GERÇEK İSLAM KONUŞURSA, DÜNYA ÇATIRDAR. 30.04.2022
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 1 Mayıs 2022 · 1:18:59
Eyüzübillâhi mineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftâri zikrfâlemennâhû, La ilâhâ, Muhammedun Resûlullah, cümiyen enbiyâ-yı vermülselîm, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, selâmünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah, Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi hakkı, hak batıl, batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batıl, batıl bilip, batılla cihad eden kullarından eylesin, Allah hepinizden de razı olsun.
Ben bugün böyle bir mutluyum, sevinçliyum kendimce. Hani 30 Ramazan'ı bitirdim diye düşünüyorum. Bir de Ramazan'da sohbetlerimize, derslerimize, zikrullahlarımıza devam ettik. E malum herkes biliyor, sağlık problemleri var ama ona rağmen hem oruç tutmak, hem sohbetlere, derslere devam ettirmek benim için büyük mutluluk. Böyle gecikmeli de olsa, yine de sohbetlere devam edebilmek bende büyük bir mutluluk oluşturdu. O yüzden bunda bütün kardeşlerimizin muhakkak ki duaları, muhakkak üzerimizde bir iyi niyetlerinin etkisi olduğuna inanıyorum. O yüzden bütün kardeşlerden Allah razı olsun hepinizden de. Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun. Biz bu Ramazan'ı da oruçlu geçirmenin ve sohbetleri de, dersleri de bırakmadan oruç tutmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Allah hepinizden de razı olsun. Cenab-ı Hak devam ettirsin inşallah. Bir soru var birkaç tane, ondan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Selamun Aleyküm, gündemi bizler için yorumlar mısınız? Gündemin hangi birine yetişelim ki ya? Gündem, bizim gibi ülkelerde gündem hep sahtedir.
Herkes mevcut gündeme takılır gider, mevcut gündeme göre düşünür. İşin hakikatini veyahut da büyük resmi veya görünen resmin arkasından hiç kimsenin haberdar olmaz. Bunlar şeytanın görmeyin diye sakladığı yerlerdir. O yüzden biz de o sakladığı yerleri görmek, sakladığı yerleri gün yüzüne çıkarmak önemlidir. Mevcut piyasanın gündemiyle bizim gündemimizin arasında o yüzden fark vardır.
Burada İstanbul Sözleşmesi'nden bahsetmiş. Ondan sonra Cumhurbaşkanlığı kararıyla çıkılması kararına karşı açılan davaya rekor bir katılımla 100 bin kadın avukat katıldı diyor. Normal, ama bu normalde Cumhurbaşkanlığının kararıyla zaten bu İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmıyor. Bu da ayrı bir aldatmaca. İstanbul Sözleşmesi'nden filan, Türkiye'nin çıktığı filan yok. Ha bu ayrı tartışılır ama iç politikaya yönelik bir aldatmacadan ibaret bu. Normalde kadınların haklarının savunulduğunu söyleniyor. Yani kadın haklarının o 100 bin avukat bundan uğraşacağına, ülkede 100 bin teninden para kazanılan resmi, bilmem şu evlerde fuhuş yapan, teni satılan kadınlar var.
Asıl gündem bu. Yani kadınların teninden para kazanılıyor. Böyle bir çete var dünya üzerinde. Bu çetenin uzantıları da Türkiye'de de var. Türkiye'de vesika bekleyen, müracaat edilmiş, devletin İçişleri Bakanlığı'nın yayınladığı 100 bin üzerinde kadın var. Vesika bekliyor. Yaklaşık 70-80 bin vesikalı şu anda çalışan kadın var. O genel evi denilen evlerde 80 bine yakın kadın var. 115 bindi en son, 115 binden sonra açıklamadılar. Yani belki de artmıştır, eksilmemiştir. Tahmini konuşuluyor. Vesikalı ve vesika bekleyen yaklaşık 250 bin kadın var resmi, fuhuştan, fuhuş yapan, öyle söyleyeyim. Türkiye'nin asıl gündeminin bu olması lazım.
2011 yılından beri cinsiyet değiştirme ameliyatları devlet tarafından bedava yapılıyor. Ek bir ücret alınmıyor. Gündemden bunun üzerine görüşülecekse bu görüşülmesi lazım. Yani cinsiyet değiştirmeyi teşvik ediyor. Ne zamandan beri? 2011 yılından beri. Aklında kalan o 2011 miydi? 2012 miydi neydi? Cinsiyet değiştirme ameliyatı devlet tarafından karşılanıyor her şeyle. Olacaksa gündemde bu olması lazım. Son 3 ayda 4 aylık dilimde, bu 4 aylık dilimde Türkiye'nin ödediği faiz 77 trilyon lira. Gündemde tutulacaksa bunun gündemde tutulması lazım. 77 trilyon. Türkiye'nin iç ve dış borcu 500 milyar dolar mıydı?
Milyar dolar. Türkiye'nin iç ve dış borcu 500 milyar dolar. Gündemde tutulması gereken asıl konular bunlar. Tabi bunları konuşamazsınız. Konuşsanız dahi bir şey elde etmezsiniz. Asıl gündem olması bunlar. 2. Dünyada en fazla Türkiye'de. 3 milyon genç ne okuyor ne çalışıyor. 3 milyon genç evde. Normalde bütün dünyada aynı bu. Sadece dünyada olarak şey yapma. Türkiye'de değil. Yani Türkiye'de 3 aşağı 5 aşağı belki de fazla olabilir. Ama bu zaten bütün dünyanın hastalığı bu. Sadece bizdeki hastalık değil. Twitter'ı alan Elon Musk'tan yeni bir karar kimliksiz. Twitter'a girilmeyecek yüz binlerce bot hesabın sonu geldi. Bu da beni ilgilendiren, bizi ilgilendiren bir şey değil.
Evet. Devam ediyoruz. Maturi diye. İnsanların bir araya gelip birbirlerinin görüşlerine başverarak ortak bir görüşü belirlemek istemelerine istişare. Bir araya gelip görüş alışverişinde bulunan topluluğu da şuura denir. El-İsfahani, El-Mifredattan. Acaba Kur'an'da tavsiye edilen istişare ve şuura sadece siyasi konularla mı sınırlıdır? Yoksa dini konuları da bağlar mı? Bu Ümmet-i Muhammed'in terk ettiği, Kur'an'ın peygamberine emrettiği, bakın peygamberine emrettiği, sen işlerini istişareyle götür ve istişarede bir karar alındığında da o kararda sen sabit kal diye Kur'an'ın emrettiği bir iştir bu. Bu aslında sadece siyasi meseleleri ele aldığını düşünemeyiz.
Çünkü Kur'an bu manada Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin üzerinden bunu emrederken, yani sadece Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin kimliğinde siyasi devlet başkanı hükmünü koymuş olsak, o zaman diyeceğiz ki sadece siyaseti ilgilendirir. Ama Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, yani devlet başkanı olmakla beraber bir dinin peygamberi, aynı zamanda aile reisi, aynı zamanda askeri bir komutan, yani bütün toplum içerisindeki tabiri caizse öndelliklerin hepsini de kendisinde toplayan bir kimse.
Ve hayatına baktığımızda istişareyle götürmüş. Mesela örnek Hudeybiye'de yine eşinin istişaresiyle karar vermiş. Hani meşhur ya, ihrama girdiler Mekke'ye ömrü yapmak için ama Mekke'liler katmadılar. Kurbanlıkların yanında eşi dedi ki, Ya Resulallah sen bu konuda çok fazla yıprattın kendini. Sen dedi çık, kurbanını kes, tıraşını ol, ihramdan çık. Çünkü, Ashab senin peşinden takip eder dedi. Bu, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin eşinin iştahıydı. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri çadırından çıktı, kurbanını kesti, tıraşını oldu, ihramdan çıktı. Ve sahabe o zaman için savaşmayı istiyorlardı. Hani Mekkeliler sözünden döndüler, biz savaşalım diyorlardı.
Sahabe bu sefer o iştahı, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin yaptığına tabi olaraktan herkes kurbanını kesip ihramdan çıkmaya başladılar. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri istişareye açık. Ve sahabeyi dinleyen bir kimse, ashapla istişare eden, Bedir'de istişare etmiş, Uhud'da istişare etmiş, Hendek'te istişare etmiş, enteresan bir şeydir. Bu istişare kültürünü o gün için cahil bedevilerin içerisinde oturtturan bir peygamber. Ve eşleriyle istişare ediyor, onu dinliyor, arkadaşlarıyla istişare ediyor, onları dinliyor. Bir kendince istişare ettiği heyet var, onları dinliyor. Konusuyla alakalı, ehil insanları dinliyor, istişare ediyor.
O zaman bunu sadece bir devlet başkanını, bir siyasi alan olarak algılamamız, bu istişare meselesinde çok dar bir dairede kalırız. Ama bunu genişletmeli ve çalıştırmalıyız. Bakın genişletmeli ve çalıştırmalıyız. Şimdi bu meselede genişletme ve çalıştırmayı Ümmet-i Muhammed yerli yerinde kullanmadığı için zaten bu son 300 yılda sıkıntı yaşıyoruz. Hadi diyeyim ki, 200 yıldayın, 1900'lerden itibaren Ümmet-i Muhammed'de bu darlık var. Ama bir şeyin darlığı meydana çıktığında, biz meydana çıktığında onu tanımlarız. Onun geçmişi vardır, onun arkası vardır. O oluşma sürecinde, hani bir şeyin kuluçka dönemi olur ya, darlığın da bir kuluçka dönemi olur. Bozulmanın bir kuluçka dönemi olur.
Düzelmenin de bir kuluçka, iyileşmenin de bir kuluçka dönemi olur. O yüzden bir şey bozuluyorsa birden bozulmaz. Bir şey düzeliyorsa da birden düzelmez. Bu mümkün değil. O yüzden bozulmayı biz, hani Osmanlı devleti açısından ele alacak olursak, hani çünkü o zaman için İslam topluluğunun önde devleti Osmanlı. Önde devleti, hilafetin de merkezi. O zaman biz baktığımızda Osmanlı'ya, işte 1900'lerden itibaren diyeceğiz. Çünkü ittihat ve telakkinin iktidara gelmesi, hükümeti kurması 1905 falan olması lazım. 1900'lerden itibaren, zaten ittihat ve telakkiden sonra zaten 1905 ile 1918 arasında, 18 yılda içerisinde Osmanlı dağılıyor. Şimdi ittihat ve telakki, kimse böyle yorumlamaz.
Çünkü ittihat ve telakkinin uzantıları var Türkiye'de de. Hala daha devam eder o uzantı. Devletin içerisinde de devam eder. Yani ittihat ve telakki bizim gözümüzün önünde başarılı olarak gösterirler. Herkes ittihat ve telakki başarılı olarak gösterir. Halbuki iktidara gelmesi 1905'tir. 1905 ile 1918 arasında Osmanlı diye bir şey kalmaz. 1900'e kadar Osmanlı, Avrupa'da vardır. İşte Bosna'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, ondan sonra Mekadonya'da Osmanlı vardır. Yemen'de vardır. Afrika'da vardır. 18 yıl içerisinde Osmanlı paylaşılır. 18 yıl. 18 yıl, ha çok fazla değil. 1918 Avrupa işgal altında, Anadolu işgal altında. Yani bunu normalde, şimdi İslam dünyası açısından baktığımızda, zaten İslam dünyasında o zaman Osmanlı, herkes Osmanlı'nın arkasından yürüyor zaten.
1900'den başlamış olsak biz bozulmayı dini açıdan, şu anda 2020'deyiz, 1920-220 yıl. 100 yılda ben o bozulma sürecinde öncesine koyarım, Kuluçka dönemi. 50 yıl, 70 yıl değil, 100 yıl değil, 300 yıl. Şimdi bu istişare, bu iştihat, bu şuura, bu böyle ortak akıl ve akılla vahyi birleştirip, akılla vahyi birleştirip, yeni iştihatlar koyma, yeni açılımlar koymayı terk ettiğinden dolayı İslam dünyası dağılır.
Bunu bizde işte Batılılar şöyle yaptı, kafirler böyle yaptı. Sen ne yaptın? Hala daha devam ediyor. İşte dışarıdan operasyon yiyoruz biz, yeme, yeme kardeşim, diren, mücadele et. İnsanlar neden hükümet seçiyorlar? Mücadele etsin, korusun memleketin hakkını, hukukunu diye. Ama bu bizde farklı tecelli ediyor. O yüzden ne dinin kendi içerisindeki hadislerle alakalı bir istişare heyeti kurulmalı, şuura olmalı. Fıkıhla alakalı şuura olmalı. Fıkıhla alakalı. En önemlisi de fıkıh. Fıkıh derken siz sakın abdesti bozan bozmayan şeyler değil, akaitle alakalı şuura kurulmalı. Ama yapamazlar ki. Ya mevcut anayasa buna izin vermiyor zaten.
Yani sebebi siz devletin dinini, devletin işleyişini bozmaktan başlıyor. Siz bu konuda bir şuura toplayamazsınız ki. Akaitle alakalı. Toplasanız dahi ortak bir karar çıkaramazsınız. Bakın çıkaramazsınız diyorum. Böyle çok net konuşuyorum. Mümkün değil. Yani o ortak karardan siz anayasayı yıkmaktan içeri girersiniz. Anayasayı değiştirmekten içeri girersiniz. Yani bazı şeylerin kısır kalmasının arka bahçesinde bu var. Yani siz uluslararası bir akait sempozyumu düzenleyip, akaitteki sıkıntıları orta yere koyup bunları yeniden akaiti iştahatlar getirecek bir sempozyum düzenleyemezsiniz. Ya da düzenletmezler ikisinden biri. Yakın tarihte böyle bir şey kulağınıza geliyor mu hiç?
Yok. Mesela ülke gündeminde değil mi? Yeni bir iştahat gündeme geliyor mu? Hayır. Bakın ben bazen böyle çok basit bir şey söylüyorum. Kız çocukları. Bugün şehirlerde okuyorlar mı? Değişik şehirlerde. Evet. Aileleri mi getirip götürüyor hepsini? Hayır. Hanife'ye göre haram işledi bu çocuklar. Bunu Eskişehir'de üniversitede dile getirdim. Bütün üniversiteleri dolu, kocaman bir ne diyorlar ona büyük salonlara? Anfi. Kocaman büyük salon. Dedim ki Eskişehir'li olan kızlar elini kaldırsın. İki tane kız elini kaldırdı. Geri kalan hepsi de Eskişehir'in dışından. Hepinizi dedim anneniz babanız mı getirdi? Oradaki ilahiyatın profesörleri de orada.
Hayır. Hanefi'ye göre haram işlediniz dedim. Şafi'ye göre de haram işlediniz. Bunu ortak, ya bunun arkasını besleyecek hadis-i şerif var. İmam-ı Azam bu hadis-i şerif almış, doğru yapmış, geçerli. Ve Hanefiler bunu söylerlerken yol güvenliğini, can güvenliğini ortaya koymuşlar. Akıllarını çalıştırmışlar. E şimdi yol güvenliği, can güvenliği var ise bir kadının tek başına seyahat etmesini, iştahat edilmesi lazım. Yok bu iştahı verebilecek kimse. Yani ülkenin, devletin parasıyla iş yapan din işleri yüksek kurulu var. Din işleri diyanetin, bu din işleri yüksek kurulu ne iş yapar? Bunu kimse sormuyor.
Bir milyon üniversitelerde okuyan öğrenci var. Bir milyon üzerinde midir? Bu konuda bir bilgisi var mı? Üniversite okuyanlar yukarıdan, aşağıdan. Yok. Bir milyon üç yüz elli bin kişinin sınava girmiş, bir milyon okuyan vardı. Bir milyonun yarısı bayan olmuş olsa, beş yüz bin tane öğrenci kızımız var. Bunların hiçbirisi de kendi şehrinde okumuyor. Değişik şehirlerde okuyorlar. Beş yüz bin kız öğrenci seyahat ediyor. Okul başlarken bir gitse, bir de sezon bitince, dönem bitince gelse, iki sefer gidecek gelecek. Mümkün değil. Rıdpır tatil olduğundan itibaren, tatil olduğundan, çocuklar bayram tatili, şu tatili, bu tatili gidip geliyorlar mı?
Hanefe'ye göre hepsi de aramış diyor. Topla denişleri yüksek kurulunu, gerekçelerini sun, yol güvenliği de, yol güvenliği, can güvenliği var ülkede. Yol güvenliği ve can güvenliği var ise, sebepleri de şunlar, sahabeli de böyle olmuş. Bir kadını normalde esir almışlar. Hz. Peygamber çok kızmış sahabeye, siz nasıl böyle bir kadını esir alırsınız diye. Derhal kadını kendi kavmine on tane yanına asker koyuyor, güvenliğini sağlasın diye. Kadını tek başına kendi kavmine gönderiyor. E hadis-i şerifler var. Ahir zamanda bir kimse, işte bilmem nereden yola çıkıp Mekke'ye ondan sonra bir kadın tek başına seyahat edecek diyor. Hadis-i şerif var. Kadın tek başına seyahat edecek.
Bakın, kadın tek başına seyahat edecek. Hadis-i şerif var. Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, yol ve can güvenliği açısından hiçbir tehdit unsuru kalmayacak. Kadın, işte hadis-i şerifte beyan ettiği Mekke ve o şehrin arası yaklaşık 1500 kilometre, 1000 kilometrelik yolu kadın tek başına kat edecek. İyi, bu hadis-i şerifi ölçü al. Fiili olan yapılan kadının on tane askerle kendi kavmine gönderilmesini ölçü al. De ki, can güvenliği ve yol güvenliği var ise kadınlar tek başlarına seyahat edebilir de. Yeni iştahat et ya, gerekçelerinde sun. Ama bu, İslam dünyasında bu yok. Veyahut da işte, yani, diyanetin fetvası, kripto para haram. Neden? Geçerliliği yok diyor.
Gerekçesini diyor ki, arkasında geçerliliği yok, reel yok. İyi, dolar da haram o zaman, onun da geçerliliği yok. Yani, söylemiş olduğu şey, komple berbat ediyor. Doların geçerliliği var mı? Yok. Amerika 1933 yılında, bir doların karşılığında bir altın veremeyeceğini ilan etti. Cebimizdeki, kasamızdaki, banka hesaplarındaki doların karşılığı yok. Reel karşılığı yok, Amerikan Merkez Bankası'nda. Biz yani, sahte paralarla dolaşıyoruz. Bildiğimiz sahte dolar. Yok, reel olarak karşılığı yok. E, bitcoin'in de yok, onun da yok. E, Türk parasının karşılığı var mı? Onun da yok. Dünya üzerinde, hangi çok nadirdir, devletlerin kendi paralının karşılığında altın verebilecek?
O zaman bütün paralar sahte. E ki sahte, enflasyon da o yüzden, enflasyon da ayrı bir hırsızlıktır. E, ver fetvasına de bunun. De ki, dünya üzerinde tedavülde dolaşan paraların hepsi de sahtedir, hiçbirisinin dinde yeri yoktur de. İşte yetkisi var mı? Bu durum bu. Var, Dinişleri Yüksek Kurulu'a şimdi diye bir kurul kurmuş. İlan et, kapatan kapatsın. Ceza oynatacaklarsa atsınlar, onlar ilan etsin, çalışsınlar. Yani önce bitcoin haram, olmaz. Aradan üç ay geçti, devlet açıklama yaptı. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, bu tip paralarla alakalı çalışma yapıyor dedi. Ondan sonra Diyanet bir daha açıklama yaptı. Dedi ki üzerinde çalışıyoruz.
Ya önce çalışıp da sonra söyleseydin, yok önce haram dedi, şimdi çalışıyor. Yani bunlar İslam dünyasında olmaması gereken şeyler. Ama bunun altından kalkılmıyor. Sebep şu, bir, layıklığın anlamını ve uygulanışını yeniden iştahat etmek lazım. Adı layıklık olarak kalacaksa, bakın Mustafa Özbağ olarak söylüyorum. Bir layıklık karşıtı bir insan olarak söylüyorum. Bunun Türkiye'de ya anlam olarak değiştirilmesi ya da tecelliyet olarak değiştirilmesi lazım. Siz layıklığı din düşmanlığı olarak uygularsanız, herkes layıklık denince tüyleri diken diken olur. Ve hala da bu köhnemiş, körelmiş, ondan sonra geri kalmış, yobaz bir layıklık anlayışını bu insanlara siz dayatırsanız, olmuyor, yürümüyor işte, sığmıyor çuvala.
Yani siz layıklığı din ve dindarlarla savaşmak olarak uygularsanız, bu insanlar barışmaz onunla. Nasıl barışacak? Barışmaz. Siz dinle alakalı bir karakola gidin, bir karakolda ifadenizi alsınlar sizin bakın ne sorularla karşılaşacaksınız. O sorular ifadeye yazılmıyor yalnız.
Onu soran oradaki seni analiz ediyor. Yani sen ne diyeceksin? Sen kahrolsun layıklık dersen analizayı değiştirmekten tutanak tutacak sana. Sen mayınlı arazide dolaşır gibi orada ifade veriyorsun. Çünkü anlayış bu. Yani bu sohbetleri yapıyorsun, mayınlı arazide dolaşıyorsun. Nerede ne patlayacağı belli değil. Nerede ne patlatacakları da belli değil. Böyle olunca orada üretilmez bir şey. Mümkün değil. Bakın Türkiye'de tarikatlar kapalı mı? Şeye göre, kanuna göre kapalı öyle değil mi? Realde açık. Realde açık. Tabi tarikat denilince sadece işte Kadir-i Rufa-i Bedevi Duseki tarikat olarak onlar aklınıza geliyor.
Değil. Aleviler de var. Biz de tarikatız, biz de yoluz diyoruz, bektaşçiler var. Kapıyı as, oraya Cem evi de hiçbir Allah'ın kulu oraya dokunamazsın. Evet. Ama kapıyı as, Kadir-i evi de her gün baskın ye. Kapıyı as, Cem evi de hiç kimse dokunmasın sana. Ama kapıyı as, Mevlevi evi de her gün baskın ye. Şimdi örnek, ülkenin problemi bu. Tarikatlar kapalı mı? Kapalı. İyi. Tayyip Erdoğan, İngiltere Kraliçesi ile görüşmeden çıktı. Nakşibendiler olarak açıklama yaptılar İstanbul'da. Biz işte şu Nakşibendi dergahı, bu Nakşibendi dergahı, bu Nakşibendi dergahı olarak Tayyip Erdoğan'ı destekliyoruz dedi. Nerede Cumhuriyet Savcıları?
Tekke ve Zaviyeler Kanunu'na göre o hepsinde onların yargılanmaları lazım. Tuzak soru. Bana da soruyorlar ya, siz hangi tarikattansınız? Biz tarikat değiliz diyorum ben. Tuzak çünkü. Türkiye'de tarikat yok diyorum, kapatıyorum ve özlüyorum. Çünkü kanunla yasaklanmış. Diyorlar ya işte, siz şeyh misiniz? Değilim diyorum. Ben şeyh değilim. Hiç ağzımdan duymayacaksınız, bu sözü asla kullanmayacağım diyorum. Neden? Ben şeyhim demenin cezası var ülkede. Ben dervişim demenin cezası var ülkede. Evet.
Konuşamazsınız bunu. Bu konularda mesela örneğin Türkiye'deki mevcut tarikatların işleyişi, kontrolü, bunların üzerinde olması gerekenler, olmaması gerekenler. Hadi bir sempozyum düzenleyin. Yapamazsınız. Bakın yapamazsınız. Neden? Böyle kalması sistemin hoşuna gider. Hep baskı altında kalacak, kullanacak. Onları istediği gibi verecek, çevirecek. Fıkıh da aynı. Akait aynı. Hadisçiler aynı. Yani konuşuyor televizyonda o kimse. Hadisçi mi? Değil. Konuşuyor ama. Veyahut da sufilikten konuşuyor. Konuşuyor. Sufi mi? Hayır. Var mı şeyhi? Yok. Ya ezberlemişsin bir kitabı, oturmuşsun oraya. Yaşadın mı?
Yaşadın mı? Onu söyle bana. Yok. Nereden hükmetecek mümkün değil. O yüzden normalde Kur'an-ı Kerim'deki o istişare ayeti aslında hayatın bütün alanında olması lazım. Hayatın bütün alanında. Ve hayatın bütün alanında olması lazım dediğimiz şey bir de ehliyle istişare edilmesi lazım. Ehli. O meselede ehliyetli mi değil mi? Yani biz ekonominin başına birisini getireceğiz. Ehliyetli mi değil mi? Ekonomi de ehliyetli mi? Bu adamın uluslararası bir çalışması var mı? Hangi noktada var? Para piyasalarında mı var? Üretimde mi var? Tüketimde mi var? İhracatta mı var?
İthalatta mı var? Veyahut da bu adam ekonominin başına gelirken ekip olarak yanında kimleri getirdi? Ayrı ayrı ayrı ayrı ekonomiyi ilgilendiren meselelerde her birine yeri mi, genel müdür mü getirdi? Ve bunları getirirken, bunları atarken bunlarla beraber mi yaptı? Buna bakmamız lazım. Veyahut da biz Milli Savunma Bakanlığı'na birine getireceğimizde, milli savunmayla alakalı, askerlikle alakalı bu adamın bilgi birikimine, buna bakmamız lazım. Ve ona bir istişare heyeti kurmamız lazım. Örneğin Türkiye'nin savunmasıyla alakalı. Hiç bugüne kadar ben duymadım. 61 yaşındayım. Yani daha önce genelkurmay başkanlığı yapmış olan kimselerden bir heyet kur. Türkiye'nin nasıl bir savunmaya, nasıl bir askeri yöne yönlenmesi lazım? Nasıl bir savaş taktiği uygulaması lazım?
Nasıl bir koruma taktiği uygulaması lazım? Eskiyle yeniyi birleştir, böyle bir istişare heyeti kur örneğin. Örnek benim aklıma gelenleri söylüyorum. Yani ekonomideki bu konuda bilgi sahibi olmuş, bu konuda yetkin profesörleri topla. Nasıl yapabiliriz de? Bütün ticaret ve sanayi odasının başkanlarını topla. Veyahut da bin tane başarılı iş adamını topla. Ülkeden ne bekliyorsunuz? Devletten ne bekliyorsunuz? Nasıl bir başarı yakalayabiliriz? Bir yatırım yapılacak. O yatırımla alakalı istişare yap. Nasıl bir yatırım yapalım? Ve bu insanlar çıksınlar, halkı ikna etsinler. Gerçekten böyle bir yatırmaya ihtiyacımız var desinler.
Diyorum ya, İslam konuşursa dünya çatırdar. Gerçek İslam konuşursa dünya çatırdar. Bakın bütün dünya çatırdar. Mesela İslam'ın temel anlayışına göre, temel anlayışına göre, siz borçla yatırım yapamazsınız. Hele gayrimüslimden borç hiç alamazsınız. Bakın İslam'ın temel anlayışıdır bu. Siz gayrimüslim unsurlardan borç alamazsınız. Osmanlı almış, almış, yıkılmış. Bakın İslam'ın temel anlayışıdır bu. Siz şimdi bunu kalkar söylersiniz, İslam'a göre, İslam gayrimüslimden borç alınmasını yasaklar alamazsınız dediğinde, 100 yıllık değil, 200 yıllık Osmanlı ve Türkiye devletinin yapmış olduğu işleri hatalı görmüş olursunuz.
Sıkıntı, şuraya otursan, sen lazımsın, mali müşahersin, şuraya yukarı oturan. Ne mi lazım? Kaybetmeyelim seni. Yani tekrar söylüyorum, bu ülkenin 500 milyar dolar iç ve dış borcu var. Yani siz bunu borçlanırken kimle görüştünüz de borçlandınız? Bu ülke vatandaşlarına sordunuz mu? İslam'ı koyulursan, İslam hukukuna göre sen gayrimüslimden borç alamazsın. Harp halindesin çünkü gayrimüslimlerle. Sen harbinden borç alacaksan bir şartla alırsın. O borcun üzerine çökmek için, ütmek için alırsın. Dünya üzerinde bir ekonomik sistem var.
Bu ekonomik sistem ne? 375 trilyon dolar dünyayı borçlandırmışlar. 2 bin tane şirket var, 2 bin şirket bütün dünyayı borçlandırmış. 375 trilyon dolar, 500 milyon doları da bize ait. Bütün dünyayı sömürüyor bu. Ahtapot gibi bunlar. Faizle sömürüyorlar. Türkiye kurulduğundan beri dış borcu var. Doğru mu? Doğru. Dış borçla yapılan bir tane fabrika gösterin bana. Gösteremez kimse. Devletin kurduğu dış borçla bir tane fabrika gösterin. O zaman siz üretime dayalı dış borçlanmıyorsunuz.
Ya tüketime dayalı borçlanıyorsunuz. Ya Hollanda'dan tereyağı. Hollanda bize kredi açıyor, tereyağı gönderiyor bize. Peynir gönderiyor. Süt ürünleri gönderiyor Hollanda. Fransa bize ekonomik olarak borç veriyor, destekliyor. Bize ne gönderiyor Fransa? Ya bunları okuyunca var ya çıldırıyor insan. Bize şey göndermiş, parfüm göndermiş, makyaj aletleri, makyaj malzemeleri göndermiş. Demiş ki sana 5 milyon dolar borç veririm ama 2 milyon dolar bu ürün nereden veririm sana demiş. 3 milyon dolar para veriyor, 2 milyon dolar bu ürün nereden veriyor? Veya Hollanda. Diyor ki sana 5 milyon dolar borç veririm ama 2 milyon dolar tereyağı peynir alacağım ben de. Bu memlekete tereyağı peynir yokmuş gibi. Gülünç bunlar.
Yani siz bir sufi toplantısında bunları dinliyorsunuz. Tabi nereden? Maturi'den girerekten konuşuyoruz şimdi bunu. Hoş siz bunları biliyorsunuz. Ben bunları konuşuyorum da. Bunlar bir sufi toplantısında konuşulacak şeyler değil. Yani burada yapmamız gereken şu normal şartlarda. Böyle bir şey yaparsan, senin hiç kimseyle derdin yok. Ondan sonra sen bekleyeceksin. Yapacaksın. Herkes böyle yapacak dalga halinde. Buradan herkes çıkacak, soracaklar ne olduğunu. Bakirem, bakirem, bakirem. Baktıkça feyizlenirem. Bunu söyleyecek buradan çıkan herkes. Tamam bitti, harika. Tabi. Ondan sonra telefona ben elimi alacağım.
Başlayacağım. Kimin parası var? Eks kimse. Bana oradan 10 bin lira gönder. Fakir fukaraya vereceğim. Ona diyeceğim ki bin lira gönder. Senin durumun az çünkü. Öbür gün durumu ev almış. Aaa. Sen şeyhine danışmadan ev almışsın. Ceza sana 20 bin lira gönder. Uzaklaşma burada dur. Senden de bir şey yapmayacağım. Kaçar maçar şimdi. Beni buraya oturtturdu. Bunun karşılığında bir şey olacak diye düşünür. Böyle. Bunu yapıyor adam. Ve bu adam şeyh. Ve bir de utanmadan Abdullah Efendi şeyh değildir diyor. Bunu yapan bunu da söylüyor. Beni zaten söylüyor da. Bu sohbeti dinleyen de kim? Abdullah Efendi'nin eski dervişleri.
Mustafa Özbağ düşmanı olanlar. Toplanmışlar. Bunu dinliyorlar oradan. Adamlar Mustafa Özbağ'dan delikanlılık bile öğrenmemişler. Lan kalk sen nasıl benim şeyhime laf söylersin de. Gözümüzün içine baka baka gelmiş. Bizim şeyhimize laf söyleyecek. Yürü git şuradan de. Diyemiyorlar. Soysuz soysuzu buluyor. Ama ülke bu. Ülke bu. Kimse bir şeyin karşılığını veya realitesini sorgulayamıyor ki. Allah muhafaza eylesin. Bu yazıdaki her şey daha öncekiler gibi tamamen alıntıdır.
Bizim burada kimsenin inancına ve din anlayışına etki etmek gibi bir amacımız yok. Etki etmek var. Bu yazıda değil, bende var. Yazıyı, bu soruları yazan Hakim kardeşimizin böyle bir şey hani etki etmek derdi olmayabilir. Benim var. ben gerçekten etki etmek istiyorum. Üzülüyorum çünkü. Ülkem insanları için üzülüyorum. Ülkem toprakları için üzülüyorum. İslam ümmeti için üzülüyorum. O yüzden etkilemek istiyorum. Elimde gücüm olmuş olsa bütün İslam dünyasını haykırmak istiyorum. Gücüm olmuş olsa bütün ülkedeki Müslümanları haykırmak istiyorum. Gerçekten. O yüzden ben burada etki etmek gibi bir amacımız yok diyor. Benim var. Ama bilin ki biz Türklerin inancımıza etki edenler var.
Sadece bunu bilin istedik. Evet. Bu ülke Müslümanlarının üzerine sapıkça, hunharca, vahşice inancının üzerinde etki etmek isteyenler var. Edenler de var. Şimdi bizim arkadaşlar bu konuda benim fikirlerimi biliyorlar. Yani biz bakın hariciliği bilmezdik. Mütezziliği bilmezdik biz. Bu ülke topraklarının Müslümanları bilmezdi. Ayrımcılığı bilmezdi. Bu ülke toprakları insanlar birisi Müslümanım diyorsa Müslümandır. Biz onu tekfir etmeyi bilmezdik. Sen kafirsin demeyi bilmezdik. Bu ülke topraklarının insanları birisine oruçlu musun değil misin diye soru sormanın abes olduğuna inanırdı. Hangi tarikattansın? Hangi cemaattansın? diye sormayı abes görürdü bu topluluğun insanları.
Ya ben 61 yaşındayım. Ben Bayındır'da birisinin oruç tutup tutmadığını sormayı biz bilmezdik. Biz Bayındır'da birisinin hangi mezhepten, hangi meşhepten olduğunu bilmezdik. Sormazdık da. Biz Bayındır'da normalde hasbelkader biz kafir değildik bizden. Kimsenin küfrüne fetva vermezdik. Konuşulmazdı böyle şeyle. ama şimdi bu toprakların Müslümanların içerisinde atılmış el bombaları var. Pimi çekilmiş vaziyette. Ve cemaatler, tarikatlar veya bu tip dini oluşumlar birbirleriyle dostluk kuracaklarına düşmanlık kuruyorlar. Bu çok acı bir şey. Ve etki ediyorlar bize.
Cidden etki ediyorlar. Bir baba ağlıyor. Oğlu var. Diyor ki oğlu babasına sen kafirsin. O adam kelime-i şehadet getiriyor. Namaz kılıyor. Ama oğlunun almış olduğu dini eğitim babasını kafir gösteriyor. Bir kız çocuğu düşünün. Annesini veya kız kardeşini kafir görüyor. Annesi beş vakit namazında ve annesinin yanında ve kız kardeşinin yanında örtüsünü açmıyor. Siz mahremsiniz bana diyor. Bu etkileşim çok haince ve hunharca içimizde. Yani bunun öyle bir şekilde bizi çepeçevre sardılar.
Siyasetçiler var, bürokratlar var, ilahiyatçılar var, diyanetin içinde insanlar var. Dini algımızı karıştırıyorlar bizim. Bu sistemli bir şekilde yapılıyor. Sistemli. Bu böyle sistemsiz değil, sistemli. yani iki tane zayıf hadisi bulup bütün hadisler uyduruktur diye konuşuluyorsa bu ülkede. Ya canım kardeşim bu zayıf hadis de amel edilmiyor zaten. Hadis kitaplarında valla amel edilmemiş. Onun üzerinden bir hüküm kurulmamış. Kurulmamış. İmam-ı Azam'ın müsneti meydanda İmam-ı Azam'ın hüküm kurduğu bütün hadisleri müsnetinde yayınlamış. Müsnet'te geçiyor mu bu hadis? Yok. Nerede geçiyor? Kimin sünneninde geçiyor? Şafi'nin sünneninde mi? Hanbeli'nin sünneninde mi geçiyor?
Maliki'nin sünneninde mi? Adam bunu bilmiyor ki. Bir ara meşhur ettiler ya böyle işte devesidi koydu adam masanın üzerinde alay ediyor hadislerle. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle alay ediyor. Siz devesidi'yi içerekten şifa bulacaksınız. Ya vardır devesidi'nden de şifa bulunur. Onun ilmi yok bende. Onun ilmi bende yok. Ama sen bu insanların inancını yok ediyorsun. Yerine ne koyacaksın? Hadisleri inkar ettiğinizde yerine ne koyacaksınız? Yaşar Nuri'nin fikirlerini mi koyacaksınız? Hadisleri yok ettin. Kime uyacaksın? Bayraktar'a mı uyacaksın? Hadisleri yok ettin.
Kime uyacaksın? Taslamama mı uyacaksın? Peygamber yerine onu mu koyacaksın? Kur'an bize yeter diyenin yirmi beş tane kitabı var. Şeyde ulusal televizyonda mı? Halk TV'de mi ne? Yayını var. Kur'an bize yeter. Yirmi beş tane kitap var. İndirim yapmışlar. Yirmi beş tane kitap yüz yirmi beş lira. Bir de taksitli altı ay taksitli Kur'an bana yeterse Yaşar Nuri'nin Öztürk'ün yirmi beş tane kitabını ben neden indirimli alayım? Kur'an'ı okur bitiririm. Yaşar Nuri'nin kitaplarına ne ihtiyacın var o zaman benim? Buhari'ye ihtiyacın yok. Yaşar Nuri'nin kitaplarına ihtiyacın var. Buhari'ye ihtiyacın yok. Kur'an bize yeter diyen bir zırtobozun kitaplarına ihtiyacın var. Ya bu anlayışı koyuyor ortaya her adam. Kur'an bana yeterse sen profesör olabilirsin.
Senin kitaplarına ne ihtiyacın var benim o zaman? At senin kitaplarını da kenara. Kur'an bize yeter, tamam bitti. Kur'an'a da uymuyorlar da. Uysalar keşke. Şimdi o yüzden normalde inancımızı etki edenler var. Etki edenlere karşı mücadele ediyorum zaten ben de. Diyorum ki arkadaşlar Kur'an ve sünnet bu. İmamların iştahı bu. Bu toprakların bu toprakların dini anlayışı saf ve temizdi. Bu topraklar kardeşlikle sevgiyle yoğrulmuştu. Meşrepsel, mezhepsel takıntılarımız yoktu bundan yüz yıl önce. Bundan yüz elli yıl önce yoktu. Yani biz komşusu açken tok yatan bizden değildir.
Hadis-i şerifini biz mübir Müslüman kardeşini açken tok yatan bizden değildir. Anlayışına sahip değildik. Komşu Ermeni de olsa Yahudi de olsa Putperest de olsa Ateist de olsa komşudur. Birinci derecede insandır. Açken sen tok yatıyorsan Muhammed'i değilsin. Biz bunu biliyorduk. Ben bunu biliyordum. Yani bunu nereden biliyordum? Ben açık açık konuşayım. Bayındır'da normalde annemin evleri yani dedemin evleri yukarı mahallede Bayındır'ın ilk kuruluşlarının kurulan yerlerden onların mahallesinin bittiği yerde biz tahtacı diyoruz. Orada tahtacı mahallesi vardı. Annemin çok arkadaşları vardı oradan. Bizim evden eksik olmazlardı.
Gelirlerdi giderlerdi. Biz hiç onların hani böyle kem gözle bakmayı öğrenmedik biz onlara. Hiç yatsınmazdı bizim evde. Annemin bu konuda kendine ait bir kültürü vardı. Yani yemek saatinde muhakkak annem gelen misafirin önüne bir şey koyacak. Hiçbir şey bilemezse bir çanak zeytin bir topan peynir deriz biz. Bir topan tereyağı koyar gelen misafirin önüne. Annem Allah rahmet eylesin öyle muhteşem bir kadındı bu konuda. Hiçbir şey yoksa dahi evde muhakkak bunları hemen bir sofraya koyar bunları. Zeytin bol peynir bol tereyağı bol ekmek zaten var. Yanına salça malça bir şeyler koyar bir tepsi koyar önüne. Gelen misafirin önüne muhakkak koyar.
Bizim inancımız kültürümüz bu. Çok affedersiniz tahtıcımış çingeneymiş Arnavut'muş Boşnakmış Pomak'mış Göçmen'miş yerliymiş ayırmaz annem. Ayırmaz. Biz bu kültürle büyüdük. Ben bu kültürle büyüdüm. İçimize bomba attılar ya.
Siz şimdi normalde hani Türkiye'deki bugünkü mevcut öğreti göre siz dersiniz ki bu tahtacı kafir bundan oturulmaz eve de katılmaz. Siz bugünkü kültüre göre bakın bugünkü kültüre göre siz bir roman kardeşi derviş etmezsiniz. Biz Bayındır'da ilk romanları ders veren dergahın içerisine ilk ders veren insanım ben.
Böyle bir şey var mı ya? İnsan insandır. Yani bunu Bilal Nadir Hazretleri'nin bir hikayesini anlatırdı Şeyh Efendi Hazretleri bize. Yani bu Anadolu'da abdallar derler ya çalgıcılara yani Bilal Nadir Hazretleri'nin dergahında yemek var her gün pişiyor orada yiyorlar ya karınlar acıkmış gidelim demişler şey yapalım orada karnımızı doyuralım gitmişler karınlarını doyurmuşlar demişler ki Şeyh Efendi'nin sohbeti var sohbete gelin hep beraber sohbete gitmişler bir tanesi kalmış sohbette demiş ben gelemeyeceğim.
Tabi bir gün iki gün üç gün derviş olmuş aşık olmuş Bilal Baba Hazretleri'ne. Kalmış orada bir ilahi söylermiş Şeyh Efendi anlatıyordu Allah rahmet eylesin Bilal Nadir Hazretleri onu anlatmış. Sonra onu demiş evlendirelim Bilal Baba evlendirmek istemiş kimse kızını vermiyor ona roman diye abdal diye Anadolu'da abdal diyorlar. Onun şeyi ne o yeni böyle şeyi roman demeye başladılar. Anadolu'da abdal diyorlar onların hepsine de abdal iyi kimse kızını vermiyor. Bilal Baba Hazretleri gitmiş bir köye onun orada çiftçilik yaparaktan amelilik yapıyormuş öyle para kazanıyormuş gitmiş köye demiş Hz. Muhammed Mustafa'nın Bilal-i Habeşisi neyse bu da benim için o demiş.
Bilal-i Habeşi de Sudanlı Esmer Arap o demiş Bilal-i Habeşi neyse bu da benim için o demiş köylüler sıraya girmişler benim kızımı al benim kızımı ver diye neyse evlenmiş orada sonra bir gün ilahi söylerken patozun biçer düverin sesini duymamış öyle ölmüş biçer düverin altında. Bunu anlatmıştı Şeyh Efendi bana. Biz ayrımı bilmezdik bize öğrettiler Biz ayrılığı bilmezdik bize öğrettiler Biz filancaların camisi fişmancıların camisi bilmezdik bize öğrettiler Burası filancaların camisi burası fişmancıların camisi bize öğrettiler
Biz bilmezdik cami bombalamasını bize öğrettiler Biz bilmezdik tekke bombalamasını bize öğrettiler biz bilmezdik bu Şia deyip Şia camisinin bombalanmasını. Biz bilmezdik bu Sünni deyip Sünnilerin camisinin bombalanmasını. Biz bilmezdik. Bunlar Kadir'i düşman olalım. Bunlar Rufa'yı düşman olalım. Biz bilmezdik. Bu topraklar bilmezdi. Siz Yunus Emre'nin tarikatını biliyor musunuz? Hiç aklınıza geldi mi? Bu koca Yunus hangi tarikattandı diye. Bu topraklar bilmezdi çünkü. Siz ta Bosna'ya giden Sarı Saltuğ'un tarikatını bilir misiniz? Herkes bir rivayet oluşturur değil mi?
Siz Bosna'ya kadar Allah'ın dinini anlatmaya giden Ayvaz Deden'in tarikatını bilir misiniz? Bana söyler misiniz Ahmet Yesevi'nin tarikatı ne? Bana söyler misiniz Hacı Bayram Veli'nin tarikatı ne? Siz diyeceksiniz ki bana Kadir'i ben diyecektim ben size diyeceğim ki hayır Kadir'i değil. Örneğin diyeceğim ki şey ne o? Kalenderi diyeceğim örneğin. Siz diyeceksiniz ki kalenderi ben diyeceğim yok ya celveti kendisi. Siz diyeceksiniz celveti ben diyeceğim ne alakası var ya? O diyeceğim Melami. Ve bunları ispatlayacağım size bir daha. Ben de kaynaklardan ispatlayacağım. Başka bir yerden değil. Sebebi şu şahıs ve fikirleri önemlidir.
yani yol muhakkak önemli. Ama takıntı bakın bu. Bilmezdik biz. Biz Üftada Hazretleri'nin tarikatını bilmezdik. Evet. Biz Mahmud-u Hüdaye'yi Üftada Hazretleri'nin mürid olarak bilirdik. Biz Mahmud-u Hüdaye Hazretleri'nin tarikatının ne olduğunu soran var mı? Evet. Nereden nereye geldik? Hazreti Mevla'nın Celavet-i Ruma Hazretleri Mevlevi değildir. Evet. Kimse Hazreti Mevla'nın Celavet-i Ruma Hazretleri'nin Mevlevi olduğunu iddia edemez.
Bana söyler misiniz Şemseddin Tebrizi Hazretleri'nin tarikatını? Ben şimdi Hakan'a sorsam Hakan şimdi bak ne diyecek? Hakan ne Tebrizi'nin şeyi tarikatı? Kalendire değil mi? Değil Celveti'ye örneğin. Aynısı diyor. Evet. Celveti de dese kalenderi diyeceğim. Kalenderi dese yok Kadir'i diyeceğim ya. Bu şimdi bunlar ayrılığa sebep oluyor artık. Sıkıntı bu. Allah o yüzden bize etki ediyorlar. Ben bu yanlış etkilere karşı durmaya çalışıyorum. O yüzden ben etkilemeye çalışıyorum. Bu konuda sıkıntım yok.
Günümüzde deist oranının hızla artması çocuklarımıza koyduğumuz isimler dahil gelenek ve göreneklerimizin değişmesine kadar etki eden bu zihniyete dur dememiz için daha çok okuyup daha çok çalışmamız gerekiyor. İmam Maturidi dinin İmam Maturidi'nin önerdiği aklı öne çıkarıp paylaşımcı, devrimci, hoşgörülü, çoğulcu, kapsayıcı, gerçek dine özümüze dönmeliyiz. Esen kalınmış. Evet. Katılıyorum. Komple katılıyorum. Ama tehlike var işin içerisinde. Yani siz burada şimdi hoşgörülü, çoğulcu, kapsayıcı, ondan sonra devrimci bir İslam anlayışına sahip olursanız direkt kanunlara tostarsınız.
Evet. Direkt mevcut dünya sistemine tostarsınız. Ama yani biz en azından kendimiz bu ülkenin insanları olarak, bu ülkenin insanları olarak, insanlara karşı empati besleyip hoşgörülü olabiliriz. Bu toprakların çocuklarıyız. Birileri gelip evimize bizim bir işaret koyabilir. Sen şusun, sen şusun diye. Bizim evimize işaret koydular diye biz de gidip de bir başkasının evine başka bir işaret koymayalım. Ama koyuyoruz. Allah bizi affetsin. Ya normalde ben de tipik, klasik bir din anlayışı ve tipik, klasik bir tarikat anlayışı olmuş olsa benim Hakan'la hiçbir dostum olmayacak.
Örnek, adamın birisi öyle yazmış, bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyelim demiş. Hakan'ı ben böyle birkaç sefer konuşunca hani benim arkadaşım kim? Hakan. Hakan da zaten solculuğunu veya kendince devrimciliğini saklayan bir kimse değil. Yani sanki kafir o. Adam beni ondan vurmaya çalışıyor. Bakın mantığı düşünüyor biliyor musunuz? Adamın körlüğünü düşünebiliyor musunuz? Ben de dedim benim bütün eski arkadaşlarım duruyor. Hepsinin de samimiyim bayındırda. Her biri hiç ayılmıyorlar. Hele bir tanesi var gece saat ikide üçte telefon açıyor. Yani açarsan telefonu yandı keten elva.
İki saat konuşuyor. Evet. Yolda olursam açıyorum. Yolculuk boyunca iyi oluyor. Bir bakıyorsun yol bitmiş. anlatıyor elhamdülillah. Dinliyorum ben de. Evet. Sonuna gelmişiz bugün. Evet bitmiş. Alıntılar Profesör Sönmez Kutlu İmam Maturidi ve Maturidilik Uldrich Rudolf Maturidiliğin ortaya çıkışı Talip Özdeş Maturidiliğin tevil anlayışına aklın yeri Bekir Topaloğlu Maturidiliğin kelamı görüşleri Monigomery Maturidi problemi Profesör Ramazan Altıntaş Maturidi Din ve Siyaset İleşkileri Evet Değerli Arkadaşlar Maturidilikle alakalı 25 sayfalık hem soru hem sohbet kıvamındaki bilgilendirme kıvamındaki bu sohbet bugün son ağırdı.
İyi oldu. Ramazan boyunca da biz böyle bir konu üzerinde yoğunlaştık görüştük konuştuk. en azından İmam Maturidi'nin genel olarak kendi bildiğimiz kadarıyla kendi ulaşabildiğimiz kadarıyla ben kendi nefsim için söylüyorum İmam Maturidi'i anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Ama gönül arzu eder ki İmam Maturidi daha fazla konuşulsun bu ülkede. İmam Maturidi'nin bu konudaki hakaidle alakalı siyasetle alakalı din siyaset ilişkileriyle alakalı din siyaset toplum ilişkileriyle alakalı iştahatları bu konudaki duruşu daha fazla anlaşılsın isterim. Ülke bu konuda çok kısır tartışmaların ve gündeminin içerisinde dolanırken bunlar ülke insanlarının önünü açacağına düşünce olarak fikir olarak felsefe olarak önünü açacağına inanıyorum.
Ama ne yazık ki biz böyle bir kısır döngünün içindeyiz. Bu kısır döngüden ülke ve ülke Müslümanlar olarak çıkamıyoruz. Ve dünyada böyle kısır bir döngünün içerisinde dünyada o kısır döngünün içerisinde dünya da çıkamıyor. Büyük bir bunalım var. Bu bunalım hem ekonomik hem siyasi hem içtimai sosyal hayat aynı zamanda dini hayat ve görüşlerin üzerinde bunalım var. bakın dini görüş ve hayatlarının üzerinde de büyük bir bunalım var. Büyük bir kaosik bir yapı var dünya üzerinde. Bu kaosik yapıdan bütün herkes etkileniyor. Ülke insanı daha fazla etkileniyor. Ve ülke insanımızı bu kaosik yapıdan çıkaracak bir çalışma yok. Ne ekonomik anlamda ne siyasi anlamda ne sosyal hayat ne aile hayatı ne hukuk sistemi açısından ne de dini hayat ve dinin kendince kendi hukuku olsun hadisi olsun kelamı olsun dini ilimler açısından da bu kaos devam ediyor.
Ve bu kaostan bilinçli bir şekilde dünya ve ülke insanlarının çıkmalarını istemiyorlar. uyanmalarını istemiyorlar. Ve bu kaosik yapının içerisinde insanlar eziliyorlar. Sömürülüyorlar. Hem eziliyorlar hem sömürülüyorlar. Bu toprakların çocuklarıyız. Görüşümüz ne olursa olsun görüşümüz ne olursa olsun inancımız ne olursa olsun hep beraber eziliyoruz. Hep beraber sömürülüyoruz. Hep beraber zulme uğruyoruz. Hep beraber adaletsizliğe uğruyoruz. Bir ülke düşünün arkadaşlar. Bir ülke düşünün. Bu ülkede 23 milyon aile olsun ve o ülkede 25 milyon icra dosyası olsun. Bir ülke düşünün.
Bir ülke bu bizim ülkemiz bu ülkemiz. Bakın bir ülke düşünün. 23 milyon ailesi var. Ben ortalama söyledim. 20 milyondur aile. 20 milyon aile var. o ülkede 25 milyon icra dosyası var. 25 milyon. Başka bir şey anlatmaya gerek yok. Bir ülke düşünün. Bir ülke düşünün. O ülkede kadınlar devlete müracaat ediyorlar. Ben fuş yapmak istiyorum diye. 115 bin tane. Bu 115 bin 2012 sayıları. 2012'den sonra bir daha sayı açıklanmamış. En son 2012'de 115 bin kadın fuş yapmak için müracaat etmiş.
Böyle bir ülke düşünün. Ve bu ülkenin adı halkı Müslüman. Büyük bir kaos var. Bir ülke düşünün. 270 bin mahkum kapasitesi olan cezaevleri var. Ama cezaevlerinde 370 bin kişi yatıyor. bir ülke düşünün. Ülke 270 bin yatak kapasitesi olan bir ülkede 370 bin mahkum var. Bir ülke düşünün. Sadece icra dosyası 25 milyon komple hukuki dosyalar var ya komple hukuk dosyalar 100 milyonun üzerinde mahkeme dosyası var ülkede 100 milyonun üzerinde buna ne savcı dayanır ne hakim dayanır ne de hukuk sistemi dayanır dayanmaz ve siz buradan sağlıklı bir hukuk bulamazsınız.
Siz buradan sağlıklı bir adalet bulamazsınız. 100 milyonun üzerinde dava dosyası var. Bunun 25 milyonu zaten icra ile alakalı. Siz adalet bekleyemezsiniz. Bu mümkün değil. Bu ülke bizim arkadaşlar bizim uluslararası bankalarda paramız yok. bizim uluslararası dolaşımla gidecek bir pasaportumuz yok. Bizim başka bir yere gidecek bir ülkemiz yok bizim. Biz karakteristik özellik olarak Suriyeliler gibi de yapamayız. Burada savaş çıktı. Pılımızı pırtımızı toplayalım. Bu ülkeden göç edelim. Bunu da yapamayız. Bizi hiç kimse almaz. Biz Anadolu Müslümanlar olarak bir ülkenin kabul edeceği tiplerde insanlar değiliz.
Değiliz. bizim topyekun bu ülkeye sahip çıkmamız gerekiyor. Ama bu ülkeye sahip çıkarken biz kendimizce bize dayatılan gündemle değil. Bizim gözümüzü boyayan gündemle değil. Bizim gerçek gündemi görmemiz gerekiyor. Siz yüz milyon dava dosyasını bilmezsiniz. Siz yirmi beş milyon icra dosyasını bilmezsiniz. Bunu bakmazsınız. Bayanlar tenzih ediyorum belki de içinizde vardır seyreden sabahleyen seda sayanla gözlerini açarlar. Ne o bir tane katilleri bulan bak öyle tanındı. Neydi o kadının adı? Müge Anlı. Ya internet haberlerinde habere bak.
Müge Anlı katili buldu. Bir de başlık atmışlar. Devletin bulamadığı katili Müge Anlı buldu. Gitti ya. Savcısı, hakimi, polis teşkilatı, emniyet teşkilatı batırdı hepsinde. Hepsini de gömdü. Polis bulamadı, cinayetle alakalı şube bulamadı, Müge Anlı buldu. Ya ülkenin geldiği hale bak. Seyretmedim internet haberlerinden dedim ki ben emniyet müdürü olmuş olsam, emniyet genel müdürü olsam, derim ki ya dedim ya Müge Anlı'ya mı kaldı ya bu memleket?
Emniyeti batırdı. Battı ya. Haber bu, başlık bu. Emniyetin bulamadığını, Müge Anlı buldu. Al sen şimdi emniyete güven hadi sen. Ülke bu, bu mu? İşim siyaset değil. Beni ilgilendirmiyor hiçbir parti. Beni ülkem ilgilendiriyor. Bu ülke dört aylık limitte yetmiş yedi trilyon faiz ödediyse beni ilgilendiriyor arkadaşlar. Benim ciğerim yanıyor. Benim içim yanıyor. Benim mali durumumun yerinde olması beni ilgilendirmiyor. Bak beni ilgilendirmiyor. Bu ülkenin çocukları, bu ülkenin insanları yetmiş yedi trilyon faiz ödedi ya.
Bu devlet benim torunumun torunu dahi borçlu bu ülkede. Evet ben 61 yaşındayım. Ben hala da vergi mükellefiyim. Aha mali müşavirim de burada. Ya geçen gün ona ben mail gösterdim. Dedim senden başka bana mail atan yok. Vergi o bu okumuyorum artık. Dedim senden başka mail gelen yok dedim. Yani o kadar çok işlemi var ki. Başka kendisine gösterdim. Burada çünkü verginin onun bunun peşinden takip edemezsiniz. Mümkün değil kendi kendinize. Ne olmuş ki benim halim vaktim yerinde olsa ne olacak ya? Ya ben size bir mesaj söyleyeyim.
Bir tek mesaj. Bir tek mesaj. Sevgili üstadım kötü yola düşmek istemiyorum. Zor durumdayım. Hiçbir şey yapamaz hale geldim. Uyuyun lan uyuyabilirseniz siz. Ülkenin gerçek gündemi bu. mesaj değerli üstadım sen biliyorsun benim nasıl bir kimse olduğumu. İki tane hatımın olduğunu da biliyorsun. Ben öbür hatımı takmak istemiyorum. Öbür hat ne biliyor musunuz? Fuhuş'a gittiği hatlar. Bunu Mustafa Özbağ biliyor. Bunu Mustafa Özbağ biliyor. Benim gündemim bu.
Bana söyler misiniz? Asıl gündem neymiş? Ve bu kadının 9 yaşında kızı var ve evine aldığı bir şerefsiz o kıza sarkıntılık gelmiş kafa kıyak gece saat 3 bana telefon açıyor. Ben ne yapayım? Vurayım mı bu adamı diye. Ülkenin gündemi bu. Sizin telefonunuz bilinmiyor çünkü.
Evet. Veya bilmem hangi ben şeyhim diyen adamın telefonu bilinmiyor. Onun böyle bir derdi yok zaten. Ülkenin gündemi bu. Adam babasını kendi hanımıyla ilişkide yakalamış. Bağlamış ikisini de. Gece saat açıyor. İkisini de vurayım mı? Ahlakın geldiği yer. Herkesin gündemi ayrı. Evet. Saat 4'te var mı evinden sessizce gidip de bu işi organize edecek o işi durduracak olan kimse?
300 kilometre de yol gideceksiniz. Bekle beni diyeceksiniz. Sonra birisi zırtobozun birisi çıkacak namaz kılmayan bir kimseye sen kafirsin diyecek. Çıkacaklar televizyonda lay lay lay yapacaklar. Asıl ülkenin gündemi farklı. Acı şeyler bunlar. Bunlar acı şeyler. Ya benim hamurumu acıyla yoğurmuş hala daha yoğuruyor. Hala daha yoğuruyor. Ve gün geçtikçe gün günü aratıyor. Gün geçtikçe gün günü aratıyor. Ben 61 yaşındayım. Yaşamadım görmedim kalmadı diyordum ben. Daha yaşayacağım göreceğim varmış.
O yüzden ben toparlayayım. Hiç kimsenin siyasi görüşü, dini görüşü, mezhebi mezhebi beni ilgilendirmiyor artık. Beni ilgilendiren ülkemin insanları, Ümmet-i Muhammed, beni ilgilendiren bu kaos, beni ilgilendiren insanların ahlaki olarak çöküntüleri, bir tarafta gerçekten perperişen yaşayan insanlar, bir tarafta lüksün, şataatın, şatafatın zirve yaptığı insanlar.
beni ilgilendiren bunlar. Beni ilgilendiren bunlar. Bu size tuhaf gelebilir ama beni bunlara ilgilendiriyor. Gerçekten. Bakıyorum ben böyle boş muhabbetler, boş tartışmalar, televizyonda kınları tartışmalara bakıyorum. Gazeteler satılmış, gazeteciler satılmış, televizyonlar satılmış, televizyoncular satılmış. Ben seyrediyorum böyle. Diyorum ya boş muhabbet herkes birilerinin peşine takılmış, onun elemanı olmuş. Evet, besleniyorlar, yemleniyorlar, çıkıyorlar, televizyonlarda konuşuyorlar, sahte gündemlerinin gündemi oluşturuyorlar, millet de onun peşinden koşturuyor. Allah bizi affetsin. Cümlemizin ve cümleyi ümmet-i Muhammed'in Ramazan'ı mübarek olsun, oruçları mübarek olsun, Cenab-ı Hak yeniden Ramazan'larda oruç tutmayı nasip eylesin, yeniden inşallah böyle toplanıp Allah'ı zikrettiğimiz, sohbet ettiğimiz günler yeniden oluşsun.
Yeniden bu topraklarda hak, adalet, mutluluk tesis etsin. Yeniden bu topraklarda gerçek İslam tesisi olsun. Yeniden bu topraklarda kardeşlik, hoşgörü, tolerans tesis olsun. İnşallah bu topraklarda ebediyen, ebediyen, inşallah bu topraklardaki insanlar muhteşem bir İslam inancı ve kültürüyle yaşasınlar. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bayramlaşma yine bayramın birinci günü her zaman yaptığımız yerde olacak. Bir de hani bayramlaşma artık bizim için özel bir şey. Ve insanların bayramlaşmayı terk ettiği, kardeşini, arkadaşını, birbirine gelip gitmeyi terk ettiği bir zamanda böyle gerçekten bu benim için artık böyle bir derinliği olan bir şey oldu.
Orada bayramlaşmak, kardeşlerle helallaşmak, sarmaşmak benim için önemli. O yüzden bayramın birincisi günü inşallah orada tekrar bayramlaşmada buluşuruz. Bu arada Ramazan bayramı bir, iki, üç günün burada semalar devam edecek. Önümüzdeki perşembeye kadar yani sohbet, zikurla herhangi bir şey yok. Ama burada sema ve buranın açıklığı devam edecek. Burada da buluşabilir, bayramlaşabilirsiniz. Burada da programlar, etkinlikler yapabilirsiniz. Önümüzdeki salı günü bu manada herhangi bir ders olmayacak. Hani divanı kebir olarak bayramı bayram olarak yaşayacağız ilk üç gün. Ama burası açık olacak. Dışarıdan gelen giden oluyor. Burada sema 365 gün var alıştı herkes. O yüzden buradaki sema devam edecek.
hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha. Hemen selamat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.