Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Şubat 2019 · 1:52:34
Yukarıdakiler, kim ilgileniyorsa çayı fazlalaştırın. Buradaki arkadaşlara da çay verin. O yüzden çayımız fazla olsun inşallah. Suyunu fazla katın içine. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk. Son günlerde İslam dinine saldırı videoları yayınlanıyor. Bu konudaki görüşünüzü alabilir miyim? Bunlar yeni değil. Ama şu son bir haftadır aşırı derecede yükleniyorlar İslam dinine. O sen son bir haftadır dikkatini çekmiş senin. Bu yeni değil. Tamam. Teşekkürler. Allah razı olsun. Sizlerden de Allah razı olsun. Bu yeni değil. İslam dünyası normalde büyük bir saldırının altında yaklaşık 250 yıldan beri. 250 yıldan beri İslam dünyasının sahibi yok.
Yani İslam dünyası da kendi kendisine, kendi içerisinde, kendi ayaklarının üzerinde durma düşüncesi yok. Böyle olunca da İslam dünyası istenilen, istediği, istenilen noktada, istenilen dairede isteyen güç onu tokatlıyor. Bunun suçu Müslümanlarla. Müslümanlarla. Bunun suçunu başka yerlerde hep aramakla meşgul ediyoruz. Hani dolar bir yerden bir yere çıkıyor, birileri yapıyor. Birileri bir şey oluyor, bize birileri yapıyor. Birileri bir şey yapıyor, bize birileri yapıyor. Hep başkaları yapıyor bize. Öyle ya bizim savunma mekanizmamız. Bizim eğitimimiz düşük, eğitim düşüklüğü Avrupa'dan dolayı. Bizim şuyumuz eksik, bu Amerika'dan dolayı.
Bizde böyle bir sıkıntı var, bu Rusya'dan dolayı. Yani ya hangi devleti, hangi milleti, hangi dinden sahip olan kimseleri bir başkası rahat bırakmış ki. Müslümanlar iman ettikleri Kur'an ve sünnete sımsıkı sarılmadığı müddetçe, Müslümanlar iman ettikleri dini yaşamadıkları müddetçe, onu anlayıp, algılayıp, onu kendi nefislerinde, kendi evlerinde, kendi işlerinde, kendi milletlerinde, ülkelerinde uygulamadıkları müddetçe, bu devam edecek.
Bize şimdi tuhaf geliyor. Yani bin tane askerle, bin tane askerle siz yirmi yıl içerisinde kocaman bir devlet kuruyorsunuz. Aslında yirmi yılda değil. Siz Medine-i Münevvere'de on üç yıl, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin peygamberlik yaptığı on üç yıl, on üç yıl içerisinde nereden bakarsanız iki yılda bir savaş koyun, ve ardından Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, toplam otuz kusurdur, kırk kusurdur halifelik dönemi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Medine dönemiyle elli yıldır,
elli yıl bir zaman zarfı içerisinde, İslam Devleti, İslam Devleti, komple Arap Yarımadası'na, Arap Yarımadası'na, İslam etmiş, Mısır İslam etmiş, İran komple İslam etmiş, Anadolu'da, Siyirt'e kadar, hatta daha içeri, komple gelmiş, ardından bir çıt sonra, bu Muaviye zamanındadır, Muaviye zamanında, İstanbul'u fethetmek için, İstanbul surlarına kadar gelmiş, bir İslam ordusu düşünün.
Bu 70 yıl içerisinde, toplam 70 yıl içerisinde, Hicaz bölgesinden, İstanbul'u fethetmek için, gelmiş bir İslam ordusu, İslam düşüncesi. 70 yıl. Biz şimdi kendi Müslümanlığımızı sorgulayalım. O yüzden İslam dünyası, ümitsizlik vakası değilim, ben kendimce.
Ama biz, iman ettiğimiz dini, iman ettiğimiz dini, yaşamıyoruz. İmanımızı kemale erdirme noktasında değiliz. İmanımızı kemale erdirme noktasında olsak, bizim düşüncemiz, algımız, yaşayışımız, tavrımız, tarzımız, bakış açımız, yürüyüşümüz, her şeyimiz değişecek. Değişmediğinden dolayı, İslam ümmeti dağınık, İslam ümmeti ezilik, İslam ümmeti bu noktada parçalanık, İslam ümmetinin bu noktada iki yakası bir araya gelmiyor. Gelmez. Biz kendimizi değiştirmiyoruz. Biz kendi kendimizi heva hevesten, şeytaniyetten, deccaliyetten, nefsaniyetten kurtaramıyoruz ki.
Şöyle düşünün, bakın etrafınızda, bir Müslüman, herhangi bir Müslüman, ne yapıyor? Kendinize bakın, sabahtan kaldırın kendinizi, akşama kadar yatırın, ne yaptığınıza bakın. Çok basit, alt alta yaz. Sabah kaçta kalktın? Dokuzda. Sabah namazı, at çizgi. Sabah namazını kılmadın. Dokuzda kalktın, yaptığın kahvaltıya bak. Geyiniyorsun, kıyafetlerine bak. Sokağa çıkıyorsun, nasıl çıktığına bak. Sonra yaptıklarına, tek tek tek … yaz. Akşam yatıyorsun ya, bak, kimin kalbini kırdın, kimle tartıştın, Allah için ne yaptın, nereye kadar yürüdün, nasıl bir işle iştigal ettin?
Çok basit. Nerede taviz verdin? Nerede harama geçit verdin? Çok basit. O yüzden, İslam dünyası, ben öyle görüyorum, Allah hakkınızı helal edin. yani İslam dünyasında, kendisini böyle işte, sabitlemeye çalışan, kendini bir noktada tutmaya çalışan, hasbelkader, ayakta durmaya çalışan, gerçekten böyle, sufiliği yaşamaya çalışan, bu sufi topluluklarıyla, gerçekten böyle kendince, hani, dini öğreteceğim, yaşayacağım diye, çalışan, değişik cemaat yapılanmaları var.
cemaat denilince, hemen Fethullah Gülen, cemaat aklınızı geliyor, cemaat deyince, şimdi böyle, cemaat kelimesini de kullanırken, insanlar, tedirgin oluyorlar. Normalde onlar kaldı, başka kimse kalmadı, benim nazarımda. Benim nazarımda, başka bir şey kalmadı. Bana söyleyin, dünya üzerinde, bir topluluk söyleyin bana, dini, Kur'an, sünnet tarihinde, tam anlamıyla, yaşayıp, yaşatma mücadelesi veren. Bizim, kendimize örnek alacağımız, bir topluluk söyleyin. Mısır, Müslüman kardeşler, fiyasko.
Suriye, fiyasko. Irak, fiyasko. Şii dünyası, fiyasko. Vahabi dünyası, fiyasko. Felsefik olarak da fiyasko. Hayata dönüştürme açısından da fiyasko. Türkiye'ye gelmemi ister misiniz? Bana Türkiye'de, salt, Kur'an, sünnet tarihinde duran, bir cemaat gösterin. Bir topluluk gösterin. Ciddi ciddi. Bu beğenmemezlik değil. Bu birilerinin beğenmemezlik, kibirlilik değil.
Öyle, hakkınızı helal edin. Öyle bir şey değil. Ama bir tane gösterin. Kendimiz örnek alalım. Diyelim ki, biz, ne güzel bir örnek var önümüzde. Ne çalışmalar yapıyorlar, şunları yapıyorlar, bunları yapıyorlar, bunları yapıyorlar. Ben bütün bu cemaat yapılanmaları için, daha öncesinden söylediğim bir sözler var benim. Tabii arkadaşlar şimdi onları bilmiyorlar. Çok eskiler bilirler. Ben derdim ki, 30 yıl sonrasına bakın, 20 yıl sonrasına bakın, 40 yıl sonrasına bakın, 50 yıl sonrasına bakın. Kendimden için de diyordum ki, benim 30 yıl sonrama bakın. Sebebi şuydu, bütün İslam dünyasının tepe noktasındaki devletleri İslam değildir.
Osmanlı'dan sonra, İslam dünyasının tepe noktasındaki devletlerin hiçbirisi de İslam değildir. Öyle olunca, bir topluluk, direkt Kur'an ve Sünnet'i kendisine rehber ederse, devlet denilen aygıta çarpar. Ya da, devlet denen aygıtla barışıp, onun suyu yoluna gider. Böylece de kendini bozar. Benim bazı söylemlerimin arkasında başka bir şey vardır. Mesela ben bağırırım ya, biz işçi bulma kurumu değiliz. Ne anlarsınız bundan? Bunun Türkçesi şudur.
Arkadaşlar, biz devlet denen aygıtla, oturup pazarlık yapmayız. Onlara taviz vermeyiz. Bizden 5 tane arkadaşı iş alır mısınız? 10 tane arkadaşı iş alır mısınız? belediyeye alır mısınız? Şuraya alır mısınız? Buraya alır mısınız? diye, devlet denen aygıtı yöneten siyasetçilerle, işli dışlı olmayız. Biz işçi bulma kurumu değiliz. Ne derim ben? Nereye oy atarsanız atın. Cevdet kaçta yıllık dervişsin? 23. 23 yıldır ağzımdan şuraya oy atın diye bir şey duydun mu? Efendim?
Allah razı olsun. Bu şu demektir. Arkadaşlar, partilerin hepsi de gelir geçer, parti başkanları da gelir geçer. Biz Kur'an sünnet yolunda koşturan insanlarız. O yüzden onlarla birinci dereceden bağımız ve bağlantımız olmaz.
Olursa, biz onların suyunun yolundan gitmek zorunda kalırız. öyle olursak da taviz veririz. Bana, beni televizyon programlarından çağırıyorlardı önceden. Ben çok basit bir şey söylüyordum. Sorulu cevap yaparsanız, ben telefonda sorulan soruya ne biliyorsam cevap veririm. sözümü kısmam, yapabilecekseniz buyurun. Ya hocam işte, yok yapabilecekseniz böyle. Bir tane Bahadır çıktı, şeyde, ne o? Goceli'nde program yapıyoruz. Faizle alakalı bir şey sordu.
İçimden dedim ki, tamam. Bugün son program. İçimden. Faizi anlattım, hadis-i şerifi patlattım. Kim mümin kardeşinden faiz alırsa, annesiyle Kabe duvarın dibinde zihna etmiş gibi, günaha kebahire girer. Düşünün dedim, çok iyi biliyorum. Düşünün dedim, çok özür dilerim ama dedim, hani altınızda anneniz. Televizyonun sahibi gelmiş. Demiş ya ben bu adamla tanışmak istiyorum. Kim bu? O kadar telefon geldi ki demiş de. Geldi adam böyle. Cere, dedim bu pehlivan içimden. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Hocam sizinle tanışmak istedim dedi. Sen pehlivan mısın dedim ben. Evet dedi. Pehlivan odur ki dedim ben.
Nefis ve şeytan ona vurduğumda ona galip gelir dedim. Bu durdu şimdi. Ya hocam dedi, bu faizle alakalı dedi. Hani çok telefon geldi dedi. Ne yapayım dedim. Bildiğimi bilmiyor mu diyeydim dedim. Hadis-i şerifi yutayım mıydım dedim. Birileri dedi, sahih değil dedi. Kendisi sahte de o yüzden dedim. Kendisi faiz yutuyor dedim. Kendisi faiz yuttuğundan öyle söylüyor dedim. Tanıştık gitti. Tabii bizim sunucu bayanın yüzünün rengi de gitti. Dedim, bir program var dedim. Söz verdim, bir ay kaldı. Dedim, arzu ederseniz, müsaade ederseniz. Ben sözüme eriyim, ben gelirim.
Ama sizin durumunuz bozulmasın dedim. Ben bir dahaki aya gelmeyeyim isterseniz dedim. Hocam ben size haber vereyim dedim. Olur dedim, hala da haber verecek. Şimdi bir kimse dini, Kur'an, sünnet tarihinde tebliğ eder, söylerse rahatsız olur insanlar. Müslümanlar rahatsız olur. Hacısı, hocası, profesörü, cami imamı, müftüsü rahatsız oluyorlar. O yüzden İslam, Müslümanlar toplanmıyor, dayak yiyor. O yüzden Müslümanlar ne olacak ki? Müslümanın bir ağırlığı yok ki. Kim korkar Müslümanlardan? Kimse. Ne yapabilirler? Hiçbir şey. Bugün Amerika beş tane bomba atsa, Beytullah'ı bombalasa ne yapacaksınız?
Ben oturuyorum kendi kendime bu soruyu soruyorum. Medine'yi, Münevvere'yi Amerika bombaladı. Söyleyin bana, Washington'u bombalayacak bir tane askeri güç var mı? Efendim, harika bak bir fikir.
Çok basit ya. Bırakın Kabe'yi. Ben kendi ülkem için söylüyorum. Nerede? Hepsi de şeyde. Ne o? Var ya, Hatay'da şeyden pardon, Neydi orası üst? İncirlik. İncirlikten kalktı, Altı tane uçak. Bombaladı herhangi bir şehri ya bizim. Daha önce yaptı adam. Tatbikattı bizim gemimizi batırdı. Biz onun gemisini batırabildik mi? Hayır. Gemiyi batırdı. Ondan sonra yanlışlıkla batırdık dediler.
Yani o kadar o bir sistem ki, O sistemin yanlışlık yapması mümkün mü? Değil. Ulan yüz altılık geri tepmesi top mu atıyorsun? Ben yüz altılık geri tepmesi top komutanıyım. Ulan yüz altılık geri tepmesi top bile atarsan dahi, Topun yönünü değiştireceksin kendi kalene, Kendi tankını vuracaksın. E topun yönü düşümana karşı, Nereye vuracaksın lan? Mümkün değil. Ama vurur. Vurdu ne oldu? Ne olduğunu söyleyeyim mi size? Ondan sonra Amerika bize, Elindeki eski altı tane askeri gemiyi, Bilmem kaç yaşında, Altı tane gemiyi bize sattı.
Biz onları çalıştıracağız diye. Bir de sattı bize. Parayla sattı yani. Ondan sonra biz onları çalıştıracağız, Restore edeceğiz diye. Bir de Amerika'ya biz şey yaptık. Parça aldık onlardan. Bilmem neler aldık. O bir tane gemi batıp da kalaydı daha iyiydi. Sonumuz bu oldu. Çok basit. Müslümanların resmi. Müslümanların resmi. Hani böyle Mehdi muhabbeti yapıyorlar ya. Mehdi çıktı, çıkacak çıkıyor. Gizli, saklı, gizli. Çok basit bir şey söylüyorum ben. Mehdi çıktı. Hadi yürüyün dedi. Yürüyecek olan kaç kişi var? Mehdi çıktı. Yatağını terk edeceksin.
Rahatını terk edeceksin. Paranı terk edeceksin. Jakuzili banyolarını terk edeceksin. Değil mi? Devasa evler. Jakuzili, büyük salonlu. Herkese ayrı bir yatak odası. Herkesin yatak odasında banyo olması lazım. Müslümanlar her şeyin en güzeline, en iyisine layık.
Kahrolsun İsrail. Kahrolsun Yahudiler. Eşarbımız vakkı olmalı. Kahrolsun Amerika. Harika. Ama beyaz eşyalarımız da Amerikan malı olmalı. Yapıyor azizim bu gavurlar ya. Değil mi? Ondan sonra bırakacağız biz Mehdi'nin peşine gideceğiz. Allah. Yalancıdır kesin o ya. O Mehdi yalancıdır. Neden? Daha öncesinden o kadar çok yalancı Mehdi sürdüler ki bizim önümüze. Son Mehdi'miz kimdi? Adnan. Nasıl Mehdi anlayışı battı bak.
Ne yaptılar? Önünü açtılar. Sürdüler. Müsaade ettiler. Ülkedeki Mehdi anlayışını çökerttiler. Şimdi kim var? Peygamber, Nebi. Kim? Evronos. Ben bildim bileli var adam. Bildim bileli Evronos'a gelen kitap da internette yayınlanıyor. Ben bildim bileli. Ben İslam oldum yıl 1986. Ben yıl 1986'da İslam olduğumda Evronos vardı. Kitabı elden ele dolaşıyordu. İnternette de değildi. Nebi olarak veli veya Mehdi değil. Nebi olarak 1986. 1986, 2019, adamın yasaklandığı, daha doğrusu internet erişiminin yasaklandığı yıl 2019. 1986, 2019.
25 yıl mı oluyor, 35 yıl mı oluyor, 35 yıl mı oluyor? Kaç yıl? 33 yıl. 33 yıldan beri adam koşuyor. Adam normalde o zaman kanan altı vardı siz bilmezsiniz. Hülkü Cevizoğlu'nun programına katılmıştı. Hülkü Cevizoğlu'nun programında adam nebiliğini anlatıyordu. Ben o zaman da bağırıyordum. Ben o zaman da bağırıyordum ona. Kimse dinlemiyordu. Ben Adnan'a en başından beri bağırıyordum. Adnan nerede köşe yazısı yazıyordu daha önce biliyor musunuz siz? Akit Gazetesi'nde. Akit Gazetesi'nde köşe yazarıydı Adnan. Nerelerden neler getiriyorlar bize.
Bakın nerelerden neler getiriyorlar. Zehiri balın içerisine koyarsınız. Bal ne kadar güzel değil mi? Tatlı. Zehiri balla sunarsınız. O kimse bal yiyorum derken zehirlenir. O yüzden İslam dünyasının derdi bitmez. Hocam ben kilisliyim. Kiliste girmediğim cami kalmadığı gibi namaz kılmadığım. 70 yılında İstanbul'a geldim. Namaz kılmadığım cami kalmadı. Halep'te Şam'da da bulundum. Ayrıca televizyon ilk çıktıkta naklen namaz izledim. Uydulardan.
Bir tek camide imamın namaz kıldırırken Allah-u Ekber dediğini duymadım. Allah-u Ekber yatırır, Allah-u Ekber kaldırır. Son zamanlarda bir Allah-u Ekber modası çıktı. Efendim sığındıkları noktada şu başında diyor Elif var. Eyle ağır arası bir ses. Ya kardeşim bunca yılın ölemesi yanlış mı yapıyordu? Şimdi mi düzelttiniz? Bu hususta bir şey var mı? Bir de Ermenkilerin tanrısı var. Hatta Karadeniz'de Trabzonluların türkülüsü de var. Eyle ağır arası şamır değil. Allah-u Ekber'e ona mı bağlıyorlar acaba diyorum ben. Bu konuda görüşünüz mü? Teşekkürler. İlahiyatçılar burada ya. Hangisi doğru? Allah-u Ekber olacak. İnce. İnce olmaz.
Kırılır ama ağ diye söyleme. Ver mikrofonu. Bu işin uzmanları burada ya. Söyle. Direkt ağ, kalın bir ağ ile söylenmez. Biraz kırılır ama e diye de söylenmemesi gerekiyor. Nasıl söylenir? Allah-u Ekber diye o lamın kalınlığı belirtilmesi gerekiyor. Allah-u Ekber değil yani. Evet o şekilde olmaz. İlahiyatçı onlar normalde işi biliyorlar. Benim gibi cahil cüheylen takımı değil. Allah razı olsun. Evet. Normal. Sen eksik duymuşsundur. Herkese selamun aleyküm.
Aleyküm selam. Hocam benim sorum şu şekilde olacak. Şimdi ben genç kardeşiniz olarak baya bir yıllar öncesinden yani 5-6 yıl kendimce fazla ama size az olan bir yıl olabilir. Anlayamıyorum sizi biraz yaklaştır. Yani 5-6 yıldır gibi bir dönemde hep düşündüğüm bir konu vardır. Bunu kimseye soramadım. Bu ilk defa katıldığım bir ortam benim. Bu tür ortama işte böyle bir topluma ilk defa katıldım. Benim sorum şu olacak. Biz bir dini yaşamaya çalışıyoruz. Yaşayamıyoruz. Böyle düşünüyorum. Çoğunlukları. Bunun asıl nedeni de işte bize indirilmiş olan Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin vesilesiyle, elçiliğiyle Kur'an-ı Kerim'dir.
Biz bu Kur'an-ı Kerim kutsal kitabımızı anlamadığımız sürece okuyup bir şekilde hayatımıza dökmediğimiz sürece nasıl İslamiyet yaşayacağız? Biz İslamiyet'i Arapların yaşadığını düşünerek onlara örnek aldık. Biz Araplara bakarak onlar gibi yaşamaya çalıştık. Ama onları yanlış yaşıyordu. Yani çok yüzyıllar öncesinden de yanlış yaşıyordu ki onlara bir İslam dini, yani İslam dinimiz vesile oldu Allah tarafına. Biz de onların vesilesiyle dinimizle tanıştık ve inandık. Şükürler olsun. Ama asıl sormak istediğim, yine tekrar ediyorum, biz Kur'an-ı Kerim'i ne zaman anlayacağız? Kendi dilimizde okumak doğru mu?
Anlayabilir miyiz? Ben bu konuda size fikir ya da yorum aktarmayacağım. Sadece soru soruyorum. Çünkü benim fikrim yanlış ya da yetersiz olabilir. Saygılar. Bir sıkıntımız da bu. Bizim komple İslam toplumu olarak sıkıntılarımızdan birisi bu. Yani ben kardeşimize şimdi bu konuda suçlamak için de genel manada söylenen söz bu. Öyle değil mi? Biz Kur'an'ı anlamıyoruz. Anlamadığımız için de yaşamıyoruz. Böyle değil mi? Her yerde duyuyorsunuz değil mi? Televizyonlarda duyuyorsunuz. Konuşmacılar böyle söylüyor. Diyorlar ki okuyun, anlayın. İkinci söylem ne? Piyasada dolaşan Araplar. Siz dini Araplardan öğrenmeye kalkıyorsunuz.
Araplar gibi yaşıyorsunuz. Öyle değil mi? İkinci söylenen söz bu değil mi? Evet. Eee? Siz Araplar gibi, Araplardan öğrendiğinizden, Araplar gibi din yaşadığınızdan dolayı olmuyor. Tamam. Bana Türkiye'de Araplar gibi din yaşayan birisini gösterin. Kimse gösteremez. Bana Türkiye'de Araplardan din öğrenen bir topluluk gösterin.
Gösteremezsiniz. Bizim fıkıhtaki imamız İmam-ı Azam Türk. Bizim akayetteki imamız İmam Maturidi Türk. İmam Buhari Türk. Hadis kaynaklarının temel teşkil, temelini teşkil eden, temelini teşkil eden İmam Buhari Türk. İmam Hanbeli Türk. Bizim sufi kaynağımızın temeli olan, sufi kaynağımızın temeli olan, sahabeden, herkesin Selman-ı Farisi olarak tanıdığı, Farisi olarak bildiği, Selman Türk.
Türk, sufi ayağının en önemli insanı. Türk. Sahabelerin içerisinde 30'a yakın Türk var. Sahabelerin içerisinde 30'un 30'un üzerinde Türk var. Türk, bildiğiniz Türk. Bir algı bu. Algı şu. Siz dini Araplardan öğreniyorsunuz. Eee Araplar gibi yaşıyorsunuz. Bana bir tane Arap kıyafeti giyen kimse söyleyin. Peki, Anadolu topraklarında bir tane Arap tefsircinin, hadisçinin okutulduğu bir medrese söyleyin.
Bir çıt daha ileri ya, bir tane Arap tefsirci söyleyebilir misiniz bana? Allah Allah, ilahiyatçıların dahi aklına gelmiyor. Kim Hanefi'de imamız? İmam-ı Azam, Türk. Kim Hanefi'de en önemli, onun talebelerinden İmam Muhammed, Türk. Serahsi, Türk. Kastalani, Türk. Allah Allah. Nasıl? Basbayağı. Basbayağı. Kimden öğrenmişiz dini biz? Canım kardeşim, bu senin suçun değil.
Bu bir algı. Bu algıyla insanları diyorlar ki, siz Arap dinine mensupsunuz. Bir çıt sonrası o. Değil canım kardeşim. Hz. Muhammed-i Mustafa da Türk. Hadi. Nasıl? Basbayağı. İbrahim'i değil mi? İbrahim'i. İyi. İbrahim Aleyhisselam'ın babası kim? Azer. Nereli Azer? He? Türk. Ulan amma ülkücülük damarım kabardı bak ha şimdi. Şimdi buradan yürüyerekten Adem Aleyhisselam'ı bile Türk yapacağım şimdi. Canım kardeşlerim. Bu bir algı.
Bu bir algı. Biz dinimizi bu Orta Asya'dan tutun da Anadolu topraklarına kadar. Bu insanlar dinlerini, dinlerini Ehlibeyt'ten öğrendiler. Biz Ehlibeyt'te Müslüman olduk. Ehlibeyt'in yanındaki sahabeler de Türktü. Onlar Ehlibeyt'e sahip çıktılar. Çünkü hadisler var. Bu hadisleri zayıf hadis olarak attılar. Ehlibeyt'e dedi ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Başınıza bir şey gelirse siz bu Türklere sığının. Ehlibeyt kendi kafasından gidip de Türklere sığınmadı. Muaviye baskısından dolayı gittiler Türklere sığındılar. Muaviye ne yaptı?
Tarihi kayıtlarda var bu. Türk illerine haber saldı. Dedi ki bu bizim yanımızdan kaçan gelen bunları bize teslim edin. Türk illerinden haber geldi. Dediler ki Türk illeri. Çok affedersiniz. Sıkıysa gelin alın. Türkler böyle Müslüman oldu. Türklerin Müslümanlığı Muaviye'den öncedir. Bunları biz araştırmıyoruz. Hazreti Osman Efendimizin kılıcı nerede? Topkapı'da. Topkapı'daki kılıcının üzerinde kayı boyunun işareti var. Gidin bakın. Gidin bakın kayı boyunun işareti var.
Topkapı Sarayı'nda Hazreti Osman Efendimizin kılıcında. Bir. Ya da Hazreti Osman'ın da aslı Türk. İki. İki. Ya da o zaman için dünyanın en iyi kılıç ustaları kayı boyundan. Türklerden. O zaman için onlar kılıç ustası olarak gitmişler. Kılıç ustası olarak orada Türkler Müslüman olmuşlar. Ama Türk yaptıkları işlere kendi armalarını vurmuşlar. Kendi markalarını vurmuşlar. Türk. Biz Türkler veyahut da ben bunu böyle bir kavmiyetçilik gibi, ırkçılık gibi konuşmak istemiyorum. Biz yukarı Mezopotamya Müslümanları, Orta Asya Müslümanları dini, dini, biz tipik Arap unsurlarından öğrenmedik.
Biz kendi ırkımızdan olan kimselerden öğrendik. Ve biz kendi içimizde muhteşem ulemalar yetiştirdik, alimler yetiştirdik, tefsirciler yetiştirdik. Biz bu ülkenin, yani bu kavmin çocukları yetiştirdi. Ayet-i Kerime. Siz yoldan sapar dönerseniz, Allah öyle bir kavim getirir ki, bu kavim Allah'ı sever, Allah da onları sever.
Bunlar kimdir biliyor musunuz? Sonra da Müslüman olan Türklerdir. Allah onlarla dinini yüceltir, yüceltti. Allah onlarla dinini hakim eder, etti. Düşünün, ayet-i kerimeler bir zamana mütalik değildir. Ayet-i kerimeler bütün zamanları içine alır. Ben meseleyi toparlıyorum ve yine de bizi bekliyor bu hizmet. O yüzden tırnak içerisinde söylüyorum, bu algı yanlış bir algı. İkincisi, hani Kur'an'ı anlama. Öyle değil mi? Bize onu söylüyorlar şimdi. Bütün televizyonlara çıkıyorlar, okuyun. Bu Yahudiler için söylenmiş bir ayet-i kerime.
Kitap yüklü eşekler olunur. Ne diyor Yahudiler için kitap yüklü eşekler demiyor mu ayet-i kerimede? Yahudiler için söylüyor değil mi? Ayet-i kerime Yahudiler için. Kitap yüklü eşekler. Neden? Okudular ama amel etmediler. Yaşamadılar. Kur'an'ı anlamıyoruz biz. O yüzden de yaşamıyoruz. Bana söyler misiniz Türkiye'de faizin haram olmadığını bilen bir Müslüman? Bana söyler misiniz Türkiye'de zinanın haram olmadığını bilen bir Müslüman var mı? Bana söyler misiniz Türkiye'de içkinin haram olmadığını bilen Müslüman var mı? Aa bilmiyordum Tiyans'ın ben içki harammış mı? Kaç kişi der? İzmir'in entel dantel kısmı söylerdi bundan 30 yıl önce. Gerçekten bilmiyorlardı. Ciddi ciddi bilmiyorlardı.
Şimdi ciddi ciddi bilmeyen insanlar var. Ne mesela namazı bilmiyor. Ciddi ciddi bilmiyor. Ciddi ciddi abdesti bilmeyen insanlar var. Ama abdesti abdest olarak biliyor. Abdest almasını bilmiyor. Guslü biliyor kelime olarak. Gusletmesini bilmiyor. Benim şahit olduklarım var. Önceden telefon benim her yerde vardı ya. Şimdi kardeşler rahatsız oluyorlar. Belki de telefonun herkeste yok diye ama haklıyım. Şimdi telefon her yerde var. Herkeste var. Gece saat iki telefon çalıyor. Üç telefon çalıyor. Haydi kalkıyorum ben. Birinin başına bir şey geldi diye. Bakıyorum işte numara bilinmiyor. Efendim. Tamam mı? Mustafa hocayla mı görüşüyorum?
Estağfurullah ben hoca değilim. Buyurun. Hocam telefonunuzu bir arkadaşımız verdi. Buyurun. Çok korktum da ben. Allah'ım yarabbi. İyi canım kardeşim. Allah korkuna hakim kılsın. İyi tamam. Buyur iki ama daha enteresan telefonlar. Mesela birisine diyorsun ki. Kardeş. İşte bayan. Abdest alacak durumda mısın? Nasıl yani? Evde banyo var. Abdest almasını biliyor musun? Bu ellerin yüzlerin yıkandığı şey mi? Evet biliyor musun bunu diyorum. Abdestli tam olarak biliyor musun? E bilmiyorum. Açık konuşayım. İyi. gusletmesini biliyor musun? Gusül. Birisi dedi ki. E yani ben dedi banyo yapıyorum devamlı.
Gusletmesini biliyor musun? Guslü biliyor musun? Açık konuşmak gerekirse hayır dedi. Peki dedim evde hiç işte namaz hocası şu bu herhangi bir şey var mı? Yok. Evde şu var mı? Yok. Cep telefonun var mı dedim. Akıllı telefonun var dedi. Yazar mısın orayı? Hz. Google'a gusül diye dedim ben. Durdu telefonu kapatayım o zaman dedi. Ya da ben sizi ev telefonundan arayayım dedi. Ara dedim ben. Ev telefonundan aradı. Cep telefonundan yazmış. Bunu mu yapacağım? Şimdi onu yapacaksın dedim ben. Ben çok korkuyorum. Telefonu kapatmasam dedi. Banyoya girdim de açık kalsa dedi. Olur dedim.
Banyoya girdi. Ben banyonun şakırtısını duyuyorum. Bu gusletti. Kendince işte çıktı telefon elinde. Korku dağlara bedel. Namaz kılacak dedim. Secdade var mı? Yok. Temiz bir yer var mı? Dedim ben. Biz dedi evin içerisinde ayakkabıyla dolaşıyoruz dedi. İyi dedim. Temiz bir tane çarşaf bul. Battaniye bul. Bir şey bul. Buldu. Hiç namaz kıldın mı dedim hayatında? Hiç kılmadım dedi. Mesele uzun. Şimdi bunlar var toplumumuzda. Yüzde kaçtır ki? Yüzde on olsun. Yüzde yirmi olsun ya. Hani işin ibadet kısmını bilmeyen. Bana söyler misiniz?
Türkiye'deki Müslümanların yüzde kaçı zinanın haram olduğunu bilmiyordur. Ben tahmini bir şey söyleyeyim mi? Yüzde doksan dokuz zinanın haram olduğunu biliyordur. Türkiye'deki Müslümanların. Öyle değil mi? Peki. Türkiye'deki Müslümanların yüzde doksan dokuzu faizin haram olduğunu biliyor mu? Biliyor. 2018, 2017, 2016, 2015, 2014, 2013, 2012, 2011, 2010, 2009, 2008, 2007, 2006, 2005, 2004, 2003, 2002, 2001'den itibaren. Türkiye'de en fazla kar eden bankacılık sistemi. Faiz haram.
2001'den itibaren en fazla kar eden, en fazla kar eden bankacılık sistemi. Nereden? Faizden. Kur'an'ı anlama anlamama gibi bir derdimiz yok. Yaşamama gibi bir derdimiz var. Yaşamama gibi bir derdimiz var. Böyle konuşunca kızıyorlar bana. Bir devlet kendi tebaasının, kadının etinden para kazanır mı? Zinadan para kazanıyor. Ve kendi tebaasının etini satıyor orada. Kumar oynatıyor devlet. Haram mı kumar? Aa bak bu da güzel. İsmi milli olunca haram olmuyor diyor.
Bu da güzel. Demek ki Kur'an'ı anlamama gibi bir derdimiz yok. Yaşamama gibi bir derdimiz var. Bu acı bir şey. O yüzden biz Kur'an'ı Araplardan öğrenmedik. Bu algıdan kurtulun. İki, biz dini Araplardan öğrenmedik. Bu algıdan da kurtulun. Üç, bizim Kur'an'ı anlayıp anlamama gibi bir derdimiz yok. Yaşamama gibi bir derdimiz var. Zaten Kur'an ilahi bir kitap. Tam olarak bugün için anlaşılması mümkün değil. Yarın da mümkün değil. Yüz yıl sonra da mümkün değil. İki yüz yıl sonu, beş yüz yıl sonu, bin yıl sonra da tam olarak anlaşılması mümkün değil. Tam olarak anlaşıldı dediğiniz anda onun ilahi kitap olma özelliği kaybolur çünkü.
Bu mümkün değil. Bunu söylemeye çalışanlar boş şeyle uğraşıyorlar. Biz bugün için onu buradan bunu anlarız. On yıl sonu o anladığımızdan vazgeçeriz. Neden? Deriz ki eksik anlamışız, doğru anlamamışız. Yüz yıl sonra biz yüz yıl önceki kimsenin anladığının üstünde bir şey anlayışı getiririz. Kur'an böyle bir kitap. O yüzden Kur'an madem ki hayatın tamamına mesaj verecek, madem ki Kur'an uzun yıllara mesaj verecek, biz şu an anlamışızdır anlayacağımızı, anladığımız kadar anlamışızdır. Bakın anladığımız kadar anlamışızdır. Biz şimdi Kur'an'ı tam olarak anlama noktasında kendi kendimize uğraşmamız, bu konuda gayret göstermemiz, içimizden bununla alakalı alimler, ilim adamları, bununla alakalı Kur'an'ı gerçekten çok iyi anlayıp anlaştıracak, götürecek insanlar çıkması normal ve doğaldır ve olması gerekir.
Ama biz vasat Müslümanlar olarak, biz Kur'an'ı tam olarak anlayamadığımız için yaşayamıyoruz. Anladığını yaşa, anladığını yaşa kardeşim. Ayet-i kerime, Kur'an zaten bunu kendisi açmış. Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir. Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir. Ya başka bir ilahi mesaja ihtiyaç var mı? Başka bir ilahi mesaja ihtiyaç yok. Bildiğinle amel edersen Allah senin vaat etmiş. Bilmediğini öğreteceğim sana diyor. Allah'ın vaadi haktır. Ayet-i kerime. Allah'ın vaadi haktır. Ayet-i kerime. Sen bildiğinle amel ettin. Bu harammış.
Öğrendim. Ayağımı çektim geri. Ama bilmiyorsun öbür kür. Ya Allah sana öğretecek. Arıya vahyeden, ağaca vahyeden, taşa toprağa vahyeden, okyanusa vahyeden, denize vahyeden, gerekirse denize otaban yapan, ateşe vahyeden, serin ve selamet ol diyen, rüzgara vahyeden, hudun emrine veren, rüzgarı iki eline emrine veren Allah. İki elinin emrine vermiş. Rüzgara yön veriyor. Elini böyle bir tarafa çevirdiğinde o tarafı helak ediyor. Böyle yaptığında orayı koruyor. Aynı Allah. Aynı Allah. Neden sana bilmediğini öğretmesin? Sen bildiğin ne yaşa. Örnek, Hazreti Peygamber ve sahabesini anlattım.
Arkadaşlar, din 23 yılda ayetler tamam oldu. 23 yılda, Medine döneminde, son 13 yılda Kur'an tamamlanmamıştı ki daha. Daha Kur'an tamamlanmadan Uhud oldu, Hendek oldu, Bedir oldu, Huneyn oldu. Kur'an tamamlanmamıştı daha. Allah'ın ayeti kerimesi tecelli etmemişti. Bugün sizin dininizi tamam ettim ve dininizi size İslam olarak seçtim ayeti kerimesi. Son ayeti kerime henüz gelmemişti daha. Ama onlar dini çatır çatır yaşıyorlardı. Biz anlamadık ve tamamlanmadı daha. Anlayalım, tamamlayalım, ondan sonra yaşamaya başlayalım. Böyle bir şey olmadı. İçkinin önce dedi ki, işte bu iyi değildir. İnsanlar azalttı.
Ardından dedi ki namaza yaklaşmayınız içkiyle alakalı. İnsanlar daha da azalttılar. En sonunda içki size haram kılındı dendi. Medine sokaklarında şarap akıyordu. Bildiğiniz şarap akıyordu Medine sokaklarında. İçki bugün haram edildi. İçilmesi, satılması, inilmesi, içilmesi yasaklandı. Medine sokaklarında bildiğiniz şarap akıyordu. Dere gibi. Herkes içiyor. Hancı sarhoş, yolcu sarhoş. İyi, biz ne yaptık? Sahabe duydu. Erkeklere altı yüzü, peygamber yasaklamış. Birisi böyle duydu, safta duruyorlar.
Hemen çıkardı, parmağından yüzü, attı. Anında. Dedi ki yasaklandı mı? Evet. Haram mı? Evet. Çıkardı, attı. Almadı bir daha geri. Haram dedi. Aa, dinin tamam olmasını beklememişler ya. Öğrenmişler, işlemişler. Öğrenmişler, işlemişler. Aa, bugün bu emir geldi. Tak yerine getirmişler. Bu kadar. Bakın bu kadar. Bize şimdi ne diyorlar biliyor musunuz? Cahilsiniz ey Müslümanlar. Okumuyorsunuz.
Öğrenmiyorsunuz. Araştırmıyorsunuz. Bunu söyleyen camide, hutbede okuyor bunu. Bunu söyleyen hutbede. Hutbede, Bayındır'da, Mimar, ne o? Mimar Sinan, Hacı Sinan Camii'nde. Adam da şeyde, Bayındır'lık görevli değil, para toplamak için çıkıyorlar ya onlar böyle. Onlara böyle hutbe ve vaaz veriyorlar. Gençlik ya. Kalktım. Okudum dedim. Şimdi Bayındır beni biliyor. Kafası kırıkım ya ben. Dedim okudum. Okudum dedim faiz haram. Okudum dedim zina haram. Okudum dedim içki haram.
Neden bununla mücadele etmiyorsunuz dedim. Maaşını nereden alıyorsun dedim ben. Bakın kıymetli Müslümanlar. İşte biliyoruz biz de. Eee ne oldu? Okudum ya. Ha bazen diyorlar ya. Türkçesini öğrenin. Razıyım ya. Hadi çıkarın. Kur'an-ı Kerim'den okudunuz mu? Faiz haram mı haram? Hadi gidin bankalara hiç girmeyin. Maaşlarınızı almayın. Dilekçe yazın. Biz faiz kurumlarından maaşlarımızı çekmek istemiyoruz. PTT'ye yatırın deyin. Bu Müslüman kadın değil mi bu insanlar?
Neden il ve ilçelere kadar genel evi denilen evler var? Neden bu kadın örgütleri protesto etmezler? Neden zina yasak olmaktan çıkmış bu ülkede? Neden protesto etmezler bu kadınlar? Haram değil mi? Neden çocuklarınız için protesto etmezsiniz? İçki haram. Neden içki üretilir bu ülkede? Neden içki satılır herkese? Sonuçta içki üretilip satılıyor. Neden bu ülkenin insanları ayaklanmaz, kalkışmaz, gidip dilekçe yazmaz, protesto etmez, haram, haram? Yok.
Siz bekleyin. Daha iyi anlayıp ondan sonra yapacaksınız. Bak bu konuların hepsinde yeni bir 18. ciltlik bir tefsir yazdım. Açın okuyun oradan. Bak biz bu meseleleri filanca kitabımızda bahsettik. Muhakkak onu alın oradan öğrenin. Bak dini daha iyi bak ne o Kur'an İslam'ı diye bir kitap yayınladım. Gidin oradan okuyun. Cahil olmayın. Sizi gidi cahiller sizi. Bir de ne çıkarmışsınız? Bir de hadis çıkarmışsınız. Kur'an dururken bir de hadislere tabi oluyorsunuz. Sizi gidi cahiller sizi. Hadi bakalım. Bak Kur'an'ı çok iyi anlamanız için ben 13-14 tane eser yazdım. Bunların hepsi de 125 lira kampanyası var.
Kur'an'ı daha iyi anlayacaksınız. Nasıl yani? Basbayağı. Kur'an'ı anlamam için senin eserlerini okuyacağım. Evet. Bir de 125 lira vereceğim. Eee? Kur'an'ı daha iyi anlayacağım. Sen kimsin? Halit Hoca'nın tespitine göre yeni peygamber. Sen peygamberini bırak. Kur'an'ı anlaman için bu adamın eserlerini oku. Daha iyi anlayacaksın ya Kur'an'ı o zaman. Biz çünkü Kur'an'ı anlamadık hiç. Bugüne kadar da anlatmadılar. Duymuyor musun bunları? Ondan sonra da çıkıyor profesör diyor ki Beni diyor o tarikatçı var ya diyor. O beni hiç sevmez diyor. Kim o? Mustafa Özbağ. Ben tarikatçı değilim. Ben hiç ocu bucu değilim.
Teşekkür ediyoruz çay için. Şimdi soruyu soran benim. Soruyu soran? Benim. Sorunun muhatabı da sizsiniz. Ne alakası var? Sen ikiliktesin. Zaten onu soracağım. Soruyu soran benim. Dinleyen sizsiniz. Zahir anlamda. Adınız Mustafa. Doğru mu? Doğru. Sizin adınız şimdi kendiniz... Sen soruyorsun. Sen doğruluğuna hükmediyorsun. Nasıl o?
Hükmediyorum. Doğru. Mustafa Özbağ'sınız. Gerçekten mi? Hatta demin de dediniz ki o profesör. Doğru mu? Doğru. Ben de Mustafa Özbağ. Ben tarikatçı değilim dediniz. Bizim size ulaşabilmemiz için size Mustafa Özbağ dememiz gerekiyor. Size Mustafa Özbağ dediğimiz zaman bizim Mustafa Özbağ'dan ayrı bir kimlik ve kişilik olmamız gerekiyor. Bir kimse Mustafa Özbağ'ın kendi olduğunda şunu demez. Mustafa, Mustafa demez. Demez. Çünkü o zaman onun Mustafa demesine gerek kalmaz. Mustafa'nın kendisi olur. Burada bir problem ortaya çıkıyor. İslam tevhid dinidir. Yani birlik dinidir. Aldığımız eğitim ve öğreti mesabesinde biz İslam'ın tevhid dini olduğunu öğrendik.
Birlenme dini. Hatta anlattığınız kıssalarda da işte kapıyı çalan. Yani bir kimse Mustafa Mustafa Mustafa der. Der. Der. Mustafa Mustafa Mustafa diyen Mustafa değildir. Mustafa da Mustafa Mustafa Mustafa der. Mustafa Mustafa Mustafa demez. Der. Demez. Der. Zahir de demez. Zahir de der, batın da der. Der diyelim. Öyle anlamak istiyorsanız öyle de anlayabilirsiniz. Soru o değil çünkü. Yok orada sorunun dahi doğru düzlem üzerinde. Soruya girişin de doğru düzlem üzerinde oturması lazım. Tamam. Doğru düzleme o da oturtalım. Yani Mustafa'yı anan bir kimse var. Veya eşi var değil mi insanın? Eşi diyor ki Mustafa diyor. O şan'ın yüceyi zikredecek olan tam anlamıyla yine şan'ın yücedir.
Sor muyum bir soruyu? Sor. Bir Mustafa var. Mustafa'yı zikrediyor. Karşıdaki Mustafa Mustafa Mustafa Mustafa diyor. İkinci bir kişilik var. Veya ben sizden görüşüyorum. Halit var, Mustafa var şu anda. Mustafa'nın adının söylenebilmesi için bir Halit var. İslam'da birlik dini, tevhid dini. Biz, ayet-i kerimede Cenab-ı Hak diyor ki Allah'ı zikretmek en büyük iştir. Bir kimse Allah, Allah, Allah, Allah dediğinde en büyük işi icra ediyor. Doğru mu? Doğru. Ama bir kimse Allah, Allah, Allah dediğinde ikinci bir kişilik olması lazım. O yüzden dedim ya ikilikti ya. Allah kendi kendini zikredecek olmuş olsaydı ve bu ona yeterli olmuş olsaydı o zaman alemi yaratmış olmazdı. Yaratmazdı.
Ama düşünün ki yani doğum sancısı çeken bir kadın gibi veya acı çeken bir insan gibi bir kimsenin Allah, Allah, Allah, Allah demesi. Ve Allah, Allah, Allah dediğinde de Allah'ın o birliğine ulaşamaması. Yani bir kimsenin birliğe ulaştığında hakikaten manaya ve öze ulaştığında Allah, Allah, Allah demesi kesilir mi? Yani orada bir durgunluk, orada bir dungunluk. Yani Allah benim noktasında yani o vahdete, o hakikate erdiğinde zikir biter mi? İnsan zikrettikçe ikilik olmuş olmuyor mu yani? Burada bir problem oluşuyor. Kendisini görürse ikilik olur. Ama hamlıktan kaynaklanır. Madem böyle bir ikilik vardı ve hakikat ve marifet Allah'ı zikretmekti. Allah o zaman neden bu alemi tevhid üzerine yaratıp, manayı tevhidin üzerine verip bizi kendini zikrettirdi?
Bunu zikreden, kendini zikreden yine oysa o zaman biz neden yaratıldık ve hiç kavuşamayacağımız, devamlı kabız çekeceğimiz bir Cenab-ı Allah'ı zikredip duruyoruz. Bu avam noktasında böyle düşünülür ve görülür. Normalde Cenab-ı Hak bizi de avam noktasında görmek istemez. O yüzden avam noktasında görmek istemez. Bizi avamlıktan kurtarmayı diler. Nasıl? Bu bizi avamlıktan kurtarmayı dilemesi onun ince öğretisinde vardır. Ama bütün insanlar o ince öğretiyi kavramakta güçlük çekebilirler. Bu insanların kendi hataları, kusurlarıdır. Yoksa Cenab-ı Hak bu manada yaratmış olduğu insanı halife noktasında yaratmıştır. Biz ayrılıktan devamlı acı çekiyoruz.
Acıyı çektiğimizden ötürü de ruhumuzun halife yaratılmasında. Sevdiğimiz Allah, Allah, Allah diyoruz. Hiçbir zaman bu noktada kavuşabileceğimiz bir anlam yok. Çünkü ayet-i kerimede diyor ki Allah'ı zikir en büyük iştir. Yani zikrin sonunda bir kavuşma hali, bir her şeyin bitme hali, bir hedefe ulaşma. Ama biz devamlı Allah'ı zikredeceğiz. Yani devamlı bir kavuşamama olacak. Bu bizim için bir kabız olmayacak mı? Bunu kavuşamama olarak görme. Ama o zaman bunu kavuşamama olarak görürsek bu senin dediğin kabız hali mümkün olur. Bunu kavuşmama olarak değil. Bunun kavuşması nasıldır o zaman? Bunu normalde bir kimse kendisini okyanusun göbeğine atmış olsun. O kimse okyanusta yüzdükçe yüzecek, yüzdükçe yüzecek, yüzdükçe yüzecek.
Bu bir kavuşmama değil. İşte biz niye yüzdükçe yüzüyoruz? Biz yüzdükçe yüzüyoruz çünkü her kulaşta, her kulaşta ayrı bir zevk, ayrı bir tat, ayrı bir lezzet alıyoruz. Kaç kilometre yüzüyorsun Halit Hoca? 6-7 yüzerim yani. 6-7 yüzüyorum. 6-7 kilometre yüzüyorsun. Yüzmeye başladığında yorgunluk hissetmezsen her kulaşta ayrı bir tat alıyor musun? Deniz gözlüğüyle bakarsam tatlı oluyor. Öteki türlü çok tatlı olmuyor. Evet işte bu da onun gibi bir şey. Yani normalde bu Allah'ın rahmet deryası. Bir kimse kendisini o rahmet deryasında olduğunu hisseder, o farkındalığı yakalarsa o zaman o rahmet deryasında rahmet deryasında. O zaman biz niye tevhid dinine müntesibiz?
Tevhid dini? O zaman biz de demokratik, biz de çoğulculuk olalım yani. Biz zaten... O zaman ikilik var yani varlığın manası ikilik olmuş oluyor. Bir veçemiz bizim zaten çoğulculuk. O zaman niye tevhid üzerine yaratıldık? Tevhide kavuşamayacaksak. Bir veçemiz, ha tevhiddeyiz biz. Tevhide kavuşamama gibi bir derdimiz yok. Ama biz acı çekiyoruz, kabız yaşıyoruz. Bu acı çekmemiz bizim kendi idrakimizle alakalı. Kah kendimizi ayrı bir dünyadaymışız gibi görüyoruz. Kah kendimizi uzak görüyoruz. Kah kendimizi çok yakın görüyoruz. Kah kendimizi batmış olarak görüyoruz. Kah kendimizi çıkmış olarak görüyoruz. Bu bizim kendi algımızla alakalı. Bizim varışımız ve limanımız olmayacak mı?
Efendim? Bizim bir varışımız olmayacak mı o bir limanımız? Biz hep okyanusun ortasında dalgalarda mı gezeceğiz? Biz okyanusun ortasında yüzmeyi seviyorum ben. Ya ben limana yanaşmak istiyorum. Sen limana yanaşmak değil, limansız çünkü orası. Yani herkes aynı anlamda yaratılacak diye bir şey yok. Neden? Ne güzel. Örnek mesela benim içimde Allah'ın zikrinin bittiği, durgunluk olduğu, insanların beni zikrettiği böyle. Allah'laşmak var yani insanın içinde. Bu varlığın fıtratına aykırı. Ama tevhid üzerine yaratılmış. Tevhid üzerine yaratılmış. Biz Allah'ı zikrediyoruz. Burada şimdi bütün herkes bir mekanın içinde mi? Biz Allah'laşmayı red mi edeceğiz? Biz hepimiz bir mekanın içinde miyiz? Değiliz. Bir çatının altındayız. Değiliz.
Bir mekanın içindeyiz. Zahir olarak. İşte yani o manada benim söylediklerim de öyle yani. Zahir olarak bir mekanın içinde miyiz? Evet. Biz bu bir mekanın içindeyiz. Hepimiz bir birlik çatısının altındayız. Hepimiz rengarengiz. Hepimiz de çok farklı sıfatlar tecelli ediyor. Ama hepimiz de bir mekanın içindeyiz. O zaman ona bakılırsa içki içenle de aynıyız. Tabii birlikteyiz. Zina eden, faiz yiyenle de aynıyız. Ama öyle demiyoruz. Neden öyle demiyorum? Ben diyorum ki dinin emirleri bu. Allah'ın bizden hoşnut olacağı şeyler bu. Biz bunları yaptık mı diyorum. Ben yapmayanları Allah'ın kulu değil demiyorum ki. Birliğin dışına da itmiyorum ki. Yani madem bir kavuşmamız gereken birlik var.
Benim kavuşmam gereken bir yer yok. Bu bencesi tabii yani. Siz bunu böyle düşünebilirsiniz. Benim kavuşmam gereken bir yer yok. O zaman niye uğraşıyorsunuz? Efendim? Niye uğraşıyorsunuz? Ben mi? Benim uğraşım şu. Herkes benim tattığımı tatsın diye uğraşıyor. Sizin de Rabbiniz bu o zaman yani. Herkesin tattığınızı tatmasını istediğiniz sizin Rabbiniz oluyor. Benim normalde yani herkes diyorum ki ben kendimce. Mustafa Özbağ gördüğünü bütün herkes görsün. Yaşadığını bütün herkes yaşasın. Bildiğini bütün herkes bilsin. Onu tanısınlar. Onu bilsinler iyice. Onu sevsinler. Ona aşık olsunlar. Bu işin sonu yok. Yok tabii. Yani bu işin sonu yok. Sonuna olan şey benim o yüzden hoşuma gitmiyor zaten.
Yani devamlı Allah. Bir şeyin sonuna ben ulaştığımı görünce bırakıyorum ben onu. Ben dönüyorum bu dükkan kaç para yapar diyorum ben. En son diyorum işte aylık 150 milyar lira ciro yapar diyorum. 150'yi bulunca satıyorum ben orayı. İşte ben buraya kadar bir problem yok. O zaman niye tevhittiğini, birlenmediğini? İşte tevhid birliğin içinde. Yok siz birliğe zaman kavuşamayacaksınız ki. Niye? Sizin dinginliğiniz olmayacak mı? Ben, aa yok ben onu sevmiyorum zaten. Yani siz zikredilen olmayacaksınız, zikreden olacaksınız. Ben zikredenelim. Neden zikredenilen değilim? Zikredenilenim ben. En fazla ben zikrediliyorum zaten. Benden de hala zikredilen var mı?
Bu bir felsefe oluyor o zaman yani. Efendim? Felsefe oluyor bu yani. Felsefe değil. Gerçekten felsefe değil. İnancımı söylüyorum. Yani bu işin bittiği bir yer yok yani. Bittiği bir yer yok. O beni zikrettiği müddetçe neden bitecek ki? Ben zikredenilenim. Hem de onun tarafından zikredenilenim. Yani şöyle bir hadise yok. 5-4'e, 4-3'e, 3-2'ye sonunda bir birlik. Bak ben onun tarafından zikredenilenim. Hem de her daim. Allah'a koşun. Ulaşamayacağımız bir Allah'a niye koşuyoruz? Sen ulaşamayacağını düşünüyorsun. Ben soru soruyorum. Koş, bul. He yani Allah'a koş. Ama hiçbir zaman Allah'a kavuşamayacağız. Neden kavuşamayayım ya? Çünkü hep zikredeceğiz.
Hep koştuğumda kavuştum. Zikreden var, zikredilen var. Neye koştuysam onu kavuştum. Tenakus. Eğer Allah'a kavuşmayayım. Hayatım boyunca neye koştuysam hepsine de kavuştum. O zaman Allah'ı zikretmeye ne gerek kaldı? Aa neden gerek yok? İnsan kavuştuğu bir yere anar mı? Kendisi olmuştur, o olmuştur. Ben soru soruyorum. Harika. Ben de cevap veriyorum. Zikredilmenin zevki var ya. Sonsuz bir zevk. Zikredilmek sonsuz bir zevk. Öyle bir iştiyak, öyle bir şevk ki. O zaman siz kavuştunuz mu? Öyle bir iştiyak, öyle bir şevk ki. Daha da, daha da, daha da diyorsun.
Zikreden mi, zikredilen olarak mı konuşuyoruz? Ne fark var ki? Olmaz mı? Zikreden kabızda, zikredilen rahat. Bak zikredilen böyle konuşuyor, zikreden böyle konuşuyor. Ben zikredilenim. Ben kabızdayım, siz rahattasınız. Sen de rahata kavuş. İşte diyorum ki bu işin rahatı neresi? Koş yavrum. İşte koş, hep koş, hep koş. Koş babana doğru. Anlatabildim mi yani? Tabii. Kendimi anlatabildim mi? Koş babana doğru. Hep Allah'ta, hep koş. Koş babana doğru, rahat et. Ya bu işin bir sonu yok mu ya? Allah'ım ne heyecanlandım ya. Biz mi koşacağız ya? Yani böyle bir koş, koş, koş, koş. Bir de kendini koşuyor görüyor ya. Ondan demiyorum yani. Bu iş, bu işi kabız bu iş ya.
Yani makara mı yani ben bazen anlamıyorum ya. Bir kurgu mu bu? Kurgu. Kurgu? Aha. Okurmuş. Acı çektiriliyor yani bazı mevzulardan. Ben zevk alıyorum. Eyvallah. Acı kimine zevk oluyor ama burada bir problem var. Tevhid dini, birlik dini Allah halife yarattı. Bana koşun, gelin, yaklaşın, Allah'a sevin. Ama devamlı sen bu noktada onu zikredeceksin. Yani zikrederken Allah derken aslında ikinci bir kimlik ve kişilik var. Öyle algılıyorsun sen. Öyle algılanıyor. Eğer Allah kendi kendini zikrederse ikinci kişilik olan alemi neden yarattı? Yok ikinci kişilik olarak yok o. O hale gelince, o farkındalığı yakalayınca kendisinden de zikredenin o olduğunu o zaman görüyor.
O zaman diyor ki işte o yüzden diyor. O zaman Allah demiyor mu adam? Yok o yüzden diyor var mı benden daha şanı yüze diye. Öyle diyor o zaman Allah demiyor mu? O zaman o kimse Allah demiyor mu? Ona sormak lazım o esnada. Ben onu soruyorum. Ona sormak lazım. Öyle bir yer var mı yani? Öyle diyene sormak lazım işte. Ama öyle bir yer ertesi gün kalkıyor uyanıyor diyor ki böyle dersem kesin beni diyor. Vay ne güzel demiş ya. Doğru. O zaman olmuyor yani kavuşamıyor ya. Kesmişler mi? Kesmişler. Kesilmiş mi? Kesilmiş. Olmuyor yani o zaman yani. Kim kesilmiş? Diyen kesilmiş. Yok hayır ne alakası var? Kesilmiş olsa şimdi söylenir mi? Derisi yüzülmüş. Kesilmek ne? Derisi yüzülmüş adamın.
Aa ne kadar güzel bak ama. Derisi yüzüldükten sonra da ölmemiş. Nesimi'ye yüzün derimi sürün meydana meydana demiş. Nesimi şimdi hala Allah mı diyor? O mu? O göbeğinde oturuyor. Yoksa herkes Nesimi mi diyor? Problem bu. Nesimi sen Nesimisindir. Kendine Nesimi görüyorsan problem yok ki. Ben Nesimi değilim. Ben Nesimi. Ben Halit Kuşku'yum. Sen Halit Kuşkusun. Bak şunu sormak istiyorum. Sen Mustafa'sın aslında. Eyvallah. Mustafa da ben. Ben de Mustafa. Şu. Haydi. Az önce Halit'in. Şimdi Mustafa mı oldu? Kabul ediyorum. Size iman ettiğimden kabul ediyorum. İman etmesem hayır derim. Çok renkli bir kişiliğin var Halit.
O rengini de benden almışsın zaten. Nesimi mesela şu anda Allah'ı mı zikrediyor yoksa varlık Nesimi'yi mi zikrediyor? Nesimi mi diyor? Bak sen Nesimi'yi zikrediyorsun işte. O zaman bu işin durgu yani o dediği kavuşma yerine kavuşmuş mu? Bak normalde bak hala da aynı noktada duruyorsun. Onu soruyorum zaten. Onu değiştir. Onu sormaya çalışıyorum. Yok onu değiştir. Kavuşma fikrini at o üstünden. Ben atmak istemiyorum. Neden? İllaki kavuşacaksın. Kavuşmak istiyorum. O işte materyalist düşünce oluyor kavuşmayı düşünme. Ben de böyle bir düşünceye sahibim. Ama bu felsefi olarak bakacaksın meslefele. Ben kavuşmak istiyorum. Normalde kavuşmak istiyorsan o zaman.
Kavuşamayacağım bir yerde de durmak istemiyorum. Neden normalde şimdi kavuşmak? Ben öyle tenakuz yani varamayacağım kıyısında okyanusta yüzmek istemiyorum. Gerçekten. İstemiyorum. Ben yine hep ebediyen yüzmek istiyorum. Ben kavuşmak istiyorum. Yüzmesini bilmedim ben de herhalde ya. Kavuşmamak ya. Ben okyanusta niye kulaç atayım dalgaların için? Sonunda kavuşmak varsa atayım. Bak seninki de hak. Hani Musa Aleyhisselam Tur-i Sina'da Cenab-ı Hak'la konuşuyormuş ya. Cenab-ı Hak'la konuşurken konuşa konuşa konuşa konuşa. Öyle bir hal gelmiş üzerine. Demiş ki seni görmek istiyorum. Görmekten ziyade ben o da olmak istiyorum yani. Seni görmek istiyorum deyince bu insanın fıtratında var.
Yani konuşmak bir müddet sonra görmeyi. Görmek bir müddet sonra, bir müddet sonra vuslatı. Yani onu istemeyi. Ondan sonra o olmayı istedir insanda. Bu fıtridir. Bakın bu fıtridir. Bu fıtratın kendi içerisinde vardır. Hani bir şeyi beğenir. Yanlış mıdır değil mi? Ben yanlış demedim. Bir şeyi beğenirsiniz. Beğendikten sonra muhabbet beslersiniz. Muhabbet besledikten sonra onu seversiniz. Yetmez. Fıtridir bu. Üzerine aşık olursunuz. Aşık olursanız o zaman o denklem tecelli eder. Hani geldi kapıya vurdu. Tak tak tak. Kim o? Ben. Burada iki kişilik yer yok. Git dedi diyor.
Sonra bir müddet sonra geldi gene. Yine kapıya vurdu. Tak tak tak. Kim o? Ben. Git dedi diyor. Burada yine iki kişilik yer yok. Üçüncüsünde geldi diyor. Vurdu kapıya. Tak tak tak. Kim o? Sen. O zaman diyor cevap verdi. Sen. Ben olduysan gir içeri. Bu fıtridir. Bu peygamberlerin üzerinde fıtri olarak yavaş yavaş yavaş … yaşanmış ve en son Hz. Muhammed Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde kemale ermiştir. Mesela Hz. İbrahim Halilullah'tır. Yani dosttur. Dost.
Hz. Musa Kelimullah'tır. Konuşur. Hz. İsa Ruhullah'tır. Uruç eder. Ama Hz. Muhammed Mustafa Habibullah'tır. Sevgilidir. Kemale ermiştir. Miraç olmuştur. Kemale ermiştir. Şimdi bir Sufi veya bir Müslümanın yol haritasıdır bu. Bakın yol haritası. Önce ne olursun? Dost. Önce dost olursun. Sonra senin üzerinde Kelimullah tecelli eder. Sana kelam eder.
Hitap eder sana. Sen o kelamla, hitapla kendinden geçersin. Kendinden geçince sende Ruhullah tecelli eder. İsa Aleyhisselam'ı elinden tutar, seni Ruhullah noktasına götürür. İsa senin yol göstericindir. İsa Aleyhisselam'ı elinden tutar, gelir senin başına okşar, gelir senin sakalına okşar, gelir konuşur seninle. Ve Uruç bağışlar senin için.
Ardından Hazreti Muhammed'in Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem ile miraç. Onun gözünden. Bu fıtridir. Şimdi onda da o fıtrat çalışıyor. Veya hepinizde o fıtrat çalışıyor. Hepimizde o fıtrat çalışıyor. Bu fıtridir. Allah çünkü halife olarak yarattığı kulunun miraç etmesini ister. Halife olarak yarattığı kulunu miraç etmesini ister. Der ki Allah'a koşun. Allah'a koşun aslında miraçtır. Manevi bir seyrüsülüktür. Allah'a koşacak o kimse. Allah'a koşacaksa o zaman peygamberlerin ayak izlerini takip edecek. Onlar koştular çünkü. Onlar o yolu biliyorlar. O yolu onlar açtılar. Kiminle?
Allah'ın sayesinde. Allah peygamberleriyle kendisine koşulmanın yolunu ve fıtratını anlattı. Kendisine koşulmanın yolunu ve fıtratını anlattı. Bu koşmak, bu meselede normalde zahir tarafı bunun Kur'an ve sünneti zahir manada yaşamak, bunu zahir manada üzerine sindirmek. Batın manası da işin sufi boyutu. Koşmak olarak baktığımızda. O zaman o kimse hani dostluk aslında manevi bir haldir. Bakın manevi bir haldir. Dostluk zahiri bir şey değildir. Dostluğu sizin paraymış gibi cebinize koyamaz, mendil gibi cebinize taşımazsınız dostluğu. Zahir bir şey değildir. Manevidir. Bir düşünün şimdi dostluğu. Zahir bir şey var mı? Yok.
Ama zemin olarak zahiri bazı şeylerden oluşur. Biz dostluğun göstergesidir zahiri olarak. Hediyeleşmek. Değil mi? Birbirinin koluna girmek, birbirine destek olmak dostluğun zahiri tecelliyatıdır. Yoksa öyle bir şey olmasa dahi birisine biz dost olacaksak dostumuz mudur bizim o? Evet bakın dost bu noktada manevi bir şey oldu. Manevi oldu, duygu oldu bu mesele. Yani içsellikle alakalı oldu. Kalbimize tecelli etti, içimize tecelli etti. İçimizde biz kendi kendinize düşünün, tefekkür edin. Kim sizin en iyi dostunuz? Kendi kendinize düşüneceksiniz şimdi. Bayanlardan kim benim dostum? X kimse. Şimdi dostluğun menfaatini üzerine mi kurdun? Maneviyatın üzerine mi kurdun?
Menfaatin üzerine dostluk kurduysan avamsın. Ne dedi Nuh kavmine? Dedik ki o size rızık verir, yedirir, içirir, mallarınızı arttırır, çocuklarınızı verir. Bu zahiri dostluk. Manevi dostluk ne? Manevi dostluk farklı. Seni yedirse de, içirmese de, gözetse de, gözetmese de onu Allah için sevmek. Bakın bu iş manevi. Bakın sufilik veyahut da Allah'a koşmak sizi zahirden çıkardı. Ne diyordu hadisi kutsede? Onlar dost değiller, onlar akraba değiller, birbirleriyle menfaatleri de yok. Allah için birbirlerini sevdiler. Muhteşem bir şey. Maddi menfaati kaldırdı ortadan. Zahiri kaldırdı ortadan. Ne oldu? Allah için dost oldular. Birbirlerini Allah için sevdiler. Bu ne? Bunda zahir yok. Bu seyri sülüktür.
Bu o kimseni zahirden, gördüğünden kurtarıp manaya doğru sürüklemektir. Yani sen şimdi Yusuf Hoca'yı Allah için seveceksin. Yusuf Hoca'dan akşama bir gelirim var mı? Yok. Param var mı? Yok. Akrabalığın var mı? Yok. Bir menfaatın var mı? Yok. Hiçbir şey yok. Bir makam var mı? Yok. Bir mevki var mı? Yok. Yusuf Hoca'yı genel müdür mü tayin edeceksin? Hayır. Müdür mü tayin edeceksin? Hayır. Yusuf Hoca'yla ne işin var? Hiçbir işin yok. Bak hiçbir işin yok. Ama Yusuf Hoca'yı Allah için sevdi. Aslında Yusuf Hoca'yı sevmiyor. Allah'ı seviyor adam yani. Allah için sevmek derken, örnek mesela Abdullah Efendi'nin sohbetini konuştuk ya geçen. Şimdi Yusuf Hoca'yı normalde bir kimse, burada anlatmak istediğim şeyin Yusuf Hoca'yla bağlantılı değil.
İşin mana tarafının olduğunu söylüyorum. Bizi ne yaptı? Bizi zahirden kurtardı, menfaatten kurtardı. Bizi normalde dostluğa itti. Bu dostluk ne? Bu dostluk zahiri değil, bu dostluk manevi. Bu dostluğun maddesel boyutu yok. Bu dostluğun zahirsel boyutu yok. Bu dostluk otomatikman manevileşti. Manevileşince zaten dostluk oldu. Zahirsel hiçbir boyutu kalmadı. Zahirsel hiçbir bağlantısı kalmadı. Komple manevileşti. Manevileştikten sonra zaten kelam geldi. Kelam insanın kemalatını gösterir. İnsan kemalatı kelamdan geçer. Kelamdan geçer kemalat.
Ve o dostluktan sonra kelam geldi. Ve kelam gelince artık hitaba mazhar oldu. Hitaba mazhar olunca ondan sonra artık bakın. Kelimelere baktıysanız nefesten ibarettir. Nefes. Nefesi harfe dökmüşüz. Harfte bir mana var mı ki? Yok. Harfleri düşün. Harflerde bir mana var mı? Yok. Asıl mana mı dedir? Nefeste. Nefes. Aslında nefeste değil. Sakin ol.
Harfleri kaldır. Nefes kaldır. Nefesin zahir bir boyutu var mı? Yok. Nefes. Hiçbir zahir boyutu yok. Hiçbir zahir boyutu yok. Bizim kelamı anlayabilmemiz için, birbirimizi idrak edebilmemiz için. Yoksa harfe ihtiyaç yok. Harfe ihtiyaç yok. Ama avam anlasın diye harfe ihtiyaç var. Avam için harf. Neden Hazreti Peygamber harf bilmiyordu? Ümmü değil miydi? Harf bilgisi var mıydı?
Yok. Dil bilgisi var mıydı? Yok. Lügat bilgisi var mıydı? Yok. Yok. Bir sorusu da burada sorabilir miyim? Bekle. Kelamdan nereye geçti? Ruhullah'a. Ruh baktı ki aslında her şey bir hayalden ibaret. Var olarak gördüğünüz her şey bir hayal dünyası.
Artık komple bağınız koptu. Bağ koptu bitti. Zahirle bağınız koptu. Zahirle bağınız koptuktan sonra zaten miraç geldi. Ne yaptı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri? Önce neydi? İsra. Gece yürüyüşü. Gece yürüyüşü. Gündüz değil. Miraç ne zaman başladı? Gece başladı. Karanlıkta. Siz bir şey görebilir misiniz? Hayır. Karanlıkta varlıktan soyunursunuz. Kapattınız ışıkları. Kapkaranlık bir salonda oturuyorsunuz. Masa var mı? Yok. Sandalye var mı?
Yok. Televizyon var mı? Yok. Bütün salon dolu insan olsa, ışıkları kapatsa, hiç kimsenin sesi çıkmamış olsa, birisini salona koysanız, burada otuz kişi var deseniz inanır mı? Hayır. Otuz kişiyi gördü mü? Hayır. Gece yolculuğu. Varlıktan gece varlığı tamamıyla yok etti. Yok. Ondan sonra miraç. Miraç'la ne dedi? İki yayın ucu mesafesi kadar yaklaştı. İki yay ucu kadar yaklaştı. Ondan önceki ayet ne? Ona sarktı.
Ona sarktı. Ona sarkınca iki yayın ucu kadar bir mesafe kaldı. Biz peygamber değiliz. Biz peygamber değiliz. Sonunda bu geldi. Ve insan bu fıtrata mütaliktir. Manevi olarak. Ve bu yolculuğu seyri sefer eder. Ve o iki mızrak, iki yay ucu mesafesine varıncaya kadar o kimse varma noktasına gireceğini, oraya kadar gideceğini düşünür. Ve orayı bulduğunda da Allah'u alem. Bitmez. Yani insan bir yerde zikredilen olur mu? E oluyor bak zikrediliyor.
Yani o yay ucu mesafesi o anlık mıydı? Burada normalde şöyle seni başka bir tarafa doğru sevk edeyim. İnsanlar kendilerinin diğer varlıklar tarafından tanınmasını isterler. Fıtridir bu. Bu Allah'ın tanınmaklığından çıkan bir şeydir. Mesela Hz. Peygamber Efendimiz'i biz sohbet boyunca en az şimdi yüz elli kere zikrettik. Artık zikredilen olmuş yani. Eyvallah. Şunu yani Hz. Peygamber sallallahu ve sellem Hazretleri de hala kavuşmak için Allah diye zikrediyor mu şu anda? Ya normalde burada o kimse... Veya o kavuştu da artık zikredilen alem'e mi geldi yani? Bunu normalde hala da zikrediyor diyelim biz. Hala zikrediyor. Evet. Yani o hala kavuşma halinde değil.
Bu kavuşma değil bu. Bu hala da zikrediyor diyelim. Yani zikreden kavuşamadığından acıyla kavuşmak için... Değil. Zikreden kavuşamadığından acı için acı noktasında zikretmiyor. Ne için zikrediyor? Zikredilen olmak için. Tamam işte zikredilen olmak için. Tamam. Niye o zaman hani biz haberi zikrediyorsun? Zikredilen olmak için zikrediyorsun. Zikredilen olmak için zikrediyorum. Evet. Olacaksın mı? Olmuşsun bak işte. O zaman niye zikrediyorum hala? Zikredilen olmak için. Olmuşsam niye zikrediyorum? O zikredilenin devam edilmesi için. Ne?
Devamiyet kesbetmek için. Durduğumuz yer olacak mı? Benim olmayacak. Ben zikredilmeyi seviyorum çünkü. Sizin de inancınız, Rabbiniz zikredilmek mi? Ona mı tapıyorsunuz? Hı hı. Zikredilmeye. Evet. Hoşunuza gidiyor yani. Çok. Aslında kendinize tapıyorsunuz. Hı hı. Tamam. Sıkıntı yok. Aslında siz kendinize tapıyorsunuz. Olabilir. Güzel bir şey. Mükemmel. Herkes kendine tapsın yani. Herkes kendine ilerlesin. Sen kendi içindeki Allah düşüncesine tapınmıyor musun? Tabii hepimiz kendi tanımladığımız Allah'a tapıyoruz ama yapmış olduklarımız.
Anlamadım. Hepimiz kendi tanımladığımıza tapıyoruz. Yani kendi tanımımıza tapıyoruz. Ne farkımız kaldı ki? Fakat işte bu şey neden yani acı neden kabız neden yani hani Allah'a yine de hamd ediyorum yani şükrediyorum alimden bir şikayetim yok ama bunun bir kavuşabilme yani muhteşem bir hali yok mu yani böyle bir örnek mesela üşüyoruz ya şimdi Allah'ım da olsun yani bundan bir şikayetim yok. Ama ne güzel demiş yanımdayken ne güzel demiş yanımdayken bile hasretim sana diye. Ya işte benim öyle bir tarzım yok. Oh ne kadar. Ben öyle bir tarzı sevmiyorum yanımdayken niye hasret olayım ya. Benim çok hoşuma gidiyor. Yapışır sarılırım yani böyle bir şey istemiyorum ben yani. Sarılınca bile hasret oluyor insan ya.
Ben kafam mı kırık benim yanımdakine yanımdakine hasretim hasretim yok. Evet ya bu farklı bir manyaklık bu. Ben öyle bir şey istemiyorum mesela. Bu sarılınca bile hasret oluyorsun ya. İşte öyle bir şeye karşıyım ben. Sen karşısın. Ben kavuşmak istiyorum. Çarşısın ya o yüzden. Ne yapayım ben öleyim örnek o olayım mesela. O olayım mesela yani. Değil misin ki? Yani niye ben ona hasret olayım yani böyle bir tenakuz olabilir mi ya? Ya neden tenakız olsun ya? Ben ona hasret oldukça ben varım zaten. Allah'ım yarabbim. Neden kendini görüyorsun hala daha ya? İşte yani ben bunu aşamıyorum yani. Onun gözünden onun gözüne bak ya. Yapamıyorum ya benim de yani sınırım kabiliyetim bu kadar.
Tamam. Ama istiyorum arzu ediyorum. Tamam genişleyecek yavrum yavaş yavaş büyüyeceksin ya. Ama siz de dediğiniz ama yok yanımdayken ben niye yanımdayken hasret olayım. Sen şimdi öyle düşünüyorsun. İstemiyorum ben öyle bir şey. Sen sonra. Hayat beni buraya götürecekse reddediyorum onu. Ama sen reddetsen de gideceksin büyüyeceksin yavrum. Ben kavuşmak istiyorum. Bir çocuk büyümeyi reddedebiliyor mu? Eder. Yok edemez. Hangi çocuğa? Şimdi siz bir şey anlatıyorsunuz sohbette. Kalbimiz buna sıcak oluyor ya. Benim ona sıcak değil. Yanımdayken hasret olacakmışım. Böyle bir şey mi var? Olmaz. Sarıl sen. Ne? Sarılmakta da iki gücülük var. Ben sarılmaya da karşıyım.
Tamam içine al o zaman. Ben öyleyim ha. Gireyim içine. Yut o zaman içine. Ben içine gireyim yok olayım. Tamam yok ol. O olayım. Zikredilen olayım. O da olacak. Abisi yavaş yavaş. Böyle bir şey var o zaman. Var tabii olacak. O zaman biz niye Allah diye zikrediyoruz işte ya. İşte tamam. O yok oluncaya kadar öyle yapacaksın. Öyle mi olacak? Öyle olacak. Olacak mı bir gün? Olacak tabii. Bu benim zannım olduğu için mi olacak? Herkese mi böyle olacak? Ne yapacaksın? Sen herkesten sorumlu musun? E siz diyor herkese takmışsınız ya. Sen Mustafa Özbağ olduğunda herkesten sorumlu olursun. Yok onu demiyorum. Bu herkes tanımı değil o. Hani en azından kardeşimiz de girsin kapıdan.
Sen Yusuf'u da yakayım diyorsun yani. Yok çevremizi yakalım mı? E tamam hepsi de yansın ya. Yanın hepiniz de. Amin. Tamam sıkıntı yok. Bitti. Girsinler. Yani girelim. Yanınızla yürümek istemem yani. Bencil olmak da istemiyorum. Doktor Abdullah'ın bugün normalde imtihanı var. O yüzden soramayacaktım. Ya da otor Abdullah deseydi olsaydı diyecektim. Halit Hoca hakkında psikolojik olarak şeyin ne diye. Ne o? Benim için yorum yapmaz o. O zaman Fatih Hocam yapar ya. Hocam psikolojik olarak ne görüyorsun? Bak onunla sen ben var yapar. Hocam ne görüyorsun psikolojik olarak? Bu adam beni tedavi etti kandil de. Hocam psikolojik olarak mevcut tıp ilminize göre. Değil yani bu Halit Hoca değil.
Başka bir söylese böyle hani şizofren mi falan deriz herhalde. Tamam hocam. Evet hocam. Allah razı olsun. Demek ki tıp ilmine göre değişmedi teşhis olarak. Bak mesela bizim Abdullah'ın normalde ne teşhis koyduğunu normalde Fatih Hocam bilmiyordu. Ama Fatih Hocam da aynı diyor. Bunu Halit değil bir başkası söyleseydi şizofrenik bir vaka olarak görürdüm diyor. Benden bunu kimse duydu mu? Duymaz. Değil. Bu sözleri hayatta kimsenin yanında söylemem. Hiçbir yerde de açmam. Sen benim yanımda söyle. Hiçbir yerde açmam. Sen benim yanımda özgür bir şekilde söyle. Sıkıntı yok. Bu abi konuşurum. Aslında yani neden konuştuğumu ben de bilmiyorum tam anlamda. Olsun sıkıntı yok. Konuşmayacağım diyorum konuşuyorum bazen.
Olsun problem yok. O da böyle bir şey oluyor yani. Ben. Bizim şizofrenlik gibi bir durumumuz da yok. Ben hayatımın içerisinde gerçekten normal bir insanım yani. Biliyorum ya. Deliliği de reddediyorum. Sevmiyorum. Hoşuma da gitmiyor yani. Deli olanı da sevmiyorum yani. Evet ya. Bütün deliller aynı. Akıllı sıradan normal bir insanım ben yani. Evet. Reddediyorum. Gerçekten. Siz diyorsunuz ya delilik var. Ben deliliği sevmiyorum. Doğru söylüyorsun. Hoşuma da gitmiyor yani. Evet bizim uçtuğum Abdullah da öyle diyordu. Allah rahmet eylesin. O da öyle diyordu valla. Mustafa'cığım ben normalim ben. Deli filan değilim diyordu bana. Abdullah abi valla normalsin diyordu ben.
Hiçbir sıkıntı yok sende diyordu. Ben onu böyle normal gördüğüm için o beni çok seviyordu. Ama ben uçma atma bir şey de yok yani. Hiç öyle bir şey yok seninle. Normal bir insan mıyım kardeşim? Hayatın içine. Sen şimdi Yusuf'a dön. Ondan sonra ben böyle miyim? Ama burada bak herkes var. Tabii. Bayanlardan var. Arkadaşlar. Aşırılığımı gören olmuş. Halit Hoca'nın akıllılığına hükmediyor musunuz hep beraber? Halit Hoca akıllı uslu bir adamdır diyenin elini kaldırsın. Çok akıllı uslu yani. Ne akılsızlığımızı yani ne farklılığımızı. Normal bir insanız. Orhan Gencebay gibi ya biz de bir insanız. Biz de. Ya ben bir şey demedim. Ben oylama yapıyorum.
Peki Halit Hoca biraz kırıktır diyenler elini kaldırsın. Bunun ortası olmaz. Biraz değil. Allah'ım yarabbi yarabbi. Ya kırıktır ya değildir. Hay tam kırık. Bana göre tam kırık işte yani tamam normal. Ben şimdi senden devamlı. Ben kırık değilim yani. Yok canım ben sana hiç öyle bir şey dedim mi? Halit Hoca sen kırık. Sen de değilim kırık da değilim. Ben Halit Hoca sen kırıksın dedim mi ben hiç bugüne kadar? Hatırlamıyorum ben. Tabii hatırlamazsın mümkün değil. Allah'ım adam kendi kolunu kırar mı ya? Olabildiğince en sade noktada durmaya çalışan bir insanım. Yok ben zaten bu tarafa sormuyorum. Bu tarafa sorsan batacaksın sen. İçimde bir problem var.
Bak bu tarafa sormuyorum. Bu tarafa sorsan batacaksın sen. Eyvallah başımızın üstüne bir şey demiyorum. Halit Hoca'yı akıllı görenler elini kaldırsın. Şöyle deli görenler kaldırsın diyelim. Kimse el kaldırmaya toplumda medeni olarak cesaret etmez. Neden? Ben ne ile istat ediliyorsam onu söylesinler. Mustafa Özbağa akıllı görenler elini kaldırsın. Bu bir insan ya. Bu tarafta dahil herkes dahil. Mustafa Özbağa akıllı görenler elini kaldırsın. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç tane. Geri kalan hepsi de akılsız görüyor. Normal bir insan görüyoruz biz. Akıllı görüyoruz yani. Akılsızın işi. Ev elbette ezber.
Akılsızın işi ne burada diyor yani. Doğru söylüyor. Ne diyorsunuz? Feribot çalışmazsa tekne tutar gideriz. Değil mi? Tabii tabii. Akılın işi. Tabii akıllı işi. Tekneyi tutacak yani. Feribotlar çalışmıyor. Neden? Hava şartlarından dolayı. Hava muhalefetinden dolayı feribotlar çalışmıyor. Yani karşıdan karşıya devlet demiş ki fazla rüzgar esiyor. Ölüm tehlikesi var. Çalışmıyor. Bana soruyor. Dedim feribot. Dedim bir tane tekne tutar gelir. Geçeriz karşıya dedim. Sıkıntı yapma kendine. Tabii normal. O yüzden benim içerimdeki ruhi sorun bu. Evet. Yani. Sen kavuşacaksın merak etme. Ben seni kavuşturacağım Allah'ın izniyle. İnşallah.
Sıkıntı yapma kendine. İnşallah. Çin de söylüyorum ben. Sıkıntı. Tamam iman ediyorum. İnşallah. Ben kavuşamasam da sen kavuş. Neyin? Aslında bir insanın kişinin aklının akıllı olup olmadığı da aslında kişinin kendisine ait değil mi? Yok değil. Yani benim akıllı olup olmadığımı bir başkası nasıl hükmedecek? Ama öyle ya. Sen kendi kendine akıllıyım diyorsun veya akılsızım diyorsun ama insanlar seni ne görüyor. O önemli. Eğer önemliyse. Burada insanların ne gördüğü mü önemli? Benim için önemli değil. Benim için de önemli değil. Hiç sıkıntı yok o zaman. Bendensin.
Yani hükmü kim verebilir ki? Hiç. Ben de öyle diyorum zaten. Ben de aynı noktadayım. Sıkıntı yok. Tabii canım ben sana delisin dedim mi? Ben sana delisin dedim mi? O bir rahatsızlık. Bu o bir rahatsızlık. Yani normalde onların aldıkları bir tip eğitimi var. O tıp eğitimine göre bakıyorlar. Bir kimse diyorlar bunları bunları bunları bunları söylerse bunda şizofrenik vaka var diyorlar. Gayet normal. Hocam gitsem şimdi hastanedeki psikiyatri doktoruna otursam ne rahatsızım var dese desem ki ben ona geceleri İsa Aleyhisselam geliyor. Benim sakalımı okşuyor. Örüyor. Ondan sonra hadi kalk gidelim biraz canın sıkkın senin.
Moralin bozuk ondan sonra hadi kalk bir seyran edelim diyor desem psikiyatri doktoruna. Bana ne cevap verir hocam? Ver mikrofona. Ne der? Şizofreni. Şizofreni der değil mi? Tamam. Söyle. Siz hiç İsa Aleyhisselam'ı görüyorum diye doktora şikayet ettiniz mi? Yok. İşte bak. Şizofren olsaydınız ederdiniz. Heee şizofren gidip şikayet ediyor öyle mi yapıyorlar hocam? Adam zaten şikayetçiyse hasta da. Allah Allah. Ben İsa Aleyhisselam'ı ben de gördüklerimi söylemişim diye. Gerçekten mi? Ben memnunum ama o halden şikayetçi değilim ki gireyim doktora anlatayım. İşte bütün deliller kendi deliliklerinden memnunlar.
Bir başkası diyor ona sen delirdin diyor gel diyor götüreyim seni doktora diyor. Öyle oluyor değil mi hocam? Bir şizofren kendi kendine ben şizofren oldum geldim diyor mu? Anlatma yani şimdi girip. Yok bir dakika. Bir kimse hocam gelip de hiç böyle meslek hayatınızda otur hocam Allah rızası için. Hiç meslek hayatınızda gördünüz mü? Aklî melekelerinde sıkıntı olan bir kimse. Ben geldim benim aklî melekelerimde sıkıntı var diye. Onun konuşmalarından ve tavırlarından rahatsız olan bir kimse onu getiriyor. Öyle değil mi? Kendisi farkında olmuyor. Ver ver. Hocam kendisi farkında olmuyor değil mi onun? Kendisi farkında olmaz. Şikayet etrafı fark eder.
Etrafı fark ediyor değil mi? O tuhaf davranışlar sergiliyor etraf. Öyle görüyor. Yavrucuğum yavrucuğum arkadaşlar benden şikayetçi olan var mı? Lütfen ya benim bir kaderim ya. Allah Allah ne alakası? Benden şikayetçi olan el kanlısın. Yavrucuğum ne şikayetçi olalım senden? Buradaki insanlar neden şikayetçi olsun senden? Ben deli delim ki. Değilsin. Benden kim? Ama deli olana adam elinden tutar götürür. Doğru söylüyorsun. Zarar veriyordur, camdan atıyordur. Ya hiç. Senden kim şikayet etsin? Yani. Tamam. Birisi şikayet ederse derim ki ben hastayım şizofrenim. Hadi götürün doktora ilaç yutayım. Evet. O da güzel. Lelika diye bir ilaç veriyorlar.
Hoş güzel bir ilaç. Harika. Bir sıkıntı yok ya. O zaman benim içimdeki bu ruhi bir problem. Sen kavuşsan dedim ya. Eyvallah ben bundan mutlu oluyorum. Ama siz dediniz ki sen kavuşunca ben kavuşmayacağım. Böyle bir şey de mi var? Ben kavuşunca siz de tutarım elinden. Allah razı olsun. Hadi gel ya niye yani ayrı kalıyoruz bak. O da kafama takıldı baba şimdi. Allah razı olsun. Eksikliğini göstermesin Cenab-ı Hak. Tabii canım yok bir şey yok. Hani beni kavuşturdunuz, ayrı kaldınız. Bu da kafama takıldı. Yok ben hep böyle Ferdi Tayfur filmleri izledim ya ondan kaynaklıyorum. Türk filmi gibi oluyor yani. Sevgilim sen kavuş ben burada kalırım. Ben onlarla büyüdüm ya o yüzden.
Öyle bir şey de yok. Ben onu da kabul etmiyorum. Siz de geleceksiniz. Benim en son seyrettim Ferdi Tayfur'la Perihan Savaş el ele tutuşup göklerde uçuyorlardı. Öldükten sonra. Arabesk gülmemeliyorum. Orada bıraktım ben. O yüzden orada kaldım. Ben sizi de istiyorum. Allah razı olsun seninle. Sessiz gitmeyelim yani. Tamam. Hatta bütün kardeşler yere gelsin ya. Hepsi de gelin. Hepiniz de kavuşun inşallah. Madem bir yere gidiyoruz. Hepten haber gidelim. Bak iki saattir burada konuşuyoruz. Eksik iki derece. Tabii ya sıkıntı yok. Sopasını saklamak zorunda kalıyor insan. Allah hepsinden razı olsun. Amin. Konuşuyorlar burada gelmişler. Hepsi kavuşsun.
Hepsi de inşallah. Sekiz. Sekize yirmi beş var. Kaçta? Sekiz buçukta. Sekiz çeyrek diyelim be baba. İnsanlar üşümesinler. Sekiz çeyrek diyelim. Sekiz on beşte buradayız inşallah. Haklarınızı helal edin. Kavuşacağız inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.