Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 12 Mart 2018 · 1:38:13
Mesela şeytanın suretiyle meleklerin suretini birbirinden ayırt etmek mümkün değildir. Ama bize şeytan çirkin olarak bildirilmiştir, kötü olarak bildirilmiştir. Biz şeytanı tahayyül ederken kötü bir varlık, çirkin bir varlık olarak tahayyül ederiz. O yüzden örneğin dervişler rüyalarında veya hallerinde şeytanı görürdüklerinde, ilk defa gördüklerinde, yeni tanıştırıldıklarında çok çirkin, çok kötü bir şeyle karşılaşırlar.
Bir suret ile karşılaşırlar. Ve şeytanı gören o derviş uzun müddet yemekten, yaşamaktan baktığından, gördüğünden lezzet almaz. Kendince der ki böyle bir suret, madem bu kadar kötü, o zaman şeytana uyanlar, şeytanlaşanlar ne kadar kötü diye tefekkür eder. Oysa sureten o meleklerle de aynı surette olduğundan, melekler onun şeytan olduğunu bilememişlerdi.
Sebebi, çünkü o kendilerinden görüyorlardı. Aynı şekilde biz eğer ki peygamberler gibi bir mucizevi akla, kalbe sahip değil isek, büyük veliler gibi kerametvari gönlümüzde ilham yok ise, o zaman bizim için iyi ile kötü bir fiiliyatla karşılaşmadıkça belli olmayacaktır. Veyahut da eğer biz o mesleğin inceliklerini bilmiyorsak, bir lokantaya girdiğimizde bütün yemeklerin görüntüsü bize çok güzel gelir.
Ama hangisi acılıdır, hangisi baharatlıdır, baharatların içerisinde hangi baharatlar vardır, ne tip bir acı kullanılmıştır biz onu bilemeyiz. Ancak onu tatmamız gerekir. Hatta hangi yemek çok acı, hangi yemek tatlı bilemeyiz de. Bilemediğimizden sorarız ya, bu yemek acı mı diye. Neden? Bilemiyoruz çünkü. İşte her iki suret, iyiler ve kötüler birbirlerine benzerler. Eşek arısıyla bal arısı arıdır. Saci arı ile bal arısı arıdır. Sonuçta adı arıdır. Ama bal arısı ismi üzerine bal yapar, eşek arısı ismi üzerine eşeklik yapar. Ama ilk her ikisi de arıdır sonuçta. Hepsi de kuştur. Bütün hepsini de biz kuşlar zümresinden görürüz. Ama mesela karga da kuştur, bülbül de kuştur.
Hiç kimse evinde karga beslemez de bülbül besler. Çünkü bize bülbül güzel gösterilmiş. Peki karga neden güzel gösterilmemiş? Karga kalkmış, Adem'in ilk katil olan oğlunu, Habil'i nasıl gömeceğini göstermiş. Ve insanlık onu Kabil'e yardımcı olarak gördüğünden kötü bellemiş.
Oysa ikisi de kuş türünden. Tavus kuşunu hiç kimse görmeyen, tavus kuşu ile deve kuşunu kuş olarak görür. Ama onun fiiliyatını görünce, kendisini tanıyınca farklı olduğunu görür. İnsanlar da aynıdır. Bütün erkekler erkektir. Ama onun davranışından, onun sözlerinden iyi adam vasfı farklıdır. Veya kötü adam vasfı farklıdır. Yine sözümün başındaki gibi iyilik ve kötülüğümüz, görmemiz yine bizim bilgimiz neticesindedir. Ama bunları ayırt eden zevk sahibidir. Zevk sahibinden başka kim anlayabilir? Onu bul. Tatlı su ile acı suyun farkını işte o anlar. Sufilik, zevk sahibi olmaktır.
Sufilik, tat alabilmek, koku alabilmektir. Sufilik, tat ve koku alabilmek olduğundan dolayı sufi, zevk sahibidir. Bu, toplumun bildiği tarikat anlayışı değildir. Ben sufilik dedim özellikle. Ehli tarikat demedim. Sufilik, her renge, her tada aşina olmak. Her rengi, her tadı kendi içerisinde kabul edip, onun üzerinden Allah'ın sanatını görüp, zevk ehli olmaktır. Eğer bir Müslüman zevk ehli değil ise, bu oyun eğlence türünden değil.
Buradaki zevk, nefsaniyete hitap eden zevk değil. Buradaki zevk, Zülcelal'in sanatına, Zülcelal'in tecelliyatına mazhar olmaktır. Bu zevk sahibi olan sufiler, o evvel ve ahir olan Allah'ın sonsuz tecellilerinin farkına varırlar. Hani yemekte zevk sahibidir adına gurme deriz ya biz.
O yemekten bir kaşık alır veya bir çatal alır, ağzında dolaştırır. Ağzında dolaştırıraktan, o yemeğin içerisindeki tatları ayrıştırır. Ve içinde biraz karabiber var, içinde biraz kimyon var, çok az bir şey sarımsak tadı aldım, çok az bir şey kırmızı biber tadı aldım der. O zevk sahibidir. Biraz böyle, ne alakası var şimdi diyebilirsiniz. Hani şarap tadı alanlar vardır ya, şarabı ağzına alır, ağzında dolaştırır. Dolaştırınca, tanımış olduğu bütün üzüm bağlarının hangi üzüm bağından elde edildiğini o şarabın tadından çıkarır. O zevk sahibidir o konuda.
Şimdi yemek yiyen insanlar, yemekte Allah'ın sanatını görmek isterlerse, yemekte zevk ararlar. Mesele karın doyurmak değildir. Mesele Cenab-ı Hakk'ın sanatını seyretmek. Onun sonsuz tecelliyatlarını izlemektir. O nimeti nasıl süsleyip göndermiş, nasıl her şeyi birbirinin içine katıp senin tabağına koymuş.
Zevk etmektir bunu. Sufiler buna zevk etmek derler. Sufi etrafına bakar, zevk edinir. Yani etrafındaki Esma-i Celaliyet'in tecelliyatlarına bakar. Esma-i Cemaliyet'in tecelliyetlerine bakar. Ve kah Celal perdesinde, kah Cemal perdesinde, kah Lütuf perdesinde, kah Hamd perdesinde, perdeden perdeye geçerek, hayretten hayrete geçerekten bunu zevk eder.
İşte eğer böyle bir zevk sahibi bulursan, o zaman suyu tatmana gerek yoktur. O zevk sahibi, her iki berrak suyun hangisinin acı, hangisinin tatlı olduğunu bilir. Ya bu tecrübe iledir, ya da bu ferasetledir. Tecrübe ile tatmaktan ibarettir. O kimse bir bardak acı sudan içer, ha bu acı der. Onun acı demesi de yine kendi bilgisi nispetindedir. Öbürkünden içer, bu da tatlı der. Onun tatlı ölçüsü de yine kendi bilgisi nispetindedir. Çünkü acının da acısı, tatlının da tatlısı vardır. Acının da tatlısı, tatlının da acısı vardır.
Bazen tatlı gördüğünüz ve tat aldığınız şey çok acı olabilir. Bazen acı gördüğünüz, çok acı gördüğünüz şey de çok tatlı olabilir. Bu konuda umumi insanların yanılma payları var mıdır? Evet. Ama o zevk sahibi yanılmaz. O zevk sahibi aldanmaz. Çünkü o zevk sahibi, feraset nuruyla bakar. Feraset nuruyla bakanlar, kolay kolay aldanmazlar. Ancak ilahi takdir ve kader tecelli edecekse, o zaman feraset nurunun önüne bir perde sen kendi ellerinle koyarsın ki, gören gözün görmez olur. İşte tatlı suyla acı suyun, iyiyle gerçek manada iyi ve iyiliğin, gerçek manada kötü ve kötülüğün farkını o zevk ehli bilir.
Musa ile savaşan sihirbazlar, inatlarından ellerine onun gibi asası gibi asa aldılar. Bu zevk sahibi olmayanlar, sihrin asada olduğunu zannederler. Bu zevk sahibi olmayanlar, sihri cübbede, takkede, sarıkta, destarda görürler. O zevk ehli olmayan, kerametin sakalda olduğunu zanneder. Bunların hepsi de surettir. Bir başkası da, bir başkası gibi sakal bırakabilir, bir başkası, bir başkası gibi de dester cübbe takabilir. Ve kerametin destarda cübbede olduğunu zannedenler, zaman zaman başlarına birer dester, birer cübbe geçirip, bir işe kalkışabilirler.
Veyahut da ne olacak ki, o adam oraya lokantayı açmış, herkes sırada, ben de yanı başını açar, ben de aynı işi yaparım diye düşünür. çok hızlı çalışan bir lokantanın yanına, bir başkası da lokanta açar. Ama herkes, o çok hızlı çalışan, çok müşterisi olan yere gider. Zaman zaman anlatırlar ya, filanca yerde bir kuru fasulyeci var. Etrafına birkaç tane daha kuru fasulyeci açılır, ama o adamın kuru fasulyeci bitmeden öbür günler satamaz. Veyahut da köfteci bilmem kim, bir yere bir köfteci açar, doludur herkes. Oysa sıradan adam köfteyi pişirip, müşterisinin önüne koyar, fazla ilgi alaka da göremeyebilir insanlar orada.
Hemen karşısına bir köfteci daha açılır. Ama hiç kimse gitmez ona. O zanneder ki, yani yerde keramet var. bazı kimseler aldanırlar, bu yer çok iyi iş yapıyor, ben buraya parayı basayım, alayım, aynı işi ben de yaparım derler. Parayı basarlar, alırlar, aynı gün bıçak gibi kesilir iş orada. O iş olmaz. Burada keramet, asada, keramet, destarda, keramet dükkanda değildir. Böyle zannedenler, bir peygamber gibi giyinebilirler. Ama asla peygamber olmayacaklardır. Böyle zannedenler, büyük veliler gibi giyinebilirler.
Ama hiçbir zaman öyle olmayacaktır. Herkes Şemseddin-i Tebrizi olmak ister. Eline Allah yazılı bir asa alıp, yürümek Şemseddin-i Tebrizi olmak demek değildir. Sen hırkanı, takkeni, sarını, elindeki asanı, Şemseddin-i Tebrizi'ye benzetsen, asla Tebrizi olmazsın. Ama, kör olanlar, böyle olunacağını zannederler. İşte, meşhurdur Musa Aleyhisselam'ın kıssası, Firavun'un etrafındaki din adamları, sihirbazlar da, sihrin, asadan olduğunu zannettiler. Oysa içlerinden bir tanesi, meselenin inceliğinin vukufiyeti vardı.
Musa Aleyhisselam asasını elinden attığında, asa kocaman bir ejderha olup, Firavun'un din adamlarının yaptığı sihirleri, bir anda yutup, yeniden asa haline gelince, o, uyanık sihirbaz, asanın yaptıklarına bakmadı. Musa'yı izledi. Musa'yı izleyince, o tarihi sözü söyledi. Dedi ki, asanın yaptıklarına Musa da şaştı. Ben Musa'nın Rabbine iman ettim dedi. Çünkü, asanın öyle bir işleve, öyle bir işe, gebe olduğunu, Musa da o esnada öğrendi.
İlahi, din olan, İslam dini, akıl üstü bir dindir. Akıl üstü. Aklı mat eder. İlahi kitaplar ve peygamberler. İnsanlar akıllarını ilahlaştırırlar. Akıllarını ilahlaştıraraktan, dinin üstüne, çıkarırlar. Hani zaman zaman da televizyonlarda duyarsınız ya, İslam akıl ve mantık dini. Aa, bir asa, sihirbazların bütün sihirlerini, ejder haline gelip, yutup yeniden asa haline gelmesini, hangi akla bağlayacaksınız? Bugün pozitif akıl dediniz, akıl bunu kabul eder mi?
Oysa bunu, Kur'an bunu beyan ettiği gibi, yeni ahit olan, İncil, eski ahit olan, Tevrat da bunu beyan eder. Asanın yaptığını. Hadi al getir bir tane asa da, ejderhalık yapsın bize. Mümkün değil. O zaman, ne yaptılar? o Musa'nın yanındaki sihirbazlar, meseleyi asadan gördüler. Asadan görünce, her biri de eline birer asa aldı. Ama onların asası, bir ejderha haline gelmedi. Gelmesi mümkün değildi. Neden? Musa'nın asası ve Musa'nın işi, Allah işidi. Allah işi. Hazreti Pir diyor ki, bu asa ile o asa arasında, çok fark var.
Bu işle, o işin arasında, pek büyük bir yol var. Sen, Allah'ın, çizmiş olduğu noktada, dairede, yolda yürürsen, senin işin farklı olur. Yok Allah'ın, çizmiş olduğu yolda yürümüyorsan, senin işin şeytanidir. Senin yolun da şeytanidir. Yol ikidir. Birisi şeytanidir, birisi Rabbani'dir. Ortası yoktur. Bir iş işlediğinde, ya Rahmani bir iş yapmışsındır, ya da şeytani bir iş yapmışsındır. Sen var, kendi kendine hesaba çek kendini. Ama hesaba çekerken de, hangi bilgiyle, hangi ilimle kendini hesaba çekeceksin? Eğer rüşvet almanın, normal ve doğal olduğunun, bilgisi sana verildiyse, sen rüşvet almayı kötü görmüyorsan, rüşvet almayı normal zannedeceksin.
Bizim burada böyle ya, herkes bunu yapar, bunun adı da rüşvet değil diyeceksin. Aynileşecek o. Hani, bir yere gidersiniz, her akşam bir kadeh içmek, orada normaldir. Ya bir kadehten fazlası haram hocam, bizde dedi bana. Aa dedim ben, iyiymiş ya sizin dininiz. Nasıl dedi? Dedim ya, bir kadehten fazlasını haram ediyor. Bir kadeh değil. Bir şeyin, azı haramsa çoğu da haramdır, çoğu haramsa azı da haramdır, değil. Ya, o bir kadehe müsaade etmişler. Hani vardır ya, insanlar arasında konuşulur bu, halk arasında. Peygamber içki içiyordu birileri, orada baktılar ne güzel neşeliler, çok hoşlarına gitti, geri dönerken birbirlerini dövüyorlardı, lanet olsun bu içki, ümmetime haram olsun dedi, o yüzden haram oldu.
İçkinin üstüne dövüşürsen haram, dövüşmezsen haram değil. Algı böyle ya, bilgisi öyle. Ona yok böyle değil, hepsi de haram oldu deyince, yahu siz bu dini, irticai hale getiriyorsunuz, gelicisiniz dedi bana. Tebessüm ettim ben kendisine. Dedim benim sakalıma bakıp, kanma dedim, ben senin geldiğin yerden geldim. O zaman beni anlarsın dedi, anlıyorum dedim. Ama böyle değil. şimdi, o haram helal çizgisi de insanın kendi bilgisince, şeytani ise, o kimse o yolda girtecek. Şeytani ile rahmani yol birbirine benzer mi? Aralarında kilometrelerce fark vardır. Bu işin ardında Allah laneti var.
O işe karşılık da, vade, vefa olarak Allah rahmeti var. Bu, sihirbazlığın ve sihrin, arkasında Allah laneti var. Allah, sihirle uğraşanlara lanet etmiştir. Allah, sihirbazlara lanet etmiştir. Allah, sihirbazların sihrine inananlara da lanet etmiştir. Büyüye lanet etmiştir. Büyücülerin büyüsüne de lanet etmiştir. Büyü yaptırmaya da lanet etmiştir. Fala lanet etmiştir. Falcılığa da lanet etmiştir. Kim fala ve falcılığa inanırsa o da lanete uğra. Ya işte Mustafa'cığım ya, biz böyle kendi aramızda kahve içerken kapatıveriyoruz böyle. E kapatma.
Ama öylesine bakıyoruz biz. Ya bakma, öylesine de bakma. Nasıl yani dedi. Basbaya dedim, öylesine de bakma. Böyle baktı. Yani dedim, öylesine. Sen oranı buranı açıyor musun? Ya bu nasıl bir söz dedi. Ya öylesine aç hadi bakalım. E yok, e öylesine de kapatma. E biz şakasına yapıyoruz. Ya şaka sonradan gerçeğe dönüşüyor. Yapma. Allah fala da falcılığa da lanet etti. Ona inananlara da lanet etti. Dikkat edin. Bir kimse sihirbazın dediğine, falcının dediğine inanırsa, nikahı düşer. Dini nikahı düşer onun. Diyanet bunu nasıl fetha veriyor bilmiyorum da, güncelleyecekler ya bu ara şimdi.
Çünkü normalde şimdi, bu haram derlerse, bir sürü medyum var, vergi aldıkları. Yazmış oraya. Ne o? Medyum, aydınlı, neydi o? Gösterdim size. Bilmem ne hoca. Yazmış oraya. Faaliyetlerimiz yasaldır. Ne o? Cinci. adam yasal bir iş yeri açmış. Yasal bir iç yeri açınca, şimdi ona ne fetva verecekler?
İş sıkıntılı. Yani, günden baya karışacak herhalde çünkü. Bir sürü bilmem ne evleri var. Nasıl fetva verecekler? Bankalar var, çatır çatır faizcilik yapıyorlar. Nasıl fetva verecekler? Zor işler. Bu büyük bir sıkıntı. Eee, dinen içki haram, içkiden kazanılan para haram, alan, satan, yardım eden, taşıyan, hizmet eden haram, e faiz haram, alan, satan, katiplini yapan, orada çalışan, e zina haram, yapan, eden, nöbet tutan, hepsi haram.
Haram. Allah Allah, haram. Ne kadar İslam dininin haram ettiği var ise, hepsi de yasal. Eee, nasıl fetva verecekler? Diyanet bilmiyorum bunlara şimdi. Bir de, önümüzde, Türkiye'nin önünde problem yokmuş gibi, bunlarla uğraşılacak şimdi bir de. Allah'ın lanet ettiği, Allah'ın lanet ettiği, fiilyatlar var, eşcinsellik, Allah lanet etmiş. Bir tarafta, şeytani olanlarda, Allah'ın laneti var. O zaman, kötü ve kötülüklerde, Allah'ın laneti var. iyi ve iyiliklerde de, Allah'ın rahmeti var. E biz şimdi, Allah'ın laneti olan yolu mu seçeceğiz? Allah'ın rahmeti olan yolu mu seçeceğiz?
E, akıl, bize diyor ki, Allah'ın rahmetini seç. Allah'ın lanetini seçme. E, e biz rahmetten yürüyeceksek, Allah'ın rahmetini seçeceksek, o yol farklı. bakara suresi, bakara suresi, ayet 159, indirdiğimiz apaçık delilleri, ve hidayeti, biz insanlara kitapta açıkladıktan sonra, onları gizleyenlere, işte onlara Allah lanet eder. Hem de bütün lanet edenler lanet eder. İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti, apaçık deliller, Kur'an ve sünnettir. Apaçık deliller ve hidayet, Kur'an ve sünnettir. Biz insanlara kitapta açıkladıktan sonra, onları gizleyenlere, kitapta açıklanmış, işte onlara Allah lanet eder.
Hem de bütün lanet edenler lanet eder. Muhammed suresi, ayet 23, işte onlar, Allah'ın lanetlediği, rahmetinden kovduğu, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir. Kimler? Bu lanetlenmiş olanlar. Ama bunların özelliği ne? Bunlar, Allah'ın apaçık indirmiş olduğu, Kur'an ve sünnet hükümlerini, gizlerler, değiştirirler, üzerinde oynama yaparlar, örterler.
Cenab-ı Hak, Kur'an ve sünnetinde, haramı bildirmiştir. O kimse, o haramı örter. O haramı haykıramaz. O haramı tebliğ edemez. Haramlar, Adem'den itibaren vardır. İslam, Adem'den Muhammed-i Mustafa'ya kadardır. sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Peygamberlik olarak. Ama bütün olarak, İslam, Adem'den kıyamete kadardır. E şimdi, Allah'ın indirdiği hükümler belli mi? Evet. Belirlediği hükümler belli mi? Evet. Bunları kim gizlerse, bunları kim örterse, Allah'ın laneti ve lanet edicilerin laneti, onların üzerine olur.
Meşhurdur hadis-i şerif. Buhari'de geçer, Bab-ül Fiten'de ve diğer hadis kitaplarının fiten bahsinde geçer. Yani fitneler bahsinde. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurur ki, bir grup insanlar getirilir. Ben onları yüzlerinden tanırım. Ve ben derim ki, işte bunlar benim ümmetim. Benim havzımın başına kadar getirilir ve birden cehenneme atılırlar. Bir arşın, bir adım kalmıştır. Onlar cennete girecekler. Havzın, havzdan içip cennete gidecekler. Ben sorarım, bunlar benim ümmetimdendi. Bunlar niçin? Havzımdan uzaklaştırılıp, cehenneme gönderildi.
Bir münadi melek cevap verir. Der ki, Ey Muhammed, bunlar sen öldükten sonra dinlerinden geri dönenlerdir. Bir, dinden geri dönmek. İki, yine bir kısım, bir grup insanlar havzımın yanına kadar getirilir, bir adım kalır. Tam havzımdan içip, cennete girecekken, onlar da cehenneme gönderilir. Ben sorarım, bunlar benim ümmetimdendi. Niçin cehenneme gönderildi? Bir münadi melek cevap verir. Ey Muhammed, bunlar senden sonra, senden sonra, dini, dinde, dini tebdil ettirler.
Değiştirdiler. Bir şeyi değiştirmek, tebdil etmek. Tekstilde ilgilenenler bilirler, işte bir kimse kumaşı boyar, tam parlak siyah olmamıştır. Der ki müşteri, bu benim istediğim siyahlık da olmamış. bunu bir değiştirir misin? Olur abi, tebdile göndeririz biz onu derler. Biz tebdil ederiz, bir daha boyaneye göndeririz, tam parlak siyah olması için. Tebdil etmek, değiştirmek. Kur'an ve sünnetin, Kur'an ve sünnetin, tecelliyatını değiştirmek, tebdil etmek. Bir kısmı da ne yaptı? Tebdil etti. Değiştirdi. Yani var olanı, değiştirdi. yani namazın rükusu, secdesi belli, yine namaz kılıyor.
Ama rükuyu, secdeyi değiştiriyor. Bakın, o diyor ki, hani tartışılıyor ya, biz de camilere birer tane sandalye koyalım, sıra koyalım, namaz esnasında ezan okunsun, herkes camiye gelsin, otursunlar camide, işte orada o bir şeyler okusun, kiliselerdeki gibi bir vaaz, ondan sonra gitsinler, namaz böyle olsun. Namaz namaz yine ama, bak öyle diyor ya, yine namaz bu diyor. Tebdil etmek, değiştirmek yani. Yine bir kısım insanlar getirildiler, yine onlar da gönderildiler, yine onlara sordum. Bunlar niçin benden gönderildiler, cehenneme gittiler? Bunlar var olanı inkar ettiler. Dinden dönmedi ama var olanı değiştirmedi de, inkar etti.
Namaz yok kardeşim dedi. Bu haram değil ya, ne alakası var dedi. Bu da ne yaptı? Var olanı inkar etti. Üç grup insan. Bu üç grup insandan korkun. Bir, dininden geri dönen. İki, var olanı inkar eden. Üç, var olanı tebdil eden, değiştiren. Din, Kur'an ve sünnetti. Bunlar kimler? Bunlar, Allah'ın lanetine uğramış olan kimseler. Ve Allah'ın lanetleyicilerini, lanetleyiciler var bir de, bunlar nasıl bir şeyse, çünkü ayeti kerimelerde öyle diyor, Allah lanet eder, bir de ne? Lanet ediciler de lanet eder. Bir de lanet ediciler var, onlar da lanet ederler.
Ben onları tefekkür ederken, onlar koro halinde, lanet edilecek şeylere devamlı lanet ediyorlar. Böyle kendimce tefekkür ettim. Onlar bekliyorlar, yeryüzünde lanet edilecek bir şey varsa, koro halinde lanet ediyorlar. Ya Allah lanet eder mi? Eder. Allah lanet de eder. Kime? Sen sapkınlıkta ısrar eder, azgınlıkta ısrar eder. Sen illa ki Allah'ın dinini değiştirmekte ısrar edersen, Allah'ın lanetine uğrarsın. Allah muhafaza eylesin. Eee, doğu da batı da Allah'ındır. Bakar ayet 115. Her nereye yönelirseniz, Allah'ın yüzü, Allah'ın yüzü veçesi diyoruz ya, burada müteşabi, veçesinden kasıt ne?
Allah'ın rızası mı, lütfu mu, ikramı mı, ihsanı mı? Gerçekten cemali mi? Bu o kimsenin Allah'la olan yakınliğine bağlı. Oradadır. Şüphesiz ki Allah, rahmeti bol olandır. Ve her şeyi çok iyi bilendir. Allah'ın lanetinin karşılığı. Kim? Razılığa, rızalığa ermiş olanla. Rableri onları katından bir rahmet, rıza ve cennetlerle müjdeler. Onlar için cennette devamlı nimetler vardır. Tövbe ayet 21. O Allah'ın yolunda gidenlere de müjdeler var. Bunlar ne? Bunlar da diyor ki onlara rahmet, katından razılık ve cennet vardır. Kime? Allah'ın işiyle işlenenlere. Allah bizi onlardan eylesin. Kafirler, inatlaşmada maymun tabiatlıdırlar.
Tabiat, içte, gönülde bir afettir. İnsan ne yaparsa maymun da yapar. Maymun her zaman insandan gördüğünü yapıp durur. O, ben de onun gibi yaptım sanır. O inatçı mahluk aradaki farkı nereden bilecek? Bu emirden dolayı yapar. O inat ve savaş için inatçı kişilerin başlarına toprak saç. Maymun tabiatlı insanlar vardır. Bu maymun tabiatlı insanlar inatlaşırlar illa ki. Hani Ebu Cehil, Hz. Muhammed-i Mustafa'ya peygamberlik verilince inatlaştı ya, peygamberlik bana verilmesi lazımdı, bu yetime mi verildi dendi. Bu maymun tabiatlıdır. bu illa ki bir peygamber gibi olmanın yolunu arar, inatlaşır.
Ve taklit eder o. Ve o küfre düşen insanlar, yani o peygamberin bizden bir farkı mı var ki, bizim gibi insan yiyip içiyor işte der. Peygamberlik mesleğini ve peygamberliği kabul etmez. Veyahut da etrafımızda vardır ya, herhangi bir kimse bir lütfa, bir ikrama mı hasar olmuştur? O kendince şöyle der, bu lütuf, bu ikram ona mı olması gerekiyordu ben varken? Veyahut çocuklarına öyle der ya, öyle insanlar, filancanın gibi kızı olamadın, bak o hakim oldu, sen ne yapıyorsun buralarda? Sen de hakim olmalısın. Taklit edecek illa ki. Ya bırak birisi hakim olsun, birisi öğretmen olsun, birisi doktor olsun, birisi memur olsun, birisi amir olsun, herkes bir şey olsun.
İnatçı maymun gibi taklit eder. Onlar bakarlar, hangi meslek revaçta, revaçta olan ne, hemen onu taklit etmeye başlarlar. Bu ticarette de vardır ya etrafınızda, birisi bir iş yapıyordur, üç beş kuruş para kazanır, hemen birileri onu taklit etmeye çalışır. O da aynı şeyi yapacak. Kuru fasüleci hesabı. Orada bir kuru fasüleci dükkanı açılmış, o iş yapıyor ya, onun yanı başına gidip, biz de kuru fasüleci dükkanı açacağız. Ya o babadan, dededen kuru fasüleciymiş, sanatı biliyormuş, incelini biliyormuş, önemsizdir o. O da açacak. Ve onlar da böyle onun yaptığı gibi yaparlar ve kendilerince, biz, biz de yapıyoruz bunu derler. Ya taklit ediyorsun sen. Sen kendini üretmiyorsun. Taklitçinin tekisin. Ama, işte o kafirler, birisi Allah emrettiği için yapar, o taklit ettiği için yapar.
Burada aslında, Müslümanlara da bir ders var. Namazı Allah emrettiği için kılın. Anneniz namaz kılıyor diye kılmayın. Orucu Allah emrettiği için tutun. Herkes oruç tutuyor diye tutmayın. Yaptığınız ibadetleri, en alt seviyede. Allah emrettiği için yapın. İyyâken abidü ve iyâken estâin. Ancak sana ibadet eder. Ancak senden yardım dileriz. Ya işte, herkes namaz kılıyordu, ben de kıldım. Herkes namaz kılıyor diye kılma. Allah emrettiği için kıl.
Allah emrettiği için iyi insan ol. Allah emrettiği için dost doğru ol. O sende kalıcı olarak kalsın. taklit ettiğin şey, bir gün seni terk eder. Taklitten tahkike yol gidiyorsa, eyvallah. Buna söylenecek bir laf yok. Ama taklitte kalıyorsan, buna söylenecek laf çok. Ey insan, seni yaratan, düzgün bir şekle koyan, mütenasip kılan ve dilediği şekilde terkip eden o cömert Rabbine karşı seni aldatan nedir? Enfidhar. Ayet 6 ve 8. Bakara 65-66.
İçinizden cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. Biz onlara hor ve zelil olarak maymunlar olun demiştik. Biz onların bu hallerini o zamanda bulunanlara ve gelecek olanlara bir ibret ve müttakiller için de bir nasihat yaptık. Hani Yahudilere, bir Yahudi kavme cumartesi günü avlanma yasağı koymuştu ya, onlar da bu avlanma yasağını denmişti. Cenab-ı Hak diyor ki, biz onları hor ve zelil olarak maymunlar olun dedik diyor. Tabii bu da müteşabih ya, bazen hani bu maymundan geldiğini iddia edenler var ya, ben hiç itiraz etmiyorum onlara. Bana soruyorlar, hocam işte maymundan geldiğini iddia edenler var, doğrudur kardeşim diyorum. ya nasıl? Ayet-i Kerim'e var, Cenab-ı Hak bir kavim insanları maymuna çevirdi, onların ataları o maymun olabilir.
Olabilir, evet. Hani Darwin teorisi var ya, ne diyor? İşte bizim atamız maymun diyor. Onun atası maymun, benimki Adem. Hiç reddetmiyorum ben. Hani onlar tartışacak, kavga edecekler, işte böyle uzun uzun muhabbet edecekler, böyle fosillerden, oradan buradan, önce böyle işte maymun dört ayak üzerine indi, sonra iki ayak üzerine, yok elma toplamak için iki ayağının üzerine kalkmayı öğrendi. Allah Allah. Sen benim dedim, aklımla mı oynuyorsun ya? Böyle baktı. Kaç bin yıl, kaç milyon yıl o maymun elma toplamak için akıl yürütüp iki ayağının üzerine kalkmaya çalıştı dedim ya. Böyle baktı bana. Dedim buradan girme, başka bir yer bul.
Başka bir yer bu. Dedim ya söylemek istemiyorum, hakkını helal et dedim. Yani Bakara'da böyle bir dedim ayet-i kerime var. Yahudilerin bir kısmı Allah'ın yasağını çiğnemek için cumartesi günleri balık avladılar. Cenab-ı Hak da o balık avlayanlar, kavmi maymuna çevirdik diyor dedim. Bunlar sureten mi maymuna çevrildi, sireten mi maymuna çevrildi bilinmiyor. Buna akıl yürütmeye çalışmayın burada, akıl duruyor. Birisi dese ki sureten maymuna çevirdi, öbürkü de der ki sireten maymuna çevirdi. Yani iç olarak, huy olarak. Ama maymuna çevrilen var. Birisi sureten maymuna çevrildi dese ayağı yere basar mı? evet. Ayet-i kerimenin zahiri öyle.
Ben de dedim ki, böyle bir ayet var. O yüzden bu maymundan geldiğini iddia edenler dedim. Gerçekten de ataları böyle bir geçmiş dönemde, Yahudi döneminde, Yahudidir, o zaman da maymuna çevrilenlerdendir. Onlar çocuklarına demişlerdir. Yavrum biz Allah'ın emrini çiğnedik, bak maymuna döndük. Siz de maymuna çevrilebilirsiniz. Allah'ın emirlerini tutun. Veyahut da o çocuklar gördü anne ve babalarının birden maymuna çevrildiğini. Hocam böyle bir şey olabilir mi? Diyanetin işi çok ya gerçekten bunları böyle bir güncellemeye kalkarsa. Tabii çalışma yapacaklar ya şimdi çok heyecanlıyım ben.
Gerçekten. bu çalışma esnasında biz maymundan geldik diyenlere ne cevap verecekler? Şimdi bir kimse bu ayet-i kerimeyi kendine delil olarak alsa, gitse mahkemenin önüne mahkeme ben seni dese ki cezalandırırım hakime dese ki ben bu ayet-i kerime ışığı altında maymundan gelmeyim. Siz bir hayvan hakları olarak hayvanları cezalandıramazsanız dese nasıl bir hüküm çıkacak acaba? Olamaz mı hocam böyle bir şey? Ya hocam sen de bize hiç yardımcı olmuyorsun ya. İbrahim Suresi ayet 15 Peygamberler Rablerinden yardım dilediler.
Her zorba her inatçı hüsrana uğradı. Peygamberler Allah'tan yardım dilediler. Çünkü Allah'a iman ettiler. Allah'a iman ettikleri için Allah'a yaslandılar. Ve ondan yardım dilediler. Zorba ve inatçı olanlar da hüsrana uğradı. Tarih boyunca zorba ve inatçılar hüsrana uğrarlar. Kim olurlarsa olsunlar. Evet at kavmi peygamberlerine karşı inatlaşıp azgınlıklarında diretince Allah onları her şeyi yok eden bir rüzgarla helak etmiştir. Evet. Kureyşliler inatlarından dolayı ne demişlerdi mesela Kur'an-ı Kerim'in ince dediler ki biz de bu sözler gibi sözler söyleyebiliriz.
Bizler de ayeti kerime indirebiliriz. O zaman Cenab-ı Hak da onlara ayeti kerime de şataat yaptı ya hadi dedi Kur'an'ın harflerinden bir harf indirin. Bir harf getirin. Çünkü Kureyşliler kelime sanatçılığı çok yüksek seviyede bir kavimdi. Ve Kur'an ayetleri Kabe'nin örtüsüne asılınca o güne kadar şairlerin meşhur şairlerin yazmış olduğu bütün şiirler indirilmişti.
İşte o Kureyşliler Kur'an'la inatlaşıyorlardı. Diyorlardı ki biz aynısını getiririz indiririz. Tarih boyunca böyle zorba inatçı padişahlar zorba inatçı devlet adamları zorba inatçı komutanlar çıktılar. Bunlar tarih boyunca peygamberlerle ve peygamberlerin getirdikleriyle inatlaştılar. Mesela zorbanın birisi Yemen'de çıktı Yemen'e Beytullah yapmaya kalktı. Dedi ki Beytullah'ı buraya yapacağım herkes gelecek haç vazifesini Beytullah'ı tavaf etmeyi buraya gelecek dedi. Allah onu helak etti. meşhur ya ashab-ı fiil inatlarından Beytullah'ı yıkmaya gelmişlerdi. Cenab-ı Hak o orduyu yerin dibine batırdı. Kim din ve dindarlarla inatlaşır ve savaşırsa dağılmaya ve mağlup olmaya mahkumdur.
din ve dindarların arkasında Allah din ve dindarlarla savaşanların arkasında şeytan vardır. Birisinin yolu rahmanidir. Birisinin yolu şeytanidir. Bakın bu bütün dünya üzerinde vardır. Sonunda helak olurlar giderler. Tarih bunlarla doludur. O peygamberlere ve peygamberlerin ümmetlerine zulmeden zalim zorbaların helaklarıyla doludur tarih. Onlar kısacık saltanatlarını ve küçücük kuvvetlerini büyük zannederler.
Hani Kureyş Mekke Müşrik Devleti kaldı mı ayakta? Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eli ile yer ile yeksan oldu. o inatlaşmaları onunla savaşmalarının sonucu o oldu. Hani ömre yapmak için anlaşmışlardı anlaşmalarından geri dönmüştü müşrikler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok ağırına gitmişti. Ondan sonra şehre misafir gibi gelmediler. Sonra o şehir Müslümanların eline geçti. Şehrin gerçek sahibi geldi. Tarih boyunca kafirler kafir düşünceliler akıllarını gönüllerini kalplerini kafirlere satanlar bir gün gelir helak olurlar.
Ve tarih onların helak oluşlarını yazar. Kur'an helak olan kavimlerin kıssalarını anlatır bize. O helak olan kavimlerin helak sebeplerini de anlatır ki biz onlardan ders alalım. lanetlik lanetlik fiilyatları bize anlatır Kur'an. Biz onlardan ders alalım diye. Lüt kavmi eşcinsellikte had safhaya varmıştı. At kavmi semut kavmi bunlar kafirlikte din ve dindarlarla inatlaşmada had safhaya varmıştı. kimisi ölçüde tartıda yani ekonomide kimisi ahlakta kimisi akaitte kimisi askeri zorbalıkta mesela firavun mesela nemrut bunların hepsi de ne oldu?
Helak oldu. Ve her dönemin her asrın kendince bir firavunu nemrutu vardır. Her dönemin her asrında o firavuna o nemruta karşı çıkan bir peygamberi nefesi de vardır. Allah bizi o peygamberlerin yolunda eylesin. Allah bizi lanetlik iş yapanlardan değil lanet ve lanet edicilerin kazabından uzak eylesin. İnşallah. Sorulara geçelim. İnşallah. Bir kişi vefat edince bayan kocasının üzerine gömü olur mu caiz mi? Ona belirli bir sene buluyorlar. Ya normalde o kimsenin eti teni kadın erkek bunda değişmez bir şey çürüdüğünde caiz olur.
Orada etinden kemiğinden bir şey kalmazsa caiz olur. Bu normalde eğer yer sıkıntısı var ise bazı yerlerde yer sıkıntısı olur veyahut da bir şey olur o zaman olabilir. Fah baktırmak günah mı? Evet. günahı varsa bakana mı baktırana mı günaha girer? Her ikisi de günaha girer. Fal bakan kimse fal baktığı fala inanırsa Allah'ın lanetine uğrar. İslam dininden dışarı çıkmış olur. Baktıran da o fala inanırsa o da Allah'ın lanetine uğrar. O da İslam dininden çıkmış olur. Bir insan ölünce mahşerde kaç yaşında olacağız? Herkes aynı yaşta olacak. 33 yaşında ben 10 yaşındayım kapanmayı düşünüyorum.
Sizce uygun olur mu? Bu normalde bizce uygun bir başkasınınca uygun değil söylemek hiç kimsenin haddine değil. O yüzden bir kimse örtünmek istiyorsa örtünür. Mezhepler konusunda Kur'an'da mezheplere ayrılmayın diyor. Bugün ise biz mezheplere ayrılmışız. Anlamları aynı. Kur'an'da mezheplere ayrılmayın diye bir ayet-i kerime ayrılmayın parçalanmayın ayet-i kerimesi var. Buradan nereden mezhebe çıkarıyorlar insanlar bilmiyorum. Ümmet olarak ayrılmayın. İnananlar olarak ayrılmayın. Gelin ümmet olarak ayrılmayın. Bu sınırlar ne ki ümmetin arasında? La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen herkes Müslümandır. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenlerin hepsi de kardeştir.
ayrılmayın. Müslüman Müslümana silah çekmesin. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir. Müslüman Müslüman'ın lanetlemesin. Müslüman'ın kardeşidir. Müslüman Müslüman'ın üzerinde dilini muhafaza etsin. Ayrılmayın. Mezhepler birbirini ayırmaz ki insanların. Bunlar bir ilim. Bir üniversitede okuyor. Üniversitede örneğin tıp fakültesinde dört tane beyin cerrağı var mı? var. O beyin cerrahlarından bir tanesi çok uzman mı? Evet.
O çok uzman olan da herkes ameliyat olmak istiyor mu? Evet. Normal. Ben şimdi bizim mali müşaviri görüyorum şimdi. Kaç tane mali müşavir var? Sayısını bilmiyorsun. Hepsi de aynı kanuna maddeye bağlı ama herkesin tarzı tavrı farklı öyle değil mi? Farklı. Eee ne var ki bunda? Mezhepler bir ayrılık sebebi değildir. Ama bizim önümüze belli kesimler belli mihvaller bizim önümüze mezheplere ayrılık sebebi olarak koyuyor. Şimdi hiç kimse üzerine alınmasın.
Kaç yaşındasınız? 63 yaşındasınız. Benden 10 yaş büyüksün. Yok 2 yaş büyüksün ya. Yok ya 5 yaş büyüksün. Ya ne kadar da benden çok yaşlı duruyorsun ya. 63 yaşında daha yaşlısı olan var mı? Yok. Ben 57 yaşındayım. 57 yaşındayım. Ben 13-14 yaşından beri siyasetin içindeydim. Ta 26 yaşına kadar. Sufilikle iştigal edinceye kadar. Türkiye'nin 3 aşağı 5 yukarı siyasi tarihinde 3 aşağı 5 yukarı bilirim. İşte 12 Eylül'ü gördüm. 28 Şubat'ı gördüm. bu 15 Temmuz'u gördüm. Gör 3 tane ihtilal gördüm.
Eskileri sohbetlerini tanıdım. Ya bu ülkede birisi Şafi diye birisi öldürüldü mü hiç? Bu ülkede birisi Maliki diye öldürüldü mü? Bu ülkede birisi Hanefi diye ikinci sınıf vatandaş mı oldu? Bu ülkede bir kimse Aleviyim dedi diye ikinci sınıf vatandaş mı oldu? Bu ülkede şiası var Alevisi var Ezidis'i var Yezidis'i var Süryanisi var Yahudisi var Ermenisi var Ortodoksu var ya dünya üzerinde ne kadar inanç var ise hepsi de bu Anadolu topraklarında var şu anda Hindüs'ü var Budist'i var var ülkede 5 yıldızlı 5 yıldızlı otellerde kırmızı noktalı hatunun karşısında aa yapıp 10 bin dolar verip ona inananlar var e bunlar birbirlerine bir şey mi yapıyorlar?
Hiç siz Hristiyan farklı ekolleri mezhepleri biliyor musunuz? Gündeme geliyor mu? Hiç siz Yahudi mezheplerinin farklılıklarını biliyor musunuz? Gündeme geliyor mu? biz hepsini de Budist diyoruz Budistlerin kendi aralarında bir sürü mezhepler var biliyor musunuz? Bazı Budistlere göre o şok kafir o şeye göre de bazı Budistler kafir hiç kimse Budistlerin arasındaki mezhep farklılıklarını gündeme getiriyor mu?
Kimse getirmiyor ya oturalım şu Tevrat'a inananlar var ya bir sürü mezheplere ayırmışlar ya oturalım şunları barıştıralım ya toparlayalım bunlar 12 mezhep var bunlar ne zamana dayanıyor 12 mezhep? e ta Musa aleyhisselama dayanıyor nasıl Musa aleyhisselama dayanıyor? ya Musa aleyhisselam firavunun zulmünden kaçıyordu ya denizin kenarına geldi ya evet Musa'nın arkasında 12 tane 12 tane kavim vardı farklı farklı kavimler dediler ki ya Musa biz gitmeyiz neden?
biz bunlarla gitmeyiz e ne olacak bize ayrı bir yol aç söylesin Allah'ına Musa aleyhisselam asayı bir daha attı 12 tane yol açıldı tam girecekler gitmeyiz dediler neden? ya sen öbür kavmin birisini yok edersen senin Rabbin yok edersen ee biz birbirimizi de göreceğiz nasıl yani bas be biz birbirimizi de göreceğiz Musa aleyhisselam asasını bir daha ortaya yarattı cam gibi öyle anlayın o 12 kavim birbirini gördü hadi bakalım oturalım biz bu 12 kavmi birleştirelim aralarındaki farklılıkları yok edelim böyle bir anlayış
var mı? yok yapamazsınız dini inanışların üzerinde bir şey yapamazsınız o yüzden Kur'an-ı Kerim'de mezheplere ayrılmayın diye bir ayet-i kerime okumadım hocam var mı öyle bir şey? yok değil mi? mezhep adı bile yok değil mi? evet bir de o çıkıyor Kur'an-ı Kerim'de mezhep adı geçmiyor o yüzden mezhepler olmaması lazım e Kur'an-ı Kerim'de otomobil de geçmiyor binme hadi bizde kelime de arayacak ya hani var ya Kur'an-ı Kerim kelime arama yaz oraya ne otomobil yazdı aa yokmuş Kur'an-ı Kerim'de yok ben otomobile binmiyorum
bir de bu anlayış çıktı Allah muhafaza eylesin bak gecenin bombası Göztepe'mize dua eder misiniz Avrupa Kupalarına katılsın şampiyon olsun Göz Göz Göztepe'deceğiz şimdi burada bak tabi ya vardı ya bir tane Trabzon'a yok şey dua ediyordu bir tanesi şeye bir şeye ne o sağ açık ve sol açıkları gitmeyi bilmem kimi nereye gol atmayı vardı ya şeyde ne o youtube'da dinleyen var mı onu bolu spor mu efendim imam dua ediyordu Allah iyiliğinizi versin tamam ya
Göztepe'de literitere girdi tamam yakında bir dahaki sene bir dahaki haftaya bir dahaki aya soru sağ açık kim oynasın bekleyeyim mi böyle bir soru kadroya ezberleyeyim yoksa tabi ya Kur'an'da sadece Kadir gecesi geçiyor diğer kandillerle ilgili bilgi verir misiniz onlar sünnet midir evet sünnettir insanları suizana sevk edecek şekilde hareket eden insanın vebali nedir yani bir kimse nereden bilsin insanları suizana sevk ettiğini ya böyle bir hayat yaşanır mı ya ben şimdi ne yaparsam insanlar suizana sevk edilir ben onu
yapmayayım bu hayat mı ya sen suizana düşme tut kendini ben senin adına neden kendime zulmedeyim ya ben şimdi çorba içiyorum ama suizana düşmesinler ben çorbayı herkese göstereyim bakma mercimek çorbası ha arkadaşlar bak bu su suizana düşmeyin bu bildiğimiz çay Karadeniz'de yetişir içinde başka bir madde yok böyle hayat yok Allah muhafaza eylesin bir semazenin vefatında tennuresiyle mi yoksa kefenyle mi defnedilir Allah nasip etsin ona da
ama kefen ama tennure biliyoruz mu ki Allah'ımı yesin bu da bu gecenin bombası sizi sevmeyen ölsün ne alakası var yaşasın biz bizi sevmeyenleri de seviyoruz onu mümkün olduğunca instagramdan onları da gönüllüyorum yani yola çıktığımda trt3'ten ama mozart ama çarkosti ama bir flüt bir şey dinletiyorum onlara da yani öyle sevmeyenleri de böyle kenara atmıyorum sebep severken ölçülü sev bir gün düşmanın olabilir bu hadis ben bunu hiç yapamadım yalnız Allah beni affetsin ben hiç ölçülü sevemedim hep Adem aleyhisselam aklıma geldi
Havva için cenneti terk etti kıramadı Havva'yı sürgün yedi ben de Adem'in çocuğuyum Havva için sürgün yemeye razıyım ikincisi düşmanına ölçülü düşmanlık yap bir gün dostun olabilir o yüzden ben siz sevmeyenlere daim mozart dinletiyoruz güzel bir şey o yüzden seni sevmeyen ölsün sözüne katılmıyorum hiçbir zaman böyle bir sloganlık bir şey o Allah muhafaza eylesin yok bizi sevmeyenler Allah'a yakın olsunlar bizi sevmeyenler Allah'a dost olsunlar bizi sevmeyenler gitsinler cennetin baş köşesine otursunlar biz memnun oluruz
bizim böyle bir sıkıntımız yok buyurun tabi ooo sen oraya girdin mi hep beraber batarız burada ya ya necis necaset iki türlüdür bir temizlenebilinen necasetler vardır iki temizlenemeyen necasetler vardır temizlenebilinen necasetler gözle görülen burunla koku alınabilen bilinen necasetlerdir ki bunlar normalde temizlersin biter ama bazı necasetler vardır ki tövbeye ihtiyaç vardır bazı necasetler vardır ki kırk gün geçmesi gerekir o yüzden normalde necasetin durumuna konumuna hükmüne göre değişir bu ülke insanının kazançları
bu manada çok tövbeye ihtiyacı var bu sadece memurlarla alakalı değil memuru işçisi esnafı tarlada çalışanı çobanı değişmez ki bir şey hadis-i şerif ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki faiz girmemiş kursak kalmayacak köydeki çoban dahi ya resulallah köydeki çobanın faizle ne işi var o da diyor faizle iştikal eden bir kimsenin yemeğine ikramına davetine icabet edecek onun da kursağına girecek diyor şimdi bizde şöyle bir algı var ben esnafım ya benim faizle ne işim var vergiyi ödemediğinde faizle ödüyor musun evet
elektriği ödemediğinde faizle ödüyor musun evet herhangi bir şey ödeyemediğinde faizle ödüyor musun evet e ne kaldı ki e memurlar işçiler devlette çalışanlar hepsi de devletten maaş alıyorlar ee devletin faiz gelirleri var mı var milli piyango kumar gelirleri var mı var devletin çok özür dilerim ama işte bilmem ne evlerinden aldığı vergiler var mı var e devletin meyhaneden bardan sazdan cazdan aldığı vergiler var mı var e devlet de onları kalkıp da kenara depolamıyor ki maaş olarak dağıtıyor bir de bizde şöyle bir şey var
yani imamlar çok temiz diyanet kutsal meslek nereden maaş alıyor devletten yani devletin memuru değil mi bunlar evet e müftüsüyle diyanet işlerinde çalışan bir imam ile vergi dairesinde çalışan memurun arasında fark mı var bizde böyle bir algı var adamın biri söylüyor diyor imam olsun da diyor oğlan hiç olması helal alsın ne yapacak dedim ben senin oğlanın imamlık yaptığı cami dedim ben kendine ait bir geliri mi var caminin e yok nereden maaş alacak devletten e ne fark var ki herkes devletten maaş alıyor aynı parayı yiyor
e ben emekliyim farklı mı sanki şimdi ben emekli maaş alıyorum e ne olacak ki hadi bende elektrik su elektrik doğalgazı su mu giderleri var iyi yatırdım ben onları parayı filan gördüğümüz yok oradan gidiyor kendi kendine ne avutuyorsun ki su parasını ödedin mi oradan ödedin yedin mi yedin ne aldatıyorsun ki kendi kendine elektriği oradan ödedin mi ödedin o elektrikten aydınlandın o elektrikten ısındın o elektrikten bir şey pişti mi pişti ne aldatıyorsun ki kendini sen nereden bu mevzuya girdin şimdi dal dalabildiğin kadar
çık çıkabilirsen ya özür dilenecek bir şey değil yani bu normalde hepimizin derdi bu yani bu esnafının işçisinin ne bileyim işte çiftçisinin hayvancısının ziraatçısının memurundan cumhurbaşkanına kadar herkes aynı yerden maaş alıyor devletin haramlardan geliri var mı var devletin haramlardan geliri olduğu müddetçe o devletle ilgili alakalı olan herkes ondan nemalanacak haramdan ben böyle konuşacağım şimdi sen devleti layık demokratik hukuk devletini ne o teokratik devlete dönüştürmekten bunu istemekten küldürtecek
içerideyim sonra gel bakalım sen ne ol layık demokratik devletin düzenli sistemini değiştirmeye mi kalktın ya buyurun ben kemar altında
meşhur şadırvan caminin karşısında gecelik abiyelik elbise ve gelinlik yapan bir firmanın müdürüydüm ondan öncesinde bayındırda Mişko Recep'in ayakkabı dükkanının tezgahtarıydım kendi kendime dedim ki benim içkiyi bırakmam lazım bıraktım dedim bıraktım şunu bırakmam lazım dedim bıraktım bunu bırakmam lazım dedim bıraktım hiç kimsenin bir önerisi olmadan ben ne aradığımı bilmiyordum ben sadece içinde bulunduğum her şeyden kan ikirk oldum herhalde ama hiçbirisi de benim için devam edilebilirliği olarak gelmedi yoksa
o gün için yaşadığım hayat kendimce kendi dairemde zirve bir hayattı sonra bir cuma günü bizim orada karşımızda Hüseyin abi vardı cuma namazına gitme içimden aşkı geldi Hüseyin abi dedim cuma ezanı okunacak sen daha ne duruyorsun dükkanda doğru söylüyorsun Efe dedi hadi kapat gidelim cumaya dedim ilk cumaya gittim ondan sonra ikindi namaz vakti geldi gene ezan okunuyor Hüseyin abi ikindi okunuyor kimi çağırıyor dedim ben bizi çağırıyor dedi ne duruyorsun daha dükkanda dedim biz neyse ikindiye de gittik ee ben sonra
akşamı da kıldım e sonra ben yasıyı da kıldım yasıyı kıldım camiden çıktığımda herkes şoka girdi bayındırda ertesi gün sabah namazını pamuk pazarı camine gittim imam yandan yandan bakıyor bu adam ne yapmaya geldi bana diye burayı ne yapmaya geldi muhakkak bir şey var hani dedim yok Mustafa Özbağ sen dedim bayındırda bu işi zor götüreceksin Recep abinin dükkanını bıraktım çalışmıyorum dedim anahtarları verdim aradan birkaç gün geçti gelinlikçinin birisi gelmiş bizim su kuşu Kemal abi vardı ona demiş ya bana bir tane
adam lazım çok sağlam işi teslim edeceğim ona demiş demiş aradığın adam var çok sağlam her şeyine kefilim beni çağırdı ben hiç ne para ne maaş hiçbir şey sormadan İzmir'e geldim hemen anında İzmir'de Şadırvan'da dört vakit namazı pardon üç vakit namazı Şadırvan'da kılıyorum ilk önce patronun evinde büyük Hatay'da Türk filmlerinde görebileceğim bir ev vardı biz o zaman dört oda bir salon ebeveyn banyolu ne bileyim misafir odasında banyosu olan bir ev bilmiyorduk çünkü Türk filmlerinde görüyorduk hani rop tuşambırını
giymiş bir adam elinde viski bardağı böyle merdivenlerden iniyor Türk filmlerinde öyle bir ev sabah namazını orada kılıyordum yastı namazını da evde kılıyordum bir odam vardı orada patronun evinde kalıyordum o zaman moda dünyası ya böyle işte yeni kreasyonlar oluşturuluyor filan mankenler geliyor mankenlerin üzerinde deneniyor o filmlerde gördüğünüz şeyler gerçekten gerçek yani orada herkes kendini stilist modelist bir numara manken bir numara stilist bir numara terzi böyle mezureler iğneler yavrum şunu getir yavrum bunu getir
işte manken duruyor üzerinde abiye var geliyor olmamış cart yırtıyor oraya söküyor kızın üstünde teğelliyor her şey meydanda çok normal geliyor her şey olmuyor işte o manken bayan yürüyor müzik bir yerde çalıyor kadehler orada mezeler orada salonun kenarında işte psikolojileri bozuluyor bir anda herkes gidiyor birer yudum alıyor herkes janti böyle ben böyle seyrediyorum arada bana da yazılıyorlar Mustafa'cığım şöyle yapalım Mustafa'cığım böyle yapalım e ben de müdürüm ya gencim de e boy posta var e yakışıklılık akıyor zaten ya
şadırvanın öbür dükkanların pencerelerinden bağırıyorlar yatsıya bize gelsene diye yok e bayındıra gidiyorsun bayındırdaki arkadaş diyor ki birader Allah'ına imanına dinine dosdoğru konuş valla inanmıyoruz senin döndüğüne bu diyor müftünün kızına mı yazılıyorsun son fasıl ulan oğlum ne alakası var ha güzeldi o kız ama sen öyle düşünmedin yok ne bayındırda durabiliyoruz ne İzmir'de durabiliyoruz İzmir'de dururken İzmir iyice çığırından çıktı dedim yok biz dedim burada da yapamayacağız bayındırda bizim benim
arkadaşım var sonradan böyle iyice samimi olduğumuz önceden dev genççiydi Üzeyir vardı bizim Üzeyir'e telefon açtım Üzeyir dedim burada benim sıkıntım fazla bayındırdan bana bir iş ayarla parası pulu hiçbir şeyse önemli değil ben bayındırda dönmek istiyorum o dedi birader gelme burası çok kötü işin orada çok iyi o ara sıra benim yanıma geliyordu dedim yok senin bildiğin gibi değil e tabi tekrar ben bayındır'a geri döndüm bayındır'a geri döndüm bayındır'da işte orman işletmesinde başladım çalışmaya orman işletmesinde
evet o şeyin neydi müdürün şoförü babanın neydi adı evet Yusuf Koçer'di babanın adı elini indir siman şimdi daha iyi gördüm seni sen o zaman şeydeydin yukarıda dur o dağda şeyde duruyordu efendim anlamadım şofördün sen önce ama önce baban şofördü evet doğru neyse orman işletmesine geldim orada çalışmaya başladım ondan sonra işte bizim benim bir arkadaşım vardı o da Mişko Recep'in yanında çalışmaya başladı Allah rahmet eylesin Mehmet Kuşçu bizim ama ben o ara kendi kendime namazımı
abdestimi orucumu zikrimi filan iyi böyle yapıyordum ve kendimce de diyordum ki benim bir şeyhi şeyh bulmam lazım kendi kendime o zaman için abimin bir kitapları vardı abimin de o abim makine mühendisliğinde okumuştu makine mühendisi Mesnevi'nin şerhi vardı onun kitabıydı o bende duruyor hala da Kültür Bakanlığı'nın Abdülbaki Gülpınarlı'nın şerhi Ahmet Er Rufay Hazretleri'nin hak yolcusunun disturları bir tane daha vardı Ahmet Er Rufay Hazretleri'nin neydi o onların alemi vardı hele o onların alemi beni hop oturtup
hop kaldırttırıyordu hatta ben bir ara evin arkasında böyle küçük bir betonlu bir yer vardı oraya merdiven dayıyordum sabah namazından sonra orada zikir yapıyordum güneş doğudan doğacak mı doğmayacak mı kıyamet bekliyordum o ara öyle bir hal oldu bende e tabi hiç kimse inanmıyordu benim böyle bir dönüş yaptığıma hiç kimse ama oktay inanıyordu oktay elini kaldır oturduğun yerde kaldır kaldır kaldır oktay deyince nerede olduğunu bilmiş olsun oktay bizim benim bizim arkadaşımız benim benden ufaktır o ben onun abisi hükmündeyim
o zamandan bir oktay inandı benim dönüş yaptığıma annem dahil hiç kimse inanmadı ondan sonra ben böyle bir şeyh lazım bana diyordum işte bir gün o bizim Mehmet Kuşçu arkadaşımızı birisi geldi kulağına fısıl fısıl bir yere davet etti onu onu çağırdı benim yanımdan ben de hayatımın ilk Ramazan'ında ilk bütün bütün oruç tutuyorum o güne kadar bütün hiç oruç tuttuğumu hatırlamıyorum bir ay boyunca böyle oruç tutuyorum onu çağırdı pıs pıs pıs …
bir şey söyledi ona o Furunlu Köyü'nden bizim tanıyorum ben onu ben de Furunlu Köyü'nde kaldım Furunlu Köyü de beni tanır ben köyü tanırım ben dedim bu adamı tanıyorum seni nereye çağırdı lan dedim ben o dedi bilader sana göre değil dedi onun şivesinden ulan dedim o adamın evini biliyorum eğer bu gece ben dedim orayı basıp orayı dağıtmazsam bana da Mustafa Özbağ demesinler dedi tamam birader götüreceğim ben seni dedi götürdü ilk zikirle tanışmam o gündü benim ben o güne kadar hiç ağlamamıştım babam öldükten sonra kendime ağlamayı
yasaklamıştım ben babamı kendi ellerimle gömemedim ama başında durdum ben dedim ki bundan sonra kendi kendime ağlamayı yasaklıyorum sana dedim insanların içerisinde ağlamayı da yasakladım uzun müddet babamın mezarında biz dam deriz ineklerin durduğu yerde ben uzun müddet kendi kendime hep ağladım babamın öldüğüne de inanmadım mezarın başında ağladım mezarlıkta ağladım biraz da böyle deli dolu olduğumdan ben gençken kimse de bana ne yapıyorsun demiyordu sonra ben kendime ağlamayı yasakladım ben bir daha hiç ağlamadım
ta ki o zikir halakasında buluşuncaya kadar sonra zikir halakasında kendimi de sustıramadım zikir halakasında anlatayım mı sana yok halakada ne olduğunu anlatayım halakada gözümü kapatıyorum başka yerdeyim bir sürü sarıklı cübbeli böyle ne o stadyum gibi bir yerde ben orta yerdeyim bende de cübbe var sarık var sakal var hep beraber esma çekiyoruz orada bir müddet sonra baktım hepsini de benim o hepsi de benim çektiğim esmayı çekiyorlar ben susuyorum onlar da susuyor orada zikrullahta esma bitiyormuş ama bende bitmiyor ya
o ilk zikrullaha gittiğimde Tire'den Endüstri Meslek Lisesi'nden solcu birkaç tane arkadaş vardı birisini dövdüydüm zaten ben daha önce o da oradaydı onlar baktılar eyvah dediler ya bu adam nereden geldi ben bunlar ne arıyor burada ben de kabardım böyle tabi onlar biliyorlar ya benim kötü bir adam olduğumu onlar işaret etmişler sus filan bu normal bir adam değil yani bir şey söylersek şimdi burada bir şey yapar gibisinden herkes uspus benim önümde önceden de öyleydi zaten herkes uspus oluştu böyle neyse ben tabi böyle bir sürü şeyler
yaşadım orada sonra beni aldılar bir baş koltuğa oturtturdular böyle dediler sen buraya otur ben koltuğa oturdum bizim o fırınudaki o ev sahabine dedim buraya gel dedim ben koşa koşa geldi buraya girmek için neye imza atılacaksa getir dedim imza atacağım gireceğim siyasetten gelmişiz ya bir yere giderken imza atılıyor ya ya üye olunuyor ya bir şey olunuyor bana dedi ki Mustafa kardeş öyle olmuyor dedi nasıl oluyor dedim ben abiye soracağız dedi geç sor dedim ben o gitti pıs pıs pıs …
bir şey konuştu o da böyle bir kesik yandan baktı kafasını salladı o esnada sildim attım adamı kafamdan dedim gideyim bu adama bir kafa atayım şimdi nasıl böyle bakıp böyle hareket eder dedim benim kafam meşhurdu önceden ben çok konuşmazdım kavgada falan o böyle konuşurken konuşurken konuşurken ben bir kafa atardım inerdi şemşiye gibi derviş olduğumda en son kafa attığım kimse komaya girmişti değil mi Nuri komalık olmuştu değil mi o sonra öldü mi o en son dövdüğüm adamı polisti şeyde Nuri'nin düğününde tövbeliydim ben
dövmeyecektim hiç kimseyi o gün artık dayanamadım efendim onunla mı o benimle helallaşsın ben ne helallaşacağım onunla o gelsin benimle helallaşsın benim tövbemi bozutturdu gelsin desin ki özür dilerim senin tövbeni bozutturdum desin onun benden dayak yemesi onun nimettir zaten velhasıl tabi Türkiye'ye bir günden daha çıkıyor şimdi dayak yemesi nimettir dedi hoca ondan sonra neyse işte sonra o zikir yaptığımız topluluğun şeyhi olan Nevşehirli Abdullah Gürbüz efendi Tire'ye tekrar o geldiğinde hiç kimsenin haberi yok
benim haberim yoktu geldiğinden ona da söylememişler Bayındır'da böyle bir arkadaş ders aldı diye o trenin zakirine demiş Bayındır'dan bir genç var Abdurrahman demiş haber gönderin ona gelsin demiş o da benim iş yerine telefon açtığı böyle yapıyor Türkiye'nin nereden geldiğini anlayın diye bunu söylüyorum resmi dairenin telefonu bana diyor ki genel misafir geldi telefonda kimse duymasın yani genel misafir geldi şeyh efendimi ben muhasebe servisi her şeyi bıraktı bana bakıyor ben kafamı bir çevirdim herkes bana bakıyor
serviste 10 kişi çalışıyor benim baktığımı görünce herkes işine ben kafamı çeviriyorum herkes bana bakıyor şeyh efendimi deyince e tabi ben gittim günlerden cumaydı cuma gecesi Tire'ye gittim ondan sonra dediler ki sen şu eve gel bu eve gelecek Alishsan'ın evi bahçeli evi bahçesine yazmışlar şeyh efendimi geldi tabi herkes de sarmaşıyor böyle e bende boy var ya biraz böyle ben dedim ya hani boyluymuşum ondan e ben kuvvetliyim de böyle kavgada gürültüde böyle bana baktı bayındırlı hoş geldin dedi hoş bulduk dedim ben
böyle sarmaşacağım ya böyle benim sırtıma güv güv iki tane vurdu ciğerlerim yerinden oynuyor zannettim dedim bu ne ya içimden ondan sonra neyse herkes oturdu oturdu hepimiz oturduk böyle kafasını kaldırdı Mustafa Efendi sen buraya gel dedi bana ben o esnada o şoku atlatamadım yanımdakınlara dedi Mustafa Efendi yardım edin kaldırın onu dedi beni yanımdakınlar kaldırdı ben böyle bir tuhaf oldum gittim yanına oturdum ben şimdi neyse sohbet dedi zikullah yaptı gece oldu tabi herkes gidecek tabi ben de gideceğim bana döndü
sen ne yapacaksın dedi ben dedim her şeyi yaparım seni evden beklemezler mi dedi beklemezler dedi kimse beklemez mi dedi kimse beklemez dedim merak etmezler mi dedi hiç merak etmezler dedim oğlum neden merak etmezler ben berduş adamım dedim annen dedi annem daha sevinir bile dedim gitmeyince dedim o zaman kız kardeşimi annem zorla nişanladı her gün kavga var eder ben evlenmesini istemiyorum o çocukla çocuk dediğim adam adam dediğim de öldü zaten o da öldü sıra bize geliyor bak bu hikaye uzun devam edeyim bir daha ondan sonra
dedi ki sen dedi bu akşam misafir ol salih efendi mustafa efendiyi misafir et bana nasıl hizmet ediyorsan ona da öyle hizmet et dedi bizim yolculuğumuz başladı şimdi birisi derse ki ya bu yol yalnız gidilmez mi sen uludağ hiç yalnız çıktın mı yani uyduruktan bir yürüyüş yapacaksın yürüyüş hocası lazım ritim hocası lazım kalbine bakıyorlar ciğerine bakıyorlar yürümene bakıyorlar nefesine bakıyorlar yürüyüş yapacaksın yerde senden ne mihmandar istiyorlar öyle değil mi yok her şey yalnız yapa ne o hiçbir şey yalnız yapamıyorsun
tıp için tıp doktor ne o tıbbiyeye gideceksin avukat için hukuka gideceksin yetmeyecek imtihana gireceksin yetmeyecek staj yapacaksın yetmeyecek gideceksin barolar birliğini tasdik ettireceksin ama sufilik yolu için hiç kimseye ihtiyaç yok Allah Allah neden rafting yapacaksın raftingin başında bir tane hoca var senin ne yapacağını ne giyeceğini uçağa biniyorsun kendi paranla değil mi kendi paranla biniyorsun uçakta özgür değilsin ben parayı verdim istediğim yere otururum istediğim gibi yok kemerini bağla diyor kemerini bağlamam
dersen uçaktan indiriyor seni kemerini bağlamazsan seni uçaktan indiriyor ben para verdim ben bu uçağa binerim diyemiyorsun dit ödüyor çıkar dit ödü çıkar dit ödü çıkar en sonunda Karadeniz'de komple soyunmuş makinenin içerisine atmış ya kendini demiş yeter artık ya neden bindirmiyor o uçağı seni sen demiyorsun ki para verdim ben bineceğim yok ama dine gelince yalnız da yaşayabilirsin meslebe gerek yok hocaya gerek yok hiçbir şeye gerek yok ya hiçbir şeye gerek yok ya madem hiçbir şeye gerek yok bu kadar meslek erbabına
neden diploma veriyorsunuz neden bu kadar okumuş yazmış çizmiş insanlara diploma veriyorsunuz diplomasız bir avukat neden ben çok iyi hukuk biliyorum okudum avukatlık yapacağım deyip de yapamıyor ama gel gelelim iş sufilik gelince siz şeyhlerinizi ilahlaştırıyorsunuz ya üniversitede yaman tokatı gördüm ne şeyhi ya yaman tokat bir çıkıyor arkasından üç yüz kişi gidiyor yaman tokatı dedim hocam şeyhlere laf söylüyorlar buranın şeyhi dedim sizsiniz valla tevessüm etti sadece cevap yok bir profesör konuşur mu ya siz bir şeyhe
bir şey söyleyeceksiniz tebessüm etti kivirliliğe bak konuşmadı bile benden bundan şeyh mi olur ya ondan şeyh oluyor ameliyatçı oluyor ondan şeyh olmuyor neden hatta yazıyor şeyde ne o whatsapp'tan yazıyor rüyasını yazdı ses yok ya üç dakika beş dakika on dakika yazıyor tabir soru işareti gönderiyor gene ses seda yok ya tekrar yazıyor tabir dedim okumadınız mı tabi emredersiniz efendim bizim işimiz ne siz whatsapp'tan yazın biz de rüya yorumlayalım boyuna şimdi yalnız gidilir mi gidilir gidilmez değil siz kırık dökük
bir kayıkla okyanusa çıkar mısınız geceniz hayır olsun selamun aleyküm forever
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.