın içerisinden, biz Kadir Gecesi'ne geldik. Bugün, bütün imamların, bütün ilim sahiplerinin, bütün ehl-i sünnetin, Malikisinden, Hanbelisinden, Hanefisinden, Şafisine ve bilumum, bütün, şia hariç, bütün imamların, mezhep sahiplerinin ortak görüşü, Ramazan'ın son 10 gününün, 27. gecesinin, Kadir Gecesi olduğuna dair.
İmam Malik naklediyor, Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam'e, kendisinden önceki insanların ömrü gösterildi. Uzun ömürlü olan, o milletlerin işlediği amelleri, işleyemeyecek olan, ümmetinin ömürlerini kısa buldu. Bu yüzden, Allah ona bin aydan hayırlı olan, Kadir Gecesi'ne verdi. Bir rivayet daha var. Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, dört kişiden bahsediyor sahabesine. Bunların, dört kişisi, bunları tanıyorsunuz. Hz. Eyyub Aleyhisselam, Zekerya Aleyhisselam, yaşlı adamın oğlu, Haskiyan, ve Yuşa İbni Nun olduğunu bildirdi. Bu dört, malum, Eyyub Aleyhisselam, Zekerya Aleyhisselam, Yuşa Aleyhisselam, zaten hepsi de, peygamber. Ve bir de, bu Zekerya Aleyhisselam oğlu, Haskiyan var.
Bunlar, seksen yıl boyunca, hiç Allah'a isyan etmeden, Allah'a ibadet etmişler. Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, bunların hikayesini anlatınca, sahabe, böyle diyor ki, ya ne kadar güzel bir şey. Biz, seksen yıl böyle ibadet edemeyiz. Onlara böyle, gıptayla bakıyorlar. O dört kişiye. Onlara gıptayla bakınca, Cebrail Aleyhisselam hızla geliyor. Diyor ki, senin ümmetin bu kişilerin, seksen yıllık ibadetine hayran oldular. Onların bir an bile, Allah'a isyan etmediklerini, hayretle dinlediler. Halbuki Allah, ondan daha iyi bir şey indirdi. İşte dedi. Ve doğrusu, biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu bilir misin sen?
Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. ayetini okudu. Bu senin ve ümmetinin hayran olduğunuz şeyden, daha üstündür dedi. Ve, bunu nakleden sahabe diyor ki, oradaki peygamber ve sahabeler, bu müjdeye, çok, sevinçle karşıladılar, sevindiler diyor. Yine Süfyan-ı Servi, mücahidden naklediyor. Diyor ki, Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Kavli hakkında, şöyle dediği bana bildirildi. O gecede, amel edip, gündüz oruç tutmak, ve gece kıyam etmek, bin aydan, daha hayırlıdır. İşte, gündüzünü oruçlu geçirdik. E, gecesini de zikirle, namazla geçireceğiz, sohbetle geçireceğiz. Böylece, bin aydan, daha hayırlı bir, ibadet etmiş olacağız.
İnşallah. O gece, melekler ve ruh, Rablerinin izniyle, her türlü iş için, inerler dururlar. Cenab-ı Hakk'ın, vermiş olduğu vazifeleri, bu gece, ne yapacaklar? Melekler komple, yeryüzüne indirecekler. Tabi, Cebrail aleyhisselamı, ayırmış. Onun vazifesi, daha farklı, Kadir gecesinde. Onun vazifesi, daha farklı olduğu için, Cenab-ı Hakk onu, bu ayet-i kerimede, ayırmış. Ama melekler, ne yapacaklar? Melekler bu gece, ta, fecre kadar, yani, sabaha kadar, inecekler. Ve sabaha kadar, çünkü, ayet-i kerimenin, devamıyla, bütünüyle, esenliktir o gece, ta şafak atıncaya kadar, der. Melekler, nerede bu gece, ibadet eden var ise, nerede zikreden var ise, nerede namaz kılan var ise, nerede salatu selam eden var ise, nerede dua eden var ise, onların başına toplanıp, onlar için, istiğfar edecekler, tövbe edecekler, onlara dua edecekler.
Meleklerin, bu geceki görevi bu. ne kadar çok insanlar, Allah'ı zikretti, bu gece dua etti, tövbe etti, melekler, onların etrafında, toparlanıp, bugün sabaha kadar, yani, sabah namazı, imsak vaktine kadar, onlar bu gece, müminlerin etrafında, dua edenlerin, zikredenlerin etrafında, toplanıp, dua edecekler, onlara, Cenab-ı Hak, bizi de onlardan eylesin. Evet, bu, Ramazan'ın son, on gününde, malum, Kadir Gecesi, bunun içerisinde olarak, ittifak halinde, söylenmiş, ama, bundan önce, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri'nin, Ramazan'ın ilk, onunda, itikafa giriyor, Kadir Gecesi'ni, bulabilmek için. On gün, bitiyor, Cebrail aleyhisselam, diyor ki, Ey Muhammed, aradığın önündedir.
Bir on gün daha, itikafa giriyor. Bir Ramazan'da oluyor bu. Yine o Ramazan'da, itikafa devam ederken, son onuncu gün, Cebrail aleyhisselam, tekrar geliyor. Diyor ki, aradığın önündedir. Bu sefer, Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, hutbeye çıkıyor, diyor ki, ben tekrar, itikafa giriyorum, dileyen girsin, dilemeyen girmesin, diyor. Tabi bütün sahabeler, itikafa yeniden giriyorlar. Ve son onuncu günün içerisinde, itikaf bana bildirildi deniliyor. Ve, itikafa girerken de, oraya şerh düşmüşler, hadisçiler. Türk çadırında, itikafa girdi. Irkçılık olarak algılamayın. Çünkü, Türkler, öteden beri, göçebe bir hayat yaşadıklarından, onların çadırları, sizin beş yıldızlı otelleriniz gibi.
O günün, en lüks, en iyi, donanımlı, Türklerin çadırları. Çünkü, kıldan yapılma, rüzgar geçirmez, yağmur geçirmez, kar fırtına geçirmez. Bir de, o çadırlar, bıçakla kesilmez. Yani, böyle bir suikaste, kurban gitmezsiniz. Türk çadırlarının, özelliği odur. Havalandırması vardır, yukarıda. Güneş alır. Güneşten uzak değildir. Böyle bir özellik var. İşte Allah Resulü, tabi bir de, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, baba taraftan, İbrahim, İbrahim'in babası da, Türkiye, şimdi anne tarafı, Emine, Emine annemiz de, bu manada Türk, dayıları da çünkü, Hasan ile Hüseyin'in Türk, Orta Asya'dan, hatta Hüseyin Efendimiz malum, o Kerbela'da, Yezid'in askerlerine diyor ki, müsaade edin, ben dayılarımın memleketine göçeyim.
Müsaade edin, ben dayılarımın memleketine göçeyim diyor. Yani, Orta Asya'ya doğru göçeyim. Bırakın diyor, müsaade edin. Tabi Yezid ve, komutanı, yalakları, salakları, katilleri, etrafında, ne yazık ki, müsaade etmiyorlar. Hepsini de orada, kadın, çocuk demeden, şehit ediyorlar. şimdi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, işte böyle bir çadırda itikafa girdi ve çadırda itikafa girdikten sonra, Kadir gecesinin son 10 günün içerisinde olduğunu söyledi.
yine, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, İbn-i Macede geçiyor hadis-i şerif. Bu ay gelip çattı, onun içinde bin aydan hayırlı olan bir gece vardır. Kim onun bu gecenin hayrından mahrum olursa, bütün hayırlardan mahrum olmuş olur. Onun bu gecenin hayrından mahrum olan, ancak saadetten payı olmayanlardır. Yani, Kadir gecesinin hayrından payı yoksa, bir kimsenin o saadetten payı yok. Yani, kurtuluşa eremeyecek, saadete eremeyecek. Çünkü, Kadir gecesini ibadette geçiriyorsa, bir kimse, geçmiş günahları affolacak. Bir rivayette, geçmiş ve gelecek diyor. Siz şimdi, biz Kadir gecesini yakalıyoruz, işte Ramazan'ın bütününü, biz teravihle geçirdik, zikirle geçirdik.
Ramazan'dan sonra, lingolingo şişeler yapmayın. Biz nasıl olsa affolduk ya, getir kardeş şuradan ya. Böyle bir şey yapmayın. Siz yine çizginize devam edin. Haramlardan uzak durun. Çünkü, amacımız, cennete girmek değil. Amacımız, onunla dost olmak. Dost cemaline erişmek. O yüzden, günahlardan, yine ne yapacağız? Uzak duracağız. Gelecekteki günahlarımız, affolmuş olsa bile, kendinizi, rüyanızda, halinizde, cennetlik görseniz bile, günaha dalmayın. Günahlardan uzak durun. Bakın, günahlardan uzak durun. Günahların içerisine, dalmak yok. Allah muhafaza eylesin. Yine, Hazreti Ömer Efendimizin, oğlu Abdullah'tan, Buhari, Müslim, İmam Malik, nakletmiş.
Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellemin, ashabından bir takım adamlara, rüyalarında, Kadir gecesi, Ramazan'ın son yedilerinde gösterildi. Bunun üzerine, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu. Rüyanızın, son yedilerde, aydınlandığını görüyorum. Bu sebeple, kim onu araştırmak isterse, son yedilerde araştırsın demiş. Bugün de son yedi, başka yedi yok, ilk yediler değil. Ne nasiplisiniz siz, böyle Almanya'dan gelin, burada Kadir gecesini yaşayın, gidin. Vallahi ya, ben talih kuşuna inanmam, ama bereketli insanlarmışsınız. Allah mübarek etsin, bak. Vallahi ya, bak yanınızdakiler de, inşallah Cenab-ı Hak, onlar da bereketlendirir. Onlar da böyle bir toplulukla, karşılaşacaklarını tahmin etmemişlerdir zaten.
Değil mi? Şoktalar mı? Ayyy, yok, evet. Şimdi abim az önce diyor ki, yemekte, onlar diyor, tasavvuf kitaplarını okuyup da gelmişlerdir diyor.
Ben de dedim, biz hiçbir kitaba uymuyoruz ki dedim, okusalar ne olacak? Biz yırtılsak, Yaman'ımız bulunmayacak. Bizim bulamıyorlar da zaten. Yırtık bir yemimiz yok ama, olursa bulamayacaklar. O yüzden aramasınlar şimdiden. Evet, yine bir hadisler de, İmam Malik naklediyor. Kim Kadir gecesi, cemaatle namaz kılarsa, ondan büyük nasibini almış olur. Hadis-i şerifler var, cemaatle namaz kılan, zikreden, tövbeden, dua eden, bugün sabaha kadar, ne yapabiliyorsa yapabilsinler, hepsinin içinde hadis-i şerifler var. Ben kısa kısa geçeyim, artık çok uzun gene yazmışım, hakkınızı helal edin. Benim büroyu, ben böyle kapatıyorum ya, kepenkleri, ne varsa, bir başlıyorum yazmaya, iki gün, nefes almıyorum içeride.
Yazdığımı bozuyorum, bir daha yazıyorum, yazdığımı bozuyorum, bir daha yazıyorum, sonra yazdığımı da okuyamıyorum buradan. İşin en enteresanı da bu. Sonra neresini okuyayım diye bakıyorum. En iyisi okumayayım, değil mi acaba? Eyvallah. Kapattık defteri kitabı. Evet, şimdi, Kadir Gecesi önemli olan bir kimsenin inanması buna. Böyle kendini bu konuda gerçekten salt, samimi bir şekilde inanmasıyla alakalı. Siz, biz sufi topluluğuz. Böyle olunca, biz böyle bir şeye bağlı olarak, bir şeye bağlı olarak, bir şeyi bağlamamız bizim mümkün değil. bak şimdi bunu iyi tefsir edin onlara, benim anlattığımı. Bir gün İsa Aleyhisselam yolda yürüyor.
İsa Aleyhisselam yolda yürürken, bir kısım toplulukla karşılaşıyor. O topluluk, o topluluk, o topluluk, ibadet ediyorlar. Diyor ki onlara, siz niçin ibadet ediyorsunuz? Onlar diyorlar ki, biz, cehennemden kurtulmak için ibadet ediyoruz. İsa Aleyhisselam diyor ki, benim aradığım sizler değilsiniz. Öksürümü tefsir etme. Öksürümü diyorum, öksürdü deme. Tamam. Tamam. Şimdi öksürdü demiyorsun yani değil mi? Tamam. Yürüdü, biraz daha gittiler. Biraz daha gidince, bir kısım yine ibadet edenlerle karşılaştılar. İsa Aleyhisselam onlara da sordu. Niçin ibadet ediyorsunuz?
Onlar dediler ki, biz cennete girmek istiyoruz. O yüzden ibadet ediyoruz. Dedi ki, benim aradığım sizler de değilsiniz. Biraz daha yürüdü. Biraz daha yürüyünce, bir kısım topluluk oturmuş, Allah'ı zikrediyorlar. Onlara dedi ki, siz niçin ibadet ediyorsunuz? Dediler ki, ya İsa, biz Allah'ı sevdiğimiz için onu zikrediyoruz. Bu sefer İsa Aleyhisselam dedi ki, işte aradığım sizlersiniz. Onların yanına oturdu. Onlarla beraber oldu. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine de ayeti kerime inmişti. O sabah akşam ondan sonra Rabbinin rızasını arayanlarla beraber ol diye ayeti kerime inince, canlı uğraş Allah Resulü çıktı. Hani kim bunlar sabah akşam Allah'ın rızasını arayanlar diye baktı mescitte bir kısım sahabe toplanmış Allah'ı zikrediyorlar.
Hemen gitti onların yanına oturdu. Dediler, dedi ki Allah'a yemin olsun ki Cenab-ı Hak beni uyardı nefsini onların yanında tut onlardan uzak durma dedi dedi. İşte eğer ki biz Kadir Gecesi'ni fi sebilillah, Allah'a yakın olma, Allah'a dost olma, Allah'la sohbet etme, onunla muhabbet etme olarak algılıyorsak işte o zaman Kadir Gecesi bizim için Kadir Gecesi olacak.
Ama yok ha bu toplulukta zor olur da aman ben bu geceyi işte ibadetle geçireyim de 80 yıllık ibadet etmiş gibi olayım, cennet garanti veya cehennemden kurtuldum, yok. Bu tam bir kulluk değil. Biz sufi topluluğu olarak Allah'ı sevdiğimiz için Allah'la beraber olmak isteriz. Allah'ı sevdiğimiz için Allah'ı zikrederiz. Biz paranın, makamın, mevkinin konuşulduğu bu kirli dünyanın kirinden üzerimize almak istemeyiz. Biz Allah'ı Allah olduğu için sever, Allah'ı Allah olduğu için zikreder, Allah'ı Allah olduğu için ona ibadet ederiz. Biz Allah'ı Allah olduğu için Kur'an'ına bakar, Allah'ı Allah olduğu için sünnet-i seniyyesine bakar, Allah'ı Allah olduğu için Allah dostlarıyla beraber oluruz.
Bizim aramıza, bizim içimize dünya girmez, menfaat girmez, para girmez, pul girmez, makam girmez, mevki girmez. Dünyevi istek ve arzular birbirimizin arasına girmez. Evet biz ticaret de yaparız, çalışırız, para da kazanırız. Biz bu konuda hiç kimseye şeyen illah deyip el avuç açmayız, hiç kimseden de bir şey istemeyiz. Ama biz insanlara, derviş kardeşlerimize, sufi kardeşlerimize menfaat gözü ile de bakmayız. Biz sema ederken kaç para, kaç para, kaç para diye sema etmeyiz. Veyahut da sema ederken kaç dolar, kaç euro diye hesaplamayız. Sema ederken nerede yatacağız, nerede kalkacağız, ne yedirecekler, ne içirecekler, otobüs gönderecekler mi, otel tutacaklar mı diye bakmayız.
Bizim her şeyimiz, fîse bilillah, Allah içindir. Allah için sever, Allah için buğz ederiz. Allah için sever, Allah için düşmanlık yaparız. Allah için birbirimizin gözünün içine bakarız. Allah için birbirlerimizin yüreklerinin içine bakarız. Allah için birbirimize destek çıkarız. Allah için kol kola dururuz. Allah için yan yana dururuz. Allah için sır sırta dururuz. Bizim başka bir derdimiz olmaz. O yüzden bu gece Kadir gecesi, bu gece de biz Allah için burada durur, Allah için Allah'ı zikreder, Allah için Allah'a dua ederiz. Ve Allah için birbirimize merhamet eder, Allah için birbirimize müsehamalı davranırız.
Allah için birbirimizin koluna girer, Allah için birbirimize destek oluruz. Allah içindir. Derdimiz odur bizim. Başka bir şey değildir. Bir hadis-i şerif daha var. Hadis-i şerifte, yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, o gece üç tevhid okuyan, üç tevhid, la ilahe illallah okuyan, bu Kadir gecesinin bereketinden nasiplenir bu manada.
Diyor ki sahabe, Ya Resulallah, hani bunu herkes yapar. Değil. Diyor ki Kadir gecesi, kafirlere ve münafıklara ağır gelir, müminlere hafif gelir. Tevhid, Allah'ın zikri de, müminlere hafif gelir. Kafir ve münafıklara hafif gelmez. O zaman ve bir kimse mümin ise, Müslüman ise, o tevhid ona ağır gelmez. Ben sohbetimin sonunda, üç tevhidle sohbeti bitireceğim inşallah. Hepimize hafif gelecek Allah'ın izninde. Ve ardından malum sema, ondan sonra dua, inşallah gecemiz son bulacak. Haklarınızı helal edin. Helal etmeyen varsa söylesin. Tersliğime tersimdir yani. Sen helal etmedin mi yoksa?
Sen arkana bakma, ha sana diyorum. Ettin mi? Biz de helal ettik. Helal ettin mi? Tamam ben de ettim. Tamam. Önzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftar-ı zikir fâle mennâhû. Senada buluşmak üzere. Haklarınızı helal edin.
Selamün aleyküm. Sen güller içinde gül. Ben can vereyim kahküllerinin arasında. Nasıl ama? Güldü hep ya. Nasıldı? Sen şiirimi duymadın. İsmail'e söyledim. Sen gözünü benden ayırma. Neden başkalarına bakıyorsun? Doğru diyorsun ya. Pardon. Gerçekten. Gözünü benden ayırdığın an yandın, yıkıldın demek ya. O sana benim gibi şiir okuyamaz ki. Hadi okusun bir şiir sana. Hadi. Heee. Oynayamayın gelin diyelim der demiş. Aman da olmayalım.
Allah razı olsun. Ben okudum senin kıvırcık saçlarına. Bir daha yok. O andı. O doğaçlamaydı. Bir daha olur mu? Olmaz. Ben ezberime hiçbir şey almıyorum. Ama istiyorsan bir tane daha çatlatayım. Bir seher yeli bekliyorum. Seher yeli gelsin de kıvırcık saçlarını yeniden rüzgarlara versin diye. O rüzgarların içerisinde kıvırcık saçlarına dolanıp hep seni düşünmek istiyorum. Ve her sabah sen bilir misin? Seher yeli beklemenin ne kadar acı olduğunu. Ve uzaklarda olsan dahi o kıvırcık saçlarının tellerinin arasında dolanmayı özlediğimi. dolandığımda dahi seni özlemimden dolayı yüreğimin çatlarcasına haykırışlarına sen hiç gece kalkıp da bunları duydun mu?
Cevap ver. Bak en büyük handikapın şu olacak. Sana böyle şiir söyleyen hiçbir kadın dahi bulamayacaksın. Aracaksın. Bulamayacaksın. Diyeceksin ki o çılgın adam gibi kimse söyleyemedi.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi