mustafaozbag.org

İzmir Gaziemir - 18 Şubat 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Şubat 2018 · 1:21:35

Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemize ve cümle ümmet-i Muhammed'e salih ameller işleyen kullarından eylesin. Bizim dinimiz sadece ibadet dini değil. Bu birkaç gündür bu meseleye biraz takılıp kaldık, öyle söyleyelim.
Sadece meseleye ibadet açısından bakılırsa, bakarsak dini tam olarak anlamış ve yaşamış sayılmayız. Ama ne yazık ki İslam dünyası bu son 300 yıldır dini sadece ibadet perspektifinde bakıyor. Bu ibadet perspektifinde baktığı için de ne yazık ki tam anlamıyla dini anlama ve yaşama noktasından uzak kalıyor.
Cenâb-ı Hak iman edip salih amel işleyenler diye hep bahseder Kur'an'ında. İman edip salih amel işleyen, iman edip sadece ibadet eden değil, salih amel işleyen, salih amel işleyen deyince ibadeti de içine alır. Biz sufi dünyasının birer neferi olarak bizim ölçümüz sizin en hayırlınız, etrafına hiç zarar vermeyeninizdir.
Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Ölçüsünü kendimize ölçü ederiz. O yüzden birinci derecede salih amel işleyip etrafımıza en fazla faydalı olmaya çalışırız ki bu dinin en önemli özelliklerinden birisidir. Allah bizi onlardan eylesin. Geçen aydan kaldığımız yerden devam edeceğiz. Dudu hemen cicik dile gelip akıllılar gibi dervişe boğurdu. Ey kel neden kellere karıştın yoksa sen de şişeden gül yağımı döktün? Onun bu kıyasından halk gülmeye başladı çünkü Dudu hırka sahibini kendisi gibi sanmıştı. Bu yeni hikayeydi ya Dudu'yla bakkalın hikayesi. Bir bakkal dükkanında Dudu dediğimiz papağan, konuşan kuş.
Bir bakkal dükkanında bir Dudu vardı. O Dudu her gün öter, her gün şakır. Müşterilere geldiğinde hoş geldin, güle güle der. Hatta küçük latifeler yapardı. Böylece o diliyle müşterileri cezbeder, müşterilerle konuştuğu için insanlar sırf Dudu kuşuyla konuşmak için dükkana akın akın gelir giderdi. Ama gel gör ki bir gün dükkanın kedisi dükkanın faresini yakalamak için onun peşinden koşunca Dudu kuşu kediden korkup birden başka bir yere refleks olarak uçunca yağ şişesini kırdı.
Kırınca geldi bakkalın sahibi, baktı ki kuş gül yağını dökmüş, kırmış, ona bir tokat vurdu. Ona bir tokat vurunca Dudu kuşunun saçları döküldü. Saçları dökülünce Dudu kuşu da sustu. Hiç konuşmamaya başladı. Bu esnada bakkalın önünden geçen bir Cevlakiye dervişini görünce yine geçen aydan alıntı Cevlakiye'ler ne yapardı? Cevlakiye piri bir kadın ona çok böyle istek ve arzuyla günlerce ona yalvarınca o da o kadından biraz kurtulayım, bu harama düşmeyim, bana olan bu ilgi ve alakası kesilsin diye saçlarını, kaşlarını, kirpiklerini, bıyıklarını, saçlarını tamamen çız çıplak tıraş ettirdi.
Tıraş ettirince kadın ertesi gün bir baktı, ona olan istekten vazgeçti. Çünkü onu yakışıklı, cazibeli görmemeye başladı. Ve Cevlak dendi ve Cevlakiye dendi yola. Tabi içinizde de bu dergahın ilk Cevlakiye'leri var. Burada Hacı Nuri, Oktay, Hacı Mehmet, Hacı Oktay. Bunlar da bir sohbeti Bursa'da, tekkede dinleyince, sohbet bitip işte yola çıkıyorlar, bir karar veriyorlar Cevlakiye olalım diye. Gidip Bursa'da bir berbere giriyorlar, saçımızı, sakalımızı, kirpimizi, kaşımızı kestiyorlar. Bir güzel kestiriyorlar, ondan sonra tekrar tekkeye geliyorlar. Tekkede kimse tanımıyor onları.
Ama dergahın dört tane Cevlakiye'si var. E beşincisi olmaz artık zaten. Olan olmuş bir binanın dört tane kolonu var ya, dört kolonun sahibi var. Beşinci kolon artık yandan olacak, çaresi yok. Ve işte o Dudu öyle bir Cevlakiye dervişini görünce, ona diyor ki, sen de mi benim gibi gül yağını döktün? Tabii öyle olunca herkes gülmeye başlıyor. Bu geçen ayın özetiydi. Temiz kişilerin işini kendinden kıyas tutma. Gerçi yazıda aslan manasına gelen şir, şir, süt manasına gelen şire benzer. Bütün alem bu sebepten yol azıttılar. Allah abdallarından az kişi agah, yani haberdar oldu.
Malum iyi insanlar vardır. İyi insanların işi özeldir. İyi iş yapmak, iyi insan olmak bir özelliktir. Eğer kötüler kendilerini iyi insanlara eş tutarlarsa, o zaman iyiliğin anlamı kalmaz. Çirkin, güzelle kendini eş tutarsa, fakir kendini zenginle eş tutarsa, cahil kendini bilenle eş tutarsa, hukuk kalmaz.
Ortalık karışır. Yusuf, Yusufluğunu bilmeli. Hiç kimse kendisini Yusuf'la yarıştırmamalı. Ve demeli ki, ben Yusuf değilim. Eğer kendini Yusuf'la eş tutuyorsan, herkes der ki, sen küstahsın. Bir meslek sahibi kendini eş tutma. O onun üzerinde uzmanlaşmış, onun üzerinde çalışmış, kendini onunla eş tutarsan, o zaman hem o meslek sahibine hakaret etmiş, hem de sen kendini kibir dünyasına atmışsındır.
O zaman sen, o meslekte uzmanlaşan bir kimseyle kendini eş değerde tutma. Kendi mesleğin kendine aittir. Sen kendi mesleğini yaparken, hiç o mesleğinden haber olmayan bir kimse gelir de, kendini seninle eş değerde tutarsa, sen dersin ki ya, sen cahil bir insansın. Veya, çok özür dilerim ama, sözüm meclisten dışarı, ahmaksın. Neden? Ben yıllarımı verdim. Ben bu mesleği kazanmak, bu mesleği yerine getirmek için, bu mesleğin ustası olmak için, sen geldin dün de, ben onunla eş değerde mi? Tarih boyunca, kötüler, hep temiz kişilerle kendilerini eş değerde tutmuşlar. Mesela, Ebu Cehil, peygamberle, sallallahu aleyhi ve sellemle kendisini eş değerde tutmuş.
O nasıl peygamber olur? Asıl benim peygamber olmam gerekirdi demiş. Veyahut da bir kimse, Cenab-ı Hakk'ın dostu olmuş, diğerlere demiş ki, ya nasıl o, böyle bir şey olur? Ya, benim dost olmam lazım. Onun ne özelliği var demiş. Eş değerde tutmuş. şeytan kendini Adem'le. Cenab-ı Hak Adem'i yaratıp ona secde deyince, demiş ki, benden ne üstünlüğü var? Benden ne ayrı özelliği var? Hatta, ben ondan daha makbul ve kıymetliyim. O topraktan yaratıldı. Ben ise, ateşten ve dumandan yaratıldım. O zaman benim yaratılış cevherim ondan üstün demiş. Kendisini ne yapmış? o Adem'le kıyaslamış. O Adem'le kıyaslamış. Onunla eş değerde görmüş.
Hazreti Pir diyor ki, kendini sakın ha. Temiz insanlar, ayrı bir özelliğe ve kategoriye sahiptir. Kötüler, kesinlikle ve kendisi, kesinlikle, iyilerle kendilerini eş değerde tutmasınlar. Sen, kötüyle de kendini eş değerde tutma. Eğer kötüyle kendini eş değerde tutarsan, yine bu sefer iyiliğe zulmetmiş olursun. E o zaman, iyiler kendi içlerindeki iyilerle kıyaslanmalı. Daha iyi kimdir diye. O zaman, kötüler de kendi içlerinde kıyaslanmalı. Daha kötüsü kim diye. Biz kötülükle iyiyi kıyaslamaya kalkarsak, bu kıyaslama doğru kıyaslama değildir. Kötüler, kötülerle kıyaslanır. İyiler, iyilerle kıyaslanır.
Kıyaslanacaksa, herkes hemcinsiyle kıyaslanır. Elma, elmayla kıyaslanır. Armut, armutla kıyaslanır. Üzüm, üzümle kıyaslanır. Armutla elma, birbiriyle kıyaslanmaz. Çünkü birisi armuttur, birisi elmadır. İyiyle, kötü birbiriyle kıyaslanmaz. Birisi iyidir, birisi kötüdür. İyi amelle, kötü amel de birbiriyle kıyaslanmaz. Hiç Allah'ı zikretmekle, dedikode etmek birbiriyle kıyaslanır mı? Hiç Allah'ı zikretmekle, iftira etmek birbiriyle kıyaslanır mı? İkisi de kelamdır. İkisi de konuşmadır. Hiç Kur'an-ı Kerim okumak ile, şiir okumak aynı mıdır? Kıyaslanır mı? Hiç Kur'an-ı Kerim'in hükmüyle, insanların hükmü kıyaslanabilir mi? Mümkün mü?
Kıyaslanmaz. Birisi Allah'ın hükmü. Kıyaslanması mümkün değil. Bir Kur'an'ın hükmüyle, insanların kendi heva ve heveslerinden oluşturduğu hüküm aynı olur mu? Olmaz. Birisi Allah'ın hükmü. Allah'ın hukukuyla, insanların kendi heva ve heveslerinden çıkmış olan, dolmatik hukuk birbiriyle kıyaslanır mı? Kıyaslanmaz. Çünkü aynı kategoride değil. Kıyaslanacaksa, İsa'nın hukukuyla, Muhammed-i Mustafa'nın hukuku kıyaslanmalı. Kıyaslanacaksa, Musa'nın hukukuyla, Muhammed-i Mustafa'nın hukuku kıyaslanmalı. Kıyaslanacaksa, Kur'an'la İncil kıyaslanmalı. Bulabilirlerse İncil'i. Kıyaslanacaksa, Kur'an'la Tevrat kıyaslanmalı.
Eğer Tevrat'ı bulabilirlerse. E yok. Gerçek Tevrat yok. E gerçek İncil yok. Gerçek Tevrat ve İncil olmadığına göre, zebur da olmadığına göre, Kur'an ilahi kelam olarak, kıyaslanacağı bir kitap yok karşısında. O zaman nasıl İncil'le Kur'an'ı kıyaslayalım, kıyaslayamayız. Nasıl Tevrat'la Kur'an'ı kıyaslayalım, kıyaslayamayız. Neden? Tarihi olarak, tarihi olarak, elimizde bir belge yok. Tevrat'ın var olduğuna dair, elimizde tarihi belge yok. İncil'in var olduğuna dair, elimizde tarihi belge yok. Var olduğunu Kur'an bize beyan ediyor. O zaman Kur'an, kıyaslanacak bir kitap değil, dünya üzerinde var olan bütün kitaplara karşılık.
Kıyaslayamayız. O zaman her şeyi, kendi kategorisinde kıyaslayacağız. Kur'an'ın karşısına, yine ilahi bir kitap getirmeniz lazım. Yok. Hz. Muhammed-i Mustafa'nın karşısına, yine ilahi bir protip getirmeniz lazım. Yok. Tarihi olarak, İsa Aleyhisselam'la da karşılaştıramazsınız. Sebep, tarihi olarak, İsa Aleyhisselam adında, bir peygamberin yaşadığına dair, tarihi belge yok elimizde. Bize Kur'an söylüyor, İsa adında bir peygamberin yaşadığını. Bize Kur'an söylüyor, Musa adında bir peygamber yaşadı. Biz iman ediyoruz. Bunda bir sıkıntımız yok. Biz Musa Aleyhisselam'a indirilene de, İsa Aleyhisselam'a indirilene de iman ettik.
Kitaplar var mı? Yok. O yüzden, biz temiz kişilerin işini, kendimizden kıyas tutmayalım. Temiz insanların işi ayrı. Onların mekanizmaları da ayrı. Biz Hızır'la kendimizi kıyaslayabilir miyiz? Kıyaslayamayız. Sebep, o Hızır, ilmi ledine sahip, o ilmi ledine sahip bir kimse, ne yaptı? Oturdu, bir deniz kenarına, Cenab-ı Hak Musa'ya dedi ki, benim bir kulum var, onda sende olmayan ilim var. Gitti bu, dedi ki, gelme, bizim yolumuz acıdır, sıkıntılıdır, akıl erdiremezsin, kabul edemezsin, kabul edemezsin.
O dedi ki, ben sabredenlerden olacağım. İyi, denizde bir gemi, gemiye seslendi. Hapörle yok, cep telefonu yok. Hani bir ilim adamı çıkmış, bir profesör, Nuh Aleyhisselam oğullarıyla, cep telefonundan konuştu demiş ya, böyle ilim adamlarımız da var. Hey gemidekiler, biz burada iki ihtiyarız demiş. Bizi buradan alın. Alır mısınız değil. Bizi buradan alın. Gemidekiler sesi duymuş. Bir tane küçük filika indirmişler. Kürekle gelmişler. İki ihtiyar denizin kenarında binmiş. Kendi malı gibi oturmuş filikanın içerisine.
Kayıkla gemiye. Gitmişler gemiye. İki yaşlı insan, bugünkü gibi değil, ademden beri, yaşlıların dini sorulmaz, imanı sorulmaz, mezhebi sorulmaz, meşrebi sorulmaz. Onlara hürmet edilir. Yaşlı mı, saçı sakala ağırmış mı, ona hürmet edilir. O hürmete layıktır. Almışlar, gemide yedirmeye, içirmeye başlamışlar. İşte, limana doğru yaklaşmışlar. almış Hızır aleyhisselam eline bir balta, almış geminin dibini delmeye, geminin dibini deliyor. Vuruyor Allah, vuruyor. Musa aleyhisselam seyrediyor. Seyrederken, en sonunda dayanamıyor. diyor ki, ya ne yapıyorsun? Bu gençler bize iyilik yaptılar. Bizi gemilerini aldılar.
Sen şimdi gemilerini deliyorsun. Bir daha söyleyince, ya Musa, ben sana söyledim. Bizim işimiz normal değil, dedim. Sabretmek lazım, dedim. Bak sen dakika, bir gol, bir sabredemedin. Hadi, sen yoluna, ben yoluma, diyor. Yok, ben bundan sonra karışmayacağım. ama, tabii bir baltada, su foş, geminin içerisinde, Hızır aleyhisselam, bunun içerisine, hem Kur'an'dan, hem Sünnet-i Resulullah'tan, hem de, sufilerin tevhilleriyle, ortaklaşa anlatıyorum.
Suya parmağını değdirip, ey su, deniz, sakin ol, selametli ol. Bu kadar kal. Su, emir dinliyor. Dolmuyor içerisi. Duruyor öyle. Haydi diyor, çıkıyoruz şimdi. Çıkıyorlar, iniyorlar limana. Limanda, şehre doğru giderken, bakıyorlar, bir yıkık, duvar var. Gel diyor, bu duvarı tamir edelim. Başlıyorlar duvarı tamir etmeye. Diyor ki, bu duvarı neden tamir ediyoruz? Açız, açıkız, sefiliz. Bir yemek yiyenimiz yok, yedirenimiz yok. bu şehir yüzümüze bile bakmadı. Biz burada duvar tamir ediyoruz. Deyince, Hızır diyor ki, bak olmadı, sen gene sabredemedin. Haydi bir daha tövbe ediyor.
Yürürken tam gidecekler, bir çocuk, bazıları tefsir ederler. Bir hayvana iğne batırdı, hayvan tekmeyi vurdu, çocuk öldü diye. ama Hızır çıkarıyor hançeri, çocuğu öldürüyor, kesiyor. Esince diyor ki, sen katil oldun. Ya sen nasıl bir muzur insansın diyor. Gene yoldan ayrılacaklar. Son nokta, bir suyun başına geliyorlar, dışarı çıkınca, abdest alıyorlar, su içiyorlar, namaz kılıyorlar. Hızır eline bir taş alıyor, su yolunu, biz künk diyoruz ya eskiden, başlıyor kırmaya onu. Musa diyor ki, yeter ya. Sen ne muzur adamsın böyle. Diyor ki, ya Musa yolumuz buraya kadardı. Sen sabredenlerden olmadın. Senin ilmin ayrı, benim ilmim ayrı.
Gemiyi deldim diyor. O geminin dokuz kardeşler, hepsi de genç çocuklar, yaşlı bir anneleri, babaları var. O limanın diyor, padişahı zalim bir kimse. Mazlum insanlara savaş açmak, mazlum insanları, el almak için, bütün gemilere, içi sayfasıyla beraber el koyuyordu. Gemiyi deldim. Bizden sonra, el koymak için, o padişahın komutanları geldi. Bir baktılar ki, geminin içinde su var. Eyvah, batacak gemi dediler. Hızla gemiyi terk edip gittiler. O çocuklar, gemici, balıkçı çocuklar, şimdi, o gemiyi temir ettikten sonra, yine yaşlı annelerine, babalarına bakmak için, rızıklarının peşine düştiler. Sende diyor, bu yok, bunu anlamadım.
O şehre indik, bize ekmek, su vermediler. Duvarı tamir ettik, o tamir ettiğimiz duvar, iki tane yetim oğlanın, babasının duvarıydı. Babası, oraya bir teneke altın koymuştu. Eğer o duvarı tamir etmeseydik, o teneke altın oradan çıkacaktı. Bu çocukların dayıları, çok düzgün insan değil. O çocukların parasını çarçur edeceklerdi. Çocuklar büyüyecekler, büyüdüklerinde o altını bulacaklar. Babaları çok cömert, sehavetli, etrafını gözetmedi kimseydi. Bu çocuklar, babalarının yolunu devam ettirecekler. Sen bunu anlamadın. Senin ilmin sana, benim ilmin bana. Gittik diyor, o sen gördün çocuğu. Çocuğun öyle bir annesi, babası vardı ki, salihaydı. Ama bu çocuk, ileri doğru, çok zalim bir çocuk olacaktı.
Annesinin, babasının günaha kaçacaktı. Çocuğun diyor, ecelini öne çektik, kazaya getirdim. Şimdi annesi birkaç ay, babası üzülecek, hüzünlenecek. Allah onlara tekrar salih, evlatlar verecek. Onların bu hüznü kalmayacak. Künkü kırdım diyor. Künkü kırdım. Baktım ki diyor, suyu getiren, götüren, tamir ettiren, cennetin sekizinci katına çıkmış. Hayır hasenetten. Kırdım ki diyor, sonradan gelecekler, bir zenginin birisi, o su yolunu tekrar yaptıracak, o da cennetin sekizinci katına çıkacak. Bilemedin sen, bu ilim sende yoktu. O yüzden yolumuz buraya kadardı. Settarallah, Hızır yokken ortaya. İyilerin işini, kendine kıyasla. Bizim aklımız, dünyevi çalışır.
Bizim aklımız, normal matematiğe çalışır. İyilerin işi, öyle matematiğe çalışmaz. Dünyevi çalışmaz. Sen dersin ki, kendince, ya buradan gidilmesi lazım, o oradan gitmez, öbür taraftan gider. Neden öbür taraftan gider? O ilahi bir ikaz almıştır. Oradan gidilmesi gerekiyordur. Sen kendi kendine dersin ki, bu yoldan gidilmesi lazım. Bu yol daha kısaydı. Bu yol daha düzgündü. Ama öyle değildir. İyilerin işi, statüsü, kendine aittir. Sen kendi kendine düşünürsün. Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Ertesi güne yiyecek bir tane, buyday tanesi, evinde bulamaz. Sen nasıl kendini onunla kıyaslayacaktın? Ertesi güne yiyecek bir tane, sahip almayacak şekilde dağıtabilir misin?
Bak, inşallah bu çalışıyor. Temiz kişilerin işi, peygamberlerin, velilerin, evliyaların işi, matematiği ve mekaniği kendine aittir. Sakın, onlarla kendini bir tutma, kıyaslama. De ki, bu peygamberlerin işidir. Onlara Cenab-ı Hak vahyeder. bize böyle bir Cebrail'i gönderip vahyedecek değil ya, o peygamber, onun statüsü ayrı. E çok iyi Allah dostları vardır. Onların işini kendinle bir tutma, kıyaslama. Neden? Onlar temizlerin içinden seçilmiş olan temizlerdir.
Kıyaslamak mümkün değil. O yüzden, Hz. Pir diyor ki, bütün alem bu sebepten yol azıttı. Herkesin yolu neden azdı? herkes kendini onlarla kıyasladı. Özür dilerim. Gevezelik var ya, o yüzden sesimizde problem oluyor.
Hakkınızı helal edin. Bütün insanların yoldan çıkmalarının sebebi, kendilerini peygamberlerle kıyaslaması, kendilerini ashapla kıyaslaması, kendilerini velilerle kıyaslaması. yol azıtıyorlar. Hz. Pir diyor ki, Allah abdallarından az kişi, Allah abdallarından az kişi haberdar oldu. Bu Allah'ın veli kullarından, az kişinin haberi oldu. Az kişi onları tanıdı. Sebep, çünkü insanlar yol azıttılar. Yol azıtınca, kendilerini velilerle eş değerde tuttular. Kendilerini Allah dostlarıyla kıyasladılar. O kimse kalktı, kendini Abdülkadir Geylana Hazretleriyle kıyasladı. Hz. Mevlana'yla kıyasladı. O Mevlana ise, ben de işte şuyum dedi.
Ondan sonra, o şöyle ise, ben de böyleyim dedi. Kendince ne yaptı? İyilerin iyileriyle kıyasladı. Oysa, kendisini onlarla eş değerde görmeseydi, kendini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle eş değerde görmeseydi, yol azıtmayacaklardı. E, o zaman, Allah'ın abdal kulları var. Abdal. Bu, hadislerde de geçer. Ama ayet-i kerime de velilik olarak geçer. Yunus 62, 63, 64. İyi bilin ki, Allah dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmezler. Onlar iman eden ve Allah'tan korkanlardır. Onlara dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır. Allah'ın sözleri asla değişmez. İşte büyük kurtuluş budur. Velilin, bir, hak, ismi, sıfatı olarak tecelliyatı vardır.
Allah, bütün kulların velisidir. Velilin, bir de halktan tecelliyatı vardır ki, bu, Yunus suresi 62, 63, 64. ayetle sabittir. Buradaki velilik, velilin, kulların üzerindeki tecelliyatıdır. Onlar mahzun olmazlar, mahcup da olmazlar. Onlara dünyada da, ahirette de müjdeler vardır. Ayetle sabittir. O yüzden bir kimse, Allah'ın dostları, velileri yok derse, küfre düşmüş olur. Böyle bir velilik yok derse de, küfre düşmüş olur. Bu ayeti kerime ile alakalı, ayette zikredilen, Allah'ın dostlarından maksadın, görüldüklerinde, simalarından, Allah'ı hatırlatan, kullar oldukları söylenmiştir. Hani bunu sorarlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, derler ki, Ya Resulallah, bu Allah'ın dostları kimlerdir?
Biz onları nasıl tanırız? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. diyor ki, onlar görüldüklerinde, Allah hatıra gelir. Demek ki o ne olmuş oluyor? Allah'ın dostu olmuş oluyor. E, yine, ayette zikredilen, Allah dostlarından maksadın, burası önemli. Aralarında maddi bir çıkar ve akrabalık boğu olmadan, birbirlerini Allah için seven kimselerdir. Bu hususta, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. şöyle buyurdu, rivayet edilmektedir. Ey insanlar, dinleyin, düşünün, ve bilin ki, aziz ve celil olan Allah'ın, öyle kulları vardır ki, onlar ne peygamberdir, ne de şehittirler. Fakat, peygamberler ve şehitler, onların Allah yanındaki derece ve yakınlıklarına, gıpta ederler.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. bu sözü üzerine, uzaktan bir bedevi gelip, eliyle Resulullah'a işaret ederek, şöyle dedi, Ey Allah'ın Resulü, insanlardan öyleleri vardır ki, onlar ne peygamberlerdir, ne şehittirler. Bununla beraber, onların Allah katında derece ve yakınlıklarına, peygamberler ve şehitler, gıpta ederler. Bu insanları bize anlat dedi. Bu insanları bize anlat. Madem böyle insanlar var, bu bedevinin sözü üzerine, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz.'nin yüzünde, sevinç belirtileri oldu. Ve şöyle buyurdu, altını çizerekten dinleyin. Onlar, tanınmayan insanlardan, ve bilinmeyen kabilelerde, bir kısım insanlardır ki, onları birbirlerine akrabalık bağı yaklaştırmaz.
Fakat onlar, Allah için birbirlerini severler. Bunda samimi olurlar. Kıyamet gününden, Allah onlara nurdan minberler kuracak. Onları orada oturtacaktır. Onların yüzlerini ve elbiselerini, nurdan kılacaktır. Kıyamet gününde insanlar korku içindeyken, onlar korkmayacaklardır. İşte onlar, Allah'ın dostlarıdırlar. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmezler de. Allah-u Teala ayeti kerimesinde, kendisinden korkan, veli kullarına, dünya hayatında da müjde olduğunu, beyan etmiştir. Ve, bu müjdeler, Müslümanların kendi gördüğü rüyalar ile, bu zatların, kendilerinin gördüğü rüyalardır. Bu rüyalar, dünyada müjdedir.
Bir kimse, böyle bir Allah dostunu rüyasında gördüyse, bu, hem görene müjdedir, hem de dosta müjdedir. Bakın, hem görene müjdedir, hem de dosta müjdedir. Dosta müjdedir, o da dünya hayatındayken, Allah'a dost olduğunun, yakın olduğunun, bilgisini alır rüyadan. Sadece kendisi rüya görüyorsa, hiç kimse, bu konuda bir rüya görmüyorsa, o da dosttur, o da velidir.
Ama o, öğretici, eğitici vasfında veli değildir. Öğretici ve eğitici vasfındaki veli, hem diğer insanlar, hem de kendisi, bunun müjdesini rüyasında görür. Ve insanlar da, bunu rüyalarında görür. O zaman, bunu hadis-i şerif ha bu. Bu benim yorumum değil. Müslümanın gördüğü veya kendisine gösterilen salih rüyalar, dünya hayatında müjde olduğunu rivayet ediyor. Dünya hayatındaki müjdelerdendir. Yine mümin kulun canı çıkarken, Resulullah'ın beyan ettiği gibi, meleklerin onur, Allah'ın rahmetiyle müjdelemeleri, ve'nin ruhuna çık, Allah'ın rahmet ve rızasına git demeleri, dünya hayatındaki müjdelerdendir.
Onlar çünkü mahzun ve mahcup olmayacaklar. Onlara dünyada da, ahirette de müjdeler var. İşte sen, kendini onlarla bir tutma. Kendini onlarla bir tutar. Kendini onlarla eş derdi tutarsan, azmış, sapıtmışlardan olursun. Allah bizi onlardan eylemesin. 265. beyt, peygamberlerle beraberlik, peygamberlerle beraberlik iddia ettiler. Biz de onlar gibiyiz dediler. Velileri de kendileri gibi sandılar. Dediler ki, işte biz de insanız. Onlar da insan. Biz de uyumaya ve yemeye bağlıyız. Onlar da. Hani peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Mekkeli müşrikler öyle diyorlardı ya, o da bizim gibi yiyip içiyor.
O da insan. Bizden ne farkı var? Bizim gibi uyuyor. Bizim gibi yiyip içiyor. Hiç unutmuyorum. Bir kardeş, Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi, arabayla gidip geliyoruz. İşte değişik yerlere. Şeyh Efendi tabii, yan tarafta işte tesbihini çekerken, bazen yakaza oluyor.
O esnada da horluyor. Bu arkadaş da arabanın arkasında. O horlayınca böyle gözünü dikiyor ona. İçimden diyorum ki, eyvah, bu diyecek ki diyorum ben, şeyh horlar mı? İşte bir benzinlikte durduk, ritüel o, bir benzinlikte durduk, böyle benzin almayı şey yaptığımızda, arabayla giden kimse, veyahut da işte, yanındaki kimseler, şeyh Efendi abdest alıp namaz kılıncaya kadar hızla abdest alacaksan, abdestini alacaksın, namazı kılacaksın, arabanın ikmalini yapacaksın, hazır olacaksın.
O çünkü abdest alır, namazını kılar, gelir, hazır mıyız diye sorar. Ben öyle algılıyordum, ben de hazırız diyeceğim. Hiç, işte efendim şunu da yapacaktık dememek için, ben hızlı hareket ediyorum, bu arkadaş da tabii benden beraber, ya abi dedi ya, içim patlayacak dedi, ne oldu abicim söyle dedim, ya abi şeyh efendi horluyor ya dedi, oğlum melek mi zannettin dedim, sen şimdi dedim horluyor diye, dervişlikten de vazgeçersin, ne bileyim abi, ben hiç böyle hayal etmediydim ya dedi, ve bu arkadaş, şeyh efendi horluyor diye dergaha bıraktı.
E daha enteresanı var, Bayındır'daydı, Bayındır'daki arkadaşlar bilirler, bu arkadaşı. Arkadaş rabıta etmiş, sabah namazından sonra, rabıta edince, şeyh efendiyi rabıtasında uyuyor olarak görmüş. Bana geldi ya Mustafa kardeş dedi ya, şeyh efendi rabıta ettim dedi, uyuyordu ya dedi. Dedim hoca, rabıt ediyorsun, rabıtada şeyhi görüyorsun dedim, şeyhin uyuduğunu görüyorsun, şeyh uyuyor diye dedim, eleştiriyor musun şimdi, uyumayacak mı dedim, uyuyor olarak görmüş, velev ki uyuyor, uyuduğuna dair elinde bir delil yok,
uyuyor diye gördüm, böyle baktı, dedim tersine çevir filmi, nasıl yani dedi, uyuyor olarak görüyorsan, sen uyuyorsun o zaman dedim, dergaha bıraktı o da, hoş o gitti, geldi, gitti, geldi, Süleyman Demirel gibi, yedi sefer gitti, sekiz sefer geldi, dokuzuncunda bir gitti, o gidiş gitti, o döndüğünde, şeyh efendi yoktu çünkü, gittiğinle kaldı, yani bir daha döndüğünde, yakalasaydı, yakaladığınla kalacaktı, nasip olmayınca, olmuyor, gittiğiyle kaldı, bir de böyle var, kendinle kıyas tutma, onlar peygamber, diğerleri,
veliler, peygamber varisleri, kendini onlarla kıyas tutma, bunlar da yiyip içiyorlar deme, bunlar da bizim gibiler deme, onların matematiği ayrı, Furkan suresi, ayet 7, kafirler şöyle dediler, bu ne biçim peygamber ki, yemek yiyor, çarşılarda geziyor, kendisine bir melek indirilip de, onunla birlikte uyarıcı olsaydı ya, kim diyormuş bunu, kafirler diyormuş, ne diyorlarmış, bu nasıl bir peygamber, bizim gibi yiyor, içiyor, çarşıda, orada burada dolaşıyor, ticaret yapıyor, alıyor, satıyor, kendileriyle kıyasladılar,
kendi ilimleriyle kıyasladılar, Allah muhafaza eylesin, onlar kötülüklerinden aralarında, uçsuz bucaksız bir fark olduğunu bilmediler, onlar kendi kötülükleriyle, o peygamberlerin, o velilerin iyiliklerinin arasında, uçsuz bucaksız fark olduğunu, arasında uçsuz bucaksız mesafe olduğunu, bilmediler, neden, ayeti kerime, onlar kördürler, sağırdırlar, anlamazlar, neden, onlar küfürde o kadar ileri gitmişlerdir ki, Cenab-ı Hak onların gözlerini kör etmiştir, küfürde o kadar ileri gitmişlerdir ki, Cenab-ı Hak kulaklarını sahır etmiştir,
küfürde o kadar ileri gitmişlerdir ki, Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürlemiştir, Allah mühürlediği için kafir değildir onlar, onlar kafir oldukları için mühürlenmiştir, Allah mühürlediği için hakkı ve hakikati duymamazlık etmezler onlar, onlar hakkı, hakka ve hakikate kendilerini örtmüşler, kapatmışlar, kilitlemişlerdir, o yüzden Cenab-ı Hak onların kulaklarını sağırlaştırmıştır, hakka ve hakikate onların kulaklarını kapatmışlardır, çünkü başka bir ayeti kerimede Cenab-ı Hak der ki, Allah kullarına zalim değildir,
Allah kullarını zulmetmez, kul kafirken, kafir değilken, Cenab-ı Hak onu kafirliğe yönlendirmez, kafirliğe dönüştürmez onu, kul müminken onu kafirliğe dönüştürmez, Cenab-ı Hak zulmetmiş olur yoksa ona, Allah zalim değildir, Allah kullarına zulmetmez, o zaman o gözleri kördür, kulakları tıkalıdır, kalpleri mühürlüdür, ayeti kerimesini böyle anlayın, o küfürde ileri gitmiştir, o kendi gemilerini kendisi yakmıştır, kendi gemisini kendi yaktığı için geri dönülmez bir yola girmiştir, dönse döner mi, dönse kendisini affedecek bir Allah bulur yine,
ne zaman dönerse dönsün, hangi günahı işlerse işlesin, hangi kusuru yaparsa yapsın, bir kimse geri döner ya Rabbi derse, Allah onu affeder, ayetle sabit, din Ahmet'in değil, Mehmet'in değil, din Allah'ın, geri döner, af dilerse, salih ameller işlerse, Allah onu affeder, ama onlar, körlüklerinden dolayı, tenlisi kör, o aradaki mesafeyi bilemediler, her iki çeşit arı, biri yerden yedi, bir yerden yedi, fakat bundan zehir asıl oldu, ondan bal, her iki çeşit geyik otladı, su içti, birinden fışkı zuhur etti, öbüründen halis misk,
e şimdi arı, eşek arısı da arı, biz sağcı arı derdik, gene sağcı arı diyorsunuz değil mi, sarı, sağcı arı değil mi, o da arı, e sağcı arı, o sarı arılar deli, yuvasına yaklaş, perişan etsin seni, ama bal arısı, çiçeğe kondu, o bal yaptı, eşek arısı, çiçeğe kondu, o zehir yaptı, bal arısının, yaptığı, balı yemeye çalıştı, eşek arısı, ama ne yaptı, bal arısı, kapıya nöbetçiler dikti, eşek arısı, geleceği zaman, bütün arılar üşüştüler, ölüm pahasına,
eşek arısını öldürdüler, kovanın içine katmadılar, kovanın içerisine girse, arılar tembel ise, eşek arısı ne yapar, gider beyi boğar, kovanı talan eder, kovanın bekçileri ne yaptı, eşek arısını kapıdan içeri sokmadı, evini kovan bil, muhafaza et, eşek arılarını evine katma, yurdunu kovan bil, yurduna eşek arıları katma, dergahını kovan bil, dergahına eşek arılarını katma, kalbini kovan bil, kalbine eşek arılarını katma, kalbini kovan bil, balın merkezi bil, çünkü, ballar balını orada bulacaksın, eşek arısını içeri katarsan,
bil ki, kovanın yağma olur, sen ballar balını bul, ondan sonra kovanını yağma et, ballar balını bulmadıkça, eşek arısını içine katma, aklını kovan bil, aklına eşek arısını katma, aklına eşek arısını katarsan, sapkınlardan olursun, akıl fikir kalmaz, dağılır, duygu dünyana, eşek arısını katma, duygu dünyana, eşek arısını katarsan, duygu dünyanın felç eder senin, felç eder, o zaman dikkat et, eşek arısını, bal arısılar gibi, canını feda edercesine, kovmaya çalış, onu mahremine, katmamaya çalış, nedir eşek arısı,
şeytandır, eşek arısı, heva hevestir, akla gelirse, heva hevesten girer, kalbe gelirse, nefsaniyetten girer, göze kulağa, heva hevesten girer, dikkat et, eğer duyguna, aklına, kalbine, şeytana müsaade edersen, hallaç pamuğu gibi atar seni, Cenab-ı Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri buyurdu ki, şeytan, herkesin, kalbinin kapısında durur, ne zaman ki kalbinde zikrullah kesildi, şeytan kalbine gelir, oturur, orada kalbine gelir, oturur, zikrullah olmayan bir kalpte, şeytan oturur, zikrullah var ise, şeytan oraya oturamaz,
zikrullah kesildiği anda, gelir şeytan oraya oturur, o zaman sen, sakın, eşek arısı olma, bal arısı, bal arısı ol, sakın, sen kötülerden olma, iyilerden ol, salih amel işleyenlerden ol, insanların nefretle baktığı, insanların kahırla baktığı, insanların kahrettiği bir kimse olma, insanların dua ettiği, insanların rahmetle, merhametle, teşekkürle, minnetle baktığı bir kimse ol, bunun yolu, iyi insan olmaktan geçer, sufiliğin temel maksadı ve amacı, insanları, iyi insan, kategorisine katmaktır, iyi insanlar yetiştirmektir,
ibadet eden insanlar değil, iyi insanlar, iyi insan olmanın yolunda, ibadet etmek de farz mıdır? Evet, Allah, bizim, iyi insanlar olmamızı istiyor, biz sabahtan akşama kadar namaz kılar da, biz kötülüğe devam edersek, o namaz bizim yüzümüze paçavra gibi atılacak olan bir namaz. Çünkü namazın hakikati ne? Kötülüklerden uzak durmak. O namaz kılanlar ki, kötülükten uzak dururlar. o zaman namazın senin üzerindeki tecelliyatı, senin üzerindeki hakikati, senin kötülüklerden uzak durmandır. Sen beş vakit namazı kılıp, rüşvete devam ediyorsan, beş vakit namazı kılıp, beş vakit namazı kılıp, insanların hakkına ve hukukuna riayet etmiyorsan, beş vakit namazı kılıp, aman vakti geçirmeyelim deyip, kolları sıvayıp, takunyaları giyip dolaşırken, devlet dairesinde, sizin bu işiniz olur ama ben on liraya yaparım, yirmi liraya yaparım dersen,
o namaz senin yüzüne paçavra gibi atılır. Sen şu cemaattenin, bu cemaattenin, bu tarikattenin, bu şeyhtenin, işte ben filanca yere gidiyorum, filanca yere gidiyorum diyerekten, belediyelerde, devlet dairelerinde, resmi veya resmi olmayan kurum ve kuruluşlarda, hak ve hakikati gözetmiyorsan, o namazın senin yüzüne paçavra gibi atılır. Allah'ın istediği kul, iyi kuldur, iyi insandır. İyi insanın, en alt kademedi ki yeri, insanların hiç zarar ettirmediği, insanlara zarar vermeyen kimsedir. Mümin o kimsedir ki, mümin o kimsedir ki, diğer insanlar, canlarından ve mallarından emindir. Müslüman o kimsedir ki, diğer Müslümanlar, onun dilinden ve elinden emindir.
O zaman, biz, kötülüklerin içerisinde dolaşan, kötülükleri yapan, aslında, görüntüsü, her ikisi de arıdır ama, birisi sadece arı, birisi bal arısı. biz balınası olmaya çalışalım. Hepsi de kuştur, birisi kargadır, birisi bülbüldür. Kuş, kuş, kuşla kıyaslanır. Sen kargayla, bülbülü eş tutma. Kıyasladığında, evinizde karga besleyen var mı? Yok. Kuş, kuştur de, hadi karga besle, kafeste. E, kafeste beslemek için, bülbül ararken, kafeste beslemek için sen, kanarya ararken, kuş diyorsun, e hadi, kafeste beslemek için, kalk sen, karga besle.
aklın nasıl karga beslememeyi emrediyorsa, aklın nasıl, kafeste bülbülün kanaryanın, şakıması gerektiğini düşünüyorsan, iyi insan da bunun gibidir. Sen, iyi insan olmaya çalış. İyi insan olmaya çalış. İyileri ara. İyilerle beraber olmaya çalış. Sana iyilik bulaşır. Kötülerle beraber olursan, sana kötülük bulaşacağı muhakkaktır. Kesindir, katidir. İyilerle dolaşırsan, sana iyiliğin bulaşacağı da muhakkaktır. Aşıkla düşer kalkarsan, maşuğun yolunu bulursun. Aşığın yolu hep maşuğadır çünkü.
Aşık, maşuğunun caddesinden dışarı çıkmaz. Aşık, maşuğunun mahallesinden öteye gitmez. Aşık, maşuğunun sokağından başka bir yere gitmez. Aşık, maşuğunun eşiğinden başka bir yere gitmez. Aşık, maşuğunun kapısından başka bir yere gitmez. Sen bir aşıkla dostluk edersen, onun maşuğunun kapısında sen de dost olursun. Yok, sen sevgisini yeşertememiş, etrafa nefreti makamında şarkılar söyleyen bir kimseyle dostluk kurarsan, sen de nefreti makamda şarkılar söyleyen kimse olursun. Hani Hz. Muhammed'in Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, dedi ya, ıtırcı dükkanına giden ıtır kokar, demirci dükkanına giden is kokar.
Sen bir ıtırcı dükkanını bul kendine. Sen bir bal arısı kovanı bul. Onların arasına katıl da, sen dertlere deva olacak, şifa olacak, bal üret. Dertlere deva olacak, şifa olacak, bal üret. Eşek arısı olma. Bir başkasının ürettiği balı hırsızlık yaparak yemeye çalışma. Bir başkasının, iyilerin yolunu eşek arısı olup kirletmeye çalışma.
Allah muhafaza eylesin. Her iki kamışta bir sulaktan su içti. Biri bomboş, öbürü şekerle dopdolu. Kamış, bir şeker kamışı var. Aynı topraktan beslendiler. Aynı sudan beslendiler. Ama birisi şeker kamışı. Ondan aldın, öğüttün, şeker oldu. Öbürki boş, kargıdan ibaret. Böyle yüzbinlerce birbirine benzer şeyler var. Aralarında bulunan yetmiş yıllık farkı sen gör. Bu yer, ondan pislik çıkar. O yer, kamilen Allah nuru olur. İyiler yer, onlardan Allah nuru olur. Kötüler yer, onlardan necis olur. Yiyecekler dahi kendi lisanlarıyla dua ederler.
Ya Rabbi bizi iyi insanlara da denk getir de onlara nimet olalım. Kötülerden nimetler bile derler ki bu habise mi biz, bu habis mi bizim payımıza düştü? Bu habis mi bizi yiyecekler? Ama iyi insanların yiyecekleri ise aşk ile coşu huruşa gelirler. derler ki bizi bir aşık yiyecek. Bizi bir aşık tatacak. Biz bir aşığa nimet olacağız der. Bu yer ondan tamamıyla hasislik ve haset zuhur eder. O yer ondan tamamıyla tek Allah'ın nuru hususuyla gelir. O kötü yer, o kötülüğünü arttırır. İnsanların helak eden hasislik ve hasettir.
İkisi de şeytani bir ahlaktır. Hasislik de haset de. Şeytani bir ahlaktır. Allah muhafaza eylesin. Bu temizlerdir, o çorak pis yer. Bu temiz melektir. O şeytan ve canavar. O temizler melek gibidir. Öbürkü ise şeytan gibidir. Allah bizi iyilerden eylesin inşallah. Önümüzdeki ay 275. beytten devam edeceğiz inşallah. Unutmayalım 275'ten devam edeceğiz. İnşallah sorularınıza bakacağız şimdi. Adem aleyhisselam sadece dünya aleminin ilk yaratılanı mıdır? Yoksa elhamdülillahi rabbil aleminin ilk yaratılanı mı?
Adem aleyhisselam insan olarak zahiren ilk yaratılandır. Yoksa Adem aleyhisselam ilk yaratılan varlık değildir. Hiçbir şey yok iken Allah kendi ruhundan ve nurundan Hz. Muhammed Mustafa'nın ruhaniyetini ve nuraniyetini yarattı. İlk yaratılan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ruhaniyeti ve nuraniyetidir. İlk yaratılan insan şekil olarak Adem aleyhisselamdır. Bu sene dergah olarak ümre ziyareti düşünüyor musunuz? Bana bu soruyu soruyorlar her yerde de şunu söylüyorum. Ben her sene hacca ve ömreye gitmeye niyetliyim. Her sene.
Benim işim yok, gücüm yok. Onu eledim eleye astık derler ya. Öyleyim. O yüzden ben her sene niyet ediyorum. Bana soruyorlar. Bu sene de niyetliyim. Cenab-ı Hak nasip ederse hem hacca hem ömreye gideceğim. Beraber gitmek isteyen arkadaşlar, gitmek isteyenler. İşte tekke de bizim tekke telefonuna. Telefon açıp orada isimlerini yazdırıyorlar. Biz de inşallah. Böyle bizim dergah olarak bir program yapma noktamız yok. Biz kendi içimize böyle ticareti, parayı, pulu katmak isteyenlerden değiliz. Ha ne yapıyoruz? Topluca pazarlık yapmada şansımız fazlalaşıyor. Diyoruz ki biz şu kadarız. Bu sefer işte iyi indirim alıyoruz.
Arkadaşlar da, kardeşler de kaliteli bir ömreyi daha hesaplı yapıyorlar. Bu başka bir şey değil. İşte en son iki bin kaçta? İki bin beşte mi gitmiştik? Cevdet iki bin beş miydi? İki bin beşte gitmiştik. İki yüz yirmi yedi kişiydik. Otel çok yakındı. Daha önce gidenler biliyorlar, kıyaslıyorlar. Ve o hizmete göre daha önce onların gittiklerinden de daha ucuza gitti. Öyle oldu değil mi Cevdet? Kaça gittiydik ya? Ben hatırlamıyorum ama. Kaç? Bin üç yüz dolar. İki bin üç yüz değil.
O ki şaşırıyor. Ömre ömre. Ramazan ömresi. Öyle miydi? Ben yanlış hatırlıyorumdur. Doğrudur. Bakacağım. Kaç? Bin beş yüz mü? İki kişilik odada bir kişi bin beş yüz. Evet. Cevdet sıcak terler akıttırdın bana be. Hayatta vermem o parayı ben çünkü. İki kişilik odada kişi başına bin beş yüz dolar. Üç kişilik odada bin dört yüz. Dört kişilik odada kaç?
Bin üç yüz elliye gitmişiz. Bin üç yüz elli oradan aklıma geldi. Dört kişilik odada bin üç yüz elli. Otelde yaklaşık altı yüz metre var mıydı? Kaç metreydi? Listede yedi yüz metreydi. Evet. Böylece toplu olunca daha hesaplı bir ömrü oldu. Daha yakın oldu. Yemeği içinde bunun tabi sabah akşam. Bir de Türk lokantası. İşte komple şey ne o? Türk yemek kültürüne aitti. İyi oldu. Güzel oldu. Bu başka bir şey yok bizim için. İlla ki arkadaşlar biz de gidecek diye bir kaide yok. La ilahe illallah tevhid. Kur'an-ı Kerim'de Muhammed Suresinde فَالَمَنْ لَوْهُ لَا اِلَٰهَ اِلَّا اللّٰهِ Ne ifade ediyor açıklayabilir misiniz?
Tevhid. Tevhid, tevhid. Allah'tan başka ilah yok. Bu kocaman bir ders. Bunun içerisine kültür girer. Bunun içerisine adet gelenek örf girer. Bunun içerisine hukuk girer. Bunun içerisine günlük hayat girer. Bunun içerisine devletin siyasi, askeri, ekonomik sistemi girer. Tevhid'in içerisine. Bakın la ilahe illallah'ın içerisine yaşadığınız devletin sistemi. Hem siyasi, hem askeri, hem ekonomik, hem felsefi. Sizin hayatınızın, sizin hayatınızın baştan sona her şeyi girer içine. Bunu size bir anlatmaya kalkarsam beraber gideceğiz mi Cumhuriyet Savcılığı'na?
Tevhid, la ilahe. İlahe, bunu bayansal olarak almayın. Dişil bir isimlendirmedir. İlahe, kökü yoktur. İlahe, evvel değildir. İlahe, ahir de değildir. İlahe, tabiri caizse kartondan bir evdir. İlahe, ilahe kartondan bir ev bile değildir. İlahe, ilahe, Kur'an ve sünnetin dışındaki her türlü, her hukuk, adet, gelenek, görenek, örf, siyaset, ekonomi, askeriye, devletlerin sistemi, hepsini de içine alır.
İlahe. İster felsefik olsun, ister ekonomik olsun, ister askeri olsun, ister siyasi olsun, herhangi bir kurum, kural, sistem, Kur'an ve sünnete uymuyorsa, o ilahedir. Senin bağlı bulunduğun takıntılar, yaptıkların, ettiklerin, duruşun, fiiliyatın, Kur'an ve sünnetin içinde değil ise, ilahedir. Senin de. O zaman, ilaheye, birinci derecede birey bazında bakacağız. Birey bazında baktığımızda, bizim, Kur'an ve sünnetin dışındaki, düşünce sistemimiz, felsefemiz, öngörümüz, hayatı yaşayışımız, fiiliyatlarımız, Kur'an ve sünnetin dışında ise, ilahedir.
İlahe. Önce o zaman, kendi nefsimizde, la ilahe illallah diyelim. Yani, kendi nefsimizdeki ilaheleri yıkalım. Ben namaz kılamıyorum. Neden? Ya daha farklı bir şey olmaz mı? Kardeş, namaz farz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle kılmış. Sen bu namaz şeklini nereden çıkardın?
Bu namaz kılmamayı nereden çıkardın? Oruç farz. E kışları tutsak olmaz mı? E böyle tutmamış Peygamber Efendimiz. Sen bu sadece kışları, kışın oruç tutmayı nereden çıkardın? İlahe. İlahe. Bu namazı Peygamber kılmamış. Bir namaz üretmişler. Üniversiteye girme namazı. Ya hadis kitaplarında yok, fıkıh kitaplarında yok, hiçbir yerde yok. Bu namazı nereden çıkardınız? Filancanın fişmancası. Böyle yapmış, üniversiteye girmiş. Ya böyle bir şey yok. Sen namazı nereden ürettin? İlahe. İlahe. Kendi hayatımızda Kur'an ve sünnetin dışında bir şey var ise, ve biz ona sıkı sıkı yapıştıysak, annem böyle yapardı, babam böyle yapardı, bizim sülale böyle yapar.
İlahe. İlahe. Önce kendi nefsimize, La ilahe illallah. Bakın. La ilahe illallah. Hiç ağzınız yumuldu mu? Dışa yönük. Dışa dönük. Dışa. O zaman senden zuhur edecek olan, senden çıkacak olan her şey, La ilahe illallah lafzına uygun olmalı. E biz şimdi kendi nefsimize, La ilahe illallah'ı tamamlayabilmiş kimse değiliz. Ben kendim için söylüyorum. E önce onu tutturalım.
O yüzden La ilahe illallah önemli. Kısaca. Biz kendimizce, ekonomik anlamda, La ilahe illallah diyemiyorsak, kendi nefsimizce, yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Etme israf. İman edip, salih amel işleyip, sadaka verenler var ya, iman et, iyi ameller işle, sadaka ver. E kendi nefsimiz faizci. Ya. Nuri'ye para lazımmış ya. Nasıl söylesem de şimdi ona 10 lira versem, 12 lira geri alsam. Nuri şimdi benden borç para istedi. Ya 10 lira versem ne zaman vereceği belli değil. Geri dönüşünü kaç para yapacak acaba? Nerede La ilahe illallah nerede kaldı? Önce nefsimize La ilahe illallah.
Eğer nefislerimize biz La ilahe illallah'ı oturtturursak, dışarı da oturtururuz. Nefislerimizi oturtturamazsak, hani nefsine oturtturmadan, dışarı oturtturmaya çalışanlar var ya, onlar da Allah affetsin, nefislerine uyduklarından öyle yapıyorlar. Annem de yataya kaldığımızda torunuyla uyumak istiyor, yalnız gece bizden gizli alkol tüketiyor. Çocuk için sıkıntı olur mu? Sizce nasıl davranmalı? Annen alkol tüketiyor gizli olarak, ama çocuk da yanında yatıyor. Annen, başka bir taraftan bakarsam çöker şimdi ortalık. Gıybet eden annelerinizin yanında çocuklarınızı yatırıyorsunuz ya, iftira eden annelerinizin yanında yatıyorsunuz ya, gıybet etmek, iftira etmek alkolden daha büyük günah.
O alkol içti kendine, gıybet ettin başkasına. Hangisi daha büyük günah? Bu din algısı. Bakın din algısı. Biz böyle işte, birisi böyle sarhoş oldu mu? Pis adam, içmiş gene. Hee, içtim hacı abi ya. Kuzum benim, gel bakayım, bir sarılayım sana. Hacı abi, sen bana mı sarılacaksın? Gel yavrum, sarılacağım ya, gel. Neden? Yavrum, senin sarhoşluk kokun, valla da, billa da, tilla da, gıybet ve iftira kokusundan daha iyi. Canıma tak etti, gıybet ve iftira kokusundan.
İçim kalkıyor. Kusacağım geliyor. Yemin ediyorum, içki içen kimsenin kokusu, gıybet ve iftira eden hasetçinin kokusundan daha evla. O yaptığına pişman. O yaptığının hata olduğunu biliyor. Bironun kapısının önünde böyle duruyor. yaklaşık iki metre. Yanında da bir tane adam var. O da bir seksen. O da öyle duruyor. Arabayı çektim, indim, baktım, adam alkollü belli.
Hacı abi dedi. Gel yavrum dedim, sarılayım. Bunu dedi, senin yanına getirdim, elinden öpecek. Oğlum ne alakası var benimle bunu? bu dedi meyhanede içiyorduk dedi. Senin hakkında ileri geri konuşmaya kalktı dedi. Sus lan ben tanıyorum o adamı demiş. Ben bir sefer gittim dersine. Delikanlı adamı o demiş. Konuşma benim yanımda. Bilader işte senin bildiğin var, bilmediğin var. Bama güme, bama güme, bama güme. Bir de o tutmuş ensesinden, meyhaneden kaldırmış getirmiş. Bir onun önüne. Bu senden öpecek. Hacı abi bunu affet. Ulan dedim, gel bir sarılayım bakayım sana ya. Ben sarhoşum dedi. Ulan sen sarhoş değilsin dedim.
Kendisini sarhoş görmeyenler, gıybetin, dedikodunun, iftiranın içine atıp da dedim, kendisini sarhoş görmeyenler, asıl sarhoş dedim. Bir kimsenin gıybetini yaptığınızda, ağzınız zahiren, leş gibi koksaydı, hepiniz bilir miydiniz onun gıybet ettiğini? Bir erkek gıybet ettiğinde, kadın onu öpemez. Vallahi de, billahi de, o erkeğin ağız kokusunu kadın manen alsın, bir daha o kadın, o erkeğin ebediyen öpemez onu. bir erkek eşinin ağzındaki gıybet kokusunu manen alsın, yemin ediyorum bir daha kadın görmek istemez. Yemin ediyorum bunu.
İftiracının kokusunu bir kimse, bir şehirde duysa, o şehir leş gibi kokar. Bir iftiracıdan dolayı. O şehir yaşanmaz hale gelir. Şimdi bunlar sabah kahvaltısında, çerez gibi yeniliyor. Dehbet, dedikodu, iftira. Ama biz oturuyoruz, çok özür dilerim. Sürçü lisan edersem affola. Bakıyoruz, tamam mı? Ay, içki içti bak. Bak gördün mü, avrat açık dolaşıyor. Başı açık. Bak gördün mü, filancanın fişmancası, böyle böyle yapıyor. Derken daha devriliyor. Evet, yani bir ninenin, nine konumundaki bir kimsenin, alkol alması hoş bir şey değil.
Haram. Çocuğa kötü örnek. Gıybet de kötü örnek. Ah neneciğim, senin babanı bilirim ben. O ne hain adamdır, bilir misin sen? Neler yapmadı ki o? Gözü kör olmayasıcı da adam. Damat olmayasıca, adı batasıca. Öbürkü de diyor, anneanne, bu babaanne, öbürkü de anneanne. Ah yavrum, ben senin, işte babaanne biri ya, damada söyledi, anneanne. E geline söyleyen, kim? Babaanne. Ah yavrum, ben senin anneni bilirim ben. Benim oğluma neler yaptı, bize neler yaptı. Şunu şöyle yaptı, bunu böyle yaptı. O içkiyi içse ne olacak, içmese ne olacak. Zaten o, ayrı bir kebair küpüne batmış. Ayrı bir kebair küpüne batmış. Kebair küpü mü?
Kebair küpü. Birisi daha keskin, birisi az keskin. Hangisini tercih edersiniz? Az keskin olanı tercih edersiniz. Bir küp var, içine dalar çıkarsanız, kapkara çıkacaksınız. Öbürküne dalı çıkarsanız, biraz böyle karalığınız, şeye inecek. Ne o? Açık renk olacak. Hangisini tercih edersiniz? Açık olanı tercih edersiniz. Daha da açığı var, daha da açığı var. küpler sıralı. En sonunda, en başta da, pırıl pırıl, nurdan bir küp var. Deseniz ki, hangi küpe girerseniz, onun boyasıyla boyayacaksınız. Var mı? İçinizde ben nurdan olan küpe girmeyeceğim diyen? Yok.
O zaman biz o nur küpüne doğru yönümüzü döndürelim. La ilahe illa ente subhaneke inni küntümüne zalimin. Senden başka hiçbir Allah, ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum. Ayetindeki ben zalimlerden oldum deniyor. Bu nasıl oluyor? Bir de akşam namazından sonra okunması söyleniyoruz. Neden? Şimdiden teşekkür ederim. La ilahe illa ente subhaneke inni küntümüne zalimin. Peygamber duasıdır. Ya Rabbi, ben nefsime uydum. Ve nefsime, yani kendime karşı zulmettim. Allah zulmetmez. Çünkü bir insan kendisi kendine zulmeden.
O yüzden Allah'a tövbe eder. Der ki, ben nefsime zulmedenlerden oldum. Beni affet. İnşallah. Bu normalde peygamber duasıdır. Aklımda kaldığı kadarıyla Adem aleyhisselam duasıdır. La ilahe illallahu ente subhaneke inni küntümüne zalimin. Efendim? Yunus aleyhisselam. Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Balığın karnında söylediği. Evet. Doğru. Allah razı olsun. Yunus aleyhisselam Allah'ın emrini beklemeden tebliğ vazifesini yerde bırakıp o beldeyi terk etmeye kalktı ya. Gemiden de attılar. Atınca da balık kaptı. Balık kapınca balığın karnında söylediği dua. Nefsine zulmetti.
Tabi Kur'an geçmiş peygamberlerden kıssalar anlatır. O da bu kıssanın içinde geçiyor. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Önümüzdeki ayın kaçı? 11 Mart. 11 Mart'ta buluşmak üzere. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi