Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Mart 2019 · 2:08:42
Selamun aleyküm. Allah gününüzü hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Destur. Başlayın hadi bakalım. Halit Hoca montu aldır arabadan benim. Hava serindim burası. Evet, hadi bakalım. Ne varmış? Şikayet yokmuş. Ne süt içtim, dilim yandı demeyecekmişsin. Süt dilimi yaktı demeyeceksin.
Dilini yakan kimmiş? Dili yakan o. Anladın? Süt'ün yakma hassasiyeti yok. Ona o hassasiyeti veren kim? Kim? Ha. O zaman sütten şikayet etme. Tamam. Selamun aleyküm. Buradayım efendim. Aleyküm selam. Şey merak ediyorum. Bir insanın yedi tane kendisinden olmasından bahsetmiştiniz. Bunları canlandırabilir mi? Yani bunu bir teknik olarak soruyorum aslında. Böyle oradan geçiş yapma isteğiyle. Ve bunlar nefis meratiplerinle mi ilişkili yoksa daha farklı değerlendirebileceğimiz bir kategorisi var mı? Hiçbir şey anlamadım. Son...
Nefis meratiplerini mi temsil ediyor bu yedi yoksa kişinin günlük hayat içerisindeki başka rollerini mi kapsıyor? Bu işte inanmıyorum. O biraz bir fantezi o. Yani böyle bir... Bu bir şey. Hayal. Yani bir insan normalde tektir. Ama o insanın normalde farklı farklı tezahürleri var mıdır? Vardır. O farklı tezahürlerin hepsinde kendilerince sıfatsal olarak bir boyutu bir ismi var mıdır? Evet. İnsan. İnsan şimdi yanında yavrusu olunca anne modunda oluyor. Anne oluyor. Aynı ama aynı insan. Onları isimlendirirseniz bir sürü... Bir kişiden bir sürü kimlik ve kişilik çıkarmak mümkün. O normalde nefis meratibleriyle alakalı olursa o nefis meratibleriyle alakalı bu farklı bir tecelliyat. O ayrı. Ama öbür türlü biz onun nefis meratibleri noktasında bakarsak o zaman bir kimse oturur kendince bütün kendi üzerindeki kimlik ve kendi üzerindeki sıfatsal boyutlara bakar.
Ben nefis meratib olarak şu noktadayım der. O işin içinden çıkılmaz. Aslında şunu merak ediyorum. Psikolojide bir teknik olarak böyle kişinin kendini canlandırmasıyla ilişkili bir yöntem var. Mesela işte kağıdın üzerine ismini yazıp tekrar üstüne geçirip şimdi sen kendine kendini tekrar canlandırma gibi. Bu yöntemle bilinçaltındaki o kendini bilen veya işte kişilik noktasında böyle bir küçük de olsa bir çalışma yapılabilir miyi merak ediyorum aslında.
Yani bunun psikolojik çalışmada nasıl bir şey sonuç alır ona bir şey diyemem. Ama insan mesela farkında değil gün içerisinde normalde aynı anda birkaç tane rol model yüklenebiliyor. Birkaç tane rol model yüklenirken o rol modellerinin hepsine ayrı bir isim ayrı bir sıfat verebilir. Çocuğu olsa şimdi anne olacak mı yanında? Anne. Çocuğu olmasa da anne mi? Evet. Örneğin şimdi aynı zamanda da bir yerde sınava girecek olsa oraya çalışsa aynı zamanda da öğrenci olacak mı? Öğrenecek. Aynı zamanda diyelim ki bir yerde amir olsa aynı zamanda da amir olacak mı? Olacak. Ya normalde şimdi mesleğinde amir olmuş olsa eve amirliğini taşıyabilecek mi? Hayır. Taşıyacak mı? Hayır. Çocuk onu ne olarak görecek? Anne olarak görecek.
Çocuk onu anne görecek. O zaman amirliğini eve taşıyabilecek mi? Hayır. Bunların hepsinin normalde aslında bir kimse kendince bir hayali karakterler oluşturup kendisini olgunlaşma adına, kendisine rol model yapma adına nasıl bir anne olabilirim deyip o rol modelinin üzerinde çalışabilir ama o rol modeli için karşısına bir ayna lazım. Ona aynalık yapacak rol model bir anne lazım. O rol model anneden kendi anneliğini ancak o zaman dizayn edebilir. O zaman o rol model anne olacak ki o da kendisini o rol model anneye bakaraktan kendi eksikliklerini görsün. Bunun normalde psikoloji de karşılığı nedir bilemem ama o kimsenin önüne biz rol model bir anne çıkarmamız lazım ki o kimse ona bakaraktan kendi eksikliğini görsün.
Rol model bir derviş göstermemiz lazım ki o kimse rol model dervişi gördüğünde kendi eksikliğini görsün. Rol model bir tane öğretmen, rol model bir tane doktor gibi. Yani bunları normalde bir kimse de kendisini için, kendisini ilgilendiren. Örneğin işte ben bir yerde amirlik yapar mıyım? Hayır. O zaman amir rol modeli ben ne yapayım? Beni ilgilendirmez. O zaman benim hayatım seviyesi ne, derecesi ne, konumu ne, nelerle ilgileyim ve alakalıyım? O zaman bana oradalarda rol model birer kimlik lazım. O zaman ben bir iş yapıyorsam, hani bugünkü tabirle iş insanıysam, iş adamı demiyorlar ya şimdi. İş insanıysam yaptığım işte rol model lazım bana. Ben normalde o zaman piyasadaki iş insanlarına bakıp kendime bir rol model seçersem, ben bu benim kendi şahsi düşüncem.
Aldanırım, benim belli bir değerler malzumem var. O zaman ben rol modellimi değerler malzumesine bakaraktan çizmem lazım. Çünkü etraftaki rol modellerinin hepsi de kapitalist sistemin ürettiği insanlar. Onlar birbirlerinin rol modellerini çalaraktan, birbirlerine bakaraktan o hale gelmişler. Hep kazanacaklar. Nasıl kazandıkları önemli değil, nasıl ürettikleri önemli değil. Hep satacaklar. Rol model bu onlarda. Ama benim değerlerime baktığımda benim rol modelim o değil. Ben alırken yalan söylemeyeceğim, aldatmayacağım. Satarken yalan söylemeyeceğim, aldatmayacağım. İnsanları kandırmayacağım. Bu beyazsa beyaz olarak satacağım. Bu gri ise gri olarak satacağım. Bu kırmızı ise kırmızı olarak satacağım.
Benim rol modelim oluştururken ben, benim bir değerler malzumem var. Ben oraya bakacağım. Şimdi çevredeki insanlar kendilerince rol modellere baktığında aldanırlar. Aldanınca o zaman bir kimsenin önüne bir rol model koyarsın. O rol modeli ona baktığında insan aldanır. O yüzden dervişler arasında mesela bir kimse rol modeli olarak çavuşunu, zakirini, nakibini, nükabbasını tutarsa rol modeli olarak aldanır. Neden? Onlar kemale ermemiştir daha. O zaman rol modeli olarak tutacağı kimse üstad olur. O zaman üstadına bakar. Ben kendimi üstad olarak gördüğümden değil. Ben dahi kendinize Hz. Muhammed'i Mustafa'yı rol model olarak görün, tutun diyorsam, o zaman bir rol modeli ortaya çıkar. Bir bayan olarak rol modeli kime bakacak?
Ayşe annemize bakacak, Fatma annemize bakacak, Hz. Hatice'ye bakacak. Onu da bakarken de kendi konumuna göre rol modeli seçecek. Anne ise Hz. Hatice'ye bakacak, Hz. Fatıma'ya bakacak. Anne değilse Hz. Ayşe'ye bakacak. Rol modeller değişti. Neden? Hz. Ayşe'de annelik yok. Annelik olmadığından dolayı bir annenin hislerini ve duygularını taşıması mümkün değil. Bu bir eksiklik değil. O zaman dönecek bir anne adayı, Hz. Hatice'nin anneliğine bakacak. Dönecek bir anne adayı, Hz. Fatıma annemizin anneliğine bakacak. O diyecek ki ya Hz. Fatıma gibi anne olmak, Hasan ile Hüseyin'i yetiştirmek. İki tane nur topu gibi oğlan yetiştirmiş. O zaman rol modeli olarak Fatıma'yı alacak. E şimdi rol modeli olarak Fatıma'yı alırsa bir de başında Ali gibi bir adam var.
Peygamber mi? Değil. Normal mi? O da değil. Ama Ali'nin eşi. O zaman rol modeli olarak ona baktığında kocasını da normalde Ali gibi görecek. E rol modeli olarak şimdi ev hanımı olacak, anne olacak. Bir de işte eş olacak. Kim? Hz. Fatıma. Baktığımızda o bütün her şeyini kendisi yapan, kendisi üreten o günkü şartlar içerisinde. Hiç evde hizmetçi kullanmayan, yardımcı kullanmayan, çocuklarını kendisi büyüten, evinin bütün işini kendisi yapan bir rol model var. Ha nerede şimdi Fatıma annemizin rol model karşılığı insanların arasında çok az. O yüzden normalde biz kendimizce etrafımızdan rol model seçersek yanılırız, yeniliriz. O zaman biz bir, geçmiş dönemde neyse meselemiz din.
Din ise ben dinin kendi içerisinde altın devirden kendime rol modeller seçerim. İbni Revaha'dan rol model seçerim. Her gördüğü Müslümanları o tutturmuş, Allah'ı zikrettirmiş. Ben Hz. Ebu Bekir'den rol modelleri çalarım. Derim ki ya o kadar böyle yiyeceğine, içeceğine dikkat etmiş. Birisi gelmiş bir hurma ikram etmiş. Hurmayı Bismillahirrahmanirrahim demiş atmış. Birisi gelmiş ya Emre'l Mü'min'in o hurma kimin hurması biliyor musun? Bilmiyordum. O demiş filanca dilenci kadının hurmasıdı. Allah'ım demiş iki eliyle ağzını iki eliyle açmış, kolunu sıvamış, midesini içerisinden hurmayı çıkarmış. Kendi eliyle çıkarmış. Rol model, şüphelilerden kaçınmakla alakalı. O zaman normalde biz kendimize rol modeli seçeceksek, bu benim kendi şahsi kanaatım.
Biz dönelim, o günkü işlevimizle alakalı, yaptığımız işle alakalı. Bir kadın olarak yemek yapıyor, bir kadın olarak temizlik yapıyor, bir kadın olarak kocasına eşlik yapıyor, bir kadın olarak çocuğuna annelik yapıyor. Onlardan bir rol modellik alabilir. Çevre rol modeli o kimseyi aldatır, kandırır. Mesela işte bir kız çocuğu, rol model olarak kim alır önce? Annesini alır, aldatabilir. Rol model, annesi dedikodu yapıyor, o da dedikodu yapıyor. Rol model. Annesi gıybet ediyor, o da gıybet ediyor. Rol model sıkıntılı. Ben, o zaman annesinin dininden oldu. Sıkıntı bu. O yüzden bu biraz fazla şizofrenik olabilir. Bir kimse kendi rol modelini kendisine kendisi çizmeli. Kendi rengi o çünkü.
Kendi rengi o. Sıkıntılı olabilir ama kendi rengini ortaya çıkartması açısından. Bu özür dilerim, dün akşam kalan sohbetten devam ediyor bu mesele. Ama o rol modelini o zaman kendisi çıkarır. Kendi rengi ortaya çıkması lazım. Benim sufi anlayışımda, algımda tek renklilik yoktur. Birisini bir renge boyamak yoktur. Benim işim değil o. Ben ne millete renk tayin edip ona renk bişeceğim ki? Beni ilgilendirmez. Benim derdim şudur. Ben derim ki, o kimse kendince kendi rengini parlatsın. Kendi rol modelini kendisi çizsin. Yani Mustafa Özbağ sohbet anlatırken nasıl anlatmalı? Bir rol model seçsin. Ama bu rol modeli seçerken dönsün. Bu işin piri kim? Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem.
Dönsün ondan örnekler getirerekten kendi rol modelliğini veyahut da kendi dizaynını, kendi resmini kendi elleriyle kendisi çizsin. Kendisi çizsin ki kimseye şikayet etmesin. Demesin ki beni bu hale siz getirdiniz. Hayır. Ben kendim ettim, kendim buldum diyeyim. Ben kendim çizdim o resmi diyeyim. Bu resim bana et diyeyim. Bu resim bana et dersem ben o resmi severim. Bu resim bana et dersem, bunun kolu düzgün olmamış, sileyim düzgün bir kol yapayım. İşte buranın gözü kaşı düzgün olmamış, ben gözünü kaşını değiştireyim. Bu resim bana et çünkü. Bu resim bir başkasına ait değil. Bunu bir başkası çizmedi bana. Bir başkası çizerse sıkıntı olur zaten.
Onunla mücadele eder. Onunla savaşır o kimse. Yarın öbür gün döner, ondan intikam da alır. O yüzden yani o kimlikler oluşurken bir kimse, yani hepimiz bu dünyada yaşıyoruz. Hepimizin farklı farklı kimlikleri var. Bunun farkındayız veya farkında değiliz. Yani normalde bu kimliklerimizi oluştururken ne kadar doğru kimlik oluşturduk, orası da ayrı bir tartışma konusu. Ama bunun doğru olabilmesi için onun kendisine dinse söz konusu olan dönüp oralardan kendisine ölçüler çıkarıp kendi resmini. Kendisinin resmini yapacak o kimse çünkü. Kendisinin resmini yapmalı. Ancak o zaman kendisine muhabbet besleyebilir. Ancak o zaman kendisiyle barışabilir. O zaman şöyle yapar, yani benim, ben böyle bir resim çizdim, ben o resme uyamıyorum.
O zaman resmi mi değiştireyim? Bu işin kolaycılığı olur. Hayır, ben mükemmel bir resim çizdim. Bu mükemmel resimde yalan söylemeyen, yemin etmeyen, gıybet etmeyen, dedikodu etmeyen, örneğin işte bir oraya resim çizeceksem, bir baba resmi, çocuklarını aldatmayan, onlara zulmetmeyen, onlara iyi bakan, onların normalde eğitim kalitelerini, ahlak kalitelerini yükseğe çıkarmaya çalışan bir baba resmi var. Veyahut da bir koca resmi, eşine yardımcı olan, eşine ondan sonra kendince, eşine yardımcı olan, ona iyi bakan, onun yaşam kalitesini yükseltmeye çalışan bir eş resmi. O zaman o kimsenin iş yapıyor, o zaman işinde nasıl bir iş yapıyor? Elemanlarına karşı şefkatli, merhametli, muhabbetli, zulmetmeyen, onlara zalimlik yapmayan, onların haklarını, hukuklarını veren, onların haklarını, hukuklarını riayet eden, mal alırken, mal satarken, hakka, hukuka riayet eden bir iş insanı.
Model bu, resim bu. O zaman o resme ben kendimi uyduracağım. Hani diyor ya, alırlarken, yalan söylemezler, satarlarken, malı ümmet etmezler. Hadis de sabit. E bunlar diyor, şehitlerden hemen sonra cennete girer. Oo, kim bunlar? Zengin tüccarlar. O zaman o resmi çizerken, oradan bakaraktan, örneklerini oradan alarak bir resim çizmek ve kendini o resme uydurmak. O resmi kim çizdi? Aslında ben kendi elimle çizdim ama onun örneklerini ötelerden aldım, getirdim. Örneğini ötelerden alıp gelirken, doğrunun o olduğuna hükmettim kendimce. Dedim ki, doğru bu, tüccar olacaksa böyle tüccar olacak. Doğru bu, baba olacaksa böyle baba olacak. Doğru bu, arkadaş olacaksa böyle arkadaş olacak.
Doğru bu, dost olacaksa böyle dost olacak. O zaman ben o resme kendimi uydurmaya çalışacağım. Resmi kendime, hani ben resmi kendime göre değiştirirsem olmadı yine. Hani yine bununla alakalı neydi? İnandığı gibi yaşamak, yaşadığı gibi inanmamak. Orada iş tersine oldu. Teşekkür ederim.
Selamun aleyküm Üstad. Arabi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için diyor ki, o görünmez bir toprak gördü ve onun üzerinde yürüdü. Bir kimsenin onun gerçeğini tamamen görmesi mümkün değil. Ancak onun izlerini görebilir diyor. Sizin de öğretilerinizde anladığım kadarıyla Hazreti Muhammed'in hakikat noktasında tamamen keşfedilmesi mümkün olmadığını anlıyorum buradan. Hani bu uçsuz, sonsuz bir yol. Peki biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem izinden gittiğine inandığımız şeyhimiz, üstadımız, o da o zaman onun izinden gittiği için onun da hakikatinin keşfedilmesi mümkün değil. Ancak izlerini görebiliriz gibi anlıyorum. Şimdi zahiri manada örnek vermek gerekirse, siz bugün ilan yaptınız.
Biz hani uyup, tabi olmaya çalışıp buraya geldik, sohbet dinleyeceğiz inşallah. Ama bunun arka etabında o izi takip etmek, zahirin haricinde nasıl yapacağız, bunu nasıl başaracağız? Son cümle. Yani zahirin haricinde onları yerine getirmeye çalışırken bunun arka etabındaki şeyleri nasıl keşfedip bir kimse izi nasıl takip eder? Bir kimse normalde zahir izleri takip etmeden batine izlere ulaşması mümkün değil. Her şeyin bir yolu vardır. Bir şey yoldur çünkü. Bir şey var ise onun bir yolu vardır. Yani bir kimse bir yerden bir yere gidiyorsa yolsuz değildir. Yolu vardır oranın. Çünkü bir yerden bir yere gidiliyorsa o bir yer keşfedilmiştir. O bir yer keşfedildiğinden dolayı orayı bulan insanlar da o yolu kendilerince yol tespit etmişlerdir.
Bir yere 3-4 kişi bulduysa 3-4 tane yol çıkmıştır orta yere. Herkes 3-4 şekilden oraya yol olarak gidebilirler. Birileri gitmiş. Birileri gittilerse iyi bir iz takipçisi o izleri takip ederekten oraya gidebilir mi? Evet. Şimdi nereye gidiyor? O görmediği bilmediği bir şehre gidiyor. Görmediği bilmediği bir şehre. Ama o şehre giden insanlar o şehrin güzelliklerini anlatmışlar. Demişler ki şöyle sokakları var, şöyle evleri var, şöyle bahçeleri var, şöyle meyveleri var, şöyle insanları var. Ya bir gitmen lazım oraya demişler. Ve normalde bir gitmen lazım deyince o şehri tarif eden, o şehri anlatan, o şehrin insanlarının iyiliklerini veya kötülüklerini anlatan birileri var. Birileri var, o şehri görmüş çünkü.
Sanki orada yaşarmışçasına durmuşlar, görmüşler, gelmişler geriye. Diyorlar ki gelin filanca yerde böyle bir şehir var. O şehri görüyorlar. Urfa'ya gitmeyenler elini kaldırsın. Evet, büyük bir çoğunluk gitmemiş bakın. Urfa'nın olduğunu biliyorlar mı? Evet. İlmen, yakin olarak Urfa'nın olduğunu biliyor herkes. Ben Urfa'yı gördüm. Ben onlara şimdi Urfa'nın güzelliklerini, iyiliklerini, sokaklarını, caddelerini gezebildiğim yere kadar, görebildiğim yere kadar anlatır mıyım? Evet. Ve der miyim yani, ya uğraşmayın. Oraya batıya, normalde yok Paris'i göreyim, yok Londra'yı göreyim, yok işte Vatikan'ı göreyim.
Uğraşmayın, önce bir Urfa'yı görün ya. Önce bir kendi değerlerinizi, kendi şehrinizi tanıyın. Kendi ülkenizi tanıyın. İbrahim Aleyhisselam'ın yaşadığı şehri tanıyın. Aa, farklı bir şey çıktı. Ve Urfa'yı anlatsam ben, yemeklerini anlatsam, sıra gecelerini anlatsam, Halil Rahman'ı anlatsam, camideki zikrullahı anlatsam, sokaklarını, caddelerini anlatsam, Halil Rahman'ın etrafı çok güzel olmuş, harika bir yatırım yapmışlar, tertemiz olmuş her şey.
O tarihi eserlerin hepsini meydana çıkarmışlar, harika böyle çay bahçeleri yapmışlar. Gidin orada güzel, harika çaylar için, yemeklerinizi yiyin, harika, hala daha otantik, orijinal besleniyorlar, çok natural besleniyorlar. Eti görüyorsun gözünün önünde, kesiyor, zırhtan geçiriyor, kebap yapıyor, yediriyor sana. Muhteşem, hazır kıyma bilmiyorlar, hazır salça bilmiyorlar, hazır tereyağı bilmiyorlar, hazır peynir bilmiyorlar, hazır yoğurt bilmiyorlar. Ben şimdi Urfa anlatsam burada, Urfa'yı gördüm çünkü, Urfa'yı gördüğüm için, Urfa'da gördüğüm her şeyi ben burada anlatabilirim. Onlar da derler ki ya bu Urfa'yı görmüş, Urfa'nın gördüğü Urfa'yı bize anlatıyor. Bu bir. İkincisi, ben Urfa'da yaşıyor olsam, yaşasam, ben onun bütün girinti, çıkıntı, girmez çıkmaz sokaklarını bilsem, her şeyle, hakkel yakin anlatacağım o zaman.
Diyeceğim ki ya, ah bu sokağa girme, burası çıkmaz sokak. Bak buradan gidersen, direkt Hallül Rahman'a çıkarsın. Buradan gidersen, işte o filancaydaki meydanlığa çıkarsın. Buradan gidersen, işte kaleye çıkarsın. Buradan gidersen, işte şurada bak, yeni tarihi eserler bulmuşlar, kazı çalışmaları yapıyorlar, oraya gidersin. Bak ben orada yaşıyorum çünkü, orada yaşadığım için hakkel yakin olarak anlatıyorum. Şimdi bir yer var ise, oranın adı var ise, oranın adı var ise ve oraya gidenler oraya anlatıyorlarsa, yol çıkmış meydana, yolsuz değil. Bir şeyin adı var, ismi var, ismen biliniyor. İsmen bilinmeyen bir şey değil. İsmen biliniyorsa, demek ki orası tespit edilmiş, orası keşfedilmiş. Birisi de orayı anlatıyorsa bize, aaa, aynel yakin olarak görmüş orayı, orayı tespit etmiş.
O zaman o yol var, e ne yapacağız o zaman? Ya biz çok iyi bir iş sürücüyüzdür, izleri takip ederekten buluruz orayı, ya da bizim bir iş sürücüye ihtiyacımız var, rahat bir şekilde bizi oraya götürsün. Yani benim anladığım, zahiri her şeyi adım adım takip edersek, zaten çıkacağımız yer orası. Kim farzları yerine getirirse, Allah'a en sevgili işi yapmış olur. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Allah'ı sever, Allah da onu sever. İş zahirden başladı, manaya geçti. Sevmek manayla alakalı duygu. Ben onu sevince gören gözü. O iş mana büyüdü, derinleşti.
Derinleşti birden. Sığda yürüyordu, kıyıdan kıyıdan böyle. Suyu da görüyordu orada. Suyu da görüyordu ama böyle, benim gibi yüzmesin bilmiyor ya, böyle ayağını sokuyordu. Çekiyordu kenara, küçük küçük rüyalar görüyor böyle. Hani var orada bir deniz var, ayağını değdiriyor, elini değdiriyor, yüzüne filan çırpıyor. Biraz böyle yürüyor, aman benim boyum aşıyor, korku dalga malga gelir, benim ayağımın altından alıverir, götürür, o korkuyu hissediyor. veyahut da bir çocuk düşünün, hemen denizin içer, suyun içer, sonra yürperir. Neden? Çocuk henüz daha suya alışkın değil. O karada duracak şu an, o vesnada. Oysa o suya müteahillik mi yaratıldı? Evet. Suda mı gidiyor, dolaşması lazım? Evet. Ama sudan korkuyor şimdi daha ilk önce. Önce ne yaparız? Biz o normalde alıştırırız.
Ya da hiç suya girmemiş. Arkadaşları tutar, bir, iki, debelenir o, atmayın beni, ben yüzme bilmiyorum, ben şunu bilmiyorum diye. Biz yapardık çocukken de o yüzden. Lombur lop atar, herkes de bir bakar ona. iyi yüzme bilenler. Onu attın, lugu lugu lugu lugu boğulmasın diye. Onu atar atmaz, birkaç kişi daha dalar havuza, hemen onu içeriden çıkarır, kafasını yukarı kaldırırlar. O çocuk ağır bir travma geçerir. Ya bir daha hiç suya girmeme sözü alır, kendince der ki, bir daha suya girmeyeceğim. Ya da der ki, oğlan ya iyiymiş, su güzelmiş, rahatmış, yüzmek de güzelmiş der. Suya alışır. İkisi de olabilir. Risk edilebilir mi? Normalde akil bir kimse, risk etmez. Alıştırır onu. Göstere göstere. Yavaş yavaş.
Dokun. Bak yavrum, burada su var. Önce ayağını at. Yüzmesini öğreninceye kadar, ayağının bastığı yerlere kadar git. Ne zaman yüzmesini öğrendin, ondan sonra açıl. Önce bir öğren ama. Bu da onun gibi. Yol var. Sonuçta insanlar o yolu, yavaş yavaş görecekler ve, o yol zahirden başlar. O zahir yürüyüşü devam ettirecek ki, batına geçsin. Devri velet gibi. Devri veletin ilk normalde başlangıcı, hattı istivaya kadar zahir alemdir. O zahir alemde derviş yavaş yavaş yürür. Zahir alemi bitiriyor. Zahir alemin normalde yürüyor. O gidecek, çaresi yok. Neden? Oradan o varlıktan çıktı, yaratılışın başlangıcından çıktı. Zahir aleme, birinci adımda ruhlar alemine geldi.
İkinci adım, eğer böyle tefekkür ederse, böyle düşünürse, ikinci adımda, ruhlar aleminden göklere düştü. Üçüncü adımda geldi, göklerden nebavata düştü. Ardından attı, dördüncü hayvanata düştü. Ondan sonra geldi, insana düştü. Ondan sonra ana rahmine döştü. Ona rahminden dünyaya geldi. Dünyada yaşadı. Yaşadı, yürüdü, gitti. Tam haddi istivaya geldi. Boynunu büktü. Dedi ki, ben zahir alemi bitirdim. Şimdi artık manaya geçtim. Haddi istiva, normalde devri velet budur. Benim anladığım. Bir başkası, bir başka bir şey anlatabilir, bir başka bir şey söyleyebilir. Ama o zahir olmadan, o batın aleme geçiş olmaz.
Dünya olmadan, ahirete geçişin olmadığı gibi. Dünyayı yaşayacak. Teşekkür ederim. Bir sorum daha var. Yine İbnül Arabi Hazretleri'nde okuduğum, enteresan gelen bir şey. La havle ve la kuvvete illa billah zikrinde, zatının cömertliğinin hakikati ayağını olur diyor. Ve diyor ki, aslında cennete girmek amellerle değil de, o zatın cömertliğinden ileri gelir. Ama başka bir etapta, ayet-i kerimelerde, cennetin insanların iyi amellerinin karşılığında olduğunun beyanları da var mevcut. O zaman bende şöyle bir algı oluşuyor. Acaba ayet-i kerimelerde, Allah'ın isimlerine muhatap olan ayetlerle, zatına muhatap olanlar ayrı mı? Bu, Cenab-ı Hakk kendince bunları tafsilat yapmış. İnsanlar anlasın diye.
Mikrofonu tutan kim? Ben. Neden elim tutuyor demiyorsun? Bana ait. Sıfatlar da ona ait. Peki, o ayeti kerimeye tutunan iyi amellerle cennete girerken, zatına tutunan onun cömertliğine mi gelecek? Anlayamadım. Ses yankı yaptı. İyi ameller karşılığında cennete girileceğini söyleyen, ayeti kerimeye tutunan bir kimse, iyi amellerle cennete girerken, o zaman zatına tutunan bir kimse, amelle filan değil de onun cömertliğine mi girecek? O nereye tutunursa tutunsun iyi amel yapmak mecburiyetinde ki? Yani o nereye tutunduğu önemli değil ki o kimse. Kendi algısınca, kendi anlayışıyla bir şeye tutundu. O tutunduğu şey, heva hevesli olmadığı müddetçe, boş bir şey olmadığı müddetçe, menziline ulaşır ki bunda bir sıkıntı yok. Yani zat da ondan iyi amel bekleyecektir o zaman.
Ya normalde bu tavsilata gerek yok. Tamam, teşekkür ederim. Nasıl oldun, iyi misin? Bir sıkıntı yok yani. Koşuyor musun? Koşmuyorsun daha değil mi? İyi inşallah, Allah yardımcısı. Allah koştursun inşallah. Evet. Efendim, selamun aleyküm. Bir mürşidin dervişine yetmediği ya da dervişin mürşidden artık faydalanamadığı bir nokta olabilir mi? Olabilir. Peki bu nefis meratiplerinin herhangi bir yerinde mi tecelli eder? Yani kontak kurulamamıştır olabilir. Yani yetmedi demeyelim biz buna. Bilgi alışverişinden falan bahsetmiyorum. Yok, kontak kurulmamıştır dediğim şey muhabbetle alakalı. Bir dervişle üstadın arasında muhabbet oluşmadıysa zaten oluşmamıştır. Yapacak bir şey yoktur.
Teşekkür ederim. Ya bu böyle yetip yetmemekle alakalı değildir. Manevi kontakla alakalıdır. Yani bir derviş şimdi seyri suluğunda yetiştiğinde ya da ileriye doğru yürüdüğünde nasıl diyeyim artık faydalanamayacağı noktadan bahsediyorum aslında. Yok, öyle bir şey yok. Olmaz değil mi öyle bir şey? Yok. Tamam, teşekkür ederim. Yani yine orada kontak problemi vardır. Yani bir derviş kendi kendisine kendi kontağını kesmiştir. Kendince artık ben oldum, bana bir faydası yok deme noktasına geldiğinde kontak kesilir ki zaten. Neden kesilir? Onun kibrinden dolayı kesilir. Yoksa başka bir şeyden değil.
Burada normalde şimdi hiçbir zaman bir kimsenin yolculuğu bitmez. Bir dervişin yolculuğu bitmez. Derviş kendince benim yolum bitti diyorsa o kendi yolunu bitirmiştir. Kendisi kontak kapatmıştır onun. Mümkün değil. Bunu böyle söyleyen ehli sufi görünümünde olan kimseler var.
Bunlar da kendilerince zaman zaman bu İslam dünyasının içerisinde de bu akım olmuş. Bunlar daha fazla biraz daha materyalist düşünüyorlar. Materyalist düşününce hani ben oldum bitti benim için bir problem yok artık ben kemale erdim noktasında görüyorlar kendilerini ve mesela bu biraz sufilerin içerisine dışarıdan girme bunlar. Ya normalde İslam sufiliğinin içerisinde oluşmuş bir şey değil bu. İslam sufiliğine göre bir kimsenin dervişliğinin sonu yoktur. Şemsi Tebrizi Hazretleri ile Hazreti Mevlana hakkında böyle bir cümle okumuştum. O sırada içim böyle çok kuşkuda kaldı da bu sorum ona esinlerden de aslında çok yanlış bulmuştum açıkçası. Yani Hazreti Mevlana artık anamıyor diye.
Hazreti Mevlana Celaletin Ruma Hazretleri ölünce kadar Şemsettin'i Tebrizi'den bahsetmiştir. Yani çünkü ayette sabit hani sen geçmiş peygamberleri an diyor ayeti kerimede. Şimdi geçmiş peygamberleri an onu anlat diyen bir dinin iman edeni mümini geçmiş üstadlarını anmadan geçebilir mi? Geçmez. Geçiyorsa zaten o zaman onlara karşı vefasızlık yapıyor o zaman o üstad olmaz zaten. O mümkün değil. Burada şu vardır. Annenle görüşüyor musun? Senin evinin işine annen karışır mı? Sen ara sıra onunla görüşürmeye devam eder ona akıl danışır mısın? Anlatabildim mi?
Normalde bir kimse kendince artık kendi kesip doğrayıp kendisi yiyebilir. Kendisi kesip yiyip doğraması demek benim kimseye ihtiyacım yok deme noktası değildir. Artık o bir anne aynı zamanda bir ev kadını eşi de var çocukları da var o bir evi yönetebilecek noktada döndüğünde annesine bu noktada ihtiyacı var mı? Yok bir evi yönetebilir ama annesini atabilir mi? Hayır. Bir bağ var çünkü. Sufilik de bunun gibi bir şeydir. Ben şimdi Allah affetsin. Kesip biçiyor muyum? Evet. Doğruyor muyum? Evet. İhtiyacım var mı? Yok. Ama benim ihtiyacım yok deyip de ben bağı koparabilir miyim? Hayır.
Ben Abdullah Gürbüz Efendi'de dervişlik yapmış bir kimseyim. Ölünceye kadar ben onun müridiydim. Ben o ölünceye kadar ben onun dervişiydim. Ben o ölünceye kadar bana söylediği halifesiydim. İnsanlara açtığı şey insanlara söylediği nakibini gabbasıydı. Bunu ben şimdi bu bağı yok edebilir miyim? Edemem. Bu da onun gibi bir şey. İhtiyacı olup olmaması değildir bu. Bir müridin özgürlüğü için lazımdır. Ben evlenenlere ne diyorum? Anneler babalar çocuklarınızın evliliğinin yürümesi için onları destekleyin. Elinizi içine katıp da karıştırmayın.
Ellemeyin onlar hata da yapacaklar, kusur da yapacaklar. Kendilerince, kendilerince hatasını, kusurunu kendisi öğrenecek, kendisi görecek. Danışacak, görüşecek, hayatına devam edecek. Bu da onun gibi bir şey. O yüzden hani alacağı bittiğinden dolayı değildir o. Onlar da bir yavru düşün. Anne, kuş geldi, yavruyu besledi, besledi, besledi.
Beslerken baktı hangisi cılız, hangisi adam olmayacak. Yavrudan, yavruyu o kanadıyla attı aşağıya. Kedilere yem yaptı. Aşağıda kediler bekliyor zaten. Oradan birisi düşse de yesek diye. Ya da içinden bazı civcivler, bazı yavrular, annelerine baktılar, sabretmediler.
Biz de uçarız dediler. Zamansız kanat çırptılar, yuvadan gittiler. Yuvadan dışarı gider gitmez, kedilere yem oldular. Ben her kediye yem olana derim ki, uçma hırsın seni bu hale getirdi. Çabucak neden uçma hırsına kapıldın? Otursaydın ya yuvanda, senin uçma vaktin geldiğinde annen seni uçururdu. Sen ondan iyi mi biliyorsun? Ama yok, uçma hırsı var ya, o yavrıyı canından etti. Bunda annenin suçu var mı? Yok. Babanın suçu var mı? Yok. O kaşla göz arasında onlar yokken, uçacağım diye yuvadan attılar kendilerini. Ya da içerideki hiyerarşiyi bozdular. Anne geldi ağzında yem, herkese beş yiyeceğim diye uğraşıyor.
Bir tanesi kagasını vuruyor. Ben daha fazla yiyeceğim diyor. En sonunda annesi de bir kılgasıyla onu çarpıverdi. Şimdi bu, kendince bir kimse kendi kendisine, benim ihtiyacım yok dediği anda, kedilere yem olur. Veya tam yarım saat uçamayacak seviyededir. Annesi bilir onu. O halde atar kendini o, beş kanat çırpar, bir yer bulursa oraya konar. Orada da yırtıcı kuşlar dolaşır yukarıda. Onun orada çırpındığını görür. Uçamadığını, uçamadığını anlar. Bir dip yapar oraya, lap alır gider. Kimin suçu? Kendisinin. Öbür yuvada duran yavrular der mi ki, yani ne der? Ahmak, ne işin var dışarı gittin?
Hadi şeride de ne diyor? Sürüden ayrılana kurt kapar. O yüzden o böyle ihtiyaçsızlıktan değil. Onu bitireyim. Onu da şimdi kafamdaki projeyi tamamlayayım. Şimdi, uçma vakti gelen yavruyu da anne yuvada tutar mı? Tutmaz. Bir gün sabah kalkar, anne bütün yavruları kanatlarıyla dışarı atar. Yuvadan dışarı atar. Der ki, hadi yürüyün artık. Yeter size baktım, hepiniz de uçabilirsiniz. Kendi yiyeceğinizi kendiniz artık kazanabilirsiniz. Benim vazifem bitti, görevim bitti der. O tekrar kuş yuvaya gelse, almaz anne onu. Der ki, sen kendi yuvanı kur. Bir bakarım ben, aa o yavru başlamış dal taşımaya.
Annesinin yuvası orada. Bunu real hayattan anlatıyorum. Hayal ürünü değil. Baktım, aa şey taşımaya başladı o da. Çöp taşımaya başladı. Yuva yapıyor kendisine. Annesinin yuvası orada. Hadi bunları büyütsün dedim, bozmadım. Hem de izliyorum işte. Böyle aklıma geldikçe çıkıyorum, bakıyorum. Ondan sonra gitti bir iki tane. Gözümün önünde gitti. Mustafa Özbağ, dersini çıkar diyorum buradan diyorum ben. Sonra o ayakta kalan iki tane yavrunun birisi, oraya dal taşımaya başladı. Küçük küçük. Dedim bu kendine yuva yapıyor buraya. Hiç ellemedim, bozmadım gene. Ara sıra nafız geliyor.
Nafız ama yuvalara dokunma diyorum ben. Tamam baba diyor, gidiyor. O da oraya yuva yaptı. Normalde o da başladı oraya şey yapmaya. Annesi bir tarafta, yavrusu bir tarafta. Kendisine yuva yaptı oraya. O kendisi oraya normalde tam böyle yuvayı olgunlaştıramadı. Çöp fazla toplayamadı, getiremedi. Oraya normalde yumurtladı. Yumurtlayınca yumurtalar durmadı orada. Aşağı düşmüş, kırılmış. Kırılınca gelmedi oraya bir daha. Artık başka yere yuva yaptı. Deneme yanılma. Şimdi normalde dervişlik de onun gibidir. Derviş, üstadın böyle yavrusu gibidir. O orada durur. O yemektir, içmektir, ihtiyaçları dergahta görülür onun. Orası gerçekten bir dergahsa orada onun ihtiyaçları görülür.
Maddi manevi. O orada başlar büyümeye, semirmeye. Orada kendi nefsine uyarda. Ben uçarım artık der. Dışarı doğru bir kanat çırparsa ya yırtıcılara yem olur ya da kedilere yem olur. Uçuma vakti geldiğinde de uçarsa o hiçbir yere yem olmaz. O da gider bir yere yuva kurar. Harika olur o zaman. O da başlar yetiştirmeye. Bu noktada sıkıntı yok. Evet. Geçen ayki sohbetimizde şey demiştiniz. Aslında üşümek tamamen psikolojik bir olgudur diye. Biz normalde bunu hissederek algıladığımızı düşünüyoruz ama beyin gerisinde tamamen psikolojik bir olay.
O zaman tam olarak his ne oluyor bu noktada? Bu normalde hisler bizim bu normal mevcut yaşadığımız bu perdeye göre alışılagelen şeylerdir. Öğretilerdir. Alışılagelen öğretilerle alakalı. Şimdi biz kapının önündeki sohbete devam ettirelim. Yani normalde bizim Melami Bey dedi ki hastaydım, hasta oldum dedi.
Ben de dedim yok böyle bir şey. Hasta da yok, hastalık da yok dedim. Sen nereye hasta oldum diyorsun dedim. Melami düşüncesine göre dedim, felsefesine göre hastalık diyene bir şey yok, hasta da yok. Ben hastayım dersen ondan şikayet etmiş olursun. Hayır. Şimdi bu da onun gibi bir şey. Aslında zahir olarak baktığında hasta da hastalık da var mı? Var. Ama o işin manevi perde boyutuna geçerse bir kimse o zaman hasta da hastalık da yok. Hepsi de bu vücut alemi için. Bu zahirle alakalı. E bu zahirden kendimizi arındırabiliyoruz mu? Hayır. Arındıramadığımız için biz hasta ve hastalık kabulleniyoruz. Üşümek de ona karar. Ne üşüyor? Vücut üşüyor. Öyle değil mi? Biz normalde soğuk olunca üşürüz.
Bu öğretiyi aldık. Biz onu soğuk olarak nitelendirdik. Neye göre soğuk? Ben desem ki soğukluk yok. Neye göre soğuk diyeceğiz şimdi? Biz ona soğuk derken neye göre soğuk diyeceğiz? Bir önceki hava durumuna göre soğuk. Ama öbür tarafa göre sıcak. Eksi 272'ye göre bu hava ne? Sıcak. Veya şimdi eksi 33'e göre şu anda kaçtır? Var mıdır 7-8 derece? Kaç derece hava? İçerisi 15 derece mi? Ortam 15 derece.
15 derece şimdi neye göre soğuk neye göre sıcak diyeceğiz? Demek ki soğukluk ve sıcaklık algısı da algıyla alakalı. O bizim algı. Biz kendi kendimize diyeceğiz ki şimdi. Aman bu gece Gelibolu'daki sıcaklık 2 dereceye düşecek. O zaman sıkı giyinelim. Öyle demeyecek miyiz? Neye göre sıkı giyineceğiz? 2 dereceye göre. Algıyla alakalı. O algıdan kurtulamayacak zaten kurtulamıyoruz. Evet. Hocam şimdi öyle bir dönemden geçiyoruz ki siyaset her yere girmiş durumda. Önceden iktidarla muhalefet arasında yapılırdı.
Şimdi ülkeyi yönetenlerin insanları ötekileştirmesi, birbirine kırdırması, işte A partisine giden B partisine yafta, işte B partisine giden A partisine yafta vuruyor. Bu da bir günah değil mi? Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Ülkenin kültürü bu. Ama adil yöneticilik nerede kaldı? Ülkenin eğitim ve kültürüyle alakalı bu. Siz bakın bunu normalde dar dairede bakarsak biz yine işin içinden çıkamayız.
Biz meseleye yöresel ve bölgesel bakarsak işin içinden çıkamayız ki. Bunun daha geniş darede bakmamız lazım. İslam dünyasının yönetilmesi ve yönlendirilmesi için sığ bir düşünceye, sığ bir eğitime ihtiyacı var. Yani bu dünyanın eğitilmemesi lazım. Bu dünyanın normalde örneğin bir kültürünün olmaması lazım. Bu dünyanın bir eğitim seviyesi, bir eğitim derinliği olmaması lazım. Bu dünyanın yiyeceği, içeceği, giyeceği, ne düşüneceği, nasıl yaşayacağı belli odaklar tarafından yönetilecekse onların dizayn etmesi lazım. O yüzden siyaseti de onlar dizayn ederler. Sizin kıyafet biçiminizi ve rengini de onlar dizayn ederler. Bu değişmez ki bir şey. Biz normalde şimdi küçük bir tartışma olur bu o zaman.
Küçük bir analiz olur. Bu öyle değil ki. Aynı şeyi İran'da yaşar, aynı şeyi Suriye'de yaşar, aynı şeyi Irak'ta yaşar. Bizim yaşadığımız aynı bu duyguları, düşünceleri Suudi Arabistan'da, Yemen'de, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de yaşar. Değişmez ki bir şey. Bugün siz bütün İslam dünyasına gidin, İslam dünyasına gittiğinizde normalde muhakkak ki bir böyle hani dinin bir çıt dışında bir oluşum, muhakkak ki dini savunan bir oluşum vardır. Ve bunun ikisinin arasında her daim çatışma vardır. Din odaklıdır bu çatışma. Aslında dinle alakalı değildir. Ama din odaklıdır. Çünkü ancak din odağıyla siz insanları bir merkezde toplayabilirsiniz. Ancak siz din karşıtlığıyla insanları bir merkezde toplayabilirsiniz. Ve topladığınızda ikisini de çatıştırmanız gerekir.
Çünkü bütün Osmanlı'nın bıraktığı İslam dünyasının rahat bir şekilde sömürülmesi, rahat bir şekilde yönetilmesi, rahat bir şekilde yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin batıya devşirilmesi için bu oyunun oynanması lazım. O yüzden biz kardeşleri kısır siyasi çekişmelerden uzak tutarız. Deriz ki bu işin sivrisineği ile uğraşmak, bu işin merkezini de merkezini temizlemeye söz konusu değil ki.
Eee o zaman neden biz sivrisineklerle uğraşıp da biz de sivrisinek olalım? Yok. İşin hakikati bu değil. O yüzden normalde şimdi biz arkadaşlara kardeşlere diyeceğiz ki iftira atmayın. Ondan sonra diyeceğiz ki ey filanca sen şöyle yaptın, gördün mü görmedin, duydun mu duymadın. Bu ne oldu? İftira oldu. O da diyecek ki sen de şöylesin, aa sen gördün mü görmedin, sen duydun mu duymadın. Nereden söyledin? O yüzden meşhur ya Bediüzzaman Hazretleri'nin sözü. Baktım ki diyor mecliste bir kimse hakikati anlatıyor ama o diyor karşı bir partiden olduğu için onu hiç kimse dinlemiyor ve onu diyor susturmaya çalışıyor. Ama diyor aynı partiden bir kimse hakikatin dışında konuşuyor ama diyor aynı partiden oldukları için onu alkışlıyorlar ve methediyorlar ve onları görünce dedim ki min şerri şeytane ve siyasete dedim diyor meclisten çıktım diyor.
Tabi üstad meclisten çıktı talebeleri meclise girdi. Üstad siyasetten çıkacağım dedi talebeleri siyasetin tam göbeğindeydi. Bu işin de bir de bu noktası var. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri gördü siyasetin nedenini, sıkıntılı olduğunu çıktı siyasetten. Ama okuyucusu, yazıcısı, Fethullahçısı ondan sonra işte Zehra grubu, şucusu, bucusu hepsi de Risale-i Nur'dan beslenen yerler ya hepsi de siyasetin tam göbeğine girdi.
Bu ayrı bir tartışma. Ama normalde şimdi ölçü o, birisi hakikati söylerken kendi partisinden olmadığı için yuhlandı, öbürki hakikati söylemediği halde alkışlandı. Bize ama bu lazım. Bize hamasi nutuklarla, hamasi davranışlarla, yürüyün denildi, yürütecek insanlar lazım. Süleyman Demirel'i arıyoruz şimdi değil mi? Ya ama halbuki yıllardır aldattı mı bu ülkeyi? Aldattı. Bakın bizim önümüze hep İslam ülkelerinin önüne birilerini çıkarırlar. Biz onlarla kurtuluşa ereceğimizi düşündürürler bize, onlar da şapkalarını çıkarırlar, yürüyün der, kurtaracağım sizi, biz gideriz. Yani düşünebiliyor musunuz? Bu ülkede iki tane şapkalı adam yönetti.
Bir birisi geldi, bir birisi gitti. Birisinin şapkası L'nin şapkasıydı, Doğu ülkesinin şapkasıydı. Birisinin şapkası da Fötür şapkaydı, Batı'yı temsil ediyordu. Ve o diyordu ki sen komünistsin, Doğu'yu temsil ediyorsun. O da diyordu ki sen kapitalistsin, sen de Batı'yı temsil ediyorsun. Adamlar şapkalarıyla oy aldılar. Şapkasıyla oy aldı ya. Millet o şapkayı almak için kendisini yırtıyordu. O da şapkayı vermeyeceğim diye uğraşıyordu. Hiç şapkalı gördünüz mü? Görmediniz. Ama şapka elindeydi. Şapkayla selamlıyordu herkesi. Bakın şapkasıyla selamlıyordu herkesi. Hiç kimse demedi ki ya bu adam şapkasıyla selamlıyor bizi. Ya bu adam ne proje üretti bize?
Ne sundu bize? Hiç kimse bir şey sunuyor. Bakmadı ki ona. Ama bu bütün İslam ülkelerinde aynıdır. Ha diyeceksiniz birisi çıksa, kral çıplak dese vururlar onu. Bak vururlar. Bildiğiniz vururlar. Bir darbe esnasında, bir kargaşa esnasında bir kurşun gelir bulur onu. Çok basit. Yani siz herhangi bir İslam ülkesinde, İngiltere'nin, ABD'nin, Batı'nın aleyhine işler yaparsanız, çok basit indirirler siz aşağıya. Sözüme iyi dikkat edin. Siz herhangi bir İslam dünyasının, bütün Osmanlı'nın bıraktığı dünyada herhangi bir parti veya herhangi bir lider, Avrupa Birliği'nin, ABD'nin, İngiltere'nin, İsrail'in aleyhine bir şey yaparsa o kimseyi indirirler.
Biz o yüzden kardeşlerimizi normalde herhangi bir siyasi partiye üye olmalarına, herhangi bir siyasi partiden aday olmalarına, herhangi bir siyasi partide koşuşturmalarına çok tahsif etmeyiz. Bizim yönetim kadrosuna yasaktır bir kere.
Bak yönetim kadrosuna yasaktır. Ders yaptıran kardeşler bizim hiçbir siyasi partiye angece olamazlar. Örneğin işte Erdoğan, Tekirdağ'da ders yaptırıyor. Erdoğan'ın herhangi bir partiye angece olma durumu yoktur. Hakkıdır olabilir mi? Olabilir. Zakirliği bırakır. Der ki filanca partiden bana böyle bir teklif geldi. Ben bu teklifi değerlendirmek istiyorum. Olur Erdoğan'cığım, kardeşlere ilan ederiz. Erdoğan'ın zakirliği yoktur. Kardeşimiz yine ama vazifeli değildir. Zakirliği yoktur. Ama gider partide koşturabilir mi? Koşturabilir. Ama bizim manevi olarak vazifesi kalmaz. Bizim kendi içimizde iç sistemimizdir.
Değersizleşmez. Bizi neden değersizleştirelim? Kardeşimizdir o bizim. Ama o dergahı temsiliyeti kalmaz. O şimdi dergahı temsiliyeti var. Bu bizim içinde bulunduğumuz toplulukla alakalı gider valiyle de görüşür, kaymakamla da görüşür, belediye başkanıyla da görüşür. Bizim temsiliyet vardır üzerinde. Öyle bir şey olursa bu temsiliyeti kalmaz. Bizim için değersizleşmez. Ne değersizleşsin yok. Ama temsiliyeti kalmaz. Neden? Biz bir partiye angece olamayız. Bizim içinde bulunduğumuz yol, 1400 yıllık değildir. Ta Adem'den beridir. Bizim içinde bulunduğumuz yol, zahir manada Adem'den beridir. Manevi noktada Adem bizden sonradır. Henüz Adem suyla çamurdu.
Biz sarhoş geziyorduk. Buyur canım abim benim. Hoş geldiniz hocam. Sen hoş geldin. Şimdi benim kafama takılan bir şey var. Bu konuya siz ne yorum getireceksiniz? Şimdi bir yol var, bir yolcu var, bir hedef var. Yolcu mu hedefe yönelir? Hedef mi yolcuya yönelir? Bana göre hedef yolcuya döner. Eğer hedef yolcuya dönmezse o kişi asla hedefe ulaşamaz. Bu husustaki görüşünüzü alabilir miyim? Saygılar sunarım. Hedefe ulaşmaksa derdi, kendince bir hedef oluşturduysa o hedefe koşar insan. Hedef ona döner mi? El cevap döner. Ama bunu böyle kesin kat'i bir noktada görmek aldatır insanı. Bir geçmiş ümmetlerden oturabilirsin. Geçmiş ümmetlerden birisi vardı. Çok kötülük yaptıydı.
Çok kötülük yapınca kendince hep böyle zamanın alimlerine sordu. Ben nasıl affedilebilirim? Hep zamanın alimleri dediler ki sen bu kötülükleri yaptıysan affolma mümkün değil. Herkes öyle söyledi. Bir Allah dostu Arif'e denk geldi. Ona dedi ki ben ne yapayım? Ben çok kötülük yaptım. O da dedi ki gerçekten sen samimiysen kötülüklerden kurtulmak için. Filanca şehir var dedi. Orada iyiler yaşar. Sen oraya gidersen iyilerden sayılırsın ve iyiliğe öğrenirsin. Ve sen iyi olursun dedi. O kimse de çıktı yola. İyilerin şehrine doğru yürüyordu. İyilerin şehrine doğru yürürken öldü. Ölünce kötüler de iyiler de toplandılar başında. Kötüler dediler ki bu bize ait. Bizim şehrimizden çıktı.
İyiler dediler ki bu yönünü bize döndürmüştü. Bu bize ait. Biz bunu alacağız götüreceğiz oraya gömeceğiz. O veli zat oraya geldi. Dedi ki oradaki o tartışan topluluklara. Dedi neden tartışıyorsunuz? Ölçün dedi. Nereye yakınsa oraya aittir o. Oraya gömün. Ölçtüler. Kötülerin şehrine 5 kilometre. İyilerin şehrini ölçüyorlar. İyilerin şehrine uzak aslında. Ama Allah diyor hadis-i şerifte. İyilerin şehrini, şehri o kimseye yaklaştırdı. Ve ölçtüler. İşte orası örneğin 4,5 kilometre oldu. Daha yakın oldu. Ve iyiler dediler ki bu bize ait. Ben bu hadis-i şerifi bildiğimden dolayı bir kimsenin hedef ayağına gelir mi?
Ben derim ki cevap gelir. O kimse o hedefe kendisini kilitlediyse ve samimi bir şekilde o hedefe gidiyorsa Cenab-ı Hak o hedefi onun ayağına getirir mi? El cevap getirir. Ama zahir olarak o kimse az önce dedik ya zahir olarak o tarafa doğru yönelip yürümesi lazım. O yola girmesi lazım. O yola girmedikten sonra hedef ona gelir mi? Hayır. O zaman abes olur bu. Olmaz. O yola düşenlerin üzerinde hakkaniyet söz konusu olmaz. Biz yola düşmekle mükellefiz. Biz yola düşelim. Samimiyetimize, ihlasımıza göre hedef bize mi gelir? Biz hedefe bir adımda mı gideriz? O ayrı mesele. Eyvallah. Efendim, Hazreti Mevlana ölümünü düğüm gecesi olarak adlandırıyor. Ve biz hani diyoruz ya sufiler ölümü sever.
Bir noktada da bakınca bir hadiste diyor ya siz ölümü istemeyiniz. Bir kimse normalde... Ölümü istemekle ölümü sevmenin arasında fark var yalnız. Peki yani bir insan sevdiği şeyi ister ya bizim istemememizin hikmeti nedir orada? Buradaki normalde ölümü istemek bunun o ölümü istemek sebebinin üzülü şu bir dertten, bir sıkıntıdan, bir gamdan, bir şeyden bıkkınlık göstererekten benim canımı al ya Rabbi demek. Bu men edilmiş. Ama ona kavuşmak istiyor ya o kimse. Ona kavuşmak için o kapıdan geçmesi lazım. O da diyor ki ben şu kapıdan bir an önce geçeyim de sana kavuşayım. İkisinin arasına fark var. Çay içmeyeceğim başka getirmesinler. Efendim siyaset şer ise halifenin seçilmesi durumunda İslam nasıl bir şey çizer?
Ya da mesela halife seçilirken dünkü sohbetinizde mesela hiçbir yönetim şeklini İslam ortaya koymaz bir yönlendirmede bulunmaz dediniz devlet yönetiminde. Bir seçim varsa illaki siyaset de ortaya çıkmaz mı kendiliğinden? Çıkar. Yani normalde o zaman ama insanları dini bilgilerini tam olarak verirseniz ve insanları normalde çağın gerektirdiği bilgilerle donatırsanız insanlar seçim yaparlarken bilgili, bilinçli seçim yaparlar. Şimdi bu biraz abes olacak ama Avrupa'nın bize dayatmış olduğu demokrasi oyunu kafası çalışan da çalışmayan da aynı oy. Yani bu biraz abes olacak ama demokrasi dedikleri şey bu. Birisi milyon dolarlar yönetiyor birisi bir lirayı yönetiyor. Bir lirayı yöneten kimseyle milyon dolarları yöneten insanın dünyaya bakışı aynı olur mu?
Ama oyları aynı. Kaldık. Bir tane manken mi ne çıktıydı? Dağdaki çoğunla benim oyun bir mi dedi. Ayağa kalktı millet. Evet ayağa kalktı herkes. Ayet-i Kerime hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Olmaz. Neden ben bilmeyenle bir tutuluyorum? Ama onlar kelle sayıyor. Onlar bir bilgi birikimi bakmıyor ki. Bir bilinç aramıyor ki.
Neden? Karşısındaki topluluk bilgi birikimi bilinçli bir topluluk olursa bilgili ve bilinçli bir topluluk olursa kimi seçeceğini bilir. O zaman der yalan söylüyor bu insan. Ben neden yalancıyı seçeyim? Öbürküne der ki ya ben neden bunu seçeyim? Kimse üzerine alınmasın. Tırnak içinde söyleyeceğim bunu ben. Bazen soruyorum ben. Birisi işte ne aday şuna aday. Ne başarısı var? Hangi yönde başarılı olmuş? Geldiler bana. Dedim ki ön seçim yapsalar dedim Bursa'da. Ben hangi partiden olursa olsun. Ben birinci seçilir miyim dedim ben.
Evet dediler. Ön seçim yapacaklar. Koyacaklar bir tane sandık. Ben de gideceğim kapalı spor salonuna. Bütün Bursa'ya diyeceğim ki Arkadaşlar beni milletvekili olarak görmek ister misiniz? Evet. Görmek isteyenler gelsin kapalı spor salonunda bana oylarını açsın. Ben tevazu edeyim. En az beş bin oy toplar mıyım? Evet. Bursa'da beş bin oy tek başına partisiz oy toplayacak bir kimse var mı? Yok. Ben istediğim partiden birinci sıra milletvekili adayı olur muyum? Evet. Olduğum zaman da meclise gidip meclisi ayağa kaldırır mıyım? Evet. Onları silkeler miyim bir güzel? Evet. En sonunda meclise dilekçe verip bu adamı milletvekilinin düşürülmesini istiyoruz deyip beni meclisin kapının önüne de koyarlar mı? Evet.
İsterler mi benim gibi bir adamı? İstemezler. Çok basit. Çok basit şeyler söylüyorum. Birisinin normalde ya bir yerde normalde herhangi bir il başkanı ya hangi parti olursa olsun bana başarısını getirin ya. Sabancıların hangisi siyasetle ilgileniyor? Hiçbiri. Koçların hiçbiri. Şarık tara hiçbiri. Bütün siyasetçiler gidip onu öpüyorlar mı ellerini? Evet. Neden?
İhtiyacı mı var adamın? Siyasetçilerin ona ihtiyacı var. Önemli değil siyasetçilerin ona ihtiyacı var. Çok basit şey. Yani istisnalar kaideyi bozmaz. Muhakkak istisnalar var. Herhangi bir partinin parti önemli diye bakıyorum ben milletvekilatı adaylarına ya ben tanımıyorum hadi diyorum ben. Cafer bunları tanıyor musun? Ben tanımıyorum diyor. Bir başkasına soruyorum bunları tanıyor musun? Tanımıyorum diyor. Bir başkasına soruyorum bunlardan tanıdığın var mı içinden? Yok. En güzeli de şudu bir seçim arifesinde dolaşıyorlar mahallede böyle. Ben de büroda normalde bürodayım ben de. Açtılar kapıyı. Dedim buyurun.
Ondan sonra neyse ben filanca partinin dedi işte Bursa'da ikinci sırada milletvekili adayım dedi. Baktım adamı tanımıyorum ben. Siz dedim nereden geldiniz? Şimdi ona sordum siz nereden geldiniz? öyle baktı. Şimdi hiç kimse sormamıştır ona nereden geldiniz diye. O dedi ki ben Afrika bilmem ne orada bilmem nesinde bilmem neydim dedi. Bu oradan oraya Bursa'ya ondan sonra ikinci sıra milletvekili adayı olarak gelmiş. İçimden dedim ki bu adam Bursa'da dedim bir nefes almış olsa etrafındakiler dedim Bursa'yı tanısa Bursa'nın yani kendimi önemli sima olarak görmüyorum ama önemliyim. Bursa'nın önemli bir siması bir program yaptığında beş bin kişiyi toplayan yürüdüğü zaman üç bin kişiyi arkasından yürüten bir adamı tanır ya.
Siyaset yapacaksın ya senin işin o. Siz diyecek olan kimse lazım. Hepsine de. Hepsine de. Birine değil hepsine de. O yüzden beşli çete. bunda şimdi bir doktrin vardır.
Bir kimse doktrin koyar. Mesela benim önceki geldiğim ülkücülükte doktrin çalışır orada. Orada başka ne diyorsa odur. Ama oranın bir felsefesi doktrini vardır. Orası bir fikir birlikteliğidir. Bir amacı vardır. Bir ölçüsü vardır. Bir hedefi vardır. Orada o fikirler önde gider. Bunu kabul ederim. Buna söyleyecek lafım yok. Öbür günler kabul etmem. İş partiyse kabul etmem. Bak kabul etmem onu. Biz şimdi bir sufi topluluğuz. Buranın bir doktrini var. Buraya gelecek olan kimse o doktrini kabul etmiştir zaten. Ben ne diyorum bu adam gider siyasi bir partide bir yere aday olmak ister orada çalışmak isterse dergahdaki vazifelerini bırakır diyorum.
Bu bir doktrin. Bu işin ölçüsü bu. Bunu kabul ederim ama bir türlü sıkıntılı kabul etmem. Siyaset o yüzden. Bu sadece İslam ülkeleriyle alakalı da değil bunu da söyleyeyim. Yani normalde bütün dünya şu anda sığ. Bütün dünya normalde cahil. Bütün dünya eğitimsiz. Bildiğiniz eğitimsiz. Dünyada belli bir yüzde oranı var. Bu dünya nüfusunun yüzde birini bile tekabül etmiyor. Bu dünya nüfusunun yüzde birini bile tekabül etmeyen o topluluk en yüksek eğitim alıyor.
En yüksek eğitim alarak da bunlar dünyayı idare ediyorlar. Siz onların çocuklarını sabah kahvaltısında ekmek yediremezsiniz. Onların çocuklarına hınkal yediremezsiniz. Onların çocuklarına ne bileyim işte hazır tavuk pişmiş çikın hazırlanmış balık yediremezsiniz. Onların çocuklarına siz kola içiremezsiniz. Onların çocuklarına siz sizin beslenme kültürünüzde besleyemezsiniz. Onların çocuklarının siz normalde sizin elinize verdikleri gibi birer tane akılsız telefon verip onlara bağlı kılamazsınız. Bu dünya nüfusunun yüzde biri bile değildir. Onların çocuklarını siyasette göremezsiniz.
Onların çocuklarını bürokraside göremezsiniz. Göremezsiniz. Onlar giderler devasa şirketlerde CEO'luk yaparlar. Müdürlük yaparlar. Yönetim kurulunda dururlar. Onlar geleceği konuşurlar. Geleceği konuşurlar. Onlar bugünkü zamanı konuşmazlar. Biz bugünkü zamanı konuşaraktan kendimizi yok ederiz. Biz geleceği konuşmayız. Bizim okullarımızda gelecek öğretilmez. Bizim iş dünyamızda gelecek öğretilmez, konuşulmaz. Bizim eğitim sistemimizde gelecek konuşulmaz. 20 yıl sonraki kimyayı öğretebilir misin çocuklara? Hayır. böyle bir eğitiminiz yok çünkü. Böyle bir doneniz yok elinizde.
Size o doneyi vermiyorlar. 30 yıl sonra kimya bilgisi şu noktaya gelecek diye bir doneniz yok elinizde. Siz de üretemiyorsunuz zaten. Size verdikleri donelerle bunu üretmeniz mümkün değil. Mimarlık açısından 50 yıl sonraki mimarlık konuşabilir mi? Hayır. 50 yıl sonra mimarinin nereye gideceğini kestirebilir mi? Hayır. Bunun eğitimini alıyor mu? Hayır. 50 yıl sonra din algısının ne olacağının eğitimini alıyor mu? Hayır. Günü konuşuyor hatta günden önceyi konuşuyor. Yani gidiyor bundan bin yıl önceki yazılmış tefsirden imtihan alıyor. Yeni bir tefsir yazdırıyor mu buna? Hayır. Hepiniz bakarayı yeniden tefsir edip gelin deniliyor mu? Var mı öyle bir şey?
Hayır. Yok böyle bir şey. Kes kopyala yapıştır. Sıralarım hepsine de şimdi 50 yıl sonra İngilizce'nin olup olmayacağını biliyor musun? Hayır. Bugün için İngilizce güzel bir dil İngilizce okuyor. 50 yıl sonra İngilizce'nin 5. dil olacağını öngören var mı? Yok. 10. dil olarak öngören var mı? Yok. Böyle bir çalışma var mı? Yok. Bütün herkes bütün dünya İngilizce dilini öğrenmekle mükellef geçerli bu. Hegemon yayı kurmuş. dakika bir gol biz siz yenilgiyi kabul etmişsiniz. Hegemonist yapıyı aldınız kabul ettiniz. Sıralıyorum bak şimdi iktisatla alakalı 50 yıl sonra nasıl bir iktisat olacağını biliyor musun?
Hayır. Bilmesi mümkün değil. Aldığı eğitim o değil ki çünkü. Sıralayayım şimdi burada bütün hepsi de üniversite mezunu değil mi? 50 yıl sonra Kur'an çalışmalarının hangi noktada olacak biliyor musun? Hayır. Evet. 50 yıl sonra bizim ülkemiz ne tarafta olacak? Hangi noktada olacak? Ekonomisi, dili, kültürü, siyaseti bunu öngören bir ilmi çalışma var mı? Hayır. Bakın yok. Üniversite okumuş ve üniversite okuyanlar ellerini kaldırsın. Bakın %90'ı burası üniversite okumuş ve üniversite okumaya devam ediyor. Bu topluluk %90 üniversite okuyan ve okumaya devam eden bir topluluk.
Bu topluluk 50 yıl sonra nasıl bir ülkede yaşayacağını hayal edemiyor. Bununla alakalı bir bilgi birikimi yok. Bununla alakalı bir öngörüsü yok. Hiçbir dal da yok. Bakın sıraladım bütün dalları burada. Bu sadece bizimle alakalı değil ama bu. Bütün dünyayla alakalı bu. Burada bir Alman gençlerin topluluğu olsaydı onlara da aynı şeyi soracaktım. Onlar da aynı cevabı vereceklerdi. Bir Alman mühendis olacak olan kimse Mercedes'e girerim orada mühendislik yaparım diyecekti. Doğru. Öbürkü de ben Opel'e gitmek istiyordum. Opel'de mühendislik yapacağım diyor. Doğru. Öbürkü de gidecek. Audi'de mühendislik yapacak. Doğru. Onlar mühendisliklerine devam etsinler. Lazım zaten.
Neden? O global şirketlerin üstünde duran insanlar bizim Audi'lerimizi Mercedes'lerimizi üretecekler. Zamanı gelince koyacaklar. Akıl orada. Beyin orada. Bilgi orada. Bilgi orada. Biz çalışacağız, koşturacağız, üreteceğiz. Onlar paranın üzerine oturacaklar. Gücün üzerine oturacaklar. Paranın üzerine gücün üzerine oturarak onlar diyecekler ki bir tuşla hangi ülkeyi batırmak isteyelim? Hangi ülkeyi batıralım? Neresi bizim istediğimiz gibi olmuyor? Örnekliyorum ben şimdi bunu. Türkiye ne yapıyor bu ya? Ya bunlar kalktılar GDO'lu ürünler istemiyoruz dediler. Siz GDO'lu ürünler istemiyorsunuz. Biz onca çalışma yaptırdık. GDO'lu ürünler yaptırdık. Tohum firmasını da bizim teyzemin oğlu kurdu. E tohumları kime üretecek?
Kime satacak? Koca devasa tohum firması kurduk biz. E kim kurdu? Ya bizim teyzemizin oğlu kurdu. Ha iyi. Hadi orayı biraz sıkıştıralım. Bir sıkboğaz edelim onların tarımını boğalım. E ondan sonra onlar patatesi bile bir ithal etsinler de görsünler günlerini. Derslerini alsınlar. Siz de almıyorsunuz dersinizi bir türlü. Bunun partiyle alakası yok. Bu A partiyle B partiyle alakası yok bunun. Bütün dünya o nüfusun yüzde biri bile olmayan şirketlerin kölesi statüsünde. Gelin kardeşler bunu görelim. Biz bu kölelikten nasıl kurtuluruz?
Onun hesabını yapalım. Biz kölelikten nasıl kurtuluruz? Burada mesela örtülü bayanlar var. Öyle değil mi? Üç aşağı beş yukarı örtü kıyafetleri bile aynı farkında değil misiniz? Siz farklı örtünmeye kalkarsanız tepeden bakıyorlar. Ne? Böyle örtündüler ha? Hemen şuraya bir tezgah yapalım. Tak! Onların istediği kadar onların istediği gibi örtüneceksiniz. Olmaz. Bir algı otobüste herkes size böyle ters ters bakar. Utanırsınız otobüste herkesin ters bakmasından. Neyime baktılar?
Ben derim ki benim sakalıma bakıyorlar. İlhan diyor ki biraz böyle oynayacağım diyor. Kısaltma İlhan diyor. Böyle bakıyor. Şimdi bu cumartesi tıraş oluyor. Hiç dokunma İlhan dedim. Kısaltma dedim. Hiç kısaltmayayım hiç kısaltma millete biraz ters geliyor dik dik bakıyorlar dedim. O yüzden daha da dik baksınlar. Hiç elleme dedim. Saçımı kes sakalımı bırak dedim. Neden? Ben yolda yürürken çünkü böyle bakıyor beyaz sakallı böyle ben bir de yolda dik yürürüm. Olanca heybeti veririm üzerime. Ben bir yürüyeyim alem yürür arkamdan.
Bunu ciddi ciddi yaparım. Derler ki ya kibir abidesi gibi yürüyor. Evet. Neden? Çünkü Müslümanı hep pasif görmüşler. Hep ezik görmüşler. Hep kimliksiz kişiliksiz görmüşler. Öyle görmek istiyorlar. Algı bu. Bir Müslüman böyle dik yürürse bu ne diyorlar ya? Adamın birisi diyor ki sanki Bursa'nın sahibisin dedi bana. Ben öyle yürüyorum. Baktım öyle sen Bursa kadar düşünüyorsun alemler benden sorumlu dedim yürüdüm. Şimdi neden o öyle görmek istiyor? Pasif bir kimlik olarak görmek istiyor. Basit bir kişilik olarak görmek istiyor. Algı bu. Bakın algı bu. Bu algıyı nereden bize dayatıyorlar? Bir Müslümanı insan basit görmek ister mi?
Pasif görmek ister mi? Beyin gerimizde öyle var ama. Beyin gerimizde öyle görünüyor. Beyin gerimiz ona öyle bakıyor. Neden? Beyin gerimizi yönetiyorlar bizim. Onlar oluşturuyorlar. Tabii. Evet İngilizlerin yetiştirdiği Osmanlı'nın son döneminden itibaren daha en sonuncusu geçenlerde öldü. Ne dedi? Kraliçeler Ehlibeyt'ten dedi İngiliz kraliçeler için. Onlar hala da dergahlar açık devam ediyorlar. Prens Charles'ı da Müslüman edeceğiz dedi. Algı bu. Biz dediler bizim şeyhimiz dedi ya kraliçe ehlibeytmiş. İtaat ettik bitti.
E ne olacak? Şimdi konuşacağım şimdi iş başka yerlere gidecek. Bunu söyleyenin bunu söyleyenin bunu söyleyenin destekleyen tarihçimiz kim? Televizyonlarda boy gösteren? He yok. Keşke Yunan galip gelseydi diyen zihniyetle Hristiyanlar gelseydi bizim camilerinizde mabetlerinize dokunmazdı diyen zihniyetle nerede birleşti o zaman?
Denklemi iyi kuracağız. Söz öyle değil mi? Birisi ne dedi? Keşke Yunan gelseydi dedi. İyi. Birisi de ne dedi? Hristiyanlar gelselerdi dedi. Sizin mabetlerinize dokunmazdı dedi. Birisi ne dedi? Birisi de ne dedi? Dedi ki Prens şey ne o Buckingham kraliyet ailesi ehli beyt dedi. Birleştirin çok basit. peki tarihçinin kızı kimin müridi? Kraliçeni ehli bed diyenin müridi. Tarihçi onu methetti mi? Evet. Bakın tarihçıyla Fethullah Gülen birbirlerine çok düşman görünüyor. Öyle değil mi? Evet. Zihniyet olarak birisi keşke Yunan gelseydi diyor.
Öbürkü de diyor ki gavurlar gelseydi diyor. Sizin mabetlerinize dokunmazdı diyor. birleştiler mi aynı yerde? Resim tamamlamak güzel bir şeydir. Bizim böyle düşünmemizi isterler mi? Hayır. Neden? Resim tamamlamayacaksın sen. Sen böyle ince ayrıntılarda durmayacaksın. İnce ayrıntılarda durursan insanların işine gelmezsin. Yürüyün dediğinde yürüyecek insanlar lazım. Bütün dünyada bu aynı ama bu sadece burada değil bütün dünyada aynı. bu bir Alman'da da aynı bir İngiliz'de da aynı halk olarak bir normalde işte Fransız'da da aynı halk olarak bak düğmeler klavyeler konuşuyor.
Klavyeler konuşarak diyorlar ki haydi Fransa biraz daha karıştırın ortalığı sarı yeleklikler çıkıyor bir anda. Fransa'nın altını üstünü getiriyorlar. Ondan sonra Belçika'sı ondan sonra şeyi İspanya'sı İtalya'sı Almanya'sı tedirgin. İngilizler tedirgin. Sarı yelekliler bize de gelebilir mi diye. Türkiye tedirgin. Sarı yelekliler bize de gelir mi? Bize de operasyon yapılabilir mi? Birisi bir bomba patlatıyor. Diyor ki sarı yeleklerde indirime girmiş diyor. Almışlar diyor sarı yelekliler başlayacak. O bombayla beraber korku hakim. Güldür güldür kim almış sarı yeleklileri filanca yerde fişmanca yerde elli tane sarı yelek bulundu.
Terör aleti sarı yelek. Nasıl korku? Sarı yelek aman dokunma. Neden? Ya kurşun gibi şimdi o. Terör simgesi oldu. Ya sarı yelek terör simgesi şu anda. Sadece bizde değil Türkiye'de değil. Bakın o dediğim deccaliyet diyorum ben ona. O bir deccal sistemi. O deccaliyet yukarıda tuşlarla oynuyor. Du şimdi tuşlarla da oynamıyor. Tuşlarla oynamıyor şimdi o. Ona bir devasa bilgisayar yaptılar sadece düşünüyor. Ve diyor ki önceden konuşuyorlardı şimdi konuşmuyorlar. Konuşurlarsa da o konuşmaları dinlerler çünkü. Sadece düşünüyorlar düşünceyle yönetiyorlar bilgisayarı.
Diyorlar ki tamam şimdi böyle böyle böyle tweet at. kaç tane twitter var? 5 milyon twitter hesabı var. 5 milyon twitter hesabına girip 5 milyon birden 5 milyar birden neyse tweet attırıyor anında. Sen atıyorsun. Benim en iyi arkadaşım Cevdet.
Kıllı telefonla geçen sene tanıştı. Bir tane kırdı değil mi Yunus? Bir tanesini kırdı. Mecbur kaldı. Aldı. Yani öbür telefondan cevap vermiyor. O da pert oldu da. twitter'ı yok. Instagram'ı yok. Hiçbir sosyal medyası yok. Hiçbir yerden etkilenmiyor. Siz hiç öyle bakmazsınız. Ben öyle bakarım ona. Onu kimse yönlendiremez. Sosyal medya aracıyla onu yönlendiremez hiç kimse. O benim dostum arkadaşım.
Anladınız mı şimdi? Hepinizi yönlendirebilirler. Hepiniz yönlendirilebilirsiniz. Hepiniz yönlendirilebilirsiniz. onu yönlendiremezler. Bana anladınız mı?
Onu deccal yönlendiremez. Hepinizi yönlendirir. İlahiyatçı. Sen gıdacısın. İlahiyatçı başka. İlahiyatçı başka. Başka ilahiyatçı. İlahiyatçı. İlahiyatçı. İlahiyatçı başka. İlahiyatçı. Hadis-i Şerif. Öyle bir zaman gelecek ki Müslümanlara keler deliğinden girin diyecekler ve Müslümanlar girecek. Okudun mu hadisi? Hadisi okudun mu? Güzel.
Hadisi okudunuz mu? Nerede Elvan Hocam? Bu hadisi okumadınız mı? Okumadınız. Siz okudunuz mu bu hadisi? Okumadınız. Hadis. Hocam okudun mu bu hadisi? Evet. İçinde hadis bilgisi olanlar akıllı telefonlarınızı yazın. Keler deliğine girin diyecekler girecekler. Hadis-i Şerif. Bize kim keler deliğine gir diyecek de biz gireceğiz. Nasıl söyleyecekler bunu bize? Biz nereden bu emri alacağız da gireceğiz? Sizler adım onlara uymadıkça kıyamet kopmaz. Onlar kim ya Resulallah? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. Biz onlara adım nasıl uyarız?
Uyuyor muyuz şu anda? Allah Allah uyuyoruz ya. Kültür olarak uyuyor muyuz? Evet. Anlayış olarak idrak olarak bilgi edinme anı olarak uyuyor muyuz? Evet. Her şeyimizde uyuyor muyuz? Evet. Adım adım uyuyor muyuz? Evet. ve diyecekler ki keler deliğinden girin diyecek onlar keler deliğinden girecekler. Kim diyecek bize? Kimler diyor bize? Keler deliği kertenkele deliği bir insanın kertenkele deliğine girmesi mümkün mü? Değil. Bakın ne kadar enteresan bir hadis-i şerif değil mi? Yani bir insanın kertenkele deliğine girmesi mümkün değil ama bize girin diyecekler biz oraya kafamızı sokacağız girmeye çalışacağız. bize öyle operasyon yapacaklar.
Yapıyorlar. Dinliyor muyuz? Evet. Bize ne diyorlar şimdi? Moda bu. Değiştiriyoruz mu? Evet. Yani sizlerde vardır şimdi de örnekli olarak söyleyeceğim. Yani 10 yıllık bluz giyeniniz kaç tane? 20 yıllık kazak giyeniniz kaç tane? Bizde vardır. Bunu böyle sizi şey bizde vardır. Evet. Bizim kardeşlerde eğitim bu eğitimi alıyoruz bizde vardır. Ama toplumda kaç tane? Aa yeni trendler çıkmış. Aa ne? Yeni trendler çıkmış. Muhakkak yenilenmemiz lazım.
Almamız lazım. Öyle değil mi? Evet. Her şeyi değiştirmemiz lazım. Evet. O yukarıdakılar var ya onlar artık tuşla da ilgilenmiyorlar. Konuşmuyorlar da. Ciddiyim bu konuda ha? öyle devasa bilgisayarları var. Beyinleriyle hükmediyorlar bilgisayarlarına. Bilgisayar da yok aslında. Görünürde bilgisayar da yok. Duvarda bir tane şey var. Ne o? Görüntü var. Kafasını ne tarafa çeviriyorsun görüntü o tarafa ediyor. Sen hala da iki oda bir salon çizeceğim diye uğraşıyorsun. Haklısın. O da hala da işte bu normalde bin yıl önceki şeyler okuyor.
Haklı. Haklı. sen de haklısın bir şey demiyorum. Kimyayı öğreteceksin öğreneceksin bir şey demiyorum. Bir şey demiyorum. İnsanlar şu anda beyin güçlerini kullanıyorlar. Biz yazamıyoruz daha. Biz ülke eğitim yani okur yazar oranı yüzde doksana çıkamadık daha. Okuma yazma oranı yüzde doksana çıkmamış bir ülkeden bahsediyoruz. Okuma yazma bilmeyenin elinde akıllı telefon var. Okuma yazması yok Facebook kullanıyor. Kızına yazdırıyor. Oğluna yazdırıyor. Fotoğraf çektirip koyduruyor. Okuması yazması yok.
Efendim bilmiyor numarasını. Eyvallah. Hoş ben de bilmiyorum da. Bana da sorunca bir dakika diyorum. Telefondan açıyorum. Bakıyor şimdi inanmıyor. Ben diyorum ezberim yok benim hiç diyorum. Ben bir şey ezberleyemem diyorum. Telefon numarası ezberleyemem. İsim ezberleyemem diyorum. Ezberleyemiyorum ben diyorum. Benim ezberim yoktur. Gerçekten yoktur. Ben hiç isim hafızamda tutamam. Telefon numarası hiç. Hiç kimsenin telefon numarasını bilmiyorum. Hayatım boyunca kimsenin kendi numaram dahil ezberleyemedim. TC kimliğimi bilmem hiç. TC mi sorarlarsa bakıyorum. Bir tane kimliğin fotoğrafını çektim. Oradan bakıyorum okuyorum.
Öyle bakıyorlar kelaynak kuşu gibi. Hani görmüşler gibi. Hani diyorlar ya adam TC'sini bilmiyor. Yok bilmiyorum bizim ezberinizdedir değil mi TC'leriniz? Ezberleyin zaten. Boş şeylerle doldurun. Buyurunuz. Hocam şimdi bana göre dünyayı bekleyen ve dünyanın göz ardı ettiği en büyük tehlike var. Bu belki de kıyametin başlangıcı olabilir. Beton harme binaların bir ömrü vardır. Bütün kentler beton harme gökdelenler gökdelenler bunlar böyle hepsi yerle bir olacak. Ömrü bitecek çünkü. Ondan sonra yaşayanlar tek katlı binalarda oturacaklar. Bu binaların yıkılışı kentlerin kıyametin başlangıcı da olabilir. Ama 200 sene sürer ama 300 sene sonra olur.
Mutlaka eriyecek bunlar kıyametin başlangıcı o değil. Kendi ellerimizle yıkacağız onları. Ama büyük bir katliam olacak. Binalar köprü gidecek. Yok hiçbir şey olmaz merak etme. Kendi ellerimizle kendimiz yıkacağız. Bizi bir algı operasyonu yapacaklar. Biz o yüksek binaları hızla boşaltacağız. Gideceğiz dışarıda kendi ellerimizle küçük binalar yapacağız böyle tek katlı şehrin merkezlerini biz yine o en yukarıdakılar var ya onlar böyle bir oynayacaklar öyle onların planları hazır.
Sen merak etme biz o planlara uyarız. Uyumayacak olursak zaten bizi de hakkının avucuna koyarlar uydururlar bize. Çünkü tedbir alınıp şey olmazsa katliam olur dünyada. Yok katliam olsun ne olacak 5-10 bin kişi ölünce bir şey olmaz. 7 milyar insan var zaten normalde o kocamanlar kendi kendilerini düşünüyorlar. Bu dünyaya 7 milyar insan fazla diyorlar. Biraz hastalık üretelim biraz deprem üretelim biraz savaş üretelim hastalık üretelim sağlık olarak biz ilaç hap satalım devasa ilaçlar satalım buradan hem sağlıklarını bozalım hem para kazanalım. biraz da deprem üretelim deprem üretince evleri yıkılsın buradan para kazanalım biraz da savaş üretelim silahları satalım ondan sonra buradan para kazanalım diyorlar üretiyorlar yani öbür gün bir yere bir bomba patlar bir bomba patlayınca öbür ülkede der ki sen bana nasıl bomba atarsın haydi bir savaş ilan eder savaşırız ne olacak
ki bir şey olmaz savaşırken de vatan millet Sakarya diye savaşırız muhakkak savaşmamız lazım diye savaşırız savaştıktan sonra nereden olacak silahlar oradan bak mesela sen şimdi bir S-400 alacağım diyorsun S-400 alacağım deyince senin dolarınla oynuyor senin tarımınla oynuyor senin normalde sosyal hayatınla oynuyor her şeyinle oynuyor senin diyor ki sen S-400 alamazsın evet sen S-400 alma gel ben sana petroid vereyim diyor hangi patriotleri vereceksin diyor benim kullanmadığım çakar almazlar var ya diyor önceden sen
alıştıydın ben çakar almaz tüfekleri verirdim sana ondan sonra parçaları satardım bir güzel senden para kazanırdım hani önceden ne güzel anlaşıyorduk seninle diyor ben seni diyor hani Ege denizinde bir tatbikatta yanlışlıkla batırdım dediğim gemi vardı ya diyor ben o gemiyi yanlışlıkla batırmadıydım aslında diyor o gemiyi ben batırdıydım sonra yanlışlıkla batırdım dedim sana altı tane en eski gemimi boyadım ondan sonra da sana da sattım bir de dedim ki diyor bu altı gemiyi filo halinde alacaksın ee sana bak peşin para da
vermiyorum ee ben sana bunu on yıl beş yıl ödemesiz on yıl taksitli dolar üzerinden alacaksın dedi diyor aldıydın sen de o gemileri çalıştıramadın diyor orada şeyde ne o limanda durdu diyor liman bekçiliği yaptı arada bir çat çat çat çalıştı marmarın ortasına kadar gitti bozuldu üç tane gemiyle zor çektik kenara aman lanet olsun dedik çalıştırmayalım ele güne de rezil olmayalım dedik e sen ne zaman kalktın şimdi kendi kendine uyanıklık yapıp yani benim nikahımda dururken hovardalık edip gidip başkasından yatıp kalkacağım diye
uğraşıyorsun diyor abonuyor bize evet ondan sonra sizi biraz açlıkla biraz yoklukla biraz terörle ayet-i kerime korkuturuz biz de korkuyoruz aç kalmaktan korkuyoruz parasız kalmaktan korkuyoruz lüks ve israf etmemekten korkuyoruz korkuyoruz biz korkularımızla yönetiliyoruz aç kalırız böyle bir düşüncemiz kalmadı almayıveririz böyle bir düşüncemiz kalmadı yemeyiveririz böyle bir düşüncemiz kalmadı
yok biz öyle diyoruz dolapta ne var ki erkekler öyle diyoruz ne aldın ki sen getir bak ellerin kadınları neler yiyorlar neler içiyorlar bak teyzemin kızı pazar günü fotoğraflar çektiler bilmem nerede kahvaltı yapmışlar sen nereye götürdün beni evde tarana çorbası senin instagramda sabah kahvaltısı fotoğraf öğlen yemeği fotoğraf akşam yemeğinde bugün de filanca yerdeydik dostlarla buluştuk hadi selfie yapalım bak gördün mü bütün hısım akraba herkes bir yerde sen neredesin kör olasıcı adam ben de gideceğim ben de gitmek istiyorum
tabi bu değil mi hayatımız hadi selfie yapalım lokantada hadi selfie yapalım kahvaltıda hadi selfie yapalım düğünde bak ama o da derviş görüyor musun nasıl giyinmiş nasıl oynuyor bak orada biz neden oynayamıyoruz ben seninle beraber oynamak istiyorum düğünde selfie var instagramda bakın twitter'da bakın facebook'ta bakın ona üflüyor fotoğrafı çek yayınla üflüyor diyor ya keler deliğine gir dese gireceksin üfledi çek selfie
koy instagrama üfledi aa ne kadar senin saçların çok güzel neden örtüyorsun saçlarını şöyle bir taran açıl saçıl aa bir de selfie yap koy yeni elbise aldın herkes görsün yeni örtü aldın herkes görsün bilsinler senin de ne kadar iyi geyindiğini o nalet olacı görümcem var ya görümcem de görsün görümcem görsün benim ne kadar iyi geyindiğimi çek yavrum çek selfie tabii tabii üflüyor hepimiz de ben yemek paylaşmıyorum yalnız yola gittiğimi söylüyorum diyorum ki düşün yola ya üflüyor bize biz ne kadar ne kadar şataat şatafat
var ise ne kadar Kur'an ve sünnetin dışında şeyler var ise hepsine üfleniyoruz hepsine bakacaksınız sünneti seniye uygun mu değil mi yaptığınız şeyin uygun değil üflentiye kurban gittin yönetiliyorsun yönlendiriliyorsun yönetiliyorsun ve yönlendiriliyorsun evet Üstadım sorunların
hepimiz farkındayız toplum olarak artık gerçekten şikayet ettiğimiz konular ortak olmaya başladı hem toplumsal hem devletin yönetim aşamasındaki kişilerin yaptığı hareketler olsun bunun ekonomiye veya işte iş hayatından tutun ailelere kadar her alanda sirayet edişinin herkes derdinde bugün ülkenin yönetimini size verseler ne yapardınız nereden başlardınız en altta en önemli nereden başlardınız düzeltmeye ben kendimde o kapasiteyi görmüyorum yok hiç benim hayalimin dışında bugün ülkenin yönetimini bana verseler ben nereden
başlarım diye hayalimin dışında bir şey hani Hz. Mevlana Ceratürn Hazretleri sen bir saman çöpüsün dağı kaldıramazsın diyor ya ben bir saman çöpüyüm ben dağı kaldıramam yok benim işim değil Üstadım peki biz nasıl bu zihnimizi bugüne kadar birikenlerden temizleyip biz peki bugüne kadar birikenlerden zihnimizi nasıl temizleyip bu dış etkenlere karşı koruyacağız dinimizi zihnimizi zihnimizi yani sadece sosyal medyayla mı yani normalde zihni korumanın tabi insanın kendisini korumasının bir metodu olması lazım ben hep arkadaşlara diyorum ya
bir temel alın bu temel nedir bir kimsenin normalde haramları bilmesi lazım bol hadis okuması lazım temel alacak ayeti kerimeleri bilmeleri lazım temel alacak o kimse ben mesela fark ediyorsanız hani böyle tefsire ve tefsircilere savaş açmıştım yok benim öyle bir şey algılamayın ama siz bin yıl önceki tefsiri okuyorsanız bin yıl önceki tefsiri okuyunca bin yıl önceki dine bakış açısı algısı dinin durduğu nokta farklı bir yerde şimdi şimdi dinin şimdi dinin ve insanların bakış açısı duruşu algılayışı farklı yerde öyle olunca
bin yıl önceki bakışla anlayışla çünkü okuduğumuz tefsirler işari tefsirler değil okuduğumuz tefsirler mesela işte dirayet tefsiri normalde işte genelde o değil mi dirayet değil mi işari tefsirleri tercüme bile etmezler değil mi mesela işari tefsirlere karşı ilahiyatta bir böyle bir reddiye vardır işari tefsirleri istemezler işari tefsir dediği şey normalde o muhkemlerin haricinde ayeti kerimelere farklı mana vermek o işari tefsirdir aslında bir toplumun din algısını bir toplumun hayat standardını bir toplumun bakış açısını
değiştirecek olan işari tefsirler ve ayetlerdir çünkü hukuk değişmez islamda hukuk değişmez yani deseler ki mesela tefsiri yaparken biz hadislerin üzerinden tefsirlere bakalım nüz'ün sebebine bakalım bunu da kabul etmezler neden yani bu toplumun din algısının değişmemesi dine bakışının değişmemesi lazım klasik metotta ve klasik noktada durması lazım ki toplumun yönetilmesi ve yönlendirilmesi dini açıdan da mümkün olsun bunu özellikle yaparlar mesela bu şu anda Türkiye'de diyanet ve üniversiteler üzerinden gidiyor önceden bu
Eser üzerinden giderdi Mısır'da Eser Üniversitesi'nde mezun olan bir kimse otoriteydi Eser otoriteydi Eser üzerinden giderdi ve Eser'in bütün yetiştirilmiş olduğu profesörler ve din adamları var şimdi Eser ne İngilizlerin kurduğu ve desteklediği bir üniversitedir İngilizler kurmuştur onun başındaki normalde Abdüda masondur kendisi İngiliz masonudur ve Eser bu konuda vazifesini yerine getirmiştir ama Eser bunu böyle yaparken tabi bu global bir mesele bu sadece yani Mısır'la alakalı değil bu aynı zamanda Anadolu topraklarında da
medreselerin kapatılması lazımdı Anadolu topraklarında da tekkeler ve medreseler kapatılaraktan din öğretisi direkt Eser'e bağlandı Eser'i bu noktada icra eden yetiştiren kimdi işte zamanın İngilizler idi ve biz İngilizlerin istediği din algısı ve din yönetiminde bir olgu oluştu bizde mesela örnek bizim Anadolu'da Hanefi Maturidi çizgisi vardır Anadolu'da Hanefi Maturidi çizgisi şu anda yok öğretilmiyor da bize ne öğretiliyor şimdi enteresan noktası bizde şu anda öğretilen eşari zihniyeti vardır bizde ve çizgi değişmiştir
Türkiye'deki din algısının da çizgisi değişmiştir mesela Maturidi Hanefi Maturidi çizgisinde bir din burada yönetimsel problemler çıkarır bakın yönetimsel problemler çıkarır ilahiyattan yönetimsel problem çıkarır diyanette yönetimsel problem çıkarır Maturidi Hanefi Hanefi Maturidi çizgisinde bir din öğretisi Sufi dünyada tarikat dünyasında problem çıkarır bunu savunan yegane tek topluluğu bizizdir örneğin bizden başka bunu savunacak kimse yoktur bilmezler bunu okumazlar da hiçbir kimse maturi kelamını okumaz okullarda bu
sadece temel bilgi olarak verilir diyanette temel bilgi olarak verilirler maturinin genel kelamı budur bakış açısı budur doğru mu doğru mu hocam maturidi baştan sona okutmuyorlar öyle değil mi böyle bir şey de yok maturidi kürsüsü bile yoktur ilahiyatlarda var mı bildiğimiz yok maturidi kürsüsü yok düşünebiliyor musunuz bizim ilahiyat fakültelerinde bir mesela örneğin bu ülkenin büyük bir çoğunluğu hanefi mi evet bir hanefi kürsüsü yoktur büyük bir çoğunluğu maturidi mi hanefi çizgiden gelerekten evet akayette biz ne deriz
söylerken deriz ki en önemli bir şey ne deriz biz işte fıkıhta hanefiyiz işte akayette maturidiyiz iyi maturidinin bu noktadaki kelamla alakalı neyini biliyoruz biz biz maturidinin kelamla alakalı neyini biliyoruz müslümanlar olarak ya ilahiyattaki çocuklar bilmiyorlar değil ki insanlar bilsinler ya ilahiyat mezunu imamlık yapmış hoca maturidinin genel klasmanını genel düşünce sistemini bilmiyor ki imam maturidi türktür kendisi biraz daha ırkçılık yapayım imam-ı azam da türktür siz normalde türkiye'nin ilk
ilahiyat profesörlerinin nerede yetiştiğini zannediyorsunuz eserde mısırda ilk arapçacılar mısırdan ilk kelamcılar mısırdan ilk tefsirciler mısırdan ilk hadisçiler mısırdan hepsi de mısırdan eser kimin ürünü masan abduhun ürünü abduha kurmuştur kurdurmuşlardı değil mi hocam eseri şimdi eser kimin elinde bunu da son nokta koyayım bitireyim ne o selefilerin elinde yani selefi vahavilerin elinde Allah Allah nereden nereye bu buradan böyle bir günde hopladık değil zaten daha önce de onların isniyatifiyle yürüyordu İngilizler
bir din biçtiler İslam dünyasına İngilizler bir din biçtiler bu biçtikleri din sadece vicdani noktadaydı ameli noktada değildi Hanefi maturidi çizgisinde bir Müslümanın haksızlıklara zalimliklere zulme karşı mücadele etmesi savaşması gerekir İslam dünyasında asıl tehlikeli çizgi nedir biliyor musunuz Hanefi maturidi çizgisidir eşari çizgisi değildir eşari çizgisinde ne vardır biliyor musunuz ha bu böyleymiş böyle olacak hikmet var nasıl ya ya basmaya ya ya bu adam bize tecavüz ediyor hikmet var Allah onun hesabını
görür ya ben tecavüzle mücadele etmeyeyim yok zevkini çıkar hikmet var sufi algısı bize dayatıyorlar değil mi ne bir tokat vurduğunda öbür yanağını da çevir neden bir tokat da oraya vursun ya bu sufiliği nereden öğrendiniz böyle kim öğretti size bu sufiliği bir tokat vurmaya kalkarsan kolunu omuzundan koparır boynuna asar gönderir bana haksız yere hiç kimse bir tokat vuramaz vuranın omuzundan
koparırım kolunu haksızlık yapan kimse zalimdir onunla cihad ederim mücadele ederim bana farz kur'an ve sünnetin dışında her ne var ise deccaliyettir şeytaniyettir onunla mücadele etmek bana farz ensesine vur al lokmasını kimse enseme vuraraktan benim lokmamı alamaz benim enseme vuraraktan benim lokmamı almaya kalkan adamın kolunu koparırım ağzına tıkarım onun ağzında bir kolla gider ben lokmamı kendim paylaşırım zulmederekten benim lokmamı alamazsın benim o lokmayı muhafaza etmem için canımı verirsem şehit olurum
lokmamı muhafaza etmek için zalimlere vermemek için enseme vurana yedirmemek için mücadele etmem farzayındır ölürsem şehidimdir benim hakkıma birisi tecavüz etmeye kalkar da ben o hakkımı yedirmemek için mücadele ederken ölürsem şehidimdir sen benim evime işime aşıma eşime çocuğuma dokunursan onları zulmetmeye kalkarsan ben onları korumak için vazifeliğim onları koruma uğruna öldürülürsem şehit olurum ben yaşadığım topraklarımı muhafaza etmekle yükümlüyüm ben yaşadığım topraklarda deccaliyetin şeytaniyetin hakim olmasını
istemiyorum bununla mücadele etmek için emrolundum atam çanakkale'de bunun için şehit oldu ben de şehit olmaya hazırım benim ecdadımın geri çekildiği bütün topraklarda şehit hakkım var bosna'da da tunus'ta da cezayir de filistin de pakistan'da da türkmenistan'da da tacikistan'da da benim şehit hakkım var benim kanım var orada ben onları normalde muhafaza etmekle yükümlüyüm ve bu topraklarda ben hakkın adaletin iyiliğin doğruluğun güzelliğin insanların birbirleriyle kardeşçe yaşadığı ve birbirlerine zulmetmediği haksızlık
etmediği bir sistem içerisinde yaşamak istiyorum bu benim insani değerim insanların ürettiklerinin birbirlerine peşkeş çekilmediği hırsızlığın ursuzlığın arsızlığın olmadığı yan kesiciliğin kayırmacılığın yandaşlığın olmadığı bir topraklarda yaşamak istiyorum bu benim dinimin emri bana bakın dinimin emri bana benim dinimin emri bu nereden bir lokma vur ensesine al lokmasını e iste neden ensesine vuruyorsun istedin de vermedi mi sana ensesine vurmak zulüm neden insanları zulme yönlendiriyoruz ki biz bir tokat vurunca
öbür yanağına çevir nereden çıktı bu ya bu şuna benziyor zeytinyağlı yiyemem aman türküsüne benziyor bizde türkü diye dinliyoruz zeytinyağlı yiyemem aman algı operasyonu var biliyor musunuz o türkünün husisi bir şekilde üretildiğini türkü husisi bir şekilde üretilir amerikalılar tarafından neden husisi şekilde üretilir amerikalıların elindeki elindeki bütün margarinlerin ve yağların satılması için zeytinyağının kötülenmesi lazım bu ülke elli yıl zeytinyağı ve tereyağının kötülenmesiyle geçirildi neden hepimize ayçiçek
yedirdiler fındık yağı yediler fıstık yağı yedirdiler şu sağlığa faydalı bu sağlığa faydalı dediler bizim kendi topraklarımızda çıkan zeytinyağına biz dönüp bakmadık bile upucu sokaklarda döküldü bizden Yunanlılar İtalyanlar geldiler İzmir'den zeytinyağlarını toplayıp paketlediler dünya ülkelerine orijinal otantik yağ olarak miktar milyon dolarlarla sattılar hala da devam ediyorlar bizde hala da zeytinyağını yiyemem ammanla biz oynuyoruz zeytinyağı yemiyoruz ve zeytinyağı yemeyerek de ülke içerisinde zeytinyağının
fiyatı aşağıda kötü olan kötü olan neydi belirsiz bitkisel yağlar yiyerekten kafamızda otlaşıyor Türkiye çiçek yağı ihraç etmiyor edemez sebep çünkü ucuz dışarıda Amerikan çiftçisine veriyor desteği veriyor desteği veriyor desteği nereye satacak o yağı Müslüman ülkelere satacak başta da kime satacak Türkiye'ye satacak NATO ülkelerine satacak az gelişmiş ülkelere satacak onlara satacak desteklemiş siz Fransa'dan ticari anlaşmalar yaptığımızda Fransa'dan bizim mecburi kozmetik ürünü aldığımızı biliyor musunuz Hollanda'dan
tereyağı aldığımızı biliyor musunuz devletten ülkem adına üzülüyorum kendi insanlarım adına üzülüyorum ülkem ve kendi insanlarım adına üzülüyorum işim particilik değil siyaset değil ama birileri yukarıda birileri yukarı dünyanın üstünde bunları dizayen ediyor biz de alıyoruz bak cebimizde ben de alıyorum bunların çok çok ilerisi
teknolojisini çıkardılar önce bir satsınlar doysunlar sonra yenilerini çıkarsınlar kime dedim 500 kusur sterlin diye telefonu cevde sana mı dedim kime dedim o şeysiz sosyal medyasız telefon değil mi evet yolda konuşuyoruz da dedim bakıyorum dedim sosyal medyasız telefon bakıyorum dedim o da çok pahalıymış dedim değil mi ya 3000 tane hafızası olan bir telefon 580 sterlin mi öyle bir şey ya düşünebiliyor musunuz yani normal böyle tuşlu veyahut da eski tip
bir telefon olarak 3000 tane hafızası olan telefon yok ben telefondaki numaraları siliyorum 1700'e iniyor siliyorum siliyorum geçenlerde gene sildim 1700 kusura indirdim gene yani daha fazla inmiyor normalde işte 2000 tane 2500 tane telefon rehberi olan dedim ya bu böyle olmuyor hani bu ondan sonra bu sosyal medya denilen şey benim farklı rahatsızlıklarım var tabi de o ayrı bir mesele ben dedim ki bir tane telefon alayım hani böyle bir 3000 tane 1500 2000 tane telefonunu bu rehberi de alabilecek bir telefon baktım öyle
580 sterlin sterlin kaç var acaba ki ya 3000 lira var mıdır sterlin kaç 4000 lira ama 8000 lira ama bir sterlin 8000 lira ama 760 o 500 sterlin 5-7-35 1000 lira ama telefon yok 3500 evet 6000 lira 7000 lira bulacak yani dayıya söylemeli bari ya oradan baksın bari değil mi evet ya iyi aklımıza getirdin ya evet bizde böyle basılı cd de yok işin en enteresan noktası o
evet tamam saat 8'e 20 var kaçta başlıyoruz hocam 8 çeyrekte inşallah buluşacağız hakkınızı helal edin Allah razı olsun inşallah almış 3 şeyograțime www.supster.info 5-7-2018
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.