Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Ekim 2018 · 1:29:50
Allah gününüze hayır eylesin inşallah, Cenâb-ı Hak ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin inşallah. Hz. Ali radıyallahu anh Hendek Savaşı'nda Amr'ı öldürüyor ve zırhını çıkarmıyor. Hz. Ömer ona niçin onun zırhını çıkarıp getirmedin diye soruyor. Hz. Ali de ben onu vururken benden avret yerini göstermek suretiyle kurtulmak istedi. Bu yüzden ben de onu soyundurmaktan utandım dedi. soru, bu kısadaki hikmetleri bize açabilir misiniz? Can korkusuyla avret yerini göstermiş. Avret olunca, normalde siz erkeklik organı olarak görüyorsanız değil, o yani diğer tarafını göstermiş. Diğer tarafını göstererekten onun aklını, fikrini bozacak yani kendisini öldürmesini engelleyecek.
O yüzden o da diyor ki, ben onu açmadım, böyle bir şey seyretmek istemedim diyor bu manada. Allah-u Alem. Arapların kendilerine ait gelenekleri var, kendilerine ait değişik, farklı davranış biçimleri var. O Araplar kendi içlerinde kendi gelenek, görenek, farklı davranış biçimlerini uyguluyorlar. İslam olmayanlar. İslam olanlar da kendi içlerindeki o farklı davranış biçimleri, gelenekleri eğer Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nehyetmiyorsa devam ediyorlar. Nehyetiyorsa kestirip atıyorlar. Zaten bu yüzden çok sıkıntı yaşanıyor. Şu anda da normalde bütün toplumlardaki en büyük sıkıntılardan birisi odur. Toplumlar kendi içlerinde, kendi geleneklerine, kendi törelerine, adetlerine sımsıkı yapışırlar.
Bu noktada İslam'ın hukukunu, hükmünü, İslam'ın bu noktada kendi dairesinde vermiş olduğu hükmü bırakıp, kendi gelenek, görenek, örfü adetlerine uyarlar. Bu büyük sıkıntıdır. Problemdir bu. Dün akşam kim diyordu, şeyde hani boşanan bir kadını nikahlamak istemiyor kimse. Kim sordu böyle bir şey sordu. Bizde de gelenek, görenek olarak var ya. Bir kimse mesela, bir adam boşuyor bir kadını, onun başka bir arkadaşı nikahlamak istemiyor. Böyle bir kendince şeyi var. Bir toplumun tutucu hali var. Eğer böyle bir şey olursa sanki sıkıntılı bir şey olacakmış gibi oluyor. Problem olacakmış gibi oluyor. Allah muhafaza eylesin.
Oysa nikahlanması yasak olanlar belli. Normalde nikahlanması yasak olanlar belli olduktan sonra herkes nikahlanabilir. Herkesle bunu kırmak için mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Zeynep'i nikahlıyor ya. Zeynep'in normalde nikahlanması Arap kültürüne göre mümkün değil. Arap kültürü kendince Zeynep'i nikahlayamaz. Ama normalde Zeynep'in nikahlanması emredince Arap kültürü bu sefer yok oluyor. Yani Arap kültürünün karşılığında bir şey olmuş oluyor. O yüzden de çok eleştiriliyor, sıkıntı yaşanıyor ya. Normalde mesela şimdi bazen ülkemizde de dine hücum etmek isteyenler işte Arap kültürü diyor. Oysa mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin genel olarak dini meselelerde Arap kültürü hiç yok.
Bakın hiç yok. Hatta mevcut Arap kültürüne karşı duruş var. O karşı duruştan dolayı zaten mesela Kureyşlilerin büyük bir çoğunluğu imanı kabul etmiyor. Arapların büyük bir çoğunluğu imanı kabul etmiyor. İmanı kabul etmeyişlerinin sebebi Arap kültürünü reddedişiyle alakalı. Yani Arap kültürü. Araplar böyle demiş ama onu öyle uygulamıyor. Buradan sıkıntı yaşanıyor. Allah-u Alem. Üstadım merhabalar. Mesnevi'den bir paylaşımınız vardı sabah gördüm Instagram'da. Ey Salik! Sen suretten geç ve şöhretten kaç. İsim ve lakaptan manaya sığın. İktidar edilecek, uyulacak kimseyi halinden ve amelinden sor. Onun mahiyetini halinde ve amelinde ara.
Efendim bunu şerh edebilir misiniz biraz? Salik, Sufi yoluna yeni giren kimse demektir. Yolcu. O kimse kendince kendisini terbiye edecekse o zaman sureti bırakması lazım. Sureti, suret şu. Şimdi bir Sufi kıyafetli bir kimse düşünün. Sureti Sufi kıyafetli. Yani böyle var ya sokaklarda dolaşıyorlar, caddelerde dolaşıyorlar, değişik yerlerde filan görüyorsunuzdur. Ben ayağa kalkacağım hakkınızı helal edin. Böyle bunları küçümsediğimi düşünmeyin. Herkesin kıyafet özgürlüğüne ben baştan sona kadar şeyim. Ne o?
Taraftarım. Bir kimse nasıl örtünüyormuş beni ilgilendirmez. Nasıl giyiniyormuş beni ilgilendirmez. Kimse, kimseyi ilgilendirmez. Ben baştan kendimi, yerimi koyayım. Benim kültürüm bu babam, ben 5 yaşındayken bana takım elbise giydirdi. Ben o gündür, bugündür takım elbise giyiyorum. Bir başkası beni ilgilendirmiyor. Bunun gibi yani bunu normalde bir kimse hani kıyafetin de dili olur ya kendince işte benim küfrüme bile fetva veriyorlar böyle kıyafet giydiğim için.
Ayrı mesele. Şimdi bir kimse normalde işte sufi kıyafetli, sureti sufi bir kimseye kanmayacak. Sureti haktan gibi görünüp, sireti haktan değilse sıkıntı var. Burada yeni yola girenlere tavsiye bu. Bir yola girmiş, sufilik yoluna girmiş. Ona diyor ki sen sureten, sufiye benzer kimseye kanma. Sen suretten geç. Eğer sureti bu noktada sana sempatik gelebilir, sana doğru gelebilir. Ama o surette kalırsan tabii bu bir yeni dervişe, derviş adayına verilen bir tavsiye. Yoksa bir kimse ne yaparsa yapsın suretten geçebilir mi? Geçemez. Sureti suretidir. Bir kimsenin kendince bu noktada kendi dairesinde kendisine biçim koyduğu şeydir.
Bunda söyleyecek bir şey yok. Buradan hareket ederekten işte dinin de sureti var, ritüelleri var, onları da mı bırakacağız? Veyahut da sureti geçeceğiz derken dinin kendi içerisinde suret noktasında duran şeyler var. Onları da mı geçeceğiz? Hayır bu böyle değil. Bu normalde sen suretten geç. Bir başkasının suretine takılma. Bir başkasının suretiyle işin olmasın. İkincisi ne oku? Çok pardon efendim. Birincisi suretten geçmekte. İkincisi? Şöhretten kaç. Şöhretten kaç. Sufiler için şöhret afattır. Bu nefsini terbiye edecek olan insanlar şöhretten uzak duracaklar.
Her türlü şöhrete, kendisini şöhrete düşürecek her şeyden uzak duracaklar. Bu ister topluluğun içerisinde olsun ister topluluğun dışında olsun. Kendisini şöhrete sürükleyecek. Kendisini şöhretin şımarıklığına, şöhretin şaşkınlığına, kendisini şöhretin bu noktada o bulanıklığına, şöhretin Allah affetsin, necaset çukurunu düşürmekten kendini muhafaza edecek. Bakacak, benim bu söylediğim şey beni burada şöhret eder mi? Eder, konuşmayacak. Ben böyle davranırsam burada şöhrete kaçar mıyım? Evet, kaçmayacak. Hani mesela rüya bile anlatmayacak. Aa, öyle rüya görmüş. Şöhret olacaksa onu da anlatmayacak. Veyahut da işte kendince, sufilin kendi içerisinde yaşanan harikülade haller vardır.
O harikülade hallerden bahsetmeyecek hiç. Neden? Şöhret olmasın. Şöhret afattır çünkü. Yani o kimse bu tip şeylerle kendisini şöhret denilen o hastalıktan uzak duracak. Bunlar nefsin hastalığı çünkü. Hani suret denilince kendi suretini, hani suretten geç, ya ben şöyle gideyim, işte bir tane güzel bir ondan sonra afilli bir İngiliz kumaşından cübbe diktireyim. Bir tane de çok güzel sarık, işte ne bileyim takke, böyle şal var, harika bir kıyafet düzeyim. Öyle yürüyeyim. Bu normalde sureti değiştirdi ya. Konya'ya gittik. Konya'da, normalde Şemsi Tebriz'in orada namaz kılıyoruz. Birisi baktı, tanıdı beni. Bu hemen böyle sarıldı dedim. İşte bizden yürüyecek. Böyle baktım. Sen maşallah, subhanallah dedim ya.
Senin dedim dışın. Ne kadar güzel derviş olmuş böyle dedim. Dışın. Bu durdu şimdi. Ondan sonra gittik Hazreti Mevlana'nın kabrinin başına. Tabuğu üzerine alındı ama bir şey de diyemedi. Şöhret güzel. Hazreti Mevlana'nın kabri şerifini ziyaret ettik. Çıktık. İşte biz orada küçük bir tevhid okuduk. Oradaki ziyaretçiler, yabancılar onu duymuşlar. İçeri çıktık. Ben işte yanımda iki tane arkadaş var. Ben onlara tanıtıyorum. Neyin ne olduğunu falan. Onlardan bir tane de tercüman. Benim söylediklerimi bana geldi. Dedi, hırsızlık yapabilir miyim? Bu hırsızlık hayırlı yapabilirsin dedim ben. Benim konuştuklarımı onlara tercüme ediyor. O işte turist kafilesi. Böyle işte bizi çok memnun olduk.
Çok bilgilendik ondan sonra bir fotoğraf çekilelim deyince. Ben dedim ki şu adamla çekilin. Bu dedim tam bakın kafasında dedim Mevlevi külahı var. Üzerindeki cübbesi, Mevlevi rengi cübbesi. Altındaki şalvarı, Mevlevi rengi şalvarı. Dedim sen harika. Burada bak dedim dur sen. Burada fotoğraf çekil dedim ben. Hatta dedim herkesten bir euro, iki euro da dedim ben. Fotoğraf çekilme parası da alabilirsin dedim. Olur mu hocam dedi. Ne demek dedim ya senin kıyafetin tam dedim Mevlevi derviş kıyafeti dedim. Sıkıntı yok. Bak dedim bizim bizim dedim neremizden Mevlevi olduğumuz belli olacak. Sen tam Mevlevi kıyafeti. Başta çekilmeye sen dedim. Neyse o turistlerin başındaki o anlatan kimse.
Dedim bak bu derviş kıyafeti. Bununla fotoğraf çekilin. Hem bir de dedim böyle şeyin kabri şerifin önünde dedim durun. Gerçekten de öyle adam inandı ona. Yani onun için suret şöhret yan yana geldi. Başladı orada fotoğraf çektirmeye. Çünkü Mevlevi sufisi gibi görünüyor. Bunun gibi normalde bir kimse suretini sufiliğe döndürmeye çalışmayacak. Siretini, içini sufiliğe döndürmeye çalışacak. Dışında sufi kıyafeti var. İçinde içi sufi değil. Bu değil. Aranan bu değil. Bu başka yerlerde iş yapabilir. Gerçek bir sufi toplulukta bu iş yapmaz. Suretini onun, bu da doğrudur. Ya sen suretini benzet de siretini de benzetirsin. Bu da doğrudur.
Bizde çalışmaz. Bir mesele de birkaç tane doğru olabilir. Birisi bunu tercih edebilir. Biz o yüzden surete bakmayız. Hani ayeti kerimede var ya o ayeti kerimeye aynı zamanda atıfta bulunuyor. Allah sizin suretlerinize değil siretinize, içinize bakar. İkincisi şöhret. Şöhret hastalıktır. Afat getirir insana. Allah muhafaza eylesin. Yani görüyorsunuz da zaten. Hangi noktada şöhrete düşerse düşsün insan perperişan olur. O şöhret hastalıktır çünkü. Allah muhafaza eylesin. İnsanı perperişan eder. İsim ve lakabdan manaya sığın. İsim ve lakab. Hani bilmem kim bilmem kim bilmem kim bilmem kim bilmem kim. Adı ne?
Mustafa Özba. Yok. El Hac, El Hafız, El Mevlevi, El Bektaşi, El Bedevi, El Duziki, El Şazeli. El bilmem kim, El Bedevi, El Bedevi, El Bedevi, Bilmem Kim Mustafa Özba. Sıralanacak yer kalmıyor. Hani bir satıra sığmıyor. Bu isim ve lakab kullanmak. Sıralıyorsunuz. Şimdi bazen zaman zaman anlatıyorum ya tecrübe bunlar. Yani böyle denk geliyor o tecrübeyi paylaşıyoruz. 28 Şubat'tan önce hani şeyhler toplantısı vardı. Ben de şeyhefendinin yanında gidiyorum dedim ya bazı şeyhefendiler vardı. Ben kimseyi suçlamıyorum. Mesela işte bu ay ben yine kendi üzerimden oynayayım. Mustafa Özba.
Bir dahaki ay El Hac, Mustafa Özba. Bir dahaki ay El Hac, El Hafız, Mustafa Özba. Bir dahaki ay El Hac, El Hafız, El Faruki, Mustafa Özba. Bir dahaki ay El Hac, El Hafız, El Faruki, El Müceddidi, Mustafa Özba. Bir dahaki ay El Hac, El Hafız, El Müceddidi, El Fisani, Mustafa Özba. Bu buna cevap olarak yetti. Anladın? Yani bir kimse kendine isim ve lakaf verilmesi bu tip şeylerden uzak duracak. Bu yolun başındaki kimselere tavsiyeler. Sen kendine bir isim verilmesi için, kendine bir lakaf verilmesi için uğraşma. Hadis-i Şerif, bir topluluğa bir kimse geldi, girdi, oturdu bir müddet sonra, sonra kalktı gitti. Onun orada oturmasından ve kalkıp gitmesinden hiç kimse haberdar olmadı.
Kimse bir şey yapmadı. Cennetteki birini görmek istiyorsanız ona bakıyorum. Anladın? O kimse toplum nazarında silik adam ya, değil. Tevazul adam. Kendisine ayağa kalkılmasını istemiyor, kendisinin tanınmasını istemiyor, kendisine önde olmasını istemiyor, kendisini önde göstermek istemiyor. Bu böyle tevazu ediyor. Bu sufilik için önemli bir özellik. İktidar edilecek, uyulacak kimseyi halinden ve amelinden sor. Onun mahiyetini halinden... Hiçbir şey anlamadık. Pardon hocam. İktidar edilecek, uyulacak kimseyi halinden ve amelinden sor. Onun mahiyetini halinde ve amelinde ara. O normalde onun söylediklerine bakma. İktidar etmek, yani o kimseden çekinmek, böyle dikkatli olmak.
Onun ameline bak, onun sözüne bakma. İnsanların yaptıklarıdır asıl içindekiler. Bir kimse söz olarak bir sürü şey söyleyebilir. Önemli olan amelidir. Bir kimse Müslümanım diyebilir. Ameline bakacağız onun. Hatta başka bir hadis-i şerifte o kimsenin ibadetine bakmayın diyor. Siz onun ahlakına bakın. Bir de bak, iş ilk önce ne? Ameline baktık, sonra ahlakına baktık. İş ahlaka geldi. Hatta başka bir hadis-i şerifte de o kimsenin namazı, orucu sizi aldatmasın. Siz onun muamelesine bakınız diyor. Bize muamelesi lazım. Beni ilgilendirmiyor nasıl Allah'a inandığım. Beni ilgilendiren, bana karşı olan davranışları.
Davranışları. Ya çok müthiş imanı kuvvetliymiş. Allah mübarek etsin. Bana ve topluma nasıl davranıyor? Beni ilgilendiren o. Ya harika ya. Nasıl Kur'an-ı Kerim okuyor ama? İyi. Kur'an-ı Kerim onu okuyor. Bana okumuyor ki. Eşse bana olan sorumlulukları ve davranış biçimleri. Çocuksa babasına davranış biçimleri. Arkadaşsa birbirine olan davranış biçimleri. Bürokrat. İş yerinde kendisiyle iş yapacak olan kimselere davranış biçimleri. Siyasetçi. Siyasette hak ve hakikati gözetiyor mu? Gözetmiyor mu? Beni ilgilendirmiyor onunla ne kadar iyi Kur'an-ı Kerim okuduğu. Beni ilgilendirmiyor.
Gece bin rekat namaz kılıyormuş. Bana ne? Yazan ben değilim. Cennet de benim değil. Gece bin rekat namaz kılan kimse sabahleyen kalktığında cebinde bin dolar varken bir fukaraya bir lira verdi mi vermedi mi? Bana ne? Gece bin rekat namaz kıldı. Ooo dilin elinde zikir bir tesbih bir tesbih çekiyor. Bir zikrullah yapıyor. Allah Allah. Vardır ya böyle. Böyle hiç dil durmaz, kafa durmaz. Bütün mahalle, bütün ev halkı onu öyle iyi bilir. Dili zikirli. Dokun. Çok özür dilerim. Allah senin bilmem neyini bilmem ne etsin de sen şöyle olasın da böyle olasın. Ya ne oldu? Nerede kaldı bu zikir? Veya gideceksin onu gelinine soracaksın. Gideceksin onu damadına soracaksın.
Gideceksin onu komşusuna soracaksın. Gideceksin onu yakın dairesine soracaksın. Ahlakı nasıldır? Ahlakı nasıldır? Bir örtülü bir örtülü bir örtülü gözünü dahi göremiyorsun. Gerçekten. O kadar takva. Allah'ım dedim ya bu böyle bir şey olmaması lazım. Bir mevzu oldu. Gelini. Dedi sıkıntım var. İçim eridi. Dedim kaynan nasıyla alakalı konuşacak. Dedim kaynananını da çağır. Gelmiyor dedi. Dedim otur. Oturdu kızcağız.
Anlattım. Dedim çok zikrediyor. Şunu yapıyor bunu yapıyor bunu yapıyor. Öyle değil mi? Evet. Ama dedim dilini tutmuyor. Öyle değil mi? Dedim ben evet. Başka bir şeye gerek yok dedim. Bir insanın muamelesidir. Onun rengini meydana çıkaran. Ticaret, yolculuk, yakın daire ilişkileri, uzak daire ilişkileri. Onun kim olduğunu çıkarır meydana. Teşekkür ederim. Sağ olun. Şeyhimin tabiriyle dışı yeşil türbe, içi estağfurullah töbe olmayacak. Öyle derdi. Mustafa Efendi oğlum, milletin dışı yeşil türbe, içi estağfurullah töbe derdi. O olmayacak. Onun olmaması lazım. O olmazsa sıkıntı yok. Hocam yaptığımız virtler bazı açılımlar sağlıyor mu bizde? Ben şimdi kalp gözü diyeceğim de onu söylemek yanlış olur.
Gönül gözü mü diyeyim, ne diyeyim? Aynı manaya geliyor. Yani ben şimdi kendi üstümden yürüyeceğim de biraz önce de şöhret dedik. Bir ağzımda... Şöhret afat getiriyor. Yani şöhret anlamında söylemiyorum da. Benim kendi hayatımı ben virtlerden öncesi, virtlerden sonrası diye ayırdım. Hayatımda muhteşem değişiklikler olmaya başladı ama bunu ben hayatımda muhteşem değişiklikler olsun diye yapmıyorum. Hani yapmamızın nedeni belli. Ama istemeden bazı şeyler oluyor. Artık görmemem gereken şeyleri görmeye başladım. Ama korkuyorum. Ne yapacağız? Korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım demiş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Biz de Allah'a sığınırız. Böyle açmaya devam mı edecek? Korkutucu hiçbir şey yok.
Ama ben alışkın olmadığım için ürküyorum. Yani bu ürkmek daha mantıklı olur. Ona ürkmek de değil de böyle tedirgin olmak diyelim. Belki. Böyle bir hemen bir tedirginlik yaşamak. Onun gibi bir şey. Geçer. İnsan alışıyor ya bir müddet sonra. Geçer mi daha mı fazlalaşır? Şeyin mi tedirginlik mi? Tedirginlik değil. Diğer şeyler daha fazlalaşmaya başlar. Fazlalaşsın olacak ki. Ne yapacağız o zaman? Delirirsem yan olacak. Ama hiç denk gelmedim bugüne kadar. Ama sonuç itibariyle açıyor değil mi? Virtler yapıyor bunu. Şimdi normalde ben uçuk bir hayattan böyle bir hani sufi bir hayata girince tanıyan tanımayan tabii. Ben İzmir bayındırlıyım aslında. Bizim orası da böyle bir tane diyorum ya bir Abdullah abimiz vardı bizim Allah rahmet eylesin.
Bizde bir Abdullah abimiz vardı Allah rahmet eylesin. Melami meşrepli kendisi. Ondan sonra bizde tekelden çok iyi tanıyoruz. Bizde bakkal dükkanı vardı. O da tekelden ambarcıydı. Ambar memuruydu. Çok iyi tanışıyoruz. Bu Melami meşrepliydi kendisi. Kendi kendine zikreden bir kimse. Kendi kendisine böyle psikolojik problemleri olan da bir kimse. Ama herkes biliyor. Yani psikolojisi normal değil. Bu bir gece böyle zikrullah yaparken buna demişler ki ey Abdullah oldun bitti. Şöyle kalk bayındır ova sana bir pike yap. Bir bak ovaya nazar et. Bunun da evleri bunların çok özür dilerim. Göçmen evi. Üçüncü katta tek oda buna kalan şey beş altı kardeşler bunlar. Üçüncü katta ben oldum Bismillahirrahmanirrahim.
Bismillahirrahmanirrahim. Ya Allah aşağı. Bunun kol kanat kırık. Hepsi de alçıda. Şimdi bayındır da bu. Normalde dilden dile herkes dolaştı. Adı adamın Allah rahmet eylesin. Uçtum Abdullah kaldı. Şimdi birisi işte genç bir kimse benim gibi. Ben o zaman gençlerden sayılıyorum. Genç bir kimse böyle namaza başladı. Bir şey oldu. Fısıltı gazetesi yürüyor. Uçtum Abdullah gibi olacak. Şimdi benim hakkımda da bütün herkes hala da bekliyorlar. Otuz seneyi geçti. Hatta bizim orada çok iç geçerler. Bizim eski arkadaşlar filan. Bilader bir gün gelecek ya. Kıracak kafeyi gelecek buraya. Bizden beraber içecek gene diyorlarmış. O yüzden kafeyi kıranı hiç karşılaşmadım ben.
Ya bir müddet sonra ha diyeceksiniz ki sen normal misin? Abdullah nerede bizim? Doktor çalışıyor mu? Gelmedi mi? Bursa'da mı? Bizim doktor Abdullah diyor ki sana diyor rapor verirler kesin diyor. Ama öyle söyleyeyim. Ya normalde bugüne kadar herkese böyle söylerler ya. Toplumda böyle bir inancı var. Bana da diyorlardı. Ya normalde bir gün sen kafeyi kıracaksın, kafeyi yiyeceksin. Hani normalde şöyle olacaksın, böyle olacaksın diye. Ben olmadıktan sonra kimse olmaz diye düşünüyorum. O ilk zamanlar güzel oluyor böyle. E tabi çok enteresan şeyler olur böyle.
İnsan ürperir böyle. Tabi. Sen normalde mesela işte yerleri süpürüyorsun. Yerleri süpürürken bir sürü suret görüyorsun. Bırakıyorsun süpürgeyi, müpürgeyi, makineyi filan. Oldun mu hiç öyle? Aha yok anlatma boşa. Tabi harika şeyler oluyor ya. Güzeldir o. Ha yok. Öyle derlerse bana haber ver zaten. Evet. Bana deseler gel uçalım diye atacağım ben kendimi zaten. Kol kanadı ben de kırmak istiyorum arada bir. Efendim Kur'an aklı nedir? Kur'an aklı.
Kur'an? Aklı. Yani Kur'an'da bahsedilen bir akıl var. Yani aslında derste hoca söyledi yani biraz belki gereksiz ama kendisi anlayamamış bunu yıllardır. Kendisi? Anlayamamış bunu yıllardır. Felsefeci, kelamcı hoca. Kur'an'ın aklını anlayamamış öyle mi? Yani Kur'an aklını genel olarak anlayamamış. Bir de diyor ki mesela Kur'an'da akletmemizi söylüyor diyor. Benim diyor Müslüman olarak aklettiğim şeyi diyor yani bir müşrik nasıl akledemiyor? Yani biz mesela geleceği görmüyoruz aslında gaybe inanıyoruz ama hani onun akledemediği şey ne bu noktada? galiba öyle benim de kafam karıştı biraz. Aklını mı bana soruyorsun?
Müşriğin aklını mı soruyorsun? Aslında Kur'an'ın aklını ben daha çok merak ediyorum. Yani müşrik iman etmiyor. Orası öyle artık. Her ilahi kitabın kendine göre bir aklı vardır. Eğer akla bağlayacaksak biz onu. Bütün ilahi kitapların, bütün inanç felsefelerinin kendilerince bir aklı vardır. Bir aklı mekanizması vardır. Bu akıl mekanizmasının oturduğu düzlem vardır. Veyahut da ayakları vardır. Biz şimdi normalde örneğin işte bir meslekle alakalı olmuş olsak o mesleğin kendine göre bir aklı vardır. O mesleğin kendine göre aklında o meslek sahibi kimse o akla sahip olması gerekir. İşte Ertan bizim kumaşçı. Şimdi bir bayan kumaşçısı.
Bayan kumaşın kendine göre bir aklı vardır. Erkek kumaşına benzemez örneğin. Bayan kumaşın üst giyimle aklı ayrıdır. Alt giyimle alakalı aklı ayrıdır. Mekanizması ayrıdır. Üretim mekanizması ayrıdır. Düşünme mekanizması ayrıdır. Ne bileyim onun ta iplikten itibaren bütün mekanizma ayrıdır. Onun aklı ayrıdır çünkü. Mesela üst giyimin ince tarafı vardır. Kaba tarafı vardır. Üst giyimin dış giyim dedikleri tarafı vardır. Onun mekanizması ve aklı ayrıdır. Üst giyimin yine ince iç olarak düşünülen şey vardır. Onun mekanizması ayrıdır. Şimdi herhangi bir üretilen malın ürünün dahi kendine ait bir aklı var ise bütün inanç sistemlerinde kendine göre bir aklı vardır. Bu kendine göre olan aklı biz o inanç sisteminin kitabından öğreniriz.
Kur'an'ın da kendine göre aklı vardır. Bu aklın oturduğu mekanizma vardır. Bu aklın oturduğu mekanizma gaybdır. Kur'an'ın aklı. Kur'an bize gayba iman etmemizi söyler. Bu otomatikman sizi akıl mekanizması olarak gözünüzün gördüğü, kulağınızın duyduğu, elinizin hissettiği duyu organlarınızın üstünde bir akla davet eder sizi. Bakın duyu organlarınızın üstünde bir akla davet eder. Biz duyu organlarımıza, şimdi duyu organlarımız mevcut aklımıza hitap eder. Bu mevcut aklımızdır. Mevcut aklımız nedir bizim? Dokunduğuna, tat aldığına, gördüğüne, duyduğuna, almış olduğu bilgiye göre sentezler hükmeder. Kur'an ise bizim bu duyu organlarından, duyu organlarının mekanizmasını sağlayan aklın üstüne bir akla götürür bizi.
Der ki, duyu organlarınızla sabitleştirdiniz, putlaştırdınız, aklın üstüne gelin. Normalde şimdi bir kimse duyu organlarında tespit etmiş olduğu bir şeyin, tespit edemediği bir şeye nasıl iman eder? Müşrikler o yüzden iman etmezler. Anlatabildim mi? Yani normalde akıllını kendi kendine ki o kimse kullandığında, hani bir ateistin için, neden diyor, yoktur Allah diyor. Sebep, o sadece duyu organlarının tespit ettiğine inanıyor. Duyu organları tespit etmezse, diyor ki burada sıkıntı var. Ama onu mekanizma olarak da o sıkıntının içerisinden çıkamıyor yine de. Kendisi de çıkamıyor. Yani çünkü duyu organlarının üzerinde bir şey olduğunda, duyu organlarının dışında bir şey olduğunda, o kimse diyor ki bu mümkün değil.
Nereye bağlayacak? Bağlayamıyor bir yeri. Bir yere bağlayamadığından dolayı volant kayışını boşatıyor. Kur'an bu manada birinci derecede bizi normal aklın üstüne çıkarır. Der ki siz gayba iman edeceksiniz. Gayba iman etmek normal aklın işi değildir, kalbin işidir. Bu sefer kalbin aklı devreye giriyor. Karşınızda bir kimse durur, kendi kendinize düşünürsünüz. Yani kalben ona karşı bir sıcaklık hissedersiniz. Normal akla göre, duyu organlarına göre hiçbir bilgiye sahip değilsin. Normal şartlarda ona sıcaklık duymaman lazım. Ama kalbi olarak ona sıcaklık duyarsın. Bu normal aklın dışındaki manevi akıldır veya kalbi akıldır veya hatta batini akıldır. Neden ben ona sıcaklık duydum, ne alakası vardı, benim ona sıcaklık duymamam lazımdı diye düşünsen dahi o akıl farklı çalışır.
İşte Kur'an bu noktada bizi birinci derecede gaybe iman etmeye çağırıyor. Bu normal aklın üstünde bir akıl. Normal aklın üstünde bir akıl. Bu kalbi bir akıl. Kur'an'ın bence bu normalde aklı budur, gaybtir. O inananlar ki gayba iman ederler. Ayet-i kerime. Bu normalde gayba iman edenler deyince kalıyor. Aklın üstünde bir şey. O yüzden ben bazen sohbetlerde derim, Kur'an akıl üstüdür. Mevcut aklın üstünde bir şeydir. Mevcut akla hitap ettiği şeyler var mıdır? Evet. Ama bu avam aklı gördüğüne, duyduğuna, dokunduğuna göre hükmeder. Kur'an'da ona da yer var mıdır?
Evet. Ama bu bir çıt aşağıdaki akıldır. Bir çıt altında da akıl vardır. O da hayvani akıldır. Kur'an'ın bu noktada bu üç akıl sisteminin de ayağa basar mı? Evet. O zaman bunu bütün olarak şemsiyenin altına koyduğumuzda, Kur'an-ı Kerim'de üç tane akıl sistemini görürüz. Bir, bu akıl sistemi, bu benim kendimce ayrıştırdığım, bu akıl sistemi gaybe iman eden akıl üstü bir şey.
İkinci akıl sistemine avamın aklı. Üçüncü akıl sistemine hayvani. Hayvani olunca bir insanla hayvanın arasında bir fark kalmadı. Hayvani akıl o. Hani bazen diyoruz ya, ya böyle de Müslüman olur mu ya? Hayvan dahi böyle yapmaz. O hayvani akıllı. Adı Müslüman ama önemli değil. Onun hayvani aklı çalışıyor. Onda şey yok hiç. Terbiye görmemiş. Hayvani akıl. Ve onun adına ister Hristiyan de, ister Müslüman de, ister Yahudi de, ister Budist de, ister dinli, ister dinsiz de. Gerçek manada. Yani gitmiş işte, küçücük çocuklara tecavüz etmiş. Sekiz yaşındaki o erkek çocuğa tecavüz etmiş, öldürmüş.
Dini ne olursa olsun ki onun. Veya söylemekten inticap ediyorlar ya, böyle hani örtbas yapılmaya çalışılıyor. İşte Kur'an kursundaki çocuklara taciz. Hayvani akıl. Mesela cezalar, Kur'an'daki cezalar hayvani akıllaradır.
Biz böyle, hani olmaz böyle cezası. Canım kardeşim ya, hayvani akıllara ait o. Bu hayvanlığı nasıl önleyeceksin? Hayvanlığı nasıl önleyeceksin? Devletin payı var, sistemin payı var, insanların payı var, şehirlerin payı var. Bütün her şeyin payı var onun hayvanlığında.
Herkesin payı var. Ama her şey yanlış olabilir. Yine o kimsenin hayvanlık yapmaya hakkı yok. Onu durduracak bir mekanizma lazım. Biz bu hayvani aklı durduracak bir mekanizma lazım. Eğitelim, eğitelim. Eğitelim. Yine de içinden çıkacak bunun. Sonuçta ben Müslümanım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eğitmenliğine iman ettim. Muhteşem bir eğitmen. Onun sahabesinde zina eden insan var. Sahabesinde hırsızlık yapan kimse var. Eğiticinin başı orada. Eğiticinin başı orada.
Yine de bu sapkınlıkları yapanlar var mı? Var. İçki içen var. İçki haram edilmiş, içiyor. İçmeye devam ediyor. Var. Kadının birisi geliyor, beni temizle ben zina yaptım diyor. Var. Adamın birisi geliyor, beni temizle ben zina yaptım diyor. Var. Bu normalde bu akılda kendi içerisinde hayvane okulları olarak nitelendirir. Bunu nitelendirirken de ben yine ilhamı ayet-i kerimeden alıyorum. Hayvandan daha aşağı olur diyor ya ayet-i kerimede. Hayvandan daha aşağı olur diyor. Hayvan aklından da daha aşağı. Bunlar için de Kur'an-ı Kerim'de cezai sistemler var. O zaman Kur'an'ın aklı dediğimizde onu çok özür dilerim.
Bir ağaca bağlarsak hata yaparız. Kur'an kendince en üst akıl noktasında bizi en üst akla sevk eder. Der ki gaybe iman edin. Bu en üst akıldır. Biz meleklerin var olduğuna iman ederiz. En üst akıldır bu. Ama mesela eşhedü dediğimizde şahidiz demektir. Bizi o şahitliğe çağırır. Der ki normal akıl sahipleri meleğin görülmeyeceğini düşünür. Şahit olacaksın. Şahit olduğun bir şeyi görmen lazım. Gel meleği gör. Eşhedü. Şahidim ne? Allah'ın varlığına. Gör. Bizi bir çıt değil birkaç çıt yukarı doğru davet eder. Biz Allah'ın varlığına şahit olacağız. Şahit olalım. Biz meleklerin varlığına şahit olacağız. Şahit olalım.
Bizi normal mekanizmadan dışarı çıkardı bizi. Normal akıldan dışarı çıkardı. Normal aklın üstüne çıkarıyor bizi. Diyor ki ey iman edenler. Evet. Şahit olun. Neye? Allah'ın varlığına, birliğine. Şahit olalım. O zaman biz Allah'ın varlığına, birliğine deyince görmemiz lazım. Bizi başka bir yere sevk ediyor. Biz şimdi imana baktığımızda Allah'ın varlığına, birliğine, meleklerin varlığına, varlığına, ondan sonra peygamberlerine, ondan sonra kitaplarına.
Peygamberi ve kitabı normal akla döndürdü. Normal akıldan tekrar çıkarıyor bizi. Ahiret gününe, din gününe, hesaba, kitaba, cennete, cehenneme. Bizi aldı, bu zirveden aldı getirdi, buraya dünyaya koydu, dünyadan tekrar o zirveye götürdü bizi. Yani dedi ki siz normal mekanizmada burada olmanız lazım. Ve buraya doğru koşmanız lazım. Burada durmamanız lazım. Bu Kur'an'ın birinci derecede bize akıl üstü dedi. Benim sohbetlerde bahsettim. Kur'an akıl üstü bir kitaptır. Akıl üstüdür o. Biz Kur'an'a bu noktada imanımız kemale ererse, Kur'an kendisini bize açar. Ve biz Kur'an'ı daha iyi anlamaya başlarız. Çünkü onu, biz önce bizden şunu ister Kur'an haklı.
Birinci derecede şartsız, şeksiz, şüphesiz bana iman edin. Bana iman edin ki ben kendimi size sunayım, ben kendimi size açayım. Sen bana inanmazsan ben sana sır vermem. Bana inanırsan ben sana sır veririm. Bana inanırsan ben sana gerçeğimi anlatırım. Bana inanırsan benim gerçeğimi görürsün. Bana yakın olursan benim gerçeğimden haberdar olursun. Bana yakın olmazsan sen surette kalırsın. Benim gerçeğimi göremezsin. Kur'an'ın dili bu. Kur'an diyor ki bana yakın ol. Bana yakın olduğun kadar beni anlar. Bana yakın olduğun kadar beni bilir. Bana yakın olduğun kadar benim sırlarımı keşfedebilirsin. Yakın olmazsan o sana kendini açmaz, hiç kimse açmaz.
Siz çok uzaktaki bir kimseye kendi sırrınızı açar mısınız, kendinizi açar mısınız, mahreminizi açar mısınız, gösterir misiniz? Hayır. Kur'an da aynıdır. Açmaz. Bu akıl üstü bir şeydir. Bu birincisi. İkincisi normal sufiler böyle söylemezler belki de ben ona avamaklı diyorum. Yani o kimsenin böyle işte manayla bir böyle akıl üstü şeylerle işi yok. Hani bazen konuşuruz ya, küçümsemek için söylemiyorum. Hiç kimse küçümseme. Ben kıl beşi bitirişi. Camiden eve, evden camiye. Etliye, sütliye karışma. Namazına kıl, orucunu tut. Bazen ben böyle de hoşuma gidiyor. Görüyorum onları ben Ramazan'da. Ne güzel beyaz bir takkeleri var onların. Beyaz takkesini giyiyor. Hacca da gitmiş belli.
Onu da gösterecek. Haç elbisesini de giyiyor. Haki renk veya açık haki renk. Diyanet dağıtıyor ya onu. Onu giyiyor. Tık tık tık … namaza gidiyor. Ben bazen geceleri falan namaz anlarında dönerken camilerin önünde görüyorum. Diyorum Mustafa Özbağ. Bir şöyle olamadın diyorum ya. Ramazan'da git ne güzel. İşte kafana beyaz bir tane takkecik geçir. Altına Diyanet'in kocaman donunu giy. Üzerine safari gibi bir tane de. O var ya önden düğmeli. Ortasında bir tane de Türk bayrağı. Ondan sonra kahrolsun komünizm diyorlar. Kendileri yapıyorlar. Tabii. Yani o kumaşı giyeceksin. O kumaşı giymezsen haccın haccı olmayacak sanki. Şimdi de yazıyorlar ya camilere. Çorapsız girilmez.
Haydi. E çorap yok girmeyeyim ben. Okumadın mı sen? Okudum efendim. Değil mi? Çorapsız girilmez. Yakında başlayacaklar. Şusuz girilmez. Busuz girilmez. Şöyle girilir. Tabii. Peygamberiniz toprağa secde ederdi. Siz ayaklarınızı düşünün. Hatta yağmur yağardı. Yağmur yağdığında secde ettiğinde alnı çamur olurdu. Alnında çamur olarak çıkardı. Öyle bir peygamberin ümmetiyiz biz. Camilerimiz süslü mü? Süslü şimdi. Şimdi yazıyoruz. Cep telefonunu kapatmayı unutma. Altına yazıyoruz. Çorapsız girme. Onun altına yazıyoruz. İçeride konuşma. Onun altına yazıyoruz. İşte şunlar olmaz. Bunlar olmaz. Lazım tabii dediğim gibi.
Çorapsız girilirse namaz namaz olmaz. Bak. Cumhurbaşkanı yeni söyledi. Ben yıllardan beri söylüyorum. Değil mi? Kadınların ne o? Camiye gitmesiyle, cumaya gitmesiyle alakalı. Yaha. Ne yazıyoruz? İşte kadınlar camiye gitmeyecekler. Tabii. Giderseniz bile böyle üst katta böyle perdeler olacak. Perdelerin arkasında kılacağınız. Görmeyeceğiniz adamları. Adamları ensesinden görürseniz şehvetiniz artar. Atlarsınız yukarıdan aşağı doğru. Allah muhafaza eylesin adamlar sonra. Ne yaşarlar sonra? Allah korusun. Ne mi lazım? O yüzden sakın o perdeleri de böyle kıyından filan açmayın.
Açarsanız oradaki kadın cemaati vallahi sizi çarmıha gerer. Küfre düşersiniz. Allah korusun. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Amin. Ya. Kur'an aklı bu uzun bir mesele. O yüzden ama biz bunu normalde seviye atışından baktığımızda biz üç seviyede bunu inceleyebiliriz. Efendim şimdi önceki felsefeciler yani İslam felsefecileri aklen açıklamışlar diyorlar. Şimdi bizim bilimimiz geri olduğu için biz Allah-u Teala'ya açıklayamıyoruz. O yüzden sıkıntı yaşıyoruz diyorlar. Yani böyle bir fikir öne sürüyorlar. İslam felsefecileri varmış mı ki? İşte yokmuş yani. Kendileri de bu işi yapamıyorlarmış. Ama aynı zamanda kendileri de galiba sadece kafaları karışık bu konuda. Onların kafaları karışık.
Yani normalde ben tabi felsefeciler var mı derken normalde İslam ona felsefe demiyor. Kelam diyor da normalde felsefe tabi farklı Yunan mitolojisinden gelme. Bizde de kelam var. Yani normalde tam felsefenin karşılığı değil ama bizde de kelamcılar var. Öyle bakacak olursak geriye doğru gittiğimizde kelamda mesela ilk kelamcılar Allah'ın varlığını ispatla alakalı bir şey yapmamışlar. Buna gerek duymamışlar. Hatta öyle birkaç tane söz var. Yani bir kimse Allah'ın varlığına bir yaratıcının varlığına inanmıyorsa onun aklı yoktur. Ona kalkıp da bir şey söylemeye gerek yok. Onun Allah'ı hani mesela şu anda ateistlerin karşısında Allah'ın varlığını birliğini ispat etmeye çalışan bir topluluk var ya İslam dünyasında.
Şimdi bunların ellerinin güçsüz olmasının sebebi ilk kelamcıların bunlarla alakalı bir şey üretmeye gerek duymayışından kaynaklanıyor. Yani bir kimse diyor yaratıcı olarak bir Allah'ı kabul etmiyorsa bunun akli mekanizması sıfırdır diyor. Bunun aklı yoktur akılsızdır o kimse diyor. Çünkü Allah varlığıyla bütün her şeyle meydandayken zahir ismi şerifiyle o kimse bir yaratıcıyı tanımlamıyorsa bir yaratıcıyı tanımıyorsa bu kimse akılsız hükmüne varıyor.
Bu ilk kelamcıların yolu. Diyeceksin ki o yolda mısın değilim ben. Değilim ama velakin normalde şimdi işin bir tarafına bakarsan da Allah bize imtihanın en sır noktası bu. Yani Allah'ın varlığına iman edin diyor. Gayb bütün sıfatlarıyla tecelli etmiş iman eden öyle görüyor. İman eden öyle görüyor.
İman etmiyor o zaman o sıfatını tecelliyet olarak görmüyor. Diyor ki kendince bu doğanın kendi içerisindeki bir kanundur. Ya bu doğanın kendi içerisindeki kanun kendi kendine mi oluştu? Bana söyledikleri şu binlerce yıl milyonlarca yıl içerisinde oluştu. Ya neden o zaman yarın öbür gün bu oluşma sona mı ercek? Bunun arkasında bir güç yok mu? Bir kuvvet yok mu? Bunu idare eden bir şey yok mu? O zaman duruyor şimdi. Yani diyorum ben sen içinizde bilgisayar programı yazan var mı? Sen yazıyorsun. Eee doğru programcılıktan mezun oldun mu? Bitmiyedik. Bilgisayar mühendisi bölümünden mezun oldun değil mi sen? Oldun. Şimdi normalde bilgisayar var her şey var.
Bütün alt argümanlar var. Bilgisayar kendi kendine program yazıyor mu? Yazmıyor. Aa kendi kendine oluşturmuyor demek programlar. Yok oluşturmuyor efendim. Bilgisayar var her şey var. Kendi kendine program oluşturmuyor. Birisi bir program yazacak ona. Neyle alakalı? Örneğin senin gözlüğünle alakalı. O gözlük kendi kendine oluşmadı. Bir program dahilinde oluştu. Birisi bir program yazdı. O program yazaraktan üretime verdi. Üretimden çıktı. Program dahilinde çıktı. Ama o programı yazan birisi var. Ya bu kainat kocaman program. Bu kainatı da normalde birisi programlaması gerekmiyor mu? Yani plansız programsız böyle bir kainatın bu kadar güzel bir sistemde, düzende yürümesi mümkün mü?
Değil. O zaman şöyle diyor. Doğa kendi kendine böyle bir şey oluşturdu diyor. Yani bu artık yani o ilk kelamcıların yoluna gidiyorsun. Aptal bunlar diyorsun. Anlatabildim mi? Yani buradan baktığımızda şimdi diyorsun ki aptal. Zaten teknolojinin ve bilimin geldiği bu noktada hala da bir kimse yaratıcı yoktur diyorsa. Yani onu normalde gerçekten akli muvazesine bakmak lazım. Ben kimseye akılsız deli demek istemiyorum ama ilk kelamcılarda bu yok. Sonraki gelenler de bunun üzerine fazla durmak istememişler. Hala da mesela İslam dünyası buna cevap arayacağım diye uğraşıyor. Yani felsefi olarak buna cevap aranmaz ki. Bulamazsın cevabını. Sebep çünkü gayba iman akıl üstü bir şeydir. Ayet-i Kerime'de ben hep böyle zaman zaman böyle hani atıfta bulunurum ya.
Yahudilere demiş ki cumartesi gün balık tutmayın. Ya bunun akılla ne alakası var değil mi? Ayette de sabit bu şimdi. Cumartesi gün balık tutmayacaksınız. Haram. Bunu düşündüğümüzde şimdi aklı mantığa aykırı bir haram ya. Olacak iş mi bu? Ama tarihi bir gerçek var. Gerçekten de Musa'nın kavmine böyle bir yasak indirilmiş. Musa'nın kavmi de uyanıklık yapmak istemiş. Ne almışlar? Cumartesi balık tutmayacağız. Eee demişler cumadan ağları atalım biz. Cumadan ağları atmışlar. Cumartesi gününde ağları toplamışlar. Biz bugün balık tutmadık demişler. Şimdi cumartesi gün balık tutmamayı düşündüğümüzde normal akılla bize saçma sapan gelebilir haşa.
İmtihanın dık dediği yer. Ama akıl üstü bir şey ya bu. Akıl üstü kendini o tarafa attığında bu sefer diyorsun ki Allah emretmiş böyle yapıyorsun. Bu da imtihanın bir noktası. Ona iman ettin ya. Ona imanının zahirsel boyutu. Ben sana iman ettim. Eee cumartesi gün balık tutma. Aaa böyle emirim olur şimdi. Bana iman ettiğini göstereceksin böylece. Evet. Ben sana iman ettim. İyi namaz kıl. Yani çok özür dilerim. Yani ağrıbik yapar gibi bu hareketleri yapmak benim imanımı mı gösterecek ona? Evet. Normal akılın üstüne çıktın. Şimdi bir başkasına bakarsan.
Ya ne aklı ya? Ne alakası var bunun? Diyecek. Ama aklın üstüne çıkarıyor. Sen aklını alıyorsun kenara koyuyorsun. Diyorsun ki bu akıl var ya putperest bir akıl. Kendisini ilahlaştırıyor. O da tabiri caizse eline tesbih almış. Salıyor. Senin aklınla oynarım ben diyor. Senin aklınla oynuyor. Bak senin aklınla oynuyor. Diyor ki bu aklı ben verdim sana. Benim verdim. Bu aklı benim yolumda yürüt. Sana vermiş olduğum bu aklı beni bilmekle, beni tanımakla yürüt. Sana vermiş olduğum bu aklı normal mekanizmasından çıkar. Ya ben seni yeryüzüne değil bütün alemlere halife olarak yarattım. Sen öyle bir akıl mekanizmasına geç, bütün alemleri tanımla ki beni tanımlayasın.
Demek ki bizde öyle bir akıl mekanizması var ki, bu akıl mekanizmasıyla biz bütün alemleri tanımlayabiliriz. Bizde öyle bir akıl mekanizması var ki, alemlerde var olan bütün varlıkları tanımlayabilmek, o varlıklarla da konuşabilmek, iletişime geçebilmek özelliğine sahibiz. O zaman biz bu mevcut aklımızla bunu yapmamız mümkün mü? Değil. Hani Hazreti Mevlana, Cerahat-i Rum Hazretleri, vur ayağını yere, biraz daha yukarı, vur ayağını yere, biraz daha yukarı dediği şey bu olsa gerek herhalde. O zaman biz mevcut aklımızla biz ancak yüz metreyi görebiliriz, yüz metreyi bilebiliriz. Biz yüz metrenin içerisinde dolaşır kalırız. O mevcut aklın üstündeki, o gayba iman eden akıl mekanizmasını biz eğer ki harekete geçirirsek, o zaman biz Cenab-ı Hakk'ın şahaser varlığına, şahaser varlığına ve varlığın içerisinde mükemmelliyeti, o mükemmelliğin içerisinde sonsuz, uçsuz, bucaksız ilmini o zaman görebiliriz.
Onu göremiyorsak o zaman iman kemale ermedi zaten. Neden iman kemale ermedi? Mevcut akıl, avam aklında kaldı. Hatta bir çıt aşağı her zaman için hayvanlaşması mümkün. O zaman o Allah'ın normalde, hani Cenab-ı Hak'ta hem ayeti kerimede, hem hadisi kudside, hem hadisi şevirlerde, beni tanısın, beni bilsin diye yarattım dediği şey, gerçek mahiyetini, yerini bulmadı. Bizi yaratma sebebi onu tanımamız. Yaratma sebebimiz onu tanımak, onu bilmek. İyi, onu tanımak, onu bilmek için mevcut akıldan sıyrılıp gaybi akla dönmemiz lazım. Mevcut akılla biz onu tanımlamamız ve bilmemiz mümkün değil. Herkesten bir farkımız kalmayacak. Sufilik bu yüzden mevcut aklın üstüne çıkma yoludur.
Sufilik çok namaz kılma yolu değildir. Her zaman söylerim ya, çok namaz kılma yolu değildir, çok oruç tutma yolu değildir. Çok namaz kılacaksan bir sufiye ihtiyacın yok, sufilik yoluna da ihtiyacın yok. Git evinde sabahtan akşama kadar namaz kıl, git evinde sabahtan akşama kadar oruç tut. Gece de oruç tut, gündüz de oruç tut, hiç. Bir şey yapma, önemli değil ki. Bu değil ama sufilik. Sufilik mevcut aklın dışına çıkmak. Mevcut aklın üstüne çıkmak, dışına çıkmak da değil. Üstüne çıkmak. Bu üstte çıkarken, alttaki akıl mekanizmasını kendine zemin yapmak. Mesela rüya görürüz, öyle değil mi? Rüyayı mevcut aklımızla bizim tanımlamamız mümkün mü? Değil.
Rüyanın içerisinde rumuzlar var. Rumuzları mevcut aklımızla tanımlayabilir miyiz? Hayır. Mesela rüyada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'e rüya anlatıyor. Diyor ki, gökten bir ip sarkıtıldı. Ben tuttum, ondan sonra Ebu Bakir, ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman, ondan sonra Ali tuttu, sonra ip koptu diyor. Kendi rüyasını anlatıyor bakın. Kendi rüyasını böyle anlatınca, Hz. Ebu Bekir Efendimiz hemen diyor ki, buna mana vereyim mi ya Resulullah? Ver diyor. Bak buna mana vereyim mi? Buna mana vereyim mi? Düşünebiliyor musunuz? Ver diyor. Bak mevcut akla göre, normal akla göre. İp, iptir. Öyle değil mi? Birisi de tutundu ipe.
Bildiğimiz ip. Ama öyle mana vermiyor. Diyor ki, bu ip İslam'a işarettir. Allah'ın dinine işarettir. İlk tutan sensin ey Muhammed. Senden sonra diyor, ben tutacağım. Benden sonra Ömer, benden sonra Osman, benden sonra Ali Ali'den sonra ip kopacak diyor. Bütün sahabeler de mescitte, camide herkes dinliyor onları. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne isabet ettirdin diyor, ne de isabet ettirmedin diyor.
Susuyor. Bakın, isabet ettirdin dese, onu bir yere bağlayacak, onun aklı orada kalacak. Onun aklı orada kalacak. Yani onun aklı gaybileşme sürecini bitecek. Ah tamam, oldum, bittim diyecek, kalacak orada. İsabet ettin demiyor. İsabet ettirmedin de demiyor. İsabet ettirmedin derse, onun gaybi akli çalışmaya başlamış. Çünkü gaybi akli çalışmaya başladığı için yolda kalacak gene. Ne dedi? Hiç isabet ettirmedi. Şimdi mevcutta hepimiz rüya görüyor muyuz? Evet. Gördüğümüz rüya, bakın dikkat edin buraya, dikkat edin. Gördüğümüz rüyayı mevcut aklımız algılıyor mu? Hayır. Ama onu hıfzediyor mu? Evet.
Kaydediyor mu? Evet. Kaydettiği rüyanın ne manaya geldiğini biliyor mu? Hayır. Kur'an bizi farklı yere götürüyor. Yusuf, şeyde, zindanda, üç kişi rüya, içeride rüya görüyorlar. Üçeridekilerin rüyalarını tevil ediyor. Birisi daha geliyor, rüya söylüyor. Kimin rüyasını söylüyor? Padişahın. Yusuf diyor ki, söyle dışarı çıktığını. Ben onun rüyasını tevil ederim. Şimdi baktığımızda ne görmüştü padişah? Yedi tane inek gördü. Öyle değil mi? Sonra yedi tane buğday başağı gördü.
Rüya enteresan. Baktığımızda şimdi biz, mevcut aklımızla bakacağız. Mevcut aklımızla baktığımızda yedi tane inek bolluğa, sonra yedi yıl darlığa, sonra buğdayların, bakın rüyadan çıkıyor bu. Bakın bu rüyayı kim hıfzetti? Mevcut akıl hıfzetti. Mevcut akıl bunu ne yaptı? Aldı, hıfzetti bunu. Bilmiyoruz ama üstünü. Üstünde ona karşı bir yorumu yok. Bir bilgisi yok onun. Bu kitaptan öğrenilecek bir şey değil. Defterden okunacak bir şey değil. Bu herhangi bir yerden öğrenilecek bir şey değil. Peki bu rüya yorumu nereden gelecek? Adem'den beri bütün insanlar rüya görürler mi? Evet. Rüyalarını yordurmaya çalışırlar mı?
Evet. Tarih boyunca herkes rüya yordurmaya çalışmış mı? Evet. Bu rüyayı yoracak olan akıl ne? Ben yaratıcıya inanmıyorum demekle bitmiyor iş. Rüyayı hang akıllı yönetecek? Hristiyan'a gidiyorsun soruyorum. Bir bayan, eğitimci Avrupa'dan gelmişler. Diyorum ki rüyanda gördün mü Meryem'i? Görmedim diyor. Rüya görüyor musun? Evet diyor. Öbürkü ne soruyor? O Yahudi İspanya'dan gelmiş. Dedim sen Monsevi'sin. Harika dedim ya. Rüya görüyor musun? Evet dedi. Musa'yı gördün mü dedim ben. Hayır dedi. Rüya görüyor ama. Rüya görmeyen bir insan var mıdır? Enderdir.
Görür. Peki rüyanın aklı ne? O akıl şifreliyor. Bize diyor ki bir çıtta ayağını vur yada yukarı çık sen de anla diyor. Şifreliyor. Ama şifrelerken bizi ne yapıyor? Mevcut aklımızın zemin kullanıyor. Anlatabildim mi? Bu normal aklımız ne? Zemin. Ayağımız onların üzerine basıyor. Bize diyor ki bunun böyle böyle böyle … Manevi de olsa, gaybi de olsa ve gaybi akıl da olsa bunun diyor zahire iz düşümü var. Hani Allah'ı kim Allah'ı seviyorsun diyoruz. Ey Habibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Bakın Allah'ı seviyorsanız bana uyun.
Allah'ı sevmek evet güzel ama düşümü lazım onun. Reel'e tecellisi lazım. Bu ne? Bana uyun diyor. Bunun da normalde bu gaybi aklın da normalde ayağının basacağı yer mevcut pozitif akıl. Biz o akılsız gaybi aklı anlamaya çalışamayız. Ayaklarımız onun üzerine basar. Ben o yüzden zaman zaman derim yani biz akılsızlardan değiliz. Biz aklı ilahlaştırmayanlardanız. Biz aklı ilahlaştırmayız. Neden? Bu aklın mesafesi bellidir. Bakın bu aklın biz ona ister avam aklı diyelim ister pozitif akıl diyelim onun mesafesi bellidir. Sınırı bellidir. O mesafe ve sınırın dışına çıkamaz. Ama gaybi akıl için mesafe sınır var mı?
Yok. O nereye var? Sınır. Zatını düşünmekle alakalı var. Bu mesele çok uzun daha da uzatılabilir. Uyur herkes sonra burada. Efendim gaybi akıldakilerin bilgisi peygamberimiz sallam hazretlerinde var mı? Mevcut mu yani? Mevcut tabii. Biz ona gaybi akıl diyoruz. Biz ona ilm-i ledin de deriz adı. Kur'an bize hep ilm-i ledin anlatır. Musa peygamberdir. Hızır'a git tabi ol der. Peygamber sorar birisi. Ya Musa senden daha alim bir kimse var mı ki? Yoktur. Perde kapanır. Ben her yer karanlık diyorum ya.
Bu sufi için birisi için çok böyle bir ölümden beterdir bu. Bu ölümden beterdir. O kimsenin kalbine gelen ilhamın kapanması, gözünü kapattığında bir şeyler görmesi, zikullah da bir şeyler görmesi, kesilirse vahiy kesilmiş gibi. Kendini öldü gör. Peygamber'e nasıl vahiy kesildi, kendini perperişan etti? Bir sufi için de öyledir. Perperişan eder kendisini. Musa da kendini perperişan etti. Kesildi, kapandı. Gitti Tur-i Sinaya. Secdelere kapandı, yalvardı, yakardı. Neden benimle bağı kestin? Hatta başladılar, Musa'nın Rabbisi Musa'yı bıraktı diye mi? Dedi ki ya Musa, filanca yerde dedi, sohbet ederken, vaaz ederken, orada birisi sordu sana dedi, seninle daha alip bir kimse var mı?
Sen de yok dedin dedi. Bu Allah'ın tacıbına gitti. Bu Allah'ın hoşuna gitmedi. Oysa dedi, Allah'ın öyle kulları var. Kim ya Rabbi dedi, ben gideyim ondan bu ilmi öğreneyim. E git dedi, denizin kenarında bir kulun var. Denizin kenarında bir kulun var dedi, git onunla tanış. Ne yaptı? Geldi Hızır'la tanıştı. Eski ahit, yeni ahit, Kur'an-ı Kerim. Bu hikayeyi biz anlatıyor. Sadece Kur'an anlatmış olsa, diyeceğiz ki ya Kur'an-ı Kerim anlatıyor. Değil, eski ahit de anlatıyor. Yani Musevilerin Tevrat'a anlatıyor. İsevilerin İncil'e anlatıyor. Müslümanların Kur'an'ı anlatıyor. Ne yaptı? Gitti, işte Hızır'ı buldu. Hikaye Kur'an'da var. Biz hikayeyi okuyoruz. Oradaki, bakın oradaki ilm-i ledün aklını görmüyoruz.
Yani bu kıssa Museviler de anlatıyor, İseviler de anlatıyor, Muhammediler de anlatıyor, herkes anlatıyor. Hatta bu kıssayı siz Budistler'de bile görebilirsiniz. Gerçekten ciddiyim. Budistler bile bunu, Oşo bile anlatıyor bunu. Bunu Oşo isimleri değiştirerekten anlatıyor. Musa demiyor, Hızır demiyor. İsimleri değiştirmiş. Kur'an, hırsız. Evet. Ben Oşo'nun kitabında bir sürü Sufi sözü, bir sürü Sufi menkıbesi okudum. Evet. Ben bakıyorum diyorum ki, yok bu normalde filancanın başından geçen, bu pişman canın başından geçen. Neyse konumuz o değil.
Biz orada farklı bir akılla karşı karşıyayız. Mevcut akılla karşı karşıyayız. Hızır'da mevcut bir akıl yok. Mevcut akla göre, normalde kıyıda yan gelmiş, yatıyor kepeneğin altında. Ta denizin ortasında bir gemi var. Sesini duyurması mümkün değil. Zaten Musa Aleyhisselam'ın şaşkınlığı bu. Mevcut akla göre, sesini oraya işittirmesi mümkün değil. Hey gemidekiler, biz burada iki ihtiyarız, bizi buradan al diyor. Ya mevcut akla göre, o sesin oraya gitmesi mümkün değil. O sesin duyulması mümkün değil. İşitilmesi mümkün değil. Gemidekinlerin dilini bilmiyorsun, dinini bilmiyorsun, ırkını bilmiyorsun. Ne asıl duyacaklarını, bunların baktığında mevcut akıl değil. Demek ki mevcut aklın dışına çıkınca, denizdekilere sözünü geçirebiliyorsun.
Dinletebiliyorsun, duyurabiliyorsun. Cep telefonu yok. Akılsızlar için akıllı cep telefonu. Yok. Hey gemidekiler, biz iki ihtiyarız, gelin alın. Biz cep telefonuna inanıyoruz şimdi. Ama o şeydeki gemiye, o sözün nasıl gittiğine, biz, olmaz öyle bir şey olur mu? Ya cep telefonu oluyor ya şimdi işte. Ne yaptılar? Getirdiler bir filika, iki tane ihtiyarı bindirdiler, gittiler gemiye, ihtiyarları yedirdiler, içirdiler. İki ihtiyarız diyor bakın, genciz de demiyor. Bazıları diyorlar ki, ya işte Musa o esnada peygamber değildi. Atır atırdın yere ya. Yapma. Yapma. İllaki sufi yoluna taş atacak ya. Geldi, aldı, bindirdiler, gittiler bir şehrin kenarına.
Başladı Hızır Aleyhisselam, geminin tabanını delmeye. Bir balta buldu oradan, güm güm güm de. Geminin dibini deliyor. Bak, mevcut akıl ona müdahale ediyor. Diyor ki, yapma. Bu insanlar bize iyilik yaptı diyor. Sen nereden bunu şimdi kalkıyorsun da gemiyi deliyorsun? Diyor ki, ya Musa, anlaşmadık mı seninle? Sen bana tabi olmayacak mıydın? Beni sorgulamayacaktın, sabredecektin, seslenmeyecektin. Benim ilmim senin ilmine benzemez dedim. Böyle değil mi? Evet. E sen o zaman git bak yoluna, bak işine. Yok tövbe, ben bir daha senin işine karışmayacağım. Güm güm güm güm, geminin dibini deldi. Su birden fışkırdı, bir müddet bekledi.
Suya dedi ki, sakin ol, selamet ol. Bu kadar yeter. Fazla dolma içeri. Biz mevcut akıl da bunu reddedeceğiz şimdi. Ne ya? Evliya menkıbesi veya Hızır menkıbesi. İyi. E sen şimdi eski ayete inanma, yeni ahite inanma, Kur'an'a da inanma. Kur'an bizi, bakın bütün üç kitabın, üçü de bizi farklı bir yöne yönlendirdi. Akıl üstü bir şeye yönlendiriyor bizi. İlm-i Ledün dediğimiz şey, işin gerçeğini, hakikatini bilmen, bilmek. E ne yaptı? Su durdu, gemiden indiler, bir duvar tamir ettiler. Ardından ne yaptılar? Bir çocuğu öldürdü. Ardından çıktı dışarı, dedi ki ya yok, bu iş olmayacak. Yolumuz ayrıldı. Ne oldu? Mevcut aklın dışına çıktı bu. Bakın, mevcut aklın dışına çıktı.
Daha üst bir akla çıktı. Daha üst bir akla yönlendirdi. yönlendirdi. Aynı şey İsa Aleyhisselam için. Şimdi düşünebiliyor musunuz siz? Birisinin gözü ama tükürecek, gözüne böyle sürecek, gözü görmeye başlayacak. İsa Aleyhisselam için. Aa, alaca hastalığı olmuş, alaca hastalığının elini sürecek, geçecek.
Hatta havarileri de yapacak. Hatta, diyecek ki, havarileri, Musa'ya sofra iniyordu cennetten. Biz de istiyoruz. Ne dedi İsa Aleyhisselam? Siz haddi aşıyorsunuz ama, siz haddi aşanlardan oldunuz. Allahu Ekber namaza, namazdan sonra sofra. Dedi ki, ertesi güne ayırmayın. Bu her gün indirilecek olan sofra. Ondan ne yaptılar? Sakladılar, ayırdılar. Ertesi güne. Sofra kesildi. Musa'ya da aynı sofra iniyordu. Hazreti Peygamber de dedi ki, beni Rabbim besler. Şimdi mevcut akla göre, baktığımızda bunların olması mümkün mü? Değil.
Bakın, bütün ilahi kitaplar, insanlara şunu diyorlar. Mevcut aklınızı ilahlaştırmayın. Vurun, bir çıt yukarı çıkın diyorlar. Bir çıt yukarı çıkın. Biz şimdi normalde, peki, hani, Kur'an'a şüpheyle bakıyorlar ya, iyi, şeye baksınlar, ne o, İncil'e baksınlar. İncil'de, Kur'an'da aynı şeyi, bize söylüyor. Ne diyor? İsa Aleyhisselam, ölüleri diriltirdi. Aa, nasıl? Hani birisi öldürüldü de, havarilerin üzerine atılmıştı, öldürülme meselesi. Havarinin birisini asçaklardı, öldüreceklerdi. Ne yaptı? Baş havari geldi. Baş havari gelince, İsa Aleyhisselam'dan icazet alıp da geldi.
Dedi, bu öldürülen kim? Filanca. Nerede dedi bunun cesedi? Filanca yerler. Çağırın bakayım dedi buraya. Üç dört kişi, büyüklerden insanlar, çağırdılar. Nerede oldu olay? Antakya'da, Anadolu'da. Ölünün başına gitti. Seni kim öldürdü dedi. Kafamız şimdi basmıyor bizim. Ölünün başına gitti. Dedi ki, seni kim öldürdü? Seni kim öldürdü dedi. Baş havari sordu. Ölüden sesi herkes duydu. Dedi ki, beni filanca öldürdü. Bıçağı da filanca yere gömdü. Bu delili. Filanca öldürdü. Bıçağı da filanca yere gömdü.
Kalktılar. O kralın dört tane de yanında, devlet büyüğü. Gittiler, o adamı yakaladılar. Dediler, bunu sen öldürmüşsün. Ikçıktık, ikçıktı. Sen öldürmüşsün. Evet ben öldürdüm. Tamam. Gittiler, bıçağı da gömüldüğü yerden aldılar. Öbür havariyi bıraktılar. Bu sefer, baş havariyi, kral kendine baş yardımcı yaptı.
O ama, onun havariinden olan o şahısı, asçaklardı. O yüzden, Habibi Neccar, bağıra bağıra gidiyordu. Sizden ücret istemeyen, derin peşinden gidin. Neden? O Habibi Neccar'a gitti. Habibi Neccar, imana davet etti. Habibi Neccar dedi ki, ben yıllardan beri, bu alaca hastalığıyla, mücadele ediyorum. Benim her şeyim var, ama şu hastalığıma, bir derman bulamadım. eşim yüzüme bakmıyor, çocuklarım yüzüme bakmıyor, benim parampolum da var, hiç kimse benim yüzüme bakmıyor. Bundan dolayı saygınlığımı yitirdim. Eğer dedi, bunu iyileştirirseniz, sizin Rabbinize iman ederim. Bu normal akıl bakın. Normal akıl, mucize ister, keramet ister.
Bir derviş, şeyhinden keramet bekler. Ne dedi Ebu Cehil? benim elimdekini söyle, iman edeceğim dedi. Bak mucize bekliyorum. O da dedi ki, senin elindekinler, benim kim olduğumu söylese, iman eder misin? Dedi ya, kardeşimin çocuğu, gerçekten kafayı yemiş dedi. Gitmiş, kafa gitmiş, daha zormuş diyor. Hay hay dedi. İman edeceğim. Elindeki taşlar, eşedüven la ilahe illallah, ve eşedüven Muhammeden Abduhu ve Resul deyince, attı sen büyücüsün dedi. taşı konuşturan neydi? Hangi akıldı? Ölüyü konuşturan hangi akıldı? Ölüden o sesi kim verdi?
Hangi akıl seviyesinde o sesi duydu? Hangi sinyalizasyon sistemiyle onu duydu? Dünyada yaşıyor. Hangi boyuta geçerekten, ölünün sesini duydu, öbürkün nerede duyurdu? Hızır hangi boyuttaydı? duvarın ördürdü, dedi ki, bu çocuklar küçük, bu çocukların babası çok cömertti, tüccardı, çocukların babasını öldürdüler, buradaki altınlar şimdi, çocuklar büyüyünce kadar muhafaza olacak, burası babalarının mülkü, büyüdüğünde, bu altınları görecekler, babalarının yoluna devam edecekler.
hangi boyutta bunu gördü ve söyledi? Kur'an bize bunu söylüyor. Bunu sadece Kur'an söylese, diyecekler ki, ya sıkıntı var burada, hani dine karşı olanlar. Eski ahitte söylüyor, yeni ahitte söylüyor. Hızır hikayesini, normalde Budistler de anlatıyor, Oşo da anlatıyor. Daha da geriye gittiğinde, Tao'ya kadar gidecekler dese, bu akıl hangi seviyede? Kur'an haklı. Biz bu akıl boyutunu yakalamakla mükellefiz, Müslümanlar olarak, inananlar olarak. Biz bu akıl boyutunu yakaladık mı, yakalamadık mı? Yani biz iman etmeyi, normalde kabullendik, iyi güzel ama bize diyor ki, Allah'ın varlığına, birliğine, meleklere, gayba iman istiyor bizden. Gerçek manada, akıl olarak gayba iman edersek, bizim o gayba iman eden, ilm-i led'in aklına, hangi periyatta, hangi perdede ulaşacağız?
Cenab-ı Hak bizi o periyatta istiyor. Ben ona inanıyorum. Allah diyor ki, ben sizi, bana iman edip, beni tanıyıp, beni bilesiniz diye yarattım. Bu mevcut akılla, biz onu ne kadar biliriz? Bize Hızır aklı mı lazım? Bize İsa aklı lazım. Bize Musa aklı lazım. Bize Davut aklı lazım. Aynı şeyi Davut için söylüyorlar. Öyle değil mi? Geldi birisi, normalde bir inek, birinin bahçesine girdi, adam da bu inek benim dedi, kesti. Ondan sonra gittiler Davut'un önüne, dediler ki, bu adam benim ineğimi kesti. O dedi ki, benim ineğim. ertesi gün Davut namaza durdu, Allah'a secde etti, yalvardı. Dedi ki, bu işin hakikatini bana göster. İşin hakikati göründü.
Sabah oldu, bütün insanlar toplandılar. Davut'un adaletini bekliyorlar. Davut dedi ki, o adama, sen istersen, ufak ufak git, bu davadan vazgeç. Senin nasıl, dedi adaletin var. inek benim. Dört tane asker. Dedi ki, bu adamın ellerini arkadan bağlayın. Bağladılar. Dedi, götürün bakalım, gelin bakalım, herkes halk arkasından geliyor. Dedi ki, ey insanlar, bu adam, bu adamın babasını öldürdü. Filanca ağacın dibine gömdü. Bir çağda filanca ağacın dibinde adres veriyor. Bu akıl ne? Süleyman'ın aklını anlatıyor bize Allah, Kur'an'ında. Yine ben şimdi onu teyit ettireceğim. Hem eski ahitte var, hem yeni ahitte var. Süleyman'ın aklı ne?
Hangi akılla, cinnilere de hükmetti, şeytanlara da hükmetti? Hangi akılla, kuşlarla da konuştu, böceklerle de konuştu? Hangi akıl boyutunda, Belkıs karşısında oldu? Hangi akıl boyutunda, Belkıs batmaktan korktu, korka korka yürüdü? Her taraf çünkü, cam gibiydi. Cam gibiydi diyorum, cam değildi. Hangi akıl boyutunda bu? Çok özür dileyeceğim ama, biz dini namaz, abdest, oruç, örtü, bağlamında, aldığımızdan kaynaklanıyor bu. Yani biz buradaki aklı, araştırmıyoruz ki biz. Hz. Peygamber, Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'ne, miracı hangi akıldaydı?
Hangi akıl boyutunda mirac etti? Bütün peygamberlerin de miracı var. Adem'den itibaren bütün peygamberler, mirac etmişlerdir. Hangi akıl boyutunda mirac ettiler? Ama dünya sistemi bizim bu akıl boyutunu kabullenmiyor. Burayı açmak istemiyorlar. kendileri kullanmak istiyorlar burayı. Mossad kullanmak istiyor, CIA kullanmak istiyor, KGB kullanmak istiyor, M15 kullanmak istiyor. Onlar kullanmak istiyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Adam oturdu yerden haberleşecek. Hiçbir alet, takım taklavata ihtiyaç yok. Ben örnek veriyorum bazen, hani böyle kendimi meşhur etme derdim yok benim.
Bakın, diyorum ki bu sufiliğin başlangıcı. Şeyh'im kaldırdı telefonu. Mustafa Efendi, ben neredeyim şu anda? Plan ceyerdesiniz efendim. Odada kaç kişi var? Altı tane bayan var efendim. Tarif et. Örtüleri şu renk. Oturduğunuz koltuk bu renk. Bayanların oturdukları koltuk bu renk. Halı bu renk. Maşallah oğlum. Selamun aleyküm. Sufiliğin başlangıcı diyorum. Bu hangi akıl boyutu? Bunu normalde insanlar buna bakacak. Buna insanlar bakacak. Babası, bir arsa var.
Bana hiç söylemedi. Her gün gidiyor arsanın başında, üç ihlas bir fatihe okuyor, buraya alsın diye. Bir gün çağırdım, yeter oğlum dedim lan. Hayırlı mı, hayırlı mı? Nereden biliyorsun? Neden böyle yapıyorsun? Ben görmüşem, hayırlıdır dedi. Hangi akıl boyutunda? Geçen gün bir yerde bir mesele oldu. Derviş de arasın şimdi ya dedim ben de. Ben oracağını biliyorum halbuki. Yanımda da üç dört kişi var. Biri dedi arar mı? Derviş olup olmadı. Çıkacak mıydana şimdi dedim. Hangi aradı? Tabii onlar sevinç çığlıklar attılar. Aradı diyor. Ben içimden diyorum ki, siz de dervişliği görün, öğrenin.
Hangi akıl boyutunda o mesajı aldı da aradı. Şimdi bunu yaşayan kimse var. Üç dört tane de şahit var. Şahit de var. Din bizi aklı üstüne çıkarıyor. Diyor ki, avam aklıyla kalma. Allah seni, kendine halife yarattı. Onu tanıyacak, onu bilecek, yegane varlıksın. Bu aklında değil. İlmüledin hakkıyla. Gününüz mübarek olsun. Saat kaç?
Sekizde mi? Sekiz otuz mu? Sekiz otuz. Saat yedi. Peki. Hepsi de ilahi akıl.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.