Üstad Mustafa Özbağ

İslam ve Bilim - Prof. Dr. Orhan Terzioğlu - Karabaş-i Veli Tekkesi 5 Temmuz 2014

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Temmuz 2014 · 1:37:23

Selamünaleyküm, hoş geldiniz. Kendime de hoş geldik. Aslında siz yerlisiniz, ben misafirim. Geçen akşamki sohbetin kaldığı yerden başlayalım. Üstad usul hakkında bir konuşma yaptı sohbet bittiğinde. Konumuz şuydu. Bir sorudan hareket edelim. Bilim mi, din mi diye bir arkadaş sordu. Ben de sağ gözünü mü çıkaralım, sor gözünü mü diye sordum kendisine. İki gözünden de vazgeçmediğine göre bilimle din asla birbirinden ayrı düşünülemeyen, asla düşünülemeyen, bakın asla düşünülemeyen, günümüz dünyasında şunlar hiç geçerli değil. Katiyetle geçerli değil. Dünyadan vazgeçiniz. Kur'an'da bir tane kelime bu hakkında konuşamazsınız. Hazreti Peygamber'in sünneti içerisinde bir tane yoktur. Bunların hepsi İslam dünyasında fesadın dik âlâsıdır. Biz Hintli değiliz.
Hint fakiri hiç değiliz. Hiç değiliz. Bunlar oralardan ithal işlerdir. Onların metinlerini de bir gün gelir size. Hinduizm anlattık zaten burada. Arkadaş anlattı. Ama M.Ö. 1500 ile 700'de yazılmış Hint metinleri içerisinde dünyadan nasıl vazgeçileceğini okursunuz. Bu bir kurgudur. Dört tane kast vardır. En alttaki kast dünya nimetlerinden vazgeçer. Efendisine ne kadar iyi hizmet ederse öldükten sonra bir üst kasta öyle doğar. Buna inanır. Anlatabiliyor muyum? İslam'da ise dik durmak vardır. Allah'a kulluk etmek vardır. Kulluk edecekseniz dik duracaksınız. Dik duracaksanız bedeniniz olacak. Bedeniniz olacaksa yiyeceksiniz. İslam'da sahip olduğunuz her şeyin Allah'tan geldiğine, bunun bir nimet olduğuna, buna şükretmeniz gerektiğine inanacaksınız.
Bu inanç böyle kurgulanmış. Ayrıca size bir nimet bahşedildiğinde sizin de bahşetmeniz gerekiyor. Buradaki hassas nokta şu, nimete tapmak. Zaten nimet olarak kabul ederseniz tapmazsınız. Kendi malınız olarak görürsünüz. Kendinizi de sahip görürsünüz. O zaman namazda Fatiha okumayın. Çünkü resmen yalan söylersiniz. Resmen yalan söylersiniz. Neden yalan söylersiniz? Fatiha bir akit. Karşılıklı bir akit. Bir söz verme. Ben şuyum, şuna inanıyorum lafıdır. Fatiha'da şunu söylüyorsunuz. Ya Rabbi sadece sana mühtacım, sadece sana kulluk ederim. Sonra normal hayata geçiyorsunuz. Ben zenginim, ben hakimim, ben hükmederim, ben onu yaparım, ben bunu yaparım. Yok böyle bir şey. Bu yalancılık, üçkağıtçılık.
Ben üstad gibi konuşmuyorum, böyle konuşuyorum. Ben böyle rahat, açık konuşuyorum. Geçen akşam bir de hürafet dediğimiz şey ya da bidat dediğim bir şey fark etmiyor. Arkadaşlar, kitabınızda çok net bir ayet var. Çok net. Peygamber uyarılıyor. Bakın, peygamberiniz uyarılıyor. Dikkat edin. Kur'an'da bayağı bir sayıda ayet var. Peygamberin uyarıldığı. Öyle yapma, öyle yap. Başını dönme. Çevirme başını. Belki o gelen, orada oturanlardan çok daha iyi iman edecek ve İslam'a hizmet edecek. Buyurun. Sen sadece tebliğle sorumlusun. Üzülme. Onlar iman etmedi diye. Aynı şey. Haberi teklik ettin mi? Karar veriyorsun, bunun doğruluğunu kanıtladın mı? İslam olan insan, mümin olan insan, hani kendine güvenilecek ya, o da güvenilir bilgiye sahip olacak arkadaşlar.
Şu konu değil. O bana dedi ki öyleymiş. Bunu hayatımızdan çıkaracağız. Bunu söylüyorsun ama neye dayanarak söylüyorsun? Gece rüyamda gördüm. İyi güzel. O senin rüya. Güle güle. Hadi eyvallah. Bir doktora gitseniz, sizi tedaviye başlasa. Doktor bey bu ilacı niye? Valla dün akşam aklımdan geçiyordu bu. Onun için yazdım bugün sana. Çocuğunuz okula gitse, hoca gelse, anlatsa. Ne anlatıyorsun hoca? Valla ben böyle kafama eski bugün, böyle anlatıyorum dese. O okula çocuğunuz gidebilir mi? Olmaz böyle şeyler. Bunları kabul etmeyeceğiz arkadaşlar. Bunları kabul etmeyeceğiz. En basiti, ha, Ulu Cami'ye giden var mı içinizde? Hay hay, Ulu Cami'ye giden var mı?
Minber hakkında ne olduğunu, üzerindeki kabartmaların ne olduğunu dinleyen var mı? Geçen akşam konuşmuştuk. Hayır demiştim. Hayır. Akla, mantığa bir kişi çalışmış. 1982-83'te bir öğretmen. Bu, budur demiş. Broşüre yazılıyor, oraya yazılıyor, buraya yazılıyor. Açın internete bakın. Açın okuyun. Aslı fastı, astarı olmayan bir iş. Efendim neymiş? 1300, yani 1402'de, minberin üzerine uzaydaki bütün dünyanın uydularını çizmiş. Ta 600 yıl evvel, bugün NASA'nın zor keşfettiği şeyleri keşfetmiş. Vah, ne büyük sırmış. Aynen böyle yazılı. Bu sırra vakıf olmak zordur. Beyefendi olmuş ama, yani anlatıyor, sırrı anlatıyor. O arada da yazılı, yazılan, dağıtılan broşürdeki şey sır oluyor hala, hala sır.
Sır kaldı. Var ya böyle kitaplar var. Kur'an'ın sırrına ulaşmak. Kitap yazmışsın, satıyorsun. Nasıl sır oluyor o zaman? Hani diyoruz ya bazen delikodunda böyle, aman ben sana söylüyorum, başkasına söylüyorum. O demektir ki herkese söyle. Sır, yok arkadaşlar, çektim, şu gözlümü bir takayım. Yani bugün başka bir film hazırlayacaktım. Gerçi hazırladığım filmi ama, biraz sona kaldı. Ha, Karabaşı Veli, bakın bunun içerisine koydum onu. Ha, minberde, bakın başlık yazdım. Minberde, gerçekte. Alın, buyurun. Minberde bu. Bakın, şurada yazılmış. Broşürden çektim bunu, ben iftira etmiyorum kimseye, buyurun. Efendim, 1953 yılında keşfedilen Pluton gezegeni bile var.
Bak, cümleye cümleye bakın, Allah'ını severseniz. Garanti tomografi de var. Manyetik rezonans da var. Jets modeli zaten burada. Şu uzaya giden araçlara hiç gerek yok. Hiç gerek yok. NASA'yı kurmaya da gerek yok. Roket yapmaya da gerek yok. Yok kardeşim, yok. Telefon almaya falan yok. Gidin camcıya, cam kestirin, cebinize koyun, konuşun. Konuşur, muhakkak konuşur. Böyle bir şey yok arkadaşlar. Var mı içinizde cam kestirip, cebine koyup, ekrandır bu diye televizyon seyreden? Var mı içinizde böyle bir şey? Yok. Yok olduğuna göre yok. Yazıyor işte, 1953 yılında. Bunu dağıtıyoruz insanlar. Bir de bunu nereye getiriyor biliyor musunuz?
Batı medeniyetinin, Müslüman ailenlerin kitaplarından çokça istifade ettiği gün gibi ortadadır. Arkadaşlar sordum, dernek başkanına sorduğum bir başka kişi, ya bu broşüre itiraz eden birisi çıktı mı diye. Neresine itiraz edilecek hocam dedi. Arkadaşlar, eğer bu cümle gerçekse, eğer şu cümle gerçekse, biz tevekkel, gerizekalıyız. O adamların son yüzyılda öğrendiğini, biz 600 yıl evvel biliyorsak, ya yürüyüşe çıkalım, 600 metre sizden önce, şuradan heykele inelim, ben 600 metre önce başlayayım yola, siz de buradan çıkın. Siz koşun ben yürüyeyim, hangimiz heykele önce gideriz? Gidemezsem sakatım demektir. Evet, akıl var, yakın var. Kur'an kimin kitabı?
Soruyorum, affedersiniz, kimin kitabı? Allah'ın kitabı. Kime göndermiş? Peygamberle, iman edenlere tebbi. Ya eyyuhelle zine. Tamam, peki. E bunda bunlar vardı da, biz bunları nasıl anlamadık? Allah bize kasti olarak, gerizekalı beyni mi verdi? Özel bir beyin mi verdi? Neden bundan 800 evvel, matematikte en iyi duruma, geometride en iyi duruma, uzayda en iyi durumuna, tıpta en iyi duruma geliyoruz da, sonra yok oluyoruz? Tembellik arkadaşlar, bugün bana bunu 15. kişi soruyor. Tembellik, havale etmek, hayali gerçek sanmak. Bakın şimdi hayalin nasıl gerçek olduğunu göstereceğim size. Şunları, oturdum, Fergelvari işlerle ölçtüm, şuraya yazmış adam, işte bu dünya, bu güneş, bu venüs, bu jüpiter, arkadaşlar, bunun yapıldığı tarihte, bu sonradan yazdığı iş, tamamen 1953'te bu keşfedildiği için yazmış oraya.
Çünkü yazma ihtimali yok. bu 1402'de yapılmış minber, ustası Tebriz'di. Arkadaşlar, şunu yazsa elini öpeceğim. O tarihte, Kadızadeler, Bursa'da, çok önemli bir aile, çok önemli bilginler yetişmiş. Bunlardan yetişen bilginlerden biri de, Semerkant'taki sultan olan Uluğbey, Rasat'ı sevdiği için, Rasat yapmayı, matematiği sevdiği için, Uluğbey tarafından, Semerkant'a davet edilmiş.
Buradan, oraya gidip, o rasathanenin müdürü olmuş, sultanın birinci adamı olmuş. Bunlar yok burada. Semerkant'a giderseniz, o rasathaneyi görürsünüz. Devrinin en önemli rasathanesi. O rasathanede, o dönem çizilmiş minyatürler var. Hollanda'dan, Avrupa'nın değişik yerlerinden gelmiş, orada eğitim görmüş, öğrenmiş, icazet var. Uluğbey icazet veriyor onlara. İsimleri filan yazılı. Var, rasathanede, Uluç Semerkant'ta duruyor bunlar. Anlatabildim, bunu söylese, eyvallah. Ve, o kişinin yetiştirdiği, daha fazla vaktinizi almayın diye, kişi diyorum, onun yetiştirdiği, ikinci bir matematikçi var. Kuşçu. Babası kuşçu olduğu için, sultanın kuşçusu olduğu için, o da, öyle adlediliyor.
Uluğbey ölüyor. Fatih, bunun, matematikte çok ileri olduğunu öğreniyor. Ferman duruyor. Belge net. Adımına bir altın veriyorum, gel, benim medresemde matematik, ve uzay bilimleri dersi ver diye. Ali Kuşçu, Semerkant'tan İstanbul'a geliyor, matematik dersi vermeye. Haa, şimdi işler yerine oturur işte. Arkadaşlar, buradaki şekil, nereden geliyor? Bu şeklin yapılmasından, bu yenisi. Ben şimdi size esasını göstereceğim. Ne yazıyor burada? Yer, dağlar, deniz, sonra birinci gökyüzü, sonra ikinci gökyüzü, üçüncüsü, dördüncüsü, beşincisinde güneş var, altıncısı, ve yedincisi. Yedinci gökyüzünün üstünde de, ne varmış?
Allah'ın tahtı. İslam alimlerinin çoğu, bunu Hristiyan literatüründen, alıp, kopya edip, yedi gökyüzü, arş-ı âlâ, diye anlatırlar. Bu şekil, Hristiyanların, kilisede, inançlarında, Tanrı'yı koydukları, testisi, icat ettikleri, İsa'yı da Tanrı'nın yanına oturttukları yer. Kaynağı da bu. Batlamyus öncesinden başlıyor. Batlamyus da bunu, tam yerine getiriyor. Ve, orada beş tane uydu var. Ay, ve güneş, o sırada, merkezde olduğu için, öyle bir şey değil. Oranın merkezi dünyada. Üstelik, çizimlerin yarı çaplarını ölçerseniz, iki tane gezegen, birbirine çarpması gerekiyor. Çap aynı. Sırası, sırası da, öyle bir şey yok. Ya sen genetik uçasısın, gidip Ulu Camii'nin minberindeki işlerle, ne uğraşıyorsun diye sorabilirsiniz.
Sonra, şimdi soru yok. İşte bugün, Batlamyus denilen bu adam, elinde bakın, cetveli nasıl çizmiş kilise, dikkatle bakın, bunlar çok önemli simgelerdir. Hac şeklinde çizmiş. Evet. Batlamyus'un çizdiği şekli gidip oraya yapıp, ondan sonra da hocamız keşfetmiş. Allah! Sırrı açığa çıkarmış. Aferin ona. Sorusuz. Neden? Niçin? nasıl sorusunu sormadan, öğrendiğimiz hiçbir şey geçerli değil, tek şey hariç. İman. Allah'a iman etmek. Allah'ı ne teraziyle ölçebilirsiniz, ne başka bir şeyde. Kur'an'da da bu zaten net yazılı. Nasibi olan iman eder. Onun dışındakiler, kördür, sağırdır, onlara sen konuşma, uğraşma. Tebliğ etsen de etmezler.
Doğru mu? Doğru mu? Doğru. Ayet bu. Bakın arkadaşlar, Kur'an ve İslam'daki mantık, birbirine bağlı olarak, birbirini destekleyici olarak, birbirinin hem altında, hem üstünde, hem önünde, hem arkasında, hem sağında, hem solunda olarak, birbirine bağlayamıyorsanız, bu dini öğrenemiyorsunuz. Öğrenmeye devam edin demektir. Son derece, buna algoritma deniyor yabancı dilde, ilişkisel mantık. Kur'an, birbirine ilişkili bir mantık içerir. O mantıkla çözülemeyecek, her şeyin başında da, ya eyyühellezine diye yazılır. İman eden ancak onu anlar. İman eden için geçerli cümledir. Açın bakın ayetleri. İman edenler diye başladığı ayeti, fen bilimleri kıstaslarıyla, ölçmeye, biçmeye, öyle yapmaya, böyle yapmaya, kalkmanın gereği yok.
Ben, armut seviyorum. Masada armut var, elma var, şeftali var. Armut seviyorum ya. Şimdi ben de profesörüm diyeceğim. Ya armut da şu, şu, şu mineral yok. Bunda şu var. Ya kardeşim bırakadan seversen yemek yiyorum ya. Keyfimi kaçırma. Ders sonra. Ben bunu seviyorum. Ben iman ediyorum. Ben konferans veriyorum. Ateist arkadaşlara, salonda her hiçbir insan var. Gayet rahatlıkla söylüyorum. Ateistler için, konu bu. Evrende moleküller var. Bu moleküller bir araya gelirse şu olur, bir araya gelirse hücre olur, bu da bir araya gelirse insan olur. İnananlar için, bunun böyle olmasını, Allahu azim şan düzenlemiştir. İnanmayanlar için, molekülden başlar bu iş. Enerjiden başlar. Enerjinin arkasında, ben daha da düşünüyorum.
Sen düşünmüyorsun. Olabilir. Biz beraber laboratuvarda çalışırız. Kavga etmeye gerek yok. Zaten bir keresinde, bir hoca kalktı dedi ki, Orhan Bey dedi, bu durumda kavgaya hiçbir yer kalmıyor dedi. Bilmiyorum dedim, istiyorsan buyur. Dışarı çıkalım dedim. Ama akrabalarımı çağırırım dedim. Yani öyle tek başıma çıkamadım. Evet, gayet, gayet değil. Gerek yok. Evrim var mı, yok mu? Ne olacak? İnsan nasıl meydana geldi? Ya kardeşim, insanın nasıl meydana geldiği, bir yere kadar bilimsel olarak biliniyor. İnkar edemezsiniz. Aksi halde, ne ütrason, ne şu, ne bu, hiçbir tedavi işe yaramaz. Ama yani, müsaade edin. Ben onun, Allah'ın bana ihsan olduğunu düşünüyorum ilmin.
Şükrediyorum. Sen etmiyorsun, etme. Allah Allah. Ama ben seninle, beraber nasıl laboratuvara girmem, nasıl bilim yapmam, böyle bir şey yok. Çatışmanın icaremi yok. Bu, Batlam Yusuf'un icadı, bu, 1400'lere kadar böyle geldi. Ve, dünya, dikkat edin, bu dünya demek, dünya merkezli sistem kuruldu. Ve, dünyanın dışında, bakın, ay. Ayı bugün biz, güneşin uydusu kabul etmiyoruz. Dünyanın uydusu kabul ediyoruz. Sayı onun için, sekiz tutuyor ama, bundan dolayı tutuyor. Dolayısıyla, güneşi, dünyanın uydusu olarak gösteriyor. Neden? Dünya merkez olmalı. İsa dünyada olduğu için, İsa da Allah'ın oğlu olduğuna göre, ben de İsa'nın kilisede temsilcisi olduğuma göre, sen günah çıkaracaksan, bana geleceksin.
Ben sana cennetten sertifikayla, arazi satacağım. Bunlar hep uygulanmış arkadaşlar. Bunlar, atmıyorum yani, palavra atmıyorum yani, bunlar uygulanmış. Lüter çıkıyor, öyle zeydâ, cennetten, mennetten yer satılamaz diyor, protesto ediyor bunları. Oluyor protestanlık. Yüz sene savaşıyorlar. Satılır, satılmaz. Şu anda İslam çatışıyor mu? Şu anda ben eminim, bir uygulamadaki arkadaşlar, Müslümanlık adına, şu tekkenin kapısından girip, buranın yarısını kesebilir. Allah-u Ekber der, yatsıyı da kılar. Gözünüzün önünde oluyor değil mi, televizyonda bunlar? Oluyor değil mi arkadaşlar? Oluyor. Eğer, din, birinin dediğiyse olur. Din, Kur'an'ın dediğiyse olmaz.
Olmaz. O zaman biz, soru sormayı becereceğiz. Böyle, kim ne diyor diye, ağzına bakmayacağız. Öğreneceğiz eyvallah. Saygı duyacağız eyvallah. Ama gidip çalışacağız. Kabahat bende değil, üstad da beni buraya konuşmaya çağırdı. Kızıyorsanız, üstad var yarın, söylersiniz. Evet, ben söyledim kendisine. Şimdi arkadaşlar var, İzmir'den gelenler, bir de onlardan azar işittik. Efendim, sahil evlerinde, püfür püfür, evim varken, ne işim var Bursa'da diye. Dedik, valla, üstad diyor, bizim tahtalarımız eksik diye, öyle bir şey var galiba. Kırız diyor. Evet, buyurun, bugünkü dünya, bugünkü geçerli sistem, güneş buysa, Merkür burada, Venüs burada, dünya burada. Bizden sonra da altı tane daha var.
Orada yazılan Pluton, eser uyduğu olarak kabul ediliyor. Gezegenler içerisinde değil. Ulu Cami'ye bir daha, ha minberin öbür tarafında da, bütün galaksiler çizilmiş. Şimdi anlatacağım galaksinin olduğunu. Arkadaşlar, övünmek için, laf üretmek, hiçbir şey yaramaz. Sandalyeyi çekerler, tak oturursunuz yere. Arabanızda benzin yoksa, istediğiniz kadar markasıyla övünün. Kapının önünde durur. O kadar. Mazotlu da olabilir tabii yani mazotlu, yoksa gazlı da olabilir. Olmaz arkadaşlar, bilimsel konularda, inançta da böyle, mühkem olmak denilen bir kelime var. Mühkem olmak. Birisi böyle salladı mı, siz düşersiniz. Acaba öyle mi? Ulan, ama gerçekten sorgulayarak bu işi hallederseniz, şeytan sizi yanıltamaz.
İki sene evvel, nerede arkadaşlar, İzmir'de dernek, üç sene oluyor. Üstad gitti, gece 12, millet kapıyı tuttu. Hocam biz şimdi dinden çıktık mı? Üstad'ı çağırın geriye dedim. Yarım saat daha sohbet ettik. Sorgulamaya alışmamışız. Ama bu dünya bizi sorguya çekiyor arkadaşlar. Bizi sorguya çekiyor. Her eczaneye gittiğinizde, bir sorguya çekiliyorsunuz. Sen bu ilacı niye yapmadın? Her arabaya bindiğinizde sorguya çekiliyorsunuz. Bu arabanın teknolojisini, sen niye üretmedin? Her bilgisayarı açtığımda, kendime soruyorum. Bu bilgisayarı biz üretemez miydik? Dünyada, hiçbir tıp araştırmasında, belli bir insan grubuna ait, özel bir beyin keşfedilmedi. Amerikalı'nın beyni de, bizim beynimiz de, zincir'in beyni de, hiçbir farkı yok.
Çok küçük yani. O da bu işleri yapmak engel bir şey değil. Bir sürü uluslararası laboratuvarda çalıştım, her milletten insan vardı. Hiç kimsenin beyni öyle böyle değil, beraber çalışıyorsunuz yani. Yok öyle bir şey. Bunun mazereti yok. Allah herkese nimetini vermiş, bu ismine de akıl denmiş. Ha, ikinci bir şey daha var. Onu da halledeyim. Çünkü söz verdim. Arkadaşlara, Bursa'yı nereye koydum? Ha, buraya koydum. Arkadaşlar, Allah rızası için, Ulu Camii'ye gidiyorsunuz. Türkiye'deki en önemli hatların, hep birlikte yazılı olduğu cami orası. Bir de ne diyoruz? Beşinci makam. Diyoruz. Kaynağını bilmiyorum, neden deniyor diye. İşte, açılışında çok ulu, beş kişi bir arada bulunur.
Filan. Tamam, peki. Ya, arkadaşlar, namaz kılıyorsunuz, namaz. Orada ne yazıyor diye, soran var mı diye, geçen akşamki toplantıda söyledim, on tanesini bir arada bilen diye, çıkmadı. Böyle bakma bana, tam da karşımda oturuyordun. Tamam. Buyurun hocam. Buyurun şimdi. Ne dedim ben o gün? Bulacağız dedim. Söz verdim değil mi? İşte burada. Alın. Nereden başlayalım? Şuradan başlayalım. Ne yazıyor burada? Bu kolayı tabii. Bismillahirrahmanirrahim. Tamam ama ilerleyeceğiz. Alın. Tümünün yapılmış arkadaşlar. Yapılmış. Hadi bakalım. Ne yazıyor? Okuyun. Bunu okuyanın elini öperim ha. Üç tanesini üst üste okuyanın. İmtihan hazır.
Tekbih asına hu mu? Şey kopya çekiyor mu hocam? Ha bu taraftan. Tamam. Arkadaşlar tamamı yayınlanmış. Bu gün gittim özellikle kent arşivi müzesi müdürü Ahmet Bey'e. Tamam onu okursunuz da burayı okuyan var mı? Şurası şurası. Öyle hoppalak atlama. Büyütürüm. Tabii. Arkadaşlar yarın İzmir'e gidiyorum. Eğer hepsini değil yarısını okuyayım diyen varsa arabamın anahtarını bırakacağım. Otobüsle gideceğim. Yarın Ulu Cami'de beklememi isteyen var mı kapıda sekizde? Hocam bak. Ulu Cami'deki bütün yazıları okuyacağım diyen birisini yarın sabahleyin sekizde bekleyeceğim.
Yemin ediyorum arabanın anahtarını teslim edeceğim. Akşam yalnız kopya çekmek yok. Getirdik. Hocam yüzde yüzü okunmuş. Hocam yok. Bunu belli kişiler okumuş. Bunların hepsi okunmuş. Rica ettik. Sanıyorum o da çok makul buldu. Ulu Cami'nin girişinde iki tane ekran var. İki ekrana yüklenecek bunlar. Ulu Cami diye de şu kalınlıkta. Yani dört parmak. Üç dört parmak kalınlığında. Belediye Kültür AŞ Muazzam Pevkaray'da bir kitap basmış. Kitapçılarda bir tane vardı. O kitapçıyı da buldum. Oradan da müsaade aldım. Çektim. İncesini ve broşürü okumayın. Bir sürü yanlış var içerisinde. Bir sürü hürafi var. Evet. Şehrinize ait bilgi de bu kadar. Hocam vermek için ne yapı?
Öğrenmek gerekiyor. Hattaklık mı oluyor? Arkadaşlar. İnsan yapmışsa. İnsan olarak öğrenmemek üzere hiçbir mazeretin yok. Zevk alıyorsan. Almıyorsan sen bilirsin. Kur'an-ı Kerim defalarca şunu söylüyor. Düşününüz. Görünüz. Bakınız. Hz. İbrahim'in iman edilişi bunun için en önemli örneklerden biridir. Vahiy yok ortada daha. Ay'a baktım diyor. Batıyor. Güneş'e baktım. Batıyor. Demek ki geçerli değil bunlar. Bu demektir ki. Hattat olman gerekmiyor. Ama oraya güzel bir şey konuşmuşsa Allah güzeli sever. Hadis. Güzel değilse zaten cami yeniye kondu. Konduysa niye öğrenmiyorsun? Afyon'da oradaki Mevlana'nın akrabası İstanbul ve Afyon'da çelebi son çelebiye 25 yıl hizmet eden ve hocamızın bir tanesi dedi ki sen zaten bu adamları nereden buluyorsun dedi.
Adam sohbet ediyor. Hayalden değil ama sonra anladım ki gerçekten sohbet ediyor. Sohbet ediyor. Sonra ilahiyat fakültesinden bir hoca da buna böyle hani o alim ya öbürü de hizmet etmiş. Bir laf söyledi. Bir soru sordu. Bir tane daha sordu. Dedi ki madem insansın neden aşkı aramıyorsun? Madem buldun neden şükretmiyorsun da geziniyorsun?
Hadi buyur. İnsanoğlu böyle arkadaşlar. Biz öğreneceğiz. O üstad uğraşmış o yazıyı yazmış. O yazıdan zevk almamız için ne yazıyor diye bakmamız lazım. Anlatabildim mi? Siz bilirsiniz. Girer çıkarsınız camiye. Tercih. Benim gibi bir adam gelir. Sorgulamayın. Hazır. Bitti. Arkadaş mazeret yok bak. Öğrenmemek için mazeret Allah rızası için bana hiç söylemeyin. Sabaha kadar konuşuruz. Hiç yani hiç. İnsanoğlunun Allah'ın verdiği aklın nimeti, paranın nimeti zekat, aklın nimeti bilgi. Ve paylaşmak. Bugün öğrendim geldim sizinle paylaştım. Doğru mu? Doğru. Ben zekatımı verdim. Gerisi size ait.
Üstünüze görev şu anda. Hocamlar öğretir o zaman. Şu an bilmiyoruz. Hattan bahsetmiyorum arkadaşlar. Orada ne yazıyor ondan bahsediyorum. Bu ne bu? Direkt. Hocam orada yazanını öğretmiyoruz o zaman. Şu an bilmiyoruz. Açın. Yarın sabahleyin gidin. Hangi kitapçıda? Çarşının en sonundaki kitapçıda. Şey verdim. Cafer'e verdim. Kartını da verdim. Adresini de verdim. Bunları da hepsini şey haline getirip göndereceğim CD'ye. Burada oturun öğrenin. Siz bilirsiniz. Keyfiniz bilir. Ben dedim üstada beni çağırma. Ben İzmir'de oturuyorum. Arkadaşları rahatsız etmeyeyim. Tamam. Böyle. Arkadaşlar evren böyle bir şeyden oluşuyor. Yaşadığınız dünyanın dahil olduğu 200 milyar tane yıldızın bulunduğu evren dediğimiz şey böyle oluşuyor.
Bu işe neden başladım onu da söyleyeyim. Soru şuydu. Ya Allah'a ekber diyoruz. Ya ezan okunuyor Allah'a ekber diyoruz. Elhamdülillahi Rabbil Aleminle de başlıyoruz. Daha ilk Bismillah. Daha Bismillah yani. Allah'a ekber. Ezan başlıyor. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Namaz başlıyor. Ya peki. Allah ne kadar büyük. Nedir ya? Büyük diyorum da. Ne büyük yani. Kazan da büyük. Bu bina büyük. İyi. Allah böyle bir şey mi? Bu ağaç büyük. Allah böyle bir şey mi? Bu araba büyük. Allah böyle bir şey mi? Rabbil Alemin. İyi. Alemlerin Rabbi. İyi. Arapçada Rabb hep sahibi demek. Yani evin sahibi evde mi derken Rabb evde mi deniyor? Mısır'da filan çok sık kullanılır bu kelime.
İyi de bizim evin sahibi mi yani? Sahibi peki. E bu kadarcık mı? Komşunun dört tane evi var. Ne oldu şimdi? Benim Allah'ım komşundan küçük mü yani? Ben yok dedim. İzmir'in sahibi olmadı. Olmadı. Ya dedim yok. Bu uzay evren nedir? Oturup çalışacağız mı? Ben eğer namazda Elhamdülillahi Rabbil Alemin diyorsam bugün insanlık nereye gelmişse oraya kadar öğrenmeye gayret edeceğim. Aklım ne kadar alırsa. Ama ben Elhamdülillahi Rabbil Alemin diyorsam olabileceği kadar düşünmeliyim. Ondan sonrasını da hayal etmeliyim. Böyle evle, bahçeyle, memleketle, ülkeyle, dünyayla takıntılı kalmamalıyım. Haa bunu insanlar yapmış. Elhamdülillah diyenler olduğunu sanmıyorum bunlar. Bilmiyorum. Adamlar hakkında şey yapmayayım, dedikodu etmeyeyim.
Ama net bir şey düşünülmüş. Net. Hiçbir şey yok. Hiçbir şey yok. Yok yok. Yoku bak iki defa söyledim. Yokun ne olduğunu bana söyleyecek insan daha bizim üniversitede veya çevremde hiç çıkmadı. Çünkü bizim yok dediğimiz şeyler benim 48 yıllık akademik hayatım içerisinde çok alt üst oldu. Ütrason çıktı. Adama hiç bıçak vurmadan benim talebelim de açıp bakılırdı. Açıp bakılırdı. Ya da ronken çekilirdi. Ronken de dikkat edin. Film gördüyseniz biraz koyu, biraz daha koyu, biraz açık koyu. Kemikler şu bilmem ne. Onu ezberlersiniz talebeliğinizde, asistanlığınızda. Dersiniz ki burada şu var. Aa akciğerinde biraz işte duman var.
Neresinde? Az önünde mi? Az gerisinde mi? Nerede? Hangi hücrelerde? Yok böyle bir şey. Ronken öyle. Bacağı kırık. İyi. Nerede kırık? Burada kırık. O kadarını görüyorsunuz. Ama dikkat edin. Ronken bunu yapmadan önce elle oynaşırdı. İşte kırık mı değil mi? O arada damarlar ezilir. Sinirler ezilir. Fert geçirir insanlar. Arada iki tanesi de düzelir. Aman kırıkçı Hasan Efendi en iyisi olur. Kırıkçı Hasan Efendi'nin kaç kişiyi sakat bıraktığını bir bilsek. Ama insanoğlu bununla kalmıyor işte. Ne yapıyor? Ronken'i buluyor. Ronken çekiliyor. Tamam. Ama ronkenle kalmıyor. Ronken'de gri görüyorsunuz. Gri, açık gri, biraz koyu gri. Tamam. Abi tomografi diye bir şey çıkıyor.
Vücudunuzu yarım milimetre aralıkla kesiyor. Trak, trak, trak, trak. Hiç oraya tomografi filmi gördünüz mü? Kesitler halinde. Beyninize ameliyat edecek arkadaş. Sağdan kaç santim girecek? Kaç milim girecek? Yukarıdan aştığa ne kadar delecek? Önden arkaya ne kadar gidecek? Net biliyor. En fazla yarım milimetre hata yapar. En fazla. Hani o da kabul edilmez ya. Hadi diyelim. Bu kadar. Ne oldu şimdi? Hani görülmezdi? Hani yoktu? Hani yoktu? Hani görülmezdi? Savaş filmi filan seyrediyorsunuz. Harcı alemi herkes görüyor. Gecenin karanlığında adam nişan alıyor. Tak alnından vuruyor adamı. Nasıl? İnfraretli gözlük kullanıyor. Gözle gördüğümüz gün ışığı veya bu ışığın dalga boyundan daha ötede olan, kırmızıdan ileride olan, geçen akşam da bahsettim.
Onu görüyor. Son 150 yıldır hatta 100 yıldır, 10 yıldır başka bir şey oldu. 12 yıldır başka bir şey oldu. Ne oldu? Bir damla su alıyoruz, berrak. 100 defa yemin ederim berrak. İçinde 15 milyon mikrop var. Göz berrak görüyor. Adete koydum ve ölçüyorum. Hiç şaşmaz. O zaman yok dediğimiz zaman bir düşünmemiz lazım. Bilimsel mi söylüyoruz? Haberimiz var mı? İnsanlar bu işle uğraşıyor. Şu andaki proje evrenin sonuna nasıl seyahat edilir? O bitti. 2 sene evvel o bitti. Şimdi öbür evrene nasıl geçilir? Acaba geçilir mi? Andromedanın ötesine gideceğiz. Şimdi gideceğiz. İnşallah bu akşam, geçen akşam, geçen akşamki gibi olmaz. Ya bir dakika. Beni uyarır mısınız?
Bir saat falan doluyunca. Biz iki buçuk, bir buçuk saat. Ne iki buçuk saat akşam konuşmuşuz. Millet evine gecenin bir buçuğunda gitmiş. Ben otele gelince fark ettim. Üstad da gaz veriyor bize. Gaz verip gittik. Bakın arkadaşlar burada bir şey yok ama Burada 200 milyar galaksi var. 200 milyar gezegen var. Dünyanız bunların içerisinde en küçüklerden biri. Görüyor musunuz? Yok. Ne görüyorsunuz? Doz bulutu. Ancak şu ekranda ne var biliyor musunuz? 1680 noktaya 1080 nokta var. Böylesi 1080, böylesi 1680 nokta var şu arada. Büyütürsem tek tek sayarsınız onları. Eşli ekran. Her birinin bir elektrik sinyali var.
Her bir elektrik sinyasında en az 3 tane renk var. Bunları öyle görüyoruz. Her birinin de voltajı farklı. Hayal edebiliyor musunuz? Ve şu bir saniye durduğu zaman Şuradan 28 tane bu özellikle fotoğraf geçti. Bir dediğinizde 28 tane geçti. Siz duruyor görüyorsunuz değil mi? Yok 28 bu film. Oynuyor şu anda. Özel kurgu yaptım. E tabii oynuyor şu anda. Yani başınız dönmesin diye hareketi durdurdum. Yani film şöyle aslında. Şunun bir gerisine gidersek, bunun fotoğrafını göstereceğim biraz sonra. Arkadaşlar 13.7 milyar yıl önce ondan arkaya doğru gittiğinizde bizim güneş zamanımızda ama. Dünyanın güneş etrafında dönüşünü bir yıl kabul ettiğimizde.
Çünkü zaman farklı. Yani şu anda 8-9 tane zaman var. Şu anda çalışıyor. Hepsi birden çalışıyor. 9 çeşit zaman var minimum. Evet doğru söylüyorum. Öyle yani. Biz anlaşmışız. Bir saniye, işte bir dakika, bir saat, bir gün, bir ay falan diye. Kadir akşamı, bu akşamı, o akşamı. Niye? Namaz kılacağız ya. Biri 10.000'le çarpacaksınız. İbadet. Alışveriş ediyoruz ya. Bin aydan hayırlıdır. Yani hangi gün hayırsız? Çok merak ediyorum yani. Soruyu bir de tersten soralım. Ben bu tekkeye 3 defa daha gelirsem işler karışacak. Bu akşam da kalayım. Şimdi arkadaşlar, 13.7 milyar yıl önce ne olduğunu biliyoruz. Bu bilinebilir mi?
Soru olabilir. Bilinebilir. Baştan kural koyduk değil mi? Her şeyi soracağız. Böyle ben diyorum diye doğru bir şey yok. Bilinebilir mi? Bir insan burada yoksa, burada var olduğunu bilebilir misiniz? Arkadaşlar, bulunduğunuz her yere bir enerji yayarsınız. Siz oradan gitseniz de o enerjiyi ölçebilecek aletiniz varsa, orada birisinin ne olduğunu bulursunuz. Mesela ben genetik olarak, şuraya elinizi sürmüş olsanız, şuraya yaklaşık olarak, yaklaşık değil yani doğru, 20 milyar insanın içerisinde, 20 milyar analiz yapsam, sizin olduğunuzu trilyonda bir hata bile yapmadan söylerim. Bugünkü teknoloji böyle. Elinizi böyle sürdünüz değil mi? Tamam. Bitti abi. Sizi bildik artık. Hiç yolu yok.
Bütün dünyadaki insanlar, onunla çarpın, trilyonda bir hatayla sizi buluruz oradan. Sensin. Sensin. Teknoloji böyle bir şey. Onun için, bunu kendimle, bu rütufada yaptığım için, buna çok rahat bakıyorum, tamam doğru. Bu, bir enerjiden patlıyor. Yoğun bir enerji, bu saçılıyor. Şimdi ikiye geldik. Bu çok önemli. Einstein dinlenen bir adam, bütün herkesin kafasını karıştırmış zamanında. Demiş ki, madde falan yok. Enerji de yok. Ne var? Canı ister, enerji maddeye döner. Ortam olur, madde enerjiye döner. Sadece hız önemli. Hız. Işık hızında, bir madde hareket ederse, enerjiye dönüşür. Enerji, ışık hızında yoğunlaştırılırsa, maddeye dönüşür.
Böyle kendinizden emin olmayın yani, benim falan filan diye. Sizi enerji haline getirebiliriz hemen. Zaten geliyorsunuz, enerjiniz olmasa yaşayamazsınız. Değil mi? Bu akşam yemek yediniz. Ne oldu? Vücudunuz ısındı mı? Bir bakın bakalım. ısınmayanlar yağdan hastaneye gitsin. Hafif ısındı mı şöyle? Tatlı, madde yediniz. Bir bakın ya elinize, alnınıza. Hafif ısındı değil mi? Kan şekeriniz arttı. Yakıyorsunuz şu anda, yakıyorsunuz. Baklava ateş oldu. Soba. Yanıyor. Ağzınızdan durmadan duman çıkıyor. Görüyor musunuz? Karbon dioksit çıkıyor. Evet, aynen böyle yaşıyoruz. Nereden geldi? Güneşten. Kime geldi? Buğdaya. Ne yediyseniz bu akşam.
Şeker pancarına. Ona buna. Yapraktan. Özümlendi o enerji. Havadan sizin verdiğiniz karbon dioksit var ya, o karbon dioksit birleştirildi suyla. Oldu fasulye. Oldu baklava. Oldu ekmek. Oldu pide. Oldu susam. Yağ da aynı şey. Yediniz. Tersi olmaya başladı. Ne oluyor? Güneş sizin içinizde ısıyoruz şimdi. Güneşteki enerjiyi kullanıyorsunuz. Bu böyle gidiyor. Bugün bitecek. Kainatlı gelebilirsek oraya kadar onu da söyleyeceğiz. Şimdi bu böyle, bu model şekil. Ama gerçek şekli var. Bu patlama sonrasında saçıldığı zaman, bu saçılan enerji, hızla hareket ettiği için ışık hızında yoğunlaşıyor, maddeye dönüşüyor. Maddenin bir özelliği var.
Bunu Newton'un ortaya koyduğu bir özellik. 1600'lerde. bir yerde madde oluştuğu zaman diğer maddeleri çeker. Bu madde burada yoğunlaşmaya başlar. Bu burada yoğunlaşmaya başlar. Başka birisi başka bir yerde yoğunlaşmaya başlar. Bu yoğunlaşma arttıkça sıkılaşma artar. Sıkılaşma arttıkça maddenin çekirdeği oluşur. Artık nerede, hangi çekirdek etrafında yoğunlaşırsa, orada bir yıldız vari, yıldız işin sonu aslında oluşmaya başlar. Bizim gökyüzünde gördüğümüz her şey, aslında ölüp gitmiş ışıkları geliyor bize. Birçok şey, her şey demeyeyim, birçok şey ölüp gitmiş ışıkları geliyor bize. enerjilerini patlar hale getirmişler. Çünkü yoğunlaşma devam ettikçe, aynı zamanda geriye doğru patlama da devam eder. Yani daima öyledir. Siz hareketinizi ne kadar çok arttırırsanız, kalp krizi geçirme ihtimaliniz de artabilir.
Ya da yorulursunuz. Ya da bayılırsınız. Niye bayılırsınız? Niye bayılırsınız biliyor musunuz? Eğer hareketle bayılıyorsanız, yorgunluktan bayılır. Öldüm, öldüm, öldüm, çok yoruldum, bayılacağım neredeyse. Niye diyorsanız, şunun için, vücut diyor ki bu salak, akıl edemiyor, yeteri kadar oksijen alamadı, beyni, kalbi gidecek. Bunu bari durdurayım, bacaklarına, kollarına giden kan gitmesin fazla, beynini, akciğerini, kalbine gitsin ki, hayatta kalsın. Bayılarak hayatta kalıyoruz biz. Tabi uzun süre bayılmamamız lazım. Böyle bir mekanizma çalışıyor. Şimdi geldim, evrenin bayılmasına geleceğiz. Böyle gidersek gelemeyeceğiz de. Ha, sonunda işte bizim gökyüzünde gördüğümüz bu yıldızlar oluşacak.
Peki, bunun modeli ne? Bazı insanlar diyor ki, bu hangi modelle oluyor? Üstad da geçen akşam söyledi, Newton da söylemiş. Evrenin bir matematiği var. Bilmiyorsak kusur bizim. Her şeyin bir matematiği var. Matematikle çözüyoruz bu işi. Çözüyoruz dedim, ben kendime katmıyorum. Ben o kadar matematik bilmiyorum. Bir daha başlasam hakikaten matematik öğrenirim. Çocuklarınızı teşvik edin. Bu akşam öğrendim, bir dostumun çocuğu çok yüksek liseyde matematik puanı almış. Müthiş bir şey. Çünkü bundan sonraki teknoloji matematiksiz yürümeyecek. Benim genetik profesörlüğüm şu anda %15 değerinde. Genetikte matematik %85 değerinde. Tıpta gördüğünüz, hastanede gördüğünüz bütün sistem matematikle yürüyor.
Matematik model üzerinden yürüyor. Dahiliyede, kardiyolojide hepsi. Kalp grafiği çekiyorlar ya, çok ileri düzey bir matematik hesap duruyor. Haa, geldik bu fotoğrafa. Bu fotoğraf müthiş bir fotoğraf. Bu fotoğraf normal, teleskoplarla çekilen bir fotoğraf değil. Fotoğraf x-ray ötesi fotoğraflarla çekilen. Buna manyetik evren deniyor. Mikromanyetik evren. Ne olmuş biliyor musunuz? Ben söyleyenin yalancısıyım. Olan şu, nasıl benim burada izim kaldığını da tespit edebiliyorum? Geceliğin nasıl, hiç kimsenin hiçbir şey görmezken, ben infrared dürbün takıp adamı görüyorum. Evren patladığında bir enerji meydana geldi. Ve bu enerjinin izi kaldı. Siz buradan yürüyüp geçerseniz, çamurla ayağınızı görürsem, ulan dün akşam buradan kim yürüdü diye söylerim.
Doğru mu? Ayakkabınızı da tespit edersem, şu ayakkabılığın içerisinden izinle karşılaştırım. Niye girdin oraya meydana? Niye çamur yaptın meydana derim. Ya beni gördün mü? Görmedim ama belli. Aynı şey. Ayak izi. El izi. Bu, 13.7 milyar yıl evvel, patlayan evrenin görüntüsü. Bunun üzerinde şu noktaların her biri, bu fotoğraf kalitesi arttıkça, çekim kalitesi ve WPET diye bir şey gönderildi uzaya.
X şınlarıyla hareket ediyor. Onun çektiği bir fotoğraf bu. Ve burada gördüğünüz her leke, demin söylediğim rakamlar düzeyinde her leke, hesap konusu. Yıllarca sürüyor, yüzlerce insanın ve binlerce bilgisayarın girdi. Giant bilgisayar, yani bu bilgisayarlarla mukayese edilmeyecek güçteki bilgisayarın hesaplaması da, evrende, şimdi gördüklerimiz, evrende o sırada nereden başladı? O çıkar alıyor. Peki buradan nereye geliyoruz? Buradan, bunun içerisinde patlama noktaları da devam ediyor. Saçılma devam ediyor. Bunlar model şekil. Deminkisi gerçek şekil. Ha, şimdi işte, demin söylediğim, bu enerji maddeye dönüşüyor. Bakın, çekirdek oluşuyor. Peki, ya bunu bize hikaye mi anlatıyorlar? Arkadaşlar, şu anda sekiz tane büyük, daha küçükleri var.
Dünyadaki merkezlerde enerji nasıl maddeye dönüşüyor? Nasıl maddeden enerjiye dönüşüyor? Bir, çalışılan konu. İki, maddeyi ortadan kaldırabilir miyiz? Madde varsa, fikir. Madde varsa, antimadde vardır. Biraz ortaokul, liseden hazırlıyorsanız, atomun protonu varsa, antiproton vardır. Nötronu varsa, antinötron vardır. Nasıl var? Şöyle var. Koyuyorsun burunun içerisine, hızlandırıyorsun protonu, öbürüne çarpıyor, ikisi de berhava alıyor, yeni bir madde oluşuyor, bir de antiproton oluyor. O antiprotonu hızlandırıyorsun, öbür protonu yok ediyor. Şu anda insanlar, antimadde ile uğraşıyor. Bunlardan ne çıkar? Bunlardan para çıkar. Bunlardan teknoloji çıkar.
Bunlardan fikir çıkar. Bunlardan öğrenme çıkar. O tomografi, vücudunuzu yarım milimetre hatayla, kesik kesik gösterip, ameliyata girip, oranızı buranızı kurcalamadan, bir müdahale ediliyorsa, oradan oluyor. Bugün biliyor musunuz, uçakların röntgeni çekilir. Özel aletten geçiyor uçaklar. Metalleri yoruldu mu diye, kanadı, pervanesi, motoru, yoruldu mu diye. Şu kullandığınız araba var ya, kullandığınız her şey, kullandığınız her süreyi, gözünüz de dahil, hücreleriniz dahil, kaydediyor. Moleküler olarak kaydediyor. Mesela ben adamı görmeyeyim, hücrelerinden yaşını, üç aşağı beş yukarı, bazı hücrelerinden bayağı yakın, düşseydi söylerim. Söylenir, görüyorsunuz. Eskimiş, yaşlı.
Ben kendi mümküne bakmadım da. Moralin bozulmasın diye. Ama biliyoruz, öyledir. Peki, buradan, buradan biraz ilerleyelim. Gördüğünüz gibi, bakın fark ederseniz, kareler ve saçılım halinde bunlar. Öngörüyor. Bu şekilde, o evrenin içerisinde, nerede yıldız olacak, bunun hesabı yapılıyor. Olan yıldızlardan kontrol edip, geriye yapıldığında doğru çıkıyor. Birbirini doğruluyor. Neyden ulaşılıyor? 13.7 milyar yıllık, geri tarih. Tamam. Demek ki, biz, Rabbil Alemin derken, böyle bir alemden bahsediyoruz. Öyle kapının önüne çıkıp, gökyüzüne baktığımız, orada gördüğümüz, alemden ibaret değil bu alem. Genişlemeye başladın biraz adem. Kafamız karışmaya başladı.
Benim bayağı, ilk çalıştığımda, bayağı kafam karıştı. Birkaç kerede, bayağı ciddi düzeyde uykularım kaçtı. Kaktım, geçireyim, bir daha baktım. Büyüttüm bunları perdeye. Ya yaşını başını aldığında, uğraşma bu işlerle. Ama bir şey dürtüyor insana. Dürtüyor yani. O iyi, yani iyi bir şey. Bir şey dürtüyor. Geçen akşam arkadaş soruyordu, onun için özellikle, tekrar kurguladım bunu. Hakkını helal etsin. balon olarak işte şişiyor filan diye. Bu eski model. Eski model dedim mi, 10 sene evvel ki. Yani şu anda, 10 yıl, bilimde çok uzun zaman. Yani, 1600'lerin, 100 yılından daha uzun bir zaman. 10 yıl. Şu andaki 10 yıl. Yani bilimde 5 yılda eskiyorsunuz. Bayağı ciddi eskiyorsunuz canım. Yani, ben kendimi düşünüyorum şimdi.
Yani, iki ay okumazsam, beni genetik olarak çöpe at. Yani, insan olarak varım da, yani genetik olarak çöpe atmak lazım. Olmaz yani. Çok uzun bir zaman. Peki, nasıl bir şey? Şimdi bu enerji, yoğunlaşırken, evren, genişlemeye başlıyor. Yaradırız, yaratmayı sürdürürüz. Bu icatlar, keşifler, bulgular olmadan, biz o ayeti doğru anlamıyorduk. Belki de hala doğru anlamıyoruz. Ama bunları bilmeden, şunu yapamayız, tersinden gidemeyiz. Aa, bak, işte Kur'an'da evrenin genişlediği yazılıydı. Zeka özürlü müsün sen? Adam bulmadan söyleseydin ya, burada minimum, 70 ila 80 bin kişi, çalışıyor.
Her birinde, 3 ila 4 bin kişi çalışıyor bu merkezlere. Ve inanın, ben bir tanesinde çalıştım, gece kalktığımda, bir baktım, kendimden utandım. Yarısından fazlasının lambası yanıyordu. Dedim Orhan, 4 saate inecek uyku, bu uykede çalışıyorsan, böyle çalışacaksın. 6 saat uyku haram. Ayıp dedim ya. Ne bilsen, böyle dalga geçmeye mi geldin? Bir hafta böyle sendirledik, sonra adapte oluyorsunuz. Çünkü deliler delileri bulunca, delileri anlamazmış deliliklerini. Eğlenceli oluyor. Evren böyle genişliyor. Fakat şimdi göreceksiniz, bu model 20 küsur yıl, geçerliliğini korudu. Bu enerji seviyelerini falan filan, hepsini gösteren bir şekilde. Sonra genişleyen balonun ne olduğunu hatırlıyor musunuz?
Balonu şişirmeye devam edin. Su kabarcı oynadınız mı çocukken filan çocuklarınızda? Ne oluyor su kabarcı? Köpük ayrılıyor. Peki ayrıldıktan sonra ne oluyor? Patlıyor da ne oluyor? Ne çıkıyor? Dağılıyor tabii. Dağılıyor. Onun fotoğrafını çekersiniz, tanecikleri görürsünüz, böyle bir şey olur. Enerji olarak ortasındaki, sizin oraya üflediğiniz hava yok olmuyor. Enerji olarak dağılıyor. Dönüşüyor. Bakın bunlar hep evren, şu anda bu geçen sene çekilen, öyle hatırlıyorum ki, bir buçuk sene evvel falan çekilen, ömrü biten bir yıldız. Ömrü doldu. Peki ben unutacağım sonunda belki, veya geleceğiz gelemeyeceğiz, şimdiden söyleyeyim. Film uzun çünkü.
Bayağı da zaman alıyor. Ne kadar oldu? Hocam uyar beni ya. Sen güzel, sen uyarmazsın. Sen dalıp dinliyorsun. Böyle, efendim, tahmin ediyorum işte, 45 dakikasını çaldı kafamda çünkü. 48 sene dersi anladınca, zil çalıyor böyle, tak. Arkadaşlar, güneşin, 4,5 ile 6 milyar yıl kesin. İçerisindeki, yoğunlaşma, ve enerji üretimi bitecek. Enerji üretemediği zaman, dağılmaya başlayacak. Nasıl siz enerji üretemezseniz, dağılırsınız. Nasıl dağılıyorsunuz? Çürüyorsunuz. İnsan vücudu çürüyor. Ruhu bilmiyoruz. O yazılı kitapta ne olacağı. Ama bedeni biliyoruz. Görüyoruz zaten. Molekülleri ayrılıyoruz biz. Başka bedenlerde. Ömer Hayyam öyle söylüyor. Şarap içtiği testi ediyor ki, kim bilir kimsin sen diyor.
Padişah mısın, Sultan mısın? Vardır toprakta. Mehmet Akit de söylüyor, basıp geçtiğin toprağa toprak diye sanma diyor yani. Evet, şuurlu insan, farkına varıyor. Peki, bizim de, güneşin, 4,5 milyar yılı var. Aynen, yazıldığı gibi, içi dışına dönecek, dünyayı yutacak. ateş halisi içerisinde, evrene dağılacağız. Aynen böyle. Birileri de bizim fotoğrafımız, dünyanın fotoğrafını çeker. Böyle, böyle saçılacak. Aynen o, baloncuk gibi. Arkadaşlar, şurada gördüğünüz, her bir koyuluk ve her bir açıklığın, bu filminden film yapıldığı için, tabii böyle gözüküyor, her birinin en az 1 milyon işlemden geçmiş hesaplaması var. Bu kurgular öyle yapılıyor.
Minimum 1 milyon. Yani şu okun ucu, kalın. Şunu düşünün bunun tamamını. Biraz ilerleyeyim. Pardon. Bu tip adamlar bu işi yapıyor. Bir farkınız var mı? Şu andaki en ileri model, Karinski, bu adamın, NASA'da çalışıyor. Bu beyefende, bütün bu modeller varken, başka basit bir şey düşünüyor. Diyor ki, ben diyor, golf oynarken, toplara vurduğum zaman, aynı yere gitmiyor her bir top. Nasıl oluyor? Haa, golf sahasının elimi olan yerine gelen, daha hızlı aşağı iniyor. Bakın ne kadar basit bir şey. Basit bir şey ama, binlerce insanın, evren hakkında düşündüğünü değiştiriyor. O zaman diyor, bu enerji yayılması yeterli değil.
Demek ki, bu enerjinin yayıldığı bir ortam var. Bir kara alan, kara madde var. Enerji onun içerisinde yayılıp, yoğunlaşırken, onun için orada, orada, orada bir rejler oluşuyor. Şimdi onu görüyoruz. Bu müthiş bir gelişme bu modelde. Arkadaşlar, bugün bilimin de ne olduğunu bilmediği, alan, bizim evrenimizin, yüzde doksanının biraz fazlası.
Bütün dünyayı, bildiğiniz, dünyayı biliyor musunuz bilmiyorum da, yani, Bursa'yı biliyorsunuz yani. tahmin edin dünyayı, televizyondan, televizyondan. Bütün dünya, bir futbol topunun, biraz daha büyüğü kadar desem, bana normal gözüyle bakar mısınız? Arkadaşlar, bu gerçek. Eğer bizim atomlarımızdaki, boşlukları çıkarırsak, şu dünyada gördüğümüz, her şeyin oluştuğu atomların, içindeki boşluğu çıkarırsak, şimdilik boşluyoruz oraya.
İnanılmaz ağırlıkta, hiçbir terazini tart, çünkü deler geçer teraziyi, futbol topundan biraz büyüğüz, o kadar. Hükmümüz bundan ibaret. Bu bilimsel gerçek. Bu adamın, arkadaşının icadı o da. Ben söylemiyorum, bunlar bak, herhalde gezmiş, takmış şeyi geziyor. Dünyayı karıştırıyor, fesat. Bir dakika, bu modeli, şuraya geçeyim. Ha, işte bu top oynamayı, hikayesi buradan geliyor. Bu yalnız, bakın dikkat edin, çok farklı bir şey yaratıyor. Bu patlama ve saçılma olduğunda, aslında ortamda bir tepsi, bir halı, bir şey vardı. Bunun üzerinde bunlar oluştu. Fikir. Ve ispatlanan fikir. O demin gösterdiğim, ilk şeklin içerisinde, neden oralarda yıldızlar oluştu?
Neden burada güneş, burada dünya oluştu? O zaman doğru model çıkmaya başlıyor ortaya. Bakın, toplar farklı dağlı. Arazi çünkü eninde sonunda, farklı eğime sahiptir. Peki, gelelim, daha enteresan bir resim göstereyim size. Ha, şimdi, atladı mı bilmiyorum ama, görürüz. Şimdi, evren hakkında hesap, şurada durduralım. Sayabiliyor musunuz sıfırları? Evrenin içerisinde, her bir zerrenin oluşması için, bir trilyon, olma ihtimali var. Çeşit olma ihtimali var. Arkadaşlar, bu bana tuhaf gelmiyor. Size belki tuhaf geliyor. Ya, bana tuhaf geliyor hala. Yüzlerce saat ders anlattım bu konuda, toplam olarak.
Ama şunu aklım zor alıyor. Yani, bir sperm, bir yumurtayı dövüyor. Ondan sonra da, benim gözümün nerede olacağı, ortaya çıkıyor. Ya, hocam, 12 trilyon hücre var. Tek bir hücrede, 12 trilyon hücrenin, her birinin, nerede olacağı, kaydedilmiş. Ben bunu dersini anlatıyorum. Türkiye'de ilk başlayan kişiyim. hala kafam almayalım. Anlatıyorum ama, yani böyle oturunca, hadi ya manyak olma diyorum. Ama doğru. Çünkü geriye doğru da teşhis ediyoruz. Yani, buradan bir hücre alıyoruz. Diyelim orasından, neresinden, tükürüğünden bir tane hücre alalım. Embriyoda, anne karnındayken, hangi hatasının olduğunu, çıkarırız. Bunu çıkarıyorum, zaten yazıyorum rupada.
Ama bu doğru çalışıyor arkadaşlar. Yani, evrene doğru da böyle bir sayı var, hücrenin altına doğru da böyle bir sayı var. İkisini birbirine çarpın, işte Rabbil Alemin o zaman, başka bir Rabbil Alemin. Ya bundan din çıkar mı? Çıkarın çıkarır. Katılmak zorunda değilim, katılma. Ama bu işleri yapıyorsun işte. Bunun için, çatışmanın alemi yok. Ama reddetmek, asla mümkün değil. Evvelse akşam anlattım, hoşuma gidiyor. Çünkü annemin, bir yakınının, başına geldi. Ramazan'da araba kullanıyor. Çocuğun mide kanaması geçiyor. Biliyorum zaten. Benim gibi o da. Arada bir şeyler yemesi lazım. İstanbul'da, boğaz trafiğinde, bir buçuk saat beklemişler. Köprüyü geçiyorlar.
Arkadaki amca da başlamış. Evladım gençsin, işte Ramazan bugün, onu yap, bunu yap. Peygamberimizin sünneti falan. Abi iki saat, köprüyü tam geçmişler. Yol ayırmış. Bu freni basmış. El frenini çekin, in aşağı demiş. Yavrum iftara yetişeceğim. İn aşağı demiş. İn, deve geliyor arkadan. Peygamberin sünneti deveye binmek. Bin, yürü. Arkadaşlar yani bizim dinimiz, insanları bu hale getirmemesi lazım. Peygamberinize bakın. En ilerisini kullanmış. Benim en hayran olduğum şey, en çok ders aldığım şey, Hendek Savaşı'dır. Dün akşam Üstad da ilave etti. Doğru. Bedir Savaşı'nda. Nasıl kazanılırmış, üç yüz kişiye, beş yüz kişi, bin kişiye, iki bin kişiye, üç bin kişiye karşı.
Kuyuları doldursun. Hendek kazarsın. Peygamber demiş mi? Yok canım, Hendek'le uğraşmayalım, yoruluruz, üfleyelim, bir Allah'a dua edelim, hepsine uçalım. Böyle bir şey söylemiş mi, duyan var mı içinizde? Hayır, soruyorum ya. Peygamber Hendek kazdırmışsa, biz bu ilmi böyle sıfır sıfır sıfır … katacağız. Başka bir dik duruş, çaremiz yok. Üstümüzden gelir, geçerler. O Hendekler kazılmasaydı, o atlar, şehre girer, hepsini keser. Doğru mu? Doğru. Bu kadar basit. 16 Edirne Monisa 540, aracı olduğu yerden kaldırmanızı canlanır. Hocam, şu hanımefendi, bu adam bunu çalışırken, bu hanımefendi şu matematiklerle, şunları anlıyor musunuz Allah, ben anlamıyorum. Evet, bu kadın bir otel odasında bir akşam çalışırken, kağıtları böyle buruşup buruşup yere atıyor.
Hikayede bu doğru. Filmin dışarısına koydun mu onu? Pardon, başka bir şey hesap ediyor. Sonra, annesi telefon ediyor. diyor ki, NASA'dan bu akşam, büyük bulgu olarak, büyük ödülün sahibi olarak, bu demin gösterdiğim o, adam var ya yamuk suratında, yani Allah rahatsız, adam, duydun mu diyor, NASA'dan diyor, evrenin oluşumu konusunda, böyle bir teori yayınlandı, ve ödül, yeni bir model çıktı. Kız da başka bir şey hesap ediyor. O demin gösterdiğim resmin içerisinde, başka bir şey var. Evrenin, her tarafı, balon gibi genişlemiyor. her tarafta genişlemiyor. Evren, bütün bu yıldızlar, bizim gördüğümüz galaksiler, bir yöne doğru kayıyor. Bu da onu fark ediyor. Onun hesaplarını yapıyor. Niye bir yöne doğru kayıyor?
Bu yana, paspas niye kayıyor diye sormuyor ama, evrenden bahsediyorlar. Şu anda hesapladığı evren. O zaman başka bir şey çıkıyor karşısına. Bir de o resmin içerisinde, hafif gölgelik bir yer var. Oh, bir kara bölge var diyor. Demek ki bu kara bölgede başka bir evrenin komşuluğu var. Akışın o tarafa doğru olduğunu fark ediyor bu matematik hesaplarla. Attığı kağıtlara bakıyor, odanın bir tarafına doğru toplanmışlar. Eli böyle atıyor ya. Kağıt diyor, ben demek ki buraya bir kuvvet uyguluyorum. Bu kuvvet uygulayarak, böyle çok ileri düzey çalışanların, çok geri zekalı gibi analizleri vardır. Böyle önce insana, bu koskoca Nobel almış, bunun için mi almış dediğiniz çok olur.
Mesela bir tanesini söyleyeyim, yani gözümün önünde oldu. Adam kalktı. Şimdi deney yapıyoruz. Hakikaten ben de yapıyorum. Yurt dışında çalışıyorum bu sırada. Laboratuvarda deneyler yüzde kırk, yüzde altmış arası başarılı. Ne yapıyoruz? Bir gene alıyoruz diyelim insandan, bir de fareden veya mikroptan gene alıyoruz. Bu genleri, yani genetik bilgiyi, şifreyi, gen şifresini, hayat şifresini birbirine takıyoruz. Deneyi aynı yapıyorsun. Deneylerin yarısına yakını olmuyor, yarısına yakını oluyor. Abi çözemiyoruz bunu. Bizim laboratuvar çözemediği gibi, başkaları da çözmemiş. Diyoruz ki böyle oluyor bu deney. Adam bunun niye böyle olduğunu keşfetmiş. Salonda dört tane Nobel'le, kendisi de Nobel almış, Doktor Krik. Anlatıyor, niye böyle olmuyor diyor.
Ben size aslında bunu anlattım diyor şimdi diyor. Düşünün bakın, bir salon düşünün. Yani daha doğrusu, kırk beş, kırk sekiz kişiyiz filan. özel bir kurs. Dört tane Nobel almış adam var, genetikte muazzam adamlar bunlar. Bu adam da kalkıyor, uzun boyucu zaten böyle yapıyor. Ben size anlattım bunu zaten diyor filan. Arkadaşlar, elini gösteriyormuş o sırada. Salondan, sekiz, dokuz kişi sinirlendi. İngilizce böyle ağır kelime konuşarak terk etti. Bunlar hep büyük, yani deneyler de büyük. Adam bakın, sağ dönüşlü, sol dönüşlü. Sağ dönüşlüleri birbirine takarsanız takılır. Cıvata sıkıştırmadınız mı? Ya bunu düşünemiyor dünyada. İnsanlar, biz de deney yapıyoruz. Sonra, seçmeye başladık laboratuvarda, doğru mu söylüyor diye.
Hakikaten, sağ dönüşlü genler var, sol dönüşlü genler var. Sağ dönüşlüleri tüpet koyunca, bir anda deneyler yüzde doksan beşin üstünde doğru çıkmaya başladı. Gözümün önünden o görüntü gitmiyor. Yani diyorum, hepimiz geri zekalıyız. Şunu düşünemedik. Birisi de dedi ki bana, Amerikalı, o zaman dedi, doktor krik olurdun dedi. He dedim, ben doktor terzi olayım. Tamam, oldu, anlaşıldı. Aldım. Bu kadın da onu düşünüyor. O zaman arkadaşlar, evrenimiz, bir yere doğru çekiliyorsa, bir şey çekiyor. Orada bir kara bölge varsa, bir başka evren var. Bu paralel evrenler lafı, paralel lafı böyle çıkıyor. Çeşitli kullanılıyor tabii, paralel matematikte de var.
Bir evren daha var. Başka evrenler olması lazım. Bizim evrenimizin dışında, gördünüz mü Rabbil Alemin ne olmaya başladı şimdi? Fark ediyor musunuz ne oluyor? Bizim evrenimizin dışında, bu doğrulandı. Son beş yılın içi, başka evrenler var. Ve bu bizim evrenimizi kendine çekiyor. Biz de başka bir evreni çekiyoruz. Onun için, ne dünyadan, ne güneş sisteminden, ne saman yolundan, ne saman yolunun dahil olduğu galaksilerden, ne evrenden sınırlı değiliz.
Allah'ın isimlerini hatırlıyor musunuz? Hangi ismi buna uyuyor? Öncesi var mı? Sonrası var mı? Nihayeti var mı? Baki mi? Ama bunları çalışmadan, biz bu kelimeleri anlamıyoruz. Anladığımızı zannediyoruz. Allah rızası için, bu akşam da iki buçuk saat oturmuyorlar. Estağfurullah. Ben de sorabilirim değil mi? E o zaman kaldık arkadaşlar. Sahur yemeği vardır inşallah. Şunu bir dakika, bir dakika sürmeyecek, bir görüntüyle bitireyim. Ha gözlüğüm burada. Şunu, pardon, bunlar niye burada? Şunun için, bu makinelerden bir tanesinde kazanma şansı bir milyonda bir olsa bile, her iki saniyede, üç saniyede bir kazanabilirsiniz.
Para kazanabilirsiniz. Nasıl olur arkadaşlar? Sonunda bunu soracağım, böyle noktalayacağım diye, öbürünü anlatıyor, yani zaman kalırsa. Nasıl olabilir? Nasıl olabilir? Arkadaşlar, eğer oraya beş milyon insan koyarsanız, makinelerin başına, beş milyon makineye, milyonda bir ihtimalle olsa, her kol çekişte beş kişi para kazanır. Doğru mu? Doğru. İşte bu da bir çözüm. Bunu düşünen, bunu hesaplayan matematikçiler, bu işlerle uğraşıyorlar. Onun için bu küçük parçacıktan, şu kağıdın üzerinde, bizim evrenimizin dışında, başka evrenlerin olduğu, ve bunların birbirlerini çektiği, bugünkü en son evren algımız. Hakkınızı helal edin. Üstadım, buyurun. Cenab-ı Hak, hadisden, Adem'i, Adem'i de, kendi suretimde yaratın, diyor.
Hadisi kudsi. Alemi Adem'in suretinde, Adem'i de kendi suretimde yaratın, diyor. Bir bu hadisi kudsi, bunu normalde sufiler çok, kullanırlar, bu hadisi kudsi. Şöyle bir kendimce, bunu bir, felsefi olarak da bakabiliriz. bu yaşadığımız alem, Samanyol olarak, bir Adem suretinde, ama ve lakin, işte dünyada, bunu, böyle çok, açmak istemiyorum ama, konu doğulmasın diye, 7 milyon insan var, 7 milyon Samanyolu olabilir, işte, veyahut da, Adem sıfatında, Adem konumunda, hadisi şerifle sabit olan, 40 tane veli var, ama bu 40 tane, alem de olabilir.
Ama bu 40 tane alem olunca, alemleri bir sayıya bağlamak gibi geliyor. Ama, bu böyle, her insan üzerinden, bir Samanyolu, bir alem olabilir diye, kendimce düşünüyorum. Yani, bu devasa Samanyolu, kaç bin, milyon, ışık yılı ise, bunun bir Adem'e tekabül ettiği, ve her Samanyolu gibi, böyle milyonlarca insan adedince, Samanyolu'nun olabileceğini düşünüyorum. Katılır mısınız, katılmaz mısınız? 10 bin de daha katılırım. Eğer, biz, Adem'den, arkadaşı kastediyorsak, veya arkadaşı, veya kendimi, aynada gördüğümü, kendimi kastediyorsam, orada takılır kalırım. Ama eğer, ondan biz, hücreleri görebiliyorsam, hücrelerin içinde atomları görebiliyorsam, her bir atomun içinde, en az 30 çeşit parçacığı görebiliyorsam, yani ki, bugünkü verileri, bugünkü bilimi takip ediyorsam, o zaman galakside de, bunları görmeye başlarım.
Benim vücudumda, 12 trilyon, yani bizim galaksimizdeki, yıldız sayısından, daha fazla hücre, her bir hücrede, katrilyon atom, çalışıyor şu anda. Onun için, ölçü insan vücudu ise, aşağı doğru indiğinizde, rakamsal olarak, demin gösterdiğim rakamlardan, fazla kesirlere iniyoruz. Uzaya doğru çıktığımızda, aynı şekilde fazla rakama çıkıyoruz. Ama bunu nasıl yapabiliyoruz? Çalışıp, ortaya çıkardığımız zaman. Onun için, siz hep tekrarlıyorsunuz, geçen akşam da zaten öyle noktaladınız, ben görmemiştim başlangıçta sizi, matematik model olmadan, bu işlerin hiçbiri çözülmez. Bütün evrenin bir matematik modeli var. Matematik modeli, oturduğu an budur deniyor. Tamam.
Şimdi gelelim, ikinci yönüne. Mucizeler, yani ben kesinlikle katılıyorum, zaten öyle düşünüyordum, duyduğumda da çok sevindim. Mucizeler, mucize falan değil. O dönem için mucize. O şartlar için mucize. Dün akşam gelirken düşündüm, tamam, mescid-i haramdan, mescid-i aksa'ya, gitti geldi geceliğin yattığında. Arkadaşlar, havağını biraz yakın olsa, ben bu akşam İzmir'e gidip, bir bardak su içip, sahura gelebilir miyim, gelemez miyim? Ne İzmir'i? Ta Antalya'ya gider gelirim. Özel uçağım olsa bunu yaparım. Ne oldu? Mucize mi? Yok. Para, özel uçak, binden gidiyor. Ama orada, insan beyni, insan aklı, insan çalışması var. Jet motorları çıktığında, böyle İstanbul'a bakardım, çocuktum, jet nasıl geçiyor diye.
Allah, yani nasıl oluyor? Pervanesi yok. Hem de gidiyor. İlk gördüğümde şok olmuştum. Arkadaşlar, bunların hepsi bize bir ufuk. Görürsek, onun için de, Kur'an'da bunların hepsi yazılı. Bakın, düşünün. Herkesin anlaması için, kuru toprak örnek verilmiş. O bir kuru topraktı. Su indi, yeşerdi, nimet çıktı. Düşünmüyor musunuz? O gemi, yüzüyor. Nasıl yüzüyor? Düşünmüyor musunuz? Başka birisi düşünüyor. Bu hava, boşluk, burada insan uçar mı? Uçar diyor. Uçar. Kafasını, gözünü yarıyor ama uçmaya başlıyor. Sonra da biz de uçağa biniyoruz. Yüz lira, iki yüz lira verdiğimiz zaman, sanki biz de, kendimizi bir şey zannediyoruz.
Hayır. Para bitti, gidiş bitti. O yeni uçağı yapıyor. Bunu biz yapmaya başladığımız zaman, işte o zaman uçağa biniyoruz. Benim algım böyle. Kesinlikle katılıyorum düşüncenize. Hufkumuz ve bu söylenenleri bizim anlayabilmemiz için, onun için hep söylüyorum. Bu cümle, bilim olmasa, sadece bir sanal bir şey. Kabul etmek. Yani kabul, şey efendi söyledi, eyvallah. Yazılı, eyvallah. O tartışmayı hatırlıyorsunuz. Evet. Sormadan iman, sorgulamadan, siz de en sonunda demiştiniz, yani şeytan sizin sorulup da, cevaplamadığınız bir yerden girer işinize. Evet. Siz de gittiğinizde, arkadaşlar demişti ki, biz dinden çıktık mı? Uzayan bir akşam vardı.
Allah affetsin. Ama sorgulamamız lazım. Sorgulayıp bırakmamamız lazım. Dün akşam ben sordum. Ulu Cami'deki, bunları bilen var mı? Çıkmadı. Bugün, galiba saat ikiydi ben oradan ayrıldığımda, fotoğraf çekiyordum. Sonra kitabı buldum. Sonra bilmem neyi buldum. Ama çıktı yani. Geldim gösterdim. Tamam. Borcumu tamamladım. Allah'a şükür. Hocam şunu diyebilir miyiz? Felsefi olarak. Bunun bir şeyi yok. Matematiği bende yok. Felsefi olarak. Ben insanı kendi suretimde yarattım dediyse, ve alemde insanın suretinde yaratıldıysa, o zaman bir insan düşünelim. Az önce bir ne kadar, 14 milyar, Yıl. Yıl. 13.7 milyar yok. Yok.
İnsan... 12 trilyon. 12 trilyon. Bu yuvarlak rakam yani. Biraz fazla, biraz az. Evet. 12 trilyon insan hücresi var. Bu bütün insanlarda aynıdır herhalde. Yani çok az farklı aynı. Peki, normalde mesela biz her hücreye bir samanyolu koyabilir miyiz? Sanıyorum evet. Yani hayır şöyle, özür dilerim. Atom altı parçacıkları düşünürsek, samanyolundaki galaksit şeylerden, kitleleşmiş yapılardan daha fazla olur. O zaman atom altı parçacıkları da koymuş olsak, normalde bütün bu aleme, yani var olan, zaten şu anda özür dilerim, sözünüzü kestim. Şu anda çalışılan iş bu. Yani kader, benim anlayışım, kader anlayışım, bu çalışmaları okuduktan sonra şu, bunu biz çok önemli bir toplantıda, yani ileri düzey mühendislik ve biyoloji bilgileri olan atayist arkadaşlar da vardı.
Yani benim gibi olan, belki ben vardım ya. Malşu hayatına sen de ben kapandım. Kapansın, önemli değil. Artık sohbet başladı. Şimdi, şöyle düşünüyorum ben artık. Nasıl ki harflerle, Türkçe bir kitap yazacak olsam, harfleri bir araya getirmeyi biliyorsam, elimde de harfler varsa, bir matbaam var, 28 harfim var. Bana tarih kitabı da verseniz, coğrafyada verseniz, felsefe de verseniz, ne verirseniz verin. Bütün kitapları basarım. Sadece fark eden şey, harflerin yerini değiştiririm. Çeşidini değiştiririm. Ama 28 harf kalır. Şimdi, şu anda gelinen rakam, 32 ile 36 arası, atom altı parçacık var. İşte bazıları bunların, maddi olarak orada bulunuyor, bazıları çekimi sağlıyor.
Mesela, affedersiniz, basit bir soru. Yer çekimini gören var mı içinizde? Yer çekimi, çürçürdü diyoruz değil mi? Yalan söylüyorsun ya, dersem ne olacak? Ama ispatı da biliyorsun. Onun için illa gözümüz her şeyi görmüyor. Şimdi bakın, bu yer çekimi içinde parçacıklar var. Yani, o atomun, çekirdeğindeki o parçacıkları, bir araya getiren, kuvvet parçacıkları var. Bunlar madde değil. Kuvvet parçacık. Bir de, enerji ve hem enerji hem madde olan parçacıklar var. Filmin gerisinde onlar da vardı. Yani görecektiniz, hem enerji hem madde. Hatta aletle gözlediğiniz zaman farklı davranıyor, gözlemediğiniz zaman farklı davranıyor. Net ölçülüyor bu. Şimdi, bu parçacıklar, şu anda bildiğimiz her maddede bu var.
Dünyadan bahsediyorum yani, bildiğimiz her maddede. Bunların, hangi şekilde ve hangi çeşitte bir araya geldiğine bağlı olarak, işte bildiğimiz elementler oluşuyor. Bakır, demir, halay, çinko, işte altın, platin filan. Ha, ben şöyle düşünüyorum. Kader, bunlara yüklenmiş. Ne olacakları? Ne, yani, şunu biliyoruz. Bir A koyarsam, bir B koyarsam, bir L, bir de A, ablam beni anlı galiba, abla olur. Yani bunları koysam da abla olur, hayal etsem de abla olur. Kurgusu bu. O zaman diyorum ki, böyle düşünüyorum, yani, bunların üzerine, yaradırken, Allah, enerji seviyesindeyken daha, ne olacakları, ne özgürlükte, ne gidişte, ne hedefte, ne zamanda, olacaklarını koymuş.
Koymuş. Kudret orada. Kudretten bahsediyorsak şimdi, halik olmaktan bahsediyorsak. Ondan sonra, bunlar böyle oluyor zaten. insana da demiş ki, gerçek, hikmet sahibi ve ilim sahibi Allah'tır. Elhamdülillah. Ben buna inanıyorum. Demek ki ama, biz çalışmalıyız ki, şu yanlış, bu terazi, bu sikleti çekmez, Ziya Paşa'nın. Sen taktın mı ki, çekmediğini görüyorsun? İnsana düşen, sonuna kadar, gitmek. Bugün son, şurasıysa, yarın gittiğiniz yer son olur. Öbürsün gün gittiğiniz yer. O zaman demek ki, bize düşen çalışmak, bize düşen gayret, bize düşen düşünmek, bize düşen yapmak. Sonrasına da, Elhamdülillahirrabbilalemin demek. Ama bunları yapmadan değil.
Onun için, kaderi böyle düşünüyorum. Madde için, kaderi böyle düşünüyorum. Orada bir kayıt daha var. Ben, bu maddesel kurguyu, insan olarak yaratırken, ruhumdan üfledim. Bilimin konusu değil. Şu anda bilimin konusu değil. Saçmalayan bir sürü adamın konusu. Var. Gidelim çarşıya, yüzlerce kitap var. Bugün gittim çarşıya. Ha böyle bir şey olamaz yani. O Ulu Camii'nin orada satılan, kitapları açıp bakıyorum. İşte, Faanca Allah'ın ismi, Ebced alfabesiyle, Allah Ebced alfabesiyle göndermiş ismini yani. Allah affetsin. Beş bin sekiz yüz yetmiş altı. Yetmişe de değil hocam. Yetmiş dört de değil. Çarpı yirmi dört saat, yetmiş sekiz bin bilmem kaç bin defa, bir günde onu söylersen, baş ağrıların geçer.
Aynen yazılı. Karanfil yetiyorum ben. Ne efendim? Baş ağrım için karanfil çiğniyorum diyor. Valla efendim siz, yani, Allah affetsin sizi. Orada yazılı, alim yazmış. Yani bilemeyeceğim, aklıma gelmediniz değil. İçimden geçti. Yüzünüze, dedim Mustafa ya, akşam gelirse söyleyeceğim bunları. Yani, bir gülelim. Ya nasıl bir rakam? Hocam, benim bu rakamlar var ya, şu kadının yaptığı hesaplar, o NASA'nın, o binlerce insanın yaptığı hesaplar, hiç. Mesela bir tanesinde var, yüz, yüz otuz altı bin, dört yüz yetmiş altı. Defterim de yazılı, yanımda. Yüz otuz altı bin, dört yüz yetmiş altı kere, söylersek, inme, geçiyor. O zaman tersini düşünelim. Demek ki bu adam bu kadar söylememiş.
Vay hain, dinsiz. Bütün ilme geçirenleri sildik. Ya hocam, inanın, o kadar çok ki, ha böyle bir şey olamaz ya. Bütün o duvar, sonunda, kitap arıyor, kitapçı bana bir tanesi dedi ki, sen dedi, anladım ben seni dedi. Sen dedi, şu kitapçıya git. Senin gibi insanlar için kitap satıyor dedi. Adama da gittim, söyledim, bana böyle dedi sizin için dedim. Ne arıyorsunuz dedi, böyle böyle. Evet dedi, bir tane var dedi, buyurun dedi. Açtım, ha tamam aradım bu. Şey, Ulu Cami'deki yazılı, belediye yapmış, koskoca kitap, Fevkaray'da yazılmış, çok güzel basılmış. Ben de müsaade aldım, resimlerini çektim, Cafer'e telefon ettim işte, bulabilir misin diye. Sonra da içime silmedi.
Gösterebilmek için dedim, izin alayım. Kent Müslesi Ahmet Bey'e gittim, hocam gösterin dedi. Aynı zamanda ne, bir öneriniz var mı? Dedim, Ulu Cami'nin girişine, bunun saniyetlerini koyun. Merak eden en azından, merak eden okusun. Ha, burada bu yazıyor diye düşünsün. Arkadaş diyor ki, hatlatma olacağız. O ne olacak? Bir zarar olmaz yani. Bir sanat daha edinirsin. Okuyacağız hocam, okuyacağız. Okuyacağız. Benim nenem bu yazıyı okuyacak, ne olacak demiyordu bana. Mektubunu okutuyordu. Yok, okuyacağız. Efendim. Bir düşüncem daha var. Bugün belki de farklı gelebilir. Cenab-ı Hak ilk yarattığı şeye, kendi ruhumdan ve nurumdan üfledim diyor. Evet. Öyle, aminna.
Bu tabi hadisi kutsi yine. Bu böyle bir felsefi olarak, inanış olarak biz Müslümanlar, Cenab-ı Hak'ın alem hiçbir şey yok iken, o var idi. Ve ilk bir şey yaratırken, İmam-ı Azam Hazretleri, buna bir şey der. Yani felsefi olarak bir şey lafzını koyan da, İmam-ı Azam Hazretleri'dir. O güne kadar, kimisi cevher demiş, kimisi bir şeyler söylemiş. O Platon'dan gelen, cevher tabiri Platon'dan. Evet, Platon'dan gelen, öyle bir cevher tabiri var. Sokrat da buna tabi olmuş filan. Yani Yunan eski Helenistik gazetesi, cevher derken, ama İmam-ı Azam Hazretleri, enteresan bir, işte bence de bu, medeniyet dedikleri şey, bununla alakalı bir şeyin üzerinde bir terim üretmek.
Bir şey terimini üretmiş. Sonradan İmam-ı Aturid, İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam-ı Eşari, bu bir şeyin üzerine kurgulamışlar. Varlıkla alakalı meseleleri açıklarlarken, bu bir şey, Allah'ın ruhundan ve nurundan üflediği bir şey. Allah'ın ruhunun ve nurunun ne olduğunu bilmiyoruz. Ama burada bir, hani Cenab-ı Hak bir erkekle bir dişiden bir çocuk yaratır ya, bir erkek bir dişi vardır. Adem'i yarattığında, Adem dişiliği de üzerine taşır. Ve Adem'den dişiyi yaratır. O yüzden Cenab-ı Hak hep zıttıklarla birbirinden bir şey yaratır. Veya zıttıklar hakim olur. Cenab-ı Hak ruhundan ve nurundan dediğinde, biz onun ruhunu ve nurunu neye tekabül ettiğini tam olarak bilmiyoruz. Ama varlığı biz, varlık olarak, biz varlığın en başlangıç noktasına gittiğimizde, benim bu felsefi olarak kendimce inandığım bir şey, biz sonuçta insanın varoluşuyla alakalı, hani iki sipermle yumurta birleşti, tek bir yumurta haline geldi,
sonra ikiye ayrıldı, sonra dörde ayrıldı, sonra sekiz oldu, on altı oldu, otuz iki oldu. İnsanın ana rahminde, bilebildiğim kadarıyla, yaratılış sistemi değil bu. Aynen öyle. O zaman, Cenab-ı Hak alemi, Adem'in suretinde yarattıysa, Cenab-ı Hak ve ilk yarattığını, hiçbir şey yok iken, ruhundan ve nurundan, iki şeyden yarattıysa, ve ondan bir meydana geldiyse, o birden ikiye, ikiden dörde, dörtten sekize, sekizden on altıya, o yaratılmış olan şey, hızla, bunun ben matematiğini bilmiyorum, büyüyerekten, böyle giderse,
bilim, bu hadisi kutsinin ışığında, biz bunu analiz edecek olsak, bilimle, bu hadisi kutsinin, bu felsefik duruşu, çatışır mı, yoksa bilimin bu noktadaki, bugünkü gelen bilimin, bu noktadaki, düşüncesi ne, yani, varlığın ilk başlangıcı, birden iki, ikiden dört, dörtten sekiz, sekizden on altı, on altıdan otuz ikiye mi çıktı, insan yaratılışı gibi, ana rahminde, yoksa, bilimin buna bakış açısı, ilk yaratılışla alakalı, baktığı veya geldiği nokta ne?
Bakın, şimdi düşünüyorum yani, sorunuzu dinlerken düşünüyorum, bütün evrende, ister insana ölçek alalım, ister hücreye ölçek alalım, ister atomu ölçek alalım, ister galaksiyi ölçek alalım, şu anda çalışılan şey, hedef konulan şey, özellikle Hawking's'in ortaya attığı şey, her şeyin teorisi olan teori, yani, öyle bir matematiksel model geliştirmeliyiz ki, veya geliştirebiliriz ki, bu hedef, sizin sorduğunuz sorular, artı astronominin sorduğu sorular, fiziğin kimyanın sorduğu soruların, matematiksel modeli, tek ve nete indirgenebilir,
bunlardan, en önemlilerinden bir tanesi, Einstein'ın yazdığı model, E, eşittir, M, C kare, halen geçerli, yani, maddeyi enerji, enerjiyi madde olarak biliyoruz, iki, bütün hızlandırıcılarda, yapılan çalışmalarda, bir, alt parçacık bulunduğunda, onun antisi olduğu düşünülerek, yeni deney yapılıyor, yani, çift olarak düşünülüyor, zıttı olarak, bu, halen geçerlik, yürüyen bir model, şunu bilmiyoruz, daha doğrusu, bilimin şu anda ulaştığı yer, bu 13.7 milyar, şu kozmik radyasyon fotoğrafının, arkasında ne var, onu bilmiyoruz,
hani, ayette net yazıyor ya, ol, emri, ol emrinin, maddesel karşılığını şu anda bilmiyoruz, olanı biliyoruz, yani, olanın olmasını emretti, eyvallah, orada bir problem yok, ama, ol neydi, ol'un kendisi neydi, biz tabi, iki, harfle onu ifade ediyoruz, Türkçe'de, mesela, Hinduizm'de, om, diye bir mantı, hatırlıyorsunuz, Ali Bey, eza etmişti, şimdi bakın, yani, biz bunu, ancak iletişim için, biz kelimeleri, bildiğimiz bir şeyler için, kullanıyoruz, bilmediğimiz şeyler için, hayal diyoruz, hayal ötesi diyoruz, düşün, işte,
canlandır kafanda diyoruz, bilim bununla uğraşıyor, yani, adam hayal ediyor, bu toplar niye böyle toplandı, şimdi, bunu normal birisine söylese, yani, koskoca, NASA'nın başkanısının, araştırmanın, toplar niye toplandı, eğriydi, öyle gidiyordu, der geçer, ama oradan model çıktı, şimdi, orayı bilmiyoruz, ben şöyle düşünüyorum, yani, yine kişisel düşüncem bu, ama gördüğüm de o, 48 yıllık, bilim hayatımda gördüğüm de o, çözülmez dediğim, çok şey çözüldü, hayal etmekte zorluk çekilen, benim değil, yanımda çalıştığım, beraber çalıştığım,
laboratuvarlardaki insanların, hayal etmekten bile ürktüğü, şeyler, şu anda harcı adem, asistanların yaptığı, talebelerin öğrendiği, deneyler haline geldi, onun için, bilim, sürekli kendi ufkunu aşan bir yapıya sahip, kendini yalanlayan bir yapıya sahip, yani bugün, şunu yadırgamayın arkadaşlar, ya geçen seneye kadar, işte, tansiyon için bu ilaç kullanılıyordu, artık kullanmıyoruz, ya ne saçma sapan bu doktorlar diye, siz yenisini kullanmak zorundasınız, onu da gene insanlar yaptı, anlatabildim mi, söyledim mi, ikinizde, 1950 model araba kullanan var mı, Suha'yı soruyorum yani, ilk çıkan, cep telefonunu hala kullanan var mı, siyah beyaz, tüplü televizyon var mı evinizde, 30 sene evvel, bulunduğu ev, nimetti, akşam insanlar, aa, komşuluklar geliştirirdi görmek için, doğru mu, şimdiki televizyon onu yalanladı, şu bilgisayarım, 3 sene evvelki bilgisayarı yalanladı, attırdı çöpe, kaldırdı, çünkü onunla film kurgulayamıyordum, onun için bilimin böyle bir özelliği var, onun için de Kur'an'da devamlı ders almıyor musunuz yazılıyor, Üstad'la biz onu birkaç kere konuştuk,
sonra bayağı irde deyince, düşünmek değil sadece, düşünmek, yapmak, düşüncenizi aşmak, tefekkür bu, düşüncemizi de aşmak, nasıl aşarız, yaptığımız zaman aslında düşündüğümüz, yapacağımız şey olmaz, yaptığımız şey olur artık, yaptığımız şeyin ötesine gitmek olur, anlatabildim mi söylediğimi, ben gözlük almadan net görebileceğimi bilmem, ama muayene olup, şu gözlüğü aldığımda, net gördüğümde, aa burada toz varmış derim, doğru mu, ama bulanık görüyorken, toz nereden göreceğim, göremem, bunun için, ben şöyle düşünüyorum,
bilimsel bulgularımız, özellikle bu son 100 yılda, bize, inancımızı, ters gösterecek bir şey elde etmiyor, insanoğlu düşünebilir, bu buna uymuyor, Allah'a gerek yok, mesela Hawking's son çalışmasında, bu söylediğim adam, kişi, 22-27 yaş arasında, genetik bir hastalığı var, kasları eriyor, 35-40 yaş civarından itibaren, göz kaslarıyla, kirpiklerin altı, ensede bir, iki kas galiba, onun dışı, hiçbir yerine hareket ettiremiyor, yani yutması mutması, birisinin dik tutması gerekiyor, çenesine, halen yaşıyor, 72-74 yaşında şimdi,
ve dünyanın zaman, ve uzay modeli hakkında, ileri sürülen modellerinin, en ilerisini süren, iki kişiden biri, sandalyede yaşıyor yani, kalkması yemesi, hepsi yardımla, araştırmalarını nasıl yapıyor, göz hareketiyle, nasıl yapılır, bilgisayar programı var, göz hareketiyle kitap yazıyor, eskiden fişlerle, 8-9 kişi, yazı gösteriyordu kendisine, sabit baktığı zaman, ha bunu demek istiyor diye yazıyorlar, sesmez çıktığı yok, ama şu anda, gözle yaptığı hareketle, yazılan yazıyı, seslendiren program olduğu için, bilgisayarı koyuyor karşısına,
ekrandan şey veriyor, sesli konferans veriyor, son yaptığı konferanslardan birinde, şunu diyor, biz, evrenin, galaksinin, matematiksel modelini, düşünebildiğimize göre, aklımızda bunu, anlayabildiğimize göre, üstün bir akla gerek yoktur, bunu dinleyebilirsiniz, var belgeseli, şimdi bu, göstereyim size, ben de şöyle düşündüm, tamam, bunu düşünebilecek, aklı sana veren, benim Allah'ım dedim, kapattım o akşam televizyonu, herkese sabahı açtım, yine dinledim, bu sefer de oturdum, yazdım, belgesinin içine yazmadım, sonrasına, yarabbim şükür, Hawking's'e de bu aklı vermişsin diye, arkadaşım biri, gösterirken, ben orayı kapatmadım, açıktı, toplantıda, bu ne olan belediler, ne olacak dedim, şimdi Karadenizli'de, geri laf almayız, yazdık ağzı oraya, dedim, bu inanışım, öbürü de, kurgu, yani, doküman bu, bu da benim inanışım, katılmayabilirsiniz, hiç kimsenin boğazını sıkan yok, hüküm, din hüküm, veliyedin, ama, o insanın zaman konusunda, atom konusunda, evren konusundaki, bilgilerini reddedemezsiniz, reddediyorsam, üniversiteden istifa edeceğim bir kere,
aldığım maaşların hepsini de geri vereceğim, evet, çünkü ben bilimden para kazandım, yarın sabahleyin, İzmir'e gitmeyi, öğleden sonra, bir arkadaşla buluşmayı ve konuşmayı, seramik yapacağız da, kurs açıyorlar, onu kurguluyoruz, inşallah diyorum sonunda, ne demek inşallah, sorunuzun içeriğinde var bu, inşallah ne demek, araba olmazsa inşallahla gidemem, kamyonun biri bana çarparsa inşallahla gidemem, ya ben yüzlerce şey sarabilirim, ama ben inşallah inanıyorum, o beni rahat ettiriyor, o kimseyi ilgilendirmez, ama arabamı muayeneye götürüyorum,
arabamı servise götürüyorum, çıkarken, neyse reklam yapmayayım, devamlı kullandığım yerden alacağım, bunları yapacağım, camı sileceğim, akşam uyumaya çalışacağım, yorgunsam kenara çekeceğim, olmadı Cafer'i çağıracağım, ben İzmir'e gidemiyorum, gelip arkadaşlık eder misin diyeceğim, demem, size söz veriyorum, virüsünü görevlendirirsiniz, yani, bakın, şu, arkadaşlar, dün akşam bir arkadaşa söyledim, bütün bu kesinliklerin ve bilgilerin yanında, çok net bir rakam söyleyeyim, bir, bir, duydunuz mu, bir, bir, duydunuz mu,
saniye, bunun, yüzde on beşini alın, on beş milisaniye, kalbiniz sıkıştı, gevşedi, sıkışacak, elektrik toplaması lazım, on beş milisaniye, toplamadı, gevşedi kaldı, Allah rahmet eylesin, aynen böyle, hani böyle, o yüz, bu yüz, anlatıyoruz, ediyoruz, işte şu, on, on beş milisaniye, ikinci kere çarptı, kasıldı, kan dolaşıma çıktı, gevşedi, kasılacağını, hiçbir tıp fakültesinin, hiçbir alim-ül uleması, garanti edemez, ama, ihtimalini söyleyebilir, bana kaza ihtimalini söyleyebilirler, arkadaşlar, bakın, ciddi bir rakam var,
karayolunda kaza ihtimali, on binde bir, on binde on iki, evet, doğru, uçakla kaza ihtimali, yüz binde bir, şuradan, Ayvala, Yalova'ya gidip, Feribot'a gidip, Yeşilgöy'den de uçağa binsem, İzmir'e gitme, ve kaza geçirmeme ihtimalim daha yüksek, geri zekalıydım ama, araba kullanıyordum, çünkü zaman kavramım var ortada, ancak, o ihtimali, on defa daha düşük olan uçak düşerse, ben İzmir'e kaza yapmadan gidersem, benim, sağlam gitme ihtimalim, benim için daha yüksek olur, onun için, şunu asla gözden kaçırma, ya milyonda bir ihtimal kardeşim,
sana rastladı mı, yüzde yüz, böyle bir matematik var dünyada, bilim de böyle, yararlanırsanız, yüzde yüz bilgi sahibi olursunuz, bu demek değildir ki, her şeyi öğrendiniz, bitti, yok, hayır, devam, onun için, hadis ve Kur'an'da geçen şeyleri, iyi anlayabilmemiz için, ha bak ya, diyebilmemiz için, bunları bilmemiz gerekiyor, bunları bilmeden, ezber ediyoruz, alem, alem hakkında, hiçbir bilgimiz yok, alemlerin Rabbi, iyi, bizim evin sahibi, tamam, güzel oldu, anlatabiliyor muyum söylediğimi, bizi uyuttular bugüne kadar,
hayır, mazeret değil, uyuma, şu anda seni uyutuyorlar mı, ninni mi söylüyorlar, üstad, profesör gelecek, anlatacak dedi, geldiniz, tek başıma gelseydim, zor bu kadar adam bulurdum, evet doğru, isterseniz deneyelim, kalayım yarın akşamleyin, Ulu Camii'nin, şeyinde, müedanında, slide perdesini kuralım bakalım, profesör Örhan Terzoğlu, üç saniyede bir geçsin, konferans verecek, yirmi kişi ya gelir ya gelmez zaten, bu bir ortam, bu aşamaya gelince, bu aşamadan, daha ileri gitmek lazım, onun için ben herkese, çok teşekkür ederim,
başta Mustafa'ya teşekkür ederim, sağ olun, nasip oldu, geldik, anlattık, hakkınızı helal edin, Allah razı olsun, soru faslı yok, yok tamam, selamun aleyküm,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi