mustafaozbag.org

Gelibolu Mevlevihanesi Soru-Cevap - 4 Kasım 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Kasım 2018 · 1:41:31

Hepiniz de hoş geldiniz. Selamun aleyküm. Allah gününüzü, gecenizi hayır eylesin inşallah. Buyurun. Sağımı solumu iyi göreyim. Selamun aleyküm efendim. Bir şeye karşı sevgin seni sağır ve kör eder. Hadis-i şerifini açıklayabilir misiniz lütfen? Şeyde, Kur'an-ı Kerim'de aşkla alakalı bir ibare yoktur.
Ama müminleri tarif ederken onlar Allah'ı şedid bir sevgiyle, çok kuvvetli bir sevgiyle severler der. Burada şedid sevginin açılımı aşıklıktır, aşktır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bu şedid bir sevgiyle sevmenin halini bize tarif eder. Der ki bir kimsenin bir şeye olan aşırı sevgisi onu sağır ve kör eder der. Onu sağır ve kör etmesi, o kimsenin sevdiğinden başka hiçbir şey görmemesi, sevdiğinden başka hiçbir şey duymamasıdır. Bu sağırlık ve körlük sevdiğinin haricinde her şeye kapalı olmasıdır. Şimdi bu meseleye eğer biz ilahi aşıklık noktasından bakacak olursak, bir kimse ilahi aşıklıkta gideceği son merhale Allah'a aşıklığıdır.
Allah'a aşıklığın üzerinde başka bir şeye yüksek bir aşıklık yoktur. Bir kimse eğer başka bir şeye Allah gibi aşık olursa, şirke düşmüş olur zaten. Bu farklı bir şeydir. Ama bir kimse Allah'a aşık olursa, o zaman gördüğü, duyduğu bütün her şey onun sıfatlarının tezahürü hükmünde olur ki, şeytaniyete, nefsaniyete, heva ve hevese karşı kör olur. Bir kimse bir şeye çok dikkatli bakarsa, başka şeyleri görmesi mümkün değildir. Eğer baktığı yerde başka şeyleri de görüyorsa, baktığı yere odaklanmamıştır. O zaman bir şeye odaklanmak da insanı diğer şeylere karşı kör eder. Eğer baktığı yerde diğer şeyleri de görüyorsa, o zaman o kimse zaten odak olarak baktığı noktada değildir o.
Onu mesela bir kimse bir eve baktı, bir eve bakarken etrafındaki şeyleri de görürse, o evi görürse, o evi analiz etmesi, o evi en ince ayrıntısına kadar görmesi ve bilmesi mümkün değildir. Burada o kimsenin kendisini odaklamasıyla, diğer şeylere karşı olan körlüğü ve sağırlığı başlar. Sufiler dinle der ya Hazreti Mevlana meslemesinde, bir şeyi dinlerken, mesela o dinleme esnasında başka şeyler de duyuyorsa, o zaman o kimse onu dinlememiştir.
O diğer şeylere karşı sağır olması gerekir. O zaman bir kimse bir şeyi şedid bir sevgiyle severse, diğer şeylerle olan bağı kesilir. Bağı kopar. Yok diğer şeylerle de bağı kesilmiyorsa, bağı kopmuyorsa, o kimse o zaman onu şedid bir sevgiyle sevmemiştir. Burada bu bir tespittir. Yanlıştır, doğrudur, eksiktir, bu ayrı meseledir. Ama bir tespittir. Normalde bu evliliklerde farklı tezahür eder. Mesela bir annenin çocuğu olur. Annenin çocuğu olunca, kadın kendisini direkt çocuğa karşı bağlar. Ve kadın kendisini çocuğa karşı bağlayınca, mesela babayla olan irtibatı kesilir. Evli olan irtibatı da kesilir. Anne otomatikman kendisini çocuğa bağlamıştır.
Veyahut da evlenir bir kız çocuğu. Evlenince, eğer erkeğe aşıksa, otomatikman erkeğe bağlar kendini. Erkeğe kendini bağlayınca, annesi yalnız kalmış, annesi yan yatmış, çamura batmış. Orada bir babası varmış, onunla bağı kalmaz. Neden? Direkt çünkü kocasına bağlandı. Veyahut da bir erkek, kendisini direkt bir kadına bağlarsa, arkasında annesi kalmış, babası kalmış, amcası, dayısı varmış, bağı kopar. Veyahut da bağı onun bu noktada eskisi gibi düzgün gitmez. Bunu böyle işte eskisi gibi düzgün götürüyorsa, o idare ediyor herkese. Bunda o şedid bir sevgiyle sevmek veyahut da şedid bir bağla bağ kurmamış o. Şimdi, Allah'la şedid bir sevgiyle seviyorsa ve ona öyle bir bağlıysa, o kimsenin Allah'ın istemediği, Allah'ın sevmediği şeylerle bağı kalmaz, hala da bağı kalıyorsa, o zaman o şedid bir sevgiyle onu sevmedi.
Bir kimse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini şedid bir sevgiyle seviyorsa, onun sevmediği, onun istemediği, onun yolunun dışında olan şeylerle hiçbir bağı kalmaz kaldıysa, o zaman onu şedid bir sevgiyle sevmiyordur. Veyahut da bir kimse bir şeyi şedid bir sevgiyle seviyorsa, onun dışındaki şeylerle bağı devam ediyorsa, o kimse onu şedid bir sevgiyle sevmemiştir. Kör ve sağırlık yaşar insan. Yaşamıyorsa, o zaman şedid bir sevgiyle sevmedi. Tabi, burada normalde kimi sevecek, kimi sevmeyecek, kimi şedid bir sevgiyle sevecek unsuru çıkar ortaya, ben onu önemsemem. İstersen o kimse, ağacı şedid bir sevgiyle sevsin, ağacı. O ağaçla itibat kurar, ağaçla konuşur, ağaç ona dillenir, ağaç ona dillenir.
Bir insan düşünün, hayatı boyunca bir ağacı dahi sevemediyse, neyi sevebilir ki? İşin bir de bu tarafı var. Şarkılarda güzel sevmekten kim usanır ki diye. Ama insanlar sevmezler. Evet. Biraz uzunca ne oldu ama hakkınızı ilan edin. Efendim, izninizle iki sorum olacak. Bir tanesi, iman ile ilgili. İmanı bize tarif ederken, küçüklüğümüzden beri bize öğretilirken, dil ile ikrar, kalb ile tasdik olarak bize öğretilen. Halbuki tasdikin özünde, hani ben bunu biliyorum, ve tasdik ediyorum, onaylıyorum gibi bir anlam var.
İmanın tam aksine, kelime manası itibariyle güvenmekten, ve kayıtsız şartsız güvenmek, Türkçe'ye çevrilmesinde. Hasbel Beşer bize de ilahiyat tahsilinde, hep sorgulayın. Akıl süzgecinizden geçirin, akıl süzgecinden geçirin. Bu konudaki bu, belki de benim iki şahsen ikileme düştüğüm konuda, biraz sizden açıklık rica edeceğim. İkisi de kul ve günah arasındaki ilişki, efendim. Kul ve günah arasındaki ilişki. Kul ve günah. Günah arasındaki. İzninizle bir hadis-i şerif okumak istiyorum. Eğer siz günah işlemez olsaydınız, Allah başka insanlar yaratır, onlar günah işlerler, kendisi de onları bağışlardı şeklinde bir hadis-i şerif var. Günah bu kadar elzem bir şey ise, günahın neticesindeki sorumluluk, niye o halde diye düşünüyorum.
İmanın dışa oradan tecelliyatını bize tarif ederler. Dille ikrardır derler. Dille ikrar hukuktur. İçsellikle alakası yoktur. Hukuk şundan dolayıdır. Ben Müslümanım. Müslüman bir kimseye, benim kanım, benim canım, benim malım, benim namusum, benim şerefim, benim haysiyetim, Müslüman bir kimseye haramdır. Dille ikrar, o kimsenin kendi hukukudur. Dille ikrar etmek demek şu, ben Müslümanlardanım. Ben Muhammediyim.
Ben Kur'an'a iman ettim. Ben bu, ezan okunuyor ya, evet, ben bu ezandanım. Mesela. Veyahut da, ben o besmele çekenlerdenim. ben o Allah diyenlerdenim. Ben o Kabe'yi tavaf edenlerdenim. Bakın, hiç birisi de bunu normalde, sadece, İslam'ın, kendi içerisindeki, şiar haline gelmiş. Herkesin bildiği, bazı ritüelleri, kendisine atfetmesi. hadis-i şerif, ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki, bir şahıs der ki, benim, ceddimin, ceddimin, ceddisi, Muhammed ümmetindenmiş. Benim şefaatim ona vacip olur. Ceddinin, ceddinin, ceddisi, üç kuşak.
Üç kuşak öncesine diyor ki, veya dört kuşak, beş kuşak, siz bunu arttırabilirsiniz. Yedi kuşak, sekiz kuşak, on kuşak, önemli değil. Diyorsunuz ki, benim ceddimin, ceddisi, Muhammed ümmetindenmiş. Yani, ben de Muhammed'iyim. O kimse diyor, şefaatim vacip olur. Şimdi, dil ile ikrar, insanın, diğer insanlarla olan, hukukunu ilgilendiren bir şeydir. Bir kimse, ben Müslümanlardanım dediyse, tekrar söylüyorum, onun canı, onun malı, onun namusu, onun aklı, onun şerefi, onun haysiyeti, diğer Müslümanlar tarafından, haramdır. Kim onun, malını, zorla alır, mümin değildir.
Kim onun canını alır, mümin değildir. Kim onun namusuna dil uzatır, el uzatır, mümin değildir. kim onun haysiyetine, şerefetine dil uzatırsa, mümin değildir. Burada çok tehlikeli bir nokta vardır. Siz, bir Müslümanın malını, canını, aklını, haysiyetini, şerefine, namusuna, dokunamazsınız. hadis-i şerif, Müslüman odur ki, Müslüman odur ki, diğer Müslümanlar, onun elinden ve dilinden emindirler. Mümin odur ki, diğer müminler, onun canından emindir. Yani, mümin bir kimse için derler ki, biz canımız buna emanet edebiliriz. bu bizi öldürmez. Şimdi, imanın dil ile ikrarı, bu, insanın toplumsal hukukuyla alakalı, diğerleriyle alakalı, diğerleriyle, diğerleriyle alakalı hukukuyla. Hani, bir ayeti kerime var ya, iman ettik diyen, kimsenin malını nasıl alıyorsunuz diye.
Neden? Hani, sahabeler, bir sürüden koyun almaya kalktılar, birinin malını almaya kalktılar, hatta aldılar. Onlar diyorlardı ki, biz iman ettik. İman ettiğimiz halde, bizim malımızı neden alıyorsunuz? Allah Resulü çok kızdı ona, çok kızınca, ayeti kerime indi. Siz, Müslümanların mallarını, göz göre göre, haksız bir şekilde yemeyin diye. Bakın bu, imani bir mesele. Buranın altını çizdik. Şimdi, asıl konumuz bu değil çünkü. Asıl konu ne? Kalb ile, tasdik diyen, nitelendiren şey. İman etmek, inanmaktır. İnanmak, bütün her şeyiyle kabul etmektir. Kalbinin buna, emin olması gerekir.
Şimdi, imanın bizde kelime lafzı var. Din, Kur'an, sünnet, lafız olarak, biz ne diyoruz? İman kelimesi olarak, eşhedü. Bütün herkes söylüyor ya, camilerde okutuyorlar, öyle değil mi? Camilerde imamlar okutuyor, nikah kıyarken imamlar okutuyorlar, hepsi de ne diyorlar? Önce başlarken, eşhedü ile başlıyorsunuz. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü. Muhammeden abduhu ve resulü. Ve yine, eşhedü. Yani, şahidiz demek. Ben şahidim. La ilahe illallah. Allah'tan başka ilah yok. Türkçesi. Ben şahidim diyorsun. Gördüm.
Şahid oldum bir şeye. Ardından da, ikinci şehadet geliyor. Ne? Muhammed'in Resulullah. Abduhu ve resulühü. Muhammed Allah'ın kulu ve resulüdür. Buna da şahid oldum diyorsunuz. Şahitlik yapıyorsunuz. Şimdi, bir kimse, şahitlik yaptığı şeye, kalben, tasdik mi eder, güvenir, inanır mı? Şahitlik ettiğiniz şeye ne yaparsınız? İnanırsınız. Kalb ile tasdik edecek. Neyi tasdik ediyorsunuz bu noktada? He, tasdik ettik. Allah var. Sen tasdik etmezsen yok muydu? Kalben, tasdik ne demektir? Siz bir dilekçe götürürsünüz.
Öyle değil mi? Sizin makamınız tasdiklenir. Bir müdür tasdik eder. Öyle değil mi? Ne diyor? Bir kanun çıkarıyorlar. Kanun çıkardıktan sonra diyorlar ki, Cumhurbaşkanı tasdik etti kanunu. Onayladı. Veyahut da ne diyorlar? Başbakan bunu onayladı. Veyahut da müdür bunu onayladı. Neyi onayladı? Bu söylenen kanunu maddeye onayladı. İyi. Bunu Türkçe'ye çevrilirken sıkıntı var. Kalb ile tasdik ettik. Allah'a emanet. Ey Allah sen varsın ben tasdik ettim senin varlığını. Muhammed de senin kulun ve peygamberin ben onu da tasdikledim. Sıkıntı burada.
Burada asıl normalde tabi imanı tarif eden, genel olarak mahturidiler inanmak, güvenmek imanı tarif ederken. Aslında en önemli şey imanı tarif ederken bir şeyin bu noktada kabullenmek, kabul etmek. Bu tabi kabullenmek, kabul etmek deyince ona teslim olmakta giriyor ardından. Aslında iman teslim olmak. Yani orada kalb ile tasdik dediğimizde sanki bir şeyi birisi onaylarsa olacakmış gibi.
Oysa teslim olmaktır iman. İmanı normalde hadis-i şeriflerde peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri teslim olmak diye nitelendirir bize. İman bir teslimiyettir. Niye teslimiyettir? Biz iman ettiğimiz Allah'a teslim oluruz. İkincisi kulun haramlarla olan bağlantısı. Şimdi Cenab-ı Hak sıfatsallığı açısından sıfatları sonsuzdur. Bu sonsuz sıfatlarının tecelli edeceği bir varlık alemi vardır. Bu varlığın içerisinde sıfatlarının en yüksek derecede tecelli ettiği, göründüğü yer insandır. Adem'dir. Cenab-ı Hakk'ın o sonsuz sıfatları Adem'in üzerinde tecelli eder. Adem'in üzerinde tecelli ettiği için bütün varlığa Adem'e secde emri gelmiştir.
Eğer varlığın içerisinde Adem'den daha üstün bir varlığın üzerinde sıfatsal tecelliyatı olmuş olsaydı, o zaman diyecekti ki siz Cebrail'e secde edin. Ama Cenab-ı Hak Adem'i yarattı. Adem'i yarattıktan sonra da Adem'e bütün sıfatlarını tecelli ettirdi. Ve ona bütün sıfatlarını da öğretti. Bütün sıfatlarını da ona öğrettikten sonra dedi ki Adem'e ne soracaksanız sorun. Varlığın bütün unsurlarına. Ve varlığın bütün unsurları Adem'e soracak bir şey göremediler. Çünkü Adem'in varlık noktasındaki tecelliyatlarına baktıklarında kendileriyle alakalı her şeyi Adem'de gördüler. Adem'de gördükleri için Adem'e bir soru sorma ihtiyacı duymadılar. İşte o Adem aynı zamanda da günah işleyen olarak yaratıldı.
Çünkü Cenab-ı Hak günah işleyen bir Adem olmazsa Allah'ın af sıfatı da tecelli etmeyecekti. Af sıfatının da tecelli edeceği günahkar insanlar. Ve işin daha da enteresanı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki Hiçbir kul yoktur ki bir günahın pençesinin altında olmasın.
Hiçbir kul yoktur bu Müslümanlara ait. Günahkarların en hayırlısı günahına tövbe edenlerdir. Günahına tövbe edenler de hiç günah işlememiş gibidir. Hadis-i şerif bu. Aslında bu hani hiç kimse günah işlememiş olsaydı Allah öyle bir kavim yaratırdı. O kavim günah işler, tövbe eder. Allah da onları tövbe ederdi. Ayet-i kerimesinin tefsiridir bu hadis-i şerif. Bu ayet-i kerimeyi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri okuduktan sonra bu hadis-i şerifi söyler. Yani hiçbir kimse yoktur ki bu bakın ayet-i kerime çok açıktır. Hiç kimse günah işlememiş olsaydı Allah bir kavim yaratırdı.
Bu kavim günah işlerdi, tövbe ederdi. Allah da onların tövbelerini kabul ederdi. Hadis-i şerif ardından Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu hadis-i şerif bize şerh ediyor, açıklıyor, tefsir ediyor. Diyor ki hiçbir kul yoktur ki bir günahın pençesinin altında olmasın. Yok şeyhti, yok dervişti, yok hocaydı, yok hacıydı, yok alimdi, yok şöyle bir mükemmel insandı, yok bu böyle bir mükemmel insandı, ayırt etmiyor. Hiç kimse yoktur ki günah pençesinde olmamış olsun. Bundan bir tek Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri müstesnadır. Onun da ameliyatla Cenab-ı Hak tarafından, Cenab-ı Hak tarafından, içinden heva ve hevese ait ve nefsine ait ve şeytana ait olan tabiri caizse deyniaları veyahut da genetik, içindeki genetiği alınmıştır.
Ben genetikçi değilim de, hakkınızı helal edin. Ama bizim içimizde mümin genetiği de var, kafir genetiği de var. Genetik, ben bunun bir genetik özellik olarak görüyorum. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin üç tane ameliyatı vardır, manevi. Hani bir geldi, Cebrail aleyhisselam benim kalbimi açtı, içinden siyah bir şey çıkardı, yedi yaşında, birinci ameliyat.
Onu okursunuz ya, ardından bir ameliyat, ardından bir ameliyat daha. Üç ameliyat geçirir, devre devre. Üç ameliyat geçirir, manevi. Bu üç ameliyatta onun içindeki günah, ben birinci ameliyatı kafirlikle alakalı, kendimce öyle düşünüyorum. Onun içinden o genetik alındı, yedi yaşındayken. İkincisindeki normalde şeytanıyla alakalı veya nefsiyle alakalı, üçüncüsünde şeytanıyla alakalı. Bu üçün de genetik olarak alındı. Şimdi mesela, bütün insanların genetikleriyle oynuyorlar. Çok kısa bir zamanda, insanlardaki iman genetiğini bulacaklarına inanıyorum.
Bunu tam tespit edemediler, daha tespit edecekler bunu. Tespit edince ona doğru yüklenecekler. Onları yok etmeye çalışacaklar. Sizi biraz kozmik savaşlara götüreyim mi? Siz zannediyorsunuz ki tanklarla, tüfeklerle savaşılacak. Şu anda kozmik savaşlar var. Bu kozmik savaşların en önemli silahları, içtiğiniz haplar ve yedikleriniz.
Ben yıllardan beri bunu bangır bangır bağırırım. Siz bundan, bu sohbetlerden uzak değilsiniz. Derim ya, içmeyin, fazla ilaç kullanmayın. Eczanelerin önünde durmayın. Peygamberi sağlık metotlarını uygulayın. Peygamberi. Hani halk dilinde otla çöplen derler ya, evet. Bu neden? Kozmik savaşlarla alakalı. Televizyonda görüyorsunuz. İşte Amerika'da diyor, kabul edenlerin derisinin altını bir çip yerleştiriyoruz. Evet. Bu çiplerle diyor, o insanlar kart basmıyorlar, şunu yapmıyorlar, bunu yapmıyorlar. Para harcarlarken herhangi bir şey yapmıyorlar.
Çipini gösteriyor. Çıt çıt çıt gidiyor. Para harcayacak, oradan harcıyor. Bir iş yerine girecek, oradan giriyor. İş yerinden çıkış saatini oradan karşılıyor. Öyle değil mi? Yani, bir melekul düşünün, küçücük. Bize şimdi harp sanayi gösteriyorlar, öyle değil mi? Küçücük arı kadar droneler, öyle değil mi? Arı kadar. Arı kadar. Yani o arı kadar olan dronenin üzerine harita yüklüyor. Arı kadar o dronenin üzerine, normalde balistik bir silah yüklüyor. Ve arı gibi bir drone gidiyor, bir yere imha ediyor. Bildiğiniz arı kadar. Yani sizin üzerinize bir çip koysalar, arı gelir sizi de imha eder. Size bir molekul aşılasalar.
Size dediler ki, örnekliyorum. Bir ara neydi? Grip aşısı mıydı o? Ortalığı ayağa kaldırdılar. Bütün bir ton, milyon dolarlık bize grip aşısını sattılar. Ondan sonra biz de onları kullanamadık. Kullanamayınca da biz o paraları normalde, o aşıları ne yaptık? Başka üçüncü dünya ülkelerinin birisine hediye ettik. Peki, grip aşısıyla bizim hepimizin üzerine birer melekül yükseler, melekül yükleseler ve herhangi bir hastalığı o meleküle bağlasalar, bütün ülkeyi hasta edebilirler mi?
Kimyacı ederler mi? Efendim? Ederler. Değil mi? Bir melekül yükleseler bize, bütün ülkeyi hasta edebilirler mi? O aşıyı kim kullandıysa herkes hasta olabilir mi? Evet. Şimdi, haramla bağlantı kuracağız ya, haram işlemeyen bir tek Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Geri kalan herkes haram işleyecek mi? Evet. Ama bu haramla tövbe ederse bir kimse, o haramın kendisine verecek olduğu zarardan kurtulacak mı? Evet. Seven sevdiğine gidiyor. Sen ne alakalı diyor, arkandakilerle alakalı. Sen korkma, merak etme. Çekiyor.
Yok, yok. Seven sevdiğine gidiyor dedim ben. Keçinin de sevmediği ot burnunda bitermiş ya. Şimdi haram işleyen insanlar, haram işliyor. Haram işleyip tövbe edecek. Tövbe edince de hiç günah işlememiş olacak. Bu Allah'ın sıfatıyla alakalı. Ama bir de başka bir şey söyleyeceğim size, buradan hareket ederekten. Haram, insanlardaki hastalıkların sebebidir. Buna itiraz edecek bütün herkes şimdi. Eczacılar, tıpçılar, doktorlar hepsi de buna itiraz ederler. Hastalıkların temel sebebi haram işlemektir. Haram yemektir.
Haramla iştigal etmektir. Hastalıkların temel sebebi temiz yiyecekler yememektir. Bir Müslüman, bir Müslüman az hasta olur. Az hasta olur. Hasta olursa da ölür. Şehit olarak ölür. Müslümanın hastalığının tedavisi yok ise şehit olur. Müslüman az hasta olan. Ama neden Müslüman az hasta olur? Az yer. Az uyur. Sağlıklı beslenir. Sağlıklı beslenmenin yolu nedir biliyor musunuz? Üç hurma yemektir. Sağlıklı beslenmenin yolu üç hurmadır.
Sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenmek, evinin önüne bir şeyler ekip, oradan ektiğin şeyi toplayıp pişirip yemektir. Bir dahaki seneye onun tohumunu çıkarıp, tekrar dikip, tekrar onu toplayıp yemektir. Sağlıklı beslenmek. Helal ve temiz beslenmek. Helal ve temiz beslenmek. Helal ve temiz beslenmek için kapının önüne bir tane inek koymaktır. O ineği yem yedirmemektir. Samandır, ottur, çöptür doğadan beslenip, illaki yirmi sekiz kilo süt salmak değildir. Beş kilo süt salmaktır. Üç kilo süt salmaktır. Evet, otuz beş kilo, otuz sekiz kilo süt veren inek temiz ve sağlıklı değildir. Bir videoda izledim, artık hayvan yemekten bıkmış demek ki.
Hayvanın işkembesine bir delik açmışlar. Oraya da bir tane bir delik açaraktan, oradan yemliyorlar hayvanı. Hayvan normal ağzından yemiyor. Geliyor görevli, böyle bir, bu kadarcık bir delik. Kaburgasını tam oradan açmışlar. Deliği açıyor, yeme atıyor oradan, kapatıyor kapağını. Eğer içeriden hayvanın öğütemediği, hayvanın sindiremediği bir şeyi, kolunu sıvıyor, içeriden alıyor, parça çıkıyor içeriden böyle şey yaptıkları.
O hayvan otuz sekiz kilo süt veriyor. Endüstri. Siz o hayvanın sütünü içiyorsunuz, o hayvanın peynirini yiyorsunuz, o hayvanın yoğurdunu yiyorsunuz. Bir de diyorsunuz ki, biz sağlıklı olacağız. Bir de diyorsunuz ki, biz sağlıklı olacağız. Diyorsunuz ki, aa, yani işte çok özür dilerim bayanlardan.
Bayanlardan rahim hastalığı olmayan hiç kimse yok. Çok az, erkeklerden çok az, kısır erkekler. Çocukları olmuyor. Spermleri ölü. Erkekler kadın istemiyor. Çok özür dilerim. Kadın düşkünlükleri yok. Bayanlar erkek istemiyorlar. Erkek düşkünlükleri yok. Çok özür dilerim. Hepiniz de hakkınızı helal edin. Normal mi? Bir kızın otuz yaşına gelip de evlenmeyi istememesi. Bir kızın yirmi yaşına gelip de evliliği düşünmemesi normal mi?
Normal. Bir erkek otuz yaşına gelmiş, otuz beş yaşına gelmiş, evlenmeyi düşünmemesi normal mi? Normal. Sebep, tırnak içerisinde helal ve temiz beslenmediğinden, tırnak içerisinde almış olduğu ilaçların yan etkisinden, tırnak içerisinde bizi yönetmek ve yönlendirmek için her türlü melekullerle alakalı bilimle bizi dövüyorlar.
Bütün insanlığı ama. Bütün insanlığı. Doktor nerede? Yok mu? Nereniz ağrıyor? Başınız ağrıyor. Ağrı kesici alıyor musunuz? Doktor burada. Normalde birisi geldi başım ağrıyor deyince Allah şifanı versin deyip gönderiyor musun? Seni doktorluktan atarlar değil mi? Ne yapıyorsun? Ağrı kesici veriyorsun. Peki. Bir kimsenin bir yerinin ağrıması, vücudunun tepki vermesi değil midir? Değil mi? Vücut ne diyor şimdi? Diyor ki bende sıkıntılı giden şeyler var. Bende sıkıntılı giden şeylerin habercisi. Neren ağrıdı? Kolun ağrıdı. Kolun ağrıyınca diyor ki sende sıkıntılı giden şeyler var.
Uyardı vücudu aslında. Öyle değil mi? E uyardığı zaman vücut kendi sistematiğinin içerisinde o ağrıyı hiç dokunmasak geçirebilir mi? Bak tıp öğrencisi geçiremez diye. Öyle eğitimi aldı. Ben onun aldığı eğitimi çıkarmak istiyorum. Ben başım ağrıdı, ben başımı ağrıyınca benim başımın ağrısını ilaç almadan geçmesi mümkün değil değil mi? Değil. Almış oldukları eğitim bu. Bakın alınan eğitim bu. Ne diyorlar şimdi? Nereniz ağrırsa ağrısın hemen bir ilaç alacaksınız. Nereniz ağrırsa ağrısın hemen gidip oraya bir iğne vurduracaksınız. Hemen oraya bir şey yapacaksınız. Müdahalede bulunacaksınız. Doğru mu? Aldığınız eğitim bu. Öyle değil mi?
Evet. Ben bu eğitime karşı çıkıyorum. 2003 yılından beri son ömre. 2002 idi. 2002 miydi, 2003 müydü? Cevdet dışarıda mı? Dışarı. Gitti mi? 2002 miydi, 2003 müydü neydi? Son ömre. Benim o seneki, o böyle 94'ten itibaren her sene yaptığımız ömreydi. Son ömre. Son ömreden sonra bütün ilaçları kestim. hiçbir ilaç kullanmadım. Ta ki şeker tavan yapıncaya kadar, şeker tavan yaptığında beş tane ilaç yazdılar bana. Ben ilaçları içiyorum, daha da hasta oluyorum. Dedim hayır, beslenme düzenini değiştireceksin.
Başladım yememeye. Yememeye başladım. Bildiğiniz, yemiyorum. Yemedikçe sağlığım yerine geldi. İlaçları 5'ten 4'e düşürdüm kendim. 4'ten 3'e düşürdüm kendim. 3'ten 2'ye düşürdüm kendim. Yemiyorum ama. Hala da yemiyorum, 1'e düştü ilacım. Onu da bırakacağım. Yemeyerekten bırakacağım. Başımın ağrısı bitmiyordu, apranaks içiyordum. Dizlerimde ne o? Dizlerimde ağrı var, sabah akşam aspirin içeceksin, aspirin içiyordum. Kalbinde ritim bozukluğu var. Eee, kalbindeki ritim bozukluğundan dolayı her gün kanın inceltici içeceksin. Şunu içeceksin, bunu içeceksin, bunu içeceksin.
Hepsini de attım. Hepsini de attım. Şimdi sabah akşam bir tane şekerle alakalı dioformü mü? Ne var? Dioformin, dioformin, ay piyasa ismi ver lan, tamam. Dioformin, binlik. Sabah bir tane, akşam bir tane içiyorum şimdi. Onu da bırakacağım. Bizi haramla ve ilaçla yok ediyorlar. Bir, haramla. İki, ilaçla. Ve haramı engellemek, mesela haramı engelleyeceğiz yok.
Aslında, şimdi buradan sufice başka bir noktaya gideceğim. Haram, bir açıdan olumlu bakın, insanın kendisini yenilemesine vesile. Tövbe yeniliyor insanı ya. Tövbe bir kimse, tövbe edince tertemiz oluyor. Bir kimsenin devamlı temizliğine dikkat etmesi için kirlenmesi lazım. Kirlenmezse devamlı temizliğinde titizlik olur mu? Olmaz. Aa kokmuş, yıkacak. Kendine bakacak. Aa kokuyor, banyo yapacak. Aa nefesine baktı. Dişlerini fırçalayacak, ağız bakımına bakacak. Bakın o kimse, Kirlenmesi lazım ki temizliğine çok iyi dikkat etsin. Ve temizliğine çok dikkat etmeye başlayınca daha az kirlenecek.
Temizliğine çok dikkat ediyor, daha az kirlenecek. Temizliğine çok dikkat ediyor, daha az kirlenecek. Ve kirlenmeyi minimuma indirecek. En aza indirecek. Kirlenmeyi en azına indirecek. Ama onda temizlenme bir alışkanlık haline gelecek. Temizlenme, onda alışkanlık haline gelince o tertemiz bir şekilde yürümeye başlayacak. Günah işledi, tövbe etti. Manevi olarak tertemiz bir adam çıktı ortaya. Manevi olarak tertemiz bir insan çıktı. Bir kimsenin kendisini günahsız görmesi de günah kâbâir. O zaman kendisini bir esnada kendi kendine düşündü. Hiç günahım yok dedi, günah kâbâir abattı.
Haydi tekrar tövbe edecek. Bu bir saat tiktakı gibi. Hata yaptım, tövbe edecek. Kusur işledim, tövbe edecek. Kalbinden şuna geçirdim, tövbe edecek. Buna yan gözle baktın, tövbe edecek. Yani bunun hepsinin üzerinde tam anlamıyla bir kimsenin kendisini zaptıraptı altında tutup bütün gününü 24 saati böyle geçirmesi mümkün değil. O zaman hadis-i şerif bizi kurtaracak. Ben içinizde hiç günah işlemeyeninizim. Hadis-i şerif. Ama günde yüz kez Allah'a tövbe ederim. Ben içinizde hiç günah işlemeyeninizim. Ama günde yüz kez Allah'a tövbe ederim. Ah iyi. Bak sünnet oldu şimdi bir de. Bir de ibadet oldu. Ne yaptı?
Ya hiç günah işlemeyen bir peygamber günde yüz kez tövbe ettiyse o zaman biz günahkar bir kimse olarak bizim tövbe etmemiz lazım. Ah tamam. O zaman bir yol çıktı. Peygamberi bir metot, peygamberi bir yol çıktı. Günahın üzerinden. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir rivayette 70 kez, bir rivayette 100 kez Allah'a tövbe edermiş. Biz de kendimizi temizleyelim. Günde 100 kez ne yapalım? Allah'a tövbe edelim. Böylece tövbe eden mümin tertemiz oldu. Bakın tövbe eden mümin ne oldu? Tertemiz oldu. Ve o kimse öldüğünde tertemiz bir şekilde ölecek. Öldü ya Allah'ın huzuruna tertemiz bir şekilde gidecek. Neden? Her gün tövbe ederdi çünkü. Tertemiz.
Temiz helal olması yetmez. Temiz yiyecekler yiyerekten vücudunuzu temizleyin. Her gün tövbe ederekten manevi temizliğinize dikkat edin. İkisinin bunun beraber yürümesi lazım. İkisinin kol kola yürümesi lazım. İç ve dış temizlik lazım. Bir, o zaman biz helal yeterli değil. Çünkü ayet-i kerimede helal ve temiz yiyecekler diyor. Helal ve temiz yiyecekler. O zaman bir, biz helal ve temiz besleneceğiz. İki, tövbe edeceğiz her gün temiz olmamız için. Bu sefer biz, bize hem şeytanın, hem deccalın, bakın şeytan bizim içselliğimizdir. Deccal ise dışarıda bir güçtür.
Şeytan dışarıda bir güç değildir. Şeytan bizim damarlarımızda da dolaşır. O zaman şeytan içsel bir güç. Deccal dışsal bir güçtür. Deccal dışarıdadır. Şeytan içeridedir. Bakın şeytan dışarıda değildir. Ayet-i kerime, şeytan sizin damarlarınızda dolaşır. O zaman şeytan içeride bir güçtür. Tövbe ile, tövbe ile içimizdeki şeytanın etkilerini ve kirliliğini temizleyeceğiz. Tövbe ile. Temiz yiyeceklerle de deccalın bizim içimize koyduğu kirliliği önleyeceğiz. Bu bireysel noktamız. Bakın bu bireysel dairedeki duruşumuz.
Bir de bunun aile içerisinde olan duruşumuz var. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. O zaman anneler, babalar siz elinizin altındakileri koruyun. Neyden? Hem şeytanın etkilerinden hem deccalın etkilerinden. O zaman çocuklarınıza temiz yiyecekler yedirin. O zaman çocuklarınıza tövbe yolunu açın ki o çocuklarınız içsel ve dışsal olarak temizliklerini ifade etsinler, yerine getirsinler.
Temizlik hatta evinizi bile temizlerken temizlik maddelerine dikkat edin. Evinizi de temizlerken temizlik maddelerine dikkat edin. Otantik ve orijinal olsun. Örneğin bedeninizi temizliyorsunuz öyle değil mi? Bu size afaki gelebilir. Asla şampuan kullanmayın. Asla.
Asla. Gidin anneannelerinizin, babaannelerinizin yaptığı ev sabununu kullanın. Onu da hazır almayın. Evet. Zeytinyağı sabunu. Başka hiçbir şey kullanmayın. Orijinal ve otantik olmayan hiçbir koku kullanmayın.
Hepsi de hastalık. Hepsi de. Hepsi de hastalık. Kullanmayın. Çocuklarınıza da kullandırmayın. Bunlar size tuhaf gelebilir. Hazır paketlenmiş hiçbir şey yemeyin. Çocuklarınıza da yedirmeyin. Çocuklarınız çok kızacak. Yedirmeyin. Çocuklarınız telefonu ve bilgisayarı bilinçsizce kullanıyorlarsa alın ellerinden. Alın. Eşleriniz bilinçsiz bir şekilde kullanıyorsa alın ellerinden. Evin mutluluğunu düşünüyorsanız, eşleriniz bilinçsiz kullanıyorsa elinden alın. Çocuklarınızın geleceğini düşünüyorsanız, bilinçsiz kullanıyorlarsa ellerinden alın.
Şimdi size kızabilirler. 20 yıl sonra sizi anlarlar. Alın ellerinden. Asla paketlenmiş gıda yedirmeyin. Kızsınlar size. Yedirmeyin. Seviyorsanız çocuklarınızı yedirmeyin. Bu ve çocuklarınıza enteresan bir şey. Mesela diyelim ki, günde yüz kez tövbe et yavrum. Bunu ibadet haline getir çocuğum. Namaz kılıyorsun ya, evet namazdan sonra tövbe et. Enteresan bir şey değil mi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri namaz kılıyor. Namazdan sonra tövbe ediyor. Ve diyor ki, faz namazdan sonra yapılan dua kabul edilir.
Dua ediyor, tövbe ediyor. Ve bütün herkesi tövbe etmeye davet ediyor. Allah da tövbe etmeye davet ediyor Kur'an'ında. Böylece maddi ve manevi temizliği bize öngörüyor. Maddi ve manevi. Biz mesela onu sünnet olarak algılıyoruz ama mesela işte abdestten önce dişlerini misfaklıyor. Abdestten sonra misfaklıyor. Namazdan önce misfaklıyor. Namazın ortasında misfaklıyor. Bize diyorlar ki, bu ne ya bir odunu ağzınızda boynuna döndürüyorsunuz. Diş doktoru bana diyor ki, ya ne kadar çağdaşsınız. Hocam sizin gibi böyle çağdaş, ileri görüşlü bir kimse. Hiç karşılaşmadım.
Estağfurullah. Bir iki mesele oldu onu konuştuk. Siz de dedi, dişlerinizi dedi, o odundan sürüyor musunuz dedi. Her daim dedim. Bana dedi ki, hani önceden de böyle dedi ki, dişleriniz ne kadar iyi bakımlı dedi. Teşekkür ederim dedim. fırçalıyor musunuz dedi. Evet dedim. Evet. Konuşurken böyle, işte ben dişlerimi fırçaladığımında öğrendi ya, yani sanki, hani sakallılar, dişlerini fırçalamıyorlar. Öyle bir ibaret çıktı böyle. Ben seslenmiyorum. Dedi ki, siz de o odundan kullanıyor musunuz dedi. Evet dedim. Durdu şimdi. Az önce fırçalıyordu, odundan da kullanıyor. Dedim sizin o odun dediniz. Şey misvak.
Sünnet dedim. Ben dedim normal dişlerimi de fırçalarım, o misvaktan da kullanırım. Ben dedim misvan, bende çok etkisini gördüm. Böyle baktı. Ben dedim hep geceleri uzun yol yaparım. Yaklaşık dedim, hani seyahatlerim uzun sürer. Sabah saat dedim, işte beşte altıda bazen yola çıkarım. Taha dedim, bir daha tekrar sabah, beşte altıda dedim, seyahatim biter. Yorulurum. Uykum gelir. Aklıma misvak gelir dedim. Arabada dedim, veya benim çantamda misvan vardır. Ben ağzıma koyarım dedim, o misva. Başlarım ağzımı misvaklamaya, ağzımda onu tutmaya. İki dakika sonra, hiç uykum gelmez benim dedim. O dedim misvak, sadece dedim, ağız temizliği değil dedim. insanı gafletten kurtarıyor dedim.
Ben şimdi buna. İnsanı dedim, şeytanın vesvesesinden kurtarıyor. İnsanı dedim, heva hevesten kurtarıyor. İnsanı dedim, nefsine uymaktan kurtarıyor. İşte şunu yapıyor, bunu yapıyor, ben anlattım misva şimdi. Ya dedi hocam, biz buna odun demeyelim dedi. Yok dedim, deme ben şimdi buna. O dedim, odundan fazla bir şey dedim. Odundan fazla bir şey. ya biz dedi, hata mı yapıyoruz böyle söylemekle dedi. E biraz dedim. Biraz dedim. Yani dedim farklı. Ama bakın, biz onu sadece, şey olarak görüyoruz. Misvaklardı. Bir kimse öyle görse, yapsa doğru mu? Evet. Bakın, yapsa doğru mu? Evet. Ama onun bizde, ayrı bir temizliği var.
Bakın, ayrı bir temizliği. Allah bizi, yarattığı kullarını, her daim, maddi, manevi, temiz görmek istiyor. Bu kadardı. Uzun oldu ama, hakkınızı helal edin. Ben, helal gıda, temiz gıda yemekle, tövbeyi, aynı kategoride görüyorum. Yani, bir kimse tövbe etti, ama temiz şeyler yemedi. o, tövbe etmiş olarak görmüyorum onu. Ben o manada bunu anlattım, bu kadar uzun uzun. Yani, bir kimse, diliyle tövbe etti. Estağfurullah, el azim dedi. Ama temiz yiyecekler yemedi. Ben, onun, tövbe etmiş olarak kabul etmiyorum onu. Dil olarak tövbe etti. Önemli değil. Ama temiz yemediyse, o gerçek manada temizliğe kavuşmadı.
O yüzden, yiyeceklerle tövbeyi birbirine bağladım. Yani, bir kimse eğer temiz yemiyorsa, onun tövbe etmesi, onda gerçek bir temizliğe ulaştırmayacak. Onu muhakkak, temiz yemesi gerekiyor. Mesela, enteresan bir şey, öyle değil mi? Hadis-i şerif var, bir kimsenin üzerinden haram, kırk gün çıkmaz diye. Bakın, haram bir şey yedi o kimse. Hatta, başka bir hadis-i şerif var. Onun kırk gün ibadeti kabul olmaz diye. Neden? Haram yedi o. Bir saniye. O kimse haram yedi. O kimse haram yediğinden dolayı, kırk gün ibadeti kabul olunmadı onun. Hoysa namaz kıldı o. Neden kırk gün? O yiyecek, haram yedi, yiyecek, onda kırk gün, melekül olarak kaldı.
Kanında kaldı, damarlarında kaldı. O yüzden onun ibadeti kabul olunmadı. Hadis. Şimdi eğer bir kimse temiz yiyecek yemediyse, kırk gün onun vücudunda kaldı. Aa ne yedik biz? Tavuk çıkın yedik. O çıtır çıtır, öyle değil mi? Ne kadar güzel. Normalde ne? Televizyondaki reklamlarda, çıtırt ses var değil mi? Tavuk yedi. Ya mübarek insanlar, bir tavuk yirmi dakikada pişmez, siz gidin, örneğin Çanakkale'nin bir köyüne, köyünden deyin ki, oradaki şu piliç'i tut bana deyin, tutsun oradan o vatandaş piliç'i, piliç bakın. İki aylık, üç aylık, dört aylık piliç.
Siz onu yirmi dakikada pişiremezsiniz. Pişiremezsiniz. Onu ancak, çok affedersiniz ama, böyle hakkınızı helal edin. Sahroş mezesi yaparsınız. Onu bizim orada posalı kavurma derler. O çok basittir. İçki masasında, gidilen filancanın, kümesinden bir tane tavuk tut gel, abi orada tavuk yok, yani başkasının kümesinden mi yok, al getir işte oradan bir tane tavuk. Alır getirirler. Tavuk, orosu önemli değil. Onu keserler, onun o kestikleri boğazı var ya, boğazından derisini şişirir. Bir yumruk vurur ona, derisi çıkar. İçini temizler, hemen onu parçalar, atar tavanın içerisine. Yazsa domates, biber, kavurur onu. Ona posalı kavurma derler, bayındır da. O bileği kırk beş dakikada, bir saatte olur.
Yirmi dakikada olmaz. Yirmi dakikada olmaz. Ya piliç alıyorsunuz, tavuk alıyorsunuz. Yirmi dakikada pişiyor. Pişmez. Tavuk, kuzudan daha geç pişer. Kuzu eti bir saatte pişer, tavuk üç saatte pişer. O tavuğu yiyorsunuz. Temiz değil. Yediğiniz gıdalar helal, temiz değil. Soruyorlar, tavuk yemek helal mi? Tavuk yemek helaldi, tavuklar temiz değil. Bakın, hanefiler, tavuk yiyeceği zaman, tavuğu alırlar, bir küçük kafese, kafeste üç gün beslerler onu. Bazı hanefiler, yedi gün der.
Yedi gün orada, temiz, yemle beslerler. Çünkü tavuk serbest olursa, necaset yer. Ne bulursa yer tavuk. Ne bulursa yer, hayvanların içerisinde, ne bulursa yenmeyen, en ender hayvan keçidir. En temiz hayvan keçidir. Neden yürükler saftır, temizdir, yürükler? Keçiden başka bir şey yemezler. Gidin bir yörük köyüne, keçiden başka bir şey yemez. Koyun bile yemez o. Kuzu yemez yörük. Keçi çamura yatmaz. Keçi karda yatmaz. Keçi ayakta uyursa. Ayakta uyuyan, ender hayvanlardan birisidir.
Çamurun içerisinde uyumaz keçi, ayakta uyurken dahi. Gider, kendine bir taş parçası, kaya parçası bulur, kayanın üstünde durur, ayakta uyur. Yaşa yatmaz, çamura yatmaz, karın içerisine yatmaz, pis su içmez, pisliğe basmaz. Basmaz. Basmaz. En sağlıklı et, keçi etidir. Şimdi, neden keçi etini yiyince, çok özür dilerim, ishal oluyorsunuz? Çünkü, temize alışkın değil mideniz. Mideleriniz, temize alışkın değil. Gidin şimdi, bir yerden temiz keçi et yiyin. Aa, almaz, yemeyiz biz. Neden? Yani, malum işte, ishal mi ediyor diyorum ben?
Evet. İçin kirli çünkü diyorum. Mideniz temiz değil. Aç bırakın kendinizi. Aç bırakın, aç. Açlıkla tanışın. Bir hastalandınız mı? Evet. Oruç tutun. Hatice, oruç şifadır. Peygamber'e iman etmediniz mi ya? İman ettiniz, peygamberiniz diyor. Oruç şifadır. Ne hastalığınız varsa, oruç tutun. İkinci şifa, hacamat yaptırın. İkinci şifa, hacamat şifadır.
Oruç şifadır. Az yemek şifadır. Size bir şifa daha. Hadis-i Şerif'le sabit bunlar. Sülük. Doktorlar kızacak. Ha, geldim yaptırlar. Tıp dünyası beni tart edecek zaten. Değil mi? Öyle mi? Beni mi kabulleniyor? Yok artık. Beni kabullenmezler ya. Sülük. Size bir şifa daha. Hepiniz evinizde sülük bulundurun. Size tuhaf geliyor bunlar. Nereniz ağrıdı? Bak gözünüz ağrıdı. Sülüğü gözünüzün yanına bırakın. Bir güzel emsin ya. Merak etmeyin.
O doyunca bırakır. İnsanın arsızı bırakmaz. Doysa dahi bırakmaz. İnsanın arsızı doysa bile bırakmaz. Ver. Trilyon ver. Trilyon yer. Yiyemediğini kenarda bıraktırır. İnsanın arsızı, insanın nankörü, insanın haramzadesi doymak bilmez. Hani diyor ya, insanoğlu diyor, bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi dolusu daha ister diyor. Arsız insan o. Arsız. O insandan uzak durun. O insandan uzak durun. Allah muhafaza eylesin. Bir şifa daha size. Sülük. Nerenizde rahatsızlık var? Sırtınız ağrıyor.
Bir sülük koyun oraya. İki tane, üç tane, dört tane. Hiç önemli değil. Hiç önemli değil. Merak etmeyin. Hiçbir zararı yok. Babaannem yapardı. Anneannem yapardı. Annem yapardı. Babaannemin dizleri ağrıdı. Hiç doktora gitmedi. Bizim bayındır pazarında sülükçü, sülükçü, çat çat çat … Şişeye vurur adam böyle. Şişeyi elinde dolaştırır. Alır iki, üç tane ondan sülük. Eve götürür. Dizlerine koyardı kadıncağız. O sülükler bir bakmışım böyle. Bir de onlar hastalıklı damarları bulurlar kendileri. İğrenme. Senin midende o sülükten daha fazla pislikler var. İğrenme.
O kadar çok bakteriler var ki midenizde, bağırsaklarınızda. O kadar çok var ki. Bağırıyorlar böyle. Şeytan oraya oturmuş. Şeytan oraya oturmuş. Şeytan bağırsaklarınızda, şeytan damarlarınızda, kirli, temiz olmayan yiyeceklerle ve tövbesizlikten Allah cümlemizi affetsin bizim inşallah. Evet. Efendim hoş geldiniz. Peki yiyeceklerine kişi dikkat etmeden, manevi bir anlamda ki ihtiyacına uyanabilir mi? Topluma baktığınız zaman gün geçtikçe mesela hani dünyevi olarak yükü artıyor. Önüne sürekli bir şeyler konuluyor. Makam olsun, mevki olsun ya da işte sanki muhakkak bir evi, arabası olmadan dünyadan göçmemesi gerekiyormuş gibi.
Ya da evlenemez bunlara sahip olmadan. Ya bu kadar dünya yükü arttıkça ya da ibadetler mesela 50 yaşından sonra hacca gidilir. İşte daha gençsiniz hayatınızı yaşayan gibi bir algı var. Yani bu algının bu kadar oturmuş olması da bu yediklerimiz ve içtiklerimiz de bu uyanışın gerçekleşmemesi bundan dolayı mı? Evet, bütün biz, bütün dünya insanları bugün ben böyle ne diyorlar böyle kötü şeylere, senaryolara?
Hani böyle kötü senaryolar çiziyorlar ya. Değil. Komple teorisi. Ben komple böyle komple teorisyen gibi oldum bugün. Şimdi, bütün dünyayı yiyeceklerle ve ilaçlarla yönetiyorlar ve yönlendiriyorlar. Bunun tabii alt ve üst versiyonları var. Etrafı var. Buna basın, televizyon, radyo, cep telefonları, ondan sonra internet, bunları körüklüyor. Art argümanlar. Bütün dünya, bu seninle benim aramda bir şey değil bu. Bu sadece, ya biz Müslümanlara böyle yapıyorlar. Değil. Bir Katolik'e de aynı yapıyorlar. Deccal'ın dini yok çünkü. Deccal'ın dini olmadı. Deccal bütün dinlere savaş açmış vaziyette.
En son yenemediği, bozamadığı İslam var. Onu da Müslümanları bozdu. Yani İslam'a dokunamadı. Kur'an, sünnet orada duruyor. Onu Allah koruduğundan dokunamadı. Müslümanlara kalsa, onlar bozacaklar onu. Onu Allah korumayı üzerine almış. O yüzden Kur'an, sünneti bozamıyor. Saldırıyorlar, saldırıyorlar. Duruyor orada. Müslümanları bozdular mı? Evet. Yani biz milletin peşinden gittik. Bu bizi, İslam'ı getirecekti. Bir baktık, adam malı götürdü. Oyumuzu götürmedi. Malı da götürdü. Yani ümidimizi götürmedi sadece bizim. Böyle hepsi de zengin olup gidiyorlar. Kaçınılmaz son bu. Makus talihimiz bizim. Bu sadece Müslümanlara ait değil.
Hristiyanlar da aynı. Katoliktir, işte ne bileyim protestandır. Hepsi. Veya Yahudiler de aynı. Değişmedi bir şey. Ama Deccal, sonuçta en son yıkamadığı kale, Müslümanlar değil. İslam kaldı. Müslümanları yıktı mı yıktı. Yıkılmış vaziyette miyiz? Evet. Yıkılmış vaziyetteyiz. Yani biz şimdi bizim için Müslümanlık, örtü, sakal, şal var. Ondan sonra slogan. Harika sloganlar üretiyoruz. İslam adına, Müslümanlar adına. Mesela müthiş örtü stilleri ve şekilleri üretiyoruz. Muhteşem. Bütün dünyaya ders verebiliriz bu konuda. Mesela muhteşem sakal, şal var ve cübbe modelleri üretiyoruz. Bütün dünyaya satabiliriz.
Bunda bir sıkıntımız yok. Yani böyle bunlarla alakalı bir problem yok. Müslümanlarla alakalı. Harika o tarafa dalarsam şimdi zaten coşacağım da dalmayayım. Şimdi Deccal, bütün dünya insanlığını zaptıraptı altına alıyor. Almış vaziyette. Siz yemek aklınıza gelince, annenizin tarana çorbası aklınıza gelmiyor. Yani hiç sokakta en iyi tarana çorbası nerede yapılır biliyor musunuz diye soran birisini görüyor musunuz?
Hayır. Yani buradaki gençlerden annesi çocuğum akşama ne pişireyim, canın ne istiyor dediğinde anne tarana çorbası var mı böyle bir şey? Sen de mi? Bendensin o zaman. Yani kaç kişidir evli erkekler? Kaç kişiniz halis, muhlis, ev tarhanası istiyorsunuz eşlerinizden? Ama ne istiyoruz biz?
Knorbulyon. Onu da reklamlardan da görüyorum. Öyle bir şey değil. Ne knorbulyon, ne knorbunem ne, ne knorbunem ne. Bir de ne doktor ne var? Doktor Ötker. Tamam. Bir de doktor Ötker. Ne yapıyoruz? Poşetten alıyoruz, atıyoruz. Çorba akşama doktor Ötker'den var veya knor sebzeli var veya knor meyveli var. Allah Allah. Ya bir kaşık un tereyağınla karıştırıp içine salça koyup hiç olmazsa un çorbası yapamadın mı ya? İçine sebze doğrasaydın, bir havuç doğrasaydın, ne bileyim bir kereviz doğrasaydın. Olsaydı sebzeli un çorbası. Tarif mi yok ya başa? Ne vardı? Yok hayır onu yedirmiyorlar bize. Bize ne yediriyorlar?
Doktor Ötker'den yediriyorlar. Veyahut da biz yemek deyince aklımıza ne geliyor? Bilmem hangi maktanız değil mi? Ben isimlerini böyle telaffuz edemiyorum. Veyahut bilmem ne işte hazır gıda var ya fast food. Değil mi? Onlar aklımıza geliyor. Ne diyeceksiniz ki ya? Ya lahmacunun kıymasıyla onun arasında bir fark mı var? Yok. Bir arkadaş anlatıyor. Baba diyor lokantayı açacağız. Temizlik yapıyoruz diyor. Gece birisi geldi diyor. Selamun aleyküm aleyküm selam. Abi hesaplı kıyma var. Verelim dedi diyor. Aa iyi. Kilosu ne kadar dedim diyor. 20 lira dedi diyor. Nasıl lan dedim ben 20 lira kıyma? Abi dedi filancıya filancıya filancıya …
Firma sayıyor Bursa'dan. Bunları veriyorlarmış diyor. İçime dedim ki içimden Mustafa Özbağ. Dedim tamam. Hiçbir yerden hiçbir şey yeme. İçimden. Bizim İbrahim var pideci. İbrahim'e diyorum. İbrahim oğlum. Diyorum sakın ha. Dükkanın kirasına zam filan da yapmayayım. Zam konuşma bana diyorum. Benim temiz lahmacun yiyeceğim bir yer olsun diyorum ben. Hiç diyorum yapma. Ona göre bak diyorum. Ben göğsümü gere gere rahat bir şekilde diyorum. Senden lahmacun pide yiyeyim İbrahim diyorum ben. Efendim istediğiniz zaman gelip yiyebilirsiniz diyor. Vallahi de billahi de filanca kasaptan alıyorum diyor. Tamam İbrahim diyorum.
İnanıyorum sana diyor. Ha onun aldığı kasabı tanıyorum. Kendi çiftliği var. Ya iş tabi oraya. Dalma dedim ya. Daldırma. Evet. Şimdi oraya madem söyledi dalalım. İyi. Tabi hayvanların yemeği yiyeceği nereden geliyor? En büyük ithalat nereden biliyor musunuz? Hayvan yemeği ile alakalı. Bağırıyoruz ya her gün kahrolsun İsrail diye. Ha o kahrolasıcıdan. Hani içeride bir şey olunca. Yok canım bunu Mossad İsrail yapmıştır. Oradan. Hani bir şey oluyor ya. Ne diyoruz biz şimdi?
Bu Avrupa yaptı bunu canım. Biz o esnada Kaneviç'e işliyorduk da göremedik. Avrupa yapmış onu. Veya Mossad yapmış. O esnada biz bir, iki, üç boğum sonra iğneyi batıracaktık. Ona bakarken o körolasıca namussuz İsrail'ler gelip ne yaptılarsa yapmışlar. O körolasıca CIA ajanları gelmişler. Ülkeyi karıştırmışlar. Bir o esnada öğretmenim eletikler kesikti. O yüzden Kaneviç'e işlerken göremedim. Hatta elime battı. Kahrılası yine ben onu yalarken de bir türlü ben Kaneviç'e yetiştiremedim. O esnada CIA ne yaptı, şey yapmış. Namussuz adamlar ya. Evet. Buyurun. Teşekkürler. Hocam hoş geldiniz.
Şimdi Adem Aleyhisselam'da Cenab-ı Allah'ın sıfatları tecelli ettiği için melekler de ona secde denmiştir. Şimdi Levh-i Mahfuz'a ilk yazılan La İlahe İllallah Muhammed-i Resulullah olduğuna göre melekler peygamberimize de secde yapmış mıdır? Bu da ki ilahi şey nedir? Hikmet-i ilahi nedir? Melekler Adem'e secde ettiler. Adem insan olarak varlığa sudur eden olan ilk insan cismi. O yüzden Ayet-i Kerime'de Adem'e secde emni verildi. Ha Adem varlık olarak Muhammed-i Mustafa'ya gebeydi. O ayrı. Teşekkürler. Üstadım haramlar hastalıkların temelidir dedik.
Peki psikolojik hastalıklar var. Narsizm gibi takıntılar olan veya şizofreniye kadar giden, insanı hayatta yaşayamaz hale getiren, etrafındaki insanlarla hukuku da alt üst eden, aslında insanı insanlıktan çıkaran bir boyutta psikolojik rahatsızlıklar. Buraya götüren hangi haramlardır? İbadetsizlik. Ya da hani yediklerimizin temizliğinden bahsettik ya. İbadetsizlik. Ya da vesvese takıntı şeytan. İnsanın psikolojisini bozan ibadetsizliktir. O şeytanın vesvesesi haramdan yedik ya. İman ve ibadet insanın psikolojik rahatsızlıklarını yok eder. İman ve ibadetten uzak olan kimseler psikolojik rahatsızlıklara yakalanması daha kolaydır. O zaman ibadet etmeme haramına düştüğü için psikolojik rahatsızlıklar.
Hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. İnsanda akıl nimettir. Hamd edersen senin aklının çalışmasını arttırır. Sen hamd etmezsen senin aklın gider. İnsanın psikolojik denklemini ayakta tutan o kimsenin Allah'la olan ilişkisidir. Eğer o olmazsa o zaman ya direkt şeytana teslim olur o kimse. Şeytana teslim olunca da bir sıkıntı yok. O zaman böyle bir makineleşmiş insana döner. Şeytan ona ne emrediyorsa onun yerine getirir. Ama bir kimsede iman var ise şeytanla olan mücadelesi başlamıştır. O imanı destekleyen en önemli şey ibadettir. İmanı destekleyen en önemli şey. O yüzden şafirler demişler ki ibadeti imandan görmüşler. Mesela bir kimsenin ibadet etmemesi imansızlığına işaret edemişler.
Çünkü imanı ayakta tutan ibadettir. İbadet olmazsa o kimsenin imanı tabiri caizse savunmasız kalır. O yüzden der namaz yıkılan son kaledir. Bakın namazı kaleye benzetti. O zaman namazı kaleye benzetince ibadetlerin hepsi de birer kale burcu hükmüne geçti. O zaman oruç da kale, o zaman zekat da kale, o zaman iyilik yapmak da kale, o zaman kötülük yapmamak da kale. O zaman ibadetlerin hepsi de birer kale hükmüne geçti. O zaman o kimse ne kadar çok ibadet etti o kadar çok etrafında kale inşa etti. O kaleyi inşa edince o kalenin içinde o muhafaza edildi, korundu. Ama ne kadar ibadet yok o kadar kalesiz o kimse. E şimdi satranç oynuyorsun, satranç oynarken karşında şeytan var. Şeytan kaleni almış, atını almış, piyanını almış.
E vezirinle şahın kalmış. Şahmat olacağın kesin. Burada imanı o kimsenin şahtır. Aklı da vezirdir. Bakın aklı da vezirdir. O zaman sen şeytanın karşısında veziri de verince şahmat olacak zaten. Bir şey kalmayacak. Bununla alakalı yani o kimsenin mesela psikiyatri ile alakalı bütün rahatsızlıkları ben iman ve ibadet eksikliğine bağlıyorum.
Benim nazarımda. Ben bakıyorum mesela işte bazen söylüyorum ya otuz iki yıldır dinin içindeyim ben. Yani o kimseyle bir şekilde irtibat kuruyorum. Bakıyorum aa yok sıkıntı var. Mesela birisine dedim sen beş vakit namaz kalı hiçbir şeyin kalmayacak senin dedim ben. Kırk gün devam et göreceksin bunu kırk birinci gün dedim. Annesi babası bunun üzerinde durdular kırk gün namaz kıldılar. Kırk birinci gün hiçbir şey yok. Adam devam etmeye başladı hayatına. Namaz onu bu şekilde kurtuluş erdirdi. Altı ay sonra bıraktı namazı. Altı ay sonra namazı bıraktıktan sonra daha kötü oldu. Tekrar aldılar getirdiler benim yanıma. Ne olursun oku dedim. Ne alakası var ya?
Direkt yüzüne söyledim. Bu namazı bırakmış dedim ben. Bıraktı dediler. Bıraktığınız zaman neden gelmediniz dedim. Bıraktığı zaman neden gelmediniz? Neden demediniz? Bu adam namazı bıraktı. Ben ona daha önce de söyledim. Namazı bırakırsan tekrar hastalanırsın. Bazen örneklemi olarak anlatıyorum ya. Bizim Burhan Türkoğlu vardı. Allah rahmet eylesin vefat etti. Bir gün Burhan Türkoğlu samimi arkadaşıymış. Onu getirdi benim yanıma. Dedi ya baba ne olursun ya. Bu böyle böyle bu benim çok samimi arkadaşım. Bunun hanımı dedi. Psikolojik olarak rahatsızlandı. Gitmedikleri doktor kalmamış dedi. Ben de dedim ki dedi böyle böyle bizim bir abimiz var.
Bir onunla konuşayım. Neyse dedim Burhan. Beni bu tip işlere katma demiyor muyum ben sana? Diyorsun da baba şöyle de böyle de. Neyse. Adamı aldı getirdi. Adam böyle masum, mahcup, böyle süt dökmüş kedi gibi. Hasta ya hanımı. Böyle ona üzülmemi. Dedim üzülmüyorum. Adam bir tuhaf oldu. Dedim sizin hayatınız İslam dışı. Evet. Al getir hanımını. Aldı geldi getirdi hanımını. Kadından söz aldım. İşte İslam'ı bir tamam yaşayacağına. Yapabildiği bütün her şeyleri yapacağına. Dedim yoksa okuma. Tamam sözü aldım. Dedim bunu da Burhan'ın hatırına yapıyorum dedim. Dedim yedi gün okuyacağım.
Şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız söyledim. Neyse yedi gün sonra iyileşmiş kadın. Adam aldı geldi hanımını. Beraber dükkanına geldiler çay içiyoruz. Adama dedim hanımına dedim. Asla dedim bırakmayın. Devam edin. Helal yiyin, helal için, helal yaşayın. Kadına diyorum ki asla ibadetlerini bırakma. Tamam tamam söz söz. Tabi yani devamlı ibadet etmek nefse ağır geliyor. Beş ay sonra dört ay sonra sen yani hatta bir de evde demişler ki yani. Ne alakası var bizi de Burhan götürdü o adama işte. Neymiş de işte bunu bırakınca da şöyle olurmuş da böyle olurmuş da. Haydi lingolingo şişeler vur patlasın çal oynasın sabahına kafa gidik.
Tekrar. Bakmış sen kimsin? Kadın kocasına diyor. Sabah. Akşam alkoldü vur patlasın çal oynasın sabah oluyor. Kadın uyanıyor yanındaki bakıyor. Sen kimsin diyor. Diyor ben senin kocanım. Defol git benim yatağımdan diyor. Sen benim kocam değilsin. Haydi güldür güldür güldür güldür adam geldi. İşte hocam şöyle oldu da böyle oldu da dur dedim ya. Sakin ol. Allah'ına dinine imanına söyle. Dün gece ne yaptınız? Söyledi böyle böyle oldu. Ma selame Allah yolunuzu açık etsin dedi. Aradan bir beş on gün geçti. Burhan'a söylemişler. Dedim yok.
Siz dedi verdiğiniz sözü yerine getirmiyorsunuz. Tutmuyorsunuz. Allah'la dalga geçirmez. Allah'a emanet olun dedim. Pisişik psikolojik problemlerin büyük bir çoğunluğu haramla alakalı. İbadetsizlikle alakalı. O kimselerin şeytanların ve kafir cinlerin etkisinde kalmakla alakalı. Abdestsiz dolaşmakla alakalı. Abdestsiz dolaşıyor herkes. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e getirip devamlı abdesti olun diyor. Biz abdesti unuttuk. Mesela bir kimse devamlı abdest almaya başlasa, abdesti dolaşmaya inat etse o kimsede fazla mesela gaz problemi olur. Fazla tuvalet problemi olur. Fazla işte büyük abdeste çıkmaya ihtiyacı duyar.
Şeytan çünkü tekmeler onu. Onu abdesti dolaştırmamak için uğraşır onunla. O kimse şöyle diyor bana. Hocam ben abdesti dolaşacağım ama bende gaz problemi var. He sen abdestsiz dolaş o zaman. Yazarlar ben abdesti dolaşmak istiyorum ama abdest aldığımda abdest aldığımda hep tuvalete ihtiyacı diyorum. Evet doğru. Sen kırk gün abdesti dolaş. Kırk gün abdesti dolaştıktan sonra kendini disipline et. Az yemeye gayret et. Oruçlu geçirmeye gayret et. Abdestini bir tamam al. Abdestini aldıktan sonra bozulduğu bozulduğu yerde abdestini al. Bozulduğu bozulduğu yerde abdestini al. Bakın bozulduğu bozulduğu yerde abdestini al.
Zormuş zor olsun. Sıkıntılıymış sıkıntılı olsun. Örtünü yüz on sekiz sefer dolamayıver. Örtünü yüz on sekiz sefer dolarsan aşacaktın da abdestini basit ört. Yok katlamalı olacak bir sürü şey olacak. E onunla abdest alınır mı alınmaz? Onu aç, kapa, artama değil ki bu. Müthiş, sıkıntı. E ne olacak? Abdest oldu, olmadı, tamam bitti. Mümkün değil. Abdesti dolaşmak. Maddi manevi şifa sebebidir. Maddi manevi sıkıntılardan kendine set çekme sebebidir. Alın bakın devamlı abdest alın. Hiçbir şeyiniz kalmaz. Şimdi biz galü beladaki halimizi hatırlamıyoruz. Şu mikrofonla da benim aram için sesim çok geliyor gibi geliyor hocam da.
Burada ya o yüzden. Şimdi biz galü beladaki halimizi hatırlamıyoruz. Ruhtan maddeye geçiş halimizi de hatırlamıyoruz. Babamızdaki sperm halimizi hatırlamıyoruz. Anne rahmine düşüş halimizi hatırlamıyoruz. Bu hatırlamama beraberinde bilmemeyi de getiriyor. Kişi ölmeden önce sekerat haline girdi. Hani sekir haline girdiğinde ölmedi. Bedeni bütün haller devam ediyor. Fakat koma halinde. Şimdi diğer tarafa yine bir doğuş hali var. Bir bilmemezlik hali. İşte orada üzeri örtülü bir şeyler var. Şimdi soru şu. Kişi bir yerde diyor ki siz geldiğiniz zaman ona bakıyordum. Kaptırmıştım kendimi. Ayet maddesini tam hatırlayamıyorum. Aradım ama bulamadım.
Son cümle. Şimdi bir yerde can alınırken öldüğümüzü biliyoruz. O ölme halini biliyoruz. Bir yerde de diyor ki o kişi çocukları eşi ağlarken ben buradayım ağlama diyordu diyor. E şimdi bunda bir tenakkuz yok mu? Yok. Neden? Ben buradayım diyen ruh çünkü. Yani o son nefeste o bizim halk dilinde sekaret dediğimiz noktada o kimsenin ruhu bedenden bir miktar ayrılır ama bırakıp gitmez daha.
Beden oradadır. O kimsede ruh onun üzerinde canlı değildir. Uyku hali gibidir. Uyku halinde nasıl ruh bedende değil ise sekaret halinde de ruh bedende değildir. O esnada ruh normalde hem bedeni hem de oradaki etrafındakileri seyreder. Bedende olmadığından dolayı seyre devam eder. Seyre devam eder. O esnada o kimse ölmezse eğer onların hepsini sufi ise görür. Sufi değilse görmez. Farkına dahi var mıız onun? Yani eğer sufi ise onun aklı farklıdır. kalbi farklıdır. Ruh görmüş olduğu şeyi rüyaymış gibi ona aktarılır. O der ki rüya gördüm. Rüyamda ölüyormuşum. Herkes de benim başımdaymış. Sen şöyle ağlıyordun. Sen şunu söylüyordun.
Sen de bunu söylüyordun. Diye görür onu. Sufilik başka bir şeydir ya. Sufinin gözünden hiçbir şey kaçmaz. Hocam geçen haberlerde dinledim. Koyun kuzulamış ama kuzusunu almamış. Köpek hemziriyordu kuzuları. Koyunların da bazen nankörleri veya akılsızları oluyor demek ki. Hocam o kuzu mındar mı olur, mismil mi olur? Eğer o şekilde kesilip yenmez o. Yenmez değil mi? Yok. Sağ ol hocam. Teşekkür ederim. Efendim bu psikolojik sorunlarla alakalı dedik ya ibadetsizlikten diye. Peki bir kimse bunun farkında neden varmaz? Fark eder. Düzeltmek istemediğinden mi o zaman? Düzeltmek istemiyor.
Bir kimsenin hastalığını devam ettirme hakkı var. Sen bir tarafın ağrıdığında fark etmiyor musun? O da fark ediyor. Sinirlenince sinirlenmenin farkında değil misin? Üzülünce üzüldüğünün farkında değil misin? Bir şeyi çok kafaya taktığında farkında değil misin? Allah öyle bir mekanizma yaratmış. Yani sen midene sıkıntılı bir şey yiyorsan miden ağrıyor. Eğer uyuşturucu almadıysan midenin ağrısını hissediyorsun. Veya yanlış bir şey yiyorsun. Yanlış bir şey yediğinde bağırsakların bozuldu diyorsun. Vücut tepki vermeye alışmış.
Vücut bir şekilde tepki veriyor. Vücudun tepkilerini tıpçılarla görüneceğim gene şimdi. Mesela bugün tıp dünyası vücudun tepkisini yok etmeye çalışıyor. Bu ilim değil. İlim şudur. Bir şeyin sebebini araştırırsın. Tıp ilmi sebep araştırır. Birisi geldi doktorun başım çok ağrıyor dediğinde ona apranaks vermemesi lazım. Başının ağrısının sebebini araştırması lazım. Bunun neden başı ağrıdı? Doktor sebep araştırıyorsunuz mu?
Her zaman değil. Birisi geldiğinde başım ağrıyor dediğinde bir ağrı kesici çatlatıp geçiyorsunuz. Efendim yoğunluğa göre öyle yapıyorsunuz. Anlaşıldı. O yüzden normalde ilim bir şeyin sebebini ve hikmetini ortaya çıkarmaya çalışır. Ama bugün batıdan gelen bilim bize sebep ve hikmet aratmaz. O der ki şunda şunu yapacaksın. Bundan bunu yapacaksın. Gözüm ağrıdı bu kremi süreceksin der. Gözünün ağrısının sebebini araştırmaz. Gözün ağrısının sebebini araştıran ilimdir. Gözün ağrıdığında bunu süreceksin diyen bilimdir. İlim hikmetin üzerine kuruludur. İlim hikmeti meydana çıkarmaktır. İlim sebebi araştırmaktır.
Sebebin üzerinden hikmete gitmektir. İlim budur. Ama bize batıdan gelen bilim bunu araştırmaz bize. Der ki bu hastalığa bunu kullanacaksın. Ha neydi o filanca. Tamam iğne at karşıdan. Cızız iğne basın. Tamam bitti ya gerek yok. Ya neden midesi ağrıdı adamın? Adamın midesinin ağrıma sebebi ne? Adamın bağırsaklarının sancılanmasının sebebi ne? Adamın başının ağrımasının sebebi ne? Bu kadının doğuramamasının sebebi ne? Bu kadının yumurtalıklarının çalışmamasının sebebi ne? Bu erkeğin spermlerinin ölü çıkmasının sebebi ne? Sebebi ne? Ya bu adam normal giderken böyle birden dönüyor geriye.
Allah Allah. Bunun sebebi ne? Yoldan giderken birden döndü. Ha ver uyuşturucuyu adam robot gibi gitsin. Bunu yapmıyor musunuz? Doktora gittin. Doktora dedin ki Yani böyle böyle psikolojik problemlerim var. Bu ara çok sıkıntıdayım. Ne yapacağımı bilmiyorum. Geceleri uykusuzluğum başladı. Uyuyamıyorum. Bir tane zanax mı? Efendim? En meşhur o. Olur. Bir tane ellilik değil mi o? Ellilikten başlıyor. Sana küçük bir hap yazacağım. Bundan sabahları ve akşamları, pardon. Akşamları yatmazdan önce, önce yarımla başlayalım.
Zanax'ı patlattı. Yatmazdan önce zanax'ı yuttu kadın. Psikolojik problemleri var ya. Sabah bekle ki uyansın kadın. Adam nereye gidecekmiş? İşe gidecekmiş. Bekle ki uyansın. Adam gitti işe. Geldi akşam zanax hala da etkili. Kim geldi bildi. Geldin mi? Haa geldi. Akşama bir zanax da, üçüncü gün bir zanax da, evde dolaşan bir tane, evde bir tane hilkat garibesi dolaşıyor. Evet. Sebep? Sebebi bu ara kafası çok iyi değildi. Psikolojik problemleri vardı.
Ha birisi ona telefon açmıştır. Kız, haçe, he, senin adamı bir kadınla görmüşler. Bitti kadının hayatı. 50'lik zanax da etmez ona. O adam biraz da sertse, söylese bir dert, söylemese bir dert. Sar, sar, sar, … Gitti tel. Ondan sonra doktora. Ne oldu? Tamam mı? Gitti. Kafa gitti. Yok. Ne oldu? Ya sorma. Bizim hanım rahatsız. Nasıl rahatsız? Ya tel yanmış. Eee? Şeker yerini tuz atmış yemeğe. Ondan sonra ne veriyorsunuz? Şeker yerini tuz atarsa yemeğe. O zaman yatırıyorlar. Zaten yattı mı tamam bırak artık.
Gitti ya. Komple gitti. Nereden başladı? Başlangıcı neydi? Uyuyamıyor. Sıkıntıları vardı. Başlangıcı buydu bak. Anladın? Anladın? İyileşmeyi ne yapıyor? İstemiyor. Ne yapıyor? Başlıyor sarmağa. Gidiyor. Diyor ki, Doktor, Doktor, uyuyamıyorum. Rahatsızlıklarım var. Kendimi iyi hissetmiyorum. Olur. Zanax verme. Uyuyamıyorum derseniz, zanaxı alırsınız. Yok uyuyamıyorum demezseniz, rahatsızlıklarım var, stresim var derseniz, antidepresan ne veriyorsunuz? Hepsi var. Evet. Hemen antidepresanı veriyorlar sana. Ondan sonra sen, bakın, otomatikman, vücut tepkisizleşiyor antidepresanla.
Birisi sana küfrediyor, sen tebessüm ediyorsun ona. Adam diyor, Ya Hacı abi, adama küfrediyorum dedi. Tebessüm haplıdır oğlum dedim ben. Haplı. Ne yaptı? Antidepresanı yuttu. Sen onu ne söylesen, tebessüm ediyor. Ha anlat. Sen yurt kendini. Aa haplı bu ulan. Ne haplı ulan? Delirmiş bu diyor öbürkü de. Bunları yaşıyor muyuz? Evet. Çocuklarımızı, eşlerimizi, götürüyor muyuz doktora? Götürüyoruz. Ben diyorum ki, arkadaşlar söylüyorlar, bırak diyorum hapları. Sen diyorum istersen yavaş yavaş bırak. Ben olsaydım diyorum ben hepsini kökten keser bırakırdım. Ya üç gün deli bakarım.
Ondan sonra biter. Öbür türlü bir ömür boyu deli bakacaksın ya. Bir ömür boyu antidepresanla yaşayan bir kadınla, bir erkekle nasıl yaşayacaksın? Bir ömür boyu antidepresan evladın var. Bir ömür boyu antidepresan içecek bir evladın var. Kızsa kime verirsin, oğlansa kimin kızını alırsın?
Bugün burası, ne o? Sağlık konferansı gibi oldu. Evet. Hakkınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi