mustafaozbag.org

İzmir Gaziemir - 21 Ocak 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Ocak 2018 · 1:26:47

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hakk'ın dizinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hak-ı hak, batıl batıl bilenlerden eylesin inşallah. Bakkal ve Dudu'nun hikayesi. Dudu biliyorsunuz konuşan kuş yani ne diyorlar o kuşlara? Papağan. Papağanlar konuşuyor ya eski dilde o konuşan papağana Dudu diyorlar veyahut da işte böyle konuşmayıp konuşmayıp birden konuşanlara derler ya Dudu dilli oldun, çok konuşmaya başladın, Dudu gibi çenen düştü noktasında öyle söylerler ya eski dilde Dudu kuşu çok konuşan kimseye
Veyahut da işte şimdi büyük çocukları olanlar Anadolu'da bu konuşulur, annesine babasına söz geçiremez, bir şey anlatamaz. Annesi gece babasına çocukların istediklerini söyler, bir de onları yönlendirmeye kalkar. Veyahut da anne babayı başka yöne yönlendirir, halk arasında derler ki akşam Dudu kuşunu dinlemiş. Yani akşam babayı dinlemiş, baba kadını dinlemiş, kadın da onun aklını fikrini farklı yöne çevirmiş.
İşte mal meselesi, evlenme boşanma meselesi, bunun gibi. İşte Dudu kuşu, bakkal ve Dudu'nun hikayesi, Dudu'nun gül yağını dökmesi. Bir bakkal vardı, onun da bir de Dudu'su vardı. Yeşil, güzel sesli ve söyler Dudu'ydu. Dükkanda dükkan bekçiliği yapar, bütün alışveriş edenlere hoş nükteler söyler, latifeler ederdi. İnsanlara hitap ederken insan gibi konuşurdu.
Dudu gibi ötmede de mahareti vardı. Bu normalde kuşlar biliyorsunuz bir terbiyeden geçirilir. Hayvanların içerisinde hayvanları terbiye edip, hayvanlar bu noktada insan gibi hareket edebilir. Bunların içerisinde insan gibi birkaç kelime söyleyebilen, birkaç söz söyleyen, ne bileyim hitap edebilen, insan gibi ses çıkaran, insan gibi davranan hayvanlar eğitimden sonra bunları yapabilir.
Bir hayvanı bu noktada eğitmeniz mümkündür. Ama hayvanı insan eğitir. Bu manada eğiten insandır. Hayvan birbirini fıtri olarak eğitir. Anne yavrusunu fıtri olarak eğitir. Anne yavrusuna insan gibi konuşma özelliğini sağlayamaz. Anne yavrusunu, işte kedileri eğitiyorlar ya şimdi, işte kedi ne bileyim ihtiyacını bir kumun üzerine yapmayı öğretiyorlar.
Yok köpekleri eğitiyorlar koruma maksadıyla, işte bu noktada köpekleri eğitiyorlar güvenlik maksadıyla, işte narkotimler eğitiyorlar narkotik olarak, kaçakçılık eğitiyor, kaçakçılık üzerine. Bu hayvanları eğitmek, önceden beri insanlar kendi işlerini görecek olan hayvanları kendilerince eğitmişler. Filleri eğitmişler, savaş aracı olarak kullanmışlar. Örneğin fil vakasından hareket edersek. O yüzden insanlar hayvanları zaman içerisinde hep eğitmişler. Develeri eğitmişler, koyunları eğitmişler, inekleri eğitmişler, öküzleri eğitmişler. Eğitmişler, kurdu almışlar, kurdu eğitmişler. İnsanoğlu eğitebilir. O yüzden normalde işte maymunu eğitebilir, gorili eğitebilir insan, hayvanı eğitebilir.
O dışarıdaki hayvanları eğitirse, bir kimse, düşünün, senin içindeki hayvanın da eğitime ihtiyacı var. O da ne? O da nefis. Nasıl hayvanı terbiye ettikten sonra hayvan belli bir düzene sisteme giriyorsa, nefsini de eğitirsen o da belli bir düzene sisteme girer. Nefsini eğitmezsen o hayvandan daha aşağı bir varlık olur. Ama hayvanı eğittiğin gibi içindeki nefsi de eğitirsen, âlâ ki âlâ olur. Nasıl yaban bir atı alsan, eğitsen, o yaban at güzel küheylan olunca seni taşır, istediğin yere götürürse, sen de nefsini eğitir, o nefis atının tepesine binersen, o da seni Allah'a yaklaştırır, Allah'a ulaştırır. Nasıl at seni menziline en hızlı bir şekilde götürüyorsa, eğitilince senin de nefsin ne yapar?
Seni Allah'a yaklaştırır. İşte bu duduk ışığı da hem görüntüsü çok güzel, hem de dili çok güzel. Ne yaparmış? Alışveriş yapanlara nükteler söylermiş. Hoş latifeler yaparmış. Buradan sadece kendinizi dini ölçülükler almayın. Mesnevi aynı zamanda insana hayat düsturları öğretir. O zaman esnaflar sizin dükkanınıza alışverişe gelenlere hoş nükteler söyleyin. Latifeli davranın, güler yüzlü davranın, hoş yüzlü davranın. Bir kimse etrafında insanların olmasını istiyorsa ve bir derdi varsa, bir amacı varsa, bir hedefi varsa o amacına ve hedefine koşarken rahmetli, bereketli, merhametli, şefkatli, güler yüzlü, latifeli konuşaraktan hareket edecek. Sert yüzlü, sert sözlü, kırıcı konuşan, etrafını kıran, etrafına merhamet göstermeyen, şefkatli davranmayan kimseden ne baba olur, ne anne olur, ne esnaf olur, ne dede olur, ne nine olur.
Ondan hiçbir şey olmaz. Ha bir taş parçası, at duvara kaç kenara. Ya başını yarar ya gözünü çıkarır. Neden? İşte o merhametli ve şefkatli değil. O hoş, nükteli sözler söylemiyor. O latifeli konuşmuyor. Oysa latifeli konuşma, hafif, nükteli konuşma, sünnet-i Resulullah'tır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri etrafına latifeler yapar, nükteli konuşur, merhametli ve şefkatliydi. Eşlerine kırıcı konuşmaz, sert konuşmaz, sert davranmazdı. Etrafındaki insanlara sert davranmaz, kırıcı konuşmaz, en ağır hukuku dahi tatlı bir şekilde anlatırdı. En disiplinli meseleyi merhametle, şefkatle, sevgiyle hallederdi. İşte halk tabiriyle hartut edip, bağırıp, çağırıp bir iş yaptırmazdı. Sünnet-i Resulullah yumuşak huylu olmaktır.
Ayet-i Kerime'de de Cenab-ı Hak peygamberini methederken, dedi ki, Ey Habibim, eğer sen şefkatli ve merhametli davranmasaydın etrafındakilere, etrafında hiç kimseyi bulamazdın. Bir kimse etrafında hiç kimseyi bulamıyorsa, kabahat kendisindedir. O etrafına merhametli ve şefkatli davranmıyordur. Bir yaşlı anne, bir yaşlı baba tek başına kaldıysa, evlatları ona bakmıyorsa, yaşlı anne baba önce kendine bakacak. Diyecek ki, ben çocuklarıma şefkatli, merhametli davrandım mı? Bir adam yaşlandığında eşi ona sert davranıyorsa, hanımı, adam kendi kendine soracak, ben gençliğimde buna çok sert davrandım, bu da şimdi benden intikam alıyor, diyecek. O yüzden şefkatli ve merhametli davranmak, veyahut da bir adam hanımı yaşlanınca ona sert davranıyorsa, hanım kendine soracak, diyecek ki, ben gençken bu adama çok sert davrandım, ikinci sınıf vatandaş gibi tuttum bunu, şimdi de o bunu böyle yapıyor, diyecek.
O yüzden herkes kendine bakacak. Kendisi şefkatli ve merhametli değil ise, bilsin ki etrafında hiç kimseyi bulamayacak. Bir zakir, bir çavuş, bir ders yaptıran kimse, bir imam, bir müdür, bir müftü, bir kaymakam, bir vali, bir başbakan, bir cumhurbaşkanı, kim olursa olsun, etrafında hiç kimse kalmıyorsa, kabahat kendisindedir. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Hz. Muhammed Mustafa'yı kim kovdu dokuz köyden? Kimse kovmadı. Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerini kim kovdu dokuz köyden? Kimse kovmadı. Hz. Ömer'i, Osman'ı, Ali'yi kim kovdu dokuz köyden? Kimse kovmadı. Biz hak ve hakikati doğru bir üslupla anlatırsak, bizi hiç kimse kovmaz.
Biz kovk namazını kıl dersek, adamı namaz kılacaksa dahi kılmaz. Sen ne abdestsiz dolaşıyorsun, abdestsizin tekisin, git abdest al. E adam abdest almaz ya. Bana biri söyle, söylese almıyorum abdest sana ne derim. Neden? Tavrı, tarzı yanlış. Doğruyu söylediği doğru olabilir. Tarzı doğru değil. Tavrı doğru değil. Yumuşaklık, tatlılık, hoşgörü, merhametli davranmak, şefkatli davranmak peygamberi bir ahlaktır. O yüzden ne yapıyormuş? Dudu kuşu eğitim almış. Etrafına hoş nükteli sözler ve latifeli kelamlar ediyormuş. Gelenin gidenin halini hatırını soruyor. Nasılsın?
Onlara şimdi girdim ben bir dükkana, nasılsın, nasılsın diyor orada. Ben de döndüm, iyiyim, sen nasılsın dedim ben de ona. Dükkan sahibi de zannetti, ben saf, salan, tekiyim. Ya hacı abi o öyle sorulana cevap vermiyor dedi. Sen nereden biliyorsun dedim ben de. Durdu. Anlıyor musun dilinden dedim. Sen Süleyman mısın yoksa dedim. Ya ben de seni dedi yanlış anlama, hani safsın zannettim dedi. Sen dedim safla aptalı tanımıyorsun dedim. Saf demek dedim safi insana saf denir. Denir ya saf altın. Yani içinde katıksız, saf altının dahi içinde az bir şey bulaşık da olsa bakır vardır unutmayın. Az bir şey vardır.
Varlığın içerisinde en saf, hiç katıksız, karışmamış olan varlık Hz. Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem. Onda zerrece günah katkısı yoktur. Geri kalan herkeste vardır. İşte bu duduk uşu eğitilmiş. Herkese ne yapıyor? İnsanlara hitap ederken insan gibi konuşuyor. Düşünsene hayvan eğitilince insanlarla insan gibi konuşuyor. Biz insanlarla ne kadar insan gibi konuşuyoruz? Eğitilmiş bir hayvan insanlarla insan gibi konuşuyorsa bizi ben kendi nefsim için söylüyorum. Varın siz düşünün. Biz demek ki iyi eğitilmemişiz ki insanlarla insan gibi konuşamıyoruz. Dudu gibi ötmede de mahareti vardı.
Bir de sadece dışsal güzellik değil. Bakın dışı süslü, güzel, yemyeşil, harika, rengarenk. Tüyleri pırıl pırıl. Konuşması yerinde harika. Bir de kendi fıtri olan özelliğini yapıyor. Ötüyor. Dudu gibi ötüyor. Bütün maharetleri toplamış üzerinde. İnsanoğlu. Cenab-ı Hak onu insanı halife olarak yarattı. Bütün isimleri ona verdi. Ve bütün maharetleri ona aktardı. Ve dedi ki bütün melaikelere. Şimdi ne soracaksanız buna sorun. Adem'e. Kuş böyle eğitilip de böyle güzel olunca, insan eğitilince ne hale gelir? Öyle değil mi? E kuş kadar da mı değiliz? İnşallah eğitilmiş. Efendisi bir gün evine gitmişti.
Dudu dükkanı gözetliyordu. Bakın Dudu'nun bir özelliği daha çıktı. Efendisi dükkanı bırakıp gidince dükkanı gözetliyor. Yani dükkana bakıyor. Gelen giden var mı? Hırsızı, vursuzu geldi mi? Dükkanını gözet. Evini gözet. Malını, mülkünü gözet. Eşini, çoluğunu, çocuğunu gözet. Ama gözeteceğin asıl dükkan var. Ne? Kalp. Orayı gözet. Oraya yabancı unsurlar girmesin. Orada Allah'ın zikrullahı olursa, o gözetleyici, o zikrullah. İçeri şeytanı katmıyor. Ama zikrullah yok ise, o zaman kalbe şeytan giriyor. Allah muhafaza eylesin.
Ansızın fare tutmak için bir kedi dükkana sıçradı. Dudu'cağız can korkusundan, dükkanın baş gösesinden atıldı. Bir tarafa kaçtı. Gülyalı şişesini de döktü. Dükkanı gözetlerken, dükkana fare giderse, bil ki, onun arkasından fareyi avlayacak olan, bütün hayvan haşerat girer içeri. Dükkan, züccaciye dükkanı gibidir. Hayvan haşerat girerse insanın kalbine, içinde ne varsa kırar, döker. O yüzden dükkanı muhafaza et. Dükkanı koru. Dükkanı korumaz da, fare girerse, arkasından muhakkak kedi de girer, köpek de girer. Arkasından muhakkak kurt da girer, domuz da girer.
Allah muhafaza eylesin. Eğer bir dükkana fare girerse, içerideki malı talan eder. Sen kazanırsın, o içeride talan eder. Fare var. Eğer bir delik açmış, senin kazandığın bir taraftan öbür tarafa gidiyor. kalbinde fare bir delik açtıysa senin, senin kazandıkların bir delikten girip öbür delikten çıkacak. Kalbin yol geçen hanı gibi olursa, bütün düşünceler, yanlışlıklar, eksiklikler orada yer bulacak. Dikkat et. Orayı gözetim altında tut. Orayı gözetim altında tut ki, asla ve asla yanlış düşünceler, suizanlar, haramlar, eksik ve noksanlıklar, o padişahın tecelli edeceği alana gelmesin. Padişah kirli yerlere gelmez, pis yerlere gelmez, dağınık yerlere gelmez. Bakın, bugün Bursa'ya Cumhurbaşkanı geldi, Bursa'da 3-4 günden beri böyle bir şey var, telaş var.
Ben sabah Bursa'dan çıkarken baktım ki, her köşe başında polis var. Her tarafı tutmuşlar, her tarafı temizliyorlar. Geceden belediyeler harıl harıl çalışıyorlar. Cumhurbaşkanı gelecek. Şehri temiz görsün diye. Düşünün, şu dünya mülkünde, bir Cumhurbaşkanı bir şehre geliyor diye, şehir ayağa kalkıyor. Bütün herkes sorgudan, sualden geçiyor, kimlik kontrolünden geçiyor. Bütün her taraf tertemiz oluyor, temizleniyor. Neredeyse tabelaları bilen yıkıyorlar. Yıkıyorlar tabelalar parlak görünsün diye. O padişahlar padişahı, o sultan olan Allah, bir gönle tecelli edecekse, neden kirli bir gönle gelsin ki? Gönlü temiz tutmak lazım. Gönlün içerisindeki fareleri temizlemek lazım. Sen elinle temizlemezsen, fareyi tutmak için bir kedi gelir.
Kediyi tutmak için bir köpek gelir. Köpeği tutmak için bir kurt gelir. Kurdu tutmak için bir zırtlan gelir. Sırtlanı tutmak için kaplan gelir. Kaplanı tutmak için aslan gelir. Kalbin olur hayvanat bahçesi. Sen bir gün tilki suretinde olursun, bir gün aslan suretinde olursun, bir gün domuz suretinde olursun, bir gün köpek suretinde olursun, bir gün kedi suretinde olursun. Suretten surete geçersin. Neden? Senin kalbinde onlar cirit atıyor çünkü. Onlar kalbinde cirit atınca, hangisi o esnada galebe geldi, senin yüzün ona döner. Sen bu fare deyip geçme. Sen bu fare dersin, seni yıkar, delik deşik eder. Depoda, kilerde kadınlar daha iyi bilir. Kilerde bir tane fare olmuş olsa, bütün içerideki yiyecekleri helak eder mi?
Eder. Hepsini de ısırır, ısırır, yemeden bırakır mı? Bırakır. Her tarafı dolaşır mı? Dolaşır. Bütün yiyeceklerin üzerine necasetini koyar mı? Koyar. Necasetinden ayrı. Ayrıyeten, çok kaba tabirle söyleyeceğim. Bir de küçük abdestini yapar, işer mi? İşer. Bütün yiyecekleri kokutur mu? Kokutur. Kalbe bir fare girmeye görsün. Kalbe bir fare girmeye görsün. İşte, o dükkana da bir fare girdi. Dükkana fare girince ne yaptı? Fareyi avlamak için kedi hızla içeri atıldı. Kedi hızla içeri atılınca, Duducağız korktu. Duducağız can korkusuyla, dükkanı ne yaptı? Bir taraftan bir tarafa doğru uçuverdi. Kaçtı.
Kaçarken de ne yaptı? Gül şişesini döktü. Gül yağı şişesini döktü. Sahibi evden çıka geldi. Tacircesine, huzuru kalp ile dükkana geçti, oturdu. Anı var ya bazı dükkanlarda peşin satan, bacak bacak üstüne atıyor. Yanında da bir tane var veresiye satan, perişan olmuş. Bu dükkanın sahibi de peşin satan gibi böyle geldi. Böyle eski esnaflar vardır. Çok paraya ihtiyacı yoktur. Onlar böyle işte yemek saati bakar. Aa yemek saati gelmiş. Kepengi indirir. Müşteri gelecekmiş, gelmeyecekmiş. Önemli değil. Tin tin tin eve gider. Bayındır'da vardı öyle esnaflar. Eve gider, evde normal yemeğini yer. İşte 5-10 dakika oyalanır. Ondan sonra tin tin tin gelir dükkana.
Kepengi açar. Kahvesini söyler. O böyle şey, paraya ihtiyacı yok. Müşteriye ihtiyacı yok. Galantor esnaflar. Vardı öyle. Hacı Mehmet de gider gelirdi öyle ama Hacı Mehmet başka yerden dolayı gider gelirdi. O da gider gelirdi. O da durmazdı. O bir gider, bir bakmışsın. Kılık kıyafet değişmiş, saçlar yıkanmış, taranmış, gelir. İki tane raf düzeltir. Nerede Mehmet? Orada bir kız çocuğu çalışıyordu o zaman için. Mehmet abi eve gitti. Allah Allah. 10 dakika sonra ben de alt katta o zaman Recep'in dükkanında çalışıyorum. Daha bekardı tabii o zaman. Orada şey dedi, neydi? Fikri miydi onun adı? Fikriydi değil mi?
Senin ilk patronun adı. O da orada çalışıyordu. Tabii. Hoş evlenince de sistem değişmedi. Yani günde iki kıyafet, üç kıyafet, sabah gelir bir kıyafetle, öğlen bir kıyafetle, Halet Ruhiyesi'ne göre öğlenden sonra bir kıyafet daha. Tabii siz Hacı Mehmet'in şimdi böyle olduğuna bakmayın. İstanbul'da tıraş oluyordu. Tıraş olmaya İstanbul'a gidiyordu. Yani soy ismi kuyucu ya, biraz kırık oluyor. Tabii bayındırdan giyinmiyordu mesela. İzmir'den giyinmiyordu. Kıyafetler İstanbul'da. Öyleydi değil mi Hacı Mehmet? Evet. O İstanbul'da neredeydi senin kuaförün? Bir de tarihçiye hayatı bilmek de böyle sıkıntılı. İnsanın dosyayı önüne koyuyorlar işte. Böyle diyorlar ki yani bu böyleydi.
Evet. O tüccar da bu havayla geldi dükkanına. Hani peşin satan, rahat. Böyle yemeğini idi. Saçlarını taradı. Geldi adam. Dükkanına oturdu. Bir sıkıntı yok. Bir de baktı ki dükkan yağ içinde. Elbisesi yağa bulaşmış. Dudu'nun başına bir vurdu. Dudu'nun dili tutuldu. Başı kel oldu. Baktı. O dükkan sahibi, kalbi maharetli değil.
Gözü açık değil. Neyin neden olduğunu bilmiyor. Basiret ehli değil. Feraset ehli değil. Bir an Dudu güldü anı döktü ama neden döktü? Nasıl döküldü? Feraset bilmiyor. Feraseti olmadığından ne yaptı? Suçu kabahatı Dudu'dan bildi. Suçu kabahatı fareden ve kediden bilmedi. Can yoldaşını kendi aleminde, kendi içinde, kendi kalbindeki zikrullah çocuğunu suçlu buldu.
Tokadı vurdu ona. vurunca o Dudu'nun dili tutuldu korkudan. Ve başı kel oldu. Tüyleri düküldü. Kimseye tokat vurmayın. Hele çocuklarınıza hiç vurmayın. Küçük çocuk dövmeyin. Tokatla eğitim yapanlar cahil insanlardır. Avamdır. Kadınların kötüsünü size söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Çocuklarını dövenlerdir. Hadis-i şerif. Kadınların kötüsünü size söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Çocuklarını dövenlerdir. İhtiyarların size kötüsünü söyleyeyim mi?
Söyle ya Resulallah. Gençliğine özenenlerdir. İhtiyar adamların kötüsünü söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Saçlarını boyayanlardır. Genç görünmek için. Ancak saç boyama erkek için savaştadır. Savaşta genç görünmek için erkekler saçlarını boyayabilirler.
Caizdir. Savaşın haricinde erkeklerin saçını, sakalarını boyamalarını caiz değildir. Bazıları demişler ki Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri son evliliği Hazreti Ali efendimizin oğlu kızıyladır. Onunla evlenirken de Hazreti Ömer efendimizin saçlarını boyattığını söylerler. O yüzden işte yaşlı bir ihtiyar bir adam evleneceği zaman da saçını boyayabilir diye söylüyorlar. Ama hadis var. Allah muhafaza eylesin. İşte Dudu'ya vurmaktan çıktı. Çocuklarınızı da dövmeyin. Erkekler eşlerinizi dövmeyin. Avam erkekler eşlerini döver. Cahil erkekler eşlerini döver. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç dövmedi.
Hiç dövmedi. Elini dahi kaldırmadı. Ne kadınlara ne çocuklara. Korkutmak için bile elini kaldırmadı. Ne kadınlara ne çocuklara. Müminlere de elini kaldırmadı. Korkutmak için dahi olsa. Müminlere. Bir mümini dahi işaret etmedi elindeki bir bıçakla veya elindeki bir kılıçla. Bu bile haram. Müminin mümini korkutması da haram. Hani de edersiniz ya o dahi haram. Şakadan dahi korkutmak haramdır. Çocuklarınızı korkutmayın. Eşlerinizi korkutmayın. Çocuklarınızı dövmeyin. Eşlerinizi dövmeyin. Kadınlar da erkekleri dövmesinler. Yani önceden sadece erkekler kadınları dövüyordu. Bitti. Şimdi bazı kadınlar kocalarını dövüyorlar.
Geçen adamda böyle haberlerde gördüm. İnternet haberlerinde. Bir de adamda kocaman bıyık var. Gitmiş şikayete. Eşim beni dövüyor diye. Adana'da. Hiç olmazsa bıyığını kes git bari oraya. Şikayet edeceksin eşini. Yani bıyığını da kes. Öyle git bari. Dedim bıyıkları da kestirecekler bize. Evet şimdi var. Şimdi kadınlardan da kocalarını döven var. Yok değil. Erkeklerin büyük bir çoğunluğu bunu söyleyemiyorlar. Saklıyorlar. Hele erkek biraz daha yaşlandıysa iyice utanıyor. Söyleyemiyor. Yaşlanmış ya artık. Kadın iki tokat patlatıyor adama. Adam bakıyor şimdi yapacak bir şey yok. Susuyor. Ne oğluna söyleyebiliyor. Ne kızına ne geline ne damadına.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu da var. Birkaç kişi söyledi boşayım mı dedi. Kaç yıldan beri dövüyor seni dedim ben. E dedi evlendiğimizden beri canı sıkılınca iki tane çekiyor bana dedi. Dedim kaç yıl oldu evleneli. Dedi 35-40 sene oldu. Çoluk çocuk evlendi utanıyorum artık dedi. Hala daha vuruyor mu dedim ben. Hala daha vuruyor dedi. Bir konuşsan dedi. Bir dedi ona nasihat etsen dedi. Valla bunca yıl olmuş dedim ben. Konuşan nasihat eden olmadı mı dedim ben. Olmadı dedi. İyi ben söyleyeyim o zaman dedim ben. Sen dedim bir fırsat olursa getir benim yanıma. Bursa'da da değil İzmir'de de değil. Sen nasıl sıkmayın. Hiç ummadınız bir yerde.
Anadolu'da böyle bir şey yaşanır mı? Anadolu'da. Neyse bir daha gittim de telefon açtım. Bir yer caminin bir bahçesinde avlusunda buluştuk. Kadın zorla geliyor böyle. Kadına bir baktım ben. Hanginiz adam diye soracaktım. Kadına dedim vurma bu adama zulmetme. Ondan sonra böyle baktı bana. Dedim valla cehennemde yanarsın dedim ben. Dedim Husisi seni cızbız eder dedim. Öyle döner de yapmaz dedim. Direkt ateşin üstüne atar sen dedim. Böyle baktı bana. Ondan sonra dedim hani bu nereden geçti sana? Annesi de vururmuş babasına. Dedim kızları da İstanbul'da gelin. Dedim kız biliyor mu senin dedim vurdunu? Biliyor dedi.
Eyvah adam yandı desene dedim ben. Bir vakada İstanbul'da olacak çünkü. Dedi ki yok. Ben ona özellikle söyledim. Kızım sen yapma demiş. Ben yapıyorum ama demiş. Sen yapma. O kız bir sefer sesini yükseltmiş. Sesini yükseltince adam bindirmiş otobüse göndermiş. Sesini yükseltti diye. İyi dedim buradan kesilecek şimdi bu dedim sıkıntı. Sesini yükseltti diye geri göndermiş. O da böyle sert ama olsun varsın. İyi yapmış. Bitti. Sadece şimdi yani erkekler dövmüyor. Kadınlar da dövüyor. Eşe vurmak haram. Allah muhafaza eylesin. Ayet-i Kerime var. Döğünüz diye ama serkeşlik yaparsa diyor. Serkeşliği de anlatayım mı ne manaya geliyor? Serkeşlik.
Yemeği tuzlu yaptın demek değil. Serkeşlik kadın başka bir erkeğe meyletme ihtimali var. Kadın kapı karşı bir komşuyla fazla haşır neşir oluyor. Ama kapı karşı komşu pek normal bir adam değil. Adam diyor ki bunlarla haşır neşir olma konuşma. İşte komşudur da kapı karşı da ayıp değil mi? Ya konuşma. Konuştu. O zaman evliliği kurtarmak için bu. Serkeşlik bu. Serkeşlik eğri gittim pat doğru gittim pat yemek tuzlu olmuş pat tuzsuz olmuş pat geç geldi pat çayım gelmedi küt böyle değil. Allah muhafaza eylesin. Çünkü yine ayet-i kerimenin sonuna doğru o surenin sonuna doğru erkeklerin serkeşliğinden bahseder.
Kadınlara der ki kocalarınız serkeşlik yapacağını düşünüyorsanız o zaman anlaşarak usulüne uygun bir şekilde boşanın. Orada erkeğin serkeşliği de başka bir kadına meyil etmesi. Erkeğin serkeşliği de o. Orada kadın adamı dövemeyeceğine göre ne yapacak? Anlaşma yoluna gidecek. Yok bugün sorulara fazla zaman ayıracağım merak etmeyin. Hepsini bitireceğiz inşallah. Dudu birkaç gün sesini kesti söylemedi. Bakkal nedametten ah etmeye başladı. Sakalını yolmakta eyvah demekteydi. Nimet güneşin bulut altına girdi. Keşke elim kırılsaydı.
O güzel sözlünün başına nasıl oldu da vurdum. Hata yapmıştı ya. Kalktı Dudu'nun başına vurdu. Dudu'nun başına vurunca Dudu da sesini solunu kesti. Bir hüzün deryasına attı kendisini. Ne neşeli şeyler söylüyor ne de konuşuyor. Hiçbir şey yapmıyor. Öyle bakınca o başladı ona yalvarmaya, yakarmaya, nedamet getirmeye. Kuşu yine konuşsun diye etrafına sadakalar veriyor.
Sadakalar vermekteydi. Üç gün, üç gece sonra şaşkın ve meyyuz, ümitsiz bir halde dükkanda otururken ve binlerce gussaya, gama eş olup bu kuş acaba ne vakit konuşacak diye düşünüp dururken ansızız, ansızın tas ve leğen gibi tüysüz kafası ile bir cevlaki geçiyordu. Cevlakiler günün, o günün cevlakileri, cevlakilik diye bir meşref var tarikatlarının, sufiliğin içerisinde.
Bu zat yakışıklı baba yiğit bir zatmış, saçı sakalı yerinde. Kadınlar buna çok böyle teklif ederler, onu çok böyle hayran olurlar, etrafında pervane dönerlermiş. Artık adam bu halden o veli usanmış, demiş ya nedir bu benim çektim, demiş bu kadınların ilgi alakası biraz benden kesilsin demiş. Gitmiş berbere, saçını sıfıra vurdurmuş, sakalını sıfıra vurdurmuş, bıyıklarını sıfıra vurdurmuş, kaşlarını sıfıra vurdurmuş, kirpiklerini de sıfıra vurdurmuş.
Cevlak, kel, kabak demek. Öyle dışarı çıkmış, öyle dışarı çıkınca, ona böyle etrafında her gün rahatsız eden, yalvaran, yakaran, işte beni de al, beni de al diyenlerin, hiçbir tanesi buna yalvarıp yakarmaz olmuş. Tabii vakti ki ben bu dersi Karabaş Veli Tekkesinde yapıyorum. Cevlakiliği böyle bir met edince, ben bir söyleyince, bizim Oktay, Hacı Mehmet, Nuri, Harun Hoca, bunlar sohbetten sonra tekkeden çık, ondan sonra dik kaldırımda bir berbere gir orada, bunlar ilk Cevlaki'ye biz olalım diye, bunlarda da böyle bir nefis var, her şeyin ilki olacaklar.
Bunlar saçı sakalı, kirpi kaşı kes, tekrar geri dön tekkeye, bunları tekkeden bir Allah'ın kulu tanımamış. Tecelli edecek ya, tecelli edecek. Ben bunları bir gördüm, hepsinin hakkında şerh düştüm. Nuri'ye dedim, Nuri dikkat et seni eve almayabilirler. Dedim, Kuyucuya bir şey olmaz dedim ben.
Harun Hoca'ya dedim, üst kat görmesin seni. Oktay'a dedim, Oktay sana da bir şey olmaz dedim ben. Tabii sonra Nuri'ye sordum, Nuri, burada mı İçişleri Bakanı? Öyle mi? Rahat konuşacağım o yüzden ya. Nuri'ye sordum, Nuri ne oldu dedim mi? Üç gün aşağıda yattım dedi, evin alt katında. Ne yaptı, tanıyabildi mi seni gece? Ha sabah karanlık, ha tak yedi, geçirdin kafana öyle girdin, hırsız girer gibi eve yani. Sabah olunca ne oldu? He? Bir saça sakala gittiler, Harun Hoca senin ne oldu? Üç kata çıktın, baban ne dedi? Git bir daha gelme mi dedi?
Tabii Cevlaki olmak kolay mı? Anadan, yardan, evlattan, çocuktan geçiyorsun. Herkes atıyor seni kapının önüne. Bir de dervişlik de var ya, bir şey de diyemiyorsun. Git gidiyorsun, gel geliyorsun, yapacak bir şey yok. Tabii onlar bizim dergahımızın ilk Cevlaki'leri. Hamdolsun. Önceden sonra o Şeyh Efendi'nin yolu bu noktada bir edep, adap olmuş. Cevlaki olmak isteyen önce berberin önüne oturuyor, saç, sakal, kirpikler dahil, kaşlar dahil tıraş oluyor. Öyle çıkıyor. Bunu her nefisin kaldırabileceği, yapabileceği bir şey değil. Şimdi buradan desem ki erkeklere hanginiz yapar? Kimse elini bile kaldırmadı bak. Bir tane kaldırdı. Evet. Aa bir tane daha kaldırdı bak.
Tamam. Baban kız, herhalde evden kovulanmak istiyor galiba. Kovmayacaksınız, tamam. Yoksa üç günü duyunca bir serfinaz edeyim gideyim mi dedi acaba. Evet. Cevlaki geçiyordu. Dudu hemencecik dile gelip akıllılar gibi dervişe bağırdı. Ey kel! Neden kellere karıştın yoksa sen de şişeden gül yağ mı döktün? Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı. Çünkü Dudu hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı. Herkes dışarıdaki bir kimseyi kendisi gibi zanneder ya, onun da Cevlakiye'nin saçını görmeyince, Dudu dedi ki, o da mı gül yağını döktü, onu da patronu bir tokat vurdu, saçı sakalı o yüzden mi aşağıya indirdi dedi.
Çünkü temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutma. Gerçi yazı yazmada şir aslan manasına gelir. Ama süte benzer. Bütün alem bu sebeple yol azıttılar. Allah abdallarından az kişi bunlarla haberdar oldu. İnşallah önümüzdeki aya buradan devam edeceğiz. Beyt-i Husis'i okudum, karıştırmayalım diye. Tamam. Ama buraları okumadığımızı hatırladım. Doğru olan sensin yani. İnşallah. Hakkınızı helal edin inşallah. Buradan temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutmadan devam edeceğiz inşallah. Sorularınız çok. O yüzden sorularınıza zaman kalsın diye beytleri yine de kısa kesmedik.
Yaklaşık 15 beyt okuduk. Ne yaparsan yap, aşk ile yap haline nasıl ulaşılabilir? Bu hal tam olarak nasıl bir haldir? Bu hale ulaşmak mümkün değil. Soru yanlış. Soru eksik. Aşk tadında olur. Aşkla olmaz. Bir kimse her daim aşk halinde bulunması, aşk halinde yaşaması çok zordur. Bütün işlerini aşk halinde yapması bizim gibi zayıf kullar için çok zordur.
Ama aşk tadında yapabilir. Aşk tadında. Aşk tadında yapabilir deyince tam aşk değil. Aşkın tadında. Hani bir tatlı yerseniz baklava tadında dersiniz ya. Veyahut da bir şey yaparsınız. Aa onu andırdı. Teşbih, benzetme. O da aşk tadında. Bunu yapmak için gayret gösterin. Bunu yapmak için etrafınıza her şeyinizi sevgiyle, muhabbetle, şefkatle, merhametle örün. Üzerimizdeki kötü huyları nasıl üzerimizden atabiliriz? Orucu nefis terbiyesi olarak görüp kötü huylardan kurtulmak için tutmak doğru bir girişim mi? Bir şeyden bir şeye kurtulmak için bir şey yapmayın. Oruç Allah rızası için yapılacak olan bir ibadet. Namaz Allah için yapılacak olan ibadet. İbadetlerinizi Allah için yapın.
Bir şeyden kurtulmak için yapmayın. Bir şeyden kurtulmak mı istiyorsunuz? Ne? Bu haram. Bunu bundan sonra yapmayacağım deyin. Tövbe edin, yapmayın. Bu kadar. Tövbe edin, yapmayacağım deyin. Dirayetli olun kendi üzerinizde. Kendi nefsinizin üzerinizde söz geçirin. O zaman ancak başarıya ulaşırsınız. Yoksa ben yalan söylemeyeyim diye yirmi rekat namaz kılayım. Bu namazın, ibadetin özüne uygun değil. Namaz Allah için, ibadetler Allah için. Bir şeyden kaçmak da Allah için. Bir haramdan uzaklaşmak Allah için. Bir haramı terk etmek Allah için. Siz Allah için bir şeyi terk etmeye niyet edin. Allah sizin yardımcınız. Siz niyet edin. Deyin ki bu haramı ben terk edeceğim. Ya Rabbi bana yardım et.
Kim Allah'tan istedi de Allah vermedi? Kim dua etti de duasına karşılık bulmadı? Allah kendisinden istenenliğini verir. Allah kendisine müracaat edenin, müracaatını kabul eden. Allah kendisine korunmak için yalvaranı korur. Önemli olan orada o kimsenin niyet edip onu terk etmesidir. Allah için niyet edip terk edin. Ya ben bırakamıyorum. Git kardeşim ya. Bırakmışı var burada diyorum. Bakıyor öyle benim yüzüme. Ne demek bırakamıyorum? Bırakmışı var burada. Bırakmışları var burada. Bizim kardeşlerimiz, arkadaşlarımız medreseden gelme değil ki. Biz zaten medreseye gidip de bir şey anlatmıyoruz.
Onlar biliyorlar zaten. Biz camiye gidip bir şey anlatmıyoruz. O camiye girmiş zaten. Biliyor onlar. Biz anlatmaya kalksak bizden de çok fazla biliyorlar zaten. Hem de nasıl biliyorlar. Bizim onlarla işimiz yok. Bir yol bulmuş kendine gidiyor. Allah mübarek eylesin. Onunla işimiz yok. Bizim topluluğumuz haramların içerisinden yıkıla yıkıla gelmiş. Benim içinde bulunduğum topluluk öyle bir topluluk. O yüzden nereye bırakamıyormuşum? Bizde binlercesi var bırakan. Binlercesi var bizde bırakan. Sen de bırakırsın tövbe et yürü gel Allah'ın izninden inşallah. Bütün kötü huyları bırakabilirsiniz. Kur'an'da yanan, yakan ve söndüren ne anlama geliyor? Not bu soruyu soran kişi öncesinde ateistmiş.
Kur'an'da yanan, yakan ve söndüren ne anlama geliyor? Nasıl bir soru ya? Kim soruyu soran? Kasıt ne bunda? Bu normalde yanıtını vermiştir. Kur'an'da yanan da yakan da söndüren de Allah'tır demiştir.
Onun yanıtı böyledir. Yok yanan da yakan da söndüren de Allah. Hiçbir şey yok iken o var idi ve bir şey yarattı. Yananı da o yarattı, yakanı da o yarattı, söndüreni de o yarattı. Yanan da onun sıfatı, yakan da onun sıfatı, söndüren de onun sıfatı. Ne tarafa dönerse dönsün, onun sıfatına dönecek. O yüzden normalde yananı ateş gibi görür, kör gözler yananı ateş görür. Söndüreni su olarak görür, kör gözler söndüreni su olarak görür. Yakanı kibrit gibi yaktı zanneder, kör gözler kibrit yaktı zanneder. Yakan da odur, yandıran da odur, söndüren da odur, kurtaran da odur, ateşe atan da odur, ateşten çıkartan da odur.
Sen öyle söyle. Biz çünkü Sufilere böyle bir şey sorulursa, Sufiler sebebi kenara bırakırlar, sebepsizce ona sarılırlar. Biz sebebi anında atarız böyle bir şey olursa. Hz. Mevlana der ki, ben onun sofestiyası gibiyim. Sofestiya şudur, ben onun sofestisiyim dediğinde, ben onun kurala kayda bağlı olmaksızın, sebebe bağlı kalmaksızın ben onun yarattığıyım der.
O yüzden biz sebebe bakmayız. Çünkü Kur'an sebep yakıcıdır. Herkes bir çocuğun olması için anne ve babaya ihtiyaç duyar. Öyle değil mi? Allah sebepsiz Adem'i yaratmıştır. Adem'i bir anneden doğutturmamıştır. Adem'i bir babadan doğutturmamıştır. Adem'in anne ve babası yoktur. Onu topraktan halketmiştir. Herkes sebebe dayandırır. Ama İsa'nın aleyhisselamın babası yoktur. İsa aleyhisselamı babasız yaratmıştır. Bu sebebi ortadan kaldırmaktır. Herkes çocuk olmasını bir yaşa bağlar. Eyyub çok ihtiyarken, hanımı da çok ihtiyarken ve ihtiyar hallerinde çocuklarının olması mümkün değil iken, Eyyub'un ayağının dibinden bir pınar çıkarttırıp, pınardan yıkandırıp, yıkandırı sudan da altın kelebekler yaratıp gençleştiren Allah'tır.
Bunda sebep yok ki. Normalde Zekerya'nın çocuğu olmuyordu. Öyle değil mi? Zekerya'nın çocuğu olmadığında yaşlanmıştı ve ümitlerini kesmişlerdi. Bizim çocuğumuz olmaz demişlerdi. O yaşlı hallerinde onlara çocuk veren Allah. O yüzden biz böyle bir şey olduktan sonra biz hemen telleri yakar, atarız kenara. Eşim öldükten sonra üzerinde aşırı panik ve korku oldu. Manevi yönden de bol hayır yapıyorum, dualarımı okuyorum ama geçmiyor. Nedenini merak ediyorum. Benim için dua eder misiniz? Bu panik ve korku bu zamanın gün geçtikçe ağırlaşan psikolojik hastalığı haline gelmeye başladı. Bu gün geçtikçe artıyor. Hadis var korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım diye. O yüzden inşallah Allah'a sığınalım.
Bir soru var. Kusura bakmayın. Buraya geleni açıkça okuyorum. Hakkınızı helal edin. Ben 14 yıllık evliyim. Yani ben başını okudum sadece buranın. Geri kalanını okumadım. Ne çıkacağını bildiğimden değil ha. Öyle diyeyim. Ben 14 yıllık evliyim. Eşim çocuklardan sonra iki çocuğum var. Cinsel olarak benden uzak kaldı. Ben de sağlıklı bir erkeğim ama zina da yapmak istemiyorum. İslam'da ikinci eş almak var mıdır? Zorunlu mudur? Birinci eşin izni şartları nedir? Bir bayan var kabul ediyor ikinci eş olmayı ama ilk eşimin haberi yok. Ne yapmalıyım? İkinci eş dışında muta nikahı, mesela umumi evlere gitmek caiz midir? Ne yapılmalı? Ne olur hocam anlatın ve yol gösterin. Günaha girmek istemiyorum.
Eşimi de boşamak istemiyorum. Selam ve saygılar. Bu kardeşimiz direkt eşiyle bu konuyu konuşacak. Oturacak. Böyle bu normalde bu da bayanlar içerisinde de erkeklerde de psikolojik bir rahatsızlık bu. Bu bayanlarda da var. Bayanlarda daha fazla görülüyor. Bayanlar çocuklarıyla haşir neşir olurlarken erkek duygusunu ve olgusunu unutuyorlar. Hatta bazı bayanlar çocuklarıyla yatmaya başlıyorlar. Hani çocuk ufak yok ağlıyor, yok emzireceğiz, yok uyanıyor, yok bakacağız. İşte çocuğu yanına alıyor. Mesela çocuğuyla yatmaya başlıyor. İslam çocuğuyla beraber kadının yatmasını uygun görmüyor. Hatta çocuk sütten kesilince odasının dahi ayrılması gerekiyor. İslam çocuğun odasını ayırıyor sütten kesilince.
Toplumda işte böyle yok soğuktan üşecek, yok tek odada soba yanıyor. Bu bir tüp bahanelerle kadınlar çocuklarıyla yatmaya başlıyorlar. Sıkıntı da başlıyor. Veyahut da kadın kendince kendisinden doğan çocuğa karşı aşırı derecede bir bağlılık hissediyor ve çocuğuyla haşir neşir olmaya başlıyor. Bu kadınların büyük bir kısmında var. Çocuğuyla haşir neşir olurken erkeği unutuyor. Biraz hayvanlar alemini izlerseniz, mesela bir aslan dişisi onunla ilgilenmiyorsa dişinin çocuğunu boğup atıyor kenara. Kendi yavrusunu boğuyor o aslan. Dişi kendisine pas vermedi diye.
Şimdi bir erkek her zaman için erkektir. Kaç yaşında olursa olsun. Bakın kaç yaşında olursa olsun. Normal sağlıklı bir erkek, o der ki ya bu 60 yaşında ya. Ya sen geç. Erkek mi erkek? 90 yaşında olsa da erkek. Ben kuyucunun dedesini tanımış adamım. 80'nin üstündeydi. Annem onu guslettirmeye gidiyordu. Anneannem kısmı felçti. Erkek erkektir. Hiçbir zaman erkekliğinden bir şey kaybetmez. Kadın onu erkekliğini kaybettiği olarak görür. Hata yapar.
Bizim toplumumuzda kadınların bu konuda ne yazık ki sıkıntısı var. Hele o kadın böyle çocuklar büyümeye başladıkça adamdan eline tane kesmeye başlıyor. O çocuk yürümeye başlayınca bir çıt gidiyor. İşte çocuk konuşmaya başlıyor. Bir çıt gidiyor. Çocuk büyüdüğü zaman birkaç çıt birden gidiyor. Kadın çocuklarının annesi oluyor sadece. Annesi de değil. Çocuklarının bakıcısı oluyor. Evin hanımı olmaktan çıkıyor. O erkeğin eşi olmaktan çıkıyor. Çocuklarının bakıcısı oluyor. Tehlike çanları da burada çalıyor. Yandı adam. Adam yandı. Adamın bu konuda bunları böyle kendince analiz edip bu analizden doğru sonuçlar çıkarıp doğru hareketleri yapabilecek kapasitesi de yoksa adam ben ne yapacağım diyor.
Ondan sonra başlıyor. Ben yani kulaktan bunların hepsi de kulaktan duyma şeyler. İkinci eş malıyım. Ben buradan şimdi desem ki ikinci eş alırsın. Türkiye Cumhuriyeti devleti hukukuna aykırı konuşmaktan güldürtek savcının karşısındayım. İslam hukuku evet. Kur'an-ı Kerim'de dörde kadar müsaade etmiş. Kur'an-ı Kerim söylüyor bunu. Ama başka bir ayeti kerime de sizin için tek eşlilik daha uygundur diyor. Kur'an-ı Kerim bunu da söylüyor. Sizin için tek eşlilik uygun olanıdır diyor. O sürece baktığımızda İslam öncesi Mekke'de yirmi tane, otuz tane, kırk tane, elli tane, seksen tane böyle kırk kırk arttırdığımı düşünmeyin.
Yüz elli, yüz altmış, iki yüz tane eşi olan erkekler var. Sebep ne biliyor musunuz? Hurma bahçesilerinde çalışacak insan lazım çünkü. Tarım işçisi. Siz ona normalde eş olarak görüyorsunuz. Kimilerini tanımıyorlar bile. Eğer ya köleleri var, ya cariyeleri var, ya da eşleri var. Köle için para vermesi lazım. Cariye için savaşıp esir alması lazım. Savaşmıyorsa, parası yoksa eş olarak alacak kendine. Savaşırsak kahraman bir kimse olacak, ganimetten kendine düşen eşlerden cariye alacak. Zenginse para verecek ya cariyelerden ya da kölelerden satın alacak. E savaşmak yok, zenginlik yok, nikahlayacak kendine. Müşrik nikahı olarak.
O zaman için kaç tane varsa. Kur'an bunu dörde indiriyor. Bakın, Kur'an birden dörde çıkarmıyor. Kur'an sayısızdan, çokluktan dörde indiriyor. Kur'an burada devrim yapıyor, ihtilal yapıyor. Arap yarımadasında bir ihtilal yapıyor. O güne kadar eş sayısı yok çünkü. Sakın Hristiyanlarda ve Yahudilerde var zannetmeyin. O günkü Yahudilerde ve o günkü Hristiyanlarda da eş adedi yok. O günkü ehli kitapta da yok. Mesela eski ahitte ve yeni ahitte eş adedi yoktur. Şu kadar kadın kendinize nikahlayabilirsiniz diye yoktur. Bunu dörde indiren Kur'an'dır. Dörtten sizin için hayırlı olan birdir diyen de Kur'an'dır.
Sizin için hayırlı olan bir eşlilik diyen de Kur'an'dır. Ama bu dört eşlilik Kur'an'da müsaade edilmiş mi? Evet. Ama bunun şartlarını yerine getirmek, hukukunu yerine getirmek benim diyen adamın yapabileceği bir şey değildir. O yüzden iki eşi olanın bir aya cehenneme daha yakındır. Hadis. Sebep? O çünkü onun hakkını yerine getirmekte zorluk çeker. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dua eder. Güç yetiremediklerimden beni sorunlu tutma. Eşleriyle alakalı benim gücümün üstünde olan şeyleri benden istemeyin diye onlara söyler. Tabi o peygamber olduğu halde bir peygamber ve Hazreti Muhammed Mustafa gibi bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
Böyle düşünüyorsa geri kalan bu işi heva hevesinden yapıyor. Onun şartlarına uyabileceğinden dolayı değil. İşin bir de bu tarafı var. Bu kardeş şimdi eşiyle oturacak, konuşacak. Bu meseleyi eşiyle halletmeye çalışacak. Mu'ta nikahı ehli sünnet bunun caiz olmadığını söylemiş. Ama sahabelerin içerisinde caizdir diyenler de var. Ama İmam-ı Azam, İmam Şafi, İmam Malik, İmam-ı Hanbeli ve ondan sonra gelen imamların hepsi de bunun caiz olmadığını söylemiş. Öbür türlü işte malum evlere gitmek, zina yapmak zaten günahı kebairi haram. Bu yüzden bu kardeşin çıkış noktası gidecek eşiyle medeni iki insan gibi bunları konuşacak. Hatta eşini bir psikoloğa götürecek.
Bunda psikolojik bir problem olabilir kardeşimizin eşinden. Eşimin sevgisinin bittiğini düşünerek ilgisizliğinden dolayı ondan uzaklaştım. Cinsel olarak onunla olmuyorum. O da başka kadınlara bakıyor ve günahı bana yüklüyor. Doğru mu bu hocam ne yapmalıyım? Bakın bir kadının eşinden soğuma oldu soğudu. O zaman diyecek ki oturacak medeni iki insan gibi. Diyecek ki ben senden soğudum. Ben artık seni cinsel bir obje olarak görmüyorum. O yüzden benim boşa. Hakkı. Bakın hakkı kadının. Erkeğin de hakkı bu. İnsanları harama yönlendirmeye hiç kimsenin hakkı yok. Yani o adam da başka kadınlara bakıp da sorumlusu sensin böyle bir şey yok. Haramı kim istiyorsa sorumlusu o.
At eti yemek haramı. Hanefiler yememişler. Caiz görmemişler. Bu Kur'an'la ve sünnetle yasaklanmadığından dolayı birisinin bunu haram demesi çok uygun değil. Ama Hanefiler caiz görmemişler. Yememişler at eti. Mesela örnekliyorum şimdi. Bizim kültürümüzde bu bölgede at eti yenir mi? Yenmez. Bilmeden yer yer mi insanlar? Yer. Bizim Hacı Ahmet var. Çin'e gidip geliyor. Bana diyor ki baba sokakta diyor orada burada diyor bir tane kedi köpek göremezsin diyor. Çinliler kedi köpek de yiyor ya. Onlar böğürtü böcek ne varsa yiyorlar. Kediymiş köpekmiş hiç umurlarına katmıyorlar.
Türkiye'ye gelenler bile böyle bakıyorlarmış kediye köpeğe. Gece yakaladıklarını yiyorlarmış zaten. Yani hayvanseverler sokaklarda işte kedi köpekleri belediye zehirliyor diyor. Ne belediye zehirlemesi? Çinliler yiyor. Dedim Hacı Ahmet. Sen dedim orada kedi köpek görmüyorsun. Benim dedim çocukluğumda, gençliğimde bizim bayındırda azatlama eşek at olurdu. Biz de onları görmüyoruz şimdi dedim. Şimdi hiç görmüyoruz. Çocukluğumuzda görürdük. Adam eşek yaşlanırdı. Ne bileyim işte çuban çıkardı bir yerden. İşi görmezdi. Eşeğinin çilbirini çıkarıp bırakırlardı. Azatlama eşek dolaşırdı ortalıkta. Veyahut da bir atın çilbiri yoksa, kopardığı sayrı çilbirsiz, hasta, çelimsiz. Boş bırakıyorlarsa onu, o azatlanmış.
Yolda bulan bir kimse alabilir onu. Azatlama olunca onu almak caizdir. Yerel fıkıhtır bu. Başak gibi. Zeytin başağına giderdi önceden millet. Şimdi zeytini kökten kesiyor millet. Hırsızlık yapıyor. Başak adı altında. Adam traktörü dayamış, dallarını kesiyor. Dedim ne yapıyorsun? Arabayı durdurdum. Ne yapıyorsun dedim ben? Başak yapıyor. Cevabı o dedi. Ne başağı dedim. Dalını kopanı, hırsızlık yapıyorsun. Böyle baktı şimdi bu. Dedim valla telefon açacağım şimdi jandarmaya dedim. Bakıyor, araba plaka otuz dört. Ondan sonra bana bakıyor, normal değilim. Benim de öyle tuhaf hallerim var. Şeyden dolaşasım geldi. Ne o? Bu, Bursa'dan gelirken, efendim, Salihli'den, oradan dağın üstünden geleyim dedim.
Bu aşağı bayındıra yaklaşırken adamı gördüm. Traktörle girmiş adam. Başak yapıyor. Ne başak? Halbuki biraz yukarılara gitse tabi o korkuyor. Mesela o yukarı dağ köylerinde çuvalları katırlarla toplayıp yolun kenarına koyuyorlar. Söylemiyorum, hırsızlara yol gösteriyorum şimdi. Değil mi? Dinliyorlarsa. At eti yemek haram mı? Caiz değil Hanefilerce. Hanefilerce caiz değil. Ama at etini inek eti gibi satmak haram. Bakın, at etini inek eti gibi satmak haram. Domuzu inek eti gibi satmak haram. Domuz yemek zaten haram. Ha bir kimse yiyor, haram olduğunu bile bile yer mi yer.
Millet ayyuka çıkarıyor, domuz eti yemiş. Ya her gece içki içiyor millet, her gece zina yapıyor. Her gece kumar oynuyor. Her gece her türlü haramı işlemek serbest ülkede. Domuz eti yedi diye millete ayağa kaldırıyorlar. Her gece haram işleniyor bu ülkede. Harır alır, Fırat nehri gibi haram akıyor. Ama biz bir tane haramı simgeleştirebiliyoruz. Bir erkeğin eşine hükmetmesi doğru mu? Örneğin aileme çok sık görüşmemi, ailemle çok sık görüşmemi istemiyorum. Bir erkeğin eşine hükmetmesi. Normalde bir kadın aynı şehir içindeyse, haftada bir annesini ve babasını ziyaret etme hakkı var. Erkek bu hakkı elinden alamaz kadına, zulmetmiş olur. Aynı şehirdeyse, aynı şehirde değilse yılda bir sefer.
Hakkıdır kadının. Erkek bunu yasaklarsa zulmetmiş olur. Ama öbür türlü kadın da zırt pırt annesine babasına gidiyor. Anne bugün ne oldu biliyor musun ne oldu? Mutfakta çıt çıktı. Yok ya bu kadar da yapma. Anne ne oldu biliyor musun ne oldu? Bana da işte damat böyle yaptı. Bunları da yapma. Gerek yok. Ya annene onu söyledin, annene onu söyleyince, annenin bir tanecik kızısın. Damat gelince ona öyle ters ters bakacak. E kim baktırdı bunu? Kız baktırdı. Ne yapmaya söylüyorsun? Evlilik bu. Çıt da olur, pat da olur, küt de olur, çat da olur. Her şey olur evin içinden. Üç gün sonra sen onunla gene samimisin. Karı kocasın. Eee? Annesi Şahin Bakış. O damat gelsin ben ne yapacağım? Ne yapacağım? Keseceksin mi?
Hocam bir gelsin. Ne yapacaksın dedim? Keseceksin mi? Kovacaksın mı evden dedim? Ne yapacaksın? Ses yok. Laf söyleyeceğim. O da laf söylerse ne yapacaksın? Yakışacak mı kayınvalide duruşuna? Hani asildin ya sen? Hani kız anası asil olur ya el böyle. Kız anası. Ne oldu? O gelin gelsin ben ona ne yapacağım? Sen oğlan anasısın ya. Gerilim gerilim geriliyordun ya oğlan anasıyım diye. Nerede kaldı asilliğin senin? Gelinle mi çatışacaksın? Kim? Oğlunun karısı. Kim? Oğlunun karısı. Senin torununun annesi. Yavrum diye kokladığının annesi. Kime laf söyleyeceksin? Aşk tadında değil o yüzden.
Ben zina yapacak iken mesela veya bir günah işleyecek iken Allah'tan korkarak sabrediyorum. Günahtan uzak duruyor veya işlemiyorum. Bir videonuzda izledim. Sabrediyorum sanır ama korkudandır bir şeye yaramaz gibi anladım. Ben bu korku günahtan kaçmak ve sabır konusunu kısaca da olsa anlatır mısınız? Yani ben her şeyi korkudan mı yoksa rızadan mı yapıyorum? Korkudan kaçmak yanlış mı? Sabır değil mi? Günah işlememek korkudan yanlış mı? Ben o sohbetimi 3 aşağı 5 yukarı hatırlıyorum. O sohbetimde dedim ki bir adam kabadayı bir adam gelse, çam yarması gibi bir adam gelse, sana kalksa bir şey yapmaya kalksa sen korkundan susarsın ve dersin ki ben ona sabrettim. Bu sabır değil.
Bu ne? O adamdan korktun sen. O adamdan korktuğun için o adama seslenemedin. Ama senden çelimsiz bir kimse gelse, aynı lafları söylese iki tokat patlatır mıydın? Patlatırdın. İşte o çam yarması gibi adama susman sabır değil. O korkaklık. Şimdi baba, ben babayım, vururum. Kime vurdun? 5 yaşındaki çocuğa vurdun. Kime vurdun? Ağladı diye çocuğu duvara vurmuş, öldürmüş. Zalim. Çocuk ağladı diye duvara vuran bir kimsenin piseşik, psikolojik rahatsızlığı var ya da zalim. Sevgisiz. Anne, çocuğunu dövdü. Kaç yaşında çocuk? 6 yaşında. Hadi 30 yaşındaki bir kadına vur hadi sen. Aha iki tane çocuk oynuyor burada.
Kalktı annesi veya babası bu çocuğa vurdu. Ben şimdi biten beri gözüm onlarda. Kalktı anne, baba, abi, dayı, amca, büyük ya. Geldi vurdu ona. Hadi gel bana vur hadi. Benim bahsettiğim şey budur. Bu çocuğa vurmak kolay. Kadına vurmak kolay. Gel vur hadi sen. Gel vur. Öyle dedim adamın birisine. Bu dedim kadının babası, kabadayı bir adam olsa, şer bir adam olsa, sen bu kadına vurabilir miydin dedim. Kaldı.
İşte sen korkudan anlıyorsun, cahil bir insansın, avamsın, erdemli bir insan değilsin. Çocuğa vurmayı annelik babalık zannediyorsun. Çocuğa kuvvet göstermeyi annelik babalık kuvvet gösterisi olarak görüyorsun. Kadına vurmayı adamlık zannediyorsun. Bu sabır, bu değil yol. Eee kendinden daha kuvvetlisini görünce uspus kızı, süt dökmüş kızı gibi orada. Bülbül gibi. Ne oldu? Süt dökmüş kediye benzedin. Hani kabadaydın, vur hadi. Yok. O sabır değil. O korkudan yaptın. Sabır ne biliyor musunuz? Yapabilirliğin varken yapmamak, sabır o işte.
Zina edebilirsin. Ama sabrettin. Allah'tan korkmak caizdir. Korktun Allah'tan, yapmadın. O erdemliliktir. Adam gelmiş 90 yaşına. Eee ben zinaya tövbettim. 90 yaşındasın. Tövbe etsen ne olacak? Etmesen ne olacak? O senin artık zina edebilirliğin kalmamış. Senin bu dönüşün mecburi istikametten. Adamın midesinin yarısını almışlar. Avuç içi kadar mide kalmış. Eee biz artık içkiyi bıraktık. Aaa tövbe ettin demek. Eee tövbe ettik artık hocam ya. Hayırdır? Ben şimdi hayırdır? Midenin dörtlü üçünü aldılar da. E sen mecburiyetten bıraktın içkiyi. Sen mide sağlam olsaydı götürecektin lingolingo şişeler. Mide gitti. Eee sen dedin ki kendi kendine yani zaten içemiyorsun ki.
İçeceğim desen dahi içemeyeceksin. Bir dübre içtin mi komalıksın. Eee nereye içkiyi bıraktın? İçki seni bıraktı. Sen içkiyi bırakmadın. İçkiyi bırakan kim? İçebilirliği var mı? Var. Cebinde parası var mı? Var. Gideceği yeri biliyor mu? Biliyor. Yolu biliyor mu? Biliyor. O bırakmış. O asıl bırakan o. Tövbe eden o. Bakın asıl bırakan tövbe eden o. Neden? O yapabilirliği var iken yapmadı. Asıl tövbe eden o. Eee Allah hepimizi onlardan eylesin inşallah. Afrin'de Zeytin Dalı Operasyonu'na katılan askerlerimiz için dua yaptırır mısınız? Biz her daim Kur'an, Sünnet, Vatan, Millet mücadelesi veren tüm memleket fertlerine duacıyız. Her daim.
Bir günlük, iki günlük, üç günlük, beş günlük değil. Biz devamlı. Bizim felsefemiz belli. Şimdi zatın birisi hacca gidiyormuş. Hacca giderken de önceden deniz yoluyla gidiliyormuş genelde. Tabi eski gemiler fırtınaya tutuluyor, şuna buna tutuluyor. İşte böyle bir fırtına tutulmuş. Zat da böyle yaslanmış şeye. Deminin geminin böyle kenar şeyine. Ne o? Kenarına. Herkes bağırışıyor, ağlaşıyor, birbirine tutunuyor, dua ediyor, zikrediyormuş. O zat da gülmeye başlamış. Birisi dayanamamış, gelmiş. Demiş, efendi saçından, sakalından utan. Demiş, herkes bağırıp, ağlaşıp, dua ederken. Sen neden gülersin?
O da ona bakmış, önce susmuş. Bir daha söyleyince yine susmuş. Bir daha söyleyince demiş ona, Evlat, sizler demiş, güler oynarken biz her gece ağlardık. Siz demiş, geniş zamanda gülüp oynadınız. Şimdi dar zamanda ağlıyorsunuz. Biz demiş, geniş zamanda ağladık, dua ettik, zikrettik. Dar zamanda da gülüyoruz demiş. Bizim insanımıza şöyle bir kültür hakim oldu. Bunu reddettiğimi düşünmeyin. Buraya sadece şerh düşüyorum. Bayramdan bayrama Müslüman, cumadan cumaya Müslüman, Ramazandan Ramazana Müslüman, bir bela, bir musibet, sıkıntı geldiğinde Müslüman, bir darlık geldiğinde Müslüman, diğer günler, işte heva heves, hoş.
Bunu reddettiğimi düşünmeyin. Bunu küçümsediğimi de düşünmeyin. Bir insanın cumadan cumaya namaza gitmesi benim için önemli. Ben önemsiyorum. Ramazandan Ramazana da olsa, İslam olduğunu hatırlayıp oruç tutmasını önemsiyorum. Önemsemiyorum değil. Hiç namaza gitmeyen bir kimsenin bayram namazına gitmesini dahi önemsiyorum. Hiç namaza, abdeste, oruca, hiç ilgi alakası olmasa dahi ben Müslümanlardanım diyen kimsenin kimsenin bu söylemini, bu söyleyişini önemsiyorum. Yanlış anlaşılması. Bir kimse Müslüman olmasa dahi, ya Müslümanlar benim hoşuma gidiyor demesini önemsiyorum. Bunu söylemese dahi, ben Hristiyanım diyorsa, bunu dahi önemsiyorum.
Ben Yahudiyim, Museviyim diyorsa, bunu dahi önemsiyorum ben. Bir çıt daha ileri. Bir kimse Hristiyan veya Yahudi olmasa dahi, ben Hindüyüm diyorsa, ben ineğe tapıyorum diyorsa, önemsiyorum. Bir kimse, ben Budistim diyorsa, önemsiyorum ben onu. Aa iyi, güzel. Hatta bir kimse diyorsa ki, ben ateistim, ben onu da önemsiyorum. Yani, o kimse ateist olacak kadar din incelemiş adam. Ben onu önemsiyorum. Hatta diyorum bazen sohbetlerde ya, o ateist kardeşleri getirin bana. Ben onlarla sohbet edeyim. Çünkü bir şeye inanmamak da inanmaktır. Ben onu önemsiyorum.
Bu konuda, mesele yanlış anlaşılmasın. O yüzden normalde, hani, arfinde operasyon var. Muhakkak, yani, dua edelim, muhakkak, hiç olmazsa gönlümüz, kalbimiz, elimiz, dilimiz, onlarla beraber olsun. Bu önemli bir mesele. Muhakkak, eyvallah. Ama, şunu da unutmayalım. Dua etmek, özel günlerde, muhakkak, özel, her daim, Kur'an, sünnet, vatan, millet noktasında duranlara, dua edelim inşallah.
Geçen hafta, hatme yaptık. Allah razı olsun, anlamı nedir, neden yaptık? Sufilikte, belirli zamanlarda, belirli zikir, törenleri diyeyim artık. Hatme deniyor buna, hatmeler olur. Her sufi kolun, kendince bir hatmesi vardır. Önemli meselelerde, önemli günlerde, önemli meseleler ve günler öncesi, böyle hatmeler olur. Eğer iş, işin manevi bir boyutu varsa, e, şimdi, böyle söylemek istemem ama, ertesi günde, arfin oldu. E, yani, biz, memleketimizi seven insanlarız.
Cenab-ı Hak, hayırlısını versin inşallah. E, bunlar, bazı yerlerde, belli zamanlara, periyotlara bağlı olabilir. Bazı zamanlarda, belli şeylere bağlı olabilir. Bunlar, manevidir. Belli şeyler olabilir. Belli zamanlar olabilir. Belli hadisel olabilir. Bunlarla alakalı, şimdi, az önce, hani, arfine dua diyordu. Biz, başlamadan yaptık diyecektim. Ben biraz, hadi, öyle konuşmayayım dedim ama, ardından da hatme gelince, ardı ardına, söyleyecek laf yok. Zikrullah halakasında, tam namazlarımı, tam kılamasam da, bazen hal görüyorum, bunu anlatmam mı, yoksa anlatmamam mı, daha uygun, zakirime. Nasıl istersen, ister anlat, ister anlatma. Kızım çok asi, ne yaparsam yapayım, düzelmiyor.
Dualar okuyorum, sadece bana karşı. Sana karşı, her şeye karşı. Normalde, bunları çok büyütmeyin. bu kesinlikle, kesinlikle kadındır, soru sahibi. Kimseyi, zan altında bulundurmak istemem, kesinlikle kadındır. Kadınlar, kızlarını, kendilerinin yaşadıkları gibi, yaşasın istiyorlar. Ve çocuklarını, ne yazık ki, eğitemiyorlar. Ben bir çocuk, kız, erkek, hiç önemli değilim. Anne babasını dinlemiyorsa, kabahatı anne babada görüyorum.
Ben böyle söyleyince, böyle ya işte, böyle herkes pusuyor. Yok anne babada, meşhur sözüm benim. Şeydir ya, halk deyimidir. Dağa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğla olur. Ne ekersen, onu biçersin. Ateş eken, kor toplar. Bu ateş eken, kor toplar sözü, İncil'den. Budur ama, sen düzgün yetiştirirsen, onunla diyaloğun düzgünse, bu sana asi olmaz. Ben çocuklarından razıyım, ben hayır kelimesi duymadım daha ben hiç. Ya ben onlara hayır diyecek bir söz söylemedim, ya da onlar hayır demeyi benden, bana hayır demeyi unuttular.
Allah nazardan saklasın. Ben hayır kelimesini duymadım daha onlardan. Aradaki diyalogla alakalı. Anne babanın çocukla kurduğu diyalogla alakalı. O diyalog düzgün değilse, sıkıntı olacak. Cuma saati müşteri gelirse, ne yapmak gerekir? Cuma saati dükkanı kapatmak mı icap eder? 12 Eylül bir Cuma günü olmuştu. Cuma günü ne yaptı esnaflar acaba? Kapattılar değil mi? 12 Eylül ihtilali Cuma günü olmuştu. Ben geceden maydanoz sulamaya gitmiştim. Saat işte yedi, yedi buçuk sularında eve dönüyordum.
Bizim bir alt sokağın altında bir kızcağız vardı. Bağıra bağıra bana doğru koşuyordu. Mustafa, Mustafa ihtilal oldu dedi. Ben çünkü sabah saat üç gibi maydanoz sulamaya gidiyordum. evin korkusuzu benim. Ben maydanozuları suluyordum. Ben sulacağım ya nasıl olsa. Ben sabaha karşı saat üçte dörtte kalkıp gidip suluyordum ben. Yani gündüz işim olmayacak. Gündüz parttı, bahçede dolaşacağım. Gezeceğim, haytalık yapacağım. Normalde eve dönerken bağırıyordu. İhtilal oldu diye. Ben de kendimce dedim ki, bizimkiler yaptı ihtilali. Bizimkiler dediğinde ben ihtilal zamanı Bayındır Ülke Ocakları yönetim kurulundaydım. Dedim tamam, bizimkiler ihtilali yaptı dedim ben kendi içimden.
Geldim eve, eve doğru geldim. Bir baktım, caddenin başında bir tane asker var. Bağırdı, çabuk içeri gir dedi. Ben çok önemsemedim. Nasıl olsa eve gidiyor muyum? Bir de, bizde de var yani öyle. Bir düdükle içeri girecek bir kimse değiliz hesapta yani. Ben geldim, bir baktım marşlar çalıyor. Radyoda, televizyonda. Yine de şahlanıyor yüzü başının kır atı diye. Ne oydu o, ne Mutlu Can'dı? Hasan Mutlu Can. Ben üstüm başımı değiştirdim. Çıkacağım ben dışarı, kapıdan dışarı çıktım. Bir düdük askerden, eyvah. Bir düdük daha, geldik, lop lop lop … çapraz tutuşta. Daha o zaman askerliği de yapmadık biz. İçeri gir dedik, girdik. İhtilal olmuş.
İhtilali o zaman anladık. Biz, üst sokaktan birisi ölmüş. O ölene güç bela, izin aldılar. Sela mela yok. Ben bizim sokağın ortasından, oradan teyzemin oradan dört kişinin, dört beş kişinin cenazeyi koşa koşa taputu götürdüklerini gördüm. İslam hukukunun olmadığı bir yerde bir kimse cumayı kılamayacak olsa ondan sorumlu olmaz. Ama ayetle sabit, cuma saati alışverişi kesin diyor. İnşallah kesebilenler kesin. Haklarınızı helal edin. Teşekkür ederim. Geceniz mübarek olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi