Üstad Mustafa Özbağ

Gelibolu Mevlevihanesi Soru-Cevap - 27 Ocak 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 28 Ocak 2019 · 1:19:13

İhtiyaç gibi görmüyorum mesele. Peki bu boşluğunuzu şu an neyle dolduruyorsunuz? Bu belli bir noktaya gelen insanlarda boşluk söz konusu olmaz. Ama dolduğu için olmaz. Otomatik mi doluyor? Bu normalde. Yani nereye yaslanıyorsunuz? O manada değildir bu. Benim dediğim şey. Hani insanın tuvalet görme ihtiyacı varsa, abes bir örnek ama. Bilgi edinme açısından ben ihtiyacım yok dedim. Bir daha. Bilgi edinme açısından ihtiyaç yok dedim. Şu anki durumda. Evet. Peki şu anki durumda. Öbür türlü üstad üstattır. Her zaman için insan özler, hasretini çeker. İhtiyacınız olup ve yaslandığınız bir yer var mı? Nereyle? Nereden kendinizi doyuruyorsunuz? Manevi dünyada belli bir noktaya gelirken belli bir noktada olan insanlar zaman içerisinde onları eğitime alan kimseler olur.
Kim? Eğitime aldan kimseler olur. Bu kimseler peygamberler. Baştan beri o soruyu soruyorum ben. Kim yani? Uzatıyoruz muhabbet böyle dolanıyor ama. Nereye yaslanıyorsunuz? Allah ise Allah, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ise peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, başka biri ise başka biri. Ama biz bunu bilmek isteriz. Evet. Bunu herkes bilmek ister. Salim senden mi bilmek istiyorsun soruyu? Dinledin mi? Tam dinlememiş. Salim'den kurtulduk. Şimdi bu uzun bir seyri suluk yoludur bir kimse için. O seyri sulukta yürürken o kimse bu yol bir dergaha münhasırdır. İki şeyhe münhasırdır. Bir kimse ilk önce dergah münhasır olan öğretileri alır. Ama benim bulunduğum yola başladığım yerde bir dergah yoktu, çavuş yoktu, zakir yoktu, hiç kimse yoktu. Ben tek başımaydım.
Bir de ben kendi kendime karar vermiştim. Benim bir üstada ihtiyacım var diye. Görmüş olduklarım, yaşamış olduklarım normalde benim yolumun normal olmadığını kendim hissediyordum. Hissediyordum. Bu ben namaza başlamazdan önce de benim üzerimde değişik şeyler var. Ben şimdi kendimi anlatmak zorunda kalıyorum ama bu ben namaza başlayınca tövbe edip geri dönünce bende bazı şeyler fazla artmaya başladı. Bu sefer bendeki o artmaya başlayınca ben daha öncesinden aşina olduğumdan dolayı ben diyordum ki bu normal değil bu tip şeyler. Yani bunları normalde bir üstada ihtiyacın var senin. Bir şeyhe ihtiyacın var. Mesela ben şeyh nedir de bilmiyordum. Onların alemini okumaya başladım. Onların alemi beni çok cezbetti. Yani ben aradığımı onda bulmaya başladım bu sefer.
Yani yaşadıklarımı onlarla beraber ben oradaki onların alemi aslında uçuk bir kitaptır. Bildiğin uçuktur yani. Normalde birisine yoldan... Ahmet Er Rufai'ye mi dayanıyorsunuz şu anda? Ahmet Er Rufai Hazretleri'nin onların alemi uçuk bir kitaptır. Ben onu normalde uçuk derken ayağı yere basmıyor manasında değil. Böyle sufinin tam ortasıdır böyle. Hani dolandırmadan konuşur. Dolandırmadan. Mesela düşünebiliyor musunuz? O kitaptan size küçücük bir kesit. Senin şeyhin kim? Ahmet. Zikrinde senin Ahmet. Hadi yürü git der. Bu kafayı kırdırır adama. Böyle bir şey. Ben o kitabı okurken ben kendi kendime de yaşadıklarıma baktığımda ben diyordum ki sana bir şey lazım. Senin bir şeyhe gitmen lazım. O zaman şu anda Ahmet Er Rufai Hazretleri'ne mi dayanıyorsunuz?
Ben bütün Pir Efendilerini beğenirim ki daha doğrusu... Veya ondan da mı özgürsünüz? Özür dilerim beğeniyorum derken. Onlar beğeniyorlarsa... Dayanmaya diyorum. Onlar beğeniyorlarsa dayanırsın ona. Onlar seni beğenmiyorlarsa sen nereye dayanacaksın? Ve zaman içerisinde ben bir üstada intisap etmem lazım dedim. Sonra Cenab-ı Hak nasip etti. Ben gittim üstada intisap ettim. Bu şeyler bende daha da artmaya başladı. Ama ben böyle onun mesela şimdi arkadaşlar çok şeyler, ne o? Şanslılar. Disledikleri gibi, diledikleri gibi konuşabiliyorlar, görüşebiliyorlar. Biz böyle konuşup görüşme yapamazdık. Mümkün değildi yani bu. Normalde bu rahatlığımız yoktu. Asla yoktu. Ama biz şimdi normalde ben ona...
Bizim adımıza iyi mi, kötü mü? Bir taraftan iyi, bir taraftan kötü. Bir taraftan çok iyi. Bunu değerlendirebilirse bir kimse, edep-adap dairesinde çok iyi. Değerlendiremezse vah ki vah yazıklar olsun. Bir taraftan da sıkıntılı. Kimisi bu sıcaklığı, bu yakinliği mesela işte gevşeklik olarak alıyor. Ve bu normalde çok böyle disiplinli bir yerden gelen bir kimsenin o gevşekliği fark etmemesi mümkün değil.
Ben adamın ağzında sakız dolaştırdığını dahi hissederim. Yazarım oraya kenara. Derim ki gevşeyin teki içimden. Başka bir şey düşünse dahi hissederim onu. Derim ki burada değil. Ne yapma oturuyorsun o zaman burada derim. Bunlar sıkıntılı şeylerdir bir taraftan. Konu yine saptı. Sen saptırdın. Şimdi bu normalde ben üstadıma gittim. Üstadıma gittikten sonra ders aldım. Bunlar daha da artmaya başladı. Zaman içerisinde tabii işte farklı asılan, takılan manevi olarak kimseler olmaya başladı. Kimisi zahiren geldi söyledi. Topladı avanesini, şeyh dervişlerini falan geldiler. Ziyaret ettiler.
Böyle böyle imtisap etmen lazım bize. Şunu yapman lazım, bunu yapman lazım gibi şeyler oluştu. Biz yol yürüyoruz. Bu sefer tabii manen de öyle oluşmaya başladı. Normalde şeyhimin haricinde de gelenler olmaya başladı. Manen mi? Manen. Rüyamda, halimde. Ben ama ben çok böyle içimden çok vefalı bir insanımdır. Sadakatliyimdir içimden ben, içimden.
Ben manen gelen hiçbir kemende, hiçbir şeye boyun eğmedim. Yoluma devam ettim. Benim şeyhim var dedim. Ben şeyhimle yoluma gideceğim. Şeyh Efendi'ye de söyledim. Dedim sizi mezara koyunca kadar dedim, sizde sabit kalacağım dedim. Hiçbir yere gitmeyeceğim dedim. Dergahınıza ve size dedim, hizmet edeceğim dedim. Siz mezara, benim işim dedim, sizde de ve dergahınızla biter efendim dedim. Tabii bu orunda kalmıyor. Yani ardından o kimsenin seyri süluku devam ediyorsa, bu da gayet normal muhal bir şey. Şeyhinin haricinde işte pirefendiler o kimseyi ele alır. Ardından eğer o normal bir yol gidiyorsa, sahabeden bazı kimseler onu ele alır. Yol yürürken peygamberlerden, geçmiş peygamberlerden bir kimse onu ele alır.
Ama bunların içerisinde hepinize de tiyo olsun, öyle söyleyeyim. Böyle yolda yürürken mesela, işte sahabeden mesela, Hz. Ebu Bekir Efendimiz, o kimseyle o irtibatı girdiyse onun yolu değişiktir. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali Efendimiz, cihar-i yari güzünlerden birisi onu ele alırsa, onun yolu değişiktir. Nasıldır? Yani daha üst seviyede gidiyordur. Peygamberlerden başlangıçta Adem Aleyhisselam, ondan sonra ehli kitap olan İbrahim Aleyhisselam, Musa Aleyhisselam, o onlardan birisi aldıysa iyidir. İsa Aleyhisselam aldıysa onun daha değişiktir. O daha farklı bir noktadadır.
Zaten son fasıl Hz. Peygamber'dir, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. O onu el aldıysa, o daha farklı bir şeydir zaten. Ama bu yol içerisinde, ser-i sülük içerisinde, bunlar böyle zaman içerisinde oluşan şeylerdir. Son nokta o kimse fenaya ulaşır. Fenaya ulaşınca ona Allah hitap eder. O direkt Allah'ın hitabına mazhar olur. Allah'ın hitabına mazhar olduktan sonra tekrar bekaya dönüş olur. Bekaya dönüş olduğunda, o artık iki yol vardır onun için. Ya onu, ululazim peygamberlerden bir peygamber görevi alır üzerine, ya direkt onunla görüşmeye başlar.
Halk üzerindeki etkisi ne olur? O ayrı, bunlar ayrı. Kendini mi korur? Halka mı dönüktür? Bu bekaya dönünce zaten halka döner o. Peki bekaya dönüp de kendini koruma noktasından da oluyor mu? Normalde o ehli kitap peygamberlerden bir peygamber görevi üzerine alır. Direkt onunla görüşür. Ya da vasıtasız Allah onun kalbine ilham eder. Şimdi bunların arasında çok ince perdeler vardır. Bir soru sorabilir miyim burada? Dur bir dakika. Bunların arasında çok ince perdeler vardır. Derbi dervişin bu ince perdeyi ayırt etme imkanı yoktur. Hani Hazreti Pir der ya, ağzı ne kadar onun hassas olursa olsun, hani bir çöp kaçarsa çöpten haber olur der ya, ağzı hassassa.
Şimdi bir dervişin bunları normalde çözümlemesi, bu konuda karşıdaki kimsenin hangi noktada durduğunu o kimse beyan etmediği müddetçe çözmesi mümkün değildir. Ancak o kimse beyan ederse bunu çözebilir. Yoksa bir dervişin bu ince perdeleri, bu şimdi konuştuğumuz şey de, buradaki arkadaşları teyze ediyorum ama, gereksiz bir şey. Şöyle noktadan gereksiz, ayırt edebilecekleri bir nokta değil. Bu normalde bildiğimiz ilimlerle ayırt edilebilecek bir şey değil. Bu kalbi ilimlerle de ayırt edilebilecek bir şey değil. Ancak o hal ile hallenen bir kimse bunu ayırt edebilir. O hal ile hallenmediği müddetçe, bu kimse İsa Aleyhisselam'dan mı alıyor, Hz. Muhammed Mustafa'dan mı alıyor, Allah'tan mı alıyor diye, bunun noktada bunu ayırt edemez.
Çünkü, işin bir de bu tarafı var. Yani İsa Aleyhisselam'ın üzerinden gelen de ona ait, Hz. Muhammed Mustafa'nın üzerinden de gelen ona ait. İşin bir de bu tarafı var. Yani, farklı bir nokta değil burası. Ama, çok ince bir perde. Bu şuna benziyor. Üçler var ya, üçler, beşler, yediler, kırklar, hadiste sabit. Şimdi, bu üçlerin zamanın kutbu, direkt Allah'tan alandır. Ben bunu böyle söyleyeyim. Sağındaki, Hz. Muhammed Mustafa'dan alandır. Solundaki de, Hz. İsa'dan alandır. Ama, bunların, üçü de, Cenab-ı Hakk'ın hitabına mahzar olmuştur. Bunun, onun sağındaki dört, onun solundaki beş, bunlar da normalde peygamberlerden alırlar.
Onun sağındaki, onun solundaki yedi, yedisi de peygamberlerden alır. Yani, altısı peygamberlerden alır. Aralarında çok ince nüans, çok ince bir perde vardır. Normalde yani, onu bir dervişin, veyahut da onu, dördüncü makamdakinin, beşinci makamdakinin, ayırt etmesi mümkün değil, altıncı makamdakinin, ayırt etmesi mümkün değildir bunu. Ayırt edemez. Ancak, o kimsenin, yediye çıkması lazım. Yediye çıktığı zaman, kırkların içine giriyor zaten, ancak o ayırt edebilir. O da nasıl ayırt edebilir? O normalde, şimdi, bu ara platform konuşuluyor ya, platformda, durduğu yere bakar, görür kendisinin nerede olduğunu. Platformda, durduğu yere bakar, görür kendisini.
Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, sağında mı duruyor, solunda mı duruyor, sağındaki zatın yanında, sağında mı duruyor, solundaki, duran zatın yanında, solunda mı duruyor? E bu halde, kim görecek bunu, bu şimdi burada? Yani bu, çetrefilli bir şeydir. O yüzden, normalde bunlar böyle, çok konuşulmaz, ama, senin gibi cevval bir, kimse varsa, konuşmak zorunda kalabiliyor. Bir soru daha soruyorum. Sor. Bir kimse, Allah'tan direkt hitap aldığı zaman, örnek, biz üstadımız olduğunuz için, sizi düşünelim. Allah'tan direkt hitap aldığınızı düşünelim. Peki, size, daha Abdullah Efendi'yi tanımadan evvel, bir şeyh lazım diye düşündüren, o ilhamat, Allah'tan değil miydi?
Ben onu... Yani Allah'tan alışınız, sonradan mı olgunlaştı, var mıydı? Ben bunun sonradan olgunlaşacağını düşünmüyorum çünkü. Benim kafam çok yüksek olduğunda, ben onunla konuşuyordum. Ve bunun çocukluktan gelen bir şey olduğunu düşünüyorum. Yani, tez olarak tabii bunu ortaya atıyorum. muhakkak Allah bunun, yaratıcılıkta üstündür yani, farklısını da yaratır ama... Ağacı severken onu sevmek, çocuğu severken onu sevmek. O zaman seyr-i sülûk niye işte? O zaman seyr-i sülûk diye bir şey yok. Var, olmaz mı? Ama olması gerektiği için var. Bir kimsenin normalde şimdi... Yani şeriat olması gerektiği için var. Ama aslında kavuşma ayrılık diye de bir şey yok. Kavuşan kavuş. Doktor, çamağacı ne işe yarar?
İlaç olur mu? Bilmiyorsun değil mi? Mideye çok iyi geliyor. Olmaz değil mi? Bilmiyorum de. Çamağacının... Reçinesi mideye çok iyi geliyor. Çamağacının ilaç olup olmadığını bilmiyor. Birisi geldi ona dedi ki, sen şimdi dedin ki, reçinesi mideye çok iyi geliyor. Tavsiye ediyorum. Mide rahatsızlığı olanlar... Reçinesi mideye çok iyi geliyormuş. Reçinesi mideye çok iyi geliyormuş. Şimdi öğrendi. Ama bu gitti. İşte bir gün midesi ağrıyordu. Ormanlıkta dolaşırken, çamağacının oradan gözünden reçine geldi. Ya bunun tadı nasıl acaba dedi. Yaladı. Ah! Mide arası geçti. O zaman dedi ki ya, çamağacının mide arası geçiyormuş. Biz bunu bilinçsiz ilhama bağlayalım.
Bir kimse yol gidiyor ama bilmeden gidiyor. Bu, o kimsede... Şimdi bir sufi yolu, o kimsenin akli dengesini, kalbi dengesini, vücut dengesini, sosyal dengesini bozmadan yürütmektir. Eğer o kimse normalde dengesi bozulursa, meczup olur. Meczup olursa o kimsenin hiçbir yere faydası olmaz. Hiçbir kimseye faydası olmaz. Hiçbir şeye faydası olmaz. Köprü altlarında böyle bir sürü meczup vardır. Ehil bir üstadın eline düşmemiş. Ehil bir insanın eline düşmemiş. Ve bir an sigorta yanmış. Ehil bir elektrikçi lazım diye bitten beri uğraşıyor.
İşte işin ehli ses düzenini, biz burada konuşurken düzenledi, yaptı etti arka tarafta. Ehil. Şimdi orada bir tane elektrik panosu var. Orada bir tane sigorta var. Yani o sigortanın kaç amper olduğunu elektrikçi biliyor. Onun altına üstüne kaç amperlik bir tane daha sigorta koyacak? Onu biliyor. Ana hata, örneğin atıyorum, 60 amperlik, ama içerideki dairenin içerisine 40 amperlik koyacak ki, dairede bir sıkıntı olduğunda dairenin içerisindeki sigorta atsın.
Ana hattan atmasın. Onu normalde direğe bağlarken direğe de 80 koyacak oraya ki, neden? Diyecek ki direğe gittiğinde direkten atsın. Oraya direğe yüzlük koyarsa, trafodan attıracak çünkü. Trafodan attırmasın. Şimdi bunu yapacak olan kim? Bu işin ilmini bilen bir kimse. Bu işin ilmini bilmeyen bir kimse, aldı, kendini 100 vata bağladı, patlattı kendini. Bu iş değil. Bakın bu değil. Şimdi üniversite okumuş olanlar ellerini kaldırsın. Kaldırın ellerinizi. Bu büyük mutluluk benim için. Kaldırın ellerinizi. Evet. Şimdi buranın fotoğrafını çek. Herkes kaldırsın elini. Çek Salim. Çek buraya komple.
Hepsi. Evet. Arka taraftan da var bak. Üniversite okumayanlar kendilerinizi şey yapmayın. Sadece bir şey söyleyeceğim şimdi. Şimdi siz buradaki insanlara sohbet ederken, konuşurken hangi ölçüde konuşmanız gerekir? Oturup düşünecek insan.
Ve bunların hepsinden de bu ülke hizmet bekliyor. Bayanlar çalışacaklar bir yerde, meslek edinecekler, evlenecekler ve bilinçli bir nesil yetiştirecekler. Erkekler çalışacaklar, evlenecekler, bilinçli bir nesil yetiştirecekler. Bunun sigortasını yakmak mı evlah? Yoksa onu bilinçlendirip, doldurup, orta yere mimari bir sanat eseri gibi koyup, bütün etrafındaki insanlara ışık vermesi mi önemli?
O yüzden normalde bir kimse yol yürürken, bir bilenle yol yürümesi, onun isni hatifinde yürümesi ve telini yakmadan gitmesidir. Gerçek sufilik tel yakmama sanatıdır. Çünkü o kimse teli yakarsa ondan hiçbir hayır olmayacak. Hiçbir şey olmayacak ondan. Kimse dinlemeyecek onu. O kimseye faydası da olmayacak. Hatta şunu diyecekler. Diyecekler ki, aha ya dergaha girdi, tarikata girdi, bir şeyhe gitti, böyle oldu. Ben bazen zaman zaman söylüyorum ya, işte 30 yılı geçmiş, hala da bayındır da veyahut da benim akrabalarımdan, ya o bir gün kafayı yiyecek de gelecek buraya diye bekleyenler var.
Bana onu tavsiye ediyorlardı. Hani erkekler öyle diyordu, birader bak kafayı yersin buralarda, sen hızlı girdin, sen hızlısın, bak burada kafayı yersin birader, senden korkuyoruz bak, kafayı yiyeceksin diye korkuyoruz. Annemin sülalesi tedirgindi. Yani bir gün kafayı yiyeceğim ben, onu bekliyorlardı. Şimdi, Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Ha bu noktada mesela, zaman zaman anlatırım bir Melami Abdullah abimiz vardı bizim, adı Uçtum Abdullah'tı. Yakmış teli, hiç kimseye faydası yok. Teli yakmış, gerçek gerçek yakmış. Konuşuyoruz, sohbet ediyoruz. Benim mesela ben Melami'lerin içerisinde kendisini çok sevdiğim bir kimse. Ben Melami'leri de severim.
Benim Melami'lerle muhabbetim iyidir, Melami'ce muhabbeti de severim. Yakmış telleri, gecenin saat 3'ü soruyorum, Abdullah abi, nasıl diyorum attın kendini dördüncü kattan aşağı. Eski bir Yunan evi var, dört katlı. Bunlar geldiklerinde iskan olarak vermişler. Onun da payı var. Onun dördüncü katta, ahşap bir ev. Ve dördüncü katta tek odada kalıyor. Dördüncü katta tek oda. Onun altında iki oda var, onun altında üç oda var, onun altında da üç oda var. Öyle bir ev. Eski Yunan evlerinden. Bunları 5-6 kardeş, iskan olarak vermişler. Bunun hakkı en zirvede bana bizatihi söyledi. Allah rahmet eylesin. Mustafa'cığım, ben zikrullahtayım.
Allah, Allah. Bana dediler ki, ey Abdullah sen oldun. Şimdi çık pencereden şöyle bir pike yap. Bir Bursa Ovası'nı seyret. Ciddi ciddi. Bakın ben bir sufilik yoluna ilk girdiğimde konuştuğum kimselerden birisi. Kendisi de pomak. Bende pomaklar ayrı bir yeri vardır. İnatçıdırlar ama sağlamdırlar. Örnek orada. Sen de mi pomaksın? Bak o bir pomak da arkada var. Bizim Cevdet de pomaktır. İnatçıdır. Yüzü burada. Yüzü burada. Tabii bir şey böyle söylersin, susar.
Tamam demez. Öyle. O da pomak. Seviyorum kendisini. Dedim abi nasıl yaptın? Bana dediler ki diyor, oldun artık. Bir Bursa Ovası'nı pike yap. Eller de böyle gece saat üç. Biz istasyon caddesi var. Orada gidiyoruz. Arkadaşlarım dahi selam vermiyor bana. Hani Abdullah'la konuşuyor. Adı Uçtum Abdullah. Pencereden at kendini. Ben pike yapacağım diye. Kol bacak kırılı. Hastaneden eve. Ne oldu? Abdullah abi atmış kendini. Lan neden atmış? Bayındır'ın muhabbeti. Demişler ki, uç kulum. O da atmış kendini. Ben bunu direkt kendisinden soruyorum. Abdullah abiyle değil de. Hukukumuz nereden geliyor? Dedemin bakkal dükkanı var.
Bu da tek halde depocu. O zaman için. Biz her haftanın iki günü. O günleri bilmez şimdi gençlerin işbirisi. Haftanın iki günü. Tek el malzemeleri almaya gidiyoruz. Tek ele gidiyorsunuz. Parayı yatırıyorsunuz. Makbuz alıyorsunuz. Depoya gidiyorsunuz. Depoda makbuzla size. Sigara, çay. Ondan sonra ispirto, gaz yağı gibi malzemeler alıyorsunuz. Bir herkesten belli bir istikakı var. Ne kadar? Ne kadar? İşte iki kilo Samsun sigarası, işte üç kilo Bafra sigarası, beş kilo şundan, birinciden şu kadar. İstikakınız o. Sigara yok. Tütün ülkesi ülke ama sigara yok. Kuyrukta siz yaşamadınız, yaşamayın. Biz son dönemiyiz onları gören. Sanaya kuyruğunu bilir misiniz siz?
Bu siyaset değil. Ülkenin gerçeği. Bildiğiniz sanaya. Bildiğiniz sanaya arkadaşlar. Sen biliyorsun. E tabi o tereyağında normalde tereyağına, normalde millete sana ya çok jantilik geliyordu. Sen de biliyorsun. Kaç doğumlusun? Aa sen çok rahat bilirsin. Sen benden bile yaşlısın, benden genç duruyorsun ama. Maşallah ya. Neredeyse. Yani sen bana abi diyeceksin ya. Şimdi normalde düşünebiliyor musunuz? Bunları kuyruktan alıyorsunuz. Yok zaten. Mesela iki kilo Samsun sigarası geliyor. Deden padişah. Onu rafa koymuyor.
Rafa koyması mümkün değil zaten onu. Onu kime? Kim peşin parayla bakkaldan alışveriş ediyorsa onlara tezgah altından. Yazdıranlar var. Zeytin veresiye, tütün veresiye, pamuk veresiye, buğday veresiye, aybaşı veresiyesi, haftalık veresiyesi olanlar var. Kara kaplı bir tane defter var. Kocaman. Herkes yazıyor oraya, yazdırıyor. Yani senede bir sefer ödeme yapıyor adam. Tütün veresiye, tütünü topluyor, kurutuyor, satıyor, geliyor. Aman adamca, sattım tütünü. Topla hesabı. Dedem hesabı topluyor. Şu kadar para, veriyor. Vermezse, satmış tütünü. Dedemin haberi var. Parayı getirmemiş. Ertesi gün sabahleyin çocuk elinde çanta, naylon çanta, beş ekmek.
Söyle babana gelsin. Önce ona veriyor. Ertesi gün o adam gelmezse çocuk tekrar geliyor. Beş ekmek alacak. Ekmek yok size diyor. Ben o çocukların bakkal dükkanından dönüşünü bilirim. O yüzden hiç borç yapmam ben. Hiç. Düşünürüm kendini. O çocuklar hep gözümün önüne gelir. O zamandan düşünürüm. Bu çocuğun suçu ne şimdi? Babası gelip ödemedi. O çocuk ekmek yok. Boynunu biker. Böyle gider. Bakkaldan böyle dışarı çıkar. İçim burkulur benim. Biz, meseleyi toparlayayım şimdi. Tek elce Abdullah ağabeyi oradan tanıyoruz.
Ve bakın. O kimse samimi. Ama bir düzgün mürşidin elinde olmadığından dolayı tel yanmış. Tel yanmış. Bizim dergahdaki dervişler kadar hali açık bir kimseydi. Kalbi ilham alıyordu. Bakın ilham alıyordu kalbi. Ben bir gün itikaftayım. Tek başıma camiyi açıyorum ben. Sabah namazında ezanı okuyorum. Kimse gelmiyor sabah namazına. O bölgede böyle zaten çok namaz kılan bir bölge değil Bayındır'da. Bizim eski Yahudilik diyoruz biz oraya. Bir dere var. Yahudi deresi zaten.
Dereye bakıyor cami. Çok eski bir cami. Mescid cami de değil. Ben ezanı okuyorum çıplak ağızda mikrofonsuz. Böyle eski günleri yaşatıyorum ben. Mikrofonsuz ezan okuyorum. Çıkıyorum yüksek bir yere. Minaresi yok oranın. Çıkıyorum yükseğe ben ezan okuyorum. İtikaftayım. Ondan sonra iniyorum. Sünneti kılıyorum. Bekliyorum. Ardından niyet ediyorum. Cemaat gelen olur, giden olur. Öbür türlü gelen, giden olur. Sabah namazına duruyorum ondan sonra. Sabah namazının cehiri okuyorum. Kimse yok diye hafid okumuyorum. Cehiri okuyorum. Sabah namazını bitiriyorum. Ben tam böyle sünneti kıldım. Oturuyorum.
Kapı açıldı. Filmlerdeki gibi gacurt. Huuu dedi birisi. İçime dedim ki. Abdullah abi. Hiç arkama dönüp bakmıyorum. Ezanı okudum. İç ezanı. Niyet ettim. Allahu Ekber sabah namazına durdum. Cehiri okuyorum. Bir patlattı bir daha. Huuu diye arkamdan. Namazı kıldım. Selam verdim. Döndüm. Abdullah abiyle yüz yüzeyim. Tam arkamda. Benim sabah namazlarından sonra bir küçük, nerede olursam olayım ben bir küçük, cehricikullah yapıyorum o zamanlar. Ben döndüm.
Başladım cehri şimdi. La ilahe illallah. O da benimle beraber. La ilahe illallah. Bu hızlandırıyor. Ama ben şey yapmıyorum. Hızlandırmıyorum. Ardından Allah esmasına geçtik. Allah Allah Allah. Ben darbeye geçtim. Allah Allah Allah. Benim gözüm kapalı. Ben bir ara gözümü bir açtım. Gözümü açtığımda Abdullah abinin dizlerini gördüm. Havada. Göttüm gözümü. Doğru mu görüyorum diye. Yaptım böyle ama bir daha açtım. Adamın dizlerini gördüm gene.
Gördüm Abdullah abinin dizleri. O ara ben tabi alışkınım böyle şeylere. Uçana kaçana. Havada görünene. suda yürüyene. Suda yürüyene. Otobüsü durdurana. Kamyonu durdurana. Tabi. Kamyonun üzerinde portakal vermiş ya portakal fidanı. Hadi lan hadi sen doğru görmemişsindir. Kamyonun üzerindeki portakal fidanı portakal verdiğini nereden bileceksin? Valla gördüm ya. Lan hadi öyle şey mi olurmuş sende? Portakal fidanı üzerinde portakal ağacım olmuş. Gelsin lan o zaman o kamyon. O kamyoncu da gelsin. O kamyon da gelsin. Gözün lan gör. Beş dakika geçmiyor. Gür gür gür … Kamyoncu bizim önümüzde. Adam ne aradığının farkında değil. Orada şeyde şoför mahallinde bakınıyor adam.
Diyorum içimden garibim neyin kurban olduğu belli değil. Aha gördün mü portakal fidanı portakal ağacındaki portakalı. E gördüm. E ne oldu? Alışkınım ya ben böyle şeylere. Otobüs yoldan geri döner. Taksinin lastiği patlar. Yok işte gidemez bir kimse şehri terk edemez. Dün akşam pijamaların çok estantrikti. Nasıldı? Lan o çiçekli pijamayı nereden buldun? Allah belli kadını vermesin. Bir de adam olacaksın. Kakur kukur, kakur kukur gülüyor. Millet biz bunların içerisinde büyüdük. Adam yatarken dahi çiçekli pijama giymiyor bu muhabbeti duyunca. Ooo pembe yorganların altındasın ha. Ne? Pembe yorgan. Adam kendi kendine düşünüyor. Bakıyor gece ulan yorgan pembeydi.
Siz pembe yorgan bilmezsiniz. Siz sizin evresime alıştınız. Biz de sire derler. Bildiğiniz ipekli gibi. Sonradan onun şeyini polislerini çıkardılar. Seten. Seten pembe, mavi, yeşil. Onlardan bir de yorgan dikerler. Güzelce işlemeli. İşte kuğu var. Yok ördek var. Yok çiçekli böcekli. Bunları siz şimdi bilmiyorsunuz. Siz şimdi gidiyorsunuz. İşte X markadan bir tane yorgan alıyorsunuz. Şey yorgan. Ne o? İçi elyaf. Ne diyorlar? Elyaflı yorgan alıyorsunuz. Onlarda yatıyorsunuz siz. Ben yatmam. Yazın pamuk, kışın yün. Bizim bayındır da hala da dikiyorlar. Adamın yorganının rengini söyleniyor. Öyle olunca bunları göre göre, duya duya insanla yetişince diyorsun ki ayaklar havada Abdullah ağabeyin.
Zikrullah bitti. Ben gözümü açmıyorum. Dua'yı devşirdik. Bu aradama huu hay bu gidiyor kendinden. Her şey bitti. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Ben itikaftayım. Mustafa'cığım. Mübarek olsun. İtikafın. Ben konuşmak dünya kelamı konuşmak yasak. Ben kafama yiyorum. Biliyorum diyor. Konuşmanın da yasak olduğunu. Aslında filanca camiye gidecektim. Huuu. Bir esma. Abdülkadir Geylan Hazretleri yolda beni çevirdi. Huuu. Bir daha bağırıyor. Dedi ki git benim Mustafa'mın arkasına namaz kıl dedi. Huuu. Bir daha bağırdı. Bana ders ver dedi.
Sen benim şeyhim ol. Abdullah ağabey. Ben de baktım. Yaptım güldüm. İçimden. Huuu dedi kalktı. Şimdi Allah rahmet eylesin. Bakın konuşuyoruz. Teli yakmış. Bir faydası olur mu? Olmaz. Zararı olur. Faydası olmaz. Nasıl zararı olur? Din, diyanet bilmeyen bir kimse onu din zanneder. Yol yordan bilmeyen bir kimse onu yol zanneder. Anlatamazsınız. Anlatamazsınız. O yüzden teli yakmak önemli değildir. Önemli olan yol yürümektir.
Önemli olan seyri süluku tamamlamaktır. Önemli olan insanın hem kendisine hem kendisine hem ailesine hem etrafına faydalı olmaktır. Sizin en hayırlı yürümektir. Sizin en hayırlınız, etrafına en faydalı olanınızdır buyurdu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. O yüzden derdimiz tel yanması değil, seyr-i sülûk o yüzden lazım. Yoksa seyr-i sülûk lazım olmaz. Herkes telini yakar. Telini yakınca bir sürü tel yanık ortalıkta dolaşır. O da iş olmaz. Uzun oldu ama böyleymiş varidat. Hocam hoş geldiniz. Aydınlatıcı bilgileriniz için çok teşekkürler.
Şimdi hocam dinin özü emri fil maruf nehyi anil mülker değil midir? Bu yolda ilerleyen zaten bazı tellerini de yakar. Bu da gayet normal değil midir? Bir de ikinci bir sorum olacak izninizle. Şimdi Anadolu'da köy yerlerinde, köylerde genelde bir nikahlı hanımı var beyin. İki üç tane de imam nikahlı hanımı var. Şimdi başımız Ulul Emre bağlı olduğuna göre nikahlı hanımlarından yattığı zaman zina yapmış olur mu o insan?
Saygılar sunalım. Ulul Emre ile nikahın ne bağlandısı var? Ulul Emir kim? Bizdeki hükümet, hükümetin yasası diyor ki bir tane resmi nikah. Onu Ulul Emir olarak mı kabul ediyorsun? Başımız hükümete bağlı değil mi? Bakın Ulul Emir denilince bu dini bir termolojidir. Dini termoloji. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti dini termolojik bir din devlet değildir. O yüzden sen devlet başımızdaki Ulul Emir'dir dersen dini termoloji noktasında seni içeri atarlar. Sen anayasaya aykırılıktan doğru termoloji değil. Özür dilerim. Ben seni sevdiğim için uyarıyorum. Bu şimdi internetten de yayınlanıyor. savcının birisi bunu oradan dinlese, dese ki bu adam başımızdaki devlet Ulul Emir'dir dedi.
Ulul Emir demek dini termolojidir. Yani devlet din devleti oldu. Devlet din devleti mi? Demek ki devlet Ulul Emir değil. Devlet bizim devletimiz. Ama dini bir devlet değil bizim devletimiz. Yani başımız hükümete bağlı olduğu için. Bu manada biz onun çıkarmış olduğu kanunlarla, çıkarmış olduğu biz ondan sonra yasalarla yönetiliyoruz. Bizim Ulul Emir'imiz değil. Ulul Emir olunca işin içerisine dini termoloji giriyor çünkü. Hükümetin çıkarmış olduğu yasalar var. Biz onlarla idare oluyoruz. Yarın öbür gün hükümet dese ki Lutilerle de evlenmek serbest. Serbest mi o şey? Evleneceksin mi sen? Yok. Avrupa Birliği'nin böyle bir kanun çıkardı. Şimdi Türkiye'de de uygulayacaklar.
Beni ilgilendirmiyor. Neden? İlgilenenler düşünsün. Devlet şimdi bilmem ne evleri de çalıştırıyor. Ne yapalım şimdi? Yasal mı? Haram değil mi onlar? Yasal olunca haram olmuyor mu? Haramdır. He? Haramdır. Haram dersen içeri atarlar seni. O evler. Ya kişi kendi amelinden sorumludur. Hocam siz de biliyorsunuz. Nasıl kendi amelinden sorumlu? Sen dedin ya az önce şimdi. Benim arkam dönürken bu adam günah işlediyse benim bundan haberim yoksa ben ondan nasıl sorumlu olabilirim? Neden? Ama ben görürsem müdahale etmezsem o zaman ben sorumlu olurum. Günah işlemesine de engel olacağım bir Müslüman vatandaş olarak. Ama yok sinirlenme ya. Estağfurullah. Estağfurullah.
Şimdi normalde bir ülkenin yönetiliş biçimi vardır. O ülkenin yönetiliş biçimi nedir? Kendince ülkeler kendilerine bir yönetim biçimi seçmişler. Bizimki dedi ne? İslam değil bizim yönetiliş biçimiz. İslam olmayan bir yerde insanlar dini kendi nefislerinde yaşarlar. Dini kendi nefislerinde yaşadıkları için yani devletin koymuş olduğu kural kaide içerisinde kuralı kaide uyar. Oradaki hukuku uyar. Geri kalan, geri kalandan insanın bir sorunu tutamayız ki. Bir kimse normalde fuhuş yapması serbest mi Türkiye'de? Serbest. Fuhuş normalde yasak mı? Değil. Dileyen dilediği kadar fuhuş yapabilir mi? Yapabilir. Eşcinsellik serbest mi? Serbest. Dileyen dilediği kadar eşcinsellik yapabilir mi? Yapabilir.
Bir kimse gelir burada bahçenin bahçede eşcinsellik. Yapabilir mi? Yapabilir. Hatta orada ilişkiye de girebilir mi? Girebilir. Siz ona hayır diyemezsiniz, yasaklayamazsınız da. Sakın eline sopa alıp da kovalayayım deme baka öyle bir şeyde. İçeri girersin milletin özgürlüğünü yok etmekten. En güzeli o insanları o duruma getirmeden engel olmak lazım. Gelmiş. Gelmiş. O yüzden normalde din şu anda insanların sadece kendi nefsinde ve evinde. O da evi, hane halkı dinlerse onu. Senin oğlun seni dinlemezse ne yapabilirsin? Hiçbir şey. Kızın dinlemezse seni ne yapabilirsin? Hiçbir şey.
Eşin dinlemezse seni ne yapabilirsin? Hiçbir şey. En fazla çantanı alır gidersin. Evden de kovamazsın. Bir mahkemeye verir seni, perişan eder seni. Benim tanıdığım bir kimse battaniye götürmüş eve, hanımı da çarpmış battaniye yere. Nereden getirdin sen bu battaniye diye. O da almış, hanımının başına çarpmış. Bir telefon, ben şiddet görüyorum diye adamı uzaklaştırma verdiler. Üç ay evden. Battaniyeyi kadına attı, fırlattı diye. Sen nerede yaşıyorsun? Canım kardeşim benim. Emri bil marufu sana, senden isterse söyleyebilirsin. Yoksa sen gidip bir başkasına bu haram bunu yapma dersen, o da gider seni savcılığa şikayet eder, bu beni dini noktada böyle söylüyor derse seni içeri atarlar.
Nereye emri bil maruf yapıyorsun sen? Sen nerede yaşadığının farkında değilsin. Sen hiç savcılığa gittin mi? Sen din anlatıyormuşsun diye. Gitmemişsin belli. Teşekkürler. Bak giden adamda nasıl tecrübe var. Ben diyorum ki ben konferans vereceğimi ilan ediyorum. Onlar geliyorlar beni dinlemeye diyorum. Burada şimdi kaymakamlıktan izin aldık biz burası için. Kaymakamlıktan izin alındık. Kaymakamlıktan izin alındıktan sonra benim konuşmacı olduğum belirtildi. Ben de bunu yayınladım. Buraya bir kimseyi zorla getirmedik. Birisi kalkıp da şimdi gitse dese ki biz oraya gittik bize orada din anlattılar. Bir suç unsuru yok. Sebep çünkü normalde ben buraya kimse zorla getirmedim.
Ama sen otobüste birisine desen ki kızım sen böyle yavrama böyle etme. Senin fotoğrafını çekse senin kimliğini görse gitse savcılığa dese ki bu bana din anlattı. dini dayatmada bulundu. Senin cezan var. Neredeymiş emril bilmaruf? Yasaları bilmiyorlar çarpılmamışlar ya hiç. Seni hiç yoldan almamışlar. Hani var ya yolda böyle polisler jandarma duruyor. Sen hiç oraya veriyorsun kimliğini. Sen kimliğini verdiğinde bakıyor sana. Aa Mustafa Özbağat. Sizi bekleteceğim beyefendi diyor. Sen gidip oturuyorsunuz. Bekliyorsun bir saat, iki saat, üç saat. Eğer hayırlısına denk gelirsen ondan sonra hacı abi sen git hadi diyor.
Eğer yok hayırsızına denk gelirsen amirden haber bekliyoruz diyor. İstanbul'da 82-83 yıllarında kızla beraber misafirlikten geliyorduk. Eyüp de bizi çevirdi ekip. Çek sağa. Camı açtık şimdi. Polis memuru ayakta zor duruyor. Bana diyor ki algıl aldınız mı diyor. Sen bunları konuşma. Tamam. Teşekkürler. Onun polis teşkilatını küçültmekten hadi içeridesin ya. Evet buyurun. Efendim az önce Uçutum Abdullah diye bir abiden bahsettiniz diyeyim. Şimdi böyle bir kimsenin normalde anlattığınız üzere potansiyeli yüksek bir kimse.
Ama bu tarz insanlarda bir şeyhe bağlanmayan olabiliyor dediniz. Yani neden bu tarz bir insan? Yok onun şeyhi vardı. Onun şeyhi vardı. Bir tane pomak şeyhi vardı onun yine. Pomak. Ben de pomak. Sen de mi pomaksın? Onun yine öyle bir şeyhi vardı onun. Ondan sonra. Yani onu şimdi bunları konuşmak istemiyorum ya. Onun şeyhi benim şeyhimden diyordu ki bana filanca şeyhlik verecek. Ben şeyhlik yapayım mı diyordu. Bana dediler ki illaki işte Abdullah Efendi ile bizi görüştür, görüştür, görüştür. Dedim görüştüreyim tamam geldiğinde. Şeyh Efendi geldiğinde onlar dediler ki özel görüşeceğiz.
Dedim efendim böyle böyle bunların böyle bir durumları var bunlar hani Melami burada. Özel görüşecekler misalnya olur Mustafa Efendi görüşürüz dedi. Onlar beni de istemediler görüşmede. Şeyh Efendi dedi ki Mustafa Efendi kalsın bizim ondan saklımız gizlimiz yok dedi. İşte ha o ha ben dedi. Tabi bir derviş için de bunlar böyle ayağı yerden kesilecek şeyler. Ha o ha ben deyince küçülüyorsun böyle iyice. Çöküyorsun. Neyse gittik oturduk. Bir yine şeydi. Ondan son döneme kadar telefonum değişmeyince kadar görüşüyorduk. O vefat etti ama ayakkabıcı Mehmet abimiz vardı. Bir tane dedi o da Melami idi. O Melami şeyhliği yapacak olan zat onun evinde konuştu. Şeyh Efendi'ye soruyor.
Bana diyor filanca şeyhlik verecek. Ne buyurursunuz dedi. Şeyh Efendi bir konuyu kapattı. Bir daha söyledi. Ne buyurursunuz diye. Ona sordu. Sen hiç dedi rüyanda peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine önce dedi ki sen hiç peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile görüştün mü dedi. Hayır dedi. Hiç rüyanda gördün mü dedi. Hayır dedi. Hiç geçmiş peygamberlerden birisini rüyanda gördün mü dedi. Hayır dedi o şimdi. Hiç sahabelerden bir kimseyi gördün mü dedi. Hayır dedi. Hiç peygamber efendilerden birisini gördün mü rüyanda dedi. Hayır dedi. Böyle hafiften tebessüm etti. Şeyhini gördün mü hiç dedi. Bir sefer sırt sırta gördüm efendim dedi.
Oğlum senin şeyhin kamil değil ki dedi. Hani senin şeyhin kamil değil. Sen nereye onun verdiği şeyhliği alıp da şeyhlik yapacaksın. Mahşerde perişan olursun dedi. O ona bağlıydı. O kimsenin böyle şeyhlik o zaman ilan etmedi ama böyle şeyhlik yapıyordu gizliden. Merdiven altı gibi. Ondan sonra o da onun müridiydi öyle söyleyeyim. Şimdi o zat yine bayındır da hala da şeyhlik yapıyor. Melami şeyhliği yapıyor. Efendim peki bu noktada nasıl böyle birine bağlanabiliyor? O kadar manevi bir şey alıyorken. Bu normalde şey giriyor işin içerisine. Kavmiyetçilik giriyor. Kan bağı giriyor. İşte bir sohbet alakasındayız ya.
Ne olmuş ki yani. Bir de pomaklar birbirine çok düşkünler bizim orada. Çok tutkunlar. Hala daha öylesiniz değil mi Cevdet? Tutkunsunuz değil mi birbirinize öyle? Çok tutkunlardır. Bizim oradakiler de öyledir. Dışarı kız vermezler. Kız almazlar. Böyle hiç böyle şeydir. Bayındırdaki herkes bir pomak kızı almak için mücadele eder. Büyük mücadelelerinin sonunda alabilirsin bir pomak kızını. Öyleler. Bizim bayındırdakiler öyle. Değişik köyleri özel. Hiç kimseye yer satmazlar oradan. Bizim iyidir gibi. Muhtar orada bak hiç kimseye satmıyor yer. Ben dahilim. Diyor ki gel istediğin tarlayı kullan diyor. Diyorum sat.
Biz diyor yabancıya satmıyoruz diyor. Ben yabancıyım yani. Muhtar seni çarmıha gerdim gene bak. Şimdi bizim oradaki o pomaklar öyle. İnatçılardır. Ama kendilerini muhafaza ederler. Sağlamdırlar. Yani bir böyle pomak enişte olursan sırtın yere gelmez. Haklı haksız seni korurlar sonuna kadar. Öyleler bizim bayındırdakiler. Bizim Cevdet de aynı. Ben Cevdet'te o yüzden Cevdet'ten rahatsızlığım yok benim mesela. Ben çünkü benim etrafımda çok pomak arkadaşım vardı benim. Pomaklar, boşnaklar. Üç açığa beş yukarı birbirlerine yakındır onlar. Öyleler. O da öyleydi. Normalde onun o pomaktı kendisi. O şeyhim dedi kimse. Böyle sımsıkı yapışıktı ona.
Hiç yanında öyle durur. Halbuki onun maneviyatı ondan daha fazla açık. Ama öyleydi. Kavmiyetçilik giriyor işin içerisine. Evet. Efendim kalpteki zikirden bahsettik ya. Mesela bir kimse yanlış bir iş üstünde veya haram bir iş. Ama kalpteki zikrullah hala devam eder mi o noktada? O insanın kalbini patlatır. Peki. Yapamaz. Yaparsa o sese inat. Velat dalin amin olur. Onun intikamı çok acımasızdır. Asıl intikam ondadır.
Böyle bir şey oluşan bir kimse. O yüzden böyle çok ciddi bir şekilde söylüyorum. Bir kimsenin kalbinde zikri veledi oluştu değil mi? Onun şeyhi gibi odur o. Asla. Çünkü o yetişmez ama. Bir dervişte zikri veledinin oluşması demek dervişin geleceği açısından çok önemli. O dervişin iyi yol alacağını işarettir. O onun böyle mihenk dedim ya. Mihengi olur onun. O normalde yap, yapma, ye, yeme. İç, içme. Buradan yürü, buradan yürü. Bunu giy, giy. Bunu giyme, giyme. O seni farklı yöne götürür. Şimdi kimse üzerine alınmasın.
Başına takacağın örtüye varıncaya kadar. Sen işte nereye gideceksin filanca yere. Kıyafet seçeceksin. Öyle değil mi? Sen bir an hevesine dönsen. Hani ben şunu alayım daha havalı. Güm. Bir deprem. İyi. Hangisini alacağımı sen söyle. Şunu al. Onu alırsın. En tevazulusunu. Annen der bu kız ne oldu ki ya. Yetmiş yaşına mı geldi ki böyle giyiniyor. Öyle demek zorunda kalır. Öyle derler. Veya etrafında der ki ne oluyor ki? Ya sen önceden saçlarını şöyle tarıyordun. Hayırdır şimdi saçların kısacık. Ha tarıyordun.
Bu tarafa mı yatıracaksın? Bu tarafa mı yatıracaksın? Bir o tarafa yatırıyordun. Olmadı. Gömlen. Sen kıyafetin uymadı. Bir de bu tarafa yatıralım diyordun. Aa. Yok. Kes. Dınk kesiyorsan. Ona uymak çok zor. Ama. Yani. O insanı kemale götürüyor. Olgunluğa götürüyor. Bu sefer ne? Çay geliyor değil mi? İçme diyor. Çay orada duruyor. İçmiyorsun sen. Belki de hiçbir şey yok çayda. İmtihan. İmtihan. İçmiyorsun. Herkes patinaj çekiyor. Neden içmedin de? Şöyle mi oldu da? Böyle mi oldu da? Bir bakıyorum buradan bir sancı oluyor. Sancın var diyorsun. Bir saniye bile sürmüyor.
Sancı tak geçiyor. Ha diyorsun. Sana yalan da söyletmedi. Sana yalan da söyletmiyor. Birden bir sancı vuruyor buradan. Diyorsun ki eyvah. Ya diyorsun ki sancın var. İçim çok fena oldu. Ha tamam rahatsızlık var. Söylüyorsun. Ondan sonra bitiyor. Yok hiçbir şey. Düp düzgün. Sapa sağlamsın. O seni idare ediyor. O isterim ki herkes onunla tanışsın. Bambaşka bir dünya. Herkes başka dünyada. Sen başka dünyadasın. Herkes aynı yere bakıyor. Nereye? İşte duvara bakıyor. Aa duvardan bir silüet beliriyor. Sana. Ben filancayım diyor. Herkesin baktığı gibi.
Sen de bak. Muhabbet edelim biz senden diyor. Sen kalben ondan muhabbet ediyorsun. Herkes ama bakıyor. Taşa duvara. Vay bu ne zamandan yapılmış. Taşları nereden gelmiş. Orada başka bir kimse var. O bambaşka bir dünya. Bizim doktora göre şizofrenik. Ben şimdi doktora desem ki böyle şeyler görüyoruz. Doktor böyle şeyler oluyor. Tam şizofreniksi. İlaçlıksın diyecek. Bir gün diyeceğim zaten bu hastaneye başlasın göreve. Yatır beni diyeceğim şizofreniden. Ver bir tane diyeceğim bana şey. Ne o? Rapor. Şimdi bile gitsen verirler değil mi doktor? Verir değil mi? Tanımayan verir. Tanımayan bir yere mi gitmem lazım? Şizofreniye değil mi?
Evet. Şimdi mesela bu anlattıklarınızı. Şimdi dinliyorum bir taraftan aklımda onlar da canlanıyor. Tam böyle kitabi bilgi. Yani örnek vaka aslında bir taraftan. Bilmeyen yani normalde tanımayan etmeyen birisi veya bu yolu işte bilmeyen birisi çok rahat. Yani arada böyle perde çok ince. Mesela onlar böyle ses duyar. İşte der ki ses ona şunu yap. Mesela işte o az önce kendini aşağı at diyen. Genelde tabii onlar da olumsuz yönlerde daha çok ses duyarlar ama. İşte mesela şu senin hakkında konuşuyor. Duvarda birisini görür. İşte bu böyle bana böyle dedi. Bana görev verildi. Der mesela. Ondan sonra böyle şeyler yaşarlar. Özellikle işitsel halüsinasyon deriz o normalde.
Duyarlar ederler. Şimdi anlatınca yani. Bilmeyen çok rahat şey yapabilir yani. Arada çok ince. Zaten veli ile o işte deli arasındaki şey. Tanımayan bir göz. Yani ayırt etmesi çok zor. Siz değilsiniz ya. He? Siz değilsiniz. Yok canım önemli değil. Öyle bir teşhis konsa da benim için sıkıntı değil. Ben sadece normalde o kalpte zikri veledinin hallerini anlatıyorum. O normalde insanın bütün hayatını etkiler. Bütün yolunu etkiler. Bütün her şeyini etkiler. Ama orada durmak çok zordur. Çünkü heva hevese hiç fırsat yoktur. Yani sen dudağına bir ruj süreyim diyemezsin. Ben bir ya çatlaklarım var. Krem sürebilir miyim? Hop der. Süremezsin. O öyledir yani. O böyle seni sevk idare eder.
Ancak yani senin o haline vakıf olmasa dair kabullenmesi lazım etrafındaki kimselerin. Sen öyle bir hal yaşarsan şanslısın. Anne baba kardeş bir sıkıntı yok. Yani bu onda bir problem olmaz. Yani etrafla alakalı problem olmaz. Mesela benim etrafım hiç kimse böyle değildi. Yani sıkıntı yaşadı. Ben yaşamıyordum. Onlar yaşıyordu. Ben hiç sıkıntı yaşamam. Ben sese uyarım. Yıkılsın arkası. Hiç önemli değildir benim için. Benim rüyamda, halimde ben bir şey göreyim. Ben gider yaparım. Umuruma katmam ben. O yüzden benim adım dergahda Deli Mustafa'ydı. Gerçekten ciddi ciddi. Benim umuruma katmaz. Ben dinlemem. Şimdi insanların takıldığı yer orası zaten.
Onu bir kez dinlemezsen küsüyor sana. Küsüyor. Konuşmuyor senle. Allah'ın esmalarını ecep değerlerine göre çekersek, siz benim ne demek istediğimi anlıyor musunuz?
Hiçbir hadiste yok. Hiçbir hadiste yok. Yok. Yani daha fazlasını çekersem. Bakın, normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zikirle alakalı ve zikirlerin tanımları nasıl yapılması gerektiği ve nelerle zikredilmesiyle alakalı hadisler var. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şu esmadan evcet hesabına kadar bu kadar çekersem bu olur diye bir hadisi yok ki. Yok. Yok. Bakın ben şimdi çok yeni levame kapısındayım diyeyim size. Çok kötü zamanlar var. Çok kötü şeyler yaşadım. Kalbimi, ruhumu dinlendirmek istiyorum. Çok uzundur mesnevi okuyorum. Tekirdağ'dan geldim buraya bu akşamki gösteri için. Çok uzun zikirlerim var. Yani Allah'ın bütün esmalarının size diyeyim 3 aydır hepsini çoğunu ecep değeriyle çektim, zikrettim.
Bazen kalbim dönüyor. Yani dünyala ruhani mi diyeyim nasıl anlıyorsanız artık çok o kadar bilgili de değilim. Böyle tuhaf bir duygu. Ama bu sabah beni 7.30'da getirdi bu duygu buraya bana. Yani öyle bir huzur, böyle garip bir huzur esmaları çektiğim zaman, zikrullahı çektiğim zaman anlatamam size yani. Muhakkak. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Evet. Ben ama çok tuhaf bir duygu, yani karışık bir duygu bazen dönmek istiyorum. Nasıl terbiye olunur? Yani o normalde levvamenin, siz kendiniz demişsiniz ya levvame kapısındayım diye. Levvamenin kendi halidir o. Onun bir ayağı dünyada bir ayağı ahirettedir. Bir ayağı haramda bir ayağı helaldadır.
O normalde helal ile haram arasını ha bire git gel yapar. Sabah helaldadır, akşam haramdadır. Akşam helaldadır, sabah haramdadır. Doğru bir durum mu? Bu, o nefis meratibinin hali odur. Mülhüme'ye geçmedikten sonra kurtuluş yoktur orada. Peki, yani işte bir levv atlamam gerekiyor. Sizin söylediğiniz tabiri söyleyemiyorum. Mülhüme'ye geçmek için o kimsenin komple günah keballeri terk etmesi lazım. Farzları da yerine getirmesi lazım. Bu olarak bilmek istiyorum nedir? Mesela namazını beş vakit kılacaksın, orucunu tutacaksın, geçmiş namazlarını kaza etmeye başlayacaksın. Bir şey haram, asla yapmayacaksın. Bir şey günah-ı kebair, bağını keseceksin onunla.
Günah-ı kebair ne varsa hayatında, yaşantında, hepsiyle bağını keseceksin. Mülhüme'de durmak istiyorsan, bakın ne kadar büyük günah var ise bir kimsenin hayatında, ne kadar günah kebair verirse, hepsinin de parmağını keser gibi kesecek, acıyacak o. Ya siz dediğimi anlayabilirsiniz. Ben sizin ne demek istediğini anlayabildiğim kadar anladım. O kadar anlayışım çok, ne o geniş değil ama, derin de değil ama anlayabildiğim kadar anladım. Yani normalde bir kimse levvamede durduğu müddetçe ömür boyu hep git gel yaşayacaktır o. Yani herkesin yaşadığı bir durumdur. Yaşar, evet doğru. Onu sormak istiyorum.
Yok bu noktada levvamedeki herkesin hali, üç aşağı beş yukarı aynıdır. O an gelir tövbe der, ben yaptım bu melaneti der. Ardından döner bir arkadaşı der ki, ben kendi tabirimle söyleyeyim, hadi birader bir yemek yiyelim ya der. O der ki ya ben tövbe ettim ya bak ben içmiyorum artık. Ne olacak bu birader ya der, sen yemekte takıl bizde. Hadi bir kadeh daha ya patlat burada der, biter mesele. Yani bu normalde şimdi, sen tekirde alınsın ben de bayındırlıyım. Arada çok bir fark yok, kültür olarak. Doğrudur, teşekkür ederim. Yani o normalde o kimse o bağı kesecek, bağı kesmedikten sonra olmaz. Ecep değeri yok diyorsunuz. Yani onun normalde hiçbir hadiste yok ama bunun bir inmi, muhakkak o kimseler yapmışlardır.
O ilmiyle bir şey yapmışlardır. Ama ben karşılığı, sünneti seniyeti olmayan şeylerden uzak duruyorum. Çok teşekkür ederim bu soru cevap için. Efendim o ses, her zaman kalbimizden gelen o ses, böyle bir şeyhimizin sesi mi olur ya da bazen hiç sesi olmaz sadece söyler mi? Peki o sesin gerçekten...
Onu normalde, normal bir şekilde dervişlerde, üstadı olan dervişlerde, sese karşı bir aşinalık olsun, hataya düşmesin diye şeyhi konuşur ilk önce. Sonra o böyle bir ilham gibi dağılmaya başlar. Veyahut da ilk önce ilham gibi gelir. Onu bir kayda bağlamak mümkün değil. Bazılar onu kayda bağlarlar, ben kayda bağlamak istemem. O ses o kimsenin mesela... Bütün vücuduna yayılır ses. O sesi tek cihetten duymak mümkün değildir. Vücuduna yayılır mı? Yayılır. Mesela o böyle senin bütün vücuduna tat verir mi? Verir. Bütün vücudunu etkiler mi? Evet. Aklını, beynini, kalbini, her şeyini etkiler mi? Evet. Ama o ses oluşuncaya kadar... Yani o kimse haramlardan uzak durur.
İşte böyle belli periyotları, belli bir daireyi yerine getirir. O kimse de öyle oluşur. Oluşunca zaten Allah affetsin, yanlış anlaşır mısın? O kimse kurtuluşa ermiştir. Peki şeyhinin sesinden olmadığı zaman... Orada önemli değil, onun yanılgısı, yenilgisi şu. Yani o ses seni ilk önce düzgün noktada tutuyorsa ve seni normalde heva hevesten koruyorsa, haramlardan koruyorsa, seni helallara doğru yönlendiriyorsa doğru ses.
Şer'i olarak baktığımızda, onu normalde şeyhinin sesini ne de duysan veyahutta kendiliğinden gelen bir ses de olsa, seni yanlışa götürmüyorsa, hani az önce absürt bir örnek verdi ya, dedi ki zina yap diyor dedi. Mesela o ses zina yap diyor demez sana. Anlatabildim mi? Örnek. Sana haram bir şey söylemez. Gıybet et demez, iftira et demez. Sen gıybet edersen ses susar. Hatta küser sana. Sen iftira edersen küser sana. Bir dervişe tepeden baksan küser sana. Seni öyle bir ince ahlaka götürür ki, sen birisini kıracağım, inciteceğim, üzeceğim diye pipirikli bir şey olursun. O ses seni oraya götürür. Onun gönlünü nasıl alabiliriz peki? O normalde yani, onun yolu normalde, bütün her yerde aynı şeyi söylerler.
Kime sorarsan sor, nedir işte farzları yerine getireceksin, haramlardan uzak duracaksın, Allah'ı çok zikredeceksin. Yani o normalde ama, onu elde etmek için değil. Biz Allah için yaşarız. Aynı zamanda aslında o ses, feraset nuru denilen sestir. Feraset nurudur o. O kimse, yani o ses, onda hiç bitmeyecek ki, durmayacak ki o sende. Yani o sana geldiğinde, o sana yerleşecek, sen onunla yaşamaya başlayacaksın. O da olgunlaşacak kendi içerisinde. Olgunlaşacak derken, o üstündeki örtüleri atacak. Ha birer üstündeki örtüyü attıkça daha da parlayacak. Daha da yayılacak. Daha doğru, daha keskin, daha hikmetsel şeylere doğru dönüş yaptıracak. Bu sefer sen, hani bir ben var benden içeri dediği, beni, bana doğru gideceksin.
Ben o. Bir ben var benden içeri, evet senden içeri bir ben var. O harekete geçecek sende. O harekete geçince zaten, eşyanın hakikatini, insanların hakikatini, varlığın hakikatini aşina olacaksın. O harekete geçince, zaten onu normalde işte bakacaksın şimdi, diyeceksin ki içinden, bu şimdi şunu düşünüyor, suscan. O böyle sustukça güzelleşecek. Haa bak sen şimdi benim hakkımda böyle düşündün dedin, gitti gene. Muhabbet açıldı, o yüzden konuşuyor. Olmaz, kendi içinde yaşayacaksın. Suscan, seslenmeyeceksin. Aldatmaya gelecek, tevessüm edeceksin. Hatta sana zarar vermiyorsa o aldatılma, aldanacaksın. Anladın?
Zarar vermiyor sana, seni aldatmaya geldi. Aldanacaksın. Anlatabildim mi? Diyeceksin ki, neden? İçindeki beni koruyacaksın. Anlamayacak karşıdaki senin içinde bir ben olduğunu. Senin onun kalbinden geçeni anladığını anlamayacak o. İnce. Peygamber Efendimiz sağlısak Hazretlerinin seyri sülüğü olmuş mudur? Din 23 yılda tamamlandı. Din 23 yılda bizim için tamamlandı. Az önce söyledim ya, peygamberler hazır program. Peygamberlik programı, çip gibi. Onunla beraber indirilmiş insanlar. Onlar da bir kemale erme, sonradan olgunlaşma söz konusu değil.
Bir an bakıyoruz ama miraca çıktıktan sonra bile ihtar alabiliyor ayet-i kerimelerle. Onlar bizim, onların hepsi de bizim için. Bizim için. Peki efendim, seyri sülükte nefis meratiplerinde de anlattığınız gibi her şey sırayla mı vuku bulur? Hepsi sırayla. Yani bir kişi kabir haline vakıf olmadan Hazreti İbrahim Aleyhisselam rüyasında göremez mi? Ya da Hazreti İsa'nın sını? Rüyada görmek ayrı bir şeydir. Emir almak mı farklıdır? Bunlar benim dediğim şeyler farklı şeyler. Bir kimse rüyasında Hazreti Peygamber Efendimiz'i de görebilir ki, o seyri sülükunun tamamladığını, tamamladığına dair delil değildir. Peki bu yani sırayla olur dedik. Nefse, yani levvamede, mesela mülhimmede yüzde biri doğruysa dokuzu hatadır demiştiniz en son sohbette.
Onu nasıl ayıracak o ilhamın? Bir kimse normalde bunu kendince deneme yanılma usulüyle buluyor ki zaten. Haramlar noktasından mı? Yok her şeyde. Yani şimdi ne o? Beyaz gömlekle geliyor diye söylüyor, mavi geliyor. Anladın mı? Şimdi o kimse diyor ki, işte kim gelecek? X kimse gelecek. İçine diyor ki beyaz gömlek giydi. Da maviyle geliyor. Ah diyorsun ya, kalbime gelen doğru değilmiş. O yüzden suscan diyorum ya, o heyecanla yanındakına geliyor. Ya bir de o kalbi ilham alıyor ya, bu böyle etrafa hani ilan etme, yayma, heves geliyor. Üstünde beyaz gömleği var.
Eğer o kimse zaten beyaz gömleğiyle gelirse, demedin mi? Baba derviş oldu, hemen o tuttur onu baş köşeye. Ama beyaz da değil, maviyle geldi. Eyvah çöktü. Derviş çöktü. O yüzden der ki, bir daha geleni söylemeyeyim. Anlarsa, anlamazsa, her geleni söyler. Hepsi de boş çıkar. Boş çıkınca da ne yapar? Yanındaki arkadaşlar der ki, aman mavi gelmiş laf. Geçen gün de mavi gelecek dedi, beyaz geldi. Sonra beyaz gelecek dedi, mavi geldi der. Atar kenara seni. O atar, o atar, o atar, bir bakar. Ondan sonra şunu der. Dervişler bana selam vermiyorlar, benimle konuşmuyorlar. Senin boş muhabbetini ne dinlesin millet?
O yüzden konuşmak çok uygun değildir. Beklersin. Ah beyaz geldi, tamam beklersin. O sesi tanımlarsın. Der ki şimdi buradan bir araba çıkacak, tak çıkar araba. Şuradan şu olacak oldu. Beklersin. Bunu bir başkasına yaymak için söylersen, bu senden gider. Peki soru sorduk. Üstadımıza bir şey içimizden geçti. Üstadımıza sorduk. O an bir cevap hissettik içimizde. Onun sesi değil ama bir cevap hissettik. Bu hak mıdır? Onun haktır. Onu da. Uyacak mıyız ona? Beklersin onu da. Tartacağız doğru mu? Evet. O sesin sahihliğini elde edince kadar bekleyeceksin. Sesin sahihliğini elde ettin. Kalbinde bir mehenk oldu artık. Delil oldu senin. Motomat 10'da 10.
Eyvallah. Delilin var artık senin. Bunu yine başkasına söylemesin ama bununla yaşarsın. Bununla hareket edersin artık. Sola dön, taks dönersin. Millet patinaj çeker. Neden sola döndü diye. Çeksin. Sen dersin ki ya sola dön dendi bana. Bağırırsın. Sola çarpma. Herkes sola çarp eder yürür. Nereye gittiğini bilmez. Bilmez. Sen bilirsin ama. Peki üstadım sadece sesle midir ilham? Mesela her şey. His yani bir şey gördüğünü zannetmek. His aldatır insana. Ya bunu duyarsın ya da seyredersin. Seyretmek. Tamam. Seyretmekte mesela üstadının kılığına girmek yani şekline girmek. Mesela cinni tarifesi üstadının şekline girer mi? Girmez. Giremez. O zaman haktır.
Bu normalde sadece onu seyretmezsin ki olacak olan olayı da seyredersin. O esnada o oluşacak olan şeyleri seyredersin. Bu olacak, bu olacak, bu olacak. Şimdi olacak olanı da seyredersin. Olmuşu da seyredersin. Birisi gelir sana bir şey anlatır. Kız ne oldu biliyor musun? Ne oldu? Ya senin işte kız filan ciğerde böyle böyleymiş derken daha tak seyretmeye başlarsın. Seni aldatamaz. Gerçekliği orada oturacak. Evet. Tamam. Tamam. Saat kaçta? Sekiz. Sekizde inşallah meslemin sohbetinde buluşacağız. Hakkınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi