Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 14 Ağustos 2020 · 2:07:08
Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak, Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan, Kur'an ve sünneti düzgün bir şekilde anlayıp yaşayan ümmetlerden eylesin. Cenab-ı Hak, Ümmet-i Muhammed'i her türlü emperyalist baskılardan, emperyalist tecavüzlerden uzak eylesin. emperyalistlere karşı, diri emperyalistlere karşı mücadele eden ümmetlerden eylesin. Rabbim ülkemizi, vatanımızı, milletimizi korusun, muhafaza etsin. İçeride ve dışarıda her türlü hainlere karşı, düşmanlara karşı mücadele azmi versin. İçeride ve dışarıda Kur'an ve sünnetin bayraktarlığını yapıp, Kur'an ve sünnete hizmet eden ülkelerden eylesin.
İslam dünyası hem topyekun hem de devletler nezdinde sıkı bir imtihandan geçiyor. Sıkıntı çok. İslam topraklarında problem fazla. Her gün İslam dünyasında tabiri caizse kan var, gözyaşı var. Her gün İslam dünyasında sıkıntı var. Korona bir taraftan, iç sıkıntılar bir taraftan, dış sıkıntılar bir taraftan, gerçekten İslam dünyası uzun senelerden beri bir gün yüzü görmedi.
Denilebilir ki, son Osmanlı'nın yüz senesinden itibaren, iki yüz elli yıldan beri kesin İslam dünyasında sıkıntı bitmedi. Ve İslam dünyasında da sıkıntı bitmiyor. Hem iç karışıklıklar, hem sistemsel karışıklıklar, hem emperyalizmin baskısı, sıkıntıları, emperyalizmin işgal girişimleri, hem iç işgaller, hem dış işgallar, ne yazık ki İslam dünyasını iki yüz elli yıldan beri kan ve gözyaşı dindirmedi. Dinmiyor da, böyle giderse de dinmeyecek. Ama muhakkak mücadele etmemiz lazım, gayret etmemiz lazım, savaşmamız lazım, hak ve hukukumuzu korumamız lazım. Hem Batı'nın ekonomik, kültürel, siyasi, askeri darbelerine karşı ve tecavüzlerine karşı dik durmamız, direnmemiz, hem de içimizdeki Batıcıların tecavüzlerine, darbelerine, içimizdeki satılmış Batıcıların, Batı aşıklarının ne yazık ki içimizde çıkardığı fitnelerle mücadele etmek zorundayız.
Bir taraftan Batı dışarıdan bütün her şeyle saldırırken, Batı derken İslam dışı bütün güçleri kastediyorum. İlla ki Batı olması lazım değil, Rusya'da var bunun içerisinde, Çin'de var, İslam dışı bütün güçler var. Bunlar bize dışarıdan her türlü ekonomik, siyasi, askeri, kültürel savaşlarını sürdürürken, baskılarını sürdürürken, bizim içimizde de ne yazık ki böyle körcesine, satılmışcasına, haincesine Batıcılar var. Kendi öz değerlerimizden bizi uzaklaştırıp, inancımızdan uzaklaştırıp, öz kültürümüzden bizi uzaklaştırıp, kültürel olarak, ekonomik olarak, siyasi olarak, askeri olarak Batı'nın bir piyonu olacak. Batı'nın emperyalist düşüncelerine, fikirlerine, istek ve arzularının boyun eğecek bir yönetim biçimi istiyorlar. Ve ne acı ki, İslam dünyasının büyük bir çoğunluğu, bu muhalubiyetin altında ezilmekte ve bu muhalubiyet düşüncesiyle savaşmaktan uzak durmakta.
Ve acı bir şey, bu yenilgi kabullenmiş, bu yenilgi kabullendiği için de bununla mücadele etmiyor. Hatta bununla mücadele etmek isteyen, Kur'an ve sünnete sımsıkı savaşmak isteyen, sımsıkı yapışıp, bunun savaşını vermek isteyen küçük topluluklara, sufi topluluklarına, cemaatlere, cemiyetlere karşı da haince ve hunharca saldırı yapıyorlar. Çünkü onlar bir şekilde, hani Batı'nın hegemonyasını kabullenmiş, Batı'nın önünde yenilgi kabullenmiş kimseler. Bunlar ne yazık ki günümüzde de var, ne yazık ki bizim ülkemizde de var, ne yazık ki dünyanın her tarafında var. Asıl zaten bizim canımızı acıtan, asıl bizi inciten bunlar. Asıl bunlar istismar ediyorlar, bunlar bizdenmiş gibi görünüyorlar, bize yakınmış gibi görünüyorlar.
Bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi Kur'an-ı Kerim okuyorlar. Hatta bizim gibi ehli sufi de olabiliyorlar. Bir cemaate intisap edebiliyorlar, bir topluluğa intisap edebiliyorlar. O toplulukların içine karışabiliyorlar ama bunlar ruhlarını batıya satmış, kalplerini, gönüllerini batıya sapmış, İslam ve Müslümanlardan ve Allah'tan ümidini kesmiş, münafık tipli kimseler bunlar. Bunlar bizim canımızı acıtıyor, bunlar bizim içimizi incitiyor, bunlar bize ne yazık ki köstek oluyorlar. Zaten hadis-i şeriflerde en büyük sıkıntılardan birisi olarak bu belirtilmiş. Ahir zamanda öyle topluluklar olacak, öyle liderler olacak, öyle imamlar, öyle şeyhler, öyle hocalar olacak. Bunlar bizdenmiş gibi görünecekler ama bizim paramızı ütecekler, ama bizim değerlerimizi ütecekler.
Bunların gırtlaklarından Kur'an aşağı geçmeyecek. Yani imanları dillerinde olacak, Kur'anları dillerinde olacak, namazları bunların suretlerinde olacak, oruçları bunların suretlerinde olacak. Bunlar İslam'mış gibi görünecekler. Ne yazık ki İslam olmayacaklar. Ne imanlarına, ne namazlarına, ne oruçlarına, ne haçlarının hayırını görmeyecekler. Bunlar çünkü İslam ümmetinin içerisindemiş gibi görünüp, İslam ümmetine en büyük zarar veren münafık tipli insanlar. Ve İslam dünyası bu tip insanlardan, insanlarla da mücadele ediyor. Çok yönlü bir mücadele var. Gerçekten İslam dünyası bu doğum sancısı çekercesine böyle bir mücadele veriyor. Ve bu mücadelenin içerisinden eğer İslam dünyası bir nebze galibiyetle çıkar, bir nebze kendisini toparlayarak çıkarsa, inşallah uzun bir zaman bu nefesle uzun ve büyük işler, güzel işler yapabilir.
Ama bu zaman zarfında bir yenilgi tadarsa, bu zaman zarfında bir dağılma tadarsa, Allah muhafaza eylesin, bir yüz yıl daha her şey geriye gidebilir. Bir yüz yıl daha toparlamakta güçlülük çekebiliriz. Ve böyle orta yerde bir hal görüyorum ben. Yani Allah bizi affetsin, Türkiye'deki o 28 Şubat ve arkasından gelen her türlü İslami duyarlılığa, İslami yaşantıya, İslami fikriyata, İslami düşünceye gelen saldırılar, darbeler, İslam dünyasında bilhassa ülkemizde çok büyük yıkıntılara sebebiyet verdi.
Ve bu yıkıntılar devam ediyor. Ve 28 Şubat, bin yıl devam edecek diyorlardı. 28 Şubat'ın etkileri hala da devam ediyor. Bunu derslerde defalarca söylüyorum ve bakıyorum ortama, hale, ahvale. Ne yazık ki Müslümanlar bu derlenme, toparlanma sürecinde değiller. Hatta hızla dağılmaya devam ediyorlar. Müslümanlar ne yazık ki işte namazı aksatıyorlar, namazı gevşetiyorlar, oruçları gevşetiyorlar. Dini duyarlılıklarını gevşetiyorlar. Haramlarla olan ilişkilerinde çok büyük bir gevşeklik var. Çok rahat haram işliyorlar. Ne yazık ki Müslümanlar helalları işlemekte, farzları yerine getirmekte gevşiyorlar. Gevşiyorlar, hızla gevşiyorlar. Haram işlemekte daha kolay oldu. Tesettürden bayanlar hızla uzaklaşıyorlar. Ne yazık ki önceden makyaj bilmeyen tesettürlü bayanlar, şimdi çok ağır makyajlar yapıyorlar.
İşte içleri görünmeyen tesettürlü bayanların içleri görünüyor. Vücut hatları belli olmayan tesettürlü bayanların artık vücut hatları belli oluyor. Artık böyle çok ender görürdük. Çarşaflı annenin yanında mini etekli bir kız. Şimdi artık bunu her yerde görmeye başladık. İşte örtülü mantolu bir annenin yanında böyle örtüsüz mini etekli her tarafı açık bir kız çocuğu. Ki onun kızı. Bunları görüyoruz artık. Acı şeyler bunlar. Ve İslam dünyası bilhassa bizim ülkemizde İslami duyarlılık hızla geriye doğru gidiyor. Ve hızla İslami değerlerimiz rencidil ediliyor. Törpüleniyor. İslami değerlerimiz hafife alınıyor. Ve ne yazık ki haramlar alkışlanıyor. Kötülükler alkışlanıyor. Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey kolay ve alkışlanıyor.
Ama Kur'an ve sünneti yaşamak isteyenler, Kur'an ve sünnete sımsık yapışmak isteyenler ne yazık ki hem ülkemde hem İslam dünyasında yeniden 28 Şubat'taki gibi 4. 5. sınıf vatandaş muamelesi görmeye devam ediyor. Ve ne yazık ki Müslümanlar yine değişen bir şey yok. 4. 5. sınıf vatandaş olarak hayatlarını devam ettiriyorlar. Rabbim inşallah İslam dünyasına uyanıklık versin, İslam dünyasına Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlanıp Kur'an ve sünneti yaşama sevinci, yaşama mücadelesi nasip eylesin inşallah. Bugün yine 74. hadis-i şerifi okuyacağız. Malum perşembe günleri genel olarak Ali Tanevi'nin hadislerle tasavvuf eserinden bir hadis-i şerif sırasıyla okuyoruz.
Cumartesi günleri de mesnevi okumaya devam ediyoruz. İnşallah bu korona günlerinde devam ederse ki böyle giderse devam edeceği benziyor. Eğer aşıyı bulamazlarsa aşının bulunup bulunmadığı da belli değil. Her yerden böyle bir aşı bulundu bulunmadı. Ha çıkıyor ha çıkmıyor ha yarın hem ertesi gündü böyle bir yılan hikayesi var. İnsanlar aldatılıyor. Tabi bulunan aşıya da ne kadar güvenilecek? Bu da ayrı bir handikap. Çünkü bugüne kadar aşıların üzerinde hep değişik senaryolar dinlenilmiş, hep şüpheler söz konusu olmuş. Bu halkın içerisinde de bu şüpheler izale edilememiş, yok edilememiş. İnancımızı yitirmişiz aşılara ve sağlık politikalarına ve aynı zamanda da sağlıkla alakalı dünya üzerinde dönen dolaplardan dolayı bu şüphelerimiz ne yazık ki cevap bulmuyor.
Yani tedavi edilmiyor hastalıklar. Yani baskılanıyor, tedavi yok. Acı şeyler bunlar. Yani ilaçlar bizi artık tedavi etmiyor. Ne bileyim işte torbalarla hap içiyor insanlar ama tedavi olmuyor. Hastalık duruyor, hastalığın etkileri daha da artıyor veyahut da yan etkileri çoğalıyor. Ne yazık ki hastalar çok zor tedavi oluyor. Bunu yiyeceklerimizden, gıdalarımızdan tutun, yaşam standartımızdan tutun. İçtiğimiz veya üretilen endüstriyel ilaçlara varınca kadar hepsinin de bunda etkisi var. İnşallah Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'i ve tüm insanlığı derleyip toparlasın. 74. hadis-i şerif İbni Ömer'den Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri aşağıdaki kelimelerle telbiye getirdiğini ve bu kelimeler üzerine ilavede bulunmadığını işittim.
Telviye, haç ve ömrede ihrama giren bir Müslümanın, ihrama ama hacca ama ömreye niyet ettikten sonra Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke La Şerike Leke Lebbeyk, İnnel Hamde ve Nîmete Leke Bel Mülk La Şerikelek diye yaptığı bir zikir. Yani bu tekrar tekrar icabet sana Allah'ım, tekrar tekrar sana hiçbir ortağın yoktur, tekrar tekrar icabet sana, şüphesiz hamd ve nimet sana mahsustur, mülk de senindir, hiçbir ortağın yoktur.
Türkçesi bunun bu. Normalde bu telbiye edildiğinde bunun üzerine, telbiyenin üzerine artık o kimse ihramlanmış kabul ediliyor. Yani o kimse ihram denilen üst ve alt havlu veya beyaz bir dikişsiz izar ve rida denilen iki parçadan oluşan ihramını giyiyor, guslediyor, guslettikten sonra ihramlarını giyiyor, iki rekat namaz kılıyor. Namazın ardından ama ömreye ama hacca diye niyetleniyor ve telbiyeye getirince de o kimse ihrama girmiş oluyor. İhrama girerekten ömre veya haç vazifesini yerine getiriyor. Tabi bu ihrama girdikten sonra da ömreci veya hacı önemli değil, Beytullah'ı görünce kadar veya bazı imamlar Mekke sınırlarının içerisine girinceye kadar telbiyeye devam edilmesini öngörmüşler.
Ve haç esnasında da ihramlı olduğu müddetçe mesela haccı ifrada niyet etti veya haccı kırana niyet etti. O devamlı Mekke dışında, devamlı telbiyeye getiriyor. İşte bir taşın kenarından geçerken, bir ağacın kenarından geçerken, bir çukurdan giderken, bir tümsekten giderken, aklına geldikçe lebbek, Allahümme lebbek diye habire ne yapıyor? Telbiyeye getiriyor. Bu telbiyeler Allah'ı zikir, Allah'ı hamd, Allah'ı metü sena etmek. Bunu, her bunu söyleyen kimse de günahlarından dökülüyor, Cenab-ı Hak ona sevap veriyor. Bakın günahlarından dökülüyor, cevap bak, Cenab-ı Hak ona da sevap veriyor. Ümrecilerin normalde Mekke'ye girinceye kadar veya ağacıların Mekke'ye girinceye kadar devamlı yapmaları gereken bir zikir.
İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle telbiyeyi böyle ilan etmiş. Tabi telbiye sadece Hz. Muhammed Mustafa ile sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle başlayan bir ibadet, başlayan bir ritüel değil. Bu ta İbrahim aleyhisselama kadar giden bir ritüel. İbrahim aleyhisselamdan itibaren bu telbiye hep getirilmiş peygamberler tarafından. Musa aleyhisselam terbiye getirmiş, İsa aleyhisselam terbiye getirmiş, İbrahim aleyhisselam terbiye getirmiş. İşte peygamberler bu manada hepsi de telbiye getirmişler. Ayrıca müşrikler de Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri peygamberliğini ilan etmezden önce onlar da telbiye getiriyorlardı. Onlar da haç farizasını kendilerinin yerine getiriyorlar.
Onlar da işte buyur Allah'ım demiyorlardı, buyur huzza diyorlardı, buyur lat diyorlardı, buyur menat diyorlardı. Onlar da normalde kendi ilahelerine telbiye getiriyorlardı. Onlar da müşrik zamanda telbiye böyledi. Ve telbiye buradan bakılınca kadim bir ritüel, ibadet. Ta İbrahim aleyhisselama kadar hatta bu telbiyenin en az üç sefer getirilmesi gerektiğiyle alakalı da rivayetler vardır.
Yani bir sefer telbiye getirilince uyar yeterli olur mu? Yeterli olur. Ama normalde tabii iki sefer, üç sefer yapmak sünneti seniye. Yani telbiyeyi bir de bırakmamak lazım. En az üç sefer yapmak lazım. Birinci telbiye tabii, lebbek Allahümme lebbek deyince o kimsenin işte denilebilinir ki Cenab-ı Hak'ın hani Beytullah'ımı gelsinler, tava etsinler, ilan et. Ayet-i kerimesine cevap olarak düşünülebilinir. İkinci telbiye İbrahim aleyhisselamın haccı ilan etmesine cevap olabilir. Üçüncü telbiye de Cebrail aleyhisselamın ilanına binayen onun davetine icabet olarak da düşünülebilinir. Çünkü hani İbrahim aleyhisselam Cenab-ı Hak'ın emrini yerine getirirken, Cebrail aleyhisselam da İbrahim aleyhisselamla beraber hac farizasını bütün insanlara tebliğ etti.
Cebrail aleyhisselamın tebliğine uyanlar, sufiler böyle inanırlar, rüyalarında hacca gittiklerini görenler ve haç farizasını yerine getirenler ve rüyalarında haç farizasını tam anlamıyla yerine getirenler. Ama bu rüya sonra zahire tecelli eder, zahirende giderse, hem İbrahim aleyhisselamın sünnetine hem de davetine hem de Cebrail aleyhisselamın davetine icabet ettiğine inanırız. Ben öyle inanırım. Öyle olunca işte birinci telbiye, Cenab-ı Hakk'a ikinci telbiye İbrahim aleyhisselamı, üçüncü telbiyede Cebrail aleyhisselam diye düşünülebilinir. Tabi bu telbiyeye bir kısım sahabeler başka bir ilavede bulunmamışlar. Ama bir kısmı başka ilavelerde bulunmuşlar. Bu geceki zaten dersimizin konusu da bu ilave edilebilir mi edilemez mi?
Tabi Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri'nin oğlu Abdullah da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bu telbiyesine ilave olarak emret emrine amadeyim, emret senden saadetler dilerim, hayırlar senin elindedir, dilekler sana arz edilir, ameller de sanadır diye ilavelerde bulunurmuş. Bunun gibi yine başka bir hadis-i şerifte de yüksek dereceler sahibi Allah'ım gibi ilavelerde bulunmuşlar. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kendi söylediğinin üzerine ilave edilmiş olan telbiye sözlerine itiraz etmediği, onları yasaklamadığı söz konusu. Bu şuna benziyor biraz da hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne Kur'an-ı Kerim'de Allah ve melekler Habibine salatu selam getiriyor. Sizler de salatu selam getirin emri mucibince Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne sahabeler geliyorlar.
Bu ayet-i kerimeden sonra Ya Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem biz size nasıl salavat-ı şerife getirelim diyorlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bizim namazlarda okuduğumuz salli-i barikleri söylüyor sahabelere. Allahümme sallallahu aleyhi ve sellem gibi veya birkaç tane böyle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri salli-i bariklerle beraber birkaç salavat-ı şerife söylüyor. Ama sahabeler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne farklı şekilde salatu selam getiriyorlar ve Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne gelip söylüyorlar. Yani biz sana böyle salatu selam getiriyoruz bu doğru mudur? Veyahut da mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri işitiyor sahabenin salatu selamlarını onlara müdahale etmiyor.
O yüzden meşhur bizde bir Karadavut kitabı vardır eskiler bilir sırf salavat-ı şerife kitabıdır. O normalde çok salavat-ı şerife vardır onda. İşte bu salavat-ı şerifeler bu manada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında söylenmiş. Zamanında söylendiği zaman da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunları müdahale etmemiş. Bunları kabullenmiş, bunları doğru olarak kabul etmiş. Aynı şekilde de telbiyeleri de kabul etmiş. Ve aynı şekilde de mesela sahabenin değişik zikirleri var, değişik duaları var. O zikirleri, o duaları ben meseleyi uzatmamak için kısadan kesiyorum böyle. O zikirleri de, o duaları da gördüğünde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne onları böyle zikretmeyin, böyle dua etmeyin, böyle telbiye etmeyin, böyle salat-ı selam etmeyin deyip onları yasaklamamış, onları men etmemiş.
Şimdi dinde bir farz kılananlar vardır, bu emredilir. Ama bir de sahabenin kendince sevgisinden, muhabbetinden, aşkından, hayretinden, cezbesinden yapmış olduğu zikirler, salat-ı selamlar veya kılmış olduğu namazlar vardır ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunlara sessiz kalmıştır. Yani dolaylı olarak onları kabul etmiştir. Onları reddetmemiştir. Hani değişik zamanlarda sahabeler bir iş yaparlar, sahabeler o işi yaptığında, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onu men etmediyse, sahabe onu kendisine ölçü etmiş, men edilmemiş bir şey, men edilmemiş bir şey olunca onu haram görmek, onu mekruh görmek, onu eksik görmek, men edilmemiş bir şeyi, bir fiiliyatı, bir sözü, onun üzerinde bir hüküm koymak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hüküm koymadığı, men etmediği, reddetmediği bir şeyde reddetmek, men etmek olur ki,
sanki Peygamber'den sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nden daha fazla dini biliyorsun, daha fazla dini yaşıyorsun, daha ince ayrıntısını biliyorsun, sanki gaybi ilimlere vakıfmışsın veya bu ilmi ledüne vakıfmışsın, sanki Hazreti Peygamber'den haşa, daha fazla biliyormuşsun gibi bir şey olur ki, bu büyük bir kibirlilik, büyük bir küstahlıktır. O yüzden dinde Kur'an ve sünnetin men etmediği bir şeyi tartışmak caiz değildir. Kur'an ve sünnet yasaklarını yasaklamıştır. Bellidir. Siz ona ilave yasaklar yapamazsınız. Oradan bir iştah çıkarabilir misiniz? Bir şeyden iştah çıkarabilirsiniz. Mesela işte insan vücuduna zarar veren her şey yasaklanabilir mi? El cevap yasaklanabilir.
Bunun temelinde bir hüküm var mı? Evet. Siz o hükümden iştah çıkarabilir misiniz? Evet. İşte bunun gibi bu ilave zikirlerden, ilave dualardan, ilave salat-ı selamlardan kendinize bir ölçü çıkarabilir misiniz? Evet. Bunu men etmeniz veya böyle bir duayı gördünüzde, böyle bir zikri gördünüzde, böyle bir şeyi yaptığınızda men etmeye hakkınız olmaz. Bu sebep çünkü temelinde ama Kur'an'dan bir ayet-i kerime ama Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine fiili veya sözlü bir sünneti var. O yüzden siz onu reddedemezsiniz. Buradan şuraya geliyorum. Şimdi bir kısım ehli meşayi, yani şeyh efendiler, kendilerince ama rüyalarında gördükleri bir zikri, ama hallerinde, manalarında yaşadıkları bir zikri veyahut da kendilerine söylenen bir evradı ders kağıtlarını koyabilirler mi?
El cevap koyabilirler. Veyahut da şeyhlerinin, şeyhlerinin, şeyhlerinin devam ede gelen ders kağıtlarını da değiştirebilirler mi? El cevap değiştirebilirler. İlave edebilirler veya var olanını değiştirebilirler mi? El cevap yapabilirler. Bu bidat olarak kabul edilir mi? Hayır. Bakın bu bidat olarak kabul edilmez. Ha bir kimse bir sufi kendi heva ve hevesinden kendince kendi dersini değiştirmesin. Bu caiz midir, bu doğru mudur? Evet. Bu ölçü müdür? Evet. Ama üstad onun dersini değiştirebilir mi? Evet. Onun bu noktada evradını değiştirebilir mi? Evet. Bu bidat mı olur? Hayır. Bu reddedilir mi? Hayır. İşte ölçüsü de bu hadis-i şerifler ve az önce anlattığım sohbet. O yüzden şimdi kıymetli kardeşler, bu hadis-i şeriften çıkarılacak olan ölçü şu.
Bir üstad, bir meşayih adına şeyh efendi deyin, mürşidi kamil deyin, mürşid deyin, şeyh deyin, veli deyin, üstad deyin bağlı bulundunuz kimse. Virdinizi sizin değiştirebilir mi? El cevap değiştirebilir. Komple evradı değiştirebilir mi? Evet, değiştirebilir. Bir var olan evrada bir evrat ekleyebilir mi? Evet. Var olan evradı kaldırıp yerine başka bir evrat veya hatta komple kaldırabilir mi? Evet. Bu değişiklikler olabilir mi? Evet. Ve bu değişiklikleri bidat olarak kabul edebilir miyiz? Hayır. Bakın. Sebep, çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sessiz kaldığı, seslenmediği, men ettiği şey, Ümmet-i Muhammed için güzel gördüğü, hoş gördüğü, Ümmet-i Muhammed için doğru gördüğü şeylerdir.
O yüzden bunları ne yapamayız? Bunları men edemeyiz, bunları reddedemeyiz. Allah bizi onlardan eylesin, iyilerden eylesin. Cenab-ı Hak inşallah Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet saniyesine tabi olan, onun sünnet saniyesini yaşama ve yaşatma mücadelesi veren, onun ayak izlerini ve onun gönül izlerini ve onun nefesini takip eden kullarından eylesin cümlemizi. Bu akşam, bunu da not olarak almışım, bu ilaveleri yapmak, bu ilaveleri yapmak asla ve asla hanefilerce yasaklanmamış, hanefiler, şafiler, hanbeliler, manikeler de bu ilavelerle alakalı herhangi bir ters fetva vermemişler. Dört mezhebin dördü de bu ilave etmeleri veyahut da bu tip değişiklikleri caiz görmüşler mi?
El cevap caiz görmüşler. Allah bizi affetsin inşallah. Şimdi de sorularınıza geçeceğiz inşallah. Bu normalde cumartesi günün son sorulardan birisiydi.
Hani bir kardeş aklıma takılan bir soru vardı. Yaratıcının kainatı yaratıp insanları sorulamasının ödül ceza sistemi uygulamasının cennet cehennem gibi sebebi ne olabilir? Künfeye kün diyor, Kur'an'da ol der olur yani bu kadar güçlü her istediği olan bir yaratıcının dünyayı yaratıp insanlığı gönderip dediklerimi yapmazsanız cehenneme gönderirim demesindeki sebep ne olabilir? diye bir soru sormuştu. Biz de o sorusuna cevap vermiştik. O kardeş ilave bir şey yapmış. Hani bu bizim verdiğimiz cevaba egosunu tatmin etmek gibi bir şey bu hocam ama demiş benim verdiğime cevabı yorum yapmış. Siz öyle görebilirsiniz bunu veyahut da bizim cevabımız yetersizdir öyle söyleyelim. Ama ve lakin Allah'ın ne ibadete ne de cezalandırmaya ihtiyacı yok.
Bir kimse Allah'a kulluk ederken kendince ne kadar kulluk ederse etsin Allah'ın zatına veya Allah'a bir katkıda bulunamaz, etmezse de Allah'tan bir şey eksiltemez. Bir kimsenin kulluk etmesi kendisiyle alakalıdır. Etmemesi de kendisiyle alakalıdır. Ederse etrafa faydalı olur mu? Evet. Etmezse etrafa zarar olur mu? Evet. Ama bu fayda veya zarar insanlarla alakalı. Din bir kimse kendince inanma güdüsünü karşılamak için inanma duygusuna cevap vermek için iman eder. Bir kimse de bu inanma güdüsünü kendisinde bulmaz, bu inanma duygusunu kendisinde hissetmez.
O zaman da o kimse inanmamayı seçebilir. Seçebilir mi? El cevap seçebilir. Bu onun kendi elinde bir şey. O yüzden bütün herkese sözüm. Sizin ibadet etmeniz Allah'a bir fazlalık değildir. Etmemeniz de Allah'a bir eksiklik değildir. İnanmanız Allah'a bir fazlalık değildir. İnanmamanız da Allah'a bir eksiklik değildir. İnanmak veya inanmamak, kulum kendi dairesinde kendi yapacağı bir şeydir. İnanmak zorunda mısınız? Hayır. Allah'ın böyle bir şeye ihtiyacı yok. İbadet etmek zorunda mısınız? Hayır. Allah'ın ibadete de ihtiyacı yok. Siz kendi yolunuzu cehennem yolu olarak seçtiyseniz, buyurun cehennem yolunda yürüyün. Siz kendi yolunuzu cennet yolu olarak seçtiyseniz, buyurun cennet yolunda yürüyün. Bunda bir sıkıntı yok.
Selamünaleyküm arkadaşım. Bu pazartesi askere gidecek. Gitmeden yanınıza gelmek istiyoruz. Daha önce Karabaş ve Lidergan'a gelmiştik. Akşam Sema'a gösterirsin, bekledik. Sonra sizin o gün Bosna'ya gittiğinizi öğrendik. Öylece döndük. Sizi nasıl görebiliriz? Görüyorsunuz. Bosna'ya gittiğimde geldiyseniz, o zaman yaklaşık bir yıl olmuş. Bir yıl önce, onuncu ayda mı gittik Bosna'ya Cemil? Ekim. 2019 Ekim. Onuncu ayda Bosna'ya gitmişiz Ekim'de. Demek ki o günden beri bir daha görüşülmemiş.
Allah buluştursun, denk getirsin. Selamünaleyküm hocam. Bir sıkıntım vardı. Yardımınız olacağını umuyorum. Cenab-ı Hak, elimizden bir şey gelirse, yardımcı olmakta. İnşallah yardımcı olmaya gayret ederiz. Rabbim muaynin olsun. Cenab-ı Hak, en güzel, en tatlı, en şirin yerden sana yardım etsin inşallah.
Cehalet ile yumuşaklık arasındaki ilişki nedir? Yani cehalet ile yumuşaklık arasında nasıl bir ilişki sorguladınız, sordunuz bilmiyorum. Cehalet ayrı bir şeydir. Yumuşaklık ayrı bir şeydir. Cehalet cahil. Din Allah bilmez, peygamber bilmez kimselere, din diyanet bilmez kimselere cahil denir. Dini olarak cahillik yorumu budur. Bir kimseye cahil dediğinizde o din bilmiyordur. Şimdi bir de mesleki cehalet vardır. İşte tamirci Serdar var bizim burada şimdi İzmit'ten. Yani o kimse işte bir çırak geldi, henüz daha araba tamir etmesini bilmiyor. Arıza tespitini de bilmiyor. O kimse tamirciliğin cahili. Cahil olduğunu bildi. Bir ustanın yanında gitti.
O işi öğrenmeye çalışıyor. O tamirciliğin cahilliğini bildi. Ve onu meslek haline, onu sanat haline getirmek için bir ustaya ihtiyaç duydu. Ki var, o ustanın yanında onu öğrenecek. Şimdi din cahilleri de var mıdır? Evet. O kimse Kur'an ve sünneti bilmiyordur. Kur'an ve sünneti bilmeyince o kimse din cahili olur. Yol cahili olur mu? Evet. Yol cahili nedir? O sufiliğin esaslarını, tasavvufun inceliklerini bilmiyordur. O da yol cahilidir. Bakın. O yol cahili de ne yapar? Bir üstada, bir mürşid-i kamide, bir veliye, bir şeyhe intisap eder. O yol cahilliğini erdemliliğe, bilgeliğe ulaştırmak ister. O yüzden cehalet durumuna, konumuna, vaziyetine göre, sanatına göre değişir.
Konumu, durumu, tecelliyatı. Yumuşaklık ise farklı bir şeydir. Bir kimsenin işte Kur'an sünnet dairesine bağlı yumuşaklığı vardır ki bu met edilmiştir. Bu güzel ahlaktır. Ama bir kimse kötü ve kötülüklere karşı, cahiliğe karşı, küfre karşı yumuşak davranamaz. Bu da ona yumuşak davranması din bilmezliğindendir. İnsanlarla ilişkilerimizde orta yolu takip etmek, aşırı gitmemek nasıl olmalıdır? İnsanlarla ilişkilerde orta yolu takip etmek diye bir şey yoktur. İnsanlarla olan ilişkilerde insanların durumuna, konumuna göre davranmak vardır. Hani Hazreti Ayşe annemiz öyle söylüyor. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden insanların durumlarına ve konumlarına göre davranmayı öğrendik diyor. O yüzden biz insanların durum ve konumlarına göre davranmayı öğreneceğiz.
İkili ilişkilerde. Yani siz böyle yumuşak davranılmayacak yerde yumuşak davranır, sert davranılmaması gereken yerde sert davranırsanız, siz cahil bir insansınız. Nerede nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz. Veyahut da nerede nasıl konuşulacağını bilmeyen bir kimse çok affedersiniz süper dangalak olur. Nerede ne konuşacağını bilmez. Süper dangalaklığını her tarafta devam ettirir. Böyle olunca da o süper dangalaklara karşı tedbirli olmak, süper dangalaklara karşı böyle insanın kendince yani onları yanında taşımama, onlarla beraber yol yürümeme, onlarla beraber bir ortamda bulunurken dikkatli olmalı. Veyahut da onlar eğer gideceği yer önemli bir meseleyse böyle süper dangalakları yanında götürmeme, taşımama gibi bir ölçüsü olur.
O yüzden biz kimle nasıl görüşeceğimizi, konuşacağımızı, kimle nasıl bir ilişkide bulunacağımızı öğrenmemiz lazım. Bunun için tecrübe lazım, bunun için eğitim lazım, bunun için hayatın içerisinde durmak lazım. Bunun için küçük çocuklar mesela işte kız çocukları annelerinin yanında, erkek çocuklar babalarının yanında veyahut da Sufiler, yeni Sufiler, eski Sufilerin yanında, abilerinin yanında bu edebi, adabı öğrenmeleri. Bunlar nerede, nasıl, kime, nasıl davranılacak bunları öğrenmeleri gerekir. Böyle bunları öğrenmezlerse hani işte kimin yanında nasıl davranacağını, kime nasıl davranılacağını bilmez. Bunu çok hadis-i şerif okuyun. Hadis-i şeriflerde mesela zalim bir hükümdara karşı nasıl davranılır? Bir sürü davranış biçimleri vardır.
İşte zulmeden bir devlet başkanına nasıl davranılır? Ona nasıl nasihat edilir? Onun önünde neyi nasıl yapılır? Bununla alakalı hadis-i şerifler vardır. Veya bir zalim babaya, veya bir zalim anneye, bir zalim eşe, bir zalim çocuğa, bir zalim arkadaşa, bir zalim komşuya, bir zalim etrafımızdaki kimselere nasıl davranılır? Bunlara din nasıl anlatılır? Bunlara nasıl nasihat edilir? Hadis-i şeriflerden bu sonuçlar çıkarılabilir. Veya nasıl bir davranış biçimi kibirliliktir? Nasıl bir davranış biçimi böyle insanlara tepeden bakmaktır? Nasıl bir davranış biçimi ezikliktir? Nasıl bir davranış biçimi ikiyüzlülüktür? Nasıl bir davranış biçimi zenginlerin önünde dinini satmaktır?
Nasıl bir davranış biçimi siyasilerin önünde dinini satmaktır? Nasıl bir davranış biçimi işte bürokratın önünde dinini satmaktır? Bunların hepsinde Kur'an ve sünnet süzgecinden geçirerekten öğrenilir. Ve insanlar hangi topluma, hangi bireye, hangi şahsa, hangi topluluğa gittiğinde orada neyi nasıl davranacaklarını ve neyi nasıl söyleyeceklerini çok iyi analiz edebilirler. Bu başlı başına gerçekten insanı insan eden öğretilerdir. Bakın insanı insan eden öğretiler ve insanı toplum içerisinde yerini, konumunu, durumunu gösteren şeylerdir. Mesela siz bir cenaze evinde gülerseniz, kahkaha atarsanız orada yanlış bir şey yapmışsınızdır. Veyahut da siz gülünen, eğlenilen bir yerde somurtursanız o yine duruma göre siz doğru davranış biçimde bulunmadınız.
Veyahut da siz bir arkadaşınızın davetine katıldınız, davete katıldığınızda orada yemeği, ikramı beğenmezseniz ayrı bir süper dangalıklık yapmışsınızdır. Veyahut da bir kimse bir şey konuşurken bilmediğiniz halde onun konuşmasına müdahale ettiyseniz ayrı bir süper dangalıklık yapmışsınızdır. O yüzden insanlar süper dangalık olmamak için muhakkak ve muhakkak çok ayet ve hadis okumalı, insan davranışları nasıl olmalı, güzel ahlak davranışları nasıl olmalı, bunu iyi öğrenmeli.
Ben o yüzden edebil müfret, Buhari'nin edebil müfretini çok önemserim ve bütün yeni sufi olan kardeşlere İmam Buhari'nin edebil müfretini muhakkak okumalarını ve muhakkak uygulamalarını isterim. Biz mesela zalime karşı yumuşaklığı biz güzel ahlak gibi görüyoruz. Değil canım kardeşim, zalime zulmeden bir kimseye, o zalimin zulmüne göğüs germek, o zalimin zulmüyle mücadele etmek cihat. Bir haksızlığa karşı, bir arsızlığa karşı, bir ursuzlığa karşı, bir yanlışlığa karşı mücadele etmek cihat. Biz Ümmet-i Muhammed korkaklığı, pısırıklığı güzel ahlak olarak önümüze koyuyor. Enteresan bir şey bu. Yani korkaklığımızı, pısırıklığımızı güzel ahlak olarak nitelendirmişiz. Aymazlığımızı, vurdum duymazlığımızı, neme lazımcılığımızı güzel ahlak olarak görmüşüz.
Korkaklığımızı güzel ahlakla örtmeye çalışıyoruz. Ben korkaklığım demiyor adam. Veyahut da benim işte belediyeden şu işim var, ben bu işimi görmem için benim bu yanlışlığa yanlış dememem lazım. Ben kardeşim işte dünya menfaatleri için ben doğruları söyleyemem. Ben o yüzden münafığın tekiyim diyemiyor. Bu zamanda konuşmamak lazım. Ne zaman konuşacaksın? Ne zaman konuşacaksın? Aman hocam dikkat et işte seni götürürler. İyi götürsünler canım kardeşim. Seni götürmesinler dedim. Cumaya giriyor adam. Gene bir laf söyledi. Dedim kimin huzuruna gidiyorsun? Allah'ın huzuruna. Cuma kılacaksın dedi. Değil mi dedim ben? Evet dedi. Dedim ya Allah'ın huzuruna gidiyorsun. Allah dedim adaletsizliği, hainliği, zalimliği, yalancılığı, fuhşu, şunu, bunu, bunu, bunu, … haram etmiş dedim ya.
Sen şimdi bana diyorsun ki dedim bu haramları sen anlatma. Sen diyorsun ki dedim bu hırsızlığı, yalancılığı, yalancılığı, dorancılığı, dolandırıcılığı, rüşvetçiliği, zalimliği anlatma diyorsun bana dedim. Ve şimdi bir de cuma kılacaksın sen dedim. Bu sustu ben öyle deyince. Ya cuma kılacaksın. Kıymetli Müslümanlar, din sadece namaz kılmak, cuma kılmak değil.
Bu Müslümanlar ne zamandan itibaren dinin sadece namaz kılmak, oruç tutmaktan ibaret olmadığını öğrenecekler? Merak ediyorum. Yani İslam dinini biz namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, işte başına bir iki metre örtü takmak, ayağın aşağı var, üzerine cübbe veya haydari, kafanda sarık, bir sakal bırakmak olarak orada bitirdik İslam dinini. Haksızlıklara karşı durmayı, zalimlerle mücadele etmeyi, adaletsizlikle mücadele etmeyi, nerede huş varsa onunla mücadele etmeyi, uyuşturucuyla mücadele etmeyi, hırsızlıkla mücadele etmeyi, dolandırıcılıkla mücadele etmeyi, zalimlere karşı durmak, cihat olduğunu unuttuk biz. İşimize gelmiyor.
Korkaklıkta on numarayız. Korkaklıkta on numarayız. Ve bir de bunu biz güzel ahlak olarak nitelendiriyoruz. Yanlışlığımız burada. Allah muhafaza eylesin. Cehalet her ne şeyde olursa onu kirletir. Gerçekten Allah yumuşaktır. Yumuşaklığı sever hadisine binayen sormuştum demiş kardeşimiz. Hadis-i şerifi bize gönderirseniz memnun oluruz. Cenab-ı Hak Müslümanları tarif ederken o müminler ki müminlere karşı şefkatli ve merhametli kafirlere karşı şedittirler. Allah azab-ı eleyimdir. Azab edicidir. Nerede kaldı Allah'ın yumuşaklığı? Evet Allah'ın rahmeti, bereketi, mağfireti azabını sarmıştır. Ama Allah aynı zamanda azab edicidir.
Evet Allah anneye, babaya, kardeşlere, mümin kardeşlerine karşı yumuşaklığı sever. Anne baba zulmediyorsa ne yapacağız? Kardeşlerimiz zulmediyorsa ne yapacağız? Allah eşlerimize karşı yumuşaklığı sever. Eşlerimiz haram işliyorsa, eşlerimiz namuslarına, şerefsilerine, haysiyetlerine, yataklarına, evlerine, çocuklarına sahip çıkmıyorlarsa ne yapacağız? Ha gidip öldürün demiyorum. O halde de yumuşak mı davranacağız? Allah bizi affetsin. Her şeyin ölçüsü var. Üstadım sadece İzmir değil Urfa'dan da seviyoruz sizi. Allah sizden ve temiz yürenizden ayırmasın bizleri. O Urfa'daki kardeşlere selam ediyoruz.
Derya sana da selam ediyoruz. Maşallah sübhanallah. Bir İzmir'desin bir Urfa'dasın ha. Allah seni nazardan saklasın. Efendim çocukların sünnet yaşı var mıdır? 3-6 yaş arası sünnet yapılmaz deniliyor. 7 yaşa kadar çocuklar sünnet edilir. Doğduğundan 7 yaşa kadar. Baba evine yapılan ziyaretler seferlik hükmüne girer mi? Yani Hanefilerin büyük bir çoğunluğu insanın doğmuş olduğu anne baba evine gittiğinde seferlikten çıkabileceğine dair hükmetmişler. Bir kısmı seferi sayılmaz demişler. Fakat şu anda insanların hayat standartları değişti.
Bir evin anahtarı sendeyse oradan seferlikten çıkarsın. Evin anahtarı sende değilse orada seferliğe devam edebilirsin. Muhterem hocam ben meczubum. Elimden geldiğince zikrediyorum. Fakat namaz kılamıyorum. Yerim nedir dinimizde? Ben hiçbir deli görmedim ki ben deliyim desin. Ben hiçbir meczub görmedim ben meczubum desin. Kendi hükmünü kendisi verdiyse o ben meczubum diyorsa o meczub değildir. Yani normalde evet dervişlerin hepsinde bir parça meczupluk vardır. Ama namaz kılamıyorum dediğinde o kimse namazı olmayanın dinin direği yıkılmıştır. Bu İslami meczupluk olmaz Allah muhafaza eylesin. Orada sıkıntı var.
Selamünaleyküm sorun bir adab ile ilgili. Bayramın ikinci günü ancak kurbanı kesip sizinle bayramlaşmaya geldik. Sizin de dediğiniz gibi ne engelleri aşıp ailemle geldim. Benim gibi sizinle bayramlaşmaya geç gelenler on beş kişi civarında ilk beş kişiyle bayramlaşırken araya bir arkadaş girip buna izin veremem dedi. Neden dedim? Bu bayramlaşma spontane oluştu dağılın dedi. Edebin nasıl olması gerektiğini bilmediğimden hiçbir şey demeden boynu bükük olarak ailem ve benim arkandakiler ayrıldı. Siz önümüzdeki beş aile ile bayramlaştınız. Birinci sorum buradaki hareketimiz nasıl olmalı? İkinci sorum sorunlu olmayan ama çok güzel laf ve trip atan, kendine sorumluluk yükleyen arkadaşlara karşı nasıl davranacağız?
Bir, böyle bir dağılın deme hakkı hiç kimsede yok. Ben orada son arkadaş gidinceye kadar orada oturdum. Saat yediye kadar oradaydım. Ben şimdi kendimce toparlıyorum. Saat yedi, Ömer saat yediye kadar falan oradaydım değil mi? Bayramlaşmada. Sekiz miydi? Yedide bitti ben sekize kadar beklerim. Ben yedi de bitti, ben tekrar kahve içtim, orada oturdum. Hatta Endonezyalı bir arkadaş vardı, eşiyle beraber geldi. Onunla sohbet ettim, onunla konuştum. Artık temizliğe başlamışlardı, ben çıktım. Bir, bu tip meselelerde bir kimse sorumlu olmadığı halde, sorumluymuş gibi böyle bir şey derse, bunu dinlememeniz gerekir.
Bir de bayramlaşma. Ben oradaysam, canım kardeşim ben bayramlaşacağım, sen dağılın demeye hakkın yok diyebilirsin. Orada sorumlu işte Cafer vardı son noktaya kadar, işte Cafer'in olduğu yerde bir başkasının orada bir şeye hükmetmesi zaten doğru değil. Sebep, ya orada bir, en üst seviyede bir vazifeli var. Örnekliyorum şimdi. İşte İzmit'e gittim, İzmit'te Cemil var. Orada Cemil dururken birisinin kendi kendine vazife adetmesi kendinde, bir, Cemil'in zakirlik zayıflığındandır. İki, oradaki o kimsenin edep yoksun olmasındandır. Cemil ona susuyorsa, onun edep yoksunluğunu göz yummuş olur, o da zulmetmiş olur. Şimdi orada hiç kimsenin hükmü olmaz.
Bir üstadın bulunduğu yerde ise, ancak üstad söylerse orada hüküm sahibi vardır. Mesela ben gittim İzmit'e, şimdi Cemil burada diye böyle örnekliyorum. Ben İzmit'e gittim, Cemil şu böyle böyle böyle olsun dediği zaman, Cemil şunu diyecek. Üstadımız bunu böyle böyle olmasını istedi. Bitti. Bunun akabinde birisi ona cevap verirse, karşı çıkarsa, o kimse nefsine uymuştur. Heva hevesine uymuştur. Doğru değildir. O yüzden bayramlaşma gününde, oranın sevk ve idaresi, Cafer oradaydı. Cafer'e dedim, ne yapıyorsunuz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz. Tamam, bir sıkıntı yok. Öbür türlü arkadaşlara dağılın demek, işte gidin demek, bayramlaşma bitti demek. Ben oradayken, ben bitti demeden, bir başkasının bitti demesi doğru değil.
Fatih Derim gibi oldu biraz böyle, biz bitti demeden, biz bitmez hiçbir şey diye. Ona benzedi ama bu böyledir. Birisi orada, üstad program sona erdi demedikten sonra, birisinin orada program sona erdi, gidin dağılın demesi doğru değil. Ona susan arkadaşların da yaptıkları doğru değil. Eğer böyle kendi kafasından, kendi kendine bir vazife tayin eden bir kimse, kendince etrafı sevgi idare etmeye kalkarsa, arkadaşlar da ona diyecekler ki, canım kardeşim buranın sorumlusu var, tatlı bir şekilde.
Kim buranın sorumlusu? Cafer. Kim buranın sorumlusu? Ne o? Cemil. İşte kim buranın sorumlusu? Ömer bizim. Eee tamam, sorumlular ayakta dolaşıyorlar zaten. Onlar işte orada hizmetin devam etmesi için, o onu söylüyor, bu bunu söylüyor, o onu böyle yapın diyor, bu bunu böyle yapın diyor. Herkes aynı işi yapmıyor. O yüzden arkadaşlar böyle, kendi heva ve heveslerinden sorumluluk ad eden kimselere müsaade etmeyecekler.
Otur kardeşim, buranın sorumlusu var mı? Var. Sen otur. Bitti. Buranın zakiri var mı? Var. Otur kardeşim, zakiri burada. Bir şey söyleyecekse söyler. Sana bir şey söylediyse söyle bize. Bitti. Eee o söylememiş. Sana ne? Allah muhafaza eylesin. Bir de, hani ben bir şey söyleyeceksem herkese söylerim. Mahculu değilim, kısıtlı değilim. Kendimi idare edemeyecek noktada da değilim. Bir başkasının beni idare etmesine de hoşuma gitmez, canım sıkılır. Bütün herkes, kim olursa olsun bu, zakirinden, çavuşundan, dervişine kadar. Birisi beni idare etmeye kalkarsa canım sıkılır. Canım çok sıkılır hem. İstişare etsin, istişare açığım, beni idare etmeye kalkmasın.
Benim adıma hükmetmesin. Ben ne yiyeceğimi de bilirim, ne içeceğimi de bilirim, kimle de konuşacağımı bilirim, kimle konuşmayacağımı da bilirim. Yeteri kadar bu konuda ehliyetli olduğuma inanıyorum. O yüzden doğru değil. Ve gerçekten üzüldüm. Bunu yapan arkadaş da dinliyorsa bizi, bu arkadaşlarla helallaşması lazım. Allah bizi affetsin inşallah. Bazen şu oluyor, mesela işte bir dinlenmeye ihtiyacı oluyor. Ben diyorum ki arkadaşlar bir mola verelim, ben bir dinleneyim. Veyahut da o esnada bir şey çıkıyor. Arkadaşlar mola, ben kendim de söylüyorum. Arkadaşlar mola veriyoruz, namaz kılacağım veya mola veriyoruz. Mesela bayramlaşmada işte efeler oynayacaktı. Dedim ki mola bir efeler oynansın, bir nefes alsın herkes, bir ortalık neşelensin istedik.
O zaman ne oldu bilmiyorum bunu. Ama o zaman değilse ki bu hani son dönem fasılsa ben orada geç zamana kadar hatta kimse kalmadıydı. Böyle birkaç masa bir arkadaş kaldı son giderken. Öyle olmadı mı? Evet. Ben gelene ayağa kalktım, bayramlaştım. O yüzden bir başka bir kimsenin yasaklaması doğru değil. O yasaklamaya uymak da doğru değil. Sorumlu olmayan ama çok güzel laf ve trip atan, kendine sorumluluk yükleyen arkadaşlara karşı nasıl davranacağız? Kıymetli kardeşler, bu bizim bulunduğumuz toplulukta açık ve net söyleyeceğim. Herkesin ne sorumluluğu olduğu belli. Bir kimse kendince kendisini sorumluluk gibi görüyorsa heva hevesine uymuş. Allah bizi affetsin inşallah.
Bir kardeş Facebook sayfası atmış. Kusura bakmayın, yani buradan Facebook açabilecek noktada değiliz. Selamun Aleyküm. Allah'a karşı olan kibrin alameti nasıldır? En basitinden namazı kasten terk etmektir. Bir kimse Allah'a karşı olan kibri, Allah'ın farzlarını yerine getirmemek, haramlarını bile bile işlemek Allah'a karşı kibirdir. Bakın tekrar altını çizerekten söylüyorum. Allah'ın farzlarını bile bile yerine getirmemek ve Allah'ın haram kıldıklarını bile bile işlemek Allah'a karşı kibirdir. Selamun Aleyküm.
Allah'ın sesi var mı? Allah el-kelâm'dır. Yani kelam edici, konuşandır. Selamlar üstadım bir konuda tartışma yaşadık fabrikada arkadaşlarla. Haçta kesilen kurbana farz diyen profesörler var. Bu konuda bilgi verir misiniz? Normalde haccın farzlarından değil kurban kesmek. Haccın farzı ihrama girmek, Arafat'ta durmak. Dinden çıkar mı? O esnada dili sürtmüştür, bilememiştir. Allah muhafaza eylesin. Öyle görelim. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceleriniz olsun. Canlı yayınlarınızı sürekli takip ediyorum. Müsaadeniz olursa ben de rüyamı anlatmak istiyorum.
Kendi köyümde görüyorum. Babamın bir bahçesi vardı dere kenarında. Onu oğlan kardeşime verdi. O da orayı sattı. Bahçenin köşesini dereye almış, götürmüş, yani çökmüş görüyorum. Deremiz küçük ama ben büyük görüyorum. Sonrasında bahçemizin yanında komşunun bahçesinde toprak kazıyorum. Toprak kazadıkça altın sarısı, toprak çıkarıyorum. Derken toprağın altından öyle bir ışık çıkıyor. Sözde altın bulmuşum. Rüyamı bu kadar hatırlıyorum. Babanız çocuklarının arasında adaletli davranmamış. Allah adaletli davrananlardan eylesin. Siz de buna sabretmişsiniz. Siz sabrettiğiniz için de Cenab-ı Hak sizi manen kuvvetlendirmiş, manen güçlendirmiş. Sizin manen kalbinize ve gönlünüze ilham etmiş.
Allah mübarek eylesin inşallah. Yine de babanıza dua edin. İnsanlar hata yapabilirler. Eksik noksan davranabilirler. Gönül arzu eder ki, annen ve babalar çocuklarının arasında ayırım yapmasınlar. Adaletle hükmetsinler. Çocuklarına zulmetmesinler. Ama ne yazık ki, cahillik bunu yapıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Bazen bir yara sebebiyle kan geliyor. Fakat ne zamanlar geldiğini anlayamıyorum. Bu yüzden abdestimin bozulup bozulmadığı ve namaz kılıp kılamayacağımı da anlayamıyorum. Bu gibi durumlarda abdestimin olup olmadığını nasıl anlayabilirim? Bir yara sebebiyle kan geliyor da, siz kanı görmediyseniz, abdest iseniz namazınızı kılacaksınız.
Kanı görmediniz. Ama kan geldi, gördünüz, gidip abdestinizi alıp namazınızı öyle kılacaksınız. Selamun aleyküm. Efendim, gecen perşembe sohbetinizde, pirim dediğim için, insanın yüzüne karşı ölmesi sünnete aykırı diyerek, ikazda bulunmuştunuz. Cumhurbaşkanına, cumhurbaşkanım demek, onu övmek olur mu? Bunda bir beis yok. Bir devlet hiyerarşisinde bir kimse, cumhurbaşkanı ise cumhurbaşkanı, başbakansa başbakan, bakansa bakan, vali ise vali, belediye başkanı ise, belediye başkanı olarak, nitelendirilmesinde, ve onun öyle söylenilmesinde, dinen bir beis yok. Himmet ve kerametinizle, bak gene sen benim yüzüme karşı övüyorsun, benim himmet ve keramet sahibi olduğumu söylüyorsun, yine bu övülmeye giriyor.
Allah muhafaza eylesin. Kur'an ve sünnet dairesinde, zahiren, hal, rüya, yakazı ile batinen delilimiz var ise, pirim demek gerçeği ifade etmek midir, övgü müdür, bu noktada pirim demek için izninizi rica etsek olur mu? Bir kimse kendince bir rüya görür, kendince bir hal görür, yakaza görür, bir başkasına bunu kendince bir ölçü olarak görür, bir başkasına bunu söyleyebilir. Ama bunu o kimsenin yüzüne sövmek, yine övülmeye girer. Allah muhafaza eylesin. Bu doğru değil. Rabbim Kur'an'ın sünneti ve ekolünüzü anlayıp yaşamayı, bizlere, bizden sonrakilere ve onlardan sonrakilere nasip etsin. Amin. Tasavvuf adabında, dördüncü esmanın sonuna gelen dervişi, şeyhinin mürşidi kamile göndermesi gerekmez mi?
Günümüzde böyle uygulamalar var mı? Eğer normalde o kimse rüyasında böyle bir şey görürse, gönderilir. Neden gönderilmesin ki? Sizi bu sorunun dışında tutarak, ülkemiz sınırları içerisinde, irşad ile vazifelendirilmiş mürşidi kamil var mıdır? Biz oturup da bunların sayısını söyleyecek, bunlarla ilgilenecek noktada değiliz canım kardeşim. Allah'ın mülkünde, Cenab-ı Hakk'ın velisi eksik olmaz. Ülkemiz sınırları içerisinde, ebdallardan olup bir topluluğa mürşidlik yapan var mıdır? Muhakkak vardır. Allah eksikliğini göstermesin. Renklerin nefis meratibleri ile ilişkisi var mıdır? Var. Var ise altıncı ve yedinci meratibin sancağının, ya da perdelerinin renkleri nedir?
Sırf hükmünde değilse açıklar mısınız? O hale geldiğinde görürsün inşallah. Hakkınızı helal edin. Helal olsun inşallah. Selamün aleyküm ve aleyküm selam. Çocukluğumdan beri babam tarafından çok eleştirildim. Ben de özellikle aile içinde kendimi sürekli eleştiri yaparken buluyorum. Elimden geldiğince dikkat etmeye ve azaltmaya çalışırım. Ama bu durumu bir türlü aşamadım. Ne yapmamı tavsiye edersiniz? Bir kimsenin kendi kendisini tefekkür edip, kendi kendisini tefekkür edip, kendi eksikliklerini görüp ve kendi eksikliklerini tamamlamaya çalışmak erdemliliktir. Bir kimseye aynı olmak, yani o kimsenin eksikliklerine aynı olmak, hem aynı olan için erdemliliktir, hem de aynı olunan, o aynadan gerekli dersini alıyorsa, bu da ayrı bir erdemliliktir.
Ama anne babalar çocuklarını habire eleştirerekten ve ağır eleştiriler koyaraktan, ne yazık ki çocukların psikolojilerini bozuyorlar. Anne babalar çocuklarını eleştirmektense nasihat etmeleri gerekir. Doğruyu, iyiliği, güzeliği anlatmaları gerekir. Ama ne yazık ki anne babaların en büyük hata ve handikaplarından birisi, çocuklarını ve etrafını eleştirmek. Eşler arasında da aynı sıkıntı var bu. Yani bu sıkıntı toplumun her tarafına sirayet etmiş vaziyette. Herkes birbirini eleştiriyor. İnsanlar yemekteyiz programında sanki. Bu programlar o kadar çok insanların ahlakını bozdu ki. Bu eleştirel, hani eleştirel bakalım, eleştirel bakalım. Eleştirel olmamız lazım.
Eleştireye açık olman lazım. Eleştirilere göğüs germen lazım. Ya günaha giriyorsunuz. Günaha giriyorsunuz. Biz nasihate açık olalım. Eleştireye değil, bana nasihat et kardeşim. Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Din eleştiridir, din eleştiridir, din eleştiridir diyebilirdi Kur'an ve sünnet bize. Ama din nasihattır dedi. Din tebliğ etmektir dedi. Din eleştirmektir demedi. Bizde öyle bir eleştiri kültürü, öyle bir eleştiri haramını içimize yerleştirdiler. Ben onun yüzüne de derim. Hadi gel yüzüme de hadi bakalım. Diyemezsin. Korkan tekisin sen. Cibilliyetsizin tekisin. Sütsüzün tekisin.
Sen kimsenin yüzüne söyleyemezsin. Sen ancak orada burada konuşursun işte. Böyle bir bozuk kültür oluştu. Eleştirmek yok. Nasihat etmek var. Bunu böyle yaparsan daha iyi olur. Bu haram, bu haramı işleme. Bu farzları yerine getirmeye gayret et. Bu ayrı bir dil. Sen bir şey bilmiyorsun da, sen bir şey yapmıyorsun da, sen bir şey yapamazsın da, sen bir şey edemezsin da, sen yan yürüdün da, sen yan bakıyorsun da, sen şunu şöyle yapıyorsun da, sen bunu böyle yapıyorsun da, böyle ediyorsun da, böyle ediyorsun da. Ya bu değil din. Değil. Nasihat. Haram işleme. Yavrum anne babana öf dahi deme.
Anne babana karşı çıkma. Yavrum anne babana haram davranışlarının içerisinde bulunma. Yavrum eşine karşı sert davranma, kaba davranma. Eşine karşı merhametli davran. Yavrum eşine, çocuklarına, etrafına karşı Kur'an ve sünnete uygun davranışlar içerisinde bulun. Canım kardeşim eşini haksız yere dövüp sövüpme. Eşini haksız yere kalkıp da incitme. Çocuklarını haksız yere incitme. Bakın bunlar nasihat. Ama insanlar öyle bir eleştirinin içerisindeler ki, bir de bunu hakmış gibi görüyor herkes. Bu bozuk, bu çirkin, bu necaset ahlakı doğru bir şeymiş gibi toplumun içerisine yerleştirirler. Eleştirel bakmak lazım her şeye. Hayır ya, neden eleştirel bakmak zorundasın her şeye?
Sen hep yarım göreceksin, hep eksik göreceksin. Hep eksik arayacaksın. Memnun olmayacaksın hiçbir şeyden. Aa bardak, eleştirel bakalım. Bardağın yarısı boş ama. Bardağın yarısı dolu ama. Ne kadar güzel, ne kadar iyi. Cenab-ı Hak hamdü sen olsun. Rabbim nimetlendirmiş. Eleştirel bakarsan, yarım ama, eksik ama. Vay ağzı şöyle olmuş, yok işlemesi böyle olmuş. Eleştirel bakıyor. Cenab-ı Hak'a hamd et. Bu ayrı bir kültür. O yüzden ben arkadaşlara da söylüyorum. Kendinizi gömmeyin. Kendi kendini sen, kendini analiz et. Yanlışlıklarını tövbe et. Yanlışlıklarını çıkar. Hayatına devam et. Gömme kendini. Kendini neden toplum içerisinde eleştiriyorsun? Hayır.
Kendini toplum içerisinde eleştirme. Kendini övme de toplum içerisinde. Ama eleştirme de. Eksikliklerini gör veya eksiklikleri birisi sana aynı olursa, eksikliklerini gör, dersini al, yürü. Allah muhafaza eylesin. Anne babalar çocuklarını katliam ediyorlar böyle eleştirerekten. Eşler birbirlerini eleştirerekten katliam ediyorlar. Katlediyorlar. Resmen katlediyor. Kadın kocasını gidiyor, annesinin babasının yanında eleştiriyor, laf söylüyor arkasından, gömüyor. Adam gidiyor, eşini annesinin babasının yanında eleştiriyor, gömüyor onu. Doğru değil. Anne baba, anne çocuğunu alıyor, babasını eleştiriyor çocuğuna karşı. Gömdü babasını.
Baba kalkıyor, anneniz şöyledir zaten, anneniz böyledir, anneniz şunu yapar, anneniz bunu yapar. Annesini yani eşini çocuklarının önünde gömüyor, eleştiriyor. Doğru değil. Doğru değil. Ondan sonra çocuk bıçağını biliyor. Baba gelsin de ona laf söyleyeyim. Çocuk bıçağını biliyor. Annesini bir kıstırsın, laf söylesin. Kaynana anne baba bıçağını biliyor. Gelin bir gelse de ona bir laf söylesek. Gelin bıçağını biliyor. Kayınvalide, kayınbeder denk getirse de bir laf söylesek. Damat bıçağını biliyor. Kayınvalidesin kayınbederini denk getirsin, bir onun bir laf söylesin. Yapacağını yapsın. Veyahut da işte kayınpeder, kayınvalide, damadı bekliyor. Bir bıçağını biliyor. Bir şey yapıp onu perişan edecek.
Allah muhafaza eylesin. Bütün toplum birbirine düşman. Rabbim korusun, muhafaza eylesin. Eleştiri kültüründen uzaklaşın. Doğruları nasihat edin. Eksiklikleri tespit edin. Haramları tespit edin. Bunları söyleyin. Ama birbirlerinizi eleştiriden uzak durun. Yemekteyiz programı gibi insanlar. Hayırlı akşamlar. Yeni doğan bebeği yıkamada uygun olmayan saatler var mıdır? İkinciden sonra yıkanmaz gibi mesela. Hiçbir hadis-i şerifte okumadım. Biat, midat. Hiçbir hadis-i şerifte okumadım ben. Millet neler buluyorlar ben maşallah. Selamun aleyküm.
Rüyamda sürekli ezan okunurken görüyorum kendimi. Sen kendin mi ezan okurken görüyorsun? Yoksa ezan okunurken mi? Ezanın okunduğunu mu görüyorsun? Burası tam net anlaşılmamış. Selamun aleyküm. Ben yeni evlendim. Hamdolsun çok mutluyuz. Ama ben bu mutluluğu koruyamayacağımı ve eşimi kaybedeceğimi düşünerek son zamanlarda eşimle alakalı kötü şeyler düşünüp kendimi bunları bir gün yaşayacağımı düşünerek ağlarken buluyorum. Kaza geçirip vefat edeceği veya erken vefat etmesi gibi durumu fark edip kendi kendime tövbe edip besmeleyle toparlamaya çalışıyorum. hayalimde kurguladığım şeyi yaşamak istemiyorum. Ve böyle düşünceler ve hayallemek istemiyorum. Bunun sebebi nedir ve nasıl kurtulabilirim? Allah razı olsun. Bu sizin kendi kendinizi vesvese etmeniz.
Kendi kendinizi vesvese edip bu vesvesenin peşine düşmeniz. Allah muhafaza eylesin. Bu şeytanın vesvesesi. Tövbe edin, bundan uzaklaşın. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Sev ama ölçülü sev diyorsunuz. Kimi zaman bazı insanlar da seven sevdiğini, ana, baba, eş, kardeş, dost, sevgili, yar ve yaren gibi sıfatların yer değiştirmesiyle sevebiliyor. Ya siz, Abdullah babayı her ne kadar babanızın yerini doldurma olanının imkansız olması dahilinde sırf babanıza olan saygı ve sevginin yansıması olarak mı? Yoksa güvendiğiniz, çıkmış olduğunuz yolda size yarenlik edecek doğru ve istikametli belli bir ahiret dostu olabileceğine kanat getirdiğiniz için mi sevdiniz?
Sevginizin ölçüsü neydi? Ve dahi bizim size olan sevgimiz hangi sıfatla olursa olsun ölçüsü ne olmalıdır? Teşekkürler. Sevgi akıl işi değil. Ben Şeyh Efendi'ye şunu şöyle oldu, bu böyle oldu, şu şuradan geldi, bu buradan geldi diye böyle bir şey hiç düşüneceğim olmadı. Şeyh Efendi'ye karşı sevgimin analizini de yapmadım. Çıkış noktası, nevesi diye. Ben öyle kendi sevgimin üzerinde çok analiz yapmam, çok düşünmem, onu çok böyle irdelemem. Sevdiysem sevmişimdir. Bu kadar. sebebi ne? Hani nereden sevdim? Hiç onu düşünmem. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ölçüsü ne dediğinizde ben ölçüye vurmam bir şeyi. Benim için bir şeyin ölçüsü yoktur.
Bu manada. Şu ölçüde diyemem. Sevdiysem sevmişimdir. Sevmediysem sevmemiştimdir. Bu kadar. İhramı beyaz ve dikitsiz olduğu için kefen diye teşbih etmek ne kadar doğru? Olabilir. Herkes bir şekilde onu teşbih edebilir. Hocam geceniz hayır olsun. Ben Ankara'dan yazıyorum. Rüyamda sizi görkemli bir camide İsmail Coşar Hoca ile özel bir görüşme yaptığınızı söylediniz. zikir ortamı var idi. Siz biraz geciktiniz. Mazeretinizi açıkladınız. Ve helallık istediniz. Yer Ayasofya Camii gibi idi. Çok muhteşem heybetli camiydi. Rahmetli İsmail Coşar Hoca'ya da Allah rahmetiyle muamele etsin inşallah.
Sizi daha önce de iki sefer rüyamda gördüm. İnşallah bize de dua et hocam. İsmail Yılmaz. Geceniz mübarek olsun. Allah sizin de geceniz mübarek etsin. İnşallah Rabbim yardımcınız olsun. Allah Celle Celaluhu Cehennem ehlinin azabı en az olana der ki arz üzerinde bütün şeyler senin olsaydı bugünkü vaziyetin için onları feda eder miydin? O da evet der. Ben senden, sen Adem'in sulbinden iken bu istediğimden çok ehven bir şey istedim. Ben sana illa şirk etmedin. dedim, sen şirkten ayrılmadın diyecek. Selamünaleyküm. Her cehenneme uğrayacak Müslüman muhakkak şirke mi düşmüş olacak? Hayır. İnsanın Kur'an, sünnet yerine nefsinin peşinden gitmesini şirk görebilir miyiz?
Duruma göre. Yani hepimiz hata yapabiliriz, nefsimiz duyabiliriz. Her nefsine uyan kimse şirk ehli diyemeyiz. Selamünaleyküm. Ben bu ara rüyamda sık sık ezan sesi duyuyorum. Bunun manası nedir? Allah razı olsun demiş. Bir kardeşimiz. Ezan, namaza davettir. İbadete, İslam'a, ihlas'a, Kur'an ve sünnet'e davettir. Tövbe edelim ve inşallah Cenab-ı Hakk'ın davetine icabet edelim. Selamünaleyküm.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyasında gören kişi, görmeyen kişiye göre dini olarak daha iyi bir yerdedir denilebilir mi? Bunun ölçüsünü koymak bize düşmez. Veya bir başkasına da düşmez. Biz kendimizce Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rüyasında göreni, ben kendimce, ben onu eğer gerçekten de makbul, muteber bir hayatı varsa, önemserim.
Selamünaleyküm. Kocam namaz kılmıyor. Ben de bu yüzden çok kızıyorum ve onu kırıyorum. Bu davranışın günahı var mı? E sen ona kızıp kırdıkça, o namazdan daha daha uzaklaşırsın. Bu yüzden Allah muhafaza eylesin. Namazla olan bağı daha da soğuyabilir. Biz kırmayalım, onu kızdırmayalım, nasihat edelim. Tatlı tatlı anlatalım inşallah. Selamünaleyküm. Bir konuşmalarımızda doğru üslup nasıl olmalıdır? Bu, tekrar bunun bu sohbetin başında, hani bir soruyla alakalı, yumuşaklıkla alakalı sorduğum soru, sorulan soruya cevap verirken söylemiştim. Bu konuşmalardaki üslup, Kur'an ve sünnet dairesinde insanların durumuna, konumuna, vaziyetine yapmış oldukları, yapmamış oldukları meselelerle alakalı.
Hani birisi devletin malını, zekatını toplarken kendine de hediye olarak mal toplamıştı ya, mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bununla alakalı böyle çok şiddetli bir şekilde hütbeye çakıp size ne oluyor deyip, hiddetli bir şekilde, şiddetli bir şekilde insanlara nasihat etti. Hitap etti. Demek ki durumun vahameti, durumun konumuna göre o kimse hiddete, şiddetli bir ses tonuna sahip olabiliyor.
Sebep? Konu çok önemli çünkü. Ama normalde bu kadar çok önemli değil, şiddetli değilse, şiddetli bir ses tonuna, bir üsluba ihtiyaç yok. Ama aynı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri genel olarak eşlerine yumuşak davranıyor, hoş davranıyor, narin davranıyor. Ama ve lakin mesela Hz. Ayşe annemiz bir kapıya gelen kadını tarif ederken gıybet ettiğinde, gıybet ettin ya Ayşe diyor. Onu böyle daha tok bir sesle söylüyor. O gıybet ettin ya Ayşe, ölü kardeşinin etini yemek ister misin? Tükür deyince kan tükürüyor Hz. Ayşe annemiz. Demek ki konunun durumuna, vaziyetene göre üslup değişmeli. Bu normalde hani sonradan bunlar hitabet sanatı olarak hani literatüre girmiş ama bu hitabet sanatı değil. Bir kimsenin bir meseleyi anlatırken, bir doğruyu tebliğ ederken, bir nasihat yaparken konunun durumu, konumu ağırlığı, hafifliği, ciddiyeti ve karşıdaki kimsenin anlaması, algılamasıyla alakalı.
O yüzden mesela işte savaş meydanında, ey amcam Abbas bunlara ne oluyor ki bunlar geri dönüyorlar diye haykırıyor Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Haykırınca Hz. Abbas Efendimiz başlıyor büyük bir belagatıyla. Ey felan oğulları felancalar, sizler felanca felanca felancalar değil misiniz? Nereye gidiyorsunuz diye bağırıyor. Bağırınca zaman kadar o kavim duruyor, o aşiret duruyor. Geri dönüyorlar savaşa tekrar. Bu sefer öbür günlere haykırıyor, öbür günlere haykırıyor, öbür günlere haykırıyor. Böylece bütün herkes tekrar savaştan geri dönenler yeniden savaşa geliyorlar ve galibiyet geliyor. Demek ki duruma göre, vaziyete göre hitabet değişiyor.
Veya Hz. Ali radiyallahu anh Hazretleri savaş meydanına çıkıyor, öyle bir şataat, öyle bir şataatlı konuşuyor ki arkadan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki eğer er meydanında, savaş meydanında olmasaydı Ali batmıştı diyor. Bakın Ali batmıştı. Demek ki savaş meydanında küffara karşı şataatlı konuşma, secaatlı konuşma, küffara karşı kibirlenmek, kendini met etmek, küffara karşı kendini övmek caiz oldu. Sebep? Çünkü karşında kafir var. Kafir hemen konuşulmaz. Ona karşı şedid, ona karşı şataatlı, ona karşı kendini övücü, kendini met edici, kendini olduğundan fazla gösterecek. Mesela neden Müslümanlar yaşlı demeyeyim, sakalları ağırmış Müslümanların, cenge giderken saçlarını, sakallarını kınalamaları veya siyaha boyatmaları caiz görmüş.
Sebep? Ona genç görünmek. Yani düşman onu beyaz sakallı görünce diyecek ki ben bunu bir vuruşta alt ederim. Bu yaşlı ihtiyar birisi diyecek. Ama siyah sakallı görürse onu, onu öyle düşünemeyecek. Veya Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri haç yaparken müşrikler böyle baktılar, dediler ki ne kadar zayıf düşmüşler, güçsüz düşmüşler. Onlara ambargo uygulanıyor çünkü gerçekten Müslümanlar ekonomik olarak zayıflar. Cevrail aleyhisselam Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geldi, dedi ki remel yapın. Ne demek remel yapmak? Müşriklere karşı kuvvetli görünmek, kafirlere karşı şatatlı, şedid, genç, gürbüz görünmek. Remel yaptılar, hemen sağ omuzlarını çıkardılar, izarlarından, üzerinden sağ omuzları açık başladılar böyle remel etmeye, böyle sert davranmaya başladılar, müşrikler baktılar ki Müslümanlar çok canlılar, çok heyecanlılar.
O yüzden Müslüman böyle hani böyle bir müşrik taifasına girince, Müslüman münafık taifesine girince, Müslüman böyle işte gavur, Müslüman, mümin, karmakarışık olan bir yere girerken öfeler gibi yürüyecek. Kafire korku sağacak, münafığa korku sağacak, Müslümana güven sağacak. Diyecek ulan ne bahadır adam be, ulan bir adam geçti şuradan, adam ki adam yerler sallandı diyecek. Yani orada böyle, yok öyle bir Müslüman tipi, mıymıntı, sünepe bir Müslüman tipi yok. Kafir baktığında gözünü çevirmeli senden, münafık sana baktığında gözünü çevirmeli senden, kafasını yemeli. Haram zedeler sana baktığında kafasını yemeli. Böyle sütü bozuk, cinsi bozuk, kanı bozuklar seni gördüğünde kafasını çevirmeli.
Müslüman öyle olmalı. Müslüman vakarlı, Müslüman ciddi, Müslüman kime nasıl konuşacağını bilen, Müslüman kafirlere karşı şedid, münafığa şedid, Müslüman zalime şedid, Müslüman hırsıza, arsıza, hursuza ele uçturan değil, Müslüman makam sahibinin önünü yapan değil, Müslüman zengini gördüğünde dokuz taklatan değil, Müslüman öyle değil. Ama ne yazık ki yer değiştiriyor, o yüzden üslup da değiştiriyor. Müslüman bir Müslümanı laf söylemek için çok şedid, gavuru görünce dokuz taklatıyor münafık, Müslüman bir yerden faydası görecekse, üç beş kuruş olacaksa çok yumuşak, ama fayda görmeyeceği zavallı bir kimse olursa şedid mi şedid, münafık, münafık. Kur'an ve sünnetin kaidelerini göz göre göre es geçen, ezen, karşı durana karşı yumuşak, Kur'an ve sünnetin yaşayana karşı sert, münafık çünkü medyasında da var, siyasetçisinde de var, bürokratında da var.
Bir sakallı görmesinler, hemen ezecek yer arıyorlar. Sen de dik durursan, Müslüman böyle mi olur? Evet böyle olur Müslüman, hakkını yedirmez, hukukunu yedirmez. Müslüman böyle olur, sen benim beşinci sınıf vatandaş gibi görmeye kalkarsan şedid bir adam görürsün karşında. Sen benim dini kimliğimden dolayı beni ezmaya kalkarsan şedid bir adam görürsün karşında. Müslüman bu, insan gibi davran, insan gibi davranalım. Sen Müslümanca mümince davran, biz de sana mümine nasıl muamele edileceğini biliyoruz, öyle muamele ederiz. Sen benim sakalından, saçımdan, sen benim dini konumumdan dolayı bana ters yapmaya kalkarsan ben de sana ters yaparım. Biz onlardan değiliz. Haksız yere bir kimse bir yanağımıza bir tokat vurursa öbür yanağımızı çevirenlerden değiliz.
Biz otokodun hesabını sorarız. Biz otokodun hesabını sorarız. Biz onlardan değiliz. Allah bizi affetsin. O yüzden üslup nasıl olmalı? Duruma, konuma, şahse, duruma göre değişir. O yüzden zaten İslam büyük bir erdemlilik dinidir. Kime, nerede, nasıl konuşulacağını bilmeli bir kimse. Yani bir kadın kocasına karşı sertleşiyorsa, sesini yükseltiyorsa, ona hakaret ediyorsa, dur ya bu hakkı nereden buldun sen?
Bir erkek de karısına karşı haksız yere sesini yükseltiyorsa, ona zulmediyorsa, dur ya bu hakkı nereden buldun sen? Veya bu bir çocuk annesine babasını hiçe sayıyorsa, annesine babasına karşı haksızlık yapıyorsa, dur ya evlatsan evlatlığını bil. Bu hakkı nereden buldun sen? Allah muhafaza eylesin. Allah'ın Kur'an sünnet noktasında bize bahsettiği özgürlüğümüzü toplum standartları baskısı yüzünden mi yaşayamıyoruz? Evet, yani toplum dini bilmiyor. Toplum dini bilmediğinden dolayı toplum kendince bir din oluşturmuş kendi arasında. Daha doğrusu dini bir kültür oluşturmuş. Böyle batıdan almış, Yahudilikten almış, Hristiyanlıktan almış, dinsizlikten almış, annesinden babasından almış, biraz da içine din karıştırmış, çorba etmiş. Çorba etmiş. Sarık, sünnet. Sarık saramıyoruz dışarıda.
Camide dahi saramıyoruz. Neden? Algı oluşmuş çünkü. Önce iman bakıyor. Sen nereden geldin buraya? Önce iman bakıyor. Hutbeden bakıyor. Hutbe okumuyor. Sana bakıyor. Oradan dikiyor gözünü, sana bakıyor. Sarık sünnet ama yok. Veyahut da işte hutbe okuyor mesela. Bir şey oluyor, sen bakıyorsun ona, hemen sana bakıyor. Beni de tanıyor ya. Ben bir şeye müdahale edeceğim diye bakıyor. Veyahut da Allah'ın helal ettiği bir şey. Allah helal etmiş ya. Kimi haram edecek? Toplum yasaklıyor onu. Toplum baskı altında tutuyor onu. Fuhuş haram, fuhuş serbest. Toplum nazarında kötü değil. Çünkü adı fuhuş değil. Sevgilisi var.
Kızımızın sevgilisi var. Oğlumuzun sevgilisi var. Erkek arkadaşı var. Kız arkadaşı var. Filanca ile sevgiliydi. Ayrıldıklarını açıkladılar. Şimdi fişmanca ile sevgili oldu. 15 günü geçmiyor. Ama sevgili. Fuhuş değil adı. Siz buna fahiş ederseniz sizi perişan ediyor. Toplum sizi perişan ediyor. Toplum sizi perişan ediyor. Siz 10 günde bir sevgili değiştiren bir kadına fahişe diyemezsiniz. Siz 10 günde bir sevgili değiştiren adama fahişe diyemezsiniz. Adamın da fahişesi var. Siz günübirlik sevgili değiştiren bir kadına bir erkeğe fuhuş yapıyorsunuz. Siz fahşanın içindesiniz.
Fahişesiniz diyemezsiniz. Veya böyle bir ilişkiyi fahişe olarak fahşa olarak anlatamazsınız. Nasihat edemezsiniz. Hemen sizi gererler. Toplum sizi linç eder. Bakın toplum sizi linç eder. Hani bir kadıncağız çıktı. Yani İslam'da dört evlilik bir erkeğin dört evlilik yapması caizdir. İslam buna müsaade eder dedi. Bir kadın bütün toplum onu linç etti. Bakın bütün toplum onu linç etti. Ya bu ülkede bilmem ne evleri var. Orada yüz kusur bin kayıtlı kadın var. Bunu görmüyor. Görüyor seslenmiyor bu toplum. Sanki o caiz. Sanki o helal. Sanki o doğru. Ya her gün gazetelerde boy boy bikinili resimler var.
Ama mankenmiş. Yok sanatçıymış. Yok dizi sanatçısıymış. Yok bilmem ne sanatçısıymış. 10 günde bir sevgili değiştiriyor. Bunu ilan ediyorlar bir de. Veya hatta işte bir bikinili böyle işte bir bayan kimse böyle olduğu gibi dekolte kıyafetli bir resim gönlü sevgiliye boş açık. Her türlü ilişkiye açık ilan ediyor. Ve bu normal karşılanıyor toplumda. Veya işte 70 yaşında bir sanatçımız 20 yaşında bir erkek sevgili ediniyor. Alkışlıyor. Hiç kimse eleştirmiyor. Hiç kimse hiçbir laf söylemiyor. 70 yaşındaki bir adam benim tasvip ettiğimi söylemiyorum. Dinen caiz mi? Caiz. 20 yaşındaki bir kadınla bir kızla evlenmeye kalksa toplum linç ediyor onu.
Toplum linç ediyor. Ama aynı 70 yaşındaki adam 20 yaşındaki bir bayan arkadaşını öyle söyleyeyim. Bayan arkadaşını dört yıldızlı bir otele gittiğinde hiçbir şey yokmuş gibi otele giriyor. İstediğini yapıyor. Kimse de bir şey demiyor. Toplumun din algısı, hayat algısı değişti. Ve bu değişen toplumda dinini yaşamak kadar zor bir şey yok. Örtünmek abes, örtünmek ayıp, örtünmek eksik, noksan. Hala da öyle. Evla olan tesettürsüzlük. Toplumun algısı bu. Bir kız çocuğu örtünceği zaman 9 dereden su geliyor. Sebep? Çünkü toplum onu aşağılıyor.
Baktığınızda diyorsun ki bu aşağılanmaktan korkuyor. Bu ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekten korkuyor. Gerçekten de yani ben kendimden görüyorum. Yani sakallısan beşinci sınıf vatandaşsın. Adliyeye gidiyorsun. Hükümet veyahut da resmi bir yerlere gidiyorsun. Bir sıfır değil beş sıfır mağlupsun ya baştan da. Sokakta yürüyorsun bir sıfır değil beş sıfır mağlupsun. Kimisi yüzünü ekşiterekten bakıyor. Kimisi böyle hani alayvari bakıyor. Sert bakınca gözünü kaçırıyor senden. Ne oldu diyorsun gözünü kaçırıyor senden. O alaycı bakışından cevap gördüğünde gözünü kaçırıyor senden. Ama hani alışmışlar böyle sakallı kimseler alayvari bakıldığında tepki göstermemişler. Tepeden bakıldığında tepki göstermemişler.
İkinci sınıf, üçüncü sınıf, beşinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünde tepki göstermemişler. Yani ben hızla adliyede gidiyorum yani benim o işte efe poşusu var benim burnumun altına girmiş polis ne iş diyor buna bak dedim öbürkünün maskesi yok. Yaptı bana ben de böyle yaptım. Bu böyle baktı neden onun maskesizliğine laf söylemiyor onda dedim benim poşum dedim burnumun altına gelmiş bana laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsun dedim tık yok.
Sebep çünkü ben sakallıyım. Ben baskıya hazırım. Ben bana bir şeyde bulunulduklarında cevap vermeyeceğim çünkü ben. Veya girdim notere yine benim poşu burada. Çık çık çık çıkar mısınız dedi. Ne oldu dedim ben maskeniz yok dedi. Bu ne dedim görmüyor mu gözün senin dedim. Kadın beklemediği bir tepkide gördü. Bana böyle davranmaya hakkınız yok benim burnum bile kapalı dedim. Siz böyle davranamazsınız bana dedim. Sesinizi yükseltmeyin sen neden çık çık çık diye sesini yükseltin ki dedim sakallı olmamdan mı dedim. Noter buz gibi. Böyle davranamazsınız siz dedim vatandaşa dedim.
Tık yok. Vallahi polis çağırırım sizin hakkınızda tutanak tuttururum. Beni burada dini kisvemden dolayı taciz etti diye dedim. Tek kelime yok. Ben öyle yapmak istemedim de ben öyle demek istemedim de yanlış anladınız. Ha ben yanlış anladım dedim. 59 yaşındayım yanlış anladım ben dedim. Yanlış anladınız diyor. Yani o doğru anlattı. Psikolojiye bak. Hep öyle derler ya. Yanlış anladın sen beni. Aa neden? Embesil miyim ben? Geri zekalı mıyım? Algın mı kapalı benim? Neden sen doğru anlatmadığını düşünmüyorsun da benim yanlış anladığımı düşünüyorsun? Sen üstün zekalı mısın? Değil sen süper değil mi? Sen bir süper dangalaksın. Sen bir süper dangalaksın.
Ama toplumda oluşmuş bu. Müslümanlar hakkını hukukunu savunmadıkça, Müslümanlar adaleti savunmadıkça, Müslümanlar haramları yermedikçe, Müslümanlar helalları savunmadıkça, Müslümanlar halalları savunmadıkça, Müslümanlar kendince kendi dinlerinin emirlerini, hak ve hakkaniyet içerisinde savunmadıkça, Müslümanlar farzları farzları işlemedikçe ve farzları savunmadıkça, Müslümanlar kendince kendi dinlerinin emirlerini, hak ve hakkaniyet içerisinde savunmadıkça, yermedikçe, Müslümanlar helalları savunmadıkça, Müslümanlar farzları işlemedikçe ve farzları savunmadıkça, Müslümanlar kendince, kendi dinlerinin emirlerini hak ve hakkaniyet içerisinde savunmadıkça, tebliğ etmedikçe, Müslümanlar ikinci, üçüncü, beşinci sınıf vatandaşlıktan kurtulamazlar. Nereye giderlerse gitsinler. Ve biz Kur'an ve sünnet dışı deccaliyet kültürüne mahkum oluruz. Allah muhafaza eylesin. Geçici olanı, ebedi olana tercih etmemek nasıl olur?
Bu dünya geçici, ebedi olan Allah ve ahirettir. O yüzden bu dünyanın geçici heva ve heveslerine kanıp, Allah'ı ve ahireti unutanlardan olmayalım. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. Selamun aleyküm sizden ve zikrullah'tan uzak kalmak ciddi anlamda psikolojimi, maneviyatımı, hayatımı olumsuz etkiliyor. Bir türlü toparlayamıyor. Hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bunu nasıl çözebilirim? Otur Allah'ı zikret. Varsa etrafında herhangi bir yerde Allah'ı zikir meclisleri otur orada Allah'ı zikret. Zikir halakasız kalma. Selamun aleyküm hocam, hocam nasılsınız? Hamd olsun iyiyiz. Cenab-ı Hakk'a hamd ediyoruz. Burada sohbet edebiliyoruz. Elhamdülillah kardeşlerin sorularına cevap veriyoruz. Hamd olsun iyiyiz. Selamun aleyküm. Ben yolu henüz yeni öğreniyorum.
Bilmeden edebe aykırı davranıyorum. Sizin daha önce ısrarla uyardığınız şeyleri yapmış oluyorum. Sonra doğrusuyla karşılaşıp bu sefer de çok utanıyorum. Bu durum kişinin şeyhinin müridine sevgisini azaltır mı? Azaltmaz. Ne azaltsın? Siz doğruları öğrendikçe işlemeye devam edeceksiniz. Doğruları öğrendikçe işlemeye devam edeceksiniz. Böyle böyle olgunlaşacak. Böyle böyle kemal ercek. Böyle böyle herkes yol alacak. Efendim, estenmeme dikkat etmeye çalışıyorum. Lakin okuduğum şeyleri anlamıyorum. Aklımda kalmıyor. Herhangi bir şeye odaklanamıyorum. Bu konuda bir tavsiyeniz nedir? En az günde iki litre su iç. Allah'ı çokça zikret. En az günde de iki litre su iç.
Bütün herkes için unutkan olanlar, ezberleyemeyenler en az günde iki litre su içecekler. En az iki litre su içecekler. Allah'ı çokça zikredecekler. Haramlara bakmayacaklar. Selamun Aleyküm hocam. Benim astım hastalığım var. Nemden dolayı secde ederken tıkanıyorum. Çok zorlanıyorum. Oturduğum yerde iskemledi. Kılabilir miyim? Havalar biraz serinleyene kadar saygılar olabilir. Astım hastası olanlar oturdukları yerde namazlarını kılabilirler. Bunda bir beis yok. Eğer tıkanıyorlarsa. Selamun Aleyküm bir ablamız Kur'an öküyor, tesbih çekiyor. Namaz kılmıyor, kılamıyorum diyor. Bu durumda ne yapmalı? Yapacak bir şey yok.
Namaz farz. Namaz kılmaya gayret edecek. İnşallah. Selamun Aleyküm. Şeytan cin midir? Melek mi? Ve şeytan vesvesesinden nasıl kurtuluruz? Güneş sunulan selamlar. Şeytan cinni taifesindendir. O yüzden melek değildir. Vesvesesinden kurtulmak, iman edip tevhid çekmek de mümkündür. Allah'ı zikredin. Selamun Aleyküm. Bu yılın Mart ayında akşam yemeği yaparken Cuma bayan sohbetini veren kardeşim bana şöyle sol kulağıma seslendi. Abla sen gül benksin. Bunun hikmeti nedir? Allah'a emanet olun. Hiç anlayamadım soruyu. Selamun Aleyküm.
Bir kimseye müjdeleyici bir rüya gösterilinde. Bu rüyayla mutluluk duyması, rahatlaması nefsinden midir? Yoksa düşünmemesi gerekir mi? Muhakkak insan o müjdeleyici rüyayı görünce içinde bir tatlılık oluşuyor. Bir hoşluk oluşuyor. Bu da Allah'ın lütfi-i kiramı. Selamun Aleyküm. Hayırlı cumalar. Kendimi çok eksik görüyorum. Tamam olmak için evlenmem gerektiğini düşünüyorum. Dua edin. Allah hayırlı eş nasip etsin inşallah. Hızla Cenab-ı Hak tüm bekar kardeşlere hızla hayırlı bir eş nasip eylesin. Erkek kardeşlere de, bayan kardeşlere de. Evet, bu edeb-ül müfred, kitap doğru. Kardeş edeb-ül müfredin şeyini atmış.
Fotoğrafını. Selamun Aleyküm. Rüyamı yanlış yazmışım. Hakkınızı helal edin. Kendimi devamlı ezan okurken görüyorum. Yani kendim okuyorum. Kendin okuyorsan, sen inşallah Kur'an ve sünneti tebliğ edenlerden, Kur'an ve sünnete hizmet edenlerden olacaksın. Cenab-ı Hak onlardan eylesin. İnşallah seni. Selamun Aleyküm. Hayırlı geceler. Bir kimse, bir isteğinin hasıl olması için kelime-i tevhide niyet ederekten okuyabilir mi? Cevabınız evet ise sizin açınızdan bu doğru mu? Cevabım evet, benim açımdan doğru mu? Ben yapmam böyle bir şeyi. Ben doğru görmediğimden dolayı değil. Herkesin hayat felsefesi var. Bu hayat felsefesinde herkes kendince bir hayat yürür.
Ben kendim için böyle şeyleri yapmayı kendime uygun görmüyorum. Biraz benim hayat felsefem Allah beni affetsin, farklı. Şimdi insanlar vardır, kendilerince kurguladıkları hayatı yaşalar. Bir hayat kurguları o kimse. Ben hayatımı böyle böyle böyle yaşayacağım der. Doğru mudur? El cevap doğrudur. O hayatı yaşamak için uğraşır mı? Evet. Benim hayatım biraz öyle değil. Allah beni affetsin. Ben biraz böyle tabiri caizse kurgulanmış bir hayat yaşayamıyorum. O bana böyle dar geliyor, sıkıcı geliyor. Ne bileyim, heyecanlı gelmiyor. Ben biraz daha böyle spontane, önüme gelmeli. Bir şey hani böyle önüme ne geliyorsa öyle yaşıyorum. Hatta bazen kendi kendime diyorum.
Bu hayat benim hayatım değil. Yani ben kurgulamadım ki böyle bir hayat diyorum. Yani kendimce de böyle söylüyorum. Hatta biraz melamice bir sohbet edeyim şimdi. Geçen abimle konuşuyorum bir şey oldu. Ondan sonra dedim ki, beni ne sorguya çekecek dedim ya. Ben dedim sorguya, suale ne çeksin beni dedim ben. O telefonda durdu kaldı şimdi. Dedim ya bu hayatı ben kurgulamadım ki dedim. Beni sorguya çeksin dedim. Sana dedim bir şey anlatayım. 28 Şubat'ın dedim en debde böyle sıkıntılı zamanda dedim. Üç tane adam geldi rüyamda dedim. Böyle her birinin elinde kocaman dedim çantalar. Beni sorguya çekmek için dosyaları çıkardılar dedim. Kocaman kocaman sorgulayacaklar.
Tam dedim böyle başı hükmünde olan bir kimse beni bir şey soracaktı. Dedim ki ona dedim. Bana bir şey sorma. Ben bugüne kadar ne yaptıysam? Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin emriyle yaptım. Bir sorunuz varsa gidin Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne sorun dedim dedim. Bunlar birbirlerine baktılar. Çantalarını topladılar. Yürüyüp gittiler dedim ben şimdi anlatıyorum abime. O yüzden dedim ne sorgusu bana dedim ya. Bu hayatı dedim ben kurguladığım bir hayatı yaşamıyorum ki dedim. Biz dedim iki rüyaya kurban gidenlerdeniz dedim. Ben ne kurguladım hayatı yaşayacağım deyince tabi abim kaldı telefonda. Dedim nasıl melamice şataat oldu ama değil mi dedim.
Ağzından aldım dedi. Şimdi insanlar vardır hayatı kendileri kurgularlar. Gerçekten ben bakıyorum onlara bir hayat kurguluyorlar. İşte şunu şöyle yapacağım da bunu böyle yapacağım da şunu şöyle yapmalıyım da bunu böyle yapmalıyım da böyle bir hayat yaşamalıyım. Harika bizim öyle benim öyle bir hayatım yok. Öyle bir şey olmayınca da ben önüme geliyor helal mi helal. Velat ta'lin amin selamün aleyküm aleyküm selam bitti. Bugün burada bu olacak bu oluyor. Tamam bugün o olacak o oluyor. Velat ta'lin amin. Yani bir Allah affetsin kurgulanmış bir hayat bana göre değil. Ben o yüzden böyle işte bir şeye ulaşabilmek için tevhid çekeyim. Bir şeye ulaşabilmek için böyle işte özel zikirler yapayım.
Bir şeye ulaşabilmek için böyle hani kendim dünyevi olarak kendi hayatımla alakalı bir şey yapayım. Çok bana uygun değil. Allah beni affetsin. O yüzden bir garip ölmüş diyeler. Cesedini üç gün sonra bulalar. Soğuk su ile yiyorlar. Böyle garip bencileyin. Bizimki hala. Ve sıkıntımız yok. Psikolojik olarak bir kişi takıntı ve saplantı durumunda ve bu durum giderek artıyorsa bununla ilgili olarak ne yapabilir? Bu takıntısına ve saplantısına bağlı. Bazı takıntılar, saplantılar hoş şeylerdir. Gerçekten insanı böyle bir disipline eder o takıntılar, saplantılar. O disipline eder böyle insanın hayatını belki de kolaylaştırabilir ama doğru dairede, doğru noktada disiplinli bir hayat yaşamış olur. Bu takıntı ve saplantılar faydalı hale gelir.
Ama bazı takıntı, saplantılar vardır. İnsanın hayatını berbat eder. O zaman onlardan kurtulması gerekir. Bunlar nedir? İşte Kur'an ve sünnet tarihinde boş şeyler, heva heves olan şeyler, haram olan işler. Allah muhafaza eylesin. Bunlardan kurtulun. Ama öbür türlü bazı takıntılar hoş şeyler. Benim de hoşuma gidiyor öyle takıntılı olmak. Tatlı bir şey. İnsanın ben onları böyle özelliği olarak görüyorum. Ben onu takıntı olarak görmüyorum. Onun özelliği o. Harika bir şey. Onun kimliği öyle. Harika bir şey o. Bunda bir sıkıntı yok. Kimseye zararı yoksa ondan bir problem yok. Hocam selamünaleyküm. Günümüzde kuantum fiziği ve çakralardan bahseden birçok kişisel gelişimciler tasavvufa değiniyorlar.
Tam dinlemedim ama bunların İslam'daki tasavvufla alakaları konusunda ne düşünüyorsunuz? Bana İslam'daki bazı kavramları değiştirme çabası gibi geliyor. Allah razı olsun. Ben hiç kolay bunların ne olduklarını bilmiyorum. Dinlemiyorum da genel olarak. Bu tip şeylere de takılmıyorum. Benim için tasavvuf Kur'an sünnet tarihinde, Kur'an sünnet tarihinde ilk sufilerin yolu. O yüzden bu kuantum fizikçiler ne diyor? Çakracılar ne diyor? Bu çakra dediğiniz zaman doğu felsefesi giriyor. Bunlar ne diyor? Hiç bakmıyorum. Hiç de ilgilendirmiyorum. Bize kendi değerlerimiz yeter olarak düşünüyorum. O yüzden hiç bakmıyorum bile onlara. Selamun Aleyküm. Hiçbir zinakar mümin olarak zina etmez. Hiçbir içkici mümin olarak içki içmez.
Hiçbir hırsız mümin olarak hırsızlık etmez. Buhari. Hadis-i şerifine binaen günümüz koşullarındaki İslam'a aykırı belgeleri, sözleşmeleri makul görmek de bu durumun içerisinde sayılır mı? Evet. Kur'an ve sünnete aykırı olan bir şeyi göz göre göre yapan kimse bu hadis-i şeriflerin ölçü alarak, kıyas ederek gidersek evet mümin olarak onu yapamaz. Mesela bir kimse mümin olarak eşcinselliği onaylayabilir mi? Mümin olarak bir kimse çok affedersiniz yani Kur'an ve sünnetin lanetlediği bu eşcinsellik fiiliyatlarını imzalayabilir mi? Bunu makul görebilir mi? Göremez. Allah muhafaza eylesin. İmanı gider insan. En büyük korkum heyecanımı kaybetmek.
Ama sanki azalıyor, yeni bir şeylere ihtiyacım var gibi hissediyorum ama ne olduğunu bulamıyorum. Sıkışıp kalmış gibiyim. Şimdi heyecanını kaybetmek hayretten uzaklaşmaktan kaynaklanır. Sufi her daim hayret halinde olması gerekir. Hayret halinde olması için her daim sevgisini sıcak tutması gerekir. Bu böyle bir döngüdür. Hayret, sevgi birbirini devam ettirir ve heyecanı da o kimsenin kaybolmaz. Bu denge tutmazsa evet yani o zaman aşıklığı onun lekelenmiştir, sevgisi lekelenmiştir, hayreti donmuştur. O zaman heyecanı da biter. Allah muhafaza eylesin. Bir sufi için ölümdür. Hayırlı geceler.
Üniversitede çarşaflı bir arkadaşım vardı. Üniversitede çarşaf giymek, nefsine galip gelmek olsa gerek. O arkadaşım benim bu yola girmemi şüpheli buldu. Beni kendince samimi bir şekilde uyardı. Dini olarak da birçok şeyi benden daha iyi yaptığını düşünüyorum. Sorum şu, Rabbim neden ona nasip etmedi de benim gibi heva hevesine uyan birisini nasip etti bu yolu. Yani bunun nedeni, sebebi araştırılmaz ki Allah ona da hidayet eylesin. Cenab-ı Hak onun da kalbine merhamet etsin. Bilemeyiz kim kime neden nasip etti. Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı. Bir yazı göndermiş arkadaş. Selamun Aleyküm İbranice'dir.
Aslı Şalum Aleyke'dir. Şalum, M.Ö. binli yıllarda yaşamış katliamcı ilk Yahudi İsrail kent devleti kralın adıdır. Aleyke ise üzerine dahil tabi, taba yani kral Şalum'un milletindenim demektir. Hadi şimdi Selamun Aleyküm. Selamun Aleyküm bunun aslı nedir? Herkes bir şey söyler. Yani İbranice olsa ne olacak ki? İbrahim Aleyküm'dü bizim peygamberimiz değil mi? Musa Aleyküm'dü bizim peygamberimiz değil mi? İsa Aleyküm'dü bizim peygamberimiz değil mi? Biz Adem'den Hz. Muhammed Mustafa'ya kadar, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar bütün peygamberlere iman ettik. Bunda bir sıkıntımız yok ki. Şu an balkonda sizi dinliyorum. Gökyüzüne baktım da yıldızlar çok güzel.
Ve bir an düşündüm. Eğer nefis mertebesine ulaşırsak yaşadığımız haller üzerine biz mi gökyüzüne çıkarız yoksa gökyüzü mü avuçlarımıza misafir olur? Ya da ne tarafa bakarsanız beni görürsünüz diye söylediğiniz gibi hal yaşandığında her tarafta mı esamimiz oluşur? Ya da pir, veli ve bunun gibi ile sohbet, zikir yaparız? Kısaca yer ve gök halkı ile münasetebimiz mekan ve istişare bakımından nasıl olur? Şahıs bunu kendi üzerine almasın, umuma söyleyeyim. Niyazi Mısır'ın ne güzel divanında bir beyt var, çok hoşuma gider. Karınca gibi küçük küçük yürüyüp melekleri seyran etmek istersin. Selamun Aleyküm. Helallar ve Haramlar kitabında bir hadisle alakalı olarak bu hadisin raviler arasında büyük yalanlar söyleyen birisi vardır şeklinde bir ibare var.
Sonrasında İbn-i Teymiye'nin bir tezi çürütülüyor. Zannediyorum yukarıdaki ifadede de İbn-i Teymiye'ye dikkat çekiliyor. Araştırdığımızda kendisi hakkında üç noktada çeşitli görüşleri var. Siz nasıl bahsedersiniz efendim? İbn-i Teymiye kimdir? Hakkınızı helal edin. Altı kişi dislike atmış. Konu adamlık olunca ilgilerini celbetmedi herhalde efendim demiş. Bunu anlamadım. Bu arkadaş daha önce de başka bir şey atmış. Bunu okumamışız. Bunu okuduk mu okumadık mı bilmiyorum. Bunu herhalde okumadım. Ben hatırlayamadım çünkü.
Genel kadınlar ve genel evlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele tüzüğü 126. madde ile detaylandırılmış. Bunu okuduk mu hiç böyle bir şey hatırlıyor musun Salim? Madde 1. Fuhuşu mürakebe etmek. Fuhuş sebebiyle bulaşan zührevi hastalıkların yayılmasına ve bu yüzden amme nizamının bozulmasına mani olmak üzere biri zührevi hastalıklar ve fuhuşla mücadele komisyonları, diğeri zührevi hastalıklar ve fuhuşla mücadele komisyonlarının yardım kurulları olmak üzere iki teşekkül kurulmuştur.
Madde 4. Komisyonun vazifesi. A. Fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıkların yayılmasını önlemek için gereken tedbirleri almak. Madde 114. Fuhuş sebebiyle bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele için yapılacak masraflara karşılık olmak üzere genel ev sahiplerinden her ay muayyen bir ücret alınır. Genel evlerin açılma şartları ve mükellefiyetler. Madde 51. Taksim F. Genel ev açmak isteyen evli kadınların kocalarının rıza ve muvaffakatları olduğuna dair notarlıkça onaylı belge. Efendim gerekli yaptırım gücüne sahip oldukları halde fuhuşu topyekun yasaklamak yerine tüzük boyunca fuhuşu fuhuş sanatı olarak anıp komik bir şekilde sebep olduğu hastalıkları önlemek üzerinde yoğunlaşılması, evli kadınların genel ev açmalarına varıncaya kadar detaylandırılıp bu çirkinliğe her türlü yeşil ışık yakılması, efendim alkolle uyuşturucu maddeye karşı duruşuyla gündeme gelen bu hükümetin bu konudaki duruşunu aklım almıyor.
Bu insanların bu mücadeleden uzaklığının perde arkasındaki detaylar sizce nedir? Fuhuş'a müsaade ediyorlar. Bunun beyin gerisinde, akıl gerisinde bir şey yok. Fuhuş'a müsaade ediyor devlet ve hükümet. Kadın hakları savunuculuğu maskesiyle dün düşmanlığı yapan sözde feministlerin bu konuda sessiz kalmaları hususunda ne söylersin? Onlar kadın hakları savunmuyorlar. Onlar dinle savaşıyorlar. Onlar kadın hakkı savunacaksa fuhuş yapan kadınlarla uğraşsınlar. Fuhuş da uğraşsınlar. Uyuşturucuyla uğraşsınlar. Son olarak konuyla doğrudan ilişkili bir meslek olduğu için bir hukukçunun bu ve bu gibi konuları görmezden gelip bir mücadeleye girişmemesi boynuna vebal midir?
Yani herkesin boynuna vebal ki bu. O yatanların da boynuna vebal. Selamun Aleyküm. Helallar ve Haramlar kitabında bir hadisle alaka olarak bu hadisin ravileri arasında büyük yalanlar söyleyen birisi vardır şeklinde bir ibare var. Sonrasında İbn-i Teymiye'nin bir tezi çürütülüyor. Zannediyorum yukarıdaki ifade de İbn-i Teymiye'ye dikkat çekiliyor. Araştırdığımızda kendisi hakkında uç noktalarda çeşitli görüşler var. Siz nasıl bahsedersiniz? İbn-i Teymiye kimdir? Ben böyle çok genel olarak eserlerini okumadığım için tekrar bunu söyleyeceğim. Daha önce de söyledim. Onunla alakalı olumlu veya olumsuz bir düşüncem yok. Selamun Aleyküm.
Hocam salı günü mahalle sohbetlerinde zikir meclisinde bulundum. Yalnız iken nasıl zikir çekebilirim? Devam Tevhide La İlahe İllallah'a devam edeceksin inşallah. Selamun Aleyküm. Sözlüm sizi çok sevdiğimizi söyleyip kıskanıyorum. Daha önce sufilek şeyh, mürid, mürşid meseleleriyle tanıştıklığı yok. Ben de sizi çok sevilsin, derviş olsun istiyorum. Ama ben de çok iyi bir sufi olmayabilirim. Niham'ı önerirsiniz hayırlı geceler. Yani bu gerçekten sıkıntılı bir durum. Problemli bir durum. İnşallah iyi olur. Allah yardımcınız olsun. Yani böyle bir enteresan kıskançlık duygusuna giriyor insanlar. Söyleyecek bir laf yok.
Selamun Aleyküm. Secda diye secde yapamıyorum. Dizlerim çok ağrıyor. Tutunarak secdeye gitsem bile kalkamıyorum. Hocam ayakta niyetlenip ilk rükuyu yapıp oturarak secde yapıyorum. Namazım oluyor mu? Oluyor. Yoksa olmuyor mu? Bacaklarımı uzatıp zor kılıyorum. Nasıl kolay geliyorsa öyle namazını kıl. Selamun Aleyküm. İmam Rabbani Mektubatı'nda Mehdi Aleyhisselam. Nakşibendi tarikatından gelecektir. Yani Nakşidir. Kendisi diye bir yazısı var. Siz buna katılanlardan mısınız? Önemli değil. Gelsin de hangi dergattan, hangi tarikattan gelirse gelsin. Midemde reflü var. Birçok ilaç denedim. Bitki, şişleri denedim.
Ama hiçbiri boğazıma gelen ekşimi, mide asitini tamamen kesemedi. Bu konuda düşünceniz ya da tavsiyeniz var mıdır? Üç yudum, süt iç. Sabah namazı veya gece ibadeti için bazı zamanlar alarm kurmadan istediğim saatlerde çok dinç bir şekilde uyanabilirken, bazı zamanlar bir sürü alarm kurmama ve farklı yöntemler denememe rağmen uyanamıyorum. Bu istemekle mi alakalı? Her şeyle alakalı. Allah bizi affetsin. Cenab-ı Hak inşallah namazlarına, sabah namazlarına vaktiyle kalkıp kılanlardan eylesin inşallah. Sevginin sıcak tutulması kişinin kendi elinde midir? Evet. İnsan sevdikçe sevmeli, sevdikçe sevmeli, sevdikçe sevmeli. Allah razı olsun.
Efendi, ekiminizde İstanbul Sözleşmesi'nin hakkında kızım sohbeti dinledi ve kızımın okuldaki elbistanlı arkadaşı, efendi sohbetinizi yolladım. Kızımın arkadaşı da kızımla konuştu. Fikrini değiştirdi. Allah'a emanet olun efendim. Allah yardımcınız olsun. Rabbim iyilik versin inşallah. İstanbul Sözleşmesi bir faciadır. Kim ne derse desin. Hayırlı akşamlar. Rabıta nedir? Nasıl yapılır? Hakkınızı helal edin. Sevdikçe sevceksin, sevdikçe sevdiğin, sevdikçe sevceksin. Rabıta o canım kardeşim. Allah gecenizi hayırlı etsin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Bu gecenin de sonuna geldik. Bir atlama yapmadığıma inanıyorum.
Soruların bittiğine inanıyorum. İnşallah cumartesi gün mesnevi okumalarında buluşacağız. Allah gecenizi hayır etsin. Rabbim inşallah daim kendisine kul olanlardan eylesin. Şimdi tevhidimizi çekeceğiz. Gecemizi sonlandıracağız inşallah. Eftali zikir fâleven lâhu La ilahe İllallah La ilahe El Fatiha mâ selavat Amin
Ecm'in Allah gecenizi mübarek eylesin. Gündünüzü mübarek eylesin. Cumanız da mübarek olsun. Cumartesi buluşmak üzere inşallah. Hayırlı geceler. Allah'a emanet olun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.