mustafaozbag.org

HADİSLERLE TASAVVUF (71. HADİSİN AÇIKLAMASI) SORU /CEVAP

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Temmuz 2020 · 2:15:59

Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi, gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her nefeste Allah'ı zikreden, her nefeste Allah'a yaklaşan, her nefeste Allah'a yaklaşmanın sevincini, sürurunu ve şuurunu idrak eden kullarından eylesin. Gönüllerinizde Allah muhabbeti, gönüllerinizde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri muhabbeti, gönüllerinizde Allah dostları müminleri muhabbeti hiç eksik olmasın.
Her dahi gönülleriniz Allah'ı seven, Allah'ı sevdiren, Allah'ı sevgisiyle hemhal olan gönüllerden eylesin inşallah. Kıymetli dostlar, bu perşembe sohbetinde mutat şekilde yine aynı bir hadis-i şerifin üzerinde devam edeceğiz. Bu akşamki hadis-i şerif, 71. hadis-i şerif. İnşallah Allah'tan bir şey gelmezse bu 71. hadis-i şerifte okuyup kendimizce anladıklarımızı anlatmaya gayret edeceğiz. Ondan sonra yine sorularınızı alacağız. Geçen cumartesi gün akşam internette veya yayında kesilmeler olmuş. Onunla alakalı şikayetler geldi. Yayında bir problem olmuş. Buradaki teknikle alakalı bir problem olmadığını zannediyorum. Belki de böyle bir YouTube'da veyahut da başka unsurlar girmiş olabilir. Ama bizim buradaki teknik ekiple veyahut da buradaki organizasyonla alakalı bir kesinti değildi.
O yüzden zaman zaman bu tip şeyler olacak. Elimizde olan şeylerden sorumluyuz, gayret ediyoruz. Arkadaşlar çok önceden geliyorlar, kontrol ediyorlar, bakıyorlar, ediyorlar. Her şeyi bir tamam ettikten sonra biz yayına giriyoruz. Ama bizden çıktıktan sonra yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Çünkü internet denilen bu dünya bizim kendi sistemimiz değil, bizim elimizden çıkan bir şey değil. O yüzden olan kesintilerden her ne kadar bizim bu konuda bir suçumuz olmasa da kardeşlerden özür diliyoruz. O yüzden yapabileceğimiz fazla bir şey yok. İzlemek isteyenler, izleyemediler belki de ama izlemek isteyenler, işte yine YouTube'da zannediyorum arkadaşlar yüklüyorlar geçmiş sohbetleri. Oralardan izleyebilirler, oralardan bakabilirler.
İnşallah. Sorunlarda bir herhangi bir kısıtlama yok. Onu da işte illaki hadis-i şerifle bağlantılı veya yapılan sohbetle bağlantılı mı soru soracağız diye böyle arkadaşlar yazdılar. O yüzden kıymetli kardeşler biz mümkün olduğunca bütün sorulara cevap vermeye gayret ediyoruz. Bilebildiklerimizi, dilimizin döndüğünü. O yüzden soruda bir kısıtlama yok veyahut da soru soranlarda da bir kısıtlama yok. Dilediğiniz soruyu yazabilirsiniz. Şeyhimin dediği gibi bildiğimizin alimiyiz, bilmediğimizin talibiyiz. O yüzden bilmiyorsak bilmiyoruz, haftaya cevaplandırır der. Geçeriz. Hakkınızı helal edin inşallah. Bu arada İzmir'de deprem olmuş. İzmir'deki depremden dolayı da İzmir'deki kardeşlere geçmiş olsun diliyoruz. Çok fazla büyük değil ama Allah büyüklerinden muhafaza eylesin.
Cenab-ı Hak korusun inşallah. Tabii bu hafta bir müjdeli haber daha var. O da malum İstanbul'da Ayasofya Camii'nin ibadete açılması. İnşallah arzulandığı, istenildiği gibi Fatih Sultan Mehmet Han hazretlerinin mirasına sahip çıkıp o nasıl orayı cami şeklinde kullandıysa inşallah yine kırpılmadan, değişikliğe uğramadan aynı şekilde cami olarak ibadete açılır.
bu konuda bir yerlere şirin olmak düşüncesiyle herhangi birisi orası burası kırpılıp bir ucube ortaya çıkarılmaz inşallah. Gönlüm böyle arzu eder. İnşallah tam manasıyla Ayasofya'da ibadete açılmış olur. Ayasofya'nın ibadete açılması, Ayasofya'nın kendi kimliğine yeniden dönmesi, İslam dünyasında bir dirilişe, bir ümitsizlikten ümide, İslam dünyasında yenilmişlikten kurtulmaya, İslam dünyasında inşallah yeniden Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp neş-i neva bulmasına sebep olur.
Önemli olan ibadethanelerin açık olması değil, önemli olan ibadethanelerde şuurlu, bilinçli Müslümanların olması ve Müslümanların o bilinçte, o şuurda Allah'a ve Resulüne tabi olmaları, o bilinçte, o şuurla İslam'ı hem yaşatma hem de yaşama mücadelesi vermeleri. İnşallah bu dalga dalga, bu böyle aldatılmadan, kandırılmadan, insanların dini duyguları istismar edilmeden bütün İslam dünyasında bu bir uyanışa, bir dirilişe sebep olur.
Aslında İslam dünyası uyanmış vaziyette, dirilmiş vaziyette ama İslam dünyasının önündeki siyasi liderler veyahut da İslam dünyasının önündeki yüksek bürokratlar İslam dünyasındaki bu dirilişi, bu uyanıklığı, bu uyanışı istismar ediyorlar. O yüzden inşallah o istismarlardan uzak bir din yaşarız, istismarlardan uzak bir yol yaşarız, istismarlardan uzak İslam dünyasının dirilişine sebep oluruz inşallah.
71. hadis-i şerif Sehil bin Sa'd'dan rivayet edilmiş. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyuruyor. Bir Müslüman telbiye, yani lebbeyk dediğinde, telbiye getirdiğinde, onun sağında ve solunda ve hatta doğu ve batısındaki yerlere varınca kadar her şey telbiye getirir. Tirmizi nakletmiş bu hadis-i şerifi. Yani bir Müslüman işte hacca giderler veya ömrede ihrama girdiklerinde telbiye getirmek, ihramın sünnetlerindendir. Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke la şerike leke lebbeyk, innel hamde ve nimete ve lekel mülk la şerikelek demek, sünnettendir. O yüzden Allah'ı zikretmek, telbiye, ihrama girdiklerinde insanların ihram niyetinden sonra böyle telbiye etmeleri sünnettendir, ihrama girdiğinin işaretidir.
Ve hacılar Mekke sınırlarına girince kadar, Beytullah'a girince kadar böyle telbiye ederekten giderler. Bu hadis-i şerif de zaten Tirmizi'de haçla alakalı hadis-i şeriflerin içindedir. Ama buradan bir netice çıkar. Bu çıkan netice nedir? Bütün canlı, cansız varlıkların da bu zikrullah'a eşlik etmesidir. Ve Müslümanların, müminlerin haç esnasında böyle bir telbiye getirdiklerinde dağın, taşın, otun, kuşun, etraftaki bütün nebavatın o zikrullah'a ortak olduğu ve o zikrullah'la beraber, yani onların da, o müminlerin zikrullahına katıldıkları,
müminlerle beraber de Allah'ı zikrettiklerini işaret. Hani Yunus'un dağlar ile, taşlar ile zikredeyim Mevlam seni sözündeki işaret ettiği hadis-i şerifte bu olsa gerek. Veyahut da sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır? Çiçek dedi ki, derviş baba, annen babam topraktır. Yani demek ki Yunus, sarı çiçeğe sormuş annesinin babasının ne olduğunu. O çiçek de ona cevap vermiş. Demiş ki, annen babam topraktır. Demek ki o veliullah'ın, o evliyaların, o velilerin dağlar ile, taşlar ile konuşması, çiçekler ile, nebavat ile konuşması, işte bir kısım veliullah'ın kerametlerindendir ya, hayvanlar ile konuşması gibi bu tip kerametler aslında arkaya dönük yönelik baktığımızda peygamberlere verilmiş olan mucizelerin, müminlerin velilerine, muhammedilerin velilerine verilmiş olan kerametler olduğu gözler.
Çünkü işte bazı peygamberler, işte Süleyman aleyhisselam'a, malum ona kuşlarla ve hayvanlarla konuşmanın hususiyeti ona verilmişti. Ve Süleyman aleyhisselam bütün cinni ve şeytanlarla konuştuğu gibi, kuşlarla da konuşuyordu. Ve kuşlarla ve hayvanlarla da konuşuyordu. İşte bu hayvanlarla konuşma hususiyeti veyahut da işte bizim ruhsuz, cansız, dilsiz gördüğümüz işte dağlarla, taşlarla, ağaçlarla konuşma hususiyeti geçmiş peygamberlerde bir mucize olarak göründü.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde de bu mucizeler devam etti. Aklıma geleni söyleyeyim şimdi. Hani işte Ebu Cehil eline üç tane taş almıştı da, o üç tane taşı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dedi ya, bu elimdekinin ne olduğunu söyle, ondan sonra senin peygamberliğini tasdik edeceğim, senin peygamberliğine inanacağım deyince, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Ebu Cehil'e dedi ki, Ey amcam, gel şunu şöyle yapalım, senin elindeki taşlar benim kim olduğunu söylesin, istemez misin dedi.
Ebu Cehil dedi ki, benim yeğenim iyice kafeyi yedi, kafeyi kırdı, daha da zor olanı istiyor, bu iyice deli oldu, bu mecnun oldu deyince, işte söyle, bu daha iyi yeğenim deyince, o Ebu Cehil'in elindeki üç tane taş, Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammadan abduhu ve resuluhu deyince, taşlar elinden atıverdi, sen gerçekten büyücüsün dedi. Şimdi, işte taşların dile geldi, ağaçların dile geldi, hayvanların dile geldi, böceklerin dile geldi, karıncanın dile geldi, ve bütün varlığın dile geldiğiyle alakalı, ayeti kerimeler de var, hadis-i şerifler de var, ve bunların Allah'ı zikrettiğine dair, ayeti kerimeler de var, hadis-i şerifler de var. Bu tabii aynı zamanda, hani, zikrullaha karşı gelen, veya zikir diye bir ibadet yok diyen, veya topluca zikir ibadet yok diyen, böyle, dinin bu tip meselelerinden cahil kalmış, veya kasıtlı söyleyen münafıklar, cahillere münafık diyemeyim,
diyemem, ama kasıtlı böyle şeyler yoktur diyen, yani, zikrullahın olmadığını söyleyen, zikir halakalarının olmadığını söyleyen, böyle zikir ibadeti yok diyen kimseler, münafıklıktır. Söyleyenler münafıktır. Bunu reddediyorsa, yok dediğinde, normalde aslında, küfür hükmündeler. ve bir kimse zikullah yok diyorsa, Allah'ı zikir yok diyorsa, o kimse ayet-i kerim'i inkar ettiğinden, kafir hükmünde. İşte ya öyle değildi, böyleydi, şöyleydi de, böyleydi diye de, böyle evirmeye, çevirmeye çalışıyorsa, onlar münafık hükmünde. Ama bir kimse, gerçekten de bilmiyor. Bilmediği için, o kimse, cahil hükmünde, cahil olunca, ona böyle bir hüküm vermek, mümkün değil. Ona öğretilir, tebliğ edilir, anlatılır ona. Ama, böyle tebliğ edildiği, anlatıldığı halde, hala da reddediyorsa, o ne yazık ki, küfür ehli oluyor.
Şimdi, demek ki, bütün dağlar, taşlar, hayvanlar, nebavat, bizim gözümüzün gördüğü, görmediği, bütün her şey, bu halen de Allah'ı zikrediyor. Bunun kendince, bunların zikretmesi, bu farklı bir olgu, ama, bu bütün, varlığın içerisindeki, cemadatın, nebavatın, bir zikir ehlinin, zikrine ortak olması, onunla beraber, aynı esmayı çekmesi, onunla beraber, aynı zikrullahı yapması, bu ayrı bir, tecelliyat.
O yüzden, ikisi farklı. Şimdi, İsra suresi, ayet 44, evlerinizde, veya cep telefonlarınızda, Kur'an-ı Kerim meali var ise, oradan da açıp bakabilirsiniz. İnanmayanlar için söylüyorum bunu. İsra, ayet 44, yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı, tesbih ederler. Her şey, onu hamd ile, tesbih eder. Ancak siz, onların tesbihini, anlamazsınız. Bakın, demek ki, yedi gök, yer, bunların içinde bulunan, bütün, her şey, Allah'ı tesbih ediyor. Allah'ı zikrediyor. Bununla alakalı, ben şimdi size, hızlı hızlı, birkaç tane daha, ayet-i kerime okuyayım, ondan sonra, hadislere geçelim. hadis suresi, ayet 1, hadis suresi.
Bakın, bunlar enteresan, hadis suresi, haşır suresi, saf suresi. Sırayla aldım bunları. Yani, haşır suresi, ona, özür dilerim, hadis suresi, ondan sonra, haşır suresi, ve saf suresi. Bunların hepsinin de, birinci ayeti kerimeler, enteresan, bu ayeti kerimelerin, hemen hemen, hepsi de, aynı şekilde başlamış. Göklerde ve yerde olanlar, Allah'ı tesbih etmektedirler. O azizdir, hakimdir. Hadis, ayet 1. Aynı şekilde, haşır suresi, ayet 1. Göklerdeki ve yerlerdeki, her şey, Allah'ı tesbih etmektedir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Ve saf suresi, ayet 1. Göklerde ne var, yerde ne varsa, Allah'ı tesbih eder.
Ve o azizdir, hakimdir. Şimdi, demek ki, size, bir ayeti kerime daha okuyayım. Nur suresi, ayet 41. göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, yani gökyüzünde, kanat açan kuşların, Allah'ı tesbih ettiğini, görmez misin? Bakın, bu da, Nur suresi, ayet 41. Ama sırayla gideceğim. Demek ki, biz şimdi sırayla gideyim, gideyim bu gece, göklerde ve yerde, her ne var ise, her şey, Allah'ı tesbih ediyor. Kendi lisanıyla, kendi diliyle, kendince, kendi daresince, Allah'ı zikrediyor. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, bu Allah'ın zikri, cebri bir zikirdir.
Yani, göklerdeki ve yerdekilerin, bu manada, bu zikrullahta, kendilerince ihtiyarları, olmadığına inanıyorum. Ve bu cebri bir zikrullah, ve bütün, tabiri caizse, her hücre, Allah'ı zikretmekte. Ve hiçbir şey, yok ki, o Allah'ı zikretmemiş olsun. Çünkü, Cenab-ı Hakk'ın, bu manada, bütün hakimiyeti, kudreti, kuvveti, nuraniyeti, bütün varlığı, sarmış vaziyetedir. Varlıkta, bir toplu iğnesi kadar, bir boşluk yoktur ki, orada Allah'ın zikri, orada Allah'ın sıfatsal tecelliyatı olmamış olsun. Tekrar, bunun altını çizerekten söylüyorum. Varlığın içerisinde, bir toplu iğnesi ucu kadar, bir nokta yoktur ki, orada Allah'ın sıfatının tecelliyatı, Allah'ın zikri olmamış olsun.
Şimdi, böyle olunca, ne tarafa yönelirseniz yönelin, ne tarafa bakarsanız bakın, nerede olursanız olun, hangi hal üzerinizde olursanız olun, Allah'ın zikri, sizi kuşatmıştır. İster kafir olun, ister münafık olun, ister mürted olun, ister ateşe tapın, ister puta tapın, ister ot olun, ister çöp olun, ister taş olun, isterseniz kalbiniz taşlaşmış olsun, isterseniz siz hayvandan daha aşağı, hayvanlaşmış olun. Hiç önemli değil. Sizin zerrenizden, sizin zerrenizden, her şeyinize kadar, her şeyiniz, Allah'ı zikrediyor. Siz kafir de olsanız, sizin saçınızın teli Allah'ı zikrediyor. Siz kafir de olsanız, mürted de olsanız, müşrik de olsanız, sizin kaşınızın bir tek kılı dahi Allah'ı zikrediyor. Siz mümin de olsanız, siz olmasanız da, sizin kirpiğiniz Allah'ı zikrediyor.
Ve sizin her hücreniz, ister inanın, ister inanmayın, ister hangi dine mensup olursanız olun, hangi meşrepten, mezhepten, meslekten olursanız olun, o hücreleriniz Allah'ı zikrediyor. Eğer siz zikirden uzak iseniz, bu zikrullahı işitmeniz, bu zikrullahı duymanız mümkün değil. Eğer zikredenlerdenseniz, o senfoninin içindeseniz, o zikrullah senfonisinin içine kendinizi attıysanız, o zaman mahlukatın, mevcudatın zikrullahına ortak olmanız, veyahut da ona aşina olmanız, onu işitmeniz, işitmeniz, onu hissetmeniz mümkün.
Eğer kalbiniz çalışıyorsa, eğer kalbiniz ilhama yatkın ise, eğer sizin gönül gözünüz açık ise, eğer sizin gönül kulağınız açık ise, mevcudatın komple Allah'ı zikrettiğini işitir, görürsünüz. ve vücudunuzu saran elbisenin dahi Allah'ı zikrettiğini ve yediğinizin, içtiğinizin, kullandığınızın, eşyaların dahi Allah'ı zikrettiğini hissederseniz, o zaman israf edemezsiniz, kıramazsınız, dökemezsiniz, yıkamazsınız, koparamazsınız, o zaman incitemezsiniz, o zaman siz taşa dahi tekme vuramazsınız.
Ama zikrullah'tan uzak iseniz, gaflet içerisine düştüyseniz, siz mevcudata, o cemadata, o mahlukata, tamamiyetle zalimane davranır, zulüm eder ve onları bir hiçe sayarsınız. O yüzden mümin ve bilhassa müminlerin içerisindeki sufilerin, taşa dahi değer vermesi, toprağa değer vermesi, ota çöpe değer vermesi, hayvanlara değer vermesi, bir kediye tekme vurmaması, bir merkebi incitmemesi, bir atı incitmemesi, hayvanları dahi kendi fıtratına uygun bir şekilde kullanması ve hayvanlara zulmetmemesinin sebebinin altında bu yatar.
Çünkü sizin merkep olarak gördüğünüzde Allah'ı zikreder, sizin at, beygir olarak gördüğünüz şeyde Allah'ı zikreder, sizin böcek olarak gördüğünüz şey Allah'ı zikreder, sizin öldürmeye kalktığınız akrep Allah'ı zikreder, sizin öldürmeye kalktığınız yılan Allah'ı zikreder, sizin evlerinizi basan karıncalar Allah'ı zikreder, Sizin evinizdeki börtü böcek Allah'ı zikreden, Allah'ı zikreden bir hayvanatı öldürmeniz ona zulümdür. Veya da Allah'ı zikreden bir merkebe eziyet etmeniz ona zulümdür. Allah'ı zikreden bir sokak köpeği dahi olsa ona normalde eziyet vermeniz Allah'ı zikreden bir hayvana eziyet vermekten dolayı o da bir zulümdür. Veya da bir kediyi aç bırakmak, bir kuşu aç bırakmak, bir hayvanı aç bırakmak ve onları açlıkla terbiye etmek onları zulümdür.
Onları susuz bırakmak onları zulümdür. Veya herhangi bir hayvanı bu börtü böcek de olsa, bu herhangi bir kuş da olsa, bu bir böcek de olsa, bu karınca da olsa onları yakarak, onları zulmetmek, onları yakarak cezalandırmak, onları yakmak bir zulümdür. Çünkü bütün böcekler dahi Allah'ı zikrederler. Bütün hayvanlar dahi Allah'ı zikrederler. Göklerdeki kuşlar Allah'ı zikreder. Yerlerdeki hayvanlar Allah'ı zikrederler. Toprağın içerisindeki bin bir çeşit sayısını bilemeyeceğimiz hayvanlar Allah'ı zikrederler. Denizlerdeki bütün deniz varlıkları Allah'ı zikrederler. O yüzden işte sularda balık ile zikredeyim Mevlam seni diye ilahiler yazmışlar. Ehli tasavvuf.
Bunları boşuna yazmamışlar. Onlar bu hale vakıf olmuşlar. Bu tecelliyetlere vakıf olmuşlar. İşte bakmışlar ki sulardaki balıklar, sulardaki varlıklar Allah'ı kendi lisanları ile tesbih etmekteler. Zikretmekteler. O yüzden işte sular, denizlerde sular ile hayvanlar ile balıklar ile zikredeyim seni diye ilahiler söylemişler. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar. Sufilerin içerisinde seyri sülükte bu bir haldir. Bu bir perdedir. O yüzden mahlukatın zikrullahına aşina olmayan bir kimsenin olgunluk teren ennesi tutturması, mahlukatın zikrullahına ortak olmayan hatta mahlukatın zikrullahına ortak olmak ayrı tecelliyat. Senin yaptığın zikrullaha mahlukatın ortak olması ayrı tecelliyattır.
O yüzden daha yolun vardır senin. Sen şimdi oturursun, etrafındaki varlığın, cansız gibi gördüğün varlıkların Allah'ı zikrettiğine aşina olabilirsin. Sakın aldanma. Yolun bitti zannetme. Henüz daha o halde değilsin. Sen bir zikrullaha başladığında koltuğunda seninle beraber aynı zikrullahı yaptığını, oturduğun koltuğun zikrullah ettiğini, oturduğun secdadenin zikrullah ettiğini, seninle beraber aynı esmayı söylediğinde ayak basacak yer, oturacak yer bulamaz hale gelirsin. Ve kendince dersin ki, evet nereye ayağımı atacağımı şaşırdım. Çünkü ayağını attığın yerden dahi o zikrullah nidası seninle beraber gelir. Gecenin yarısı sen oturmuştun, sana bir esma verilmiş. İşte hayırlı kayyum Allah, kadir kayyum Allah diye Allah'ı zikrederken bir bakmışsın ki odadan zikrullah sesleri geliyor. Bir bakmışsın ki oturduğun oda aynı zikrullah ile sarsıntı içerisinde, koltuk sarsıntı içerisinde, halı sarsıntı içerisinde.
Her şey kendi lisanıyla senin zikrullahına hemhal olmuş. Bakıyorsun gökteki yıldızlar seninle beraber zikrullah yapıyor. Güneş seninle beraber zikrullah yapıyor. Bütün ay, semavat seninle beraber zikrullah yapıyor. Aynı esmayı çekiyorlar, aynı esmayı duyuyorsun. Aynı esmanın içerisinde yok olup gidiyorsun. Ve bir bakıyorsun ki senin hücrelerin dahi aynı esmayı söylüyor. Ve hücrelerin bütün kainata dağılıyor. Ve bütün hücrelerin senin kainata aynı zikrullahı yapıyor. Sen kalmıyorsun belki de binlerce, belki de milyonlarca hücrede aynı şekilde. Sen kendi yüzünü görüyorsun, aynı şekilde kendi tecelliyatını görüyorsun. Ve varlıkta sanki sen bütün varlığı kaplamışsın gibi aynı zikrullah ile, aynı esma ile yürüp gidiyorsun.
Kendinden geçiyorsun. Ve bakıyorsun ki bütün varlık aynı zikrullahı yapmakta. O perdede. İşte normalde bunu anlatırken dahi insanların bunun inanmasını beklemeyin. Bu tecelliyete inanmalarını da beklemeyin. Sakın bunları da dinleyip başka yerlerde de satmayın. Böyle bir şey oluyor da bizde de demeyin. Neden? Çünkü birisi size bakar, bu işi bilen bir kimse size farklı bir soru sorar. O sorunun altından kalkamazsınız. Şimdi bütün varlık Allah'ı zikreder. Ama sen bütün varlığın zikrullahına aşina olabilir misin? Evet. Hatta sana getirilen çay bardağı dahi Allah'ı zikreder. İçindeki çay dahi Allah'ı zikreder. O yüzden dökemezsin.
O yüzden heder edemezsin. O yüzden kıramazsın. O yüzden sen onu incitemezsin. Bardağı dahi en nadide şekilde yıkamaya çalışırsın. Çünkü o zikrediyor. Onun zikrullahına aşina olursun. O yüzden normalde her neyse elinin altındaki hiçbir şeyi itina ile, senin kıymet vererekten kullanırsın. O yüzden senin çöpün dahi kıymetli olur. Sebep, sen zikrullah yaparken o gömlek senin üzerindeydi. O gömlek de seninle beraber zikrullah yaptı. Ama eğer senin zikrine katıldıysa o gömlek dahi kıymetlidir. Sebep, o seninle beraber zikir arkadaşlığı yaptı. Yusuf'un seninle beraber zikir arkadaşlığı yaptı. Kullandığın bir eşya seninle beraber zikir arkadaşlığı yaptı.
O yüzden velilerin, mürşidi, kamillerin, Allah dostlarının kullandığı sarık, takındığı yusuf veyahut da üzerindeki haydaresi, onunla beraber onun giydiği kıyafet, onun kullandığı bir eşyayı o yüzden müritler fazla kıymet verirler. Derler ki, o üstadımın zikrullahına katıldı. O üstadımın zikrullah halakasındaydı. Kim bilirler hangi gece, hangi esmayı çekiyordu ki o elindeki tesbihle beraber o zikrullahı yaptılar. O yüzden onun tesbihi bu manada kıymetlidir. Sebep, o çünkü kendi yörüngesinden çıktı, üstadın yörüngesine girdi. Ve üstadın perdesinde, o da üstadın zikriyle zikrullah etti. Kıymetli kardeşler, üstadım bana bir tesbih hediye etmişti. Bana dedi ki, Mustafa Efendi bu kendi kendine zikrullah eder, ha elinde dedi. Ve Cenab-ı Hak'a hamdü sena etsin.
Ben onu üstadımın hediyesini böyle saklarım hala da. Onu böyle bir nadide parça gibi tutarım derim ki, bu kendi kendine Allah'ı zikreden ve seni de zikrettiren bir tesbih derim. Şimdi bunun gibi, çünkü eşya artık o üstadın yörüngesindedir. O üstadın yörüngesinde olduğunda onun zikrine ortak olmuştur. Bakın, bir mükevanatın zikrine ortak olmak vardır. Bir de üstadın zikrine ortak olmak vardır. O yüzden müritlik de orada başlar. Nasıl başlar? O esnada üstad hangi zikrullah, hangi esmada mürid eğer ki gerçekten kemale ermeye doğru giden müritse, üstadın o zikrullahından haberdar olur. Ve o da başlar, gayri ihtiyarı üstadta vuslat olmuş çünkü. O da aynı zikrullahı yapmaya.
Eğer bundan haberi yoksa, o kimsenin henüz daha üstadta vuslat olmamıştır. Onun yolu vardır. Buhari'den bu hadis-i şerif, İbni Mesud naklediyor. Diyor ki, biz yemek yerken yemeğin tesbih ettiğini duyardık. Bakın bu sadece demek ki, hani velilerde dedik, peygamberlerde, önce peygamberlerde olur dedik. Bu demek ki, Ashab'da da bunlar tecelli etmiş. Ashab'dan İbni Mesud radıyallahu anh hazretleri diyor ki, biz yemek yerken yemeğin tesbihini duyardık. Yani yemeğin zikrullahını duyardık. O yüzden o zikrullah eden yemeği onlar böyle heder etmezlerdi. Onlar atmazlardı. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bereket kalan pirinç tanesinde midir, yere düşen pirinçte midir, yere düşen bir lokmada mıdır dedi.
Demek ki o lokma dahi Allah'ı zikrediyor. O pirinç dahi dahi Allah'ı zikrediyor. Ve kendi lisanıyla yiyecekler, içecekler dahi kendisini, Allah'ı zikreden bir kimsenin midesine inmek ister. Onlar yalvarırlar, derler ki, ya Rabbi ne olursun bizi zikreden bir kimse yesin. Bizi zikreden, bizi tesbih eden, bizi senin, özür dilerim, Allah'ı tesbih eden, seni tesbih eden, seni tenzih eden bir senin dostun, senin kulun bizi yesin diye kendi lisanlarıyla Allah'a yalvarırlar.
Onlar da zikir ehli bir kimsenin midesine girmek isterler. Onlar da mümin bir kimseye faydalı olmak isterler. Ve mümin bir kimseye gitmezlerse, mümin bir kimsenin kursağına girmezlerse, tersine dua ederler. Derler ki, ya Rabbi biz bir kafirin midesine girdik. Hızla biz ondan çıkmamız lazım. Bu kafirin içerisinde durmak istemiyoruz. Biz ona faydalı olmak istemiyoruz diye kendi lisanlarıyla Allah'a dua ederler. O yüzden bütün mükavenat kendince, kendisini zikir ehline adapte etmek ister. Zikir ehliyle beraber olmak ister. Zikir ehline faydalı olmak ister. Bütün mükavenat, bakın yemek dahi Allah'ı zikrediyor. Ey kadınlar, ey erkekler, yemek hazırlarken besmele ile başlayın.
Her şeye besmele ile başlayın ki o muhteşem zikir senfonisine siz de ortak olun. O muhteşem zikir halakasına siz de ortak olun. Bakın öyle bir büyük halaka var ki mükavenatta, onlar her daim halakayı kurmuşlar, Allah'ı zikrediyorlar. Senin hücrelerinde dahi halaka kurulmuş, senin hücrelerinde dahi o halakada Allah'ın zikri var. Ve öylesine devran zikri yapıyorlar ki, senin hücrelerinde yapıyorlar. Ve sen ondan uzaksın. Ve devran zikri senin hücrelerinde devam ediyor. Ve birisi devran zikri yaptığında, o da diyor ki ahmakça, ya Hazreti Peygamber'de böyle bir şey, Kur'an'da böyle bir şey yok. Ahmak kafalı, bütün kainat Allah'ı zikrederken ve bütün kainat halakayı kurmuş devran zikrileri yaparken, senin gözün kör, senin kalbin kör, senin kulağın sağır.
Sen nereden bileceksin konu? Bilemezsin, anlayamazsın, anlaman da mümkün değil. Ve bütün kainattaki sen o devran zikrini görmüyorsan, ve bütün kainattaki o zikri duymuyorsan, kimsenin suçu yok ki bunda. Sen yediğin yemeğin dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen, içtiğin suyun dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen, içtiğin çayın dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen, kullandığın mouse'un dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen, kullandığın bilgisayarın dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen, giydiğin ayakkabının dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen, bindiğin atın dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen,
bindiğin arabanın dahi Allah'ı zikrettiğinden gafil isen, sana söyleyecek bir laf yok ki. Allah muhafaza eylesin. İşte, Ashab da bütün etrafındaki canlı cansız varlıkların zikirlerini işitirlerdi. Yine Ebu Zer naklediyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eline çakıl taşlarını aldığında, arının vızıltısı gibi onların teşbiğinin duyulduğu bildirilirdi. Demek ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de eline çakıl taşları aldığında, o çakıl taşları da ne yapıyordu? Allah'ı zikrediyordu. Allah'ı tesbih ediyorlardı. Allah'ı tenzih ediyorlardı. Allah'ı teşbih ediyorlardı. Ve Ashab, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elindeki çakıl taşlarının Allah'ın zikrini duyuyorlardı.
Bakın, demek ki gönül kulakları açıktı. Gönül kulakları açık olduğundan dolayı etrafındaki canlı veya cansız varlıkların zikrine aşina olmuşlardı. Yine Hazreti Ebubekir'in, Hazreti Ömer'in, Hazreti Osman'ın elindeki taşlar da ne yapıyordu? Allah'ı tesbih ediyordu. Allah'ı zikrediyordu. Demek ki o peygamberin sünnetine ve o peygamberin dostluğuna, o peygamberin yoluna kurban olmuş olan ve Hazreti Muhammed Mustafa'nın ve Kur'an'ın zerrece izinden çıkmayan Hazreti Ebubekir'de de, Osman'da da, Hazreti Ömer Efendimiz'de de bu zikkullahın, taşların zikir senfonosu tecelli etmişti. Demek ki bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin elinde taşların zikkullahı duyulduğu gibi Ebubekir'in, Ömer'in, Osman'ın da elinde duyulmuştu.
Yine İmam-ı Hanbel, İmam-ı Ahmet bin Hanbel naklediyor hadis-i şerifi. Enes'ten nakledilmiş. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir topluluğa rastlamış. Onlar yükleri yüklü olarak hayvanların üzerinde duruyorlarmış. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onları şöyle buyurmuş. Onlara salim olarak binin, salim olarak bırakın. Ancak yollarda ve sokaklarda onları kendi lakırtılarınız için kürsü kılmayın. Nice binilen hayvan vardır ki binenden daha hayırlıdır. Ve ondan daha çok Allah'ı zikreder. Dikkat edin kardeşler. Bakın İslam'ın inceliğine, İslam'ın tatlılığına bakın. İslam'ın letafetine bakın. Hayvanları dahi düşünen bir peygamber var. Diyor ki peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri.
Hayvanları salim yani iyi olarak kullanın. Yerli yerinde kullanın. Ve karşılaştığınızda bir başkasıyla hayvanların üzerinde duraraktan onlarla sohbet etmeyin. Hayvanları kürsü gibi kullanmayın. İhtiyacınız nispetinde onları kullanın. Ve nice diyor hayvan vardır ki binenden daha fazla hayırlıdır. Allah'ı zikrediyordur. Aman bakın bunu şimdi bugünümüze biz çevirecek olursak. Evet siz bineklerinizi dahi düzgün kullanın. Ve o binekler Allah'ı zikrediyorlar. Ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? Müslümana dünyalık üç şey yeter. Salih bir kadın, salih bir ev, salih bir binek. Bakın onların dahi eşyanın dahi ev eşyadır.
Onun dahi salih olması. Bakın binek onun dahi eşyadır. Onun dahi bir salih olması. Hadi kadın normalde insandır, düşünen varlıktır. Ve insan düşünen varlık, iman eden varlık. Öyle olunca kadının da salih olanı tercihe şahin ve dünyalık nimet olarak nitelendirilmiş. Kıymetli dostlar o zaman biz hayvanların dahi Allah'ı zikrettiğini ve belki de bazı hayvanların onu kullanan insanlardan dahi daha iyi zikrettiğini, daha iyi olduğuna dair hadis-i şerif.
O zaman bizler Allah'ı bütün mükavenatın zikrettiğine iman edelim ve bütün mükavenatın zikrini duymaya gayret edelim. Biz de zikir ehli olalım. Ve biz istesek de istemesek de kafir dahi olsak bizim bedenimiz her daim Allah'ı zikrediyor. Bakın her daim Allah'ı zikrediyor. Biz de öyle zikreden kullardan olmaya gayret edelim inşallah. Nesaide geçen bir hadis-i şerif. Abdullah bin, Abdullah İbni Amur dedi ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kurbağayı öldürmeyi yasakladı ve onun sesinin tesbih olduğunu bildirdi. Bakın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kurbağayı öldürmeyi yasaklamış ve diyor ki onun sesi Allah'ı zikrullah'tır.
O zaman kıyas ederekten bütün deniz hayvanları kendince bir ses çıkarırlar Allah'ı zikrediyorlar. Ve bütün hayvanlar o zaman kendilerince bir ses çıkarıyorlar Allah'ı zikrediyorlar. Demek ki bütün hayvanlar, hem deniz hayvanları hem kara hayvanları hem de hava hayvanları hepsi de ne yapıyor? Allah'ı zikrediyor. Ve siz zalimce, hunharca bir hayvanı katlediyorsanız o zaman siz Allah'ı zikreden bir varlığı katlettiniz.
Allah muhafaza eylesin. Yine Abdullah İbni Abbas nakletmiş hadis-i şerife. Meşhur ya hadis-i şerif. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki kabre vardı. Ve iki kabrin başında baktık onlar yeni ölmüşlerdi. Ondan sonra dedi ki bu iki kabirdekiler azap çekiyorlar. Bunların niçin azap çektiklerini söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Birisi dedi idrardan sakınmıyordu. Yani işte üzerindeki idrar serpintileri vardı. İdrar kalıntıları vardı. Öbürkü de dedi ki kovuculuk yapıyordu. Kovucu ne demek? İşte bir kimseden lafı alıp bir başka kimseye götürmek. İki kişinin arasını açma sebebi olmak. Yani işte birisi birisinin hakkında bir laf söyledi veya söylemedi.
İşte o söyledi diye gidip öbürküne bir onun hoşlanmayacağı bir lafı gidip ona aktarmak. Kovuculuk yapmak. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yaş bir hurma fidanı buldu. Ve onu ikiye ayırdı. İkiye böldükten sonra birisini bir kabrin başına koydu. Birisinin bir kabrin başına koydu. Ve dedi ki umarım bu iki fidan kurumadığı sürece onların azabı hafifletilir. Yani onlar azabı niçin hafifletilecek? O fidanlar çünkü Allah'ı zikrediyor. Bakın İslam dünyasında bilhassa Anadolu'da bu sünnet-i seniye daha fazla işlenirdi. Eski kabristanlara gideriz de o eski kabristanların başında biz de böyle karaselvi derler. İzmir'de Bayındır'da biz karaselvi deriz. Böyle kabristanların başında karaselvi ekerler.
Karaselvi böyle su istemeyen bir değişik bir ağaçtır. Böyle artık onun burada diline ne diyorlar bilmiyorum ama Hacı Cafer ne diyorlar Bursa'da o ağaca? Dayanıklı bir ağaç. Osmanlı döneminde ondan katran çıkarıyorlarmış. O yüzden karaselvi deniliyor demek ondan. Sobada yakarsan bacayı tutuşturur. Evet maşallah. İşte normalde mesela Anadolu insanı böyle hadis-i şeriflerden enteresan şeyler çıkarmışlar. Mesela gitmişler kabirlerinin başına o karaselvi dikmişler. Hiç o karaselvi böyle yaprağını dökmez. Yani böyle hiç kurumaz. Böyle çıplak olarak kalmaz. Hep böyle yeşildir o. Her rüzgar estesinde böyle fışır fışır da ses çıkarır.
Böyle çok tatlı bir sesi vardır. Gerçekten huzur verir. Bizim orada önceden bütün böyle kabristanların başına o karaselvi den dikerlerdi. Nuri anamın babamın mezarına karaselvi dikilecekti. Dikildi mi dikilmedi mi bilmiyorum. Sen şimdi o işle ilgilen inşallah. Çünkü daha önce konuştuyduk seninle birer tane selvi ağacı dikiverin başına dedim. Bir bak bakalım onlar tuttu mu tutmadı mı? İnşallah ona göre onları yenileyelim. Şimdi bu arada da tabii arkadaşlar seyrediyorlar. O yüzden böyle seyredenleri bildiğimden dolayı kendimce öyle söylüyorum. Şimdi işte o karaselvi kabristanın başında durduğu müddetçe o devamlı Allah'ı zikredecek. Kendi lisanıyla. Çünkü ölen kimsenin niyetine dikildi.
Öyle olunca da onun azabını hafifletecek düşünebiliyor musunuz? Ya ne kadar güzel bir din ölürken öldüğünde dahi başına bir karaselvi dikiyorlar ve o senin azabını hafifletiyor. Hamdolsun. İşte demek ki bakın böyle bir selvi dahi o kimsenin azabını neden ama karaselvi dikmişler Anadolu insanı? Çünkü mezarlıklarda yetişmiş olan meyve bahçelerinde yemek içmek caiz değildir. Mezarlığı bir meyve ağacı diktiler ondan yemek içmek caiz değildir. Veya mezarlıkların üzerinde düşen otları satmak caiz değildir. Mezarlıklardan böyle maddi olarak nemalanmak, mezarlıklardan maddi olarak bir fayda sağlamak İslam'da çok uygun değildir. O yüzden bunların alınıp satılması da caiz değildir. Biz bakın mezarlıkları dahi biz istismar etmeyiz.
Mezarlıklardan bir şey alınıp satılmayız. Mesela kıyamet elametlerin içindedir. İnsanlar mezarlığa bakacaklar diyor. Deyecekler ki diyor keşke bu yer bizim olsaydı. Kıymetlenecek. E şimdi mezarlıklar şehirlerin içinde kaldı. Mezarlıklar şehirlerin içinde kalınca gerçekten arsaları çok kıymetlendi. Ve başladı mezarlıklar küçülmeye. Kıyın kıyın kıyın kıyın mezarlıkları küçültüyorlar. Ve bir müddet sonra mezarlıkları oradan kaldırıyorlar. Belediyeler o mezarlıkları kaldırıyor. Orayı arsa haline getiriyor. İnsanlar oraya normalde ev yapıyorlar. İnsanlar onun üzerine apartman yapıyorlar. Ve bazen zaman zaman Karabaş-ı Veli Tekkesi'nde sohbetlerde diyordum ki bu sağ taraftakiler.
Mezarlıkların üzerinde evleriniz var. Ama normalde işte o cami ile tekkenin arasında da mezarlıklar vardı. Hatta o üstünde yine bir evin içerisinde bir mezarlıklar vardı. Daha belli değildi. Arkadaşlara demiştim burada bir Evliya mezarlığı var. Ondan sonra gelir geçerken burada okuyun diyordum. E belediye orada bir çalışma yapınca o mezarlık da çıktı meydana. Hiç yıkılmamış, bozulmamış da mezarlık. Öyle çıkardılar. E şimdi demek ki Allah'ı zikreden bütün her şey var. Ve siz o kabrin başına da bir ağaç diktiğinizde o kabristanda yatan kimsenin azabı hafifleniyor. Tabi mümin ise Allah cümleye başına bir karasel dikebilecek hayırlı evlatlar nasip eylesin.
Yine Ebu Said el-Hudri kendi yetimliğine diyor. Ey oğul, badiyede bulunduğum vakit ezanı yüksek sesle oku. Çünkü ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediğini duydum. Ezan sesini duyan cin, insan ve taşlar muhakkak ona tanıklık ederler. İbn-i Mace suiti selebi bunu nakletmiş. Demek ki siz diyelim ki bir arazidesiniz, arazide ezanı yüksek sesle okuyacaksınız. Tebep yüksek sesle okursanız bütün cinliler, insanlar ve taşlar ona tanıklık edecekler ezana. O bu ezana aynı zamanda iştirak edecekler. Diyelim ki çıktınız sahrada, Allah'ı yüksek sesle zikredin. Sebep sizin geçtiğiniz dağlar, taşlar, bu ordu bulunan ağaçlar, kuşlar, her şey sizinle beraber zikrullah yapacak ve size şahitlik yapacaklar.
O zaman zikrullahsız bir anınız olmaması gerekir. Zikrullahsız geçen bir zamanınız olmaması gerekir. Ve her mekanda Allah'ı zikretmeniz gerekir. Hani meşhurdur ya, Muhyiddin İbni Arabi Hazretleri öyle der. Günah işlediğin yerde Allah'ı zikret der. Çünkü günah işlediğin yer senin günahına şehadet etti. Bir yerde günah işledin. Bir yerde günah işlediysen, günah işlediğin yerde Allah'ı hızla zikret. Hızla orada tövbe et, hızla orada zikrullah yap ki senin zikrullahın oradaki o günahına karşılık, affına sebep olsun. Ve senin o günahının aff olmasına sebep olsun, silsin orada. Ve orada kalan senin zikrullahın resmi olsun. Ve günah işlediğiniz yerlerde bilhassa Allah'ı zikretmeye gayret edin.
Evet kıymetli dostlar, bütün her şey Allah'ı zikreder. Karıncalar, kuşlar, yerin altındaki hayvanlar, denizin içindekinler, havadakınlar, karadakinler, denizdekinler, bütün mahlukat Allah'ı zikreder. Senin cansız olarak gördüğün bütün varlık Allah'ı zikreder. Vücudun seni zikreder. Bütün hücrelerin, özür dilerim, senin vücudun Allah'ı zikreder. Seni zikreder dedim, orada hata yaptım. Bütün her şey Allah'ı zikreder. Senin vücudun da Allah'ı zikreder. O zaman her şeye merhametli davran. Her şeye rahmet nazarıyla bak. Ve her şeyi yerli yerinde kullan. Ve bil ki elini attığın her şey Allah'ı zikrediyor. Bil ki baktığın her şey Allah'ı zikrediyor. Bil ki duydun her ses Allah'ı zikri sesidir.
O zaman nereye yönelirseniz yönelin, Allah'ın veci oradadır. Ayet-i kerimesi sizin üzerinizde tecelli eder. Siz ne tarafa bakarsanız bakın, Allah'ın nurunun tecelliyatını, Allah'ın zikrullahına aşina olursunuz. Rabbim cümlemizi bizleri onlardan eylesin. Cümlemizi zikredenlerden eylesin. Cümlemizi her daim zikirle dili ıslak olan kullarından eylesin inşallah. Bugün sohbet biraz uzun sürdü herhalde. 45 dakikaya açtık. Hakkınızı helal edin. Şimdi inşallah sorularınıza geçeceğiz. Bir kardeş bir şey yazmış. Bizim Derya yazmış.
İzmir'den. Derya kardeş. Yani annenin benim hakkımda söylediklerini ben böyle söylersem, şimdi burada kendi kendimi meth etmiş veya meth ettirmiş gibi olacağım. Hakkını helal ettin. Bunu okumayayım inşallah. Özür dilerim. Annesi demiş. Oğlum bu adamı iyi dinle. Allah'ın olsun. O demiş cennet adamı. O da demiş anne sen demiş hani çok duymuyorsun. Nereden anladın deyince geçen demiş şeyini çıkardı. Başındaki sikkesini çıkardı. Anlından anladın demiş. Allah iyi etsin inşallah. Selamünaleyküm dizimde minisküs ve kireçlenme var. Oturarak namaz kılabilir miyim?
Kılabilirsin ama tedavi ol. Yani öyle oturarak namaz kılmaya başlarsan kireçlenme daha da artar. O yüzden kireçlenmeyi geçireceği böyle natural tedaviler var bildiğim kadarıyla. İnşallah onlardan tedavi olmaya gayret et. Ama eğer olmazsa eyvallah. Yapacak bir şey yok. Düşünüp tefekkür edemiyorum. Düşünmekten korkuyorum. Ne yapmalıyım? Düşüneceksiniz. Yani bunu normalde ben düşünmekten korkuyorum. Düşünüp tefekkür edemiyorum deyip de kenara atarsanız bu doğru olmaz. O insanlar düşündü mü ki? O insanlar düşündü mü ki? diye Cenab-ı Hak ayet-i kerimelerde belirtmiş. O yüzden muhakkak bizim düşünüp tefekkür etmemiz lazım. Arkadaş selamun aleyküm demiş.
Biz de aleyküm selam diyelim. Selamun aleyküm. Allah rızası için sizden rica etsem hangi günler vesahatli müsaidsiniz? Sizinle konuşmak istiyorum. Affınıza sığınırım demiş arkadaş. Ben genelde yani işte şu zamanda böyle müsaitim diyemiyorum. Hakkınızı helal edin. Perşembe günleri genel olarak Bursa'da büroda oluyorum. Arkadaşlar geliyorlar onlarla konuşuyoruz. Perşembenin haricinde bir gün veremiyorum hiç kimseye. Normalde telefon açıyorlar arkadaşlar. Müsaitsem telefonlardan da cevap verebiliyorum.
O yüzden bütün arkadaşlara bugün bütün kardeşlere bu sözüm. Lütfen benden randevu istemeyiniz. Bu konuda gerçekten zorlanıyorum sonra. Perşembe günü yaklaşık saat 10 gibi işte büroyu açıyorum. Örneğin işte 5.30-6'ya kadar burada duruyorum. İşte gelebilir miyiz? Bütün arkada açık kardeşim. Bütün perşembe günleri. Bütün herkes açık. Bursa içi, Bursa dışı. Gelmek isteyen gelebilir. Görüşebilen görüşebilir. Görüşemeyene söyleyecek bir lafım yok. Yani ben de ticaret yapıyorum. Sonuçta benim de ailem, çocuklarım var. Onlara zaman ayıracağım. Ticaretime zaman ayıracağım. O yüzden diğer günler için böyle bir görüşme yapmam mümkün olmuyor.
İşim oluyor. Diğer günler söz veremiyorum. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm. Kasko yaptırmak caiz mi? Biz bir İslami hukukla idare edilmeyen bir sistemde yaşıyoruz. O yüzden işte Kasko caiz mi değil mi? Devlet böyle bir şey, hani böyle bir sistem var. Bunu yaptırırsınız, yaptırmazsınız. Bu sizin bileceğiniz iş. Bunun dini bir boyutu yok. O yüzden Kasko'ya cevaz verip vermemekle söz konusu değil. Bunun İslam hukukunun yaşanmadığı bir yerde bunu tartışmanın da bir anlamı yok. Son nefeste iman ile ölmek için ne yapmalıyız?
Nelerden kaçınmalıyız? Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Hadis-i şerif bu. O zaman son nefeste iman ile göçüp gitmek için nefes var iken iman üzerinde yaşama, Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışmamız gerekir. İnşallah. Selamünaleyküm. Benim eşim çok fazla küfür ediyor. Çok sinirli. Güzel de söylesek kavga çıkarıyor. Artık bıçak kemiğe dayandı. Allah rızası için susuyor, zikir çekiyor, dua ediyorum. Hep aynı ne yapacağımı bilmiyorum. Derslerimle her şeyimle dalga geçiyorum. Aşağılıyor. Son zamanlarda daha da çoğaldı. Ne yapsam bilemiyorum. Çok çaresiz ve çok sıkıntıdayım. Bizi dua etmenizi istirham ediyorum.
Hakkınızı helal edin. Netfen hürmetlerimi sunarım. Allah yardımcın olsun. Rabbi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun. Gerçekten böyle az küfürlü, şeytana uymuş, devamlı sinirli. Çünkü sinirlilik bu manada şeytani bir şeydir. Öfke şeytandandır hadis-i şerif. Ancak kafire öfkelenebilirsiniz. Ancak Allah'ın haramlarına öfkelenebilirsiniz. Ancak Allah'ın lanetlemiş olduğu fiiliyatlara öfkelenebilirsiniz. Ama bir kimsenin mümin kardeşine öfkelenmesi şeytandandır. Bir kimsenin eşine haksız yere öfkelenmesi şeytandandır. Öyle olunca çok sinirli, öfkeli bir kimse şeytana ram olmuş. Şeytanın peşinden gidiyor. Allah muhafaza eylesin. Kavgacı bir tip, kavgacı insanlar.
Geçirmesi gerçekten zor insanlardır. Allah muhafaza eylesin. Hem kadın hem erkek. Şimdi bunun ölçüsünü bilemediğimden dolayı size kalkıp da şu böyle davranın deme noktasında değilim. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak kuvvet versin, kudret versin. Cenab-ı Hak karşıdaki kimseye, eşinize iman nasip eylesin. Güzel ahlak nasip eylesin. İnşallah. Sarsılmaz imanı nasıl elde edebilirim? Sürekli şüpheler geliyor. Şüphenin durumuna, konumuna göre devamlı Allah'ı zikretmeniz lazım. Yani Allah'ı zikir, insanı bütün şüphelerden kurtarır. Şifadır maddi manevi.
Ve Kur'an ve sünneti sımsıkı yaşamaya çalışın. Yani taviz vermeden yaşarsanız şüpheleriniz daha da eksilecektir. Allah'ı çok zikrederseniz şüpheleriniz daha da eksilecektir. Rabbim şüphede kalanlardan, arada kalanlardan eylemesin. İnşallah cümlemizi. Selamun Aleyküm.
Tabancadan çıkmış olan mermiyi tekrar tabancaya geri döndürebilecek duaya nasıl ulaşabiliriz? Bu bir velilerin, büyük mürşitlerin kerameti olarak görülür. Derler ki, bir veli tabancadan çıkan mermiyi tekrar tabancaya geri döndürür duasıyla, himmetiyle diye. Böyle bir söz vardır. İnşallah Cenab-ı Hak size de o hale getirsin, o naz, o niyaz haline sizi getirsin inşallah. Müminin silahı olacak, dua nasıl yapılır? Bu dua müminin silahıdır ama o duayı eden ağız da ağız olmalı. O ağızın ağız olması için de o kimse iman ile, İslam ile, güzel ahlak ile, zikrullah ile hemhal olması gerekir. İcabet edilmeyen dua yoktur ama bazen beklerken ümitsizliğe kapılıyoruz.
Beklemek bu anlamda kötü bir şey midir? Yani icabet edilmeyen, Cenab-ı Hak bütün duaları icabet eder, kabul eder. Ama tecelli ettirir ama tecelli ettirmez. Beklemek sizi ümitsizliğe götürmesin. Böyle zamana yönelik şeyler insanı ümitsizliğe götürür. Sufiler biraz daha böyle çok zamana yaymazlar, uzun emelli olmazlar, günlük yaşarlar, anlık yaşarlar.
O yüzden uzun emelli olmak çok hoş görülmemiş hadis-i şerifte de. Dua ederken sonunda inşallah demenin kesinlik ifade etmemesi sebebiyle uygun olmadığını duymuştum. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadislerinde dua ederken kabul olacağına inanarak net bir biçimde isteyin şeklinde bir övdü var diye hatırlayıp bununla bağdaştırdım. Bu çerçevede dua ederken nasıl ifade kullanılmalı, nelere dikkat etmeliyiz. Siz yürekten isteyin de, siz ağzınızı temiz tutun ve yürekten isteyin. Cenab-ı Hak tecelli ettirir inşallah. Selamünaleyküm. Ben iki sefer sizi rüyamda gördüm. Eşim, ablam ve eniştem dersi. Ben de ders almak istiyorum. Hakkınızı helal edin.
İnşallah biz de sana ders verelim. Bir hakkımız yok. Varsa da helal olsun inşallah. Allah mübarek. Selamünaleyküm. Birinci sorum.
24 Temmuz 2020 Cuma günü Ayasofya Camii'nde kılınacak olan ilk Cuma namazına katılım sağlayalım mı? 24 Temmuz'da 2020'de kılınılacak olan Cuma ilk Cuma namazı değil. İlk orada Cuma'yı Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri kıldırdı. O yüzden ilk Cuma değil. Evet bir inkıtaya uğradı. Bir 80 yıllık bir inkıta var. Bu inkıtadan sonra tekrar asli vazifesine geri dönüyor. Önemli mi? Evet önemsizleştirmek istemiyorum. Benim için Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması, yine Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri'nin vasiyetindeki hale bürünmesi benim için çok önemli. Ben onu bir İslam dünyasında bir dönüm noktası, bir dirilme vesilesi, bir dirilme adımı olarak görüyorum.
Ve Allah-u Alem Mehdi'nin zuhurunun işareti olarak görüyorum bunu. O yüzden Ayasofya'nın yeniden özgürlüğüne kavuşması, Mehdi'nin zuhuruyla alakalı bir işaret olarak görüyorum. Bunu daha önce de derslerde anlatmıştım. O yüzden inşallah o işaret fişeği gibi, o işareti görüyorum. Şimdi bunun arkasından gelecek olan olaylar önemli. Çünkü deccal, şeytan, dünya üzerindeki deccalist güçler de bunun böyle olduğunu 3 aşağı 5 yukarı biliyorlardır, tahmin ediyorlardır. Bundan sonraki hatırlayacak olan adımlar, bundan sonra olacak olan hadiseler, olaylar bunun yönünü tayin edecek, yönünü gösterecek. Gönül arzu eder ki orada böyle bir teşkilat kuracaklar mı, kurmayacaklar mı?
Hani Ayasofya'nın da Cuma için ama ben bütün halkın, bütün insanların yıllardır, yani 80 yıldır bunun özlemini çektiğini biliyorum. O yüzden inşallah gidebilenler gitsinler, bu konuda Cuma'yı orada kılmaya gayret göstersinler. Bu önemli. Böyle bir hazırlık yaptı mı, Diyanet Teşkilatları yapıyor mu bilmiyorum ama bence Müslümanların buna sahip çıkması, Müslümanların bu konuda hassas olması ve Cuma'ya oraya katılması benim nazarımda önemli.
Sorun, bayanlar Cuma namazı nasıl kılar, öğretir misiniz lütfen? Yani önceden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri zamanında, ilk zamanlarda Cuma'ya bayanlarda gidiyorlardı. Sonradan Cuma namazı onlara kılsanız da olur, kılmasanız da olur oldu. Öyle olunca normalde bayanlar Cuma'yı kılabilirler mi? El cevap kılabilirler, erkeklerin arkasında saf tutup onlar da Cuma'yı kılabilirler. Selamun Aleyküm, neden bir kadın hemcinsine yönelir? Eşcinseller farklı psikolojik rahatsızlıklarda veya farklı kültürlerde, farklı değişik algılarda olur.
Bu bazı toplumlarda kadın kadın olan eşcinsellikte bir toplum baskısı, çevre baskısı, aile baskısından kaynaklandığından dolayı da olabilir. Yani nasıl olabilir? Mesela böyle bir çevrede bir kadın, işte bir erkekle bir ilişki yaşayamayacağını bilir. Ama cinsel isteklerini, cinsel arzularını tatmin edecek bir yer alan arar.
O yer, o alan onun için bir hemcinsi kadın olabilir. Çünkü örnekliyorum bunu, işte genç bir kız olduğunu düşünün, evlenme çağına gelmiş ama evlenemiyor herhangi bir sebepten dolayı. Cinsel ilişki isteği fıtridir. Bu fıtratının gereği, o tecelli etmesi gerekir. Fıtrat, nasıl bir kimse görmek fıtrat ise ve o kimse göremezse, o göremediği zaman bir içi daralırsa, cinsel ilişki isteği de fıtrattır.
Cinsel ilişkiye giremezse bir kimse psikolojik olarak bundan etkilenir. Böyle olunca, işte bir kadın da kendisini ama erkek moduna katıp, ama karşısındakini erkek moduna katıp, böyle cinsel ilişkiye girer gibi bir eşcinsel saplantıya yelken açabilir. Bunda evli kadınlar da olabilir. Mesela evli kadın da erkeğinden gerekli duygusallığı görmüyordur, gerekli samimiyeti görmüyordur, gerekli sevgiyi görmüyordur. Öyle olunca bilinç altında da mesela kocasından intikam alma. Hani bak ben ne kadar güzel bir kadınım, ne kadar cezbedici bir kadınım ama sen benim kıymetimi bilmedin, sen bana değer vermedin.
Bak hem cinsim olan başka bir kadın benim güzelliğimi, benim ne bileyim işte iyi, güzel, hoş bir kadın olduğumu anladı. Bak benimle cinsel ilişkiye giriyor. Yani bu kadın normalde başka bir yabancı erkekle cinsel ilişkiye girdiğinde evinin bozulacağını, çocuklarından ayrı kalacağını, eşinin döveceğini, söveceğini, işte vuracağını düşünerekten başka bir kadına yönelebilir. Nasıl olsa kadın kadına olduğundan işte kendilerince zina da olmamış olacak, kendilerince de kimse de duymamış olacak. İşte bir bayanın arkadaş gelmiş onu evde ziyaret ediyor. Kim şüphelenebilir ki kimse şüphelenmez. Böyle olunca da ne yaptı? Kadın kadına kendi hemcinsiyle işte eşcinsel bir ilişkinin içerisine girdiler.
Bunu böyle ilk önce insanlar çok fark etmezler. Mesela kadınların da birbirleriyle sarmaşmaları çok hoş değildir. Erkeklerin de birbirleriyle sarmaşmaları çok hoş değildir. Veyahut da kadına da böyle öpüşmeleri çok hoş değildir. Erkek erkeğe de öpüşmeleri çok hoş değildir. İsten bunlara hep kota koymuştur. Mesela ben böyle zaman zaman görüyorum yani iki kadın veya iki kız birbirlerini öyle şapırdatarak öpüyorlar ki zannedersin ki bir erkeği öpüyor o kadın. Zannedersin ki bir erkeği sarıyor böyle öyle sarmaşıyor onunla. Yani bunlar normalde tehlikeli mecralar. Neden bir kadın hemcinsine yönelir? Erkeklerden zarar görmüştür. Erkeklerden zarar göreceğini düşünüyordur. Her daim çocukluğundan itibaren ona bir erkek korkusu yerleşmiştir. O zaman o ne yapar? Hemcinsine yönelir.
Kadına doğru yönelir. Veyahut da böyle anne sevgisi çok tatmamıştır bir kadın. Anne sevgisi çok tatmayınca işte o da gider bir başka bir kadını aslında anne sevgisinin güdüsüyle böyle yaklaşabilir. Veyahut da bir onun bir kız kardeşi olmamıştır. Bir kız kardeşi olmayınca kendince böyle bir karşıdaki kadını bir kardeşi gibi görür. Öyle yaklaşır. İş farklı bir noktaya gider. Genelde burada sıkıntılı olan şey bunun beyin gerisindeki psikolojik sendromdur. Çünkü onun muhakkak çocukluğunda, gençliğinde, beyin gerisinde bir sendrom yaşamıştır ki kadın kadına eşcinselliği olan yönelim oluşur. Dergahlarda fenafi derviş olmakla hemcinsine ilgi duymak arasındaki fark nedir?
Fenafi derviş olmak o dervişin böyle işte derviş kardeşinin veya mümin kardeşinin eksiğinde, gediğinde varsa, bir rahatsızlığı varsa, bir sıkıntısı varsa onu hissetmektir. Ama o hemcinsine ilgi duymak o eşcinselliğe doğru yol açar. Yani onun vücuduna dokunmak, onu böyle vücudunda elini, yüzünü, gözünü dolaştırmak, onun vücudunda işte veya kendi vücudunda onun ellemesini istemek, onlar eşcinselliğe yöneliktir. Eğer kardeşinde fâni olacaksa onun sıkıntısını hissetmesi lazım. Onun parasızlığını, onun açlığını, onun taklığını, onun yoksulluğunu, yokluğunu veyahut da onun herhangi bir derdiyle dertlenmesi lazım. O fena olmak olur. Bir sorum olacaktı. Bir ülkeye İslam hukuku nasıl gelir? Ve gelmesi için ülkedeki nüfusun yüzde kaçı İslam hukukunu istemeli? Böyle bir şart var mıdır?
İslam hukuku genel olarak mesela işte başlangıcı tebliğ ile gelmiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tebliğ Mekke'de başlayıp Medine'de devam edip o tebliğ neticesinde toplum İslam olur. Toplum İslam olduktan sonra da orada bir devlet kurulur ve devlet kurulduktan sonra tedirici tedirici İslam hukuku oluşur. Hz. Ebubekür Ömer Osman Ali dönemlerinde de bu devam eder. Sonra Emeviler, Abbasiler her ne kadar kendilerini İslam hukuku ile bağdaştırsa da ben tam anlamıyla İslam hukuku olduğunu kabul etmiyorum. Ardından Selçuklular, ardından Osmanlılar böylece 1400 yıllaki Muhammedi İslam tarihinde İslam hukuku böyle genişledi, böyle oldu.
Osmanlı yıkıldı. Osmanlı yıkıldıktan sonra Osmanlı'dan bir sürü devletçikler çıktı. Bir sürü devletçikler çıktınca onların hemen hemen büyük bir çoğunluğu da kendilerinde İslam hukuku uygulanmadı. Şu an için İslam hukukunun uygulandığı bir ülke tanımıyorum tam manasıyla. Tartışma da burada başlıyor zaten. Yeniden İslam hukuku nasıl icra edilmesi, nasıl uygulanır? Bir, İslam hukuku ya bir yerde bir ihtilal olur, işte bir ihtilal olduktan sonra devleti ele geçirdikten sonra orada İslam hukuku ilan edebilirler. Bu da bir yoldur. Ben buna, bu yola katılanlardan değilim. Yani askeri bir darbeyle veyahut da ne bileyim herhangi bir darbeyle bir yerde İslam hukukunun uygulanması. Bu benim bugün için katıldığım bir şey değil, yol değil.
Bunlar açık net böyle bir korkunun neticesinde söylediğim şeyler değil. Benim kabullendiğim yol biz tebliğ ederekten, yaşayarakten, yaşatma mücadelesi vererekten, toplumu bilinçlendirerekten biz İslam hukukunu adım adım uygulayabiliriz. Nasıl ilk Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin devrinde İslam hukuku yavaş yavaş adım adım uygulandıysa, yine herhangi bir ülkede, herhangi bir toplulukta İslam hukuku da adım adım yaşanıp, adım adım öğrenilip, adım adım tebliğ edilip, adım adım da İslam hukuku tecelli ettirilebilir diye düşünüyorum.
Kadınların kocasına itaatinin farziyetini biliyoruz. Ancak bu itaat her durum ve koşulda olmak zorunda mıdır? Bu itaat Kur'an ve sünnet dairesindedir. Kur'an ve sünnet dairesinde bir kadın kocasına itaat eder ama, bu itaatin dini dairenin içerisinde bir de akli ve insani olması lazım. Akli ve insani. Örneğin işte emrediyorum kalk tek ayak üstünde duracaksın bana itaat et. Bu dış görünüş olarak dinin içerisinde görünmüş olmasına rağmen akli ve insani değildir. Bu zalimliktir, bu zulümdür.
Kadının Kur'an sünnet dairesinde neler yapması gerektiği bellidir. Erkeğin de neler istemesi ve neler yapması bellidir. Bunu böyle kadın kocasına itaat edecek deyip de erkeklerin eşlerine zulmetmeleri caiz değildir. Veya akıl dışı, insanlık dışı, ne bileyim ahlak dışı şeyler istemeleri, sen bana itaat edeceksin demeleri doğru değildir. Yani bu makul değildir. Ne yazık ki İslam'ın yanlış anlaşılması, yanlış anlatılması ve yanlış uygulamasından dolayı Müslümanlar artık bıktılar bunlardan. Yani kaba erkekler, ham yobazlar, Kur'an ve sünneti kendi nefislerine göre yorumlayıp istismar eden istismarcılardan bıktığımız kadar başka bir şeyden bıkmadık.
Yani işte sen bana itaat edeceksin, ee evde seke seke yürüceksin. Ya böyle bir manyaklık var mı? Bana itaat etmek zorundasın, birisi öyle demiş. Bana itaat etmek zorundasın, tek ayak üzerinde duracaksın. Ya böyle bir zalimlik var mı? Böyle bir hainlik var mı? O kadının annesi, babası bunu duysa, oğlan kardeşi bunu duysa, senin Müslümanlığından tiksinir. Evet tiksinir. Senin adamlığından tiksinir herkes. Adamlık değil ki o. Zulüm ediyorlar. Veyahut da bir Müslüman kalkıyor, eşini dövüyor. Yüzünü gözünü şişiriyor, çarşamba pazarına döndürüyor. Senin Müslümanlığın tiksindirici değil mi Müslümanlık? Hele bir de o dervişim diye caka satıyorsa, o artık böyle iyice tiksinilecek bir kimse.
Bir kimisi de öyle ya. Kendince derviş, kendince böyle ders almış. İşte Mustafa Efendi'nin dervişi. Ne dervişi ya? Mustafa Efendi bir tokat atmamış. Mustafa Efendi elini kaldırmamış. Ne dervişi? Yani bu tiksindirici şeyler. Kadın kocasına itaat edecek. Kadının kocasına itaati ne? Evinden dışarı çıkarken kocasından izinsiz çıkmaması. Kadının kocasına itaati ne? İşte yatağa girmesi. Kadının kocasına itaati ne? Yani evine kocasından izinsiz birisini almaması. Kocasının istemediği bir kimseyi almaması. Bu itaati, yani kadının kocasına itaati tek ayak üstünde durmak mı? Bu zalimlik, bu gerçekten İslam'a, yola, Müslümanlığa laf getiren, çok özür dilerim ama insanlık dışı bir olgu.
Allah muhafaza eylesin. Bunlar böyle, öyle bir noktaya geldi ki bu, cahilce, zalimce, insanlık dışı, ahmakça şeyler duyuyorum. Telefon açıyorlar, soruyorlar. İşte gelip anlatıyorlar arkadaşlar, kardeşler. Kendi kendime soruyorum. Ya biz ahmak, zalim, insanlık dışı bir toplum mu oluşturuyoruz diyorum. Hele bunu, sufi kardeşlerden duyunca gerçekten çok üzülüyorum. Günlerce kendime gelemiyorum. Yani böyle, o esnada, o dervişim diyen adamı, yani etrafımda görmüş olsam, boğazını sıkıp, utanmasam, yatırır döverim ben onu. Yani böyle bir sufi anlayışı yok. Eşini döven, kızan, küfreden, çarpan. Yok. Yani sufilik, nefsi terbiye etmek. Sufilik, nefsinin izginlerini çekmek.
Sufilik, işte ben sinirliyim, ne yapayım? Ben senden daha sinirliyim. E işte ben öfkelenince gözüm bir şey görmüyor. Benim hiçbir şey görmüyor. O zaman seni de mi görmesin? Bunlar doğru cevaplar değil. Doğru davranışlar da değil. Ve ne yazık ki, bunun böyle davranan kimseler, bunu İslam adına, Müslümanlık adına davranıyorlarsa, insanları, onların Müslümanlığından tiksiniyorlar. Ama cahil insan, İslam'dan tiksiniyor. Neye kapar alanının farkında değil. Böyle cahilane, böyle zalimane, böyle insanlık dışı tavır ve davranışlarda bulunan insanlar, hem İslam'a laf getiriyor, hem de kendi içlerinde bulundukları yola laf getiriyor. Bir kimse derviş diye evleniyor birisiyle, o da kimse kalkıyor, ağzını burnunu fatıyor kadının.
Ve o kadının ailesini düşünün. Deyecekler ki, sizin dervişliğiniz bu mu? Deyecekler ki, sizin üstadınız bunu mu öğretiyor size? Deyecekler ki, sen bu üstadın dervişi misin? O eşini eline dahi kaldırmamış bir üstadın dervişine bak. Kadının ağzını, yüzünü, gözünü fatmış. Olmaz olsun öyle derviş. Olmaz olsun. Öyle bir Müslüman olmaz olsun. Kadınına zulmeden, çocuklarına zulmeden, eve adam geldiği zaman çocuklar kaçacak yer arıyormuş. Geçenlerde bir bayanın birisi telefona, kendince işte kadıncağız dua arıyor. Bir zikir arıyor. Diyor ki, eşim eve geldiği zaman, geldiği zaman çocuklar diyor, dolaba saklanıyor, elbise dolabına saklanıyor çocuklar. Aman babam bizi görmesin diye.
Aman babam bizi burada olmasın. Çocuk yalvarıyormuş, ağlıyormuş. Ne olursun benim burada olduğumuz babama söyleme diye. Kadıncağız da değişik yollardan, kanallardan telefonumu bulmuş. Hocam bir dua var mı, bir zikir var mı? Yani ben bu işte adamın üzerine okuyayım, hiç olmazsa bize zulmetmesin diye. Yani böyle bir şey var mı kıymetli kardeşler ya? Böyle bir durum var mı, Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla ve asla kadının itaati Kur'an sünnettaresinler. Allah muhafaza eylesin. Örneğin erkek karısının çocuklarının evinin bakım ve iaşesini sağlamıyor, çalışmıyor. Koruyup kollayıcı değil. Hatta karısını cinsel ve duygusal ihtiyaçlarını da karşılamıyor. Bu durumda olan kadınlar da bütün bunlara rağmen o kocaya itaat etmek zorunda mıdır?
Yani bir erkek sonuçta eşinin, çolunun, çocuğunun bakımını, ondan sonra ihtiyaçlarını karşılamıyorsa, kadının boşanma hakkı doğuyor burada. Kadın haram işleyemez, itaatsizlik edemez. Kadının boşanma hakkı doğuyor. Ben böyle kadın haklarını da konuşunca onu da bir şart düşeyim. Sosyal medyada benim hakkımda işte bütün böyle kadınlara çok hak tanıyan, böyle kadınların haklarını savunan, işte kadınlara müsamakar davranan bir kimse olarak nitelendirip, insanların evliliklerinin bozulmasına sebep oluyormuşum.
Bunu böyle Bursa'da gazeteci geçinen kimseler sosyal medyada beni böyle tanımlıyorlarmış. Elhamdülillah. Kendimce sevindim. Onların ahmaklığına baktım. Kadın düşmanı bunlar. Bunlar kadın düşmanı. İslam'ın inceliğinden, zarafetinden nasibini almamışlar. İslam'ın letafetliğinden nasibini almamışlar. İslam kadına kraliçe muamelesi yapar, ondan uzaklar. Bunlar hodul, bunlar cahil, bunlar katı yürekli, bunlar katı kalpli insanlar. Allah mümkün ise gönüllerini yumuşasın, mümkün değil ise ecellilerini bunların yakın eylesin. Bunlar öyle insanlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde kadınlar eğer bakım ve iyi haşeleri, çocukların bakım ve iyi haşelerinde sıkıntı yaşıyorlarsa, tembel, haylaz, böyle umursamaz bir adamsa kadının boşanma hakkı doğuyor.
Allah iyi eylesin inşallah. Yine itaatsiz davranamaz. O kocanın o evdeki varlığından başka hiçbir şekilde koca vasfını taşıyan bir özelliği olmamasına rağmen, kadının ona itaat etmesini beklemek, o kadına zulüm değil mi? Boşanacak. Yani boşanma hakkını kullanacak. Sonuçta Allah'ın hiç sevmediği bir helal ama hak. O yüzden kadın itaatsizlik etmeyecek, boşanacak. Selamun Aleyküm. Allah'ın ıslah etmesi nasıl olur? Allah ıslah etsin, ceza ile ıslah olur. Mesela işte depremle, mesela sel felaketiyle, mesela büyük bir tufan ile, büyük bir hastalıkla. Bu Allah'ın ıslah etmesidir. Allah muhafaza eylesin.
İşte bir salgın oldu. Salgından anladıysan anladınız. Anlamadıysanız ıslah etmesi. Herkes de evlerine kapandı. Herkes böyle bir korku yaşadı. Mesela işte bir sel felaketi, ıslah veya bir deprem ıslah, büyük yangınlar ıslah, büyük veba salgını gibi hastalıklar, salgın hastalıklar ıslah, büyük savaşlar ıslah, Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah'ın ıslah etmesi böyle olur. Allah'tan o yüzden afiyet isteyin. Allah'tan lütuf, bereket, ihsan isteyin. Allah muhafaza eylesin. Bir talibin üstadından Allah ıslah etsin duasını alan talib nasıl tövbe etmesi gerekir? Nelere dikkat etmesi gerekir? Gazemir'den saygılar. Allah ıslah etsin dediyse bir üstad, bir kimseye, yani o Allah muhafaza eylesin, o yani böyle bir sıkıntılı bir terbiye sistemi olur ona.
O sufinin hızla, üstadla helallaşıp yapmış olduğu hatadan geri dönmesi gerekir. Yeni devlet memuruyum, bireysel emeklilik sistemine otomatik kaydım yapıldı. Bu sistem dinen uygunluğu hakkında ne düşünüyorsunuz? Canım kardeşim, Türkiye Cumhuriyeti devleti dini bir devlet değil, hukuku dini bir hukuk değil. O yüzden bu tip meselelerden sorunlu değiliz.
Devletin çalışma sistemi bu. O yüzden biz kendi bireysel dairemizde İslam'ı yaşamaya gayret edeceğiz. Selamun Aleyküm, sorum. Bunca değişiklik ve hiçbir şeyin bir kararda olmaması yine insan için midir? Evet. Her daima her şey bir kararda durmaz. Her daima her şey hareket halindedir. İnsan içindir, insan içindir. İnsanın bu hareket içerisindeki neyi keşfetmesi gerekiyor ki? Her an yeni bir şende. İnsan Allah'a yakınlığı keşfedecek. Allah'a yakın olmaya çalışacak. Allah'a yakın olmanın yolunu bulacak. Allah'a yakınlığını de yakınlığını, yakınlığını de yakınlığını bulacak inşallah. Selamun Aleyküm, hayırlı geceler. Güneş ışıklarının dünyadan 8 dakika gecikmeli görülüyor olması gibi.
Biz de bu hayatı ahirette göre gecikmeli mi yaşıyoruz? Evet. Öyleyse dünya hayatı cennette ya da cehennemde bir rüyadır demek doğru olur mu? Olabilir. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam'ın, Cebrail Aleyhisselam'ın vahyi, ona verenin kim olduğunu sorduğunda Cebrail Aleyhisselam'ın sizdiniz ya Resulallah demesi de bu sebepten midir? Olabilir. Bunların hepsi de müteşavih meseleler çünkü. Selamun Aleyküm, Ayasofya'nın ibadete açılmasına karşı çıkanlar, ekonomide kötü gidişat verken, insanlar ekmek bulamazken muhalefeti bölme amaçlı olduğunu ve zaten ibadetin edildiğini söylüyorlar. Sizin değerlendirmeniz nedir?
Yani bu bir kimse muhalifse her şeye muhalif olur. Onlar da muhalif demek, ülkemizde öyledir çünkü. Karşı parti ne yaparsa yapsın ona muhalefet etmektir. O yüzden partileri, muhalifleri, böyle hizipleri, muhalifleri ne yazık ki öyle olur genel olarak. O yüzden ekonomide kötü gidişat derken sonuçta ekonominin hep kötü gittiğini söylüyorlar. Bu, ben 59 yaşındayım. Yaklaşık 13-14 yaşında siyasetle ilgilendiğimi düşünürsek 45 yıl, bilinçli bir şekilde 40 yıldan beri ekonomi hep kötü gidiyor Türkiye'de. Gerçekten de kötü gidiyor. Ama kötü gidiyor dediğimiz ekonomide kişi başına gayri sahafi milli hasıla 10 bin doları geçmiş. Örneğin işte daha önce 2 bin dolar filandı.
Benim gençliğimde. E şimdi 10 bin doları geçmiş çok özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Ben işte böyle pembe bir tablo çizme yönünde değilim. Kötü giden ekonomiye bakıyorsunuz, insanlar israf ediyorlar. Kötü giden ekonomiye bakıyorsunuz, insanlar fuzili paralar harcıyorlar. Kötü giden ekonomiye bakıyorsunuz, insanlar lüks içinde yaşıyorlar. Herkes lüksünü de lüksünü istiyor. Böyle bakınca, çok özür dilerim, en fakir dediğiniz kimsenin elinde iPhone telefon var. En fakir dediğiniz adamın cebinde bin liralık telefon var. En ucuz. Bazen zaman zaman diyorum, benim aldığım ayakkabı 100 liraya geçmedi diyorum ben.
İnsanlar 400 liraya, 500 liraya ayakkabı alıyor. 300 liraya ayakkabı alıyor. Yani evet, fukaralar var, var. Yani ben tanıyorum, onları biliyorum ama büyük bir çoğunluk da lüks ve sefahat içinde yaşıyor. Bence Ayasofya geç kalınmış bir vaka. Yani ama devleti yöneten biz değiliz. Devletin işleyen çarkını bilen değilim. Kalkıp da devlet şöyle yönetilir diyebilecek bilgi birikimine de sahip değilim. Ama bence Ayasofya geç kalınmış bir hareket. Daha önce de bunu örneğin Alparslan, Türkeş zamanı, bizim ben malum eski ülkücüyüm. Bizim gençliğimizde de Ayasofya ibadet açılsın diye biz çok ısrarcı davranan bir gençliktik.
Bunu zaman zaman Necmetin Erbakan da dile getirdi. Zaman zaman bunu Turgut Özal da dile getirdi. Turgut Özal hatta böyle bir açma eğiliminde bulunduydu ciddi bir şekilde. Olmadı şu anda Danıştay bir karar aldı. O kararının neticesinde Cumhurbaşkanı, bir Cumhurbaşkanı kararnamesi yayınladı.
Yeniden eski haline dönülsün diye. Bunu millet olarak alkışlanmamız lazım. Bunu desteklememiz lazım. Bunu bir parti düşüncesinden çıkarıp, bunu bir ülkenin, bir vatanın, bir milletin uyanışı, dirilişi olarak görmemiz lazım. Nasıl batının baskısı, batının isteğiyle ama yine bizim irademizle biz orayı müziğe çevirdiysek yine bu ülke yöneticilerinin iradesiyle yine eski haline döndürüldü.
Buna illaki muhalefet etmek demek cehaletten başka bir şey değil. Bakın cahillikten başka bir şey de değil. Hak ve hakkaniyet ölçüsünde olacak. Şimdi hak ve hakkaniyet ölçüsünde olursa, biz Ayasofya'nın yeniden Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin açmış olduğu o yolda yine o yoluna girmesini bizim alkışlamamız lazım. Dua etmemiz lazım. Buna sevinmemiz lazım. Buna muhalefet etmek körü körüne muhalefetten başka bir şey değil. Tasvip etmiyorum. O yüzden ekonomi, eğer Ayasofya'yı açtık diye daha da bozulacak diye düşünüyorsanız, düşünenler var, ben katılmıyorum. Efendim biri dua ederken Allah'ın bana bir şeyh nasip ettiği dua ederken bir veliye bağlı olan biri de amin demeli mi yoksa amin derse şeyhine edepsizlik olur mu?
Edepsizlik olmaz. Allah herkese bir şeyh nasip etsin ama asıl bir mürşid-i kamil nasip etsin herkese öyle dua etmek lazım. Bir kardeşimiz telefonla alakalı bir şey söylemişti, onu da not düşeyim. Arkadaşlar, bir kimse bir kimseye telefon açarken kendini tanıtması lazım.
Yani işte telefon açacak, selamün aleyküm, aleyküm selam, ben Mustafa Özva. Veyahut da bir kimseye mesaj açacaksınız. Altına mektup yazıyorsunuz, isim yazacaksınız. Ben Mustafa Özva. Veyahut da işte kendinizi tanımlamak, bu haberleşmenin, mektuplaşmenin, konuşmanın adabıdır. Bir kimse telefon açıyorsa, ben arıyorsam ben diyeceğim, selamün aleyküm, aleyküm selam, ben Mustafa Özva.
Filanca ile görüşmek istiyordum. Eyvallah. Bunun adabı budur. Ben telefon açıyorum, başlıyorum konuşmaya. Dur canım kardeşim ya, önce bir kendini tanıt, kimsin, neredensin, niçin aradın? Bir kendini tanıt, müsait mi, değil mi, karşı taraf? Kendini bir tanıt, bir müsaade iste. Ne diyor bir de, telefonu mu açmadınız? Açmamışımdır. Veyah açmamışımdır. Örneğin, olabilir. Suç mu? İlla ki herkesin sizin telefonunuzu açmak zorunda mı? Tanımıyordur sizi. Tanımadığı bir numaradır. Kendinizi tanıtın. Örneğin, edep, edep, edep. İlla ki edep. Selamün aleyküm.
Zamanda kırılma noktaları var mıdır? Bu kırılma noktaları zamanın farklı algılanmasına sebep olur mu? Bununla alakalı böyle kuantum fizikçileri uğraşıyorlar. Ama sufice, sufi bir dille söylenirse, zaman neşittir, Allah'tır. Çünkü hadis-i kudüsü siz zamana sövücülerden olmayınız, zaman Allah'tır der. Öyle olunca, az önceki yaptığımız sohbetle de bağlantılı, arzda, bütün mükavenatta bir zerre miktarı nokta yoktur ki, Allah orayı kuşatmamış olsun sıfatlarıyla.
O yüzden öyle olunca, işte kırılma noktaları var mı? Biz onu isim olarak kırılma diyebiliriz. Farklı, farklı, farklı perdelerde farklı tecelliyetler hep vardır. Bir dervişin zikrullah esnasında farklı bir zamana geçmesi boyutsal mıdır? Derviş onun farklı bir zamana geçtim zanneder. Yoksa zamansal mıdır? Bunun zamanda yolculuktan farkı nedir? Zamanda yolculuk, terenenli başka bir şey değil. Müslümanın uyku düzeni nasıl olmalıdır? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ben uyurum demişti. Öyle olunca Müslüman uyur. İşte ne yapar? Mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, yaslıdan sonra, işte bir yaslıdan sonra yatar, gece yarısından sonra kalkar, sabah namazı vaktine kadar ibadet ederdi.
Bazen zaman zaman yaslıdan sonra ibadet ederdi. Ama uyku durumu nasıl olmalı? Namazlarını geciktirmediği ve namazlarını kıldığı müddetçe, arada da az uyumak sünnet, uyku düzeninin işine göre, durumuna göre ayarlayacak. Selamun Aleyküm Hocam. Salavat-ı Şerif okumanın faziletini söyler misiniz? Selam ve dua ile. Ayet-i Kerime var ya, Allah ve melekler Habibine salat-ı selam getirir, siz de getirin. Yani bu yeter insana. Selamun Aleyküm. Kalmış kaza namazını nasıl hesaplıyoruz? En son kılamadıklarından geriye doğru hesaplamaya başla. Bir de devlet ihalelerinin yüksek gösterilmesi haram mı?
Hayırlı akşamlar. Şimdi devlet ihaleleri 5 lirayken, 7 liraya, 10 liraya göstermek, normalde o kimse o parayı cebine alıyorsa bireysel olarak haram işledi. Bakın bireysel olarak haram işledi. Çünkü hangi devlet sisteminde yaşarsan yaşa, hırsızlık yapmak, çalmak, insanlara iltimas göstermek haram. Allah muhafaza eylesin. Hayırlı geceler. Ben yaptığım şeylerde sürekli bir korku hissediyorum. Ve sürekli kendi kendimi sorguluyorum. İnsanlarla konuşurken, düşünürken, hatta dua ederken, acaba yanlış mı yaptım diye düşünüyorum ve tedirgin oluyorum. Bunun sebebi nedir, ne yapmalıyım? Eğer bu tedirginlik seni, Kur'an ve sünneti ince yaşama, hayatı ince yaşamaya götürüyorsa, harika.
Ama bu tedirginlik, doğru olan şeyleri dahi yapmamaya götürüyorsa, burada sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. Yanlış dua etmek diye bir şey var mıdır? Nasıl dua etmeliyiz? Yanlış dua var. Hani bir sahabe hasta oldu. Sahabe uzun müddet hastalıktan kurtulamadı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Ruh'u ziyarete gitti. Ona dedi ki, nasıl dua ediyorsun? Ona dedi ki, Ya Rabbi ben Allah'tan sabır istiyorum. Ona dedi ki, doğru dua etmiyorsun. Sen Allah'tan afiyet iste. Allah'tan afiyet isteyiniz. Afiyet isteyiniz dedi. Allah'tan sabır istemek ne demek? Yani bu hastalığa karşı bana dayanıklılık ver. Öyle olmaktansa Allah'tan afiyet istemek ne demek?
Bu hastalığıma şifa ver demek. Selamünaleyküm. Edeb-ül Müfred'de Habbab'ı ziyarete gitmiştim. O yedi yerinden dağlanmıştı. Bu ziyaretimizde Habbab dedi ki, şayet Resulullah ölüm temennisinden men etmiş olmasaydı, elbette ben şu hastalığımdan dolayı ölümü temenni ederim. Buhari, Müslim. Bazen ölümü arzuluyoruz, günah mıdır? Ölümü arzulamak bir hastalık, sıkıntı, bela, müsibetten dolayı ölümü arzularsa bir insan bu doğru değil. Ama Allah'a kavuşmak, Allah'a yakin olmak isterse o zaman o kimse Allah'a kavuşmak maksadıyla ölümü arzulaması doğru.
Edeb-ül Müfred'de 716. hadis-i şerif İbn-i Abbas anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem uzanıp yattı ve uyudu. Hatta horladı. Zaten uykuda uyuduğu vakit horlardı. Sonra biriler gelerek kendisine sabah namazına haber verdi. Resulullah hemen kalktı ve namaz kıldı. Ama abdest almadı. Abdest almamasının nedenini açıklar mısınız? Marmara Adası'ndan selamlar. Ve aleyküm selam. Bu uykuda, hanefilerde de bu fetva vardır. Bir kimse uyudu, uykudayken abdestinin bozulmadığını, yani yenilenmediğine dair hükmederse, o kimsenin abdestinin bozulmadığına dair hükmü vardır. Örnekliyim ben şimdi bunu.
Bir kimse oturduğu yerde uyurken, yastığı altından, diyelim ki yaslandığı şey, elinden çekilince kendine geldi, uyandı. O uykudan abdesti bozulmaz. Mesela malikilerde fetva vardır. Bir kimse upuzunu yatsa, horlasa, hanbelilerde de vardır bu fetva. Sonra kalksa, namaz kılsa, abdestinin bozulmadığına dair hükmetmişler. O yüzden bu hadislerden çıkmış olabilir o hükmü. Normal. Bir sıkıntı yok. Selamun Aleyküm. Allah insanı halife olarak mı yarattı? Evet. Yani bu dünyada biz halife miyiz? Bunun hakkında bilgi verilmişsiniz. Cenab-ı Hak insanı yaratacağı zaman, meleklerine dedi ki, ben bir halife yaratacağım. O zaman şeytan da dedi ki, sen yeryüzünde fesat çıkaracak, bir insan mı yaratacaksın, bir varlık mı yaratacaksın dediler.
Evet, biz bu manada yaratılmışların içerisinde en mükemmel olma haliyle halifeyiz. Bu soru bana geldi. Ben de size ulaştırdım. Allah razı olsun demiş Yunak'tan. Uyku ile, selamun Aleyküm, uyku ile alakalı problemim var. Çok fazla uyuyorum. Bu konuyu kendi üzerimde bir türlü aşamıyorum. Bu durumu nasıl aşabilirim? Bir kısmını bize gönder ya. derdiniz az demek ki. Allah çekemeyeceğiniz dert verin inşallah. Saati kurun, ne bileyim böyle bir uyandırma programları yapın. Kendinize inşallah az uyumaya gayret edin.
Selamun Aleyküm, bir kimse ben onunla görüşeceğim diye haber gönderdiyseniz, o kimsenin sizin yanınıza gelmesine veya aramasına gerek var mıdır? Ne yapmamıza uygun olur? Bilmiyorum kim kime nasıl demiş, ben nasıl demişim bunu ben dediysem, görüşürüz inşallah. Yani görüşeceğim dediysem, yani o kimseyi görüşürüm veyahut da o kimseye bu haber gittiyse, gelip görüşebilir. O yüzden sıkıntı yok. Gelsin görüşsün ya, görüşeceğim demişim ya. Selamun Aleyküm, annem 56 yaşında, bel fıtığı geçirdi, kına gecelerinde bayanlar arasında oyun oynanıyor, namaz kılınca dizim ağrıyor deyip, oturarak kılıyor. Böyle yanması uygun olur. Allah sizin iyiliğimizi versin. Kadınlar kapı gıcırtısın dahi.
Tüyarlarsa başlıyorlar oynamaya demek, Rabbim muhafaza eylesin. Olsun, namazını kılsın ya. Yani o kına gecesinde, kadınların arasında oynamak farklı bir fiilyat, namaz kılmak farklı bir iliyat. Bel fıtığı olmuş, eğilip kalkmasında sıkıntı yaşanır. kına gecelerinde eğilip kalkmıyor ya. Selamun Aleyküm, şu anda 5 vakit namaz ve cuma vakitleri başladı. Biz vakit namazları ve cuma namazlarına gitmeli miyiz? Veya koronavirüs var olduğu için gitmesek bu konuda size neyi tavsiye edersiniz? Geceniz mübarek olsun. Ben normalde Muğta'da döndüm. Yani Muğta'da döndüm derken cumaları gidiyorum. Evet, üzüntülü ben üzülüyorum gerçekten. Çok üzülüyorum. Yani çarşılar tıklım tıklım dolu.
Ki dolu olsun, sıkıntı yok. Otobüsler tıklım tıklım dolu. Metrobüsler tıklım tıklım dolu. Her yer tıklım tıklım dolu. Hele o otobüsler var ya, böyle herkes, çok özür dilerim, ete de. Enteresan bir şey, trafik polisleri, minibüsleri durdurup fazla yolcuları indiriyorlar. Belediye otobüslerini durdurup fazla yolcuları indirmiyorlar. Böyle bir tuhaflıklar ülkesiyiz. Yani çarşılarda, her yer tıklım tıklım insanlar, ete de. Yani bunu böyle tarif etmek istemezdim ama, yani tarif edeyim. Ben mahalle camisinde, burada Ebu İshak'ta namaz kılıyorum. Yani bir tane polis memuru, polis memuru kapıda duruyor. Maskesiz gelenlere, veyahut da orada sosyal mesafeye, uyumayan, secde adesini alıp gelen kimseleri uyarıyor.
Bakın her camide, var olduğunu zannediyorum, böyle bir uygulamanın. Yani bu, koronavirüs camilerde dolaşıyor demek ki. Ya böyle bir uygulama olabilir mi? Camilerde koronavirüs var, AVM'lerde yok, lokantalarda yok. Camilerde koronavirüs var, yani Allah mesut, bahtiyar etsin. Dün bir nikah törenindeydim. Dünkü nikah töreninde, bir koltuk boş, bir koltuk dolu. 50 santim yok bile bir koltuk. E yani koronavirüs orada yok, camide var. Camideki mesafe bir koltuk aralığı değil. Bir metre, bir buçuk metre, iki metre. Yani böyle bir uygulama var.
Yani otobüslerde tıklım tıklım herkes ya. Yani Bursa'nın bir ucundan bir ucuna bir buçuk saat otobüs. Yani bir buçuk saat tıklım tıklım o kimse otobüste gidiyor, koronavirüs ona bulaşmıyor. Camide namazı 10 dakika, 10 dakikada koronavirüs ulaşıyor. Bir de yerden, bir yere gitmek, iki saat otobüsün içerisinde, belediye otobüsünde, koronavirüs yok. Ama biz toplansak, zikir yapsak, şimdi basılırız, koronavirüs var. Millet evlerinde toplanıyor, eğlenti yapıyor, eğlenti yapıyor, koronavirüs yok. Camide, cumada koronavirüs var. Böyle bir enteresan uygulama var. Yani böyle bir şaşkınım ben de. Yani cumaya gidiyorum, yani gerçekten, yani yaşadığım şeyi söylüyorum size.
yani secdademi alıyorum, cumaya gidiyorum, kendi kendime diyorum ki, yani Allah'ım diyorum ya, yani hep sıkıntıyı, namaz kılanlar mı çekecek? Hep sıkıntıyı, bu ülkede Müslümanlar mı çekecek? Müslümanlara koronavirüs var. Ya bir otobüse binseniz, görseniz ya otobüse ya. Yani ama orada koronavirüs yok. Yapacak bir şey yok, seslenecek bir şey yok. Böyle söylesek şimdi vatan haini oluruz bir de biz ha. Yani bir şeye eleştirmek, Türkiye'de de vatan haini oluyorsun anında. Yani hırsıza hırsız diyorsun, vatan haini oluyorsun. Yani adamın birisi, belediye başkanının birisi kalkıyor, bir gazetecinin birisinin, dağın başındaki bir arazisine, turizm imarı veriyor, bunu nasıl verirsin, ayırmacılık yapıyorsun deyince, vatan haini oluyorsun.
Belediye başkanı kalkıyor, ondan sonra bir gazetecinin kardeşine, kültürden yüz milyara yakın para peşkeş çekiyor. Bunu neden yaptın deyince, vatan haini oluyorsun. Böyle bir vatan haini de ucuzladı. Bunu dile getirdiğinde, yanlışlığı, eksikliği, noksanlığı, dile getirince, hemen anında vatan haini oluyorsun. Hemen anında. Hiç kimse yoğurdum ekşi demiyor. Milyonlarca parayı, etrafındaki yandaşlarına, peşkeş çekenlere, bunu dile getirince, laf hazır, hemen vatan hainisin sen. Hırsıza, hırsız demek vatan haini. Yolsuza, yolsuzluk yapana, yolsuzluk yapıyorsun deyince, hemen vatan haini oluyorsun.
Asıl vatanferverlik bu, nerede yolsuzluk varsa ona karşı çıkmak. Atıl, asıl milliyetçilik o, nerede bir hırsızlık, ursuzluk, arsızlık, namussuzluk varsa, ona karşı çıkmak. Asıl İslam, asıl İslam, nerede yanlışlık, eksiklik, noksanlık, hırsızlık, ursuzluk, üçkağıtçılık, beşkağıtçılık, liyakatsızlık varsa, ona karşı çıkmaktır. İslam odur. İslam nerede adaletsizlik, hukuksuzluk varsa, ona karşı çıkmaktır. Nerede yandaşçılık varsa, nerede alavere, dalavere varsa, ona karşı çıkmaktır İslam. Hani, Hz. Ömer hutbede, bu Ömer saparsa, ne yaparsınız dediğinde, çıkarıyor, bedevi kılıcını çıkarıyor, bununla düzeltmesini biliriz diyor.
Hz. Ömer Efendimiz de, Ya Rabbi sana hamd ediyorum, Ömer saparsa, düzeltecek olanlar var diyor. Onu, sen vatan hainisin, sen din düşmanısın, sen İslam dışısın demiyor. Ama ne yazık ki, öyle bir hale geldik ki, ya burada bir yanlışlık var deyince, siz nifak çıkarıyorsunuz diyorlar bize. Ya ben kafir miyim, nifak çıkaracağım? Küfürle itham ediyorsunuz. Küfürle itham eden, o kimse küfür ehli değilse, sen küfür ehli oldun. Yapmadık deyin, özür dileyelim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, nerede, Kur'an ve sünnete aykırı bir şey var ise, karşı çıkacağız. Biz, ona karşı çıkmak, ona nasihat etmek, onu doğruyu anlatmakla mükellefiz.
Nerede bir zalimlik varsa, zalimliğe karşı mücadele etmekle mükellefiz. Siz bir yanlışlık, bir eksiklik, bir noksanlık, bir hukuksuzluk, bir adaletsizlik, bir Kur'an ve sünnetin dışında bir şey görürseniz, mümkün ise elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse, kalben buğz ederekten önlemeye çalışınız ki, bu da imanın en zayıf noktasıdır. Hadis-i şerif bu. Biz bir yerde yanlışlık var ise, bütün kardeşlere sesleniyorum bunu, bütün Müslümanlara seslenişim, nerede bir yanlışlık var ise, bu yanlışlık nedir? Kur'an ve sünnetin haram ettiği şeylerdir. Bu yanlışlık nedir? Hırsızlıktır, arsızlıktır, ursuzluktur, adaletsizliktir, zalimliktir.
Bu yanlışlık nedir? Allah'ın haram ettiği şeylerdir. Bu yanlışlık nedir? Allah'ın lanet ettiği şeylerdir. Bir yerde bir yanlışlık varsa, herhangi bir belediyede yolsuzluk var, usulsüzlük var, herhangi bir devlet kurulumunda yolsuzluk var, usulsüzlük var, hırsızlık var, herhangi bir şahıs kendi makamını şahsi menfaatleri uğruna kullanıyor, herhangi bir kimse siyasi makamını kendi şahsi menfaatlerine kullanıyorsa, etrafındaki insanları kullandırıyorsa, onlara şansi menfaatler elde ettiriyorsa, biz buna karşı çıkacağız.
Bu hangi partiden olursa olsun, bu hangi gruptan, hangi topluluktan olursa olsun, bu hangi gazeteci, hangi klikten olursa olsun, ister sağcığım desin, ister solcüğüm desin, ister CHP'liyim desin, ister AK Partiliyim desin, ister Refah Partiliyim desin, ister şu cemaatten, ister bu cemaatten, isterse bizim kardeşlerimiz olsun. Nerede Kur'an ve sünnetin dışında aykırı bir şey var ise, onu mümkün ise elimizle düzeltmek, mümkün değilse dilimizle düzeltmek, o da mümkün değilse kalben buğz ederekten önlemeye çalışmamız bize farz. Benim inandığım din bu. O yüzden kafir de deseler, nifakçı da deseler, mürtetle deseler, yok işte siyasete ne o ayar veriyormuşum, bana ne günlük siyasetinizden sizin, ne siyasetinizi ayar vereceğim, çok ayar verilecek siyasetiniz var da, siyasetinize ayar verecekmişiz.
Necasetin içinde dolaşıyorlar, siyasetlerine ayar verecekmişim. Yapmayın hırsızlık, yapmayın yolsuzluk, etrafınıza belediyenin paralarını peşkeş çekmeyin, çekmeyin. Siz din hakkında hüküm verirken, biz size bir şey diyor muyuz? Rüyetullah'la alakalı meselede, senin işin ne? Belediye başkanı mısın sen, din alimi misin? Allah iyi etsin. Ben çok zor durumdayım, sorum uzun, olursa özür dilerim hakkınızı helal edin. Ben biriyle yakındır, evli bir kadınım, evlenirken eşimin, ailesinin durumu yoktu, biz birlikte yapalım mı dedi, yapalım dedim.
Evine, çöpüne kadar her şeyimizi, kendimiz yaptık elhamdülillah. Ama durum böyle gelişmedi. Aynı dönemde, kaynımın da evliliği olacağından, eşimin kazandığı da abisine gitti. Böyle olunca, eşim evlenmemize, son 6-7 ay kala destek olmaya başladı bana. Yani herhangi bir altının falan olmadı, bir tane bile. Mehrimi de çok az söyledim, onu da halen almadım zaten. Şimdi evlilik borçlarımızı ödemeye ve çalışmaya devam ediyoruz. Aynı zamanda ailelerimize de maddi destek olmaya devam ediyoruz. Ama evlendiğimizden beri, para olaylar oluyor hep. Ben hem çalışacaksın, hem çocuk yapacaksın, hem de bizim alacağımız arsaya, para mı vereceksin deniyor. Defalarca istedim, çocuğumu kendim büyütmek istediğimi, 3 tane erkek kardeşler, alırlar bir şekilde, ben çalışmayacağım dedikçe, tekrar açıldı.
En son kayınvalidem, sanki sen yemeyeceksin mi parasını, sen faydalanmayacaksın mı, tabii ki ödemek zorundasın, çalışmak zorundasın deyince, şeytan oldum, kavga ettim. Yani söyledim olan, biten, yaşadım her şeyi. Konuşunca da suçlu oldum. Çok pişman oldum, bir kalbi kırdığım için, ne olursa olsun, susmam gerekirdi. Şeytanın oyuncağı oldum o an. Annem beni affetti, küsmedi bana. Ama bu sefer de, kayınlarım, eltim benimle konuşmayı, görüşmeyi kesti. Eşim haklı olarak bana, hala sinirli, sen haklısın, ama konuşmamalıydın, diye kızıyor. Ben şimdi ne yapacağım, bunca gönlü nasıl alacağım, içimdeki bu, ama sen haklısın, sesini nasıl bastıracağım, kimseyle kavgalı olmak, kimseyi üzmek, huzursuzluk çıkarmak istemiyorum.
Dilimi tutamadığımdan, en kötü ben oldum, susamadım, beceremedim. Şimdi ben nasıl hareket edeyim, Allah razı olsun, hakkınızı helal edin. Kendi ailemi de dinlemedim, bana her şey usulüne göre olsun, bekle demişlerdi. Zaten bir şey istemediler, hiç karşı taraftan, ama gelinliğime kadar, kendim alıp, hem de sağdan soldan, para bularak, alıp bir sürü borca girip, neredeyse her şeyi, üstlenince, nefsim iyice coştu, bana sürekli, haklısın da, haklısın deyip duruyor. Ben böyle olmak istemiyorum, düzelsin her şeyi istiyorum, bana yol gösterin, ne olur. Sana ne söyleyeyim ya, seni haksız göremem ki.
Dilim tutulur. Alınan arsa, herkesin üzerine alınıyorsa, herkes ortak, belli bir para koyuyorsa, söylenecek bir laf yok. Ama, yani, evliliğine varıncaya kadar, sen kendi paranla yapmışsın, çalışmanla yapmışsın, bunların hepsini, senin yazdığına göre hükmediyorum. Sen haklısın, senin yazdıklarına göre hükmediyorum. O yüzden, sana söyleyecek bir sözüm yok. Allah iyi etsin. Beş yaşında, erkek, torunum gezileri uykusunda, ağlayarak uyanıyor ve çok ağlıyor. Bu genelde çocuklarda var, ya anne karnındayken bu çocuklar korkuyorlar bir şekilde, korkunca, o korkuları devam ediyor, ya da doğduktan sonra bir şekilde korkuyorlar, o korkuları devam ediyor.
Ondan olabilir. Onu araştırmak lazım. Bu konuda, inşallah, çocuk uykusundan uyandığında, sakinleştirmeye gayret edin. Selamun Aleyküm. Yakın dairemiz, sayılabilecek bazı akrabalarımız, bir hocaya gidiyorlar. Kendisinin iyi niyetli, kalbi açık biri olduğunu söylüyorlar. Bu şahıs, fotoğraflardan evi kişiler okuyor. Kişinin sorununu söylüyor. Bunu kötü niyetle yapmadığını söylüyorlar. Yine aynı hocanın okuduğu sirkeyi, bize gönderip evimizi silmemizi, evimize ölü toprağa atıldığını söylüyorlar. Fakat benim bu konuda için pek huzurlu değil. Kişinin kim olduğunu, ne okuduğunu bilmiyorum.
Zaten evimizi temizlerken sirke kullanıyoruz. Evimizin içinde zikruları yapıyoruz. Siz bu konuda ne önerirsiniz? Hiçbir şey önermem. Böyle söylerledi, benim de ilgi ve alakam olmaz. Allah yiyesin inşallah. Hayırlı akşamlar. Bugün şelalede, bu sohbetten haberse zikir yaptık. Ne mutlu bize. Elhamdülillah. Dağlar ile taşlar ile zikredeyim Mevlam seni. Selamün aleyküm. Allah affetsin. Eve giren sivrisinekleri şapşapla öldürüyoruz. Isırıp şişirdikleri için. Bunun da var mı? İnsana zarar verenler, öldürülebileceğine dair fetva verilmiş.
Ama öldürmeyin. Ayasofya'daki resimler ne olacak? Nasıl namaz kılınacak? Kılınır. Resim olunan yerde namaz kılınmaz diye bir hüküm yok. Bundan böyle kıyamet koparıyorlar. Mesela resim olan bir yere rahmet melekleri girmez. Hüküm bu. O yüzden namaz kılınmaz hükmü yok. Selamün aleyküm. Üstadım bedenimizin ve hücrelerin görünen ve görünmeyen bütün yaratılmışların zikir yapmaya başladığımda, zikrettiğini görmekte ve duymakta böyle midir? İnşallah öyledir. Selamün aleyküm.
Eşim önceden küfür etmiyordu, şimdi küfür etmeye başladı. Bunun için ne yapmam bu yarak? Sen bir şey yapmayacaksın. Eşin küfrü terk edecek. Allah'a zikrediyor demek ki. Ya da zikretmiyor. Selamün aleyküm. Günümüzde kullandığımız bilinç, zihin, ego gibi kavramlar nefsimizi tanımlar mı? Yoksa nefis bunların dışında mı? Bunlar nefsin içinde ama nefsi tanımlamada birer ayrı perde olabilir. Selamün aleyküm. Bizim evde kafam kara Fatma ya da börtü böcek geziyordu. Görünce zarar vermek istemiyordum. Sonra geçen gün ekmek poşetini ve diğer nimetlerin yanından geçiyordu. Babama söyledim. O da öldür yoksa evin için çok sayıda doğuruyor.
Başa çıkamayız dedi. Ben de bir dahaki gördüğümde etkisiz hale getirdim. Acaba yanlış mı yaptım? Bilemedim. Normalde etkisiz hale getirilebilinir. Tekrar söylüyorum. Bunda bir şeriatan bir suç yok. Selamün aleyküm. Geceniz hayır olsun hocam. Tasavvufta makamı Hızır ve zil nedir? İstifade etmek isteriz siz değerli hocamızdan. Böyle bir Hızır makamı diye bir makam söylenir. Söylenir bazı sufi öğretilerinde. Önemli olan emmara, levvame, milhüve, mutmenne, râdiye, mardiye, safiye, nefis meratiplerine geçmektir. Önemli olan odur. Selamün aleyküm. Bizim iş yerinde şu anda korona var. Sadece basit önlemler alıyorlar. Ateşi yükselenleri gönderiyorlar.
Pozitif çıkanlar çok. Bu durumda ne yapmak gerekir? İşi bırakmalı mı? Yoksa ne olursa olsun devam etmeliyim. İş için başka görüştüğüm yerler var. Hayırlı akşamlar. Bu karar sizin kendinize ait. Yani ne iş yaptığınızı da bilmiyorum. O yüzden çalışma veya çalışmama kararı size ait. Yani herkesin hayatı. Allah kendine yapılanı affettiği halde neden dostlarına yapılanı affetmez?
Allah'ın sünnetullahı ve adetullahı o. Yani şöyle bir şey. Sizin birisi size sığınsa, sizin misafiriniz olsa, siz onu çok sevseniz, siz de onu çok sevseniz, onu korumaya almaz mısınız? Kendinize yapılanı affedersiniz ama ona yapılanı affetmezsiniz. Bu da dostluğunuzun nişanesi olur. Selamün aleyküm. 21 yıllık evliliğimi hep mücadele ettim. Evliliğimiz için içki, kumar ve başka kadınlar oldu. Eşimin hayatında çocuklarının rızkını arama harcadı. En son darp etti beni ve boşanma davası açtım. Yarın ikinci duruşmam var. Bir yıldır mahkeme sürüyor, daha da uzayacak gibi duruyor. Duanıza ihtiyacımız var. Allah muaynin olsun.
Cenab-ı Hak korusun inşallah. Kolay değil. Gerçekten bir kadın için kocasından dayak yemek kolay bir şey değil. Allah hiç kimseye böyle bir şey göstermesin inşallah. Yaşadığım bazı olumsuzluklardan ötürü kalbim her şeyden soğudu. Hemen hemen hiçbir duyguyu hissetmiyorum. Kalbimi de toplayamıyorum. Tavsiyenize, duanıza ihtiyacım var. Her ne olumsuzluk olursa olsun, her ne olumsuzluk olursa olsun. Allah'a yazsan, Allah'a dayan, Allah'ı zikret, her şey geçip gider. Allah bizi affetsin inşallah. Evet, daha 35 tane soru var. Saat de 12 oldu inşallah. 12'de kesip kapatmayı düşünüyorum. Kalan sorularınızı inşallah önümüzdeki cumartesi günü devam ederiz.
Geceniz hayır olsun. Cenab-ı Hak hayırla kalın, hayırla yaşayın. Rabbim dünya ve ahiretinize hayırlı eylesin. Biz yine mutatımızı yapacağız. Üç tehdit okuyacağız. Az da olsa zikrullah yapmış oluyoruz biz de böyle. Zikrullah halakası da kurumuş oluyoruz. Böylece ben kendimce de kendi kendime mutlu oluyorum diyorum. Hiçbir perşembe zikrullahsız geçmiyordu. Yine geçmiyor inşallah. El Fatiha mahu selamat.
Amin. Ejmi. Allah razı olsun. Haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Cenab-ı Hak inşallah dünya ve ahiretinize her daim Kur'an ve sünnet üzerine olanı oldurduklarından eylesin. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi