Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 10 Nisan 2022 · 1:17:24
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlevennehû, Lâ ilâh, ilâh, ilâh, … Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiyâyi ve mürselin, ve elhamdülillâhi rabbil âlemin.
Selâmünaleyküm. Geceniz hayır olsun inşallah, gündüzünüz hayırlı olsun, Allah oruçlarınızı makbul eylesin, dualarınızı, ibadetlerinizi kabul eylesin, Rabbim cümlemizi ve ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, cehd eden, gayret eden, cihad eden kullarından eylesin, batılı batıl bilip, batıla karşı mücadele eden, cihad eden, cehd eden kullarından eylesin, Rabbim cümlemizi aff-i mağfiret eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seni sımsık yapışmayı nasip eylesin.
Ey cümleyin. Arkadaşlar su dağıtmaya devam etsinler. Herkes oruç tuttu çünkü. Su ihtiyacını bu noktada eksiksiz, noksansız görülsün. İnşallah. Maturide'den bir ilave var mı Hakan kardeş? Kaldığımız yerden devam edeceğiz değil mi? İnşallah. Selamun aleyküm. Üç çocuk annesiyim. Eşim TikTok'ta kadın ve erkeklerle muhabbet edip para gönderiyor.
Dışarıda da kahvede zaman geçiriyor. Ailemi seviyorum dese de çok kırıcı, itici sözler söylüyor. Benimle ve çocuklarla hiç ilgilenmiyor. Dinen haklarım neler? Bir yıldır mücadele ediyorum. Sizden de dua istiyorum. Bu deccalist sistemin en büyük handikaplarından birisi de bu. Aile olgusunu, aile dairesini perperişan ediyor. Ama bu böyle olurken ümmet-i Muhammed'in bilgisizliğinden kaynaklanıyor. Ümmet-i Muhammed ne yazık ki bilgisiz, bilgisiz kalması için de mücadele ediliyor. Yani genel olarak bu bilgisizliği yok etmeye çalışırlar ama ümmet-i Muhammed daha da bilgisiz kalsın, daha da cahil kalsın diye bu devam ediyor. Bu böyle kocaman bir operasyonel bir şey.
Yani siz üniversite okuyarak bilgisizliğinizi yendiğinizi zannediyorsunuz. Bu bir zan değil. Normalde onların hepsi de ümmet-i Muhammed'in bilgisiz kalması için hazırlanmış tuzaklar. Olayı analiz edemiyorsa bir birey, neyin nereden kaynaklanılığını analiz edemiyorsa cahildir. Kur'an'ı okudu, okudu kaldı. Kur'an'ı anlamadıysa cahildir. O bilgisizdir o. Normalde kendince dini hep derim ya, namaz, abdest, oruç denkleminde bıraktı. Bilgisiz, cahildir o. Bilgili insan şu demektir. Kur'an'ın kendisine ne anlattığını, ne söylediğini anlar. Bilgi olunca o kimse neyin nereden kaynaklandığını bilir. Cehalet nereden kaynaklandı?
Evet, şeytani bir durum. Ama ümmet-i Muhammed'in üzerindeki cehalet nereden kaynaklandı? Bunun kökenine inmesi gerekir. Kimler ümmet-i Muhammed'i cehalet denizinde boğuyor? Şimdi baktığımızda biz aileler perişan, çocuklar perişan, bakın çocuklar perişan, bugün yeni nesil 10'la 30 yaş grubunun içerisinde, bakın 10'la 30 yaş grubunun içerisinde kızı erkeği sorumluluk almak istemiyor, çalışmak istemiyor, bir zorluk görmek istemiyor.
Sabahtan akşama kadar yatıracaksın, örtacaksın, uyusun, vereceksin, yesin, ver eline bir tane cep telefonu, oynasın sabahtan akşama kadar. Kadınlar öyle, erkekler öyle, hangi bliz nerede ne kadar ona bakıyor herkes. Sonra bakıyorlar maaşlar ne kadar, biraz böyle şikayet etsinler, dolar şu kadar oldu, altın bu kadar oldu, yok faiz bu kadar oldu. İşte faiz neden inmiyor, faiz neden çıkıyor ama faizin temelini kimse soruşturmaz. Bakın faizin temelini kimse soruşturmaz, fuhşun temelini kimse soruşturmaz. Adaletsizliğin temeli nereden geliyor kimse soruşturmaz. Haksızlığın temeli nereden geliyor kimse soruşturmaz. Böyle olunca bunlar daha iyi günlerimiz bizim.
Bakın tekrar söylüyorum, bunlar bizim iyi günlerimiz. İslam dünyası 300 yıldan beri adım, adım, adım, adım batıyor. Adım, adım batıyor. Böyle hızla batsa zaten uyanacağız böyle bir tarafımızdan, adım adım batıyor. Öyle olunca şimdi sıra ailenin batması bitti, şimdi sıra bireylerin batmasına geldi. Bir müddet sonra bireyler bir ailenin içinde, bir evin içerisinde, anne bir yerde, baba bir yerde, çocuklar bir yerde o hale geleceğiz.
Biz o hale getirileceğiz, hiç kimse hiç kimsenin derdini dahi dinlemek istemeyecek. Orada babası hastaymış, böyle yapacak, bay bay baba, annesi hastaymış, böyle yapacak, bay bay anne. Eşi hastaymış, eşine bay bay gidiyor, sıkıntı yok. Bunlar iyi günlerimiz. Size iyi şeyler söyleyemiyorum ben yıllardan beri. Çünkü baktıkça, okudukça, izledikçe içim yanıyor benim. Bunu zaman zaman söylüyorum ya, benim siyasetle tanışmam 15 yaşındaydı. 15 yaşında ülkücülükle başladık biz, yola çıktık. Yaş oldu 61. Bu üzücü, ülkemde değişen bir şey yok, hala daha zora doğru koşuyor. Zora doğru koşuyor.
Allah bizi affetsin. Bugün bir ilahiyat mezunu, imam hatip öğretmeni bir kardeşimiz var. Mezheplerle alakalı bayanlara sohbet ediyor bu konuda. İşte şeyiydi, şeyinin kollarıydı. Oradan bir mevzu olunca, hani biz sünniyiz dedi. Dedim, neremiz sünni? Bizim neremiz sünni? Dedim, durdu. Biz ne? Sünniyiz değil mi? Öyle öğreniyoruz. Öyle değil mi? Evet. Kendimizce mezhep olarak Hanefiyiz. Şafi'imiz varsa vardır içimizde değil mi? Maturidi, Akait İmamız. Böyle öğrendik değil mi? Evet. Dedim, sünniyiz biz. Faizin dik alası var bizde. Sünniyiz, huşun dik alası var bizde.
Sünniyiz, uyuşturucu serbest gibi. Sünniyiz, adaletin ağasının noktasını göremezsin. Neremiz sünni bizim? Kandırmışlar. Bir insan merhametli olunca, selamünaleyküm. Bir insan merhametli olunca neden dışlanır? Merhametli olan dışlanmaz. Böyle dersek eğer kimse merhamet etmek istemez. Doğru değil. Merhameti anlamayan, kalbi katılaşmış, kalbi kararmış bir kimse, iyiyi, doğruyu, güzeli tanımadığından dolayı, bilmediğinden dolayı ondan uzaklaşır. Ama öyle merhametli olan bir kimse uzaklaştırılır diye bir kaide yok.
Bakın, bu ibarelerden kurtulalım. Doğru söylenir, dokuz köyden kovmuşlar. Doğru söyleyelim ya, dokuz köyden değil, yüz on dokuz köyden kovulalım. Önemli değil. Yap iyilik, kötülük bul. Ne alakası var? İyilikler Rabbinizden. Kim iyilik yaparsa, iyilik ekerse iyilik biçer. Kötülük eken de kötülük biçer. Bunlar doğru sözler değil aramızda. Mürşid-i Kamil'in gülen yüzüne güzel sözlerine aldanma. Manada aslında o an celal olabilir. Senin için sözü ne demektir? Bir anlamı var mıdır? Bütün herkesin hem cemal sıfatının tecelli, herkeste vardır bu. Bu bütün insan, Cenab-ı Hak Adem'i yaratmış, Adem'in üzerine bütün sıfatlarını tecelli ettirmiş. Kimisinde bir sıfat daha fazla çalışır, kimisinde bir sıfat daha az çalışır.
Kimisinde bazı sıfatlar daha belirgindir, kimisinde bazı sıfatlar fazla belirgin değildir. Veyahut da gören, onu dışarıdan analiz eden bazı sıfatların da onun üzerinde daha fazla tecelli ettiğini, daha etkin olduğunu görebilir. Ama bütün sıfatlar Adem'in üzerinde mevcuttur. Cenab-ı Hak Adem'i yarattı, Adem'i yarattıktan sonra ona kendince, kendinden ne olduğunu bilemeyiz. Kendinden ruh üfledi ona ve ona bütün sıfatları onun üzerinde cem etti, öğretti, ona verdi. Ve Adem'in üzerinde bütün sıfatlar var. O yüzden ya bunda sadece celal sıfatı var, cemal yok dediğimizde olmadı. Cenab-ı Hak yaratmada bu manada adildir. Sıfatlarını saçtı herkesin üzerine. O yüzden celal de vardır bir kimsede, cemal de vardır.
Hiç kimsenin ne cemaline ne celaline aldanma sen. Sen aldanma. Bu celaliyeti denk geldi şu anında, hep celalli deme. Onun cemaliyeti de vardır. Meydana çıkarmak lazım. Mürşid-i Kamil'in verdiği dersi ilk çekmeye başlayan yolun başındaki dervişler aslında mürşidin enerjisi altına mı girmektedirler? Biz böyle bu yeni tip sözlerden çok bilmeyiz. Onun enerjisinin altına mı girdi, yok onun enerjisinin dışına mı çıktı, yok. Bir kimse gönül bağı kurar. Gönül bağı kurduğu kimse eğer bir üstad ise, bir veli ise, bir mürşid-i Kamil ise, onun gönül bağı, o üstadın üzerinden Hazreti Peygamber ve Cenab-ı Hakk'a'dır. Asıl bağlılık Allah'adır. Bağlılık Allah'adır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Allah'a giden bir, Allah'a gidilecek yoldur.
O yolun içerisinde mürşid-i Kamil o yolu size öğretir. Mürşid-i Kamil'in kendine göre bir yolu yoktur. Kendine göre bir yolun var diyorsa o, Allah muhafaza eylesin. Sıkıntıdadır. O yüzden gerçek bir mürşid-i Kamil, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yolunu tarif eder size. Başka bir şey değil. Tarif ettiği onun yoludur. Ama bunu bazı tarikatlar, bazı yerler, bunlara farklı anlamlar yükleyebilirler. Bu doğru bir anlam değildir. Sebep, o kimse kendinde varlık görüyor. Sen din sahibi misin kardeşim? Senin yolun olsun. Sen bir peygamber misin? Senin yolun olsun. Sen ancak bir peygamberin hizmetçisi olursun. Onun yolunu anlatırsın.
Koca Hazreti bir Mevlana Ceredi Ruma Hazretleri, ben Kur'an ve sünnetin kölesiyim. O yolunun tozuyum. Bunun dışında bana bir şey söylerlerse, ben o sözden de ondan da beriyim, uzağım demiş. Bu böyle halkın içerisine çıkıp, insanların içerisine çıkıp, kendisini şeyh ilan edip, veli ilan edip, mürşid ilan edip, kendisinin özel bir yolu varmış gibi böyle kendisini gösterip, milleti kandıran, aldatan, yalancı bunlar. Ümmetin parasını iç eden insanlar, ümmetin yolunu kesen insanlar bunlar, kendilerince kendilerine bir yol at etmişler. Ondan sonra kaldırıyorlar telefonu, filanca bana üç bin lira gönder, kaldırıyor telefonu, filanca bana beş bin lira gönder, kaldırıyor telefonu, sen arabayı gönder, filanca yere gideceğiz, siz yatacak yeri düzenleyin.
Dilenci, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ayet-i kerime. Birisi sizden din için, din yolunda para istiyorsa gitmeyin peşinden. Bitti. Bu kadar. Ölçü meydanda. Bu kim olursa olsun. Bu kim olursa olsun. Hangi cemaat, hangi tarikat, hangi topluluk, hangi parti, parti, ne varsa hepsi için geçerli. Hepsi için geçerli. Bir kimse sizden din adına para istiyorsa gitmeyin kardeşim. Gitme. Ama bunu alıştırdılar ümmeti Muhammed'e. Bir tane ilahiyatçı, bir tane diyanetçi çıksın desin ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem her cuma hutbesinde aslaptan para dilenirdi.
Bırakacağım ya, tası tarağı bırakacağım, çekileceğim kenara. Diyeceğim ki, bilmiyormuşum hiçbir şey. Bir kişi desin ya, bir kişi desin ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cuma hutbesine çıkar, sahabeden para isterdi desin. Bunun kapısını bunlar açıyor, sonra arkasından herkes gidiyor. Adam şeyhmiş, para istiyor dervişlerden.
Ders kağıdını parayla satanı mı bakarsın? Dervişlerden para isteyene mi bakarsın? Dervişlerin parasıyla dergah yaptıranı mı ararsın? Dervişlerin parasıyla araba alanı mı bakarsın? Neymiş de? Araba lazımmış da, oraya buraya gitmek için araba da lazımmış. Dilenci, yayan git. Yunus'tan daha mı kıymetlisin? Git yayan, araban yoksa. Paran yoksa gitme ya. Herkes gücünün yettiğinden sorunlu. Gücünün yettiğinden sorunlu. Cebinde paran varsa derse gelirsin. Cebinde paran yoksa derse gelmezsin. Dilenmek yok. Şeyh olduysan şeyh oldun. Allah mübarek etsin. Cebinde para varsa istediğin yere git sohbet et. Zikullah yaptır, ne yapıyorsan yap.
Hizmet ediyorsan et. Cepte para yok veya var yok bilmiyoruz. Eee sevgili arkadaşlar ben Bursa'ya geleceğim. Ama benim iyi aşemi sağlayın. Allah yolunu açık etsin senin. Mendebur yobaz adam. Dilenci adam. Ne şeyhi. Ne şeyhi kardeşim. Ne hocası ya. Ne hocası ya. Din anlatmaktan para kazanılır mı? Dinden para kazanılır mı? Allah bizi affetsin. O yüzden onun enerjisinin altına girmekmiş. Yok onun çadırına girmekmiş. Yok böyle onun işte ne o şemşiresinin altına girmekmiş. Kardeşler din, Kur'an ve sünnet. Din, Kur'an ve sünnet.
Bir üstada bağlanırız. Yolda yürürken bize mihmandarlık eder. Yolda bize mihmandarlık eder. Yolda bizim delilimiz olur eski dilde. Bizim nerede ne yapacağımızı, o nerede tehlikeye gireceğimizi, o tehlikede nasıl çıkacağımızı söyler. Çünkü o tehlikeye düşmüştür. O virajı alamamıştır ya da zor almıştır. O virajı biliyordur o. Bu başka bir şey değil. Bakın bu başka bir şey değil. Lazım mı? Evet. Bu zamanda lazım mı? Hem de çok lazım. Ama sahihi lazım, gerçeği lazım. Sahihi, gerçeği lazım. Ne diyor Bediüzzaman hazretleri mektubat 29. mektup 8. kısım 9. telvi. 9. telvi değil mi hocam? Ne diyor orada?
Tasavvuf tarikat namlar altında öyle nurana öyle şirin bir yol vardır ki, denizler mürekkep olsa ormanlar kalem, oradan bir ne olan hakikati anlatmaya yetmez. Ben o yüzden, ben bunu okuduğumdan beri derim ki, her Risale okuyucusunun muhakkak bir mürşide ihtiyacı var. Bediüzzaman'ın emri. Der ki, sen alim bir zat olsan, eğer tarikattan hissen yok ise, kalbin de harekete geçmemişse, bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruman müşkülleşmiştir.
Ama adi, samimi bir ehl-i tarikat, silsiliye-i meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümidini kesmez, ümidini kesmezse de zındıkaya düşmez der. O zaman burada ne? Silsiliye-i meşahi, onun bir şeyhi olacak. Onun şeyhini, şeyhini, şeyhini, … sağlam bir silsili olacak. Oradan ümidini kesmez, ümidini kesmezse de zındıkaya, yani küfre düşmez. Bu başka bir şey değil. Ona yol öğretecek ona. Ona yol öğretecek. Ona balık tutmaya öğretecek. Ona balık tutmaya öğretecek. Mürşidin işi bu. Dervişin yanması ne demektir? Mananın açıldığı nasıl anlaşılır? Ah bir yanan derviş görsek, hemen gideceğiz ona mürid olacağız. Diyeceğiz ki yanmış bir kardeş.
Gerçekten. Diyeceğiz ki biz ona mürid olalım. Evet maturiden kaldığımız yerden devam ediyoruz. Maturiden soruları hazırlayan Hakan kardeş. Sonradan bir daha sohbeti dinliyor musun? Tamam. Biz yine tehlikeli mecralarda dolaşmaya devam ediyoruz.
Maturidi'ye konuşuyoruz. İmam Maturidi'nin iyiliği emretme ve kötülüklerden alıkoyma vazifesini Müslümanlardan sınırlı bir topluluğa havale etmesinden, bu topluluğun idari yönetime bağlı ayrı bir birim olduğu anlamına geldiği gibi sivil bir örgütlenme biçimi anlamına da gelir.
Tabi Ramazan Altıntaş'ın Maturide Din-Siyaset İlişkileri kitabından alıntı ama bu Ramazan Altıntaş'ın yorumu. Bunu böyle yorumlayacaklar, böyle yorumlamak zorundalar. Yani neden böyle yorumlamak zorundalar? Çünkü Müslümanlar batının deyimiyle başıboş bırakılacak insanlar değiller. Ve siz Müslümanları belirli bir dairenin içerisinde tutmakla mükellefsiniz.
Bu ne zamandan itibaren? Bu Emevilerden itibaren böyle. Bakın biz oturduğumuzda sünni kesim olarak nitelendirdiğimiz bu sünni kesim kendince Emevilere kızar. Ama Emevilerin dinin içerisinde koymuş oldukları, koymuş olduğu kuralları, kaideleri hiç değiştirmez. Çünkü sünni devlet biçimi, böyle adlandırayım ben, böyle adlandırmamı yani mazur göreyim aslında sünni değildir.
Ama devlet biçimi Emevilerden itibaren hiçbir zaman öze yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali Hasan radiyallahu anh hazretlerinin kurmuş olduğu sisteme dönülmemiştir hiç. Ve o Emevi sistemi dolaylı bir şekilde bugüne kadar gelmiştir, devam etmiştir. Ve hala da Emevi sistemi devam eder.
Ve bunu ne yazık ki din tarihçileri, ne bileyim din fıkıhçıları, hadisçiler, fıkıhçılar, kelamcılar, tefsirciler, siyasetçiler bunu bilirler. Ama hepsinin de işine gelir bu. Bakın bu hepsinin de işine gelir. Bana söyler misiniz Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin Şeyhülislam'ı kimdi? Şeyhülislam'ı.
Hz. Ömer efendimizin Şeyhülislam'ı kimdi? Hz. Ali'ydi. Aslında Şeyhülislam makamı değil. Böyle bir makam yok. Ondan görüş alıyorlar. Çünkü Hz. Peygamber ben ilmi şehriysem Ali de kapısıdır dedi. Ondan görüş alıyorlar, fetva alıyorlar. Ama Hz. Ali efendimiz Şeyhülislam makamında oturmuyor. Böyle bir makam yok. Danışman gibi. Böyle bir makam yok. Yani bir mevzu çıktığında Hz. Ebubekir efendimiz, Hz. Ömer, Osman çıkıyorlar ashabının önüne. Bu meseleyle alakalı peygamberden bir şey duyan var mı diyorlar. Duyanlar söylüyorlar. Sonradan Emeviler de din, bunun altını çizin. Bu benim analizim. Emevilerle beraber din, devletin elinin altına geçmiştir.
Hâlâ da devletin elinin altındadır din. Başınızdaki devlet ne kadar isterse o kadar inanır, ne kadar isterse o kadar yaşarsınız Emevilerden itibaren. Dünya üzerinde Müslümanlar nereye giderlerse gitsinler, devletin istediği kadar Müslüman, devletin istediği kadar İslam'ı yaşayandır.
Hangi ülkede yaşarsanız yaşayın. Şimdi, burada Ramazan Altıntaş'ta bizi aynı yere götürüyor bu analiziyle. Diyor ki, bu dini anlatan, iyiliği emreden, kötülükten nehyeden bir grup olacak, evet. Bu grup, bu grup bir devlet organı da olabilir, bu sivil bir organ da olabilir. Yani, bir kurum veya kuruluşa bağlı olacak bu.
Ben burada, Kur'an ve Sünnet tarihinde din anlatıyorsam, ben bir sivil kuruma veya devlet kurumuna bağlı kalmalıyım. Onu analiz ediyor. Yani, iyiliği emreden, kötülüğü nehyeden topluluk hür değil. Veyahut da, böyle bir topluluk oluşursa devlete bağlı olacak.
Veyahut, böyle bir topluluk sivil bir kuruma bağlı olacak. Ben, Ramazan Altıntaş'ın bu analizine katılmıyorum. Bir kimsenin inancı hür olmalı. Evet. Yanlıştır, yanlıştır. Yanlıştır. Biz gider ona dini nasihat ederiz, anlatırız, zorlayamayız ki. Yanlışsa yanlış. Ne yapacaksınız? Bir kimse diyor ki, ben böyle inanıyorum, böyle yapıyorum diyecek. O zaman o devletin organına ters düşerse biz onu red mi edeceğiz? İmam Maturi diye göre, bir kimse ben iman ettim derse iman etmiştir. Geri kalan her şeyi ben yapmıyorum der.
Birisi çıktı, namazını kılmıyorsa, oruç tutuyorsa dedi, namaz kılmayanın orucu da zekatı da boşanadır dedi. Yeni gündemde değil mi? Evet, ne yapacağız şimdi? İmam Maturi diye göre bir kimsenin böyle demesi mümkün değil. Nereye alacağız şimdi biz? Ben sadece oruç tutuyorum, namaz kılmıyorum. Sadece oruç tutuyorum. Namaz da kılmıyorum, oruç tutup zekat veriyorum. Ne oldu şimdi? Ben namaz kılmadım diye benim zekatım ve orucum kabul olmadı öyle mi? İyi. Hiç şunu Türkiye'nin gündeminde taşıyan var mı? Türkiye bu kadar faiz belasının altında inim inim inliyor.
Herkesin cebindeki parada faiz bulaşıklığı var. Herkesin cebindeki parada faiz bulaşıklığı var. Bizim ibadetlerimiz bu faiz bulaşıklığının içerisinde ne kadar kabul olunuyor diye bir tartışma var mı? Diyanetteki imamın maaşında fuhuş parası var. Faiz parası var. Polisinde fuhuş parası var. Faiz parası var. Bütün devlet dairelerinin, bütün memurlarının parasında fuhuş parası var. Faiz parası var. Esnafın cebinde fuhuş parası var. Faiz parası var. Hepimizin cebinde fuhuş ve faiz parası var. İftar ettik. Allah kabul etsin. Oruç tuttuk. Yediğimiz yemekte faiz var. Kimin kazancı olursa olsun.
İçinde faiz bulaşıklığı var. İçinde fuhuştan kazanılan para var. Kim sorguluyor Türkiye'de bunu? Evet. Hadis-i şerif ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, faizin girmediği kursa kalmayacak dağdaki çoban dahil. Ya Resulallah çobanın ne işi var? O da faizle iştikal edenin yemeğine yiyecek diyor. Onun davetine icabet edecek. Onun da diyor bu kursağına faiz girecek. Bunu neden tartışmıyoruz? Devlet eliyle kadınlarımız bilmem ne evlerinde satılıyor. Oradan vergi alınıyor. Bundan da maaşlar ödeniyor. Neden tartışmıyoruz bunu? Feminist kadınlar neden yürümüyorlar?
Kadınların etlerini satıyorsunuz devlet eliyle diye. Faizi düşündüm mü aklım gidiyor benim. Gidiyor benim bütün her şey gidiyor. Böyle kitleniyorum ben. Devletin ödediği faizleri böyle öğrendikçe aklım gidiyor benim bir tarafa. Evet ülkemiz işgal edilmiş vaziyette. Faizciler tarafından. Ülkemiz tekrar söylüyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti faizciler tarafından işgal edilmiş vaziyette. Ülke toprakları faizcilerin işgali altında.
Ülke toprakları faiz, uyuşturucu, fuhuş, adaletsizlik, haksızlık. Bunun altında inim inim inliyor. Herkes doları düşünüyor, ekmeği düşünüyor. Altında bunlar var. Bunu görmüyor insanlar. Bunu görmüyor. İşgal edilmiş vaziyetteyiz. İşgal edilmiş vaziyetteyiz. Evet. Ama adam gelse Türkiye'ye askeri olarak işgal etse ne yapacak? Burada buğday mı ekecek adam? Şeker pancarı mı ekecek? Geldi işgal etti.
Ne yapacak adam burada? Bir sürü asker ölecek. Bir sürü tankı tüfeğe gidecek. Perişan olacak burada. Batacak. Öyle yapacağını geri çekalım adam. Alıyor faiz sarmalına seni. Sen ha bire faiz ödüyorsun. Çalış, çalış, çalış, çalış, faiz öde. Çalış, çalış, çalış, faiz öde. Türkiye'de yirmi beş bin, yirmi beş milyon aile var. Pardon, yirmi üç milyon aile var. Yirmi beş milyon icra dosyası var. Bu yeter bize. İmam Maturidi'ye göre Müslüman toplumun ifade özgürlüğü en az yargının bağımsızlığı kadar önemlidir. Normalde ifade özgürlüğünü bir üst paragrafta bir kuruma verdi. İyiliği emretme, kötülükten nehyetmeyi bir kuruma verdi Ramazan Altıntaş.
Aşağıdaki diyor, aşağıdaki paragraf diyor ki, Müslüman toplumun ifade özgürlüğü. Müslüman toplumun ifade özgürlüğü Emevi'den beri yoktur. Bugün dahil buna. Müslüman toplumun ifade özgürlüğü Emevi'den beri yoktur. Zaman zaman zaman zaman olduğu zamanlar olmuştur. Olduğu zamanlar ve olduğu bölgelerde zaten devasa insanlar çıkmıştır. İmam Maturidi gibi. İbni Hazm gibi. Kevseri gibi. Son dönem. Ama yoktur. Hele şimdi hiç yok. Hukuk yani hukukun yargının bağımsızlığı zaten düşünülemez. Bunlar ibare olarak çok güzel ibarelerdir.
Yargının bağımsızlığı. Herkes yargıyı bağımsız ister. Değildir canım kardeşlerim. Aldatılırsınız. Aldatılırsınız. Hiçbir zaman yargı bağımsız olmamıştır. Ben 61 yaşındayım. Ben aklım erdiğinden beri benim bildiğim bu. Hiçbir zaman. Yok öyle bir yargı sistemi. Dünya üzerinde bile yok. Öyle bağımsız bir yargı sistemi olacak mümkün değil. Bu mümkün değil. Yok böyle bir şey. Bunlar aldatmacadır. Özgürlük lafı aldatmacadır. Yargının bağımsızlığı aldatmacadır. Demokrasi aldatmacadır. Layıklık aldatmacadır. İnsan hakları aldatmacadır.
Hepsi de aldatmacadan ibarettir. Kelime olarak, anlam olarak doğrudur, tamamdır. Uygulanış bakımından aldatmacadır. Müslümanlar bunlarla aldatılır. Müslümanlar bunlarla dövülür. Bakın Müslümanlar bunlarla bu terimlerle dövülür. Bu terimlerle aldatılır. Müslümanların dövüldüğü terimlerdir bunlar. Gelir batılı bize insan hakları sende uygulanmıyor der. Sen uygulamaya kalkarsan zaten normalde gelir seni batırır zaten. Veya sen tam demokrasiye geçmen lazım. Tam demokrasi sende yok der. Sanki kendisinde var. Dünya üzerinde tam demokrasi kavramı diye bir kavram vardır. Uygulanışı yoktur.
Dünya üzerinde layıklık diye bir kavram vardır. Uygulanışı yoktur. Birer fanteziden ibarettir. Dünya üzerinde insan hakları derler der. Derler uygulanışı yoktur. Fanteziden ibarettir. Ve bunların hepsi de batıdan bize sopayla gelir. Bunlar bizim kafamızda birer sopaydır. Biz de o sopanın altında biz sizden olacağız diye çırpınırız. Onlar da derler ki bak sen insan haklarını uygulamıyorsun. Sen işte tam demokrasiye geçemedin. Sen tam demokrasi, ileri demokrasiye geçemedin. Ne ileri demokrasi? Eşcinsellerin birbirleriyle evlenmesi. Türkiye bunu bir türlü halledemedi daha. Örneğin cinsiyet değiştirmeyi SSK'dan çıkardı. SSK'da cinsiyet değiştirmenin ücretsiz bir şekilde ameliyatları, psikolojisi, osu busu yapılır, yetmedi.
Sizin bunlardan haberiniz yoktur. Var mı haberiniz SSK'nın cinsiyet değişikliğinde parayı ödediğine? Elinizi kaldırın. Oğlum bayağıların haberleri varmış ya. Ha olmayanlar senin yok. Eyvah eyvah eyvah. Evet senin vergilerinden bir kimse ben erkektim kadın olacağım der. Gider SSK'ya müracaat eder. Senin verginden onun cinsiyet değişikliğinin ameliyatını sen ödersin. Evet. Yetmedi ama bu. Bu yetmedi. Tam ileri demokrasi olman için senin eşcinsellerin evliliklerini de onaylaman lazım. Yani iki tane görüntüde erkek birisi kendisini kadın hissediyor. Evlenir sen de onu normalde tasdiklersin. Sizin şu anda gişe rekorları kıran Bergen filminin şeyleri çekenler gibi. Onların eşcinsel olduğunu biliyorsunuz mu?
Yurt dışında gidip evlendiler geldiler. Sizin ülkenizde eşcinseller revaçtadır. En iyi sanatçıdır. En iyi sinema sanatçısıdır. En iyi ses sanatçısıdır. En iyi televizyoncudur. En iyi şov yapanlar onlardır. Alkışlarsınız. Belediyeleriniz sizin milliyetçi muhafazakar belediye diye seçtiğiniz belediyeler onlara para öderler. Getirirler onlara konser verirler. Sizin paralarınıza verirler. Sen de burada oturursun. Lutiler Allah'ı lanet etsin dersin. İyi Allah'ı lanet etsin. İyi etsin. Ya senin seçtiğini adam getiriyor belediyede onu. Şey veriyor paye veriyor. Evet. İfade özgürlüğü yok. Benim bu sözlerimden dolayı ben mahkemeye gidiyorum bazen.
Beni tehdit ediyorlar. Sen eşcinsel düşmanısın seni mahkemeye vereceğiz diyorlar. Evet şeyden Instagram hesabından söylüyorlar. Halbuki ben bir şey demiyorum. Allah ve Resulü söylüyor. Ayet ve hadis var. Eşcinsellerle alakalı. Ben şimdi yine muhalifmiş gibi olacağım. Yani Kayserili üstün vasıflara sahip bir siyasetçimiz.
Hani dedi ki onlara da biz şey bakıyoruz dedi. Hoşgörüyle bakıyoruz dedi. Ah Allah'ın lanet ettiğine. Sen Allah'ın lanet ettiğine hoşgörüyle bakıyorsan küfür ehlisin. İfade özgürlüğü evet önemli ama Müslümanlarda yok. Mağturidi iyiliği emretmenin ve kötülükten sakındırmanın akılla da bilinebileceği konusunda mütezile ile görüş birliğine sahip olmasına rağmen, mütezilenin bu ülkeyi kamunun maslahatının dışına çıkararak dinin temel inanç ve esasları arasına sokması nedeniyle onlardan ayrılmıştır.
Evet mütezile bu hatta mütezileden mağturidiyim deyip bu iyiliği emretme, kötülüğü sakındırmayı direk devletin görevi olarak gören mağturidi veya hanefiler de var. Mesela Osmanlı bunlardan birisi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti direk bunu savunur. Atatürk'ün kurduğu sistem budur Cumhuriyet'le beraber. Din devlet eliyle insanlara anlatılmalı ve öğretilmeli. Atatürk bu konuda tipik Osmanlı yolundan yürür. Yani Atatürk'e göre dini öğretecekse devlet öğretmeli. O yüzden mesela Atatürk'ün felsefesindedir bu tek millet, tek devlet.
Bu Atatürk felsefesidir ve Atatürk dini de tek elden yönetilmesini ister. O yüzden Şeyhülislamlık ilgâ edilir edilmez hemen Diyanet İşleri Teşkilatı, eski tabiri böyle değil, Diyanet İşleri Teşkilatı kurulur. Ve zannediyorum ilk Şeyhülislam da bu manada Yeni Cumhuriyet'in Mustafa Sabri Efendi'dir. İlk başkanı da odur.
Ve Atatürk'ün bu konudaki genel yapısı, bütün dini hizmetlerin Diyanet Reisliği altında toplanmasıdır. O yüzden tarikatlar kapanır, medreseler kapanır, o da milli eğitime bağlanır. Bütün tarikatlar, cemaatler lav edilir. Hepsi de Diyanet'in gölgesinin, şemşiyesinin altında toplanılmasını ister. O yüzden sistem hâlâ da öyle devam eder. Bu sistemde herkes de bu sistemden memnundur. Çünkü din ve dini örgütlenmeler ve dini çalışmalar devletin elinin altındadır çünkü. Devletin müsaade ettiği kadar onlar yaşarlar, bir şeyler yaparlar. Eğer devlet ona müsaade etmezse tın kafasından bir tane bir fiske vurur, darma tavsiye eder, dağıtır onu. Değişik dağıtma şekil ve şemalleri vardır.
Yani bir topluluk biraz büyürse içinden bir oğul çıkarır onu, çıkartır devlet oradan. Bir şey büyümez. Büyürse, teşkilatlanırsa sıkıntı vardır, o yüzden onun başı ezilir. Devlet onu öyle algılar çünkü. Buradan devlet düşmanlığı çıkarmayın. Devletin algısı böyle. Risaleciler çoğalırlar, bir ayırır onları okuyucusu ayrı, yazıcısı ayrı, zehra grubu ayrı, bilmem nesi ayrı, yeni asyacılar ayrı, onlar ayrı, bunlar ayrı.
Bir sürü Risaleci çıkar. Bir çıkar, menzil grubu çıktı, onlar da dağıtır. Bir tane daha çıkar, bir tane daha çıkar, bir tane daha çıkar. Onların bir güzel hepsini de yerli yerine oturtturur, müsaade eder onlara. Sıkıntı yok. Siz şimdi biraz büyüyseniz, siz de oğul çıkarırsınız. Hoş birkaç oğul çıkardınız siz ama, yani biz bir iki oğul çıkardık, onu durdurmaz. Normalde sen diyanetin çizgisinin içerisinde kaldığın müddetçe sen makulsundur, malumsundur. Diyanet çizgisinde durdun, diyanet ilahiyat çizgisinde durdun müddetçe bir problem yoktur. Ama bunun dışına çıkarsan, yani diyelim ki diyanet ilahiyat çizgisi ne dedi? Allah rüyada görünmez dedi.
Ben de görünür dedim, kıyamet koptu. Ben daha da ileri gittim. Rüyada da görünür, çıplak gözle de görünür, kapalı gözle de görünür, her tellü görünür. Allah görünendir dedim, kıyamet koptu. Sebep, çünkü ilahiyat, diyanet her ne kadar kendi kitaplarında yazmış olsalar da onlar diyorlar ki Allah bu dünyada görünmez. Rüyada da görünmez. Hadis var diyorsun, hadis şüpheli onlar için. Hadislerin hepsi de şüpheli zaten. Daha da ileri konuşursan hadislerin hiçbirisi de sahih değil deyip çıkıyor işin içerisinden. Ayrılıyorsun. Böyle olunca şimdi, devletin elinde bir din olunca devletin istediği gibi. Mesela örneğin, Türkiye'de İslam'ın hukukunu konuşamazsınız.
Evet. Diyanete gidin, benim kocam üç talak beni boşadı. Ayrı ayrı zamanlarda, resmiyette ben boşanık değilim, ben boş muyum, değil miyim dediğinde diyanet şu fetvayı veriyor. Resmi olarak evli misin? Evet, evlisin diyor.
Evet, sıkıntı yok. Bir kadın resmi evli mevli on tane adamla cinsel ilişkiye girse, gitse diyanetin fetvacı başısına sorsa, benim nikahım duruyor mu diye, duruyor diyor. Evet. Bizatihi bir kardeş ses kaydını aldı bunu, attı bana. Telefondan sordu, sonra zaten başlarına iş açıyorlar diye telefonla hale fetvayı kapattılar. Hukukla alakalı siz konuşamazsınız. İslam'ın hukuku konuşulmaz. İslam'ın devletler hukuku konuşulmaz. İslam'ın ceza hukuku konuşulmaz. İslam'ın ticari hukuku konuşulmaz. İslam'ın evlilik hukuku konuşulmaz. İslam'ın, örneğin miras hukuku konuşulmaz. Nerede özgür? Nerede özgürlük?
İmam mağdur idi. Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Nisa 58 ayetinde geçen emanet kavramına sınırlandırıcı bir yorum getirmek yerine korunması ve yerine getirilmesi gerekli haklar bağlamında Allah alem, Allah insan, insanla insan arasındaki geçerli olan her türlü emanet görüşüyle daha kuşatıcı bir yorum yapmıştır. Ayetin insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmeniz pasajındaki çağrının doğrudan Müslümanların yöneticilerini muhatap aldığını ifade eden mağdur idi, emanetlerin ehline verilmesi tabirinden inanç farklılığı gözetmeksizin uzmanlık alanının öne çıkarılması bu konuda inanç ayrımı yapmadan bu işe kim daha uygun ve layıkse emanetin ona verilmesi gerektiğini söyler.
Altına yüz bin sefer imza atarım. Bunun altına yüz bin sefer imza atarım. Adım adım gideyim ben şimdi. Adım adım gideceğiz. Ne yapacağız? Önce emanetleri ehline vereceğiz. Gerçekten biz böyle kendi kendisine böyle şaka üreten bir ülke gibiyiz.
Mesela işte emanetleri ehline vereceğiz. Bu arkadaş ne? Ekonomist değil mi? İyi. Nerede görevli bu? Savunma bakanlığında. Meşhur bir tane şey vardı ya. Ben hiç unutamıyorum onu. Sivas milletvekili. Milli Eğitim Bakanlığı yaptı, Savunma Bakanlığı yaptı. Kim? İsmet Yılmaz. Evet. Ne meşhur İsmet'ti ya. Hangi bakanlık boş oraya gidiyordu. Benim bildiğim 3-4 bakanlık dolaştı. Bu adam askeriyeden mi bir eğitim aldı, Milli Savunma Bakanlığı'nı anlasın? Milli Savunma Bakanlığı'nı anlayan, Milli Eğitim Bakanlığı'nı nereden anlayacak? Milli Eğitim Bakanlığı'nı anlayan devlet mi?
Ne o? Ne? Başbakan yardımcılığı yaptı bir de. Şimdi yine diyecekler ya çok siyaset yapıyorsun. Şimdiki ne o? Maliye Bakanımız. Gözlerine bakıyorsunuz değil mi? Işığı kaybetmeyin. Evet. Emaneti ehline vereceksin. Adamın ekonomist mi adam? Hayır. Maliyeci mi? Hayır. Bu konuda bir uzmanlığı mı var? Hayır. Hayır. Siyaset bu manada zaten çuvallıyor. Yıllardır çuvallıyor. E şimdi sosyolog, din anlatıyor. Kim o? Bir tane vardı ya sosyolog.
Taslaman. Taslaman mı? Taslaman mı? Taslaman. Evet. Adam televizyon, televizyon dolaşıyor. Adamın işi ne? Sosyolog. Bildiğiniz sosyolog. Bütün hadisleri inkar edince televizyoncular çok seviyor. Hadislerin hepsini inkar ediyor çünkü. Evet. Türkiye'de çok basit televizyona çıkmak. Hadisleri inkar et, televizyona çıkarsınlar. Hatta daha ilerisini yapsan. Bir iki tane de ayeti inkar et, seni baş köşeye oturtursunlar. Evet. Sıkıntımız bu zaten. Emanetleri ehline verme işimiz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke fethedildi. Mekke fethedilince Hz. Ali Efendimiz, Kabe'yi, hizmet eden bir aileden anahtarı aldı.
Allah Resulüne getirdi. O kimse geldi. Ey Muhammed bilirsin ki dedi. Yüzyıllardır benim ailem, benim kabilem. Biz Beytullah'a hizmet ederiz. Ama damadın dedi. Anahtarı benden aldı. Aldı anahtarı ona verdi. Beytullah'a hizmet etmeye devam edin dedi. Ona dedi ki, senin dinin emri bu mu? Evet. Senin dinin sana bunu mu emrediyor? Evet dedi. Bu emanetleri ehline vermeniz hoşuna gider. Ayet-i kerimenin sebebin üzülü bu. Bakın sebebin üzülü bu. Hemen ayet-i kerime indi. Allah emanetleri ehline vermenizden hoşuna gitti dedi. Hayet-i kerime indi hemen. O zaman bir şeyin ehline vermek Allah'ın hoşuna gidiyor. Bir iş yapıyorsunuz. Abdülhalim tesisatçı.
Sen Abdülhalim sıvı tesisatçısın. Değil mi Halim? Gazda var mı işin içinde? Sadece sıvı tesisat. Abdülhalim sıvı tesisatçısı. Sen Abdülhalim'e iş vereceksen, bir sorunluk vereceksen sıvı tesisatı üzerine vereceksin. Abdülhalim'e sen elektrik tesisatı veriyorsan Abdülhalim'e de zulmediyorsun. Sen emaneti ehline vermedin. Fıkıhçıya fıkıh sorulur. Fıkıhçıya fıkıh sorulur. Fıkıhçı çünkü okur ezberler. Okur ezberler. Eğer ama o iştahat edecekse o zaman işi zor. Onun hadis bilecek, ayet bilecek, Arapça bilecek, sosyoloji bilecek. Bütün hayat o bilecek de bilecek. İştahat edecekse. Ama fıkıhçıya sen kalk şimdi, işte örneğin tefsir sor.
Yapma kardeşim. Ama hem Ümmet-i Muhammed'in hem dünyanın geldiği bir noktada herkes her şeyi bildiğini iddia ediyor. Evet. Ve emanetler ehlinde değil. Genel yapı olarak. Genel yapı. Emanetler ehlinde değil. Yani sen savaşa gidecek olan yere askeri mi gönderilsin? Kimi gönderilsin savaş meydanına? Asker gönderilsin. Asker savaşacak orada çünkü. Sen bir hastanede çalışan elemanları cepheye süremezsin. Ya onlar sağlıkçı. Onlar yara saracaklar, ameliyat edecekler, tansiyon bakacaklar. Onların işi silahla savaşmak değil. Gerekirse savaşacak onlar.
Sen onları cepheye süremezsin. Neden? Onlar o işin ehli değil. Bakın o işin ehli değil. Ama Ümmet-i Muhammed'in en büyük sancılarından birisi bu. Daha fazla yöneticilerin sancısı bu. Ülkeyi idare eden yönetenler, yönetim dairesinde kim olursa olsun işleri ehline verecekler. Bir şirketin başındasın. İşi ehline vereceksin. Sev sevme. Ehline vereceksin. Satış elemanına muhasebeye baktıramazsın. Satış elemanına muhasebe işini verirsen muhasebe çuvallar. Çuvallar muhasebeye muhasebe ilmini almış bir kimse bakacak. Ehline vereceksin. Patron geçip de ben de muhasebeden anlarım.
Getirin faturaları ben işleyeceğim. Otur oturduğun yere sen alıp satmaya bak ya. İşi ehline ver. İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Bakın asıl sıkıntı bu. Adaletle hükmetmek. Şimdi adaletle hükmetmek dediğinizde İslam adalet kavramını evrenselleştirir. Bakın İslam adalet kavramını evrenselleştirir.
İslam'ı bu manada zinde tutan, önde tutan en önemli kavram adalet kavramıdır. Adalet kavramı. Adaleti bir bireyi ilgilendiren haller vardır. Bir de dünyayı ilgilendiren haller vardır. Dünyayı ilgilendiren halleri İslam devletler hukuku oluşturmuş. İslam devletler hukuku var. Sen İslam devletler hukukuna göre icra edersin adaletini. Diğer normalde adaletle hükmedeceksin. O zaman kendi tebaana, kendi halkına da adaletle hükmedersin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden örnek. Yahudi bir kadın geldi. Ben zina ettim. Beni temizle dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ona şunu söyledi.
Senin dinine göre, inancına göre mi hükmedeyim? Burası çok önemli. Lazım olan yer burası. Senin dinine, senin inancına göre mi hükmedeyim? Sebep o kadın tek başına geldi. Yanında hiç kimse yok. Dedi ki beni temizle ben zina ettim. Bak onu ilgilendiren ikinci bir şahıs yok, üçüncü bir şahıs yok. Kendisini ilgilendiren bir hukuk. Ve ona dedi ki, senin dinine göre mi hükmedeyim? Bakın adalet, onun dinine göre hükmedilecek. Böyle bir şey yapabilir misiniz dünya üzerinde şimdi? Yapamazsınız. Ama Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona öyle hükmediyor. Adalet, o zaman bireyin kendisini ilgilendiren hukuku var. Bireyin bireyleri ilgilendiren hukuku var.
Bireyin toplumu ilgilendiren hukuku var. Bireyin devleti ilgilendiren hukuku var. Şimdi bunu devlet mekanizması denilen, insanların kendi elleriyle kurdukları bu mekanizma, bu adaleti sağlamak zorunda. Bu adaleti sağlayamıyorsa, insanların kendi elleriyle kurmuş olduğu mekanizma, o zaman o mekanizma zulüm mekanizmasına dönüşüyor. Ve o mekanizma insanların zenginliğine, fakirliğine, rengine bağlı bulunduğu dini örgütlenmesine, bağlı bulunduğu siyasi örgütlenmesine, bağlı bulunduğu şehre, bağlı bulunduğu kavme göre değişkenlik arz ediyorsa, o mekanizma kendi tebaasına zulüm mekanizmasına döndü. Ama İslam'ı İslam eden, en önemli unsurlardan birisidir adalet mekanizması.
Ama ne yazık ki bu sağlanamayınca, zaten Müslümanlar ayakta durmakta mecalleri kalmıyor. Kalmıyor. Bu mekanizma oluşmuyor çünkü. En büyük handikap da burası. Böyle çok basit örnekler veririm. İş siyasi noktaya gidiyormuş gibi olur. Yani siyasi noktaya gittiği düşünülür. Değil ama bu, ben kendimi bildim bileli, bizim benim ülkemde yaşanan şey bu. Yaşı tutmayan bir gencin yaşını büyütüp de asmak bizim ülkemizde var. Yaşı tutmuyor. Asılmaya yaşı tutmuyor. Cezayi müedisi yok.
Onun yaşı büyütülüp, evet, yani o kimse yaşın büyütülsün diye müracaat etmiyor. Mahkeme onun yaşını büyütüyor ve asıyor. Evet. Söyleniyor, duyuyoruz ya, işte böyle millet birbirinden konuşuyor. Bilmem kim 5 trilyon vermiş, dışarı çıkmış FETÖ davasından. Konuşuluyor. Bilmem kim 3 trilyon vermiş, haydi savcılar değişiyor, hakimler değişiyor Bursa'da. Eski dosyaları bir daha kurcalıyorlarmış filan. E o adam para verdi, çıktı para vermeyenler ne oldu? Bunu derler ya, bir şeyin şu uyu vukuundan beterdir diye. Olmuştur, olmamıştır. E benim kendi yaşadıklarım bana yetiyor zaten.
Benim kendi yaşadıklarım bana yetiyor. Demek ki o zaman şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya. İslam'ın en çok üzerinde titrediği adalet mekanizması, Müslümanların arasında çalışmıyor. Ama bu bizden kaynaklanıyor ki. Biz ekmek için yürürüz de adalet için yürümeyiz. Biz sabahtan akşama kadar fiyatların ne kadar arttığını konuşuruz. Marul 15 lira oldu, 17 lira oldu. Borsa gibi biz takip ederiz. 12 liraya düştü, bugün 13 liraydı. Marul. Doğru, hak mı? Hak. Adalet nereye düştü? Adalet kaç para?
SSK'da müfettiş benim yüzüme söyledi. Gelir misin bir saniye dedi. Beni bir odanın içine kattı. Böyle dosyalar var. Komplo dosya var. İçeri girdim ben zannediyorum oradan bir şey çıkaracak, bir şey gösterecek bana. Benim yüzüme şunu söyledi. Sen dedi bu Mevlevilerin şeyhisin değil mi dedi. Direkt böyle. Ben böyle baktım cevap vermedim. Asla emekli olamazsın buradan dedi. Kendi yaşadım. Ben de tuttum kolundan. Yaparsan namuslu, şerefsiz onumunun çocuğusun dedim. Yapma.
Yapmadı. Reddetti. Mahkemeye verdim. Yargıtay kararıyla emekli oldum. 5 yıl sürdü. Benim yaşandıklarım bana yeter diyorum ya. 28 Şubat'ta benim şirketime el koydular. Dava açtılar. O günün parasıyla 3 trilyon ceza kestiler. 15 yıl sürdü mahkemeleri. 15 yıl. Evet. Öyle kazandım. Evet.
Yeşil sermayeyim mi ben? Müslümanlara lazım olan adalet. Dünyaya lazım olan adalet. Böyle meydanlara çıkıp yırtasım geliyor kendime adalet diye. Ama bizim dünya insanı komple bu halde Müslümanlar en fazla adalet isteyecek olanlar onlar, onlar uyutulmuş zaten. Uyuşturulmuş.
Uyuşturulmuş. Yok. Uyutulmuş ve uyuşturulmuş. Öyle bir şey yok. Çok basit. Yakın örnek. Aşire dağıtacaktık. Doğru mu? Evet. Geldi mi 150 tane polis? Evet. Aşireyi dağıtabildin mi? Yapabildin mi program?
Yapamadın. Çok basit. Adam geldi buraya mühürledi mi? Mühürledi. Mühürlerken de şöyle dedi. Ben burayı lokal görüyorum. Biz dedik ki burası vakıf yok olmaz. Ben lokal görüyorum dedi. Han kumar oynatıyoruz sanki burada. Oturduk. Ne o istişareti. Oturduk burada yemek yedik. Sohbet ediyoruz. Adamlar terörle mücadele geliyor. Sanki terör yuvası. Geldi bastı mı buraya? Bastı. 100 tane polis de bastı buraya. İçeri girdiler kameralar. Öyle değil mi? Evet. Adalet. Adalet. Mahkemeye verdik. Kazandık.
Büyüs mahkemeye gönderdi. Oradan da kazandık. Adalet. Hani nerede ya? Hani nerede? Yok. Şimdi Mehmet Emin bazı şeyleri konuşma diyor bana. Devam eden davalar var. Onlar hakkında konuşma diyor da konuşmıyorum o yüzden. Tamam Mehmet Emin dedim. Konuşmayacağım dedim. Biraz sabret diyor bana. Şu diyor sonuçlanıncaya kadar konuşmayalım. İyi konuşmayalım Mehmet Emin dedi. Adalet, adalet. Asıl Müslümanların, bakın Müslümanların oruç ne zaman başlar, ne zaman biter, bırakacaklar.
Adalet ne zaman başlar, nerede biter? Hak, hukuk nerede başlar, nerede biter? Beyaz iplik, siyah iplik ayrılınca mı orucu keseceğiz, ezanda mı keseceğiz? Yemeyi ver lan sen hiçbir şey, hiçbir şey yemeden tut orucu. Seni ayakta tutacak olan adalet önce, seni ayakta tutacak olan hak, hak, hakkını savun. Seni ayakta tutacak olan senin hukukun, onu savun.
Seni sen edecek olan o İslam'ın bulunmaz, o değerlerine sımsıkı yapışsan. Orucu tutarsın ya, aç tut ne olacak ki? Yarım saat yemeği ver, çok mu matah bir şey? Beyaz iplik, siyah ipliği ayırt edinceye kadar adalete ayırt etseydin ya. Beyaz iplik, siyah ipliği ayırt edinceye kadar haramı helalı mı ayırt etseydin ya. Beyaz iplik, siyah iplik diye ayırt edinceye kadar bunun içerisinde faiz var mı yok mu diye ayırt etseydin ya. Beyaz iplik, siyah ipliği ayırt edinceye kadar kim hırsız, kim arsız, kim hırsız, kim yan kesici, kim dolandırıcı, kim üç kağıtçı, bunu ayırt etseydin ya. Yok. Kim ihalede de üç kağıtçılık yaptı, kim ihalede beş kağıtçılık yaptı, hangi ihalede üç kağıt, beş kağıt döndü? Bırak beyaz ipliği, siyah ipliği ya. Ayette sabit, ayette sabit.
Faiz de ayette sabit. Fuhuş da ayette sabit. Tağut sistemi de ayette sabit. Dercal sistemi de ayette sabit. Hepsi de ayette sabit. Bir tek beyaz iplik, siyah iplik ayette sabit değil. Faizle iştigal edenler şeytan çarpmış gibi kaldırılacak, diriltilecek diyor. Bu ayette sabit değil mi? Allah'a savaş açmıştır diyor. Ey ümmeti Muhammed, ey Türk halkı! Faizle iştigal edildiği müddetçe iki yakın bir ara gelmeyecek. Çünkü siz Allah'a savaş açmış bir topluluksunuz. Nereye iki yakın bir araya gelecek? Gelmez! Fuhuş dolaştığı müddetçe gelmez! Kumar dolaştığı müddetçe gelmez! Faiz dolaştığı müddetçe gelmez! Bırakın beyaz ipliği, siyah ipliği ya.
Televizyonda oturmuş koca koca profesörler beyaz iplik, siyah iplik konuşuyor. Oturmuşlar bu milletin eğlenmesi tırnak boyasından, tırnaktan, saç boyasından uğraştırıyorlar. Bu dört aylık süre içerisinde, bu son dolar kuruyla olan o şeyde bir çanakkale köprü parası faiz ödeniriz, faiz! Siz ne beyaz iplik, siyah iplikle uğraşıyorsunuz ya? Dünya ülkelerinin 375 milyar dolar borcu var! Türkiye'nin 500 milyon dolar borcu var! Türkiye'nin 500 milyon dolar borcu var! Ne beyaz iplik, siyah iplik ya? Beyaz iplik, siyah iplikmiş. Ne o? İki tane Müslüman oturmuş, camideki adamı sorguluyorlar.
Gördün mü? Neydi o şimdi? Ya bu diyor, hangi mezhepten acaba? Ellerini diyor, kulak memelerini arkasına değdirdi diyor, önünde durması lazım değil mi diyor. Aha tartıştıkları şey bu, böyle kafamı uzattım ikiniz de namazda değil miydiniz tekbir alırken dedim ben. Böyle baktılar şimdi bana. Ön dedim ikiniz de namaz kılıyorsunuz, imam tekbir getiriyor sen de tekbir getiriyorsun. Sen tekbir getirirken onun parmak uçlarına kadar nereye takip ettin dedim ya? Dikizci misin sen dedim. Rotgenci adam, hayatı rotgencilikte geçmiş. Şimdi camiye girmiş adamın elini rotgenliyor. O camiden çıkınca milletin penceresini rotgenleyecek. Ümmet-i Muhammed'in hali bu.
Oturun biz daha konuşalım. Evet hadi bakalım, bu sene sakız çıkmadı meydana. Gününü bekliyor herhalde. Hangi sakız orucu bozar, hangi sakız orucu bozmaz? Haydi bakalım. Haydi bakalım balıktan zekat olur mu olmaz mı? Haydi bakalım balıktan kurban olur mu olmaz mı? Haydi birisi de ayakkabı çıkarsın ayakkabıdan da kurban olur desin. Ayakkabıyı da masanın üzerine koysun. Bizim konuştuğumuz şeyler bunlar. Evet. Bölümü bitirivereyim şuraya kadar geleceğim. Müsaade eder misiniz? Ben haktan hukuktan bahsederken sizin hakkınıza girmiş olmayayım. İsterseniz helal etmeyin yatırayım yere sizi.
Şimdi bu şeyle, gazla rivayete göre Mekke'nin fethinde aaaah. Hz. Peygamber'in amcası Hz. Abbas Kabe'nin anahtarlarının şeybe evlatlarından alınarak kendisine verilmesini istemiştir. Bunun üzerine emanetlerin ehline verilmesi ilgili ayet inince Hz. Peygamber Kabe'nin anahtarlarını amcasından alarak tekrar henüz Müslüman olmayan şeybe evlatlarına geri vermiştir. Evet. Ben bunu Hz. Ali Efendimiz olarak biliyordum. Hocam Hz. Ali Efendimiz mi? Hz. Abbas mı? Abbas mı? Evet. Özür dilerim. Ben Hz. Ali olarak biliyordum onu. Hz. Abbas'mış. Evet. Aynı konuydu. O yüzden metni okumuş olduk. Buradan devam edeceğiz inşallah. Hakkınızı helal edin. Helal olsun.
Bizden yana da helal olsun. Sürç ile ihsan ettiysek affola. Rabbim tekrar inşallah oruç tutanların oruçlarını kabul eylesin. Amin. Oruç tutmayanlar da oruç tutanların yüzdesi hürmetini affeylesin. Amin. El Fatiha ve Selavat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.