Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 7 Ağustos 2020 · 2:14:56
Selamun Aleyküm, geceniz hayır olsun inşallah. Rabbim cümlemizi ve cümlenizi Kur'an ve sünnete sımsık yapışan, Kur'an ve sünnetin izinden peşinden giden, Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi dilinde zikir, gönlünde Allah ve Resulünün sevgisi olan kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'i her türlü beladan, müsibetten, sıkıntıdan, her türlü terör faaliyetlerinden, her türlü zalimlikten muhafaza eylesin. Gün geçmiyor ki Müslümanların başına bir çorap örülmesin. Gün geçmiyor ki Müslümanlar ne yazık ki bir sıkıntıya düşer olmasın. Her ne kadar böyle kendilerini barışçı gibi gösteren batı dünyası ve kendilerini barışçı gibi gösteren katil İsrail devleti, ne yazık ki her gün Müslümanların kanını dökmekte, kanını emmekte.
Her zaman Müslümanların içlerini karıştırmakta. Ve ne yazık ki Müslümanlar da derin bir uykuya dalmışlar. O derin uykudan uyanmamakta ısrar ediyorlar. Ne yazık ki bütün dünya Lübnan'daki büyük bir patlamayla uyandı. Bütün dünya ne yazık ki işte Suriye'deki insanların zalimane bir şekilde Daesh'in öldürülmesine göz yumarken, bütün dünya Daesh terör örgütünün Orta Doğu'yu kasıp kavurmasına sessiz kalırken, bütün dünya Libya'daki iç karışıklığı, Libya'daki kardeş kavgasını, Libya'daki batılıların desteklediği Hafter yanlılarının
oradaki Müslümanlara kan döktürdüğünü seyrederken, hatta Hafter'i Mısır'ın, Suudi Arabistan'ın ve diğer Körfez ülkelerinin destekleyip Müslüman kanı döktürdüğünü göz yumarken ve hatta bütün Müslüman gibi görünen Mısır'ın ve hatta bir kısım Afrika ülkelerinin ve Müslüman ülkelerinin Yunanistan'la, Fransa'yla, İsrail'le iş tutup Türkiye'ye cephe oluştururken ve yine Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin başına çorap örmeye çalışanlar ve bu çorap örmeye çalışanların başını çeken Suudi Arabistan, Mısır, İsrail gibi ülkeler burnumuzun dibinde istediklerini yaparlarken
ve ne yazık ki Müslümanlar uyurken yine büyük bir bombayla ve katliam derecesinde ve soykırım derecesinde bir patlamayla Lübnan'ın altını üstünü getirdiler ve dünya buna yine seyirci. Buna seyirci olurken en önemlisi Müslümanlar uykudalar ve bu uykudan uyanamıyorlar. Ve gizliden gizliye İsrail, Orta Doğu'da ve yakın bölgede istediği gibi operasyonlar yapmaya devam ediyor. Ürdün'ü işgal etmeye başladı. Filistin'i zaten işgal ediyor ve Ürdün'ün de en güzel topraklarını, bugün bir Ürdün'de okuyan kardeşimiz vardı, o ziyaretime geldi, o söyledi. Dedi ki televizyonlara yansımıyor ama Ürdün'de, oralarda devamlı yürüyüşler var. İsrail, Ürdün'ün böyle cennet gibi sayılabilecek bir vadisini işgal etmiş ve bayraklarını çekmiş.
Orada genelde de Filistin halkı yaşıyormuş zaten. Orayı işgal etmiş. Göz açıp kapatıncaya kadar Ürdün buna sessiz, bütün İslam ülkeleri buna sessiz. Biz böyle bir dünyada yaşıyoruz ve dışarıda bu tip şeyler oluşurken içeride de ne yazık ki ülkemizin içerisinde korona denilen bir virüsün çıkarmış olduğu handikap devam etmekte. Ve bugünkü açıklamalara baktığımızda hasta olanlarda, tespit edilenlerde yine bir yükselme var. Çünkü insanlar fitursuz bir şekilde bu bayram tatilinde sahil kenarlarını doldurdular. Onlar tabii asla ne sosyal mesafe dinlediler, ne maske dinlediler, ne korunma dinlediler. O sahil kenarlarındaki her türlü eğlence yerlerinde hiçbir korumaya, hiçbir mesafeye, hiçbir maske gibi virüsle mücadelede hiçbir önlem almadan alabildiğine hunharca ve zalimce eğlendiler ne yazık ki.
Ve herkes ümrecilere laf söylerken, yok ömreciler virüsü patlattı derken, camilere laf söylerlerken kendilerinin ne yaptıklarına bakmadılar. Ve içeride de kadın cinayetleri devam etti, eşcinsellikler devam etti, fuhuş devam etti, kumar devam etti. Ve ne yazık ki Müslümanlar ülke içerisinde de uyumaya, kargaşaya, ne istediklerini belli etmemeye devam ediyorlar. Ne yazık ki Müslümanlar da ülke içerisinde bir İstanbul Sözleşmesi tartışması başladı. Bu tartışmayla herkes kılıçlarını çekti, birbirlerine karşı mücadele ediyorlar. Sanki İstanbul Sözleşmesi ile kadınlar korunacakmış gibi, veyahut da İstanbul Sözleşmesi ile kadın cinayeti bitecekmiş gibi böyle bir hava oluşturuyorlar.
İstanbul Sözleşmesi duruyor, kadın cinayetleri de devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi varken de kadın cinayetleri devam ediyor. Eğitimsiz, kadınlara karşı olan hor, kaba davranışlar ne yazık ki devam ediyor. Hiçbir Sufi'den böyle bir kadın cinayeti görülmemiştir. Bakın hiçbir Sufi, hiçbir Sufi, Sufi eğitimini almış bir kimse kadın cinayetinin içerisine girmez. Hiçbir Sufi kolay kolay eşini dövüp çarpmaz. Dövüp çarpıyorsa Sufi değildir zaten. O yüzden hiçbir Sufi küçük çocukları taciz etmez. Taciz ediyorsa Sufi değildir. Ama ne yazık ki işte böyle bir dünyada yaşıyoruz ve böyle bir dünyanın içerisinde yaşarken kurban bayramını geçirdik. Şükür hamdolsun, işte kurban kesebilenler kurban kestiler.
Etlerini dağıtabilenler etlerini dağıttılar. Kurban kesemeyenler kesemediler. Keseme işinin sebebi kesecek yer bulamadılar. İşte belediyelerin bu konuda hizmetleri yetersiz kaldı. İşte basından öğrendik İstanbul'da kurban kesmek isteyenler ne yazık ki belediyenin yetersiz hizmetinden dolayı perişan olmuşlar. Ve gerçekten belediyeler kurban kesimiyle alakalı. Hemen hemen her yerde sıkıntılar yaşanıyor. Sıkıntılar yaşatılıyor. Ve sanki şuraya doğru yönlendiriliyor. Ey iman edenler, ey Müslümanlar siz kurban keseceğinize vekalette kurban kesin. Yani gidin yıl 12 ay içki satan, yıl 12 ay kumar oynatan, yıl 12 ay donuz eti satan, yıl 12 ay her türlü haram mamulleri kendi uhdesinde barındıran ve bunu satan marketlere gidin.
İşte kurbanlı kalın orada. Kurbanlı orada kesin dercesine böyle bir şey var. Davranış biçimi görüyorum ben. Ne yazık ki büyük şehirlerde belediyeler, Müslümanların kurban ibadetleri için bir altyapı çalışmaları yok. Bu konuda bir gayretleri yok. Bu konuda bir çabaları yok. Çok acı bir şey. Ve insanlar kurban ibadetlerini yerine getirebilmesi için gidebilecekleri, belediyelerin tahsis ettiği bir yer yok. Ve belediyeler acı bir şey, pop şarkıcısı için alanlar tahsis ediyorlar. Ne bileyim tiyatrolar için alanlar tahsis ediyorlar. Baleler için alanlar tahsis ediyorlar. Ve bunu da böyle muhafazakar yapıdaki belediyeler yapıyor. Ama kurban kesimi için alanlar tahsis etmiyorlar. Bu konuda imkanları zorlamıyorlar. Zaten insanlar kendi yakın dairelerinde kurban kesmeleri yasaklandı.
İşte zabıta, diğer güvenlik görevlileri, insanlar bu konuda rahatsız ediyor. Haklı yönleri var, haksız yönleri var. Ve böylece bir kurban geçirdik. Bugün de dolar uçtu. İşin bir de ekonomik boyutu var. Bugün kime telefon açsam, esnaflar, ticaret yapan kimselerin ağızlarına bıçak açmıyor. Dolar bir anda sıçradıkça sıçrıyor, sıçradıkça sıçrıyor. Sıçradıkça da ticaret yapan insanlar tedirgin oluyor haklı olarak. Altın aldığını başına gitti, gümüş aldı başına gitti, dolar aldı başına gitti, euro aldı başına gitti. Diyeceksiniz ki, sufi sohbetinde bunların ne alakası var? Var canım kardeşim. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Hepimiz bu ülkenin acısını, tatlısını, hepimiz bu ülkenin çirkinliğini, güzelliğini, hepimiz bu ülkede ne yaşıyorsa hepimiz bir gemideyiz.
Bu geminin içindeyiz. Biz sufi olmakla ekonomiden uzak, siyasetten uzak, sosyal hayattan uzak, sufi olmakla yanlışlıkları görmemek, yanlışlıkları düzeltmek için gayret etmeme noktasında değiliz. O yüzden hepsinden de haberdarız, hepsinden de haberdar olmaya gayret ediyoruz. Ve ne yazık ki yaşadığımız dönem böyle bir dönem. Cenab-ı Hakk inşallah hem ülkemizi hem İslam dünyasını düzlüğe çıkarsın inşallah. 73. Hadis-i Şerif bugün ders yapacağız inşallah. Allah'tan bir şey gelmezse Cenab-ı Hakk gayret kuvvet versin. Bizlere anlatma kabiliyeti ve feraseti versin. Sizlere de anlama ve dinleme feraseti ve kabiliyeti versin inşallah. Cessame radiyallahu anh hazretleri naklediyor.
Sa'ab radiyallahu anh Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme evba ve veddanda iken vahşi bir eşek yani zebramsı bir eşek hediye etti. Fakat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu geri verdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona geri verince onun yüzünün renginin değiştiğini gördü. Yüzünün renginin değiştiğini görünce ona şöyle dedi. İhramlı olmasaydık onu sana iade etmezdik. Buhari, Müslüm, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, Darimi, Muvatta, Müsnet gibi böyle hadis kitaplarında bu meşhur bir hadis-i şerif. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kendisine hediye edilen yabani eşeği geriye iade etti. Geriye iade edince hediye edenin yüzü değişti, buruştu, tabiri caizse üzüldü o kimse.
O zaman da ona dedi ki, ihramlı olmasaydık onu sana iade etmezdik. Tabi bu hadis-i şerifi ben başka kaynaklardan da bu konuyla alakalı araştırma yapınca, Rudani'de haçla alakalı hadis-i şeriflerin içerisinde buna ilave bir hadis-i şerif var, bir rivayet daha var. İbni Abbas dedi ki, sahabın Kudey'de Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme yabani bir etinden kan damlar halde hediye etti diye bir farklılık var.
Kan damlar halde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onu almayıp onu geri çeviriyor. Bunu da Ebu Davud, Nesai ve Tirmizi naklediyor. Burada bir şey çıkıyor, demek ki bir hediye, mazeret sağlam ise, mazeret bu konuda geçerli bir şey ise, hediyenin geri çevrileceğini, hediyenin kabul edilmeyeceğine dair bir işaret var. Çünkü demek ki bu hadis-i şerife göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zebra bir eşek alıyor. İhramını kesmesi mümkün mü? Kesmesi mümkün değil. Kesmesi mümkün değil için, onu normalde kesemeyeceği için, onu ne yapıyor? İşte onu iade ediyor. Veyahut da işte o canlı değil ise de avlanması şüpheli olabilir.
Nasıl avlandığıyla alakalı. Hz. Çünkü diğer rivayette kan damlıyordu diyor. Kan damlıyorsa avlanılmış hayvan. Çünkü yabani bir zebra ancak avla yakalanabilir. O avlanma esnasında bir şüphe oluşmuş olabilir. Böyle bir şüphe olunca da, onu ihramlı bir kimsenin, onu alması, onu yemesi yine şey değil, uygun değil. Tabi şafiler böyle bir hediye almayı caiz görmüşler kendilerince ama, pardon şafiler caiz görmemişler.
Hanefiler caiz görmüşler ama şafiye göre böyle bir hediye, ihramlı kan almayı uygun görmemişler. O yüzden hediyede bir şüphe söz konusu ise, çünkü bu mazeret geçerli bir mazeret oluyor. Mesela hediyede şüphe ne olabilir? İşte örneğin hediyenin haram yoldan kazanılması gibi. Mesela gasp edilmiş bir mal, mesela hırsızlık malı, mesela zalim bir hükümdarın, zalim bir idarecinin zorla kendi tebaasından almış olduğu bir gasbi bir mal olabilir.
Böyle olunca o hediyeyi reddetmek, o hediyeyi kabul etmemek de sağlam bir gerekçe oluyor. Mesela bu takva dairesinde duran insanlar gelen hediyenin veya gelen bir şeyin, hani geçen derste de verayı anlatmıştık, gelen bir şeyin silsilesini yani geldiği yeri eğer bilirlerse, öğrenirlerse o hediyeyi reddetme, o hediyeyi almama hakkına sahip olurlar.
Burada bir Zinnun-u Mısır'yı malum tutukluyorlar. Zinnun-u Mısır'da çok eziyet çekmiş, çok eziyet görmüş bir velilerdendir. Ve veliler ne yazık ki tarih boyunca böyle bir tek Hulefai Raşid'in döneminde rahat durmuşlardır, rahat yaşamışlardır. Devletle aralarında problem çıkmamıştır. Hulefai Raşid'inden sonra ne yazık ki devletler tam bir Kur'an ve sünnete dayalı devlet olmadığından dolayı, velilere karşı, evliyalara karşı hep bir zalimane, zulümane bir tavır takınmışlar. Onların çünkü Kur'an ve sünneti anlamaları, yaşamaları ve tebliğ etmeleri, zalim devlet yöneticilerini hep rahatsız etmiş, Kur'an ve sünnete uymayan, Kur'an ve sünnetinin içerisinde durmayan o zalim devlet yöneticileri, hep velilerle mücadele etmişler, hep onları rahatsız etmişler, onlara eziyet etmişler.
Zinir-i Mısır'ı da bu tip kimselerden birisi, hatta rivayet edilir Mısır'daki o zalim yöneticiler, onun boynuna bir fetva asmışlar, hiçbir yere yerleşmesi uygun değildir, yerleşilmeyecek diye. Ve o fetvayla uzun müddet Zinir-i Mısır'ı belde belde dolaşmak zorunda kalmış. İşte onu da bir ara tutukluyorlar. Yani bunlar böyle velilerin, Allah dostlarının başına gelebilen şeylerdir. Bunlar böyle uyduruktan bir şeyle, iddialarla tutuklanırlar, cezaevlerine atılırlar, cezaevlerinde onlara eziyet ederler, cezaevlerinde rahat ettirilmemişler. Hep bunlar yaşanmış. Abdülkadir Geylani Hazretleri sürgüne gitmiş, Niyazi Mısır'ı sürgüne gitmiş.
Onun gibi bu zatlar ne yazık ki hep böyle kimseler zalim yöneticiler tarafından, zalim devletler ve sistemler tarafından eziyet edilmiş. İşte Zinir-i Mısır'ı da tutukluyorlar. Atıyorlar hapise, o hapiste tutuklu iken, Zinir'in kendince karnı acıkıyor. Acıkıyor. Kendi içinden böyle hani tabiri caizse açlığını şikayet etmiyor ama aç. Aç olunca da bir saliha bir kadın bunu kendi perdesinde, kendi halinde onun aç olduğunu görüyor. Bir yemek hazırlıyor. Yemek hazırladıktan sonra işte tutuklu olduğu cezaevine gidiyor. Tutuklu olduğu cezaevinde diyor ki işte bu yemeği Zinir'in ona götür, ona yemesi için getirdim diyor.
Ve gardiyan o yemeği alıyor. Tabi önce hala daha öyledir. Yani o dışarıdan gelen kaplarla yemeği cezaevlerine vermezler. Muhakkak o kapları boşaltırlar, kendi kaplarıyla cezaevindeki içeriği yemeği götürürler. Veyahut da cezaevinde o yemek oradaki gardiyanların eliyle gelir. Yani o gardiyanlar götürür o yemeği. Böyle olunca tabi Zinir'in ona o yemeği getirmiş gardiyan. Ama bakıyor o yemekten yemiyor ve özür beyan ediyor. Diyor ki yemeği gönderen hanıma karşı şunu söyleyin diyor. O yemeği zalim bir kimsenin tabağı üzerinde geldiği için yemedim diyor. Çünkü o tabak bir o zalim yöneticinin cezaevindeki zalime yardım eden bir sistemin tabağı. Öyle olunca Zinir'in o tabakta yemek geldi diye yemiyor ve özür beyan ediyor.
Çünkü diyor onu bana getiren kuvvet güzel bir kuvvet değildi. Yani o yemeği ona getiren, bu arada yemeği getiren kuvvet o zalim yöneticilerin kuvvetiydi. Yani o gardiyanın getirmiş olduğu yemekti. Gardiyan kimdi? O zalim yöneticinin memuruydu. Ve tabaklar neydi, kimindi? Oradaki o tabaklar da zalim yöneticinin cezaevindeki tabaklardı. O yüzden Zinir'in Mısri o yemeği yemedi. Bunlar böyle, tabi ben kendi nefsim için söyleyeyim, insanların zor elde edebileceği takva hareketleri. Ve böyle bir kimsenin gönül gözünün açık olması lazım ki, kendisine gelen hediyenin evveliyatını bilsin, evveliyatını çözsün. Veyahut da ona bu şekilde bir işaret gelsin.
O işaret gelince o kimse artık o gelen hediyeyi kuvvetli bir mazeretle ne yapar? Geri çevirir. Şimdi hediye denilince, hediye bizde hani Türkçe'de karşılığı armağan denir ya, bir şeyi armağan etti, bir şeyi hediye etti. Ve genelde insanların kendi arasında sevgi ve dostluk nişanesi olarak, böyle bir ilişkinin, böyle muhabbetin bir nişanesi olarak insanlar birbirleriyle hediyeleşirler. Böyle karşılıksız verilen, karşılıksız olması gereken bir nesne, bir para, neyse bir şeydir. Karşılık beklenmemesi gereken bir nesnedir. Ve ama bu böyle, bununla alakalı çok, üç aşağı beş yukarı, aklıma gelen bir ayet-i kerim yok, hediyeleşmeyle alakalı. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çokça hadis-i şerif var, hediyeleşmeyle alakalı.
Buna baktığımızda mesela eski ahitte de, yeni ahitte de, yani Musevilikte de, İsevilikte de hediyeleşme önemli bir yer tutmuş. Mesela işte krallara hediyeler verilmesi, hakimlere ve hediyeler verilmesi ve hediyeleşilmesi önemli bir şey olmuş. Hatta hani Hristiyan İsevilerin, ne o, yortu günleri mi deniyor? Yortu günlerinde birbirlerine hediye almaları, birbirleriyle hediyeleşmeleri. Veyahut da işte Hristiyan dünyasının adeti olan, geleni olan anneler gününde hediyeleşme, yılbaşında hediyeleşme. Bunlar yeni ahit dediğimiz İsevil'in metettiği, İsevil'in çok önemsediği desturlar, öyle söyleyelim. Muhammedilikte yani İslam'da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de hediyeleşmeyi önemsemiş mi?
Evet, önemsemiş bir kimseye böyle hediyeleşmeyi metetmiş mi? Evet, metetmiş. Kendisi de hediyeler kabul etmiş mi? Evet, kabul etmiş. Bununla alakalı böyle birkaç tane hadis-i şerifi inşallah nakletmeye gayret edelim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün kendisine hediyelen bir nevi ipek kaftanı giydi. Çok geçmeden sırtından onu çıkarıp Ömer'e gönderdi. Denildi ki, neden onu hemen sırtından çıkardın? Şöyle cevap verdi. Cibril onu giymekten beni alıkoydu. Sonra Ömer ağlayarak gelip şöyle dedi. Ey Allah'ın Resulü, kendinin hoşlanmadığın şeyi bana neden veriyorsun? O da şöyle buyurdu. Ben sana onu giymen için değil, satmen için verdim. Bunun üzerine Ömer onu iki bin dirheme sattı.
Yani bakın çok kıymetli bir şeymiş. İki bin dirheme satmış. İki bin dirhem. Şimdi demek ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hediye kabul etmiş. Ama gelen hediyeyi Cebrail aleyhisselam uyarıyor. İpek bir kaftan, ipek bir kaftanı onun giymesinin uygun olmadığını söylüyor. Çünkü ipekle alakalı başka hadis-i şerifler de var. İşte ahirette nasibi olmayan erkeklerin ipekten elbiseler giyeceği. Bu dünyada erkekler ipekten elbiseler giyerlerse cennette onların elbiselerinin olmayacağına dair rivayetler var. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisine Cebrail aleyhisselam ile uyarılan bir elbiseyi hemen kalktı. Ne yaptı?
Onu Hazreti Ömer Efendimiz'e verdi. Ve dedi ki onu sat. Onun parasını sen kendine harçlık et. Bakın kendisi satmadı. Şüpheli bir şeye Hazreti Peygamber için şüpheli olan, giyilmesi şüpheli olan şeyin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri parasını da almadı. Onu Ömer Efendimiz'e verdi ve Ömer Efendimiz'e dedi sat. Onun parasını kendine al. Demek ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şüpheli bir şey olduğunda onu elden çıkarmış. Onun kendi gözünden, gönlünden, kendi dairesinden onu çıkarmış. Onun dokunmamış hatta. Hatta bir rivayet var. Necasi'nin bir böyle sudan, habeş, taşlı işlemeli bir altın yüzük gönderiyor.
Rivayet ediliyor. Onu bir çubukla alıyor. Onu bir çubukla dokunuyor. Onu başka bir üvey kızına veriyor. Diyor ki bunu al, bunu sen kullan diyor. Çünkü o altının üzerine işlenmeli. Habeş, taşlı bir yüzükmüş o. O yüzden ona dokunmuyor bile. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hani şüphelilerden kaçınınız. Hadis-i şerifi mucibince şüpheli olan şeylerden uzak duruyor. Elini dahi ona sürmüyor. Yine Rum kralı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ince ipekten bir giysi hediye ediyor. Ve o esnada onu giyiyor. Sanki onu giydikten sonra hemen onu Cafer'e gönderiyor. Cafer de kim?
Amcasının oğlu. Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerinin kardeşi. Cafer bin Tayyar. Ona gönderiyor. O da giyerek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanına geliyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona diyor ki onu ben sana giymen için göndermedim. O da diyor ki peki onu ben ne yapayım ya Resulallah. Onu diyor kardeşin Necaşi'ye gönder. Yani Habeş kralına gönder. Ona hediye olarak ona gönderiyor. Ha demek ki böyle bir hediye geldi. İpek giysi Müslümanlar açısından uygun değil. Ama Habeş kralı için uygun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o hediye alıyor. Ne yapıyor? Habeş kralına tekrar hediye olarak gönderiyor.
Yine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri oysa hediyeleşmeyi çok metheden, çok öven hadisleri var. İşte bunlardan birisi de birbirinizle el sıkışın ki kalplerdeki kin gitsin. Yani hediyeleşin ki birbirlerinizi sevesiniz ve aradaki dargınlıklar böylece kalksın. Demek ki hediyeleşmek insanların birbirlerinin aralarındaki dargınlığı kaldıracak. Hani birisine, sufiler de bu ahlaki bir öğretidir. Birine karşı kızgınlığın varsa, kırıklığın varsa ona bir hediye gönder derler. Yani sen o kızgın ve kırgın olduğun kimseye hediye göndererekten onunla aradaki muhabbeti geliştir. Onunla olan muameleni düzgünleştir bu baftan. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yine Hz. Ayşe annemizin nakline göre hediye kabul etmiş.
Bunların karşılığını da vermiş hep. Karşılıksız bırakmamış. Yani hediyeleşme Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı arasında devam etmiş. Ama bu hediyeleşmeler belli bir ölçü dairesinde, belli adaf ve erkan dairesinde. O yüzden normalde bu hediyeleşme adabın ve erkanın dışında olmamış. Mesela işte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir kabileden bir kimse genç bir deve getiriyor ona hediye olarak.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ona altı tane genç deve hediye ödüyor. Ama o bedevi, o hediye kabullenmek istemiyor. Hani ben bir verdim altı geri verdim diye bunun dedikodusunu yapıyor, lafını yapıyor. Sonra da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle onun bu memnun olmadığını görünce diyor ki, ben bundan sonra diyor, Kureyşilerden, Ensari'den, Sakafi'den ve devsi kabilelerinin haricinde hiç kimseden hediye kabul etmeyeceğim diyor.
Dikkat edin. O bedevinin, o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir devesi hediye etmesine karşılık o memnun olmadığını görünce, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisine ölçü getiriyor. Diyor ki, bundan sonra Kureyşlilerden, Ensari'den yani Medinelilerden, Sakafi kabilesinden ve devsi kabilesinin dışında hiç kimseden hediye kabul etmeyeceğim diyor. Ve böylece hediyeyi ve kendince, kendi hediyeleşmesini sınırlıyor. Yani Kureyş kabilesi kendi kabilesi zaten. Ensar malum, Ensar Medineliler, bununla bir problem yok. Sakafi ve devsi kabilelerdi. Cömert bu konuda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine çok tutkulu, çok bağlı kabileler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hediye kabul edeceğini bu kabilelerle ne yaptı?
İşte sınırladı. Demek ki bir kimse kendince de böyle bir hediyeleşmeyi kendi ölçüsünde sınır koyabilir mi? Evet. Koymalı mı? Yine evet. Bakın koymalı mı? Yine evet. Mesela ben hep derim ya, zakir kardeşler, çavuş kardeşler, ders yaptıran kardeşler bu konulara dikkat edecekler diye. Sebep, yani sen zakir olmamış olsaydın bu insanlar sana hediye getirir miydi? Veyahut da sen çavuş olmamış olsaydın, sen ders yaptırmamış olsaydın bu insanlar sana hediye getirir miydi? Veyahut da sen zakir olmamış olsaydın bu insanlar seni evine yemeye davet eder miydi? Veyahut da sen çavuş olmamış olsaydın bu insanlar seni evine yemeye davet eder miydi ki? Düşünerekten ince davranmaları lazım.
Evet, yani mesela işte şikayet edilsin, bizim yemeye davet ediyoruz gelmiyor gibisin. Ama şu şikayet olmasın ya veya şu gevşeklik olmasın ya bu adam yiyici ya işte ne bulursa yiyor, içiyor, ne bulursa davetlere icabet ediyor filan. Böyle bir şey olmasın Allah muhafaza eylesin. O yüzden hediyeleşmek güzel ama insanın bir sınırının, bir dairesinin, bir böyle ölçüsünün olması lazım. Yine başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri birbirlerinizi hediye verin. Çünkü hediye kalpteki kuşkuları giderir. Bir kadın komşusu olan kadına verdiği hediyeyi bir koyun paçası bile olsa küçümsemesinler. Yani hani komşulukların arasında işte komşu bir şey pişirmiştir. Az da olsa komşum tatsın diye gönderir ve o gönderilen komşuyu ikaz ediyor diyor ki küçümseme.
Hediyeyi küçümseyen başka bir hadis-i şerifte hediyeye muhtaç kalır diyor çünkü. Allah muhafaza eylesin. Yani evet bir kimse kendince bir ölçü koyabilir. İşte bu mesela bu değişik ölçüler olabilir herkesin kendince, kendi konumunca, durumunca. Ama bu normalde bir hediye geldiyse de hediyeyi küçümsemek, onu böyle nazara itibara almamak da hoş bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yine hadis-i şerifte diyor ki bana bir koyun paçası dahi hediye edilse kabul ederim. O paçanın yemeğine çağrılırsam icabet ederim dedi. Yani bu ne demek? Yani işte paça nedir? İşte çok affedersiniz, kelleden veyahut da ayaktan yapılmış bir çorbadır.
Bunun biraz iyisi veya işte kelleden olur, biraz daha düşüğü ayaktan olur. Ama aslında ayak paçası da çok şifalıdır. Şimdi bir de bu tarafı var hani kemik rahatsızlıkları olan veya vücudunda bağışıklık sistemi, biraz böyle kuvvetsiz olanlar ayak paça veya kelle paça çorubasını çok içmeleri lazım, tüketmeleri lazım. Ne yazık ki bizim insanımız bu kültürden uzaklaştı. Şimdi uzaklaşıyor böyle. Uzaklaştıkça da kendi dayanıklıklarını kaybediyorlar. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tevazunun en zirve noktasında. Yani o diyor ki ben beni bir paçaya da davet edilsem ben icabet ederim. Tabi bu hadis şeriflere bakaraktan şöyle bir algı oluşuyor bazı kimselerden. İşte ben bir şeye hediye ettim kabul etmedi.
İşte kibirlilik yaptı veyahut da davet ettik davetimize icabet etmedi. Canım kardeşim insanlar müsait olurlarsa davetine icabet ederler. Veyahut da konumu durumu gereği belki de davetlere icabet edemeyebilir, olabilir. İşte orada ona karşı çok mesela şatafatvari bir davranış içerisinde bulunuyorlardır. O kimse gitmeyebilir konumu dairesince. Veyahut da böyle bir hani yiyici tayfasından görülecekmiş gibi görülebilir. O yüzden gitmeyebilir. Kendince takva noktasında düşünebilir insan. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle hediye eden, malını veren, parasını veren kimseler böyle hedefsiz, gayesiz vermezler bunlara. Yani bir kimse hedefsiz, gayesiz, yemek yedirmez.
Ya bu gayesi uhrevidir ya da düngevidir ikisinden birisi. İşte bir kimse malını gayesiz neden harcasın? Safsalak değil. Parasını neden gayesiz harcasın? Safsalak değil. Eğer bu hediyeleşme, malını harcama, parasını harcama bir Allah'tan sevap umudu ile yapılıyorsa bunda bir sıkıntı yok. Allah için hediyeleşmek, Allah için tasadduk etmek, Allah için bir kimseye yemek yedirmek, Allah için bir kimseyi giydirmek, Allah için bir kimsenin ihtiyacını görmek, Allah için bir kimseye yardımcı olmak, Allah için bir kimseye tebessüm etmek, Allah için bir kimsenin elinden tutmak.
Bunlar çok güzel şeyler, bunlar harika şeyler ve Allah için birisine hediye verip onun dine ısınmasını sağlamak, Allah için bir kimsenin sıkıntısını giderip onun dine ısınmasını sağlamak. Bunlar gerçekten harika şeyler ama bazı hediyeleşmeler vardır, bu ahirette sevap karşılığı düşünülmez. Yani o kimse ahireti düşünmüyordur ama ahireti düşünüyorsa mesela, onun mesela bir kimse alim bir kimsedir.
O alimin ilmi çalışmalarını devam ettirebilmesine sebep olması için ona bir hediye verebilir. Veya o kimse işte böyle Allah yolunda koşturan bir kimsedir. Allah yolunda daha iyi koştursun, daha fazla koştursun diye bir kimse Allah için ona bir şey verilebilir. Yani bunların hepsi de böyle Allah için olabilecek olan şeyler. Eyvallah, şimdi bu malı sahibi olan kimseler, bu hediye alan kimseler, eğer gerçekten bunlara muhtaç hisseler, bunlara helal olur. Bakın burası ince bir ayrıntı. Bunlara muhtaç hisseler, bunlara helal olur. Ama muhtaç değiller ise, onlar bu gelen hediyeleri başka muhtaç, ihtiyacı olan kimselere devretmeleri, onlara göndermeleri gerekir.
Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a da gönderdi ya, hediye gönderince, Abdullah dedi ki, ya Resulallah benim buna ihtiyacım yok ki. O da dedi ki, sen Allah'tan gelen, kendiliğinden geleni kabul et. İhtiyacın yoksa ihtiyacın olan kimselere ver, onlara dağıt dedi. Şimdi o zaman böyle bir şeyse, bir kimsenin yaptığı şey, buna da söylenecek bir laf olmaz. Eğer bir kimse mesela şerefli bir soya sahip olduğu söyleniyor. Hani bunu böyle söylüyorum, şimdi daha açık, net konuşayım bunu. Mesela işte bir kimse kendisini seyid veya şerif olarak tanınıyor. Yani biz seyid sülalesindeniz, biz şerif sülalesindeniz gibisinden.
Veyahut da ben seyidim diyor, bunu böyle söylüyor. İşte ben seyidim deyince, işte insanlar da ona böyle hediyeler götürüyor. İnsanlar ona daha farklı davranıyor. Seyid çünkü. O seyide davranış biçimi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine olan muhabbetten, sevgiden mütevellit. Ama o kimse bunu kendi zatından biliyor. Kendi zatına devşiriyor bunu. Böyle olunca yine o mal onun kendisine helal olmaz. Veyahut da bir kimse seyid olmadığı halde, böyle insanlardan mal toplamak, hediye toplamak, insanlar kendisine temanâ etsin diye seyidim derse, o topladığı mallar da ona helal olmaz, caiz olmaz, uygun olmaz. Yani bu da uygun bir davranış biçimi değil.
Veyahut da hani alim kimse dedik ya, yani ilminden dolayı ona insanlar işte hediyeler veriyorlar, ilminden dolayı ona mal veriyorlar, ilminden dolayı ona böyle temanâ ediyorlar, eğer o kimsede de böyle bir alimlik yok ise, o kimsede de böyle ilim sahibi değilse, onun da o hediyeleri alması, o malları, o infakları alması caiz olmaz. Veyahut da işte yine de işte bir kimse dindar olmasından dolayı ona hediyeler geliyorsa, dindarlığından ötürü, ama o kendi iç aleminde kendisinin fasık olduğunu biliyorsa, öyle ya, insan kendini bilir. Ona çok dindar, çok takva diye hediyeler getiriyorlar. İşte vardır ya böyle kadınların arasında, erkeklerin arasında, onlar takva satarlar böyle.
Allah muhafaza eylesin. Eğer böyle bir kimseyse, böyle bir kimseyse, kendi iç aleminde kendisinin aslında fasık olduğunu biliyorsa, onun da hediyeleşmesi, kendisine hediye alması çok uygun değil. Ona da caiz değil. O da haram işlemiş oluyor. Allah muhafaza eylesin. Tabi böyle, öyle Allah dostları vardır, öyle kimseler vardır ki, böyle onlar orta yerde çok görünmezler.
Onlar böyle kendi dindarlıklarıyla tanınmasını da istemezler. Ve dindarlığınla tanınacaksa, dindarlığıyla görünecekse, o tip insanlar, kendileri de bizatihi birinci dereceden ticaret yapmamayı tercih ederler. Bunlar ne yaparlar? Bunlar da geçinecekler, sonuçta iş yapacaklar, ticaret yapacaklar, belli ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Dilenmeyeceklerine göre ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Veyahut da onlar da sonuçta kendilerince kendi masrafları var, kendi yapacakları var. O zaman o insanların vekil tayin etmeleri, o vekillerle işlerini götürmeleri gerekir. Yani işte X kimseye adı soyadı belli olunca işte ona bir kolaylık sağlayacak. Adı soyadı belli olunca ona bir indirim yapacak.
Adı soyadı belli olunca işte ona daha müsamakar davranacak. Bu o zaman, bu benim kendi şahsi düşüncem. O zaman o kimsenin kendi ismini orta yere çıkarmaması, kendi adına ticaret yapmaması, kendi adını orta yere koymaması bence takvaca daha uygun. O zaman ne yapacak? İşte bir araba alıp satacaksa, vekaleten araba alacak satacak. Bir tarla alıp satacaksa, vekaleten tarla alıp satacak. Veyahut da bir ticaret yapacaksa, vekaleten ticaret yapacak. Kendi şahsiyetini ve şahsını orta yere koymayacak. Sebep, yani çünkü onun ismi iş yapacak artık. Vay sen X efendisin, işte ya sana indirim yapmayacağız da kime yapacağız? Kalsın kardeşim senin malın. Ben senden böyle indirim istemiyorum.
Neden? Çünkü o kimsenin dini hüviyeti meydana çıkacak. Dini hüviyeti iş yapmaya başlayacak. Yani onun ticari hüviyeti değil, artık dini hüviyeti iş yapıyor. X kimse bir mal alacak, ona indirim yapalım. İşte X kimse mal satacak, biz onun malını alalım, satalım, ona yardımcı olalım filan. Bunlar aslında çok uygun şeyler değil. O yüzden bu tıp insanlar kendi at soyadlarını meydana çıkarmadan, kendilerini orta yere dökmeden, gizli bir şekilde bir vekil tayin edip, hadi sen onunla pazarlık yap, satarken sen sat veya alırken sen al. Bunların üzerinden iş yapmaları takvaca daha uygun. Sebep, çünkü dindarlıklarını veya dini kart vizitlerini dünyaya ve dünyeviliğe çevirmemesi lazım.
Hani bazen derim ya, derviş kardeşlere nasihat ederken, bir ticaret yapıyorsunuz, alışveriş yapıyorsunuz, işte biz hangi dergaha müntesi biz biliyor musunuz filan, biz yalan söylemeyiz. Otur kardeşim ya, dergahını söylemek zorunda mısın, şeyhini söylemek zorunda mısın, yolunu söylemek zorunda mısın ticaret yaparken? Onu söylediğin anda yolunu da, şeyhini de, dinini de, diyanetini de istismar ettin. Yapma. Buna dikkat et. Ticaret yapıyorsun, senin yolunu soran mı var? Ticaret yapıyorsun, senin şeyhini soran mı var? Ticaret yapıyorsun, senin meşrebini soran mı var? Ticaret yapıyorsun, senin dinini soran mı var? Sen neden bunu söyleme zorunluluğunda hissediyorsun? Bunu söylemeyi hissediyorsan, bunu söylüyorsan istismar ediyorsun sen.
Dinini de istismar ettin, yolunu da istismar ettin, şeyhini de istismar ettin. İşte beni Şeyh Efendi'ye sorun. Ya ticaret yapıyorsun sen, seni neden bana sorsunlar? Alan sensin, satan sensin, kar edecek olan sensin, zarar edecek olan sensin. Bana neden seni sorsunlar? Yani onun ne kadar namuslu olduğunu biz teyit edeceğiz. Diyeceğiz ki ya biz o namuslu bir kardeşimizdir. İşte onunla alın satın. Bunlar istismar meseleler. Allah muhafaza eylesin. Bir zakirsin, asla ismini belli etme, asla kendini belli etme. Ticaretini git, kendi ismin üzerine yap. Dini konumun üzerinden ticaret yapma. Dini konumun üzerinden dünyalık toplama. Dini konumun üzerinden kendine bir şeyler verilmesini, kendine bir şeyler aktarılmasını isteme.
Bunu bekleme. Allah muhafaza eylesin. Bu sohbetim sufi kardeşlerimiz içindi. O yüzden kardeşlerimiz bu konulara dikkat edecekler. Ve kardeşlerimiz derviş oldukları için hediye beklemeyecekler. Derviş oldukları için kendilerine müsahamalı davranmalarını beklemeyecekler. Derviş oldukları için kendilerine ayrı bir ayrıcalıklık sağlanmasını istemeyecekler. Derviş oldukları için kalkıp da işte benden alışveriş edilsin, bana iş yaptırılsın veyahut da ben yapayım. Böyle bir şey beklemeyecekler. Bunlar yollarını, dervişliklerini istismara götürür insanlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden din ile biz dünyayı elde etmekten uzak duracağız. Benim en çok nefret ettiğim konulardan birisi budur.
Bir kimsenin dini ile dünyayı elde etmesi, siyaseti, konumu ve durumu ile dünyayı elde etmesi, devlet teşkilatındaki makamı ile dünyayı elde etmesi, bunlardan nefret ediyorum. Bu tip insanlar ne yazık ki hem dini istismar ediyorlar, hem siyaseti istismar ediyorlar, hem de devletteki makamlarını istismar ediyorlar. Zaten dünya insanlığı bu üç istismarcıdan çekiyor ne çekiyorsa.
Bir, dinini istismar eden, dini ile dünya malına ve dünya makamına göz diken insanlar. İki, siyaset istismarcıları. Siyaset ile dünya malına ve dünya makamını işgal edenler. Ve bu noktada dünya malına sahip olmak için siyaseti istismar eden insanlar. Üç, devlette edindikleri makam ile, mevkileri ile dünya malını elde etmeye çalışanlar ve devlet makamını istismar eden kimseler.
Devletin içerisinde adalet mekanizması olabilir, karar verme mekanizmaları olabilir, belediyeler olabilir, bunların içerisine dair. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de devlet erbabının hediye almasını da uygun görmemiş. Rabbi muhafaza eylesin. O yüzden asla ve asla devlet teşkilatında çalışan kimseler, devlet teşkilatında çalışan kimseler halktan hediye almamaları gerekir.
Halktan hediye alıyorlarsa, böyle o hırsızlık malı gibidir, gas malı gibidir. Allah muhafaza eylesin. O haramdır. Hani meşhur ya, bir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kabul eden bir kimseyi zekat memuru olarak tayin ediyor. Onu zekat memuru olarak tayin edince, o zekatları topluyor, işte zekatları topladıktan sonra geliyor. Bu devletin aldığı zekat, bu benim diyor, bana hediye diyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yüzü kızarıyor, damarları şişiyor, kabarıyor. Hızla hutbeye çıkıyor. Diyor ki, zekat toplamak için gönderdiğim kimse, eğer diyor, o evinde oturmuş olsaydı, ona kim hediye verecekti? Şimdi diyor, gelmiş, bunlar devletin malı, bunlar da bana hediye edildi diyebiliyor diyor.
Ve diyor ki, bu kimse evinde oturmuş olsaydı, kendisine hediye verilir miydi? Hayır. Ve bu konuda da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ashabın içerisinde çok açık bir tavır koyuyor. Ve bu çok açık bir tavır. Bu açık tavırdan çünkü Müslümanlar kendilerine bir fıkıh, bir hukuk çıkarıyorlar. Yine başka bir hadis-i şerifte, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, zekat memurlarına verilen hediyeler, devlet malına hıyanettir diyor.
Dikkat edin. Yani bu ne demek? Devletin memuruna verilen hediye, hainliktir noktasına getiriyor. Çünkü yine başka bir hadis-i şerifte de, devlet başkanına söylüyor. Diyor ki, imama, yani hükümdara verilen hediyeler hile ve irtikaptır. Yani hile, onun içerisinde muhakkak bir hile vardır ve irtikaptır o. Ya muhakkak bir şeye, o onda bir namussuzluk, bir şerefsizlik, bir haysiyetsizlik yapmıştır manasında söylüyor.
Tabarhanede geçiyor bu hadis-i şerif. O zaman devlet memurları bu konuda daha hassas olmalı. Ehli siyaset bu konuda daha hassas olmalı. Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları bu konuda daha hassas olmalı. Devletin içerisinde görev yapan adli personel bu konuda daha hassas olmalı. Hakimler, savcılar bu konuda daha hassas olmalı. Yani bunların duyulması, halkın içerisinde böyle bir bunların konuşulması dahi adli mekanizma için çok acı verici bir şey. İşte malum Bursa'da FETÖ ile alakalı bir sürü mahkemeler görüldü ve şaiyalar dolaşıyor. Ne şaiyalar dolaşıyor? Milyon dolarlık şaiyalar dolaşıyor. Gazeteler yazıyor, basın yazıyor. İşte FETÖ davalarında çok büyük paraların döndüğüne dair veyahut da ülke basınında yazılan şeyler FETÖ davalarında büyük paraların döndüğüne dair.
Hatta siyasetçilerin bu işin içerisinde olduğuna dair ülke basında yazılan yazılar var. Veyahut da adli personelin veya mahkemelerin bunlarla alakalı olan meselelerde bu tip şeylerde basına yansıyanlar var. Gerçekten çok üzücü bir şey ve devleti içeriden çürüten, devleti içeriden yıkan şeyler. Hani işte veyahut da belediyelerde işte rüşvetsiz işin dönmediğine dair söylenen şaiyalar gerçekten devletin ve kurumlarını çökerten, çürüten en önemli meseleler.
O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu konuda çok ince davranmış, bu konuda çok sert davranmış. Hazreti Ömer, Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali kendilerine getirilen hediyeleri Beytülmal'a devretmişler. Asla kendi şahsi uhdelerini almamışlar. Bakın, asla kendi şahsi uhdelerini almamışlar. Gelen her hediyeyi hazineye iradettirmişler, hazineye kaydettirmişler ve hazine malı olarak kabul etmişler. Tabi bu dört halife döneminden sonra artık ne oldu ne gitti oraları ayrı bir tartışma konusu. Bugün dünya üzerindeki devlet başkanlarının, devlet yöneticilerinin, siyasetçilerin, işte bürokrat kesiminin ne yaptı ne etti basına yansıyanlar çok hoş şeyler değil.
O yüzden hediyeleşme ile rüşvetin arası ayrılmalı. Hediyeleşme ile rüşvetin arası ayrılmalı. Veyahut da hediyeleşme ile bir kimseyi işte bir yemek yedirip onu tahakküm altına alma. Bir kimseyi evine misafir edip onu tahakküm altına alma. Veya bir kimseyi işte küçük bir hediye veya büyük bir hediye ile onu tahakküm altına alma. Yani onu böyle idare etmeye çalışma, onu böyle arkasında onu yönetmeye çalışma gibi. Hediye alacak olan kimseler bunları sezinlerlerse o hediyeyi almamak için haklı gerekçeleri olur. Bunu zaman zaman zakirliğimiz zamanlarında gördük. İşte böyle bir zakire yemek yedirip veyahut da onu evine misafir edip ona ya abi ya şunu şöyle yapsak daha iyi olmaz mı?
Aslında kendi dediğini dikte etmek istiyor. Yok olmaz öyle deyince abi neden öyle dedin ya? Olur öyle ya. Mübarek kardeşim sen misin zakir o mu kardeş? O mu zakir? Yani istişare ise istişare ayrı bir şey. Ama bir zakire borç para vererekten, bir zakire hediye vererekten, bir zakire yemek yedirerekten, bir zakirin sıkıntısını giderekten onu yönetmeye çalışmak bu farklı bir şey. Veya bir zakire yakın durarak onu yönetmeye çalışmak farklı bir şey. Veya bir şey efendiye yakın durduğunu görüp onu işte idare etmeye çalışmak, onu sek etmeye çalışmak, onu yönetmeye çalışmak bunlar farklı farklı şeyler. O yüzden hediye alacak olan kimse bu tip hani davranışları sezinlerse bu tip davranışlar olabileceğini düşünerekten hediyeyi tatlı bir şekilde reddedebilir mi?
Evet reddedebilir. Allah bizi iyilerden eylesin. Cenab-ı Hak bize Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşayanlardan eylesin. Eğer mesela hiç böyle bir şey yok, bir kimse hani kendisine gelen bir hediyeyi kabul edip ihtiyacı olan bir kimseye de bunu verebilir mi? El cevap verebilir. Bu da çok uygun bir davranış mı? Bu da sünneti seniyede var. Hani böyle kapıyı tamamiyetle ketun bu şekilde kapatıp, kilitleyip hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hediyeleşme sünnetini terk etmek bu da uygun değil. Veyahut da komple reddetmek, almamak bu da uygun değil. Çünkü sünneti seniyede aykırı bir durum. Ama burada o kimse ince düşünmeli, takvacı düşünmeli, böyle kardeşlerini düşünmeli.
Kendisine ihtiyacı olmayabilir ama bu böyle kendi uhdesini almayacak bakın bunu. İhtiyacı yok o kimsenin. O zaman kendi uhdesini almayacak. İhtiyacı olan kimselere ne yapacak? Onu devredecek, onu sevk edecek. Ve devrederekten, sevk ederekten de bir hayra sebep verecek. Bu da sünnetin içerisinde mi var? Var. Veyahut da onu ihtiyacı olan bir yere yönlendirmek. Canım kardeşim Allah razı olsun benim ihtiyacım yok ama filanca kardeşe bunu verebilirsin. Güzel. O ki kardeşe gönderdi onun da ihtiyacı yok. O da filanca kardeşe verebilirsin. Bu da güzel. Onun da ihtiyacı yok. Onu da filanca bir kardeşe hediye edebilirsin. Veya bunun gibi böyle daha muhtaç kimselere onları yönlendirmek.
Daha muhtaç bir kimseye onu göndermek. Veya gönderilen kimse aslında ona da ihtiyacı olmayabilir. O da bir başkasına göndermek. Allah muhafaza eylesin. Ve mesela sahabeden var böyle bir örnek. Hani bir sarıklık vermek istiyor sahabeden bir kimse. Gidiyor bir kardeşe, sahabi bir kardeşine diyor ki bunu sana hediye etmek istiyorum. O da diyor ki filanca kardeşimize ver. Ona gidiyor o da filanca kardeşimize ver. Ona gidiyor o da filanca kardeşimize ver. Yedi kişiyi dolaşıyor sahabe. Yedinci kişi hediyeyi kabul ediyor. Yedinci kişi hediyeyi kabul edince Haşr suresi ayet 9 inzal oluyor. Muhteşem bir şeydir bu. Ben çok böyle beni derinden etkiler bu.
Ashab öyle birbirinde fena olmuşlar. Bakın bir sarıklık kumaş yedinci kişiye geliyor. O ona gönderiyor, o ona gönderiyor, o ona gönderiyor, o ona gönderiyor. O ona gönderiyor. Herkes birbirine gönderiyor. Ve yedinci kişiye gelince o alıyor ve ayet-i kerimeye inzal oluyor. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Her kim nefsinin tamahkarlığından korunabilmişse işte onlar felaha erenlerin kendileridir. O zaman nefsimizi tamahkarlıktan temizleyeceğiz. Dünya malı düşkünü olmayacağız. Bir kardeşimiz size bir gömlek hediye etmiş. Gömleğe ihtiyacınız yok sizin. Gidip bir başka kardeşinize o gömleğe hediye edeceksiniz.
Bir kardeşimiz size bir şey hediye etmiş. Siz ihtiyacı olan bir kimseye ne yapacaksınız? Hediye edeceksiniz. Ve siz aynı o kardeşin sizi hediye ettiği kadar siz de sevap almış olacaksınız. Burada ihtiyaç sahiplerini gözetmek, ihtiyacı olanları gözetmek önde olmalı. Ve dervişlik, sufilik kardeşlerinde fâne olmaktır. Kendi nefsini tercih etmemeli, kardeşlerinin nefsini tercih etmeli. Kendisi yememeli, onlara yedirmeli. Kendisi içmemeli, derviş kardeşlerini içirmeli. Ve derviş kardeşlerine yardımda bulunmalı. Derviş kardeşlerine tasadduk etmeli. Derviş kardeşlerini görüp gözetmeli. O kimsenin ona ihtiyacı olmayabilir. Gerçekten onu söyleyememiş de olabilir.
Yani ona birisi zekat vermiş olabilir. O kimse de der ki benim zekata ihtiyacım yok. Bunun başkasına ver. Demekten de utanabilir. Çekinebilir, olabilir. O kimse de ne yapacak? Gidecek ihtiyaç sahibi bir kimseye. Zekat almaya müsait olan bir kimseye gidecek. Ne yapacak? Verecek. İşte o yüzden hakiki nefsini temizleyen ve nefsini bu noktada kurtuluşa erdiren kimseler kardeşlerini tercih eden, etrafındaki insanları tercih eden sufi kardeşlerimizdir, derviş kardeşlerimizdir.
Allah bizi onlardan eylesin. Birbirimize dua edelim. Birbirimize bu noktada inşallah Allah'ın izniyle yardım edelim. Ve biz derviş kardeşlerimizi düşünelim. Dünyayı elde etmek için sufiliğimizi, dervişliğimizi, çavuşluğumuzu, zakirliğimizi, şeyhliğimizi kullanmayalım. Dünyayı elde etmek için manevi hallerimizi kullanmayalım. Dünyayı elde etmek için dergamızı, tekkemizi kullanmayalım, istismar etmeyelim. İşte dünyayı elde etmek için bu siyasetçilere sözüm, siyasi makamlarınızı, mevkilerinizi istismar etmeyin. Halk çünkü sizden bu sefer iğreniyor, sizden nefret ediyor. Devlet teşkilatında çalışanlar dünyayı elde etmek için ne yapacaklar? Kendi makam ve mevkilerini kullanmayacaklar.
Gerçekten devletin batmasına ve devletin bu noktada yara almasına sebep oluyorlar. Allah muhafaza eylesin, adalet ve devlet mekanizmasının düzgün çalışması lazım. Ne yazık ki bununla alakalı insanların kafasında şüphe söz konusu oluyor. İmamlar, müftüler içinde bulundukları makamlardan dolayı insanların kendilerine bir şey getirmelerini, insanlardan geçinmeyi kabul etmemeleri lazım inşallah. Haklarınızı helal edin. Sürç-i lisan ettiysek af ola, sözlerimiz herhangi bir şahsait değil, bu bütün toplumun katmanlarına ait hediyeleşmenin ve hediyeyi reddetmenin bir ölçüsü olması gerekir. Dilimizin döndüğünce biz de bu ölçüyü anlatmaya çalıştık. İnşallah Cenab-ı Hak cümlemizi anlattıklarımızın doğru olan kısımlarıyla inşallah amel eden kullarından eylesin inşallah.
Şimdi inşallah sorularınıza geçeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Selamun Aleyküm. Birlikte olduğum kişiyi sürekli rüyamda görüyorum. Onun sonrasında yapacağı şey görüyorum. Ve kendisine anlattığımda olur mu öyle şey deyip beni susturuyor. Aradan kısa zaman geçiyor ve rüyamda gördüğüm şeyi yaşıyoruz. Kimi zamanla bana söylemediği ama ağzından kaçırdığı da oluyor. Kendime de kızıyorum. Neden bu kadar derin düşünüp rüyamda da uğraşıyorum sorunları ile diye. Ben nasıl kurtarabilirim?
Bu bağlılığımdan psikolojik olarak da çok etkileniyorum. Rüya görmeye korkar oğlum. Rüya görmeye korkma. Bunlar bizim sufi kardeşlerin içerisinde olan şeyler. Sufi olmayanlarda böyle şeyler görülebilir mi? El cevap görülebilir. Bunu bir lütuf, bir ikram olarak gör ve Allah'a hamd et. Ama bunu gördüğün kimselere anlatmasan daha uygun olur.
Hiç belli etme. Böyle renkli sinema seyreder gibi olacak olanları seyret. Bunları izle. Cenab-ı Hakk'ın böyle bir hususiyet verdiğinden dolayı da Allah'ı zikret, Allah'a hamd et. İnşallah. Selamun Aleyküm Hocam. Peygamber Efendimiz miraca çıkarken dünyanın yuvarlak olduğunu görmüş müdür? Ve bu hadislerde geçmekte midir? Hayırlı geceler. Miraçla alakalı meseleler dünyanın yuvarlak olduğuna dair bir hadis-i şerifle karşılaşmadım. Hakkınızı helal edin. Hayırlı geceler. Selamun Aleyküm Hocam. Akşam bir rüya gördüm. Yatağa yatınca birisi üç parmağıyla sol omuzuma dokundu. Kızım sakın üzülme. Senin de çocuğun olacak. Sabret.
İsyan etme dedi. Simsiyah kadın sülü etiydi. Yüzünü görmedim. Sadece sesini duydum. Ben cevap vermeden gitti. Sonra o anda uykuda daldım. Tevhül eder bilir misiniz? Hakkınızı helal edin. İnşallah Cenab-ı Hak sana hayırlı evlatlar verecek. Bu konuda Cenab-ı Hak sana da bir müjde vermiş. Rabbim müjdeni arttırsın inşallah. Cenab-ı Hak hayırlı evlatlar nasip etsin. Cenab-ı Hak İslam'a hadim, Kur'an'a, sünnete hadim. Anne babaya öf dayı demeyen evlat nasip eylesin. Cümleye inşallah. Selamun aleyküm. Ben Akisar'dan arıyorum. Benim eşimle hep sıkıntılar oluyor. Sürekli beni her fırsatta bulduğunda beni insanların yanında, yalanlarıyla beni kötülemeye çalışıyor.
Her zaman dargınlıklar oluyor. Küfürler ediliyor. Ben insan olalım dedikçe o yine küfür ediyor. Anlaşamıyoruz. Ayrılalım dediğimde seni öldürürüm diyor. Boğazıma sarılıyor. Benim yüzüme baka baka, benim hakkımda yalan söylüyor. İftiralar atıyor. Ne yapmam lazım? Teşekkür ederim. Bu gerçekten psikolojik olarak rahatsız bir kimseyle yaşıyorsun. O yüzden o beynin psikolojik olarak bir tedavi görmesi, bu konuda yardım alması lazım. Bu normal bir psikoloji değil. Onun bu psikolojiden çıkması lazım. Yani ayrılmak istiyorum, boşanmak istiyorum diyen kadının öldürüm deyip de boğazına sarılıyorsa bir kimse, gerçekten onun psikolojik olarak dengesi bozuk. Onun muhakkak tedavi edilmesi lazım.
Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm hocam. Nefes kitabından istiyorum lütfen gönderelim inşallah. Ama bunu nasıl kaydedip gönderecektim? Ben not tefteri açıp adresi oraya çıktık değil mi?
Sohbet şeyi onun en altından yazayım ya. Bu gönderdiğimiz kimse olabilir.
Ümrani'ye göndermiş miydin? Üsküdar'a mı gönderdim? Tamam. Tamam aldım adresi. İnşallah kitaptan göndereceğiz. Allah izin verirse inşallah. Kur'an-ı Kerim okumak Allah'ı zikir midir? Evet. Zikir çok geniş bir yelpazedir. Kur'an okumakta Allah'ı zikir olarak ad edilebilir. Namaz da zikirdir. Kur'an okumakta zikirdir. Oruç da zikirdir. Ama bunların içerisinde en önemlisi oturup Allah'ı zikretmektir. La ilahe illallah veya Allah Allah Allah demektir. İhiy adı da veya diğer eserlerde de bu çok methedilmiş. Kurbanla alakalı arkadaşlar hem bayramla alakalı hem de daha önceden atmışlar.
Ben tekrar söylüyorum. Canım kardeşlerim biz bu numarayı sadece ve sadece sohbet günleri açıyoruz, kullanıyoruz. Diğer günler bu numara çalışmıyor. O yüzden buraya bayram tebriği, cuma tebriği veyahut da hadis paylaşımları yapmayın. Onları es geçmek zorunda kalıyorum. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm demiş bir kardeş. Aleykümselam. Hanefi mezhebinde nikahta kifayet, denklik lazımdır. O halde hanım küffü yani denge olmayan birisiyle evlendiği zaman velilerin nikahı feshedebilir.
Kuduri. Evet. Hanefi mezhebinde bir kimse, hiç evlenmemiş olan bir bayan, bir erkekle nikahlanabilir, nikahlayabilir, nikahı nikahtır. Ama ve lakin velisi yani kızın anne babası veya velisi hükmündeki kimse eğer denklik yok ise nikahı feshedebilir. Soru şu, arkasından gelen soru.
Maddi olarak ailesine bağlı olmayan ve ayrı bir şehirde tek başına yaşayan bir hanım evlendi de de aynı hüküm mükeçerlidir? Evet. Bu önemli değil hangi şehirde yaşadığı. Bunların yeniden iştahat edilmesi gerekir mi? El cevap iştahat edilmesi gerekir. Çünkü mesela Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri böyle kendi başına evlenen bir velisinin izni olmadan evlenen bir kadının, bir kızın nikahını feshetmiyor.
Hatta adamı tehdit ediyor, döverim seni şimdi diyor. Böyle bir ibare var. O yüzden bu şeyde, Kudur'de veya diğer Hanifi mezhebinin bütün fıkhı kitaplarının nikah bölümünde geçer bu ibare. Ben kendim için söylüyorum bunu. Kendim iştahat etmek gibi değil. Bunların yeniden iştahat edilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü feshedilmeyeceğine dair de ibareler var. Öyle olunca şimdi örneğin bayanlar belli bir yaşa geliyorlar, belli bir olgunluğa uğraşıyorlar ve belli bir yaşa ve olgunluğa ulaşınca işte bunun için ailesinin iznini alma veya ailesinin kabulünü arama aramamayla alakalı tereddütler olabilir. Bunu yeniden iştahat edilebilir, el cevap edilebilir ama ve lakin bunu iştahat edecek bir makam da yok şu anda.
Sıkıntılar bunlar zaten. Bir kardeşimiz on maddelik sıralamış böyle bir Müslüman toplumu nasıl çökertirsiniz, aileleri nasıl çökertirsiniz diye. Allah razı olsun canım kardeşim. Okuyamayacağım için üzgünüm. Allah yesin inşallah. Kusura bakma. İnsanı, selamünaleyküm.
İnsanı Allah için sevmekten alıkoyan, uzak tutan hasretler, davranışlar nelerdir? Allah için bir şeyi, birini sevmeye, muhabbeti artırmanın yolu var mıdır, nelerdir? Sevmek fıtri bir şey midir? Karşı taraftaki kişinin sevmesiyle bir etkisi var mıdır? Allah sizden, kardeşlerden razı olsun. Amin. İnsanı sevmekten alıkoyan şeyler, bir haklı gerekçeler vardır, iki haksız gerekçeler vardır. Haklı gerekçeler nelerdir? Sevmek için. O kimsenin Allah dostu olması, veli olması, mümin olması gibi karşıdaki kimsenin iyi, doğru, güzel hasretlere sahip olması, salih insanlardan olmasıdır. Haksız gerekçeler nelerdir? O kimse eğer Kur'an ve sünnet tarihinde değilse, o kimse eğer Allah'ın sevdiği, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sevdiği şeyleri yapmıyorsa, Allah ve Resulünün çizgisinin dışına gidiyorsa, evet o kimse sevilmez.
Allah dostlarını, müminleri, Kur'an'ı, sünneti, Allah'ı, Resulünü sevdirmeyen şey de insanın nefsidir. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Sevmek fıtri midir? Herkeste fıtri olarak vardır. Rabbim bizi sevenlerden eylesin inşallah. Bakın, en önemli, burada sevmekten laf açılınca, en önemli aklıma gelene, kalbime gelene söyleyeyim. En önemli şey şu, bizim seviyorum devemiz de nefsimizden olmamalı. Bizim ülkemizde, bizim topraklarımızda şöyle bir şey var. Ben Barbaros'u seviyorum, Barbaros da beni sevmeli. Veya Barbaros, ben seni seviyorum, bak sen de beni sev. Bu akşam Barbaros var misafir olarak İstanbul'dan. O yüzden ondan görüneyim biraz.
Bu şimdi böyle bir olgu ki, seviyorum lafıyla karşıdaki kimseyi tahakküm altına alma. Bunu görüyorum ben bazen insanlarda. Ama ben seni çok seviyorum. Ya ne yapayım seviyorsan, senin emrine mi gireyim sen çok seviyorsan? Bunu Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanında da görürdüm, şahit olurdum. İşte Almanya'dan gelmiş, Ankara'da uçaktan inmiş, telefon açıyor. Selamünaleyküm, aleykümselam. Efendim biz Ankara'ya indik, bizi alacak bir arkadaş var mı? Allah Allah. İşte baba dayanamadım da, senin hasretine de, Ankara'dayım da, aşina olduğum bir şey anlatayım size. Beni buradan aldırsan da, Şeyh Efendi dedi, evladım benim arabam mı var dedi, ben seni oradan aldırayım. Veya Ankara'da kime söyleyeyim şimdi ben dedi, bak filanca kimse gelmiş, oradan havaalanından onu alın getirin diyeyim dedi.
Kapattı telefonu, biz Nevşehir'deyim ben de, ertesi gün Sivas'a gideceğiz biz. Aslında o gün gidecektik, bir Şeyh Efendi'nin bir, Allah rahmet eylesin, böyle bir işi çıktı. Mustafa Efendi bu gece kal olun burada dedi, yarın gidelim, gidelim efendim dedim. Ben, ben müsaitim dedim. Ben o gece orada kalacağım. O adam Nevşehir'e şey inmiş, gelmiş akşamüstü oldu, Nevşehir'e otogara inmiş, arıyor.
Selamun aleyküm bu efendi babam, işte ses ben duyuyorum mikrofondan normal ev telefonu. Ben Nevşehir'de, garajdayım, işte çok hızlı gelmek istiyor ya, birisinin onu alması lazım. Çok seviyor çünkü Şeyh Efendi'yi. Şeyh Efendi dedi, evladım ben şoförlük bilmem, arabam yok, bunu daha önce de söyledim. Ne yapayım şimdi dedi, oğlanı uşağı dedi, boyun eğeyim. Oğlum işinizi, gücünüzü bırakın, dükkanı kapatın, gidin garajda bir derviş var, onu alın mı diyeyim dedi. Veya ne yapayım, Mustafa Efendi burada misafir şimdi dedi. Evladım kalk, garaja git, bir kardeş, arkadaş gelmiş, onu al mı diyeyim dedi. Oradan taksicilerden birisine git, de ki dedi, Gubbe Hasanoğlu, ondan sonra Gubbe Hasanoğlu'ların evine gitmek istiyorum.
Ondan sonra Gubbe Hasanoğlu'ların, Abdullah Efendi'nin evine gitmek istiyorum de. Bütün taksiciler seni getirir der, dedi. Kapattı telefonu. Gerçekten bir taksi geldi kapının önüne, indi. Ondan sonra geldi içeri. Böyle bir sarıldı Şeyh Efendi'yi, çok seviyor ya. Ondan sonra bir sarmaştı, bir sıktı böyle Şeyh Efendi'yi. Kayri ihtiyar işte. Ben böyle baktım, gözünde yaş falan var mı diye. Ne gözünde yaş var, ne bir şey yaptı böyle bir. Ondan sonra oturdu. Neyse işte, hoş geldin, beş gidi. Nasıl arkadaşlar, iyi mi, şu mu, bu mu? Ondan sonra işte bir sofra hazırlandı. Tabi akşam yemek vaktine yaklaştı artık yiyice. Oturduk, üç kişi yemek yedik.
Ondan sonra Şeyh Efendi'ye dedi ki, Efendimiz, benim buradan dedi, Aksaray'a kadar götürecek bir arkadaş var mı acaba ki? Çok seven adam, karnını doyurdu. Gidecek yani. Bitti işi. Gördü, sarmaştı. Bir yaptı, bir titredi. Tamam bitti iş ya. Şeyh Efendi dedi ki, evladım ben hiç kimseye diyemem böyle bir şey. Sen tekrar bir taksi çağır dedi. garaja gitti oradan Aksaray otobüslerine bin dedi. Ben döndüm efendim müsaade ederseniz ben bırakayım dedim. Sen birisin Mustafa Efendi dedi. Benim içim şişti ya ben onu aldım arabaya dedim ya sen nasıl bir edepsiz insansın sen nasıl bir insansın dedim ya hiç mi Allah'tan korkmadan hiç mi peygamberden utanmadın dedim Ankara'da indin Ankara'da indinde dedim kendine özel araba istedin. Utanmadın mı dedim Şeyh Efendi'den özel araba istemeye ne var bunda Mustafa kardeş sen de dedikleri gibi çok
sertsin ha dedi. Dedim ne serti ya azı mı seni dedim. Dövmek istiyor mu seni anlattım anlattım anlattım. Karnımın şişini indirdim garajın kapısını bıraktım ben buradan nereye gideceğim git nereye gidiyorsan dedim işte orada dedim otobüsler görünüyor dedim. Döndüm Şeyh Efendi dedi karnımın şişini indirdim Mustafa indirdim efendim. Hala oldu dedi. Öğrensinler edeb erkanı dedi. Şu dedi Hollanda dakınlar, Almanya dakınlar dedi nasıl bir şeylerse dedi. Hepsi de kendine özellik istiyorlar dedi. Allah yiyesin efendim dedim. Şimdi derviş
kimse seviyorum deyip özellik istemez. O seviyorum lafını istismar ediyor. Hani bugün dini istismarı, siyaset istismarı devlet istismarından açıldı ya sevmenin de istismarı var. Canım kardeşim seviyorsan daha ince davranacaksın. Daha ince düşüneceksin. Seviyorsan karşındakini tahakküm altına almaya çalışmayacaksın. Ona, onun emrine gireceksin. Seviyorsan onun yörüngesinde dolaşacaksın. Seviyorsan onun işaretine bakacaksın. Seviyorsan onun kalbinden geçene göre davranacaksın. Sevmek böyle bir şey. Seviyorsan sen fedakarlık edeceksin. Ben seviyorum sen fedakarlık et. Öyle bir şey yok. Seviyorsan sen fedakarlık edeceksin.
Seviyorsan sen alttan alacaksın. Seviyorsan sen peşinden koşacaksın. Seviyorsan sen onun yörüngesinde duracaksın. Seviyorsan sen affedici olacaksın. Seviyorsan sen küsmeyeceksin. Senin küsmeye hakkın yok. Seviyorsan senin tavır koymaya hakkın yok. Seviyorsan senin mesafe koymaya hakkın yok. Seviyorsan senin aramama gibi lüksün yok. Seviyorsan sen arayacaksın. Sen soracaksın. Sen temanla edeceksin. Sen peşinden koşacaksın. Ama ne yazık ki bizde bu iş tersine. Allah muhafaza eylesin. Bu repliği söylüyorum ya ben heykeldeyim beni buradan alır mısın ama ben seni çok seviyorum. hala da bekliyor yıllardan beri heykelde. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin.
Selamun aleyküm. Kişinin maddi manevi rızkı yaptığı iş ile alakalı mıdır? Rızkının artması kendi elimizde midir? Bunun için ne yapmalıyız? Rızık Allah'a ettir. Artıp artmaması mağlu nimettir. Biz mağlu nimet istemek ayrıdır. Rızık ayrı bir şeydir. O yüzden biz Allah istenilmeyi sevdiği için Cenab-ı Hak'tan hayırlı rızık temenni ederiz ve hayırlı rızık isteriz. Yoksa ev mağlu nimettir, araba mağlu nimettir, eşya mağlu nimettir, bu dünyada kalacaktır. Allah'tan helal ve hayırlı rızık isteyin. Allah'tan hayırlı ömür isteyin. Allah'tan afiyet isteyin. Afiyetle yiyebileceğiniz mal, afiyetle geçineceğiniz eş, afiyetle yaşayacağınız evlatlar, afiyetle yaşayacağınız ev, afiyetle bineceğiniz mağlu nimet araba isteyin.
Afiyetsiz bir şey istemeyin. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın vaatleri çok güzel. Şüphesiz ki vaatler gerçekleşecek. Ama ben vaatler için değil de sadece Allah'ı sevdiğim için ibadet etmeyi istiyorum. Sizin de sohbetlerinizde bahsettikleriniz gibi zikir halakalarına katılıp ve o meclisten kalktığımız zaman geçmiş günahlarından arınır dediğiniz gibi hem zikretmeyi sevdiğim için sizi sevdiğim için o mecliste bulunmayı sizi kardeşleri sevdiğim için bu yolda hizmet etmeyi istiyorum.
Kalbimi bu yöne çevirmek için ne yapmalıyım? Son olarak da aklıma bir soru takıldığı zaman bağışlama yapıp tevhid çekmeye başlıyorum. Sanki yanımdaymışsınız gibi size sorular soruyorum ve cevap alıyorum. Kalbim de mutlu en oluyor. Bu hak mıdır? Hatta bir gün yine böyle yaparken siz bu kadar yeter deyip önümüzdeki kitapları topladınız. ayağa kalkıp giderken benim gözlerim kapılıydı. Çektiğim tesbihin bittiğini fark ettim. Bu şekilde davranmamın bir sakıncası var mı? Yok. Zaten bizim zikruluğumuz Allah için olmalı. Gelişimiz gidişimiz Allah için olmalı. Sevişimiz Allah için olmalı. Her şeyimiz Allah için olmalı. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamun aleyküm.
Ablamı isteyen biri var. Biz Hanefiyiz. İsteyen kişi Caferi. Evlilikte bir sıkıntı olur mu? Teşekkürler. Caferiliğin çok hizbi kolu var. O yüzden hangisinden olduğunu bilmiyorum. Her mezhepin mezhepte bir sapkınlık yoktur. Mezhepten sudur etmiş sonradan oluşmuş sapkınlıklar vardır. İmam Caferi'ye saygımız sevgimiz sonsuzdur. Bu noktada İmam Cafer Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin mübarek torunundan birisidir. Ama bugünkü Caferilikle İmam Caferi ayırt etmekte fayda var. Veya bugün Hanefiyim diyenler ne kadar Hanefi bu aynı şey Hanefiler içinde geçerli ayırt etmekte fayda var.
O evlenecek olan kardeşimizin dini akidesini bilmediğimiz için buradan hükmetmemiz biraz zor. Bir İmam Cafer İmam Azam'ın hocalarından birisidir. O yüzden İmam Cafer'le alakalı bir sıkıntımız yok. Ama Caferi dediğinizde o kadar çok hizif var ki Caferilikten çıkma örneğin Batiniler Fatimiler var. Caferiyim deyip de Hz. Ebu Bekir'e Ömer'e Osman'a Ayşe'ye lanet olsun diyenler var. O yüzden biraz sıkıntılı bir durum. O kardeşimizin dini akidesini bilmediğimiz için bir şey söyleyemeyiz. Aynı şeyler Hanefiler içinde geçerli. Yani o kimse Hanefi ama Hanefi'nin ne olduğunu bilmiyor. Veya o kimse Şafi ama Şafi'nin ne olduğunu bilmiyor.
Veya mezhebin ölçülerine uymuyor. Hatta bazı Hanefiler var. Dinden çıkmış. Veya Şafiler veya Malikiler veya Sünnîm diyenler var. Dinden çıkmış vaziyetteler. Allah muhafaza eylesin. Evlilik görüşmelerinde birbirlerimizi tanımak için yaptığımız görüşmeler için bir süre sonra flörte dönmeye başlıyor demiştiniz. Haram olan bu flört nedir? Biraz açar mısınız? Görüşen insanların birbirlerine şimdi evlilik görüşmeleri dediğiniz şey eğer hiç kimse birbirini tanımıyorsa iyi bir iki üç dört görüşsün neyse. Ama bu iş çıkmaya giriyorsa yani çıkmak olarak nitelendirdikleri flört devresine giriyorsa bunda sıkıntı var. Yani bu görüşmeler çok masumane görüşmeler olmaktan çıkıyor.
Hadi beraber sinemaya gidelim. Hadi beraber parka gidelim. Hadi beraber gezmeye gidelim. Bu iş yani tabiri caizse dikişten dikiş tutmuyor. Makul olan ya bir kimse bir de işin en enteresan noktası şu. İnsanlar salt Kur'an sünnet arıyorlarsa birbirlerinde ya çok fazla bir şey sıkıntı yok ki. Herkes Kur'an ve sünnete uymaya Hanefi ise Hanefi fıkıhına göre hayatını yaşamaya taahhüt eder mesele biter. Bu kadar basit. Ve sonra bir problem çıktığında Kur'an sünnet belli ne yapacak kimin ne uyacağı belli. Atla deve değil. İş yani en sıkıntılı şey şu. İnsanlar din örtüsü altında fuhuşa doğru gidiyorlar. Din örtüsü altında rüşvetler, din örtüsü altında istismarlar, din örtüsü altında kayırmacılar, din örtüsü altında hukuksuzluk, haksızlık, din örtüsü altında arsızlık, uğursuzluk.
Bunlar beni üzüyor. Ve İslam dünyasının bence en önemli problemleri bunlar. Din örtüsü altında flört hayatı yaşıyor insanlar. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun tüm kardeşlerimizi inşallah. Selamünaleyküm. Eskiden düğünlerde görüp tanışıp evlendiği gibi artık insanlar sosyal medya üzerinden tanışıp evleniyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yani düğünlerde tanışıyorlardı, düğünlerde işte oğlanın annesi bir kızı beğeniyordu. Düğünlerde tanışmak yoktu. Oğlanın annesi bir kızı beğeniyordu. Bakıyordu, süsü püsü yerinde, alıp bulu yerinde, boyu posu kendi oğluna uygun. Orada da makyajtı. Orada beğeniyordu. Sonra aradan bir-iki gün geçince makyajsız görünce beğendim kız bu muydu o muydu diye karıştırıyordu yaşlı anneler.
İşin latifesi bir tarafı. Oradaydı, o zamanlar öyleydi ama şimdi öyle değil. Sosyal medyada tanışıyorlar, tanışıyorlar. Ama çok bu konuda sıkıntılı şeyler yaşayanlar da var. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm. Rüyamda siz hali hazırda var olan bir hastalığımız için falanca bitkiyi şu şekilde kullan deseniz bunu tevil ettirmemiz gerekiyor mu? Evet. Yoksa bu rüyaya tabi olabilir miyiz? İletişimimiz açık olduğu için tevil ettirmekte fayda var. Selamun aleyküm. Bir sohbetinizde size düşmanlık besliyorlarsa bir kişi siz ona bir Fatiha tesbih Fatiha Şerif okuyun, hediye edin demiştir.
aynı şey kafası karışmış zor durumdaki kardeşlerimiz için de geçerli olur mu? Olsun. Ne buyurursunuz? İnşallah. Hayırlı cumalar sen de cumana aleykosun. Selamun aleyküm. Rüyamda siz elinizi yemek masasına koyup üç tevhid çekip bana da bunu yapmamı söylediniz. Ne buyurursunuz? Affınıza sığınırım. Bu dergah adabıdır. Ben bu dergah adabında hemen hemen her yerde yemek yerken kullanmaya, yapmaya, bu adabı yerine getirmeye gayret ederim. Her daim. Ben iki kişide yemek isem hemen üç parmağımı koyarım. İşaret parmağım, orta parmağım ve onun yanındaki yüzük parmağımı üç sefer la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah diye tevhid çekerim.
Yani biz üç elif miktarında la'yı uzataraktan tevhid çekerim. Evimde de böyle yaparım çocuklarımla yemek yerken. Misafirlikte de yaparım. Lokantada da yaparım. Lokantada böyle sesli yapmam. Orada masadakiler duyacağı kadar üç tevhid çekerekten yemeğimi yerim. Tevhid, yemeğin başı, zikir, ortası tefekkür, sonunda hamd, şükürdür. Sonunda da hamd etmek gerekir. O yüzden yemeğe zikirle başlamak, zikirle başlamak sünnettendir, adaptandır, berekettir, lütuftur, ikramdır. O yüzden bütün kardeşlerime tavsiye ederim. İnşallah. Selamun Aleyküm. Allah katından nasıl rızıklanır kul? Bunun için ne yapması lazımdır? Bunun bir manevi tarafı vardır, bir zahiri tarafı vardır.
Manevi tarafı bir şey yemeye ihtiyacı hissetmezsin. Allah'ı zikredersin, açlık da hissetmezsin. Bu işin manevi tarafıdır. Ama bu insanın normalde kendisinin doymasıyla alakalıdır. Açlığının giderilmesiyle alakalıdır. Ama bir de mal, nimet lazımdır. Bunun için de Cenab-ı Hak sana böyle umulmaz bir kapı açılır, bilinmez bir kapı açılır. Bir iş yaparsın, herkesin 20 liraya yaptığı işi sen 2 liraya yaptırırsın. Herkesin 50 liraya aldığını sen 5 liraya alırsın. herkesin 5 liraya sattığı şeyi 50 liraya satarsın. Cenab-ı Hak da böyle bereketlendirir insana. Selamun Aleyküm Pir'im demiş birisi.
Ben Pir filan değiliz. Allah bizi affetsin. insan uykudayken ruhunun yine bilmiyoruz da böyle bir şey yani kalkıp da biz sünnet değiliz demeyelim. Allah bizi affetsin. Yalan konuşan insanın yüzüne karşı övülmesi hoş bir şey değil. Sünnet Aykar. Çok soru sormuş kardeşimiz. İnsan uykudayken ruhunun bedeninden ayrıldığını söylemiştiniz. Yakazada da ya da hal görürken ruh bedeninden ayrılır mı? Yakazada ayrıldığı zamanlar olur ama hal görürken hani yakaza halinde hal görüyorsa aynı şey olmayabilir. Yani farklı bir şey olabilir. Çünkü dervişler de genelde ayrılır ama belli bir noktada gelenlerde ayrılır diyemeyiz.
O çünkü onun yakazasıyla dervişin yakazası aynı değildir. Belli bir noktaya gelen bir kimsenin yakazası farklı olabilir veya hali de farklı olabilir. İlla ki kesin kesin böyle olacak diye bir kaydı yok. Gözü açık ya da kapalı hal görürken yakazada veya rüya görürken gören nedir? Beyin midir? Ruh mudur? Veya farklı bir şey midir? Oradaki normalde beyne akla akseder o. Onu beyin görmez onu. Beyin sudan ibaret. Ne görecek o? Beyin dediğiniz şey. İnsanın onu kalbine kalp görür onu. Ruhun da gördükleri vardır. O ruhun gördükleri yaşadıkları kalbe kalpten de akla akla tecelli eder.
Çünkü idrak edilmesi lazım. Onun idrak edileceği için sonunda akla tecelli eder. Akıl onu idrak eder, anlar, tanımlar onu. bu akıl kendisindeki bilgilerde kendine ait olan bilgilerde onu tanımlama, onu idrak etme bilgisi yok ise o zaman yine kalpteki ama zikrullah'tan oluşan kalbi velediden ama Cenab-ı Hakk'ın direkt nurani tecelliyatından bilgiyi alır, öyle onu idrak eder, onu akleder.
Rabbim her an her şeyi yaratması ben gizli bir hazine edeyim, bilineyim istedim, hadis-i Kudüs ince bizleri bilineyim istedim, anını içinde mi alır, eyvallah. Rabbim Adem'e ruhundan üflemesi nedir, insan Rabbisinden bir parça mı taşır? Bunu böyle tanımlıyorlar, bu doğru değil. Cenab-ı Hakk'ın tam bir parça değiliz biz. O yüzden bize bir ruh üfledi, bu ruh üflemesi üfledi. Ruhu üflemesi bizim ondan bir parça olduğumuzu göstermez. Allah muhafaza eylesin. Kulun nefsinden bilerek kendini Rabbinden bir parça olarak görmesi şirk olur mu?
Direk şirkem. Allah muhafaza eylesin. Tecid-i İman, tecid-i Nikah gerekli. Rabbimin meleklere Adem'e secde ettirdiğine göre, Adem yaratılış olarak meleklerden güzel midir? başta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tüm peygamberler ve Rabbimin veli kullarının ruhları ruhanettir, meleklerden parlak ya da nurludur diyebilir miyiz? evet. Her şey aslına rüce eder demiştiniz. Biz müminlerin aslı nedir? Mümin isen aslına rüce edeceksin. Mümin olarak Allah'ın bir sıfatı olarak, sıfatının tecelliyeti olarak geriye dönüşün olacak. Yaratılmış her şeyin başlangıcı ve son olduğuna göre, ahiret hayatı, cennet, cehennemde yaratıldığına göre bir sonu olması gerekmez mi?
Her şeyin başlangıcı vardır, her başlangıcı olanın sonu vardır diyemeyiz. Eğer onların da bir sonu veya farklı bir perdesi var ise diyemeyiz, öyle bir şey yok. Yanlış kelam ettiysek affola, estağfurullah herkes öğrenmeye çalışacak, biz de bildiğimizi aktarmaya çalışacağız. Hayırlı geceler, ben namaz kılarken aklıma bir sürü şey gelir ve böyle olunca namazı gerektiği gibi kılmadığımı düşünüyorum ve acaba yeniden mı kılsam diye düşünüyorum. Sizce bu durumda ne yapmalıyım? Namazına devam et, yeniden kılma. bu senin imanını olduğunu ve namaza sımsıkı yapıştığına işaret. Bir de utanarak söylüyorum, bundan bir süre önce sizinle ilgili kötü bir şey söylendiğinde cevap verememiştim. Yani sizi savunacak bir şey söyleyememiştim. Sonrasında bu duruma çok üzülüm ve sizden helallık almak gerektiğini hissettim.
Hakkınızı helal edin. Sizi tanımıyorum, tanımadığım bir şey nasıl hakkımı helal edeyim ki? O yüzden diğer numaramı her kim iseniz mesaj atabilirsiniz. Cibilliyet manada ve zahirde nedir? Cibilliyet bir kimsenin fıtratı. Ben öyle biliyorum. Selamun Aleyküm, hadis-i şerhini yapar mısınız? Benden bir hadis duyduğunuzda kalpleriniz onu kabul ediyor. tüy ve cildleriniz yumuşak geliyor ve onu size yakın görüyorsanız bu takdirde ben o hadise sizden daha yakınım.
Ama siz gene benden nakledilen bir hadisi duyarsanız kalpleriniz onu inkar eder. Tüy ve cildiniz ondan nefret eder ve kendinden uzak görürseniz bilin ki ben o söze ve sizden en uzak olana daha uzak. Bu kitapta okumadığınız hadisler için. Birisi bu böyle bir hadis diyor ama ravisini söylemiyor. Buhari Müslim Tirmizi Ebu Davud veya sayfasını söylemiyor. Böyle bir ravi yok ama hadis diyor söylüyor. O zaman bu hadis-i şerif bununla alakalı olabilir. Selamun Aleyküm birkaç sorum olacak cevap verirseniz sevinirim. Ben birine yüklü miktarda borç verdim. Geri alamıyorum. Bir videoda sadakaya da borç verip anlamayan paralar kul hakkında ödemeye kefaret oluyormuş. Bu ne kadar doğru?
bir borç verdin. Borç verdinin para senin hakkın ve sen o hakkın olan parayı almaya gayret edeceksin. Karşıdaki kimse borç para aldıysa bunu ödemeye gayret edecek ve ödemezse sen de hakkını helal etmezsen Cenab-ı Hak ahirette onun tabiri caizse ciğerinden söker söker alacak sana vercek. Bir kimse borcunu ödemeye gayret ediyor ama bir türlü eline geçmiyor o borcu ödeyecek kadar para. Ama çalışıyor, çabalıyor, gayret ediyor, bir türlü o parayı toplayamıyor. Bu farklı bunun fetvası. bu niyetle çalıştı, gayret etti, o olmadı bir türlü ödeyemedi.
Mesela yüz bin lira borcu var, bir lira götürdü, iflas etti, battı, sel aldı, yel aldı, afat oldu, ne bileyim işte, iflas etti. Eyvallah, herkesin başına gelecek olan bir şey. Ödemek için gayret ediyor, ödeyemiyor. Allah onun kefili. Bir de hocam para için paramı alırsam ümre yapabilirim dedim. Arkadaşlarıma alamazsam günahlarıma kefaret olsun dedim. Yanlış mıyız? Yani biz yanlış doğru demeyiz. Yani o paranı almak için gayret edeceksin, alacağını tahsil etmek için gayret edeceksin. Cenab-ı Hak inşallah tahsil ettirsin. Allah yesin inşallah. Bayramlaşmaya gelemedim. Geçmiş bayramınız mübarek olsun. 10 TL mi isterim? Yok.
Bir dahaki bayramı bekleyeceksin. Öyle yok. bitti. Bayramlaşmadaydı o. Sana söylersem şimdi bayramlaşmaya gelemeyen herkes sıraya girer. Canım kardeşim benim. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm. Ben 6 yıldan beri dersliyim ama bir türlü kendimi size tanıtamadım. Daha önceki sohbetlerinizde ders alan oldu. Ders alan kişiler kendilerini tanısın demiştiniz. Eşim de eşim ve kızım da ders aldı. ona rağmen hala tanışamadık. Ne zaman müsait olursanız ailece tanışmak istiyoruz. Bayramlaşmaya geldik. Evet sizi tanıdım. Bayramlaşmaya geldiğinizde tanıştık dediniz. Siz orada biz yeni ders aldık biz ders aldık diye.
Eşim ve çocuklarımla eşim ve kızım da ders aldı diye. Tanıştık canım kardeşim. Sizi tanıyorum. Sufilik yolundaki disiplinli oluşunuz hangi yola bağlı? Kur'an ve sünnete mi? Azimli olmaya mı? Aşıklığınıza mı? Allah ve Resul sevgisine mi? Hırsınıza mı? Fıtratınıza mı? Metafizik merakı var ise ona mı? Yoksa kendinizle savaşmanız mı? aklıma gelenler bunlar. Hepsi de olabilir. Bunlar yoksa bu saydıklarımın hepsinden mi borçuz? Hepsi. Soruyu sorma sebebim disiplin konusunda çok sıkıntı yaşıyorum. Bir ipin ucundan tutmak istiyorum. Beni buna bağlayan ne olmalı ki yardımcı olunursanız sevinirim.
Valla disiplin benim böyle çok hoşuma giden bir ahlak öyle söyleyeyim. O yüzden mesela iyi bir mümin disiplinli olur. Kur'an ve sünnete bağlı olan disiplinli olur. Bir üstada bağlı olan disiplinli olur. Seven insan disiplinli olur. Aşık olan insan disiplinli olur. Hırslı olan insan disiplinli olur. Metafizi açık olan kimse disiplinli olur. Bunlar hepsi de Kur'an sünnet şemsiyesinin altında birbirini tamamlayan unsurlar. O yüzden Allah beni affetsin. disiplin insanda böyle ciddiyeti getirir. Disiplin insanda samimiyeti getirir. Disiplin insanda sımsıkı yapışmaya getirir. Mesela hadis-i şerifte Kur'an ve sünnete azı dişinizde sımsıkı sıkın bağlanın diyor hadis-i şerifte.
O yüzden mesela azı dişinden sımsıkı sıkmak dini azı dişinden sımsıkı tutmak bu disiplin isteyen bir şey. yani insanın en kuvvetli organı azı dişleridir. Özür dilerim. Dini sımsıkı tutmak. O yüzden ben kendimce sımsıkı tutmayı severim. Sımsıkı tutanları da severim. Dersim varsa ben ödün vermem. Düğün varmış, dernek varmış, hastaymışım, ustaymışım, şekerim artmış, öksürüyormuşum, tinsiriyormuşum. ben önemsemem bir yerde bir sohbet varsa, bir yerde bir ders varsa, bir yerde zikir varsa ben giderim. Disiplinli olmaya çalışırım. Saatinden önce gitmeye çalışırım. Bakmayın artık son dönemlerde yaşlanıyorum yavaş yavaş böyle.
Daha doğrusu yaşlanık değil. İhtiyarlıyorum. İhtiyarlık çökünce de bazı şeyler merak ettiği farklı tecelli ediyor ama ben disiplini severim. Disiplinli arkadaşları da severim. İşinde disiplinli, derganda disiplinli, eşinde disiplinli, ailesinde disiplinli insanlar iyidir. Ve disiplinli insanlardan zarara gelmez. Zikir yapacağımız sıra bazen yorgunluktan dil ile söylemeye mecal olmuyor. Ya da yatağa yatınca bir süre dil ile sonrasında içimden çekiyorum tevhidi. İçimizden dilimizi kıpırdatmadan aklımıza, kalbimize çekmek ne kadar zikri zedeler. Devam edin. Zikir zikirdir. Üstadım ben rüyamda kardeşlerimle oturuyorum.
Birden telefonda bizim canlı yayınız belirdi. Ve siz şöyle dediniz. Bizi unuttular. Bir de hiçbir şey olmuyormuş gibi izliyorlar dediniz. Öfkeli bir şekilde. O zaman öyle izleme. Canlı izle. Geçmiş zamanlardaki virt kazalarımız, yeni çektiğimiz virt ile mi kaza edeceğiz yoksa önceki çektiğimiz virt ile mi kaza edeceğiz? Yeni virtlerle de kaza edebilirsiniz. Annem mide ameliyatı geçirdi. Dua eder misiniz? Allah tüm hastalara şifa versin inşallah. Selamun Aleyküm. Benim 18 yaşında bir oğlum var. Ve gün geçtikçe birbirimizle ters düşüyoruz. Bazen yaptıklarına göz ardı ediyorum.
Susuyorum. Bazen dayanamayıp ben bağırıyorum. Ergendir deyip idare etmeye çalışıyorum. Ama kendim çok üzülüp ağlıyorum. Sanki oğlum anne baba kavramını kaybetmiş gibi davranır. Konuşuyorum olmuyor. Nasihat ediyorum olmuyor. Nasıl davranacağımı bilemiyorum. Sizden bizim için dua etmenizi rica ediyorum. Yani çocuklarınızla iletişiminizi kaybetmeyin. Çocuklarıyla iletişim kurun. Anne baba olarak sizler de çok tövbe edin. Çocukta isyankarlık varsa anne babanın da bunda katkısı vardır. Herkes kendini çekidüzenine katarsa inşallah iyi olur. Selamun Aleyküm. Helallar ve Haramlar kitabında bir hadisle alaka olarak bu hadisin raviler arasında büyük yalanlar söyleyen birisi vardır.
Şeklinde bir ibare var. Sonrasında İbn-i Teymiye'nin bir tezi çürütülüyor. Zannediyorum. Yukarıdaki ifadede İbn-i Teymiye'ye dikkat çekiliyor. Araştırdığımızda kendisi hakkında üç noktalar, uç noktalarda çeşitli görüşler var. Siz nasıl bahsedersiniz? İbn-i Teymiye kimdir? İbn-i Teymiye üzerinde gerçekten tartışmaları olan bir kısmının iyi olarak nitelendirdiği, bir kısmının iyi olmayarak nitelendirdiği bir kimse. O yüzden ben bu nitelendirmelerin içerisine girmek istemiyorum. Okumuyorum kendisinde. Çok böyle bir onunla alakalı derinlemesine bir bilgi sahibi değil. Selamun Aleyküm. Feraset sahibi nasıl olunur? Allah'ı zikrederekten, haramlardan uzak durarakten. Selamun Aleyküm.
Anneme 72 gram bilezik borç verdim. Şu an bilezikleri almadım. Bir yılda ben bu altınların zekatını vermem gerekir mi? Gerekmez. Altınlar eline geçecek. Altınlar eline geçtikten sonra bir yıl daha duracak. Ondan sonra onun zekatını versin. Aklımda kalan bu. Selamun Aleyküm. 1- Çocukluğu huzursuz, suçluluk ve eleştiri içerisinde geçmiş birinin ilerleyen yaşlarda maddi manevi güzelliklere kendini layık görmeyerek o güzellikleri yaşamakta eksik ve dirençli davranmasını nasıl değerlendirirseniz?
Yani eğer bir kimsenin çocukluğu huzursuzluk içerisinde suçluluk ve ağır eleştiriler içerisinde geçtiyse o çocuk normalde bir bunun farkındaysa çocuk dediğinize göre iki yaşı küçük. Anne baba onu bu halden uzaklaştırması lazım. Anne baba onu bu halden uzaklaştıramıyorsa o çocuk kendi kendine özgüvenini sağlayıp kendi kendini tedavi edecek büyüdüğünde. Onda farklı davranışlar olabilir, farklı gelgitler, farklı zıdıklar olabilir. O bunları fark ettikçe bunu tedavi edecek. Bunu da tedavi edecek. Fakat bunu kendi kendisine bu zamanda tedavi etmesi çok zordur. Mesela bunun tedavi yöntemlerinden birisi hadislerdeki ahlak hadislerini okuyup kendince ahlak hadislerine distür edilmesi lazım.
Bunun tedavi yollarından birisi Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışıp bunu yaşaması lazım. Bunun tedavi yollarından en rahat, en güzel, en selametli yolu doğru bir sufi yolu bulup, oraya gidip, intisap edip orada kendi özgüvenini yeniden sağlaması gerekir. 2. Hz. Ali radiyallahu anh'dan Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu Bir cemaat toplu halde bir yere vardıktan da işlerinden birinin onlara selam vermesi kâfi gelir. Oturanlardan birisinin onlardan selam alması da kâfi gelir. Soru, bu hadis-i şerif, whatsapp ve bip gibi sosyal iletişim gruplarımızda da uygulanabilirler mi? Evet. Mesela normalde malum işte benim böyle görevli kardeşlerle hem bayanlarla hem erkeklerle paylaşım yaptığım bir gruplar var. Ben oraya bir selamun aleyküm dedim de orada birisi aleyküm selam dedi de mesele bitmiştir.
Oradaki grupların hepsinde aleyküm selam demesine gerek yok. Bunun gibi. O uygulanabilirim. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun aleyküm. Geçmiş yıllara yönelik kaza namazlarını kılmaya çalışıyorum. Sorum şu. Ki kurban bayramında geçmiş zamanın farz namazlarının kazasını kılarken de sonunda tekbir getirmeli miyim? Evet. Yoksa sadece bayram namazının farzından sonra getirmem yeterli midir? Hayır. Farz kılıyorsun. Geçmişte de kurban bayramında kılmadığın kazalar var. Onları da getirirken tekbiri de getirmiş oldun. Güzel oldun. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Bayramda eşimin köyüne gittik. Elinizi öpmek kısmet olmalı. Rabbim kısmet eder.
İnşallah demiş. Eyvallah. Bir dahaki bayrama inşallah Cenab-ı Hak nasip eder. Gelirsiniz inşallah. Hayırlı akşamlar Mustafa Hocam. Bundan yaklaşık iki ay kadar iki ay önceye kadar uyuşturucu kullanıyordum. Bir gece alkollüken rüyamda mürşid olarak bildiğim bir zatı dumanları içerisinde çıkıp bana gülümsedi ve tekrar dumanlar içerisinde kayboldu. Ben bu rüyadan sonra uyuşturucudan uzaklaşmaya çalışıyorum ve yakalayabildiğim vakit namazlarımı kılmaya çalışıyorum. Bu rüyanın bayağı etkisinde kaldım. Bana bir cevap yazarsanız sevinirim. Canım kardeşim buradan yazamıyoruz. Allah mübarek eylesin. Muhakkak o bir mürşid bir zattır. Onun yolundan gitmeye gayret edin. Tövbe edin.
Gidin ondan ders alın. Gidin ona intisap edin. İnşallah ve inşallah Allah yolunuzu açık etsin. İnşallah. İyi akşamlar. Dokuz yaşından lise zamanına kadar dergaha annem ile geliyordum. semaya başladığım zaman ceset ile toprak kokulu karışım. Bir koku alıyordum. Sema ederken sonrasında normal yaşamamda da almaya başladım. Normal yaşantımda bu kokuyu aldığım zamanlarda bazen mezarlıktan geçiyor olduğumu fark ediyorum. Bazen de mezarlık olmadığı yerlerde dalıyorum. Bunun neden olduğunu bilmiyorum. Acaba bir hikmeti var mıdır? Cenab-ı Hakk'a zikretmeye Cenab-ı Hakk'a sevmeye ve semaya devam et canım kardeşim. Selamun Aleyküm.
Az miktarda birikmiş para var köşede. Altın olarak tutmak daha doğru olur. TL olarak tutmak daha uygun olur. Bu tip işlerde çok kafam basmıyor. Hakkınızı helal edin. Yani arkadaşlar, kardeşler böyle şeyler soruyorlar. ister altın yap, ister ne bileyim işte ama altın en güvenilir yer, en güvenilir mekan. Gönül arzu eder ki arkadaşlar ticaret yapmıyorlarsa yatırımlarının birikimlerini altında toplasınlar.
İkinci sorun bir derviş zikrullah esnasında hal yaşamaması işlediği günahlardan dolayı mıdır? Yani zikrullah'a gelmesin kadar büyük bir hal var mı bir kimsede ya? Ben şunu merak ediyorum kıymetli kardeşler bu hangi üstad olursa olsun bir kimsenin bir üstada bağlı kalması en büyük hallerden birisidir. O yolda yürümesinden daha büyük bir keramet tanımıyorum. Bir kimsenin halakayı zikrullah'a oturmasından daha büyük bir keramete tanımıyorum. Daha büyük bir halde tanımıyorum. Allah bizi affetsin. Allah muhafaza eylesin inşallah. Sakın zikrullah halakasına oturmayı günlük virdinizi çekmeyi beş vakit namazınızı kılmayı ve bir üstada bağlı olmak kadar büyük bir hal büyük bir keramet yok canım kardeşim.
Allah bizi onlardan eylesin. Zakir veya çavuşların yakın çevresinde bulunan dergah dışındaki davranışlarımızla onlara karşı ölçümüz edebimiz nasıl olmalı? Bu konuda özel hayat ve dergah hayatı dengesini nasıl kurabiliriz? Yani çok fazla bir fark olmaz ki dergahın içerisinde de dergahın dışında da zakir zakirdir. Biz edebimizi bozmayız hiç. Ama o zakir kardeşlerimizin özel işlerini yapacağız diye de bir gayretimiz olmaz. Ama samimiyizdir, arkadaşızdır. Bunda bir sıkıntı olmaz. Mesela işte örnekliyorum şimdi ben Barbaros'u bir derviş gözüyle bir şey gözüyle bakmam ki Barbaros'u bir şey söyleyeceksem söylerim örneğin. sebep onun hukukunu ben böyle derviş, mürid, mürşid hukuk olarak görmem ki örneğin.
Sebep işte yıllardan beri beraberiz biz onunla artık belli bir sınırı aşmışız biz onunla. Ama bunu bir başkasına yapamam. Sebep onunla bir mürid, mürşid ilişkisi olur. Bunun gibi zakir kardeşlerinin etrafında böyle insanlar muhakkak vardır. öyle olunca da illaki böyle hani farklı bir pencerede durmamak lazım. Burada zakirlerin, çavuşların kendi nefislerine dikkat etmeleri lazım. Kendi özel işlerine, kendi özel dairelerine insanları koşturtmamalı, hizmet ettirmemeli. Buna dikkat edecek. Dervişlerden geçinmemeye gayret edecek. Yoksa onlar da insan, onlar da kardeşimiz. İyicez, içeceğiz, beraber dolaşacağız, gezeceğiz, beraber işler yapacağız ama bu böyle Allah bizi affetsin, Demokras'ın kılıcı gibi başımızda durmayacak hiçbir şey.
Ben de dailim buna. Ben mesela Allah affetsin, kendimi aşırı bir şekilde temanna edilmekten hoşlanmam. Evet, edep, adep aşmayalım. Eyvallah. Ama yani böyle gereksiz, şahta hatvari temannalara da gerek yok. İki, Sübhanallah velhamdülillahi ve la illallah ve allahu ekber ve la havle ve la kuvvete illa billahi illa alih lazim duasını sürekli okumakla nodullu guatrin birkaç haftada yok olduğu görülmüştür.
Kaynak aidin salihin gerçektir. Bazı dua ve ayetlerin bazı hastalıklar üzerine mucizevi etikçi var mıdır? Evet. Guatrinden nodul olan bir kimseye sizin görüş ve tavsiyelerini nelerdir? Guatrinden nodul ne hastalığı bilmiyorum. Ama zikrullah şifadır canım kardeşim. İnşallah. Zikrullah edin, Allah'ı zikredin, Cenab-ı Hak şifanızı artırsın inşallah. Selamun aleyküm. Herhangi bir ortamda muhabbet edilirken her mürid, mürşidinden öğrendiklerini anlatabilir mi? Yoksa sadece müsaade almış kişiler mi anlatmalıdır? Herkes anlatabilir. İlim Müslümanın yitik malıdır. Nerede bulursa alır demiş Hadis-i Kudsi'de. O yüzden bunda bir sıkıntı yok. Bizim için yok. Selamun aleyküm.
Aniden ayağa kalktığında baş dönmelerim oluyor. Bunun için önerebileceğiniz bir şey var mı? Bu tansiyonla alakalı olabilir. O yüzden bu tansiyon düşüklüğünden de olabilir. Veya tansiyon yüksekliğinden de olabilir. Bir tansiyonuna baktır ve tansiyonu dengelet. İnşallah aklıma gelen bu. Selamun aleyküm.
Mekruh nedir? Mekruh harama yakın olan şeyler. Veyahut da işte sünnetin dışında olan şeyler. Tay-i mekan nedir? Bir kimse bir yerde otururken aynı zamanda Beytullah'ta olması. Öyle sormuşlar. Biz de kısa kısa cevap verelim. Selamun aleyküm hocam. Benim kardeşim boşandı. Geldi iki kız çocuğuyla. Evde kimseyle konuşmuyordu. Evde herkese resti çekti. başka şehre yerleşti. Ve herkese irtibatı kesti. Biz din açıdan ne yapmamız gerekiyor? Senin kardeşin kız mı? Senin kardeşin erkek mi? Onu bilmiyoruz. O yüzden ama sonuçta kız dahi olsa kız kardeşin de olsa evlenip ayrılmış bir kadın hür istediği şehre yerleşebilir.
İstediği gibi bir hayatı kurabilir kendine. Erkekse zaten yapabilir. Dini olarak da sizin de ona yapacağınız bir şey yok. Enteresan. Sevgili canlarım, yeğenimin eşi Corona C19 tanısıyla Manisa'da hastaneye tedavi alınmıştır. Hayırlı dualarınızı bekliyoruz. Bak Corona içinde. Allah hayırlı şifa versin. Ben 17 senelik evliyim. Eşim ve ben dersiyiz. Ama ben çok gelemesem de eşim sizin sohbetlerinizi hiçbir zaman kaçırmaz. Yalandan, banka faizlerinden, sosyal medyadan, normalde de hiçbir türlü vazgeçmeyen, bırakacağına dair sözlerip hatta çocukların üzerine yemin edip hala devam eden ilgisiz baba ve ilgisiz eş.
17 yıldır ben bu durumla savaşıyorum, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. İki çocuğum var. Hiçbir türlü çıkış yolu bulamıyorum. Güvenim asla yok. Hiçbir şekilde güven vermiyorum. Eşim o kadar bağlı ki bu bağlılığına rağmen hala devam ediyor. Onu böyle gördükçe beni dergattan uzaklaştım. Ama benim size sevgim, hürmetim, muhabbetim çok. Sizi Allah için seviyorum. Allah rızası için bana akıl verin yardımcılığını ne yapmalıyım. O bize bağlı değil o. Onun efsine bağlı olmuş o. O çünkü bize bağlı olmuş olsa asla böyle bir şey yapmaz. Çünkü bize bağlı olan bir kimse böyle yalan söylemez. Bize bağlı olan bir kimse böyle eşini üzmer. Sorumsuz bir insan olmaz.
Kabul etmiyorum öyle bir bağlılığı. Allah bizi affetsin. Allah onu da affetsin. Cenab-ı Hak onu tövbe nasip etsin de tövbe etsin inşallah. Yok. Devlet teşkilatındaki hediye kabul etmedin dediğimiz. Ben öğretmenim. Öğretmenler gününde çocuklar ufak tefek bir şeyler getiriyor. Kabul ediyorum. Yanlış mı yapıyorum? Yok. Bunlar sizler için değil. Bir yerde yüksek bürokrat veya alçak bürokrat hiç önemli değil. Onlar hediye adı altında neler götürüyorlar neler. Onlarla alakalı. Efendim bir de Kuşşehri Risale sokuyorum.
Orada geçen bir hikayede birisi veli bir zattan dua istiyor. O da diyor ki senin için bu yol varsa sana zaten bu dünyaya gelmeden veliler, pirler, peygamberler dua etmişler. Yoksa da benim şimdi dua etmem bir anlamı yok. Genel olarak kaderiye karşı bir kitap ama bu hikayeyi anlayamadım. Nasıl anlamalıyım? Böyle bu Kuşşehri Risalesi'nde böyle şeyler vardır. Bunu gönlünüz idrak etmesi lazım. Aklınız değil. Gönlünüz idrak etmiyorsa bırakın öyle dursun. Zamanı geldiğinde idrakınız açılır. Benim kaza oruçlarım var. Kadir Gecesi gibi günlerde tutarken kazayım niyet edeyim. Canım kardeşim Kadir Gecesi zaten Ramazan'ın içerisinde Ramazan'da nasıl kaza edeceksin? Bir de tam uykuda dalacağım zaman sanki yavaş yavaş yol alıyor.
Ben seyrediyorum. Musuk oluyor. Ruhumuz bu. Harika. Hayırlı geceler. Rüyamda sizi gördüm. Namaz ile olan hassasiyetimden beni uyarıyordunuz. Sizi çok uzun seneler önce de görmüştüm. Rüyamda çok farklı hissettim. Gerçekten dikkatsiz olduğum bir zamanda uyardınız yine rüyamda. Söylemek istedim. Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun inşallah. Cenab-ı Hak iyilik alsın. Kimisi de böyle işte. Allah yersin inşallah. Efendim işle ilgili sıkıntılar ve olumlu diye istihare yapmak doğru olur mu?
Günü saati var mı? Bir de kardeşlerimiz evlerde toplanabiliyorlarmış. Altı parmak civarında bir kardeşimiz var mı? Benim de aralarını alabilirler mi? Selamun Aleyküm. Allah'a emanet olun. Valla kim nerede toplanıyor? Bilmiyorum canım kardeşim. Bu konuda sen mahalledeki görevli kardeşleriyle inşallah irtibat kur. Geceniz hayır olsun. Kur'an-ı Kerim'in bir ayetinin yedi daha fazla anlam olduğu söyleniyor. Somuncu babanın olacağı açılışında Fatiha tefsirinden anlıyoruz. Biz meal okurken kalbimize gelen anlamı da tefsir olarak baz alabilir miyiz? Olabilir. o zaman kendi yorumumuzu katmak olmaz mı? O da olabilir. Doğrusunu nasıl bilebiliriz? Mürşidine mi sormak uygun olur?
O da olabilir. Hayırlı akşamlar. Ben bayramlaşma öncesi sizden ders almak için hayırlısıyla alabileyim diye dua ettim ve bayramın ilk günün gecesi sizin elinizden ders aldığım bir rüya gördüm. Rabbim nasip etti sizden ders aldım. Allah mübarek eylesin. Allah daim eylesin. Cenab-ı Hak kabul etsin inşallah. Selamun Aleyküm. Ben rüyamda hastaneye yatmışım. Beni tedavi ediyor. Eden de derviş kardeşlerden biriydi. Benim sorum acaba bedensel bir tedavim yoksa ruhsal bir tedavi mi acaba? her ikisinin de ihtiyacın var.
Her ikisi de tedavi olmuştur inşallah. Neden ayırıyorsun? Allah şifa versin inşallah. Selamun Aleyküm. Cennette sadece Müslümanlar kabul edilecekse peki Hristiyanlar da Allah'a inanıyor. Tanrın konusun diyorlar. Sevap işliyorlar. Kimileri fakirlere yardım ediyor. Onları Rabbim cennete sokmayacak mı? Gecenin sayılı olsun. Canım kardeşim sen cennete gir de ondan sonra kimin kaçacaksa kaçacak ya. Bize ne ya? Onun tartışmasını mı yapalım? Allah iyi etsin inşallah. Benim babam ne zaman namaz kılsa gece cinilerin musallat olduğunu söylüyor. Bu yüzden namaz kılmıyor. Bu durum nedir? Böyle olan bir namazdan muaf olur mu? Olmaz. Namazını kılacak.
Ben Çorlu'dayım. Şimdi sizden ders alsam yüz yüze görüşmeyeceğiz. Böyle bir durumda sizden ders almanın faydası olur mu? Olur. Bayramlaşma videosu yayınlanacak mı? İzleyebilecek miyiz? Ya bunu böyle bana şey olarak da ne o? Telefonda da sordular. Şimdi burada da soruyorlar. Ben video yayınlanmadı mı Salim?
Neden bunu bana söylemediniz? Yayınlayalım mı? Yayınlamayalım mı? diye ya. Allah iyi etsin inşallah. yayınlanmadı. O yüzden benim de haberim yok ki yayınlanıp yayınlanmadığından öyle olmuş. Diyelim. Allah gecenizi hayır etsin. Rabbim iyilik, güzellik, hoşluk versin, tatlılık versin. İnşallah cumartesi günü meslevi sohbetlerinden devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse. Cumartesi günü meslevi sohbetlerinde buluşmak üzere. Geceniz hayır olsun inşallah. şimdi yine kısa bir üç tehvit çekip fatiha edeceğiz. Geceyi sonlandıracağız. İnşallah. eftali zikr fâle mennâhû la ilâhe illâllâh la ilâhe illâllâh el-fâtiha mâhissalâh Geceniz hayır olsun.
Allah mübarek etsin. Allah yar ve yardımcınız olsun. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.