Üstad Mustafa Özbağ

Kadir Gecesi Karabaş-i Veli Tekkesi - 31 Mayıs 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Haziran 2019 · 1:17:21

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak nice Kadir gecelerini idrak etmeyi, yaşamayı nasip eylesin. Rabbim her gecesi Kadir olanlardan eylesin inşallah. Malum bugün Kadir gecesi, bin aydan hayırlı ayet-i kerime mucibince, Cenab-ı Hak inşallah son on gününü dolu dolu geçiren ve Kadir gecesini idrak eden kullarından eylesin.
Kur'an'la sabit olan, mübarek gecelerin anası diyebileceğimiz bir gece. Kur'an'ın indirildiği, Kur'an'ın indirildiği için de mübarek kılınan ve Kur'an'ın deyimle, tabirle bin yıldan daha, bin geceden daha gece hayırlı bir gece. Ben normalde bu akşam sohbeti hazırlarken, Kadir gecesiyle alakalı, Kadir gecesinin ehemmiyetiyle alakalı bir sohbet düşünmedim.
Madem ki bu ay Kur'an ayı, madem ki bugün Kur'an'ın indirildiği gece, o yüzden hakkınızı helal edin. Ben Kur'an'ın ahlakla alakalı bakış açısını anlatmaya gayret edeceğim dilimin döndüğünce. İslam dünyası çünkü Kur'an'ı muhakkak okuyor, muhakkak Kur'an'la haşir neşir olmaya çalışıyor. Kimisi Kur'an'ı duvara asmış, güzel bir şey.
Bunu normalde küçük gördüğümü zannetmeyin. Veya iş yerinin bir köşesinde veya cebinde telefonlarda veya yatak odalarında, musaflıkta veya salonlarında kitaplığın en nadide köşesinde Kur'an'ı bulunduruyor. Bu güzel bir şey. Yani ahidiyeti tespit etme, ait olduğu yeri görme, anlama açısından bence önemli. Bunu küçük gördüğümü zannetmeyin. Veya hatta bir kimse vefat ettiğinde arkasından Yasin-i Şerif okunması, Tebarek-i Ammi okunması, güzel şeyler. Bir kimsenin Müslümanlığını beyan etmesi, inancını beyan etmesi, bunu göstermesi, ahidiyet kesbetmesi. Bunlar güzel şeyler. Bunları böyle önemsemediğim, küçük gördüğüm manasında değil. Ama bizlerin, hepimizin, ben kendim adına ve kardeşlerin adına da bunu söyleyebilirim.
Eksiklik olarak gördüğüm Kur'an ahlakı. Yani biz Müslümanlar olarak ne kadar Kur'an ahlakına bağlıyız, ne kadar değiliz. Dolayısıyla biz Kur'an'ı ne kadar üzerimizde yaşatabiliyoruz, ne kadar yaşatmıyoruz. Biz nereye kadar Kur'an'la haşır neşir oluyoruz. Yani muhakkak okunması lazım, evlerin bir köşesinde durması lazım da, ama bizim Kur'an'la ilintimiz ne, Kur'an'la bağımız ne? Yani sadece hafızlık mı, veyahut da sadece Kur'an'ı okumak mı? Veya sadece işte Kur'an'ı Ramazan'dan Ramazan'a işte hatmetmek, Ramazan'dan Ramazan'a mukabele etmek mi? Bununla alakalı bunları hiç küçümsemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Hiç küçümsemiyorum. Yani bir kimse Kur'an'ı böyle alsa, sayfalarını elinle sevse, elinle sevse benim için ibadet.
Ben bu noktada onu küçük görme noktasında değilim. Ama Kur'an kendi bulunduğu çağda, yani indiği çağda, ve çağlar içerisinde ve çağlar ötesinde insanların arasında bir ahlaki devrim oluşturmuş. Yani tabiri caizse Kur'an bir ahlak devrimi yapmış. Aslında Kur'an aynı zamanda bir hukuk devrimi yapmış. Aynı zamanda bir siyasal devrim yapmış. Aynı zamanda ama en önemlisi ahlaki bir devrim yapmış. Tabiri caizse o gün içinde, bugün içinde insanlara öyle bir ahlaki örnekler sunmuş, insanlara öyle bir ahlaki değerler, insanlara öyle ahlaki bir felsefeye oturtmuş ki, o devrim hala da sarsıcı bir şekilde devam ediyor. Fakat biz o devrimin neresindeyiz?
Yani dilim belki de tuhaf gelebilir size, devrim filan ne oluyor, komünist mi oluyor filan diyebilirsiniz. Ama eski dilde ihtilal diyelim biz buna. Yani Kur'an sarsıcı bir şekilde kendi içinde bulunduğu toplumu dönüştürmüş. Kendi indiği toplumu değiştirmiş. Bunun açık örnekleri var sahabelerde. Yani bu o ilk sahabelere baktığımızda, o Mekke'deki ilk Müslüman olanlar, Medine Münevveri'de ilk Müslüman olanlar, bu ilk 20 yıl içerisinde Müslüman olan sahabelerin hayatlarına baktığımızda, geldikleri noktaya baktığımızda, bulundukları noktayla, geldikleri noktaya baktığımızda,
muhteşem bir değişiklik var. Onlarda öylesine bir değişiklik var ki, onlar böyle altın çağı dediğimiz bir çağ yakalamışlar. Öyle bir çağ yaşamışlar. Akıl üstü bir hale gelmişler. Aklın idrak edemeyeceği, aklın idrakta yoksun kalan, yoksun kalan pro tipler çizmişler. Ve baktığımızda, insanın imrenmemesi, insanın onlara bakarken kendinden geçmemesi mümkün değil. Aynı Kur'an, Kur'an'ın harflerinde bir değişiklik yok, Kur'an'ın hükümlerinde bir değişiklik yok, Kur'an'ın noktasında bir değişiklik, noktasında dahi bir değişiklik yok. Ama bugün geldiğimiz noktada baktığımızda, Kur'an, bu Kur'an'ın yetersizliği değil tabi, Müslümanlara baktığımızda, Müslümanlar Kur'an'ı kendi hayatlarına adapte edememe sıkıntısı var.
Yani biz Kur'an'ı yaşamıyoruz. Bu benim kendimce, kendi kendime bir derdim. Mustafa Özbağ olarak derdim. Ben Kur'an'ı yaşamıyorum. Tam manasıyla yaşayamıyorum. Benim sıkıntım bu. Benim derdim bu. Bunu normalde önce ahlaki noktada, sonra siyasi noktada, sonra ekonomik noktada, sonra bunu devletler nezdinde, devlet nezdinde, biz Kur'an'ı yaşamıyoruz. Ama bizim kolayımıza gelen şey şu, biz kendi yaşamadığımızı görmeden, başka kurum ve kuruluşların, şahısların yaşamadıklarını önümüze koyuyoruz. Filancalar yaptı mı ki, fişmanca yaptı mı ki, bunu şu yapması lazım, bunu bu yapması lazım deyip, nefsimiz bizi bu noktada haklı noktaya götürmeye çalışıyor. Ben kendi nefsime nasihatim bu.
Mustafa Özbağ, sen Kur'an'ın ahlaki dairesine tam bir şekilde bağlı olup bunu yaşamıyorsun. Derdim bu. Ve bu dertle dertleniyorum kendimce. Hani diyorum ya, İslam'ı yaşama ve yaşatma derdimiz olsun. Kur'an'ı, bu İslam dediğimizde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, veda hutbesinde, defalarca mütevatirdir bu, hadis-i şerif. Bakın, veda hutbesindeki bütün sözler, kelamlar, mütevatirdir. Neden? Birçok sahabe, yaklaşık beş yüz bin kişi dinlemiş. Veda hutbesini. Ve bir de kemale gelmiştir din. Din kemale geldiğinden dolayı, veda hutbesi çok önemlidir. Veda hutbesinde dönüp dolaşıp, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bize şu nasihatte bulunuyor.
Diyor ki, size iki şey bıraktım. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa, kurtuluşa erer. Bunun birincisi Kur'an, ikincisi benim sünnetimdir. Birincisi Kur'an, ikincisi benim sünnetimdir. Kur'an'ı sünnetsiz anlamaya çalışmak, Kur'an'ı sünnetsiz yaşarım demek, cehalet işidir, cahillerin işidir. Bu, gavurcukların işidir bu. Allah muhafaza eylesin. Buradaki sıkıntı, Kur'an'ın anlaşılması ve yaşanmasıdır. Cenab-ı Hak Kur'an'ı diyor ki, ben anlaşılır bir kitap indirdim size. Anlaşılır. Ve Kur'an yaşanılır bir kitaptır. Yaşanmış çünkü. Eğer yaşanmamış olsaydı, diyecektik ki, biz yaşanmamış, bir itibik bir şey var. Ama yaşanmış. O yüzden yaşandığı için zaten sahabelerin o altın devirlerini görüyoruz.
Yaşandığı için zaten kendimizi biz oraya bakaraktan kendimizi ölçüyoruz. Sahabe devri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve o ashab bize ayna, biz baktığımızda onlara kendimizi göreceğiz. Veya Kur'an'ın hükümlerine baktığımızda kendimizi göreceğiz. Kendimizi görsek, biraz akilliğimiz var ise, biraz erdemliliğimiz var ise, kendimizi düzeltmeye başlayacağız. Düzeltmeye çalışacağız. Zaten düzeltmeye başlıyorsak, düzeltmeye çalışıyorsak, Kur'an evet bize indi. Bin aydan hayırlı. Neden hayırlı? Kur'an indi. Kur'an'ın hürmetine bin aydan hayırlı. Kur'an'ın hürmetine. Buradaki değer Kur'an'dır. Kadir gecesi, Kur'an indirildiği için gece değerlidir. Kur'an olmamış olsaydı, gecenin bir anlamı olmayacaktı.
Diğer gecelerden farklı bir gece olmayacaktı. Ama Kur'an indirildiği için önemli. E Kur'an'ı yaşamayan bir kimsenin üzerinde, Kadir gecesinin bin geceden hayırlı bir faziletli bir gece olup, düşünebilir mi böyle bir şey? Yani o şuna benziyor, Cuma'dan Cuma'ya Müslümanlık gibi veya Kandil'den Kandil'e Müslümanlık gibi. Canım kardeşim Kur'an'ı yaşa, Kur'an'ı yaşa. O yüzden Kur'an bugün dahi incelendiğinde, ahlaki bir devrim bizim önümüze koyuyor. Ahlaki bir devrim. Biz İslam dünyası olarak bu ahlaki devrimi kendi nefislerimizin üzerinde tecelli ettiremezsek, kendi nefislerimizin üzerinde biz bunu yaşamazsak, yaşatamazsak, o zaman biz Kur'an'dan uzakız.
Zaten Müslümanların handikapı da bu. Yani Müslüman, mümin, namazında, abdestinde ama Kur'an'ın haram ettiği, yasakladığı şeyler de içinde. Ve Kur'an'ın ahlaki değerlerini, Kur'an'ın ahlaki hukukunu, hükmünü kendi üzerimizde tesis etmekte problem. Bakıyorsunuz Müslüman dünyaya, Müslüman dünya Kur'an'ı kendi üzerinde, kendi nefislerinde tesis edememe sıkıntısı var. Bu Kur'an'ın suçu değil, bu İslam'ın suçu değil. Bu Müslümanların hatası, Müslümanların kusuru, bu Müslümanların suçu. Din, muazzam kaidelerini koymuş, ama Müslümanlar o muazzam kaideleri, işin enteresanı ya bilmiyorlar, yani okumuyorlar, iki, ya da okuyorlar, uygulamıyorlar, okuyorlar, uygulamıyorlar. Bu ikisi var bizde.
Bir, ya bilmiyoruz, iki, ya da biliyoruz, bunu uygulamıyoruz. Biliyoruz, uygulamıyoruz. Yani, işte, meşhurdur ya, kıssalar çok böyle örnek verilir. Hani sufiler buna çok örnek verirler. Hani bir kimse, işte hasta, doktora gitti, ee doktor ona ilaç verdi, ee o ilacı kullanmadı, hastalığın geçer mi? Geçmez. veya doktor ilacı verdi, gitti, adam ilacı aldı, okudu, perspektif mi diyorsunuz ona, neye iyi gelir, neye iyi gelmez? Okudu, Mustafa Özbağ gibi koydu kenara. Gene kullanmadı. Kullanmadı. Bu aynı şey bizde. Bir, ya biz doktora gittik, hastalığı teşhis ettirdik, ilacı aldık, okumadık bile. ee o ilaç, o geçer mi?
Geçmez. Ya da ikincisi, ilacı aldık, okuduk perspektifini, attık kenara. E o hastalık geçer mi yine? Yine geçmez. Bu sufilerde değişik, bu böyle bir menkıbe vardır, sufilerin üzerinde. Hani bal menkıbesi vardır ya, ee bal şifadır. E iyi, bal şifa, aldın balı, koydun kavanozda. E kavanozdan yala, kavanozdan gördün. gördün, balı yemeden şifa oldu mu? Olmadı. Yahu balı yiyeceksin kardeşim. Balı yemezsen, o şifayı bulamazsın. Bu da onun gibi. Kur'an'ı biz okuduk mu? Okuduk. Ama yaşamadık. İlacı içmedik, kullanmadık ilacı. Veya bir kısmımız, okumadı bile. Sakın ha! Okumayanları Müslüman değilmiş gibi, görme noktasında değilim. Yaşamayanları Müslüman değilmiş gibi, görme noktasında değilim.
ben çoğaltırım, genişletirim ben halakayı. Ben o yüzden bir kimse Kur'an okumasını, bilse de, bilmese de, yaşasa da, yaşamasa da, La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah dediyse, benim Müslüman kardeşimdir. Demeyen, Müslüman adayıdır. Dememiş daha, o Müslüman adayıdır. Aday, ona düzgün tebliğ gitmemiş, ona düzgün bir anlatılmamış, ona düzgün bir şekilde, meseleler onun önüne konmamış. O yüzden o daha Müslüman olmamış. Bunun sorumlusu kim? Bütün Müslümanlar. Bir kimse, La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah demiş, yaşamıyor. Yaşamıyorsa, bunun sorumlusu kim? Bütün Müslümanlar. Neden? Ya biz ona doğru imdeleri, doğru hukuku, doğru kanunu, doğru ölçüler, biz ona anlatamamışızdır. Müslümanlarındır bu.
Yani bir tarafta, La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah, Müslümanım deyip, öbür tarafta, Kur'an'ın yasakladığı, Kur'an'ın düşük gördüğü, Kur'an'ın bu noktada seviyesiz gördüğü, hal ve hareketleri, veya düşünceleri, veya sözleri, davranışları, o Müslümanların üzerinde, o kimseler gördüğü müddetçe, yani o kendince diyecek ki, ya bu mu ya bana anlattığınız İslam, diyecektir. Veyahut da, bu hala daha zaman zaman ben karşılaşırım. Yani sufilerin üzerindeki eksiklikleri ve noksanlıkları, sufiliğe bağlamak gibi. Yani baktığınız zaman, ya kardeşim, sufi sen, yani dilenme, çıkma orta yere, menfaat üzerine sufilik konmaz, menfaat üzerine sufilik kurulmaz. E bunu böyle yaptığında, dışarıdaki bir kimse bunu gördüğünde, bu sefer laf sufiliğe geliyor.
Veyahut da, sen öyle bir ahlaki ölçü, öyle bir ahlaki duruş sergile ki, bütün insanlar sana hayran olsun. Desin ki, ya böyle sufiliğe kurban olayım. Sen öyle bir kardeşlik tesis et. Öyle bir hizmet koy orta yere. Öyle bir kardeşlik yap. O kardeşliğin peşinden herkes kozsun. Sen öyle bir kardeşlik kur ama. Sen öyle bir kardeşlik kur. Herkes hayran hayran kalsın. E biz o sufiliği yaşarken, o kardeşliği kurgulayamıyorsak, o hizmeti yapamıyorsak, insanları tepeden bakıyorsak, ötekileştiriyorsak, en iyi derviş biziz deyip de, insanları itiyorsak, tepeden bakıyorsak, burada bir çay dağıtırken, sanki kendi babasının malını dağıtıyormuş gibi, bir çorba, bir kase çorba dağıtırken, sanki babasının malını dağıtıyormuş gibi, tepeden davranıyorsak, öz eleştiri yapıyorum.
Buradaki insanlara biz hardhurt yapıyorsak, bağırıp çağırıyorsak, onlara böyle, sanki biz çok matah bir kimseymişiz gibi, davranıyorsak, o zaman biz nerede duruyoruz? Bu sufiliğin suçu değil. Bu bizim suçumuz oluyor. Veyahut da ders yaptıran bir kimse, ders yaptırdığı kimselere, kendisine hizmet ettiriyorsa, ve onlara baskı yapıyorsa, tepeden davranıyorsa, bu sufiliğin suçu yok, bu da bunun gibi. Yani normalde, Müslümanlar Kur'an'ı okuyorlar, ama yaşamıyorlar. Yaşamadıkları için de, dışarıdan bakanlar, bunu dinin bir eksikliğiymiş gibi görüyorlar. Müslümanlar bu noktada çok büyük bir, yükün altındalar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Kur'an bu manada, ahlaki bir devrim yapmış. O ahlaki devrim, böyle artçı depremler gibi, insanları hala da sarsmakta.
Eğer Kur'an'a tabi olur, Kur'an'a bu noktada yaslanır, Kur'an'a inanır, Kur'an'ın üzerindeki, Kur'an'ın içindeki hükümleri, üzerinde yaşamaya başlarsa, işte o ihtilali, o yenileyici, o yenileyici kuvveti, o değiştirici kuvveti, o zaman tanıyor. O zaman imanı kemale eriyor. Çünkü, Allah, bu alemi her an yenilediği gibi, Kur'an anlayışını da, mana olarak her an yeniliyor. Ve o yenilenen Kur'an'a tabi olursa bir kimse, o kimse de yenileniyor. Eğer Kur'an'a tabi değil ise o kimse, yeniden doğmuş gibi, yeniden Müslüman olmuş gibi, Kur'an'a bakmıyorsa, o zaman kendisini yenileyemiyor. Köhneleşiyor, hımbıllaşıyor, kirleniyor, paslanıyor. Ve ne acı bir şey, Allah muhafaza eylesin, manevi olarak yok olup gidiyor.
Allah bizi onlardan eylemesin. O yüzden Kur'an birinci derecede, insanların sorumluluğunu, genel bir şekilde insan sorumluluğunu önde tutar. İnsanlar ahlaklarından sorumludurlar. İman edenler, Kur'an'ın hükümlerinden sorumludurlar. Din bizi başıboş bırakmaz. Din bizi başıbozuk bırakmaz. Kur'an kendisine iman edenleri, orta yerde bırakmaz. O yüzden, bir mesuliyet, bir sorumluluk yükler. Ve o sorumluluğu, o mesuliyeti, bir Müslümanın, bir müminin yaşaması gerekir. O mesuliyeti, hissetmesi gerekir. O sorumluluğu, muhakkak muhakkak, üzerinde görmesi gerekir. Bugün, hayvanlar dahi, kendi içlerinde, sorumluluk iç güdüsüyle yaşıyorlarsa, nasıl bir anne kuş, bir anne kuş, yuvasında bulunan, civcivleri besleme sorumluluğunda bulunuyorsa, nasıl bir anne koyun, kuzularını besliyorsa, kendi dairesinde, kendisine göre,
bir sorumluluk aldıysa, tabiattaki, varlıktaki, börtüden, böcekten tutun da, tohumlara, çiçeklere kadar, her şey, kendi aklınca, kendi sorumluluklarını, yerine getiriyorsa, insan, akil bir şekilde, kendi sorumluluğunu da, yerine getirip, halife olduğunu, göstermesi gerekir. Halife isek, ki öyleyiz, Allah bizi yaratırken, halife olarak yarattı. Ve halife isek, biz sorumluyuz, ve sorumluluğumuzun, bilincinde olmamız gerekir. O yüzden, Kur'an, bütün, emirleriyle, nehileriyle, yani, yapın dedikleriyle, yapmayın dedikleriyle, insan merkezlidir. Her şey, insanın üzerine odaklanmıştır. Kur'an, insanı merkezine alır.
Ve bütün, hükmünü, bütün hukukunu, bütün tavsiyelerini, bütün yasaklarını, insanın üzerine odaklandırır. Ve insanı, merkeze oturtturur. Ve insana der ki, sen sorumlusun. Sorumsuzluk, başıboşluk, boş vermiştik, deccalist, kapitalist sistemin bize, içimize kattığı hastalıktır. Dolayısıyla, şeytanın bize, içimize kattığı bir hastalıktır. Şeytanın heva ve hevesine kapılanlar, sorumluluk almazlar. Şeytanın heva ve hevesine kapılanlar, disipline olmazlar. Şeytanın heva ve hevesinin, kayığına binenler, bu sorumluluktan kaçarlar. Burada, o kimse, Kur'an'a değil, sorumsuzluk yaptığında, ciddiyetsizlik yaptığında, o heva ve hevesine gitmiştir.
Bakara, ayet 284, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Mülk Allah'ındır. Malikül mülk olan Allah'tır. Her nerede ne var ise. İçinizde olanı açıklasanız da, gizleseniz de Allah, onunla sizi hesaba çeker. Ve dilediğini bağışlar, dilediğini ise azap eder. Allah, her şeye kadirdir. Cenab-ı Hak böyle buyuraraktan, içimizden ve dışımızdan ne çıkarsa, içimizden geçenler dahil, Allah'ın onunla bizi hesaba çekeceğini söyler. Sufiler, bu ayeti kerimeyi, nesuh mesuh meselesine katmazlar. Yani işte, biz içimizden geçenlerden de mi sorumluyuz dediğinizde, hani işte bu dışarı çıkmadığınızda, bundan sorumlu değilsiniz.
Şeriatın, hukukun koyduğu kaide budur. Ama Sufiler öyle düşünmezler. Sufiler derler ki, bu ayeti kerimede, biz derler, içimizden geçenlerden de sorumluyuz. Sorumluyuz. Allah buradan da hesaba çeker mi? Bu Sufi anlayışıdır. Biz Allah'ın buradan da bizi, hesaba çekeceğini düşünüyoruz. Ama, ben bu ayeti kerimeyi, sorumluluğun, gelmiş olduğu noktayı belirtmek için aldım. Dikkat edin, öyle bir sorumluluk anlayışı ki, biz içimizden geçenlerden dahi, sorumlu olarak göreceğiz kendimizi. Biz içimizi dahi, temiz tutmakla mükellefiz. Ne zaman ki biz içimizi de temiz tuttuk, o zaman biz kemale ereceğiz. Bu yalnız içini temiz tutmak, hani böyle toplumda söylenen, benim kalbime bak kalbime, benim kalbim temiz böyle bu, boş, terenenli değil.
Bunlar toplumu aldatan felsefeler. Sen kalbine bak canım, kalbin temizse bir sıkıntı yok. İçki haram kardeşim, nesinin kalbine bakacaksın? Fuhuş haram nesinin kalbine bakacaksın? Faiz haram neyin kalbine bakacaksın? İnsanlara zulmetmek haram neyin kalbine bakacaksın? Allah'ın haram kıldığı bir şey senin üzerinde var ise, senden bu tecelli ediyorsa, neyin kalbine bakacaksın sen? Aldatma kendini. Bu şeytanın aldatması, bu şeytanın kandırması, senin için de dışın da temiz olacak. Senden kötülük sudur etmeyecek. Senden kötü söz sudur etmeyecek. Kötü bir bakış sudur etmeyecek. Senin elinden, dilinden bütün insanlar emin olacaklar. Senin kalbin temiz dedikodunun dik alasını yapıyorsun.
Neren kalbin temiz senin? E gıybet ettin, kalbin temizmiş. Onu bak kalbim temiz böyle böyle oldu. Ya kalbin temiz nereden? Dedikodunun içine düştün. Allah'ın haram kıldığı bir şey yaptın. Nereden kalbin temiz senin? Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak bizi sorumluluğun ta zirvesinde istiyor. Düşünebiliyor musunuz? İçinizden geçenlerden dahi sorumlusunuz diyerek sorumluluk bilincimizi arttırıyor. Biz o kadar tetikte, o kadar dikkatli davranacağız ki içimizden geçen dahi kötülük olmayacak. Bu ahlaki zirve. O yüzden bu sorumluluğun bilincinde olacak Müslüman. Ve Müslüman sorumlu, mümin sorumlu, mükellefiz. Biz kaderiyeci değiliz.
Biz cebriyeci değiliz. Biz bir şey başıboş vermişlik yapamayız. Kendimizi her daim disiplin altında tutmakla yükümlüyüz. Müslüman her daim sorumluluk bilincinde hareket eder. Gözünü, kaşını, kulağını, elini, ayağını dikkatli kullanır. Çünkü Allah bunların hepsinden de bizi hesaba çeker. O yüzden sorumluluğumuzu bizim ön üst noktaya getirir. Ve normalde bu sorumluluk gereği insan Allah'a ve O'nun vahyettiği gerçeklere inanmak. O'na şartsız itaat etmek. Şartsız. Amasız, nedensiz, niçinsiz. Allah'a itaat etmek. O'nun kelamı, eserleri ve nimetleri üzerinde fikretmek. Yani tefekkür etmek. O'nu zikretmek.
O'nu zikretmek. O'na şükretmek. O'nu her şeyden çok sevmek. O'na günlük ibadetlerini harfiyen yerine getirmek. O'na güvenmek. Hata yaptığımızda tövbe etmek. Hata yapmasak da tövbe etmek. Rahmetinden ümit kesmemek. Zorundayız. Müslüman bu sorumluluğun altındadır. Bunlardan sorumludur. Allah sorumluluklarını yerine getirip getirmeyenleri de yine o hesap gününde hesaba çekeceğini söylemiş. Ve Kur'an-ı Kerim'de Kevf suresi uzun 48 ve 49. O gün bütün insanlar hesap vermek için saflar halinde Rabbinin huzuruna çıkarılacaktır. Allah onlara şöyle diyecektir.
Şüphesiz huzurumuza ilk yarattığımız gibi geldiniz. Halbuki dünyada sizleri hesaba çekmek için bir yer ve zaman tayin etmediğimizi sanıyordunuz. O gün herkesin amel defteri ortaya konur. Ey Muhammed! Günahkarların amel defterlerinden korkarak eyvah bize bu nasıl deftermiş ki büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş dediklerini görürsün. Onlar işlediklerinin cezasını bulurlar. Rabbin hiç kimseye zulmetmez demiştir Cenab-ı Hak. O yüzden insan Allah'tan sonra peygamberlerine, kendi ulvi değerlerine, sufi ise üstadına ve kardeşlerine, kendisine, ailesine, çevresine ve tüm insanlara karşı sorumludur. Bir mümin, bir sufi, sorumluluğu sadece kendine ait değildir.
Ailesine sorumludur. Çocuklarına sorumludur. Elinin altındakilere sorumludur. Bütün insanlığa sorumludur. Bütün varlığa karşı sorumludur. Sen sadece insani değerler açısından sorumlu değilsindir. Sen bütün dünyaya, bütün varlığa sorumlusun. Uzay dahi olsa sen uzaya bir tane poşet atamazsın, kirli poşet. Sokaklara sorumlusun, şehrine sorumlusun, vatanına sorumlusun, dünyaya sorumlusun. Afrika'daki aç'a sorumlusun, dünyanın herhangi bir yerinde, hangi dinden olursa olsun, bir kimse zulmediliyorsa sorumlusun. Dünyanın herhangi bir yerinde, nerede olursa olsun, bir kimse aç ise sorumlusun, açıkta ise sorumlusun. Dünyanın herhangi bir yerinde, bir kadına tecavüz ediliyorsa sorumlusun, bir çocuğa tecavüz ediliyorsa sorumlusun.
Bir erkek çocuğa tecavüz ediliyorsa sorumlusun. Bir kimse içkiden orada helak olduysa, uyuşturucudan helak olduysa sorumlusun. Müslüman, mümin bu sorumluluktan kaçamaz. Bir sufi bu sorumluluktan kaçamaz. Gözünüzden sorumlusunuz, harama bakma. Kulağınızdan sorumlusunuz, haramı dinleme. Elinizden sorumlusunuz, harama elini uzatma. Ayağınızdan sorumlusunuz, harama doğru yürüme, koşma. Kalbinizden sorumlusunuz, kalbinizden haramı geçirme. Kalbini zikrullah ile doldur. Allah'ın muhabbeti ile doldur. Sorumlusun. Dünyanın bırak, uzayın derinliklerinde bir zulüm varsa ondan sorumlusun.
Herhangi bir varlık, başka bir varlığın üzerinde zalimlik yapıyorsa sorumlusun. Mümin sorumludur. Gözünün gördüğü, görmediği, kulağının duyduğu, duymadığı mümin sorumludur. Ve birinci derecede Allah'a, peygambere, insanlığa, ailesine, çocuklarına çocuklarınızı başıboş bırakamazsınız, sorumlusunuz. Eşler, kadın ve erkekler birbirlerinin velisi hükmündedir.
Birbirlerinden sorumludurlar. Kadın ben kocamdan sorumlu değilim diyemez. Erkekler ben karımdan sorumlu değilim diyemez. Mahallenizden ben sorumlu değilim diyemezsiniz. Ülkenizden ben sorumlu değilim diyemezsiniz. Ülkenize biz hain eller uzanıyorsa o eli kırmakla mükellefsiniz. Biz sorumsuzluk şeytanın işidir. Bizim kalbimize vermiş olduğu vesvesedir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu sorumsuzluk düşünmemiz mümkün değil. Sorumsuzluk düşünülemez bir şeydir. Ve vahşi kapitalizmin, vahşi deccalizmin bizim içimize attığı bir fitnedir bu. O yüzden ahlaki sorumluluğumuz bariz bir şekilde, Kur'an'da da ifade edilir. İsra suresi, oku kitabını.
Bu bireysel sorumluluğumuz, ahlaki sorumluluğumuz. Bugün nefsin sana hesap görücü olarak yeter. Kim doğru yola giderse ancak kendisi için doğru yola gitmiş olur. Kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez. Bireysel olarak bu noktada sorumluluğumuzdan kaçamayız. Ve Cenab-ı Hak bunu diyor ki, nefsiniz size yeter görücü olarak, kitap gözünüzün önünde hesap gününde indirildiğinde kendi nefsinizi görürsünüz.
O yüzden kim bu noktada doğru yola gitmişse, kendisi için gitmiştir. Kim de sapmış bir yola gittiyse, yine kendisi için gitmiştir. Ama bir başkasının günahını, bir başkası çekmeyecektir. Ama biz o sorumluluğumuzu yerine ne kadar getirdik? İnsanları günahlardan uzaklaştırmak için ne kadar koşturduk? İnsanların Allah'ı sevmesi, Resul'ünü sevmesi, dinle barışması için ne kadar mücadele ettik? Ne kadar fedakallıkta bulunduk? Biz de bundan sorumluyuz. Hadis-i şerif, şu üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır. Dikkat edin, üç kişi. İyileşinceye kadar akıl hastası olan deliden, bir kimse akli muazenesini kaybetti. İyileşinceye kadar sorumlu değil.
İyileştiğinde sorumlu. Hatta İslam fıkıhçıları bunun üzerinde tartışma yapmışlar. Yani o hasta olduğu zamanki namazlarından, oruçlarından sorumlu mu değil mi? İade etmesi gerekir mi, gerekmez mi diye değişik iştahatlar koymuşlar. İkincisi, uyanıncaya kadar uyuyandan, bir kimsenin uykudaki halinden sorumluluğu kalkar. İşte sayıklar, ne bileyim küfreder, uyur gezerdir. Veyahut da işte uykuda, uykuda yaptığından, ettiğinden sorumlu değil. Bülüğ çağına erinceye kadar çocuktan. Bu üç kimseden sorumluluk kaldırılmıştır. Geri kalan hepsi de sorumludur. Allah bizi muhafaza eylesin. Her nefsin kendi için hazırlandığını bileceği, içlerinden hiçbirinin bırakılmayacağı, davranışlarının her birinin tesbit edilip yazılacağı, herkesin tek tek hesaba çekileceği, kulak, göz ve kalbin mesul tutulacağı, dünyada verilen nimetlerin hesabının sorulacağını, Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde, değişik ayetlerde kesin bir şekilde belirtmiştir.
Bunlardan birkaç örnek, Tekvir Suresi, ayet 11 ve 14'e kadar, gök yerinden oynatıldığı zaman, cehennem ateşlenip yakıldığı zaman, cennet yaklaştırıldığı zaman, herkes önceden hazırladığını görecektir. O zaman biz hazırlıyoruz. Cennetliğimizi hazırlayan biziz. Cehennemliğimizi hazırlayan biziz. Biz kaderiyeci veya cebriyeci değiliz. Biz mükellefiz. Sorumluyuz. O zaman biz ne hazırlıyorsak, hesaba çekildiğimizde onu göreceğiz. Doğru yolda gidenler, kendilerini rahmete, lütfa, ikrama doğru götürecekler. Sapkınlığa doğru gidenler de, kendilerini cehenneme doğru götürecekler. Bunun sebebi, bunun mesuliyeti, bunun sorumluluğu, biz kendimize aittir.
Yine İnfita suresi, ayet birden beşe kadar. Gök yarıldığı zaman, yıldızlar dağılıp döküldüğü zaman, denizler fışkırtıldığı zaman, kabirlerin içinde olanlar dışına çıkarıldığı zaman, her nefis neyi yaptığını, neyi de ertelediğini bilecektir. Her nefis neyi yapıp, neyi ertelediğini, hangi ibadetleri yaptı, hangi ibadetleri yapmadı, erteledi.
Hangi farzları yerine getirdi, hangi farzları yerine getirmedi de, yarın yaparım dedi. Ya işte namaza başlayacağım ama, işte en kısa zamanda başlayacağım. Ya oruç tutamadım bu sene ama, ben seneye tutacağım. Erteliyor ya, veya zekatı, erteliyor. Biraz daha para kazanayım, sonra zekat vereyim. veya herhangi bir ibadetini erteliyor, geciktiriyor. Namazı geciktiriyor, orucu geciktiriyor, hayır hasenatı geciktiriyor, tövbeyi geciktiriyor, zikri geciktiriyor, erteliyor. Cemaatle yapılacak olan ibadetleri, geciktiriyor, erteliyor. Cenab-ı Hak diyor ki, o gün kabirlerinden kaldırıldığınızda, neyi yerinde, zamanında yapıp, neyi ertelediğinizi göreceksiniz. Yine İsra suresi, ayet 36, Ey insanoğlu, bilmediğin bir şeyin ardına düşme.
Çünkü kıyamet gününde, kulak, göz ve kalp, işte bütün bunlar, yaptıklarından mesuldür. Bakın, mesuliyete bakın, sorumluluğa bakın. Diyor ki, bilmediğin bir şeyin peşine düşme. Sana ne? İnsanların özel halleri, sana ne insanların evlerinin halleri? Bak, sen insanların evlerine gözünü dikiyorsun. O göz, bundan sorumlu. Bak, insanların sen özel görüştüğü, sır olduğu, fısıldaştığı şeyleri dinlemeye çalışıyorsun. Bunlar senin sorumluluğunda, bunlardan hesaba çekeceksin. İnsanları takip etme. İnsanları özel olarak, böyle, tabiri caizse, radar altına alma. Sorumlu değilsin bundan sen. İnsanların özel hayatlarını araştırma. Bundan mütellefsin, bundan hesaba çekileceksin.
Dikkat edin, nasıl toplumsal bir hastalığa dem vuruyor, Cenab-ı Hak. Nasıl toplumsal bir hastalığa dem vuruyor. Ne kadar ilgiliyiz insanların eksikliklerini, noksanlıklarını araştırmakla. Ne kadar ilgiliyiz insanlar neler yaptı, neler yapmadıyla. Ne kadar ilgiliyiz insanların kusurlarını orta yere çıkarmakla. Cenab-ı Hak diyor ki, kalp, işte bunların hepsinden mesuldürler. Kalbinden geçenlerden de mesuliyet koyuyor. Yapma, sufice yaşa. İçini tertemiz tut. La ilahe illallah derken, kalbinde hiçbir şey kalmasın. Öyle tevhidecek. Öyle Allah'ı zikret. Öyle mümin bir kul ol. Tekasur suresi ayet 8. Sonra o gün verilen her nimetten sorguya çekileceksiniz. Cenab-ı Hak bu kadar nimetleri bahşetti sana.
Seni başıboşun bırakacak. O nimetlerin şükründen, o nimetlerin hamdinden sorguya çekileceksin. Altındaki arabadan, evinden, katından, yatından sorguya çekileceksin. Bu malı nerede harcadın? Bu arabayı nerede harcadın? Bu evi nerede harcadın? Bu evde aç, fakir, fukara yattı mı? Bu evinde senin fukara insanlar doydu mu? Evinde Allah'ın zikri oldu mu? Evinde Allah dostları, müminler, misafir oldu mu? Bundan sorguya çekileceksin. Milyonlarca verip aldığınız o mobilyalardan sorguya çekileceksiniz. Kime aldınız o mobilyaları? Gösteriş için mi aldınız? İnsanlar desinler diye mi aldınız? Üzerinde bir fukara insan oturdu mu?
Evinde hiçbir fukara kimse yattı mı? Evinde zikrullah halakası, Kur'an halakası kuruldu mu? Evin ne kadar mamur olursa olsun harap. Hadis-i şerifte diyor ki içinde Allah'ı zikrir yapılan ev çok muhteşem olsa da haraptır, viranedir. İçinde zikrullah olan ev, viranede olsa mükemmeldir, saraydır. Hesaba çekileceksin, arabandan hesaba çekileceksin, evinden hesaba çekileceksin, evindeki eşyandan hesaba çekileceksin, giydiğin kıyafetten hesaba çekileceksin, yaptığın harcamalardan hesaba çekileceksin.
Ey insanoğlu gel vaktini nerede harcadın hesaba çekileceksin, ey insanoğlu gel Allah sana sağlık verdi hesabını ver Allah sana göz verdi kulak verdi ayak verdi dil verdi vücut verdi hesabını ver sen bu vücudunu nerede harcadın bu ömrünü nerede harcadın bu paranı sen nerede harcadın hesaba çekileceksin. Hesapsız yok sorumlusun, harcadın bir kuruştan dahi sorumlusun, bir liradan dahi sorumlusun, paranı kimler yedi Hz. Muhammed-i Mustafa senin yemeğini namaz kılanlar yesin derken sen önce namaz kılanlara mı yedirdin, sen zekatını kimlere dağıttın, zekatını Müslüman alanlara mı verdin, borçlulara mı verdin, fukaralara mı verdin,
Allah yanında cihat edenlere mi verdin, yolda kalanlara mı verdin yoksa versinler deyip şataat yapıp şatavat yapıp aman ne kadar zekat versinler deyip gösterişe mi daldın. Hesaba çekileceksin hesapsız bırakmayacak seni sana vermiş olduğu her nimetin hesabını soracak akıl nimetinin hesabını soracak sana göz nimetinin hesabını soracak sana dil nimetinin hesabını soracak sana duyma nimetinin hesabını soracak sana Enteresan bir hadis var. Sağır diyor, sağır, sağır. Mahşer yerine getirilir. Ona denilir ki sen İslam'a itaat ettin mi? Sağır der ki diyor, ben duymadım ki İslam'a itaat edeyim.
Allah ona mahşer yerinde, şimdi itaat et bana der diyor, şimdi bana itaat et. O sağır'a der ki diyor, dosdoğru cehennemime git, imtihana bak. Sağır diyor, cehenneme gitmekten imtina ederse, itaat etmezse, mahşerdeki hesap bu. Ey mümin kardeş, sufi kardeş, ben duymadım yok. Hani var ya kör olarak gidenler, amalar içinde söylüyor.
Sen Allah yolunda neden koşmadın amaya soruyor. Mahşerde soruyor, mahşerde. Ama diyor ki, ben görmedim ki. Ben amaydım, ben görmedim. Amaya diyecek ki diyor, amaya. İşte şimdi gördün. Allah'a itaat et, gir cehenneme. Allah'a itaat et, gir cehenneme. Birisi daha. Kim? Aklını yitirenler. Az önce hadis-i şerif var ya, sorumluluk kaldırıldı diye. Evet, dünyada sorumluluk yok. Mahşerde o da hal kalacak. Ona da diyecek, sen neden İslam'dan uzak durdun? O diyecek ki, benim aklım yoktu. Şimdi aklım var. Emrediyorum, gir cehenneme. O ahma, sağır ve aklı olmayan. Üçü, tereddüt edecekler. İmtihana bak.
Tereddüt ettiklerinde diyor, cehenneme girmek istemeyecekler. Allah'a itaat edebilecekler. Allah'a itaat eder. Cehenneme doğru giderlerse, Allah cehennemi onlara azapsız verecek. Azap olmayacak. Ve onlar birçok kısa bir müddet de cehenneme durup cennete gidecekler. Ama orada itaat etmezlerse, ebedi cehennemde kalacaklar. Yaratıldıysan sorumlusun. Yaratıldıysan sorumlusun. Sorumsuzluk yok. O gün verilen her nimetin hesabı sorulur sana. O yüzden nimetlere hamd etmek. Nimetlere şükretmek. Verilen nimetlerin karşılığında Allah'ı zikretmek. Verilen nimetlerin karşılığında Allah'a ibadet etmek.
Hani hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, yani Allah'a vermiş olduğu nimetlerden dolayı sevin. Yani sevin ya Allah'ı sevin. Size bu kadar nimet vermiş. Hiç olmasa Allah'ın vermiş olduğu nimetlerden dolayı onu sevin. Beni de diyor, Allah'ın beni sevdiği için sevin. Nimetlerden sorumlusunuz. Arabanız Allah yoluna çalışacak. Ailenizi, çoluğunuzu, çocuğunuzu da getirecek, götürecek. Allah yolunda çalışacak. Eviniz Allah yolunda çalışacak. Paranız Allah yolunda çalışacak. Allah kendi yolunda mücadele eden, mücadele edenlere yollarını açar. Allah onu bereketlendirir, merak etmeyin. Allah onu nimetlendirir, merak etmeyin.
Hesaba çekileceğinizi idrak edin. Ve Müslümanlar bu sorumluluklarını idrak etmekle mükellefler. Bu sorumluluğunu idrak et. Gençliğini nerede harcıyorsun? Kafelerde mi, barlarda mı, pavyonlarda mı? Burnunu dayaya daya vitrin seyretmelerde mi? Hangi bilmem hangi kahvede, bilmem hangi kahveyi içerekten mi? Ay filanca yere takılaraktan mı? Kardeşler geçiyor hepsi. Bunların sorumluluğunu Allah soracak. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak, Kur'an'ında sorumluluk için hürriyet bahşetmiştir bize. Burası çok önemlidir. Ben hep derslerde derim ya, biz hürüz. Bu sorumluluğumuzu yerine getirip getirmemekte hürüz. Cebriyeci değiliz biz.
Biz kaderiyeci değiliz. Sorumluluğumuzu getirip getirmemekle alakalı meşru bir şekilde. Cenab-ı Hak bizi cüz irade noktasında hür vermiştir. O yüzden nasihat ve öğütler, nasihat ederken Kur'an bize, bize öğüt verirken veya herhangi bir nasihatçı, herhangi bir öğütçü bize nasihat ve öğüt verirken bizim hürriyetimize müdahale etmeyecek, edilmemiş Kur'an bizim hürriyetimize müdahale etmemiş birileri İslam adına, din adına, sufilik adına, herhangi bir şey adına Kur'an'ın dolayısıyla Allah'ın bize bahşetmiş olduğu hürriyeti elimizden almayacak.
Hürriyetimize gasp etmeyecek bizim. Nasihat evet, öğüt evet, tebili evet, anlatmak evet, yeniden anlatmak evet, Müslümanın Müslümanın üzerinde hakkıdır. Dön bir daha nasihat et, dön bir daha söyle, dön bir daha anlat, dön bir daha anlat. Bu bizim hakkımız. Dinler dinlemez. Ama birisinin hürriyetini gasp etmek, yani onu bir yere bağlayıp namaz kıldırmak, onu bir yere hapsetmek, hapsederek de namaz kıldırmak, ne bileyim onu böyle ölüm tehdidiyle ona oruç tutturmak veyahut da onu ölüm tehdidiyle örneğin işte herhangi bir ibadeti yaptırmak. Bu yok. Kur'an bunu bize emretmiyor. Kur'an bizim hür irademize bırakıyor.
İster doğruyu yaparsınız, istersiniz sapkınlığa gidersiniz. Bu hürriyeti bize vermiş. Ve hürriyet içinde, hürriyetin içerisinde, ya o kimse nefsini temizleyecek, nefsini tenvir edecek, nefsini düzeltecek, tövbeyle, zikirle, ya da o ne yapacak? Delalete doğru yol gidecek. Ve nefsini kötülüklerle, deccaliyetle, şeytaniyetle, nefsini karartacak, kalbini karartacak, kalbini mühürletecek. Kendisi o kimsenin. Ve o yüzden normalde bu dengeyi kuramayınca da mahşerde ne diyecek? İbrahim suresi ayet 22, o halde kusuru bana yüklemeyin, kendinizi kınayın.
Şeytan söylüyor bunu. Hani insanlar, işte şeytana uydu canım, evet şeytan uydu. Ama kendisi uydu. Onlar mahşerde de şeytana diyecekler ya, bizi aldatan buydu. Cenab-ı Hak, şeytanı o esnada dillendiriyor. Diyor ki, o halde kusuru bana yüklemeyin. Kendinizi kınayın diyecek. Kendisi çünkü, hürriyet bize ait. Biz kendimiz yaptık. Kendimizi kılınacağız. Ahlaki sorumluluk şuuru, bir insanda ve toplumda devam ettiği müddetçe, bakın bir insanda, bir ailede, bir toplumda devam ettiği müddetçe, hayır yolları açılacak, tertemiz olacak. Ve normalde bir millet, kendilerinde bulunan güzel meziyeti değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez.
Sen güzel ahlakını kötüye tenvir etmezsen, kötüye değiştirmezsen, Allah seni kötülüğün içerisine atmaz. Sen kötülüğü tercih ettiğin için, seni kötülüğün içine attı. Sen iyiliği istemiş olsaydın, Cenab-ı Hak seni iyilik nimetinde donatacaktı. Çünkü iyilikler Rabbinizden, ayeti kerime, kötülükler de nereden? Nefsimizden sorumluyuz. Ve böylece, ilahi adalet, nimetin değiştirilmesiyle, insanı sorumluluk arasında ilişki kurdurur, dengeletir. O kimse, senin üzerindeki nimetler, hamd ettikçe artar, şükrettikçe artar. Sen azgınlaşırsan, sapkınlaşırsan, Cenab-ı Hak, senin üzerindeki o nimetler, senin ateşine döndürülür.
Allah muhafaza eylesin. Kur'an'da ahlak, iman ve ibadet iç içedir. Bunlar birbirinden ayrılmaz şeylerdir. İman, ahlak ve ibadet, birbirinin içinde yoğrulmuştur. Kur'an bunları birbirlerinden ayırt etmez. O normalde iman etme, bunun yanında ibadet etme, ve en güzel ahlaka sahip olmayı, bazen zaman zaman aynı ayeti kerimelerinin içerisinde cem etmiştir.
Cenab-ı Hak öyle bir şey yapmıştır ki, bunları birbirinden ayırt etmez. Bunları birbirinden uzaklaştırmaz. Uzun bir ayeti kerime, Şura Suresi, 37'den 43'e kadar, sabırla dinleyin inşallah. Onlar büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Bu müminler, bu Allah dostları, bu veliler, müminler çünkü Allah'ın velileridir. Kızdıkları zaman da onlar affederler. Rablerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. Bakın iç içe, günahlardan ve çirkin işlerden kaçındı, kızdığı zaman affetti, ve namazı kıldı. Ahlaktan anında ibadete geçti. Günah, büyük günahlardan, çirkin işlerden uzak durdu. Kızdıklarını affetti.
Kızgınlıktan kendisini uzak tuttu. Ve hemen ne yaptı? Namazı kıldı. Ardı ardına sıralıyor. İşleri aralarında danışma iledir, istişare iledir. Hemen sizi sosyal hayatın içine attın namazdan. Bir iş yapacak, istişare halinde yapar diyor. İstişare edin. İşi bilen insanlarla, ehil insanlarla istişare edin. Ticaret yapacaksın, ticareti bilenlerle istişare et. Büyüklerinle istişare et. Yanılmazsın. İşinde ehil olan, işinde uzman olan kimselerle, istişare et. Yanılmazsın. İstişare eden yanılmaz, istişare eden zarara uğramaz. Bizi namazdan, hemen sosyal hayatın içerisine koydu. Günlük işlerin içerisine koydu. Kendilerine verdiğimiz rızıktan, hayır ile harcarlar.
Bizi hemen tasadduka koydu. Hemen hayır hasenete koydu. Size bir rızık verdi. Size bir kolaylık verdi. Size mal verdi, mülk verdi, sağlık verdi. Size bir kelam etme özelliği verdi. Bunu ne yapar? Hemen infak ederler. Bilgi verdi sana, infak et bunu. Yarına saklama. Bilgiyi saklamak da, cimriliktir. Ben bazen Cevdet'ten örnek veririm ya, Cevdet kalifaları ne yapıyor? Dükkan açtılar. Tamam. Dükkan açacak. Neden? Bilgiyi öğretecek ona. O dükkanla, çoluğuna, çocuğuna, Cevdet'ten öğrendiği sanatla, çoluğuna, çocuğuna baktığı müddetçe, sadaka-i cariye. Cevdet'in ustasına, sadaka-i cariye yazılıyor şimdi.
Ticaret yaptı bir kimse, yanında, çırak, kalf oldu, sonra o da ticarete başladı. O sadaka-i cariye, o oradan, ticaretten kazandığı müddetçe, sadaka-i cariye. cimrilik yok, sufiler için. Mesleğini öğret, sanatını öğret, ona iş öğret, ona dervişlik öğret. Bu dahi sadaka-i cariyedir. Bir kimsenin, sufilikte nerede, nasıl davranacak, nerede, nasıl yapacak, nerede, ne yapması lazım? Bunu büyükler, abiler öğretecekler, sadaka-i cariye. Yavrum, Şeyh Efendi'nin karşısında böyle oturulur. Yavrum, kardeşlerine böyle sohbet edilir. Canım kardeşim, derviş kardeşlerine böyle konuşma, sesini sertleştirme, tepeden bakma, yumuşak konuş. Bakın bunlar sadaka-i cariyedir. Bunlar hayırlı nasihatlardır. Ben Adnan ağabeyi dinlemem ya, Hüseyin ağabey kimmiş ya, Cafer de kim oluyormuş ya, benim şeyhim var.
Geç kardeşim, sadaka-i cariye dinleyeceksin. Usta çırak ilişkisi, büyüğünü dinleyeceksin. Bir gün önce gelen senden usta, onu dinleyeceksin. Birisini senin başına zakir tayin etmişler. Dinleyeceksin. Onu dinlemek ibadettir. O kimsenin de hayır-hassenet noktasına, doğru nasihatler etmesi, ibadettir. Sakın ağabeyi. Bunlar da zikir kapsamının içindedir. O yüzden ben şunu dinlemem, ben bunu yapmam, bunu tanımam. Seni de tanımazlar. Seni de tanımazlar. Her yerde geçebilir, sufilikte geçmez, kabadayılık, serkeşlik. Geçmez. Dinleyeceksin. Sadaka-i cariyedir. O yüzden, o ilim, rızıktır.
Manevi rızıktır bunlar. O manevi rızıktan infak et. Bir yol öğrenmiş, yolu anlat, infak et. Ketum olma. Herkese, şemşeğini yay. Herkese öğret. Abi ol. Ya herkes onun etrafında toplanıyor. Senin de etrafında toplansınlar. Cömert ol. İnsanlara bak, merhamet et, sevgiyle yaklaş. Şeyh olmak istiyorsan, gel şeyh edeyim seni. Sıkıntı yok. Problem değil. Sen yeter ki, sen sana verileni dağıtmayı bil. Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman, kendilerini savunurlar. Hemen bizi bakın zulme, Cenab-ı Hak bizi öyle bir amele koydu ki, anında. Dedi ki, bir zulüm varsa, bir saldırı varsa, sakın ha.
Öyle sana bir tokat vuranı, öbür yanağını da uzat demedi. Sana zulmedenle mücadele et. Bu zulüm kimden geliyorsa gelsin, zalimlerle zulümle mücadele edilir. Saldırıya uğradıysan mücadele edilir. Kendini korumak hakkındır. Aileni korumak hakkındır. Kardeşlerini korumak hakkındır. Ülkeni korumak hakkındır. Devletini korumak hakkındır. Farzdır. Milletini korumak hakkındır. Farzdır. Sen bana ne diyemezsin. Bir yerde bir zulüm varsa, o zulmü durdurmak farzdır. Farz farz hakkındır senin. Bir yerde adaletsizlik var ise, bir yerde hukuksuzluk var ise, bir yerde zalimlik var ise, bir yerde ayırmacılık, kayırmacılık, ötekileştiricilik var ise, bununla mücadele etmek, Müslümanın üzerine farzdır.
sorumsuzluk yoktur. Bütün Müslümanlar sorumludur. Eğer zina, zina serbestse, bütün Müslümanlar bundan sorumludur. Uyuşturucu yüzde binmem iki binlere çıktılarsa, bütün Müslümanlar bundan sorumludur. İnsanların aklı, uyuşturucuyla, içkiyle, porno rofiyle yok ediliyorsa, Müslümanlar bundan sorumludur.
Adaletsizlik var ise, hukuksuzluk var ise, ve Müslümanlar adalet için, hukuk için, mücadele etmiyorlarsa, sorumluluklarını yerine getirmiyorlardır. Allah, bunun hesabını Müslümanlardan sorar. Sorumlusunuz. Aklımızı korumaktan sorumluyuz. Dinimizi korumaktan sorumluyuz. Topraklarımızı korumaktan sorumluyuz. Vatanımızı korumaktan sorumluyuz. Namusumuzu korumaktan sorumluyuz. Çoluğumuzu, çocuğumuzu korumaktan sorumluyuz. Bu sorumluluk bilincimizi yok edemeyiz. Kur'an, imanın yanında ahlakı, ahlakın yanında sosyal adaleti, sosyal adaletinin yanında hukuku ve insanların barışını ister. Sorumluyuz.
Sorumluluğumuzu yok edemeyiz. Zulüm nerede var ise, onunla mücadele etmekle mükellefiz. Nerede zulüm var ise, evimizde, iş yerimizde, dergahımızda, tekkemizde, cemaatimizde, devletimizde, insanların arasında, nerede zulüm var ise, Müslümanlar bundan sorumludur. Dünyanın bir köşesinde bir zulüm var ise, Müslümanlar bundan sorumludur. Çünkü, Cenab-ı Hak müminleri, bir vücut insana benzetir. Der ki, bütün Müslümanlar, bir insan gibidir, bir vücut gibidir. Kolunun bir tarafında arıza varsa, nasıl bütün vücut, onu hissederse, Müslümanların bir tarafında, bir zulüm varsa, Müslüman bunu hissetmeli. Bugün, Suriye'deki Müslümanların katledilmesinden sorumluyuz.
Irak dün yerle bir oldu, bugün Suriye yerle bir oluyor. Müslümanlar bundan sorumlu, ve tetikte durmalıyız. Yarın öbür gün bizim de başımıza, bombalarını yağdırabilir bu gavurlar. Sorumluyuz. Tetikte durmakla mükellefiz. Kendimizi her türlü saldırıdan, korumakla mükellefiz. Kendimizi şahıs, nefis olarak, milletimizi, milletçe, korumakla mükellefiz. Bir anarşiye karşı, bir Yezidi darbeye karşı, bir Yezidi kalkışmaya karşı, karşı durmakla sorumluyuz. Yarın öbür gün, vatanımıza kastetmeye kalkarlarsa, ki kastedecekler. Sorumluyuz. Şehirlerimize kastedecekler. Sorumluyuz.
Şimdiden bütün Müslümanlar, vatanseverler uyanık olmak zorunda. Bütün vatanseverler, bütün milletseverler, bütün Kur'an ve sünnet aşıkları, uyanık olmak zorunda. Her an, her an tetikte durmak zorunda. Sorumluyuz. Her türlü zulme, her türlü zalimliğe, her türlü kalkışmaya, her türlü gavur oyunlarına karşı, her türlü gavur oyunlarına karşı, tetikte olmakla mükellefiz.
Sorumluyuz. Ben sorumluluğumu yerine getiriyorum, tebliğ ediyorum. Ben gördüğümü, hissettiğimi, idrak ettiğimi anlatıyorum. Ben sorumluyum. Gördüğüm rüyayı tevil ederekten, tehlikeyi beyan etmekle mükellefim. Gördüğüm, yaşadığım hali, halmiş, rüyamış deyip de, sadece bana aitmiş gibi, durmak, benim için değil. Ben gördüğümü, yaşadığımı, anladığımı, idrak ettiğimi, yıllardır, bangır bangır, bağırarakten geliyorum. Sorumluyuz. Biz, sorumluluğumuzu, unutamayız. Mümin, sorumludur. Her şeyden sorumludur. Sorumsuzluk, şeytanın bize vermiş olduğu bir vesvesedir. Gaflet, şeytanın vermiş olduğu bir haldir bize.
Hıyanet, hainlik, gaflet ehli insandan çıkar. Hainler, gaflet ehlidir. Gaflete düşmüşlerdir. Gaflete düşen hainlik yapar. Dervişi, ailesi, babası, annesi, çocuğu, vatandaşı, bürokratı, devlet başkanı veya hükümet başkanı veya bakanı, hiç önemli değil. Her kim ise, gaflete düşen hainlik yapar. Gaflete düşen, hıyanetlik yapar. Gaflete düşenin bedeni arızaya uğrar. Gaflete düşenin ailesinde arıza olur. Gaflete düşenin işinde arıza olur. Gaflete düşenin dergahında, tekkesinde arıza olur. Gaflete düşenin mahallesinde, şehrinde arıza olur. Gaflete düşen bir millet, zarara uğrar. Evet, gaflet, hıyanet ve yıkıntı getirir.
Sorumluyuz. Kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür. Kötülüğün cezası yine bir kötülüktür. Yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mikafatı Allah'a aittir. Evet bir kötülük yaptı. Onun cezasını kimse verebilir misin? Evet. Onu bağışlamak. Hemen bizi bağışlamaya attı. Kötülüğe ceza verebilir miyiz? Müminlerin arasında birisi, birisi bir şey yaptı. Cezalandırılabilir mi? Evet. Ama onu affetmesi diyor. Onu direkt, yüksek bir ahlaka çıkardı. Hani kısa senin hakkın. Kola kol, dişe diş, göze göz. Kısas senin hakkın. Ama diyor, onu affedersen o büyük bir erdemliliktir. Seni aldı, yüksek bir ahlaka koydu.
Affetmeye koydu. Bakın, bizi nereden nerelere atıyor Kur'an-ı Kerim. Doğrusu o zalimleri sevmez. Cenab-ı Hak zulmeden, zalimleri sevmez. Kim kime zulmederse zulmetsin. İster devletler nezdinde. İster bireyler, kurumlar, şahıslar nezdinde. Kim kime zulmederse, Allah zulmedeni sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra kendini savunursa, onlar kınanmaz ve cezalandırılmaz. Zulme uğrayanlar da kendilerini savunurlarsa, sen neden kendini savundun diye. O cezalandırılmaz ve o kınanmaz. Kınanan ve cezalandırılacak olanlar, insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldıranlardır. İşte böylelerine acı bir azap vardır. Fakat kim sabreder, affederse şüphesiz bu çok önemli işlerdendir. Bu yeryüzünde zulmedenler, ister bireysel, ister devletsel, ister kurumsal noktada, bunlar ne yapıyorlar?
Bunlar normalde acı bir azap bekliyor bunları. Bu Allah'ın hesabı. Zulmetme. Kimsenin kimseye zulmetmeye hak yok. Zulmediyorsan, oho, büyük bir azaba doğru götürülüyor. Saat 11 geçti, daha birkaç bu benim başlıklarım vardı ama, saat 11 idi geçince, şimdi saate gözüm takıldı, 23-17 oldu. Ben böyle, başlıklar altında bu konuyu hazırlamıştım. Ben de gazı alamamışım demek ki, 11 sayfa hazırlamışım. Allah beni affetsin. Hakkınızı helal edin. E tabi normalde, bu başlıklardan birisi, yükümlülükler. Ahlakla alakalı. Saat Suresi.
Ey Davut, şüphesiz ki biz seni yeryüzüne halife kıldık. İnsanların arasında, hak ile hükmet. İnsanların arasında, hak ile hükmet. Sakın keyfe tabi olma. Bakın burası çok önemli. Davut'a söylüyor bunu. Sakın sen keyfe tabi olma. Sakın heva hevese tabi olma. Sen hak ile hükmet. O zaman, biz Kur'an ile hükmeteceğiz. Ahlakı o yükümlülüklerimiz var. Yine Zuhruh Suresi. Bilakis onlar, biz atalarımız, bu da, normalde, şey ile alakalı. Hani, bu, yükümlülüklerin, yerine getirmeyenin, getirmemenin, iki temel sebebi var. İnsanların içerisinde. Ahlaki yükümlülükleri yerine getirmiyorlar ya. İki sebebi. Bir, keyfi hareket etmek. Yani o kimsenin, heva hevesine uyaraktan, yükümlülüklerini yerine getirmemesi.
Heva hevesine uymuş. Biliyor, yapmıyor. Az önce, sohbetin başında diyorum ya, biliyor, yapmıyor. O, heva hevesine uydu. Bir de en acısı var. Bu da ne? Ya biz dedemizden böyle görmedik ki. Bu zikri nereden çıktı böyle kafanızı sallıyorsunuz? Biz hiç böyle görmedik. Veya bu böyle değil. Biz böyle görmedik. Bu hem kafirler üzerinde, hem de Müslümanlar üzerine. Dikkat edin. Bununla alakalı, Zuhru Suresi. Burayı da okuyayım, sohbeti son buldurayım. Onlar, biz atalarımızı bir din üzerine bulduk. Biz de onların izinde doğru yolda gidiyoruz derler. Hani annesinin, babasının dini var. Dedesinin, nenesinin dini var. O yol üzerinde yürüyor. O çok biliyor her şeyi. Ona bir şey anlatıyorsunuz, kabul etmiyor.
Böyle şey yok dinde. Ya kardeş var, işte ayet var, hadis var, yok. O atasının dini üzerine gidiyor. Yine, dediler, böylece senden önce ne zaman bir ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, yani Hazreti Peygamber'e diyor. Senden önce ne zaman bir beldeye bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka o ülkenin varlıklı, şımarık kimseleri şöyle demişlerdir. Bakın bu ayet-i kerime 1400 yıl önce gelmiş. Yani bir ülkeye bir uyarıcı gönderiliyor. Bakın oranın varlıklı, şımarık kimseleri şöyle demişlerdir. Biz atalarımızı bir din üzerine bulduk. Biz de onların izlerini takip ediyoruz. Kimler söylüyorlar bunu? Varlıklı ve şımarık olanlar. Onlar varlıklarına güvenirler. Para, pul, makam, mevki, siyasi ve bürokratik makamlar, maddesel, ekonomik makamlar.
Onlar dinlemezler. Şımarıktır onlar. Onlar vurdum duymazdır. Kibirlidir. Tepeden bakarlar insanlara. Onlar derler ki, biz atalarımızdan böyle görmedik. Yine biz onların izlerine uymaktayız. Arkalarından gitmekteyiz. Geçmiş peygamberlere de böyle demişler. Yani böyle diyerekten ne yapıyorlar? Onlar bunları dinlemiyorlar. Ama bunları, yine Bakara suresi, o müşriklere Allah'ın indirdiğine tabi olun denildiğinde, hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tabi oluruz derler. Şayet atılır, hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamıyorsa da mı onlara tabi olacaklar manasında söylüyor. Allah muhafaza eylesin. Ben sohbetinizi, sohbeti burada keseyim.
Burada uzun bir soru var. Buna bakamadım. Hakkını helal etsin o kardeş de. İnşallah yarın soruya bakalım. Bu sohbeti tam olarak bitiremedim. Ya yarın inşallah bitiririz veyahut da başka bir zamana nasip olur. Allah, Kadir gecenizi mübarek eylesin. Cenab-ı Hak inşallah Ramazan'ın sonunda affolup, Cemalullah'a nail olan kullarından eylesin.
Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e merhamet etsin. Ümmet-i Muhammed'i affetsin inşallah. İnşallah geç kaldık, hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Ramazan şimdi, kandil. O yüzden biraz geciktik. Anca bizde de kafa göz toplanıyor. O yüzden kusurumuz affola inşallah. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi