Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 25 Kasım 2019 · 1:24:12
Hepiniz de hoş geldiniz. Gününüz, geceniz muharek olsun inşallah. Evet, başlayabiliriz. Bu arada buranın kışı gelmiş ve başlamışlar. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Üç kardeş böyle yan yanağına karıştırıyorum sizin isimlerinizi zaten. Seni karıştırdım Ayşe, Nuray mı? Zeynep, o Nuray'dı. Tamam. İkinizi karıştırıyorum zaten.
Efendim ben Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in geldiği dönemdeki din anlayışıyla alakalı sormak istiyorum. Aslında bu konuda bayağı kafam karışık. Yani Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, onun soyu Şanlıurfa'dan geliyordu. Yani aslında Arap değil ama orada yaşanan bir din var ve bir din anlayışı üzerine geliyor İslam. Şimdi mesela bazı noktalarda biraz karışık söyleyeceğim ama Vahabiler... Kimler? Mesela Vahabiler oradaki yaşanan cahiliye dinine tamamen karşı çıkmak için bazı şeyleri inkar ediyorlar. Kendilerince sebepleri bu. İşte putları inkar ediyorlar. Putların yüzünden şefaati inkar ediyorlar mesela. Ama baktığımız zaman da o zamanda yaşanan din çok İslam'la yani ibadet noktasında mesela çok fazla benzerlikleri var.
Onlar yani bazı noktalarda. Onlar da mesela namaz kılıyorlar ya da yani bu tarz benzerlikleri var. Haç var, kurban var. Evet. Hatta bazı şeyler o kadar benziyor ki işte sadece yani tabi bizim aldığımız okuldaki eğitime göre konuşuyor olabilirim. İşte mesela bunları Allah-u Teala birlemeye çalışıyor. Birlemek istiyordu. Bunun önüne koyuyordu insanları. Yani ya bu noktada hani orada olan neydi? O insan hani dinin bir geliş, bir hikmeti vardır muhakkak. Hani neden oraya geldi? Yani o insanlar yani bu konuda çok kafam karıştı açıkçası. Şimdi tarih boyunca insanlar peygamberlerin sağlıklarında peygamberlerin getirmiş oldukları dine tabi olmuşlar. İnsanın en büyük problemi aklını ilahlaştırması.
En büyük problemi heva ve hevesini ilahlaştırması. En büyük problemi nefsini ilahlaştırması. Şimdi aklını ilahlaştırması farklı minvalde, nefsini ilahlaştırması farklı minvalde, heva ve hevesini ilahlaştırması farklı minvalde. insanoğlu tarih boyunca bu üç ilahla uğraşmış kendi içerisinde şimdi bir kimse namaz kılabilir senin kıldığın namaz gibi de kılabilir bu şu anda da ama o namazı kılarken kendi aklını ilahlaştırmıştır bir kimse namaz kılabilir kendi heva hevesini ilahlaştırmıştır bir kimse namaz kılabilir kendini nefsini ilahlaştırmıştır
tarih boyunca bütün peygamberlerden sonra insanları bozan üç ana unsur bu şimdi bugün de baktığımızda git Beytullah'a herkes namaz kılıyor herkes tavaf ediyor veyahut da camilerde herkes namaz kılıyor ama ayet-i kerimede çok azınız iman etmiştir diyor herkes dini biliyor herkes dini öğreniyor ama normalde bu üç ilahtan kendisini kurtaramıyor din Kur'an sünnet vahye dayalı vahyin karşısında sen aklını koyuyorsan vahyin karşısında vahyin önünde aklını vahye dayandırmak değil vahyin karşısında aklını koyuyorsan vahyin karşısında
heva hevesini koyuyorsan vahyin karşısına nefsini koyuyorsan o zaman sen kendince görüntüde Müslüman veya görüntüde inanan bir kimse ama içsel dünyanda inanmış değilsin o gün ki dindarların da problemi bugünkü dindarların problemiyle aynı de aynı noktadaydı bugünkü dindarların bu üç hastalığı nasıl varsa o gün ki dindarların da bu üç hastalığı vardı o gün için putlar görünendi lat menat uzza bugün putlar görünen değil artık bugün insanlar kendilerince akıllarının geldiği noktada görünen bir puta ilah olarak ona bakmıyor
ama bugün putlar içselleşmiş vaziyette o günkü putların normalde insanların kendi içseldiklerinin dışa vurumları vardı lat menat uzza gibi daha başkaları da meşhur en fazla üç tanesi büyük ama yedi tane büyük put vardı o gün için bak yedi büyük put vardı bunun yedi büyük putun hepsinde bir nefis olarak gör yedi tane büyük put vardı Beytullah'a girilirken şimdi yedi tane kapı var ihram kapısı o gün için onu öyle gör bugün için böyle gör o gün için yedi putun karşılığında şimdi nefis meratib olarak yedi makamı gör nefis meratib
emmari levhamı mülhüme mutmun iradi mardi safiye gibi şimdi o günkü putlar meydanda bugünkü putlar kendi içimizde Hz. Mevlana da meslevisinde bu öğretiyi verir der ki sen dışarıdaki putu değil içindeki putlarını kır der asıl içeridedir putun der o içsel putluğu kıramazsan yine kemale eremesin der bütün tarih boyunca dindarların yaşadığı en büyük handikap budur içsel putlardır o gün için o içsel putları kırıcı yeniden bir peygamber gönderir ve o peygamber insanlara Allah'ın dinini söyler Allah'ın dininin o günkü versiyonunu
o günkü halini anlatır ve Allah'ın dinini anlatırken onlara onlar bilmedikleri tanımadıkları bir Allah'ı çağırmaz onlara onların bildikleri tanıdıkları Allah'a çağırır onlar bugün o günün müşrikleri Allah'ı tanımaz Allah tanımaz değillerdi ki onların bilmedikleri bir ilaha çağırmadı onlara onların bildikleri ama şirke düştükleri ilaha çağırdı aynı şekilde Hud da aynı şekilde yaptı ki Hud da onların bilmedikleri bir ilaha çağırmadı Nuh onların bilmedikleri bir ilaha çağırmadı Şit onların bilmedikleri bir ilaha çağırmadı ki
İbrahim onların bilmedikleri bir ilaha çağırmadı ki veya Temmusa veya İsa bilmedikleri bir ilaha çağırmadılar ki bütün insanların bir ilah anlayışı var. Bütün insanların bir din anlayışı var. Biz buradaki insanların bilmedikleri bir Allah'ı anlatmıyoruz ki. Burada şimdi desek ki Allah'ı tanımayan var mı? Herkes bir şekilde bir ucundan tanıyor. Hani hem Mesnevi'de geçer hem de Muhyiddin İbn-i Arabi'de geçer ya der ki körleri toplasak bir tane fil koysak orta yere. Desek ki bu filin herkes bir ucundan tutsun. Herkes diyor filin ucundan tutar. Bacağından tutana desek ki fil neye benziyor? Sütuna benzer der diyor. Kulağından tutana desek ki fil neye benzer? Kepçeye benzer der diyor. Filin hortumundan tutana desek ki fil neye benzer? Hortuma benzer der diyor.
Birisi gitse filin bu göğsünden tutsa fil neye benzer desek? Tepsiye benzer diyor. Ama hepsi de tuttuğu yerle alakalı fil bir şeye benzer. İşte diyor. Körlerin de Allah'ı tanıması ve bilmesi böyle bir şeydir. Kör insan Allah'ı bir tarafından tutar onu ona benzer. Birisi der ki rızık veren sadece. Onu rızık veren olarak tanır ve rızık veren olarak ibadet eder. Yanlış mı? Değil. Tam mı? O da değil. Eksik mi? Evet. Ama biz ona sen böyle bir rızık verici Allah'a ibadet edemezsin diyebilir miyiz? Hayır. Bak buradaki onun bakış açısı, onun görüşü kendisine ait. Doğru mu? Evet. Ve bütün insanlar bu noktada kendilerince bir Allah'a bakış açıları vardır.
Kendilerince bir Allah'ı tanımlamaları vardır. Bunlar doğru minvalde gidenleri de vardır. Eksik minvalde gidenleri de vardır. Ama onlar Allah'ı tanıyorlar. O günkü Mekke müşrikleri de kendilerince bir Allah'ı tanıyorlar. Kendilerince bir din anlayışları var. Bir kısmı zaten İbrahim'i. Mesela Mekke'de Musevi yok. Mekke'de hiç İsevi yok. Mekke halkı aslında ve oraya gelenler hacca gelenlerin büyük bir çoğunluğu kendileri İbrahim'i. Biz onları İbrahim olarak nitelendiremeyişimizin sebebi onların şirke düşmüş olduklarından dolayı. Mekkeliler bu noktada dinsiz değil ki. O zaman onların Allah inancını içselleştireceğine maddes yani nefis, heva, heves ya da akıl dediğimiz ilahları maddesel manada zirveye taşımışlardı gibi.
Evet. Normalde onlar o ilahların ilahları için ayet-i kerimede ne diyor? Onlar kendilerini Allah'a yaklaştıracaklarını zannettiler onunla diyor. Normalde o ilahların kendilerince şekilleri şemalleri vardı. Kendilerince orada hani şekillenmiş vücuda bürünmüş halleri vardı. ve onlar onu kendilerini Allah'a yaklaştırıcı olarak görüyorlardı. Yani götürüyorlardı. O ilahların önünde kurban kesiyorlardı. Ve diyorlardı ki o ilahların önünde kurban kestik bununla biz Allah'a yaklaşacağız. Veyahut da işte o ilahın önüne yiyecekler götürüyorlardı. Pişmiş yiyecekler götürüyorlardı. Ve onlar diyorlardı ki bu pişmiş yiyecekler bu ilah yiyecek. Halbuki o ilahların bulunduğu bütün yerlerde arkasında evler vardı.
Ve o ilahın temizliğini yapan çevre düzenlemesini yapan orada duran insanlar vardı. Onlar kendilerini kutsallaştırmışlardı. O yiyecekleri içecekleri alan o hediyeleri alan onlardı. Hatta meşhurdu ya ilahın birisini yıkmaya gittiler bir türlü yıkamadılar. En sonunda Hz. Ali Efendimiz gitti orayı yıktı yıkınca ilahın içerisinden bir kadın çıktı. İlah yıkılınca kırılınca içinden bir kadın çıktı. Kadın böyle deli mecnun gibi başladı etrafa çırpınmaya bağırılmaya çağırılmaya bir rivayette Hz. Ali Efendimiz'in onu katlettiği bir rivayette onun kaçtığına dair rivayetler var. Ve içinden o kadın çıktı. ilahın içinden konuşanın o kadın olduğu ve o kadının sesinin de tuhaf olduğuna dair rivayetler var.
Şimdi dinsiz hiçbir toplum yoktur. Biz şimdi kendi kendimize bize tuhaf gelir. bir Budist Buda'nın önüne akşam olunca gider yiyecekleri koyar Buda'nın önüne sabah gittiğinde o yiyecekleri kendisi alır yiyer. ona vurduğunda der ki ben Buda'ya hediye ettim o da bana hediye etti. Bize şimdi saçma gelir bu. Öyle değil mi? Yani ne alakası var gittin Buda'nın önüne muzu koydun ondan sonra ertesinde sabahleyin gittin aldın Buda bana hediye etti diyor. inancı bu onun ama onun bir inancı var. Onun bir inancı var veya onun da haç vazifesi var. Bazen söylüyorum bir belgeselde izlemiştim yedi tane böyle işte ibadethane gibi yer var böyle dört ayak gibi imekliye imekliye gidiyorlar o yedi tane ibadethaneye dolaşan kimse haç oluyor.
Hindular Ganj Nehri'ne gidip yıkanınca hacı oluyorlar. Günahlarından temizlenip hacı oluyorlar. Yemen'de bir nehir var o nehre gidip yıkanan kimse o günkü toplum için hacı oluyor, temizleniyor. İnaçların içerisinde haç ibadeti var. İnaçların içerisinde bir sudan yıkandıktan sonra hepsi bir nehire giriyor veya bir suya giriyor günahlardan temizlendiğine inanıyor. Şimdi biz buna baktığımızda İslam'la ne kadar örtüşüyor öyle değil mi? Peki Müslümanlar gidiyor ne yapıyorlar?
Hacca gittiklerinde zemzemle yıkanmak için yarışıyorlar. Zemlemle yıkanıp temizleneceklerine inanıyorlar. Kefenlerini götürüyorlar hacca ömreye giderken. Beytullah'ın önünde şimdi hala da duruyor mu bilmiyorum çeşmeler var. Şey zemzem akıyor oradan. Götürüyorlar kefenlerini zemzemle yıkıyorlar. Beytullah'ın şeyini de kurutuyorlar ve öldüklerinde o zemzemle yıkanmış kefenleriyle gömülmek istiyorlar. Kim yapıyor bunu? Müslümanlar yapıyor. Ganj nehrinde yıkanan Hindu ile Yemen'de nehrin adı aklıma gelmiyor yıkanan Hristiyan ile şeyde duvarın dibinde ağlayan Yahudi ile arasında mantelit olarak ne fark var?
Aslında Müslüman daha maddeye dökmüş oluyor buna ama normalde şimdi baktığımızda mantelit açısından baktığımızda işte Himalyalarda ondan sonra kendince yedi tane mescidi veya kendince yedi tane ibadethanesini ziyaret eden kimseyle Gaj nehrinde yıkanan kimseyle Yemen'de nehrin adı aklıma gelmiyor nehirde yıkanan Hristiyan ile şeyde söyle ver şunu Nil'de yıkanan Kıbti ile duvarın dibinde ağlayan Musevi'nin arası ne fark kaldı?
Bir fark yok hepsi dini kendince inandığı şeyi mantelit açısından baktığımızda oradaki o kimse de kendi inancını yaşıyor ve kendi inancıyla diyor ki ben günahlarımdan affoldum şimdi Kıbti Nil nehrine girdi çıktı dedi ki ben günahlarımdan affoldum Hindu Ganj nehrine girdi çıktı ben günahlarımdan affoldum dedi Müslüman Beytullah'ı yedi şart yaptı tavaf etti ben günahlarımdan affoldum dedi Hristiyan gitti Yemen'de bir nehrin suyundan yıkandı ben günahlarımdan affoldum dedi Yahudi gitti ağlama duvarında oturdu ağladı ayakta durdu
dua etti ben günahlarımdan affoldum dedi bir kısım Hristiyanlar Efes'e geldi Meryem Ana kilisesini ve Meryem Ana'ın orada Vara diye kabul edilen kabrini ziyaret etti hacı oldu günahlarından arındı Tarsus'a gitti Tarsus'ta bir kilise var Tarsus'taki kiliseye gitti orada ibadet etti hacı oldu Hristiyanların altı yedi tane Anadolu'da haç merkezleri var neden Anadolu'yu kellerince onlar işgal etmek istiyorlar Anadolu'da altı yedi tane haç merkezleri var Avrupa'da hiçbir tane haç merkezleri yok bir Hristiyan Avrupa'da hacı olacağı
hiçbir yer yok mesela bir Hristiyan gitse Vatikan'da Vatikan'da hacı olamıyor Vatikan'da hacı olamıyor Vatikan'da papayı ziyaret ediyor Hacı olamıyor Hacı olamıyor Hacı olabilmesi için Hacı olacak merkezlerin hepsi de Anadolu'da var Enteresan Orta Doğu'da da yok Enteresan Kudüs'te de yok Anadolu'nun kıymetine bakın yani onlarca kutsal yani hacı olacak nerede hacı olacak Türkiye'de hacı olacak Müslüman bir ülkede onlar diyor ki onlar diyorlar ki bizim kutsal topraklarımızı bunlar işgal etti biz bunları tekrar Orta Asya'ya sürmemiz lazım
bunlar geldiler bunları işgal ettiler buraları bizim de bizim kutsal topraklarımız diyorlar Anadolu onlar için kutsal toprak biz onların kutsal topraklarını da işgalciyiz öyle görüyorlar ama hacı oluyorlar onlar da şimdi biz buradan baktığımızda Müslümanlar yani dünya insanlığı için yani İslam zaten hepsi de Adem'den itibaren hepsi de İslam biz şimdi bir Hristiyanın kendince haç mantelitesini böyle haç mı olur dediğimizde aynı şeyi o da bize söyler ne yani ben geldim Efes Harabilerinde dolaştım Meryem ananın kabrini ziyaret ettim
benimki hacı oldu hacı olmadı sen gittin taşın etrafında yedi sefer döndün hacı oldun öyle mi oturdu bir tane kippa taktı dua etti ağladı orada ağladı hacı oldu senle gittin Arafat'ta durdun elini açtın dua ettin hacı oldun haccın farzı kaç?
ihrama girmek Arafat'ta vakfı Arafat'ta vakfıya durmak tavaf etmek var mı başka? vacipleri var üç vacipleri var Hanife'ye göre farzını soruyorum üç tane bitti bir kimse ihrama girdi hacca niyet etti Arafat'a çıktı bir dakikada dursa hatta Arafat'ta helikopterle küt küt küt …
onu dolaştırsa götürse Mekke'ye koysa onu Tatlıverli'nin üzerine otursa dört seferde tavaf ettirse hacı oldu oldu oldu oldu oldu Peki efendim biz şimdi o zaman şu an yaptığımız şey Allah'ı içselleştirip maddeden manaya çevirmemiz gerekirken aklı heva hevesi bir de nefsi yani onların yaptığı tam tersiydi ve bizim şu anda yaptığımız tam tersi nasıl anlatacağım bilmiyorum ama yani biz o diğer putları içselleştirdik Allah'ı maddeselleştirdik
Biz normalde eğer dini içselleştiremiyorsak açıkçası bu yani bizim din algımız içselleşmiyorsa bizim din algımız Allah'ı tanıma ve bilme noktasına gitmiyorsa bizim din algımız zahirden batına doğru yürümüyorsa bizim onlardan bir farkımız yok o yüzden bütün dinlerin bir veçesi sufiliğe kayar yani içselliğe doğru kayar eğer mesele sadece zahir boyutta kalırsa bir farkımız kalmaz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden önce de tavaf yedi şaftı onlar da yedi kez tavaf ediyorlardı onlar da say yapıyordu onlar da sayda koşarken
Hacer annemizin makamına bakıyordu onlar Hacer'in kıssasını biliyordu onlar İbrahim'in kıssasını biliyordu onlar diğer peygamberlerin kıssalarını biliyorlardı Hz. Peygamber'in ümmiliğini de biliyorlardı o yüzden gelip bu diyorlardı ki ümmi okuması yazması yok buna ne soralım buna bizim kitaplarımızda olandan soralım kendi kitaplarından olanları soruyorlardı imtihan etmek için din içselleşmediği müddetçe yani dini daha doğrusu yaşayan insanlar din algılarını ve anlayışlarını içselleştirmiyorsa
bir anlamı yok zaten bugün dünya üzerindeki bütün inananların problemi bu dinin içselleşmemesi bir Hristiyan da içselleşmiyor bir Yahudi de içselleşmiyor bir Hindu da içselleşmiyor aynı şekilde bir Müslüman da içselleşmiyor din kabukta kalıyor dün de problem buydu bir önceki günde problem buydu bundan bin yıl önce de problem buydu bin yıl sonra da problem bu insanların din anlayışlarının din algılarının din inanışlarının din inanışlarının içselleşmemesi iman nedir dediğimizde kalp ile tasdik diyoruz kalp ile tasdik içsel
bütün imamların toplandığı bir nokta var bir kimse kalp ile tasdik ettiyse iman ehlidir diyor sebep çünkü dil ile ikrar hukukla alakalı etrafındaki insanlarla alakalı ama kalp ile tasdik insanın kendisiyle alakalı içsel senin dışından sen yüz bin sefer la ilahe illallah desen ne olacak için onu tasdik etmediyse sen namaz kılsan ne olacak için onu tasdik etmediyse sen bir ibadeti normalde zahir noktada yapsan içsellik olarak için onu kabul etmediyse onu içselleştirmediysen ibadet kabukta kaldı onun içselleşmesi lazım
sıkıntı bu zaten bir kimsenin Allah'a imanı içselleşmesi lazım o içselliği yakalayamıyorsa kalbinde o gümbürtüyü duyamıyorsa kalbinde o içselliğin verdiği huzuru alamıyorsa kalbinde o içsellikle alakalı bir perde açılmadıysa bir anlamı yok Yunus'un dediği çıkıyor dışı müslüman içi kafir çok olur diye o yüzden Yunus'u neden istemedi zamanın alimleri neden sufileri istemez zamanın alimleri sufiler içselliği isterler sufiler içselliğe doğru yol yürümek isterler içselliği yürüyünce işte namazın arkasında
evliya menkıbesi ya yani imam namaz kıldırıyor ama eşeğini bağladı mı bağlamadı mı onu tereddüt ediyormuş namazda namazda imam namaz kıldırıyor eşeğe bağladın mı bağlamadın mı eşeğe şuraya mı bağladın buraya mı bağladın arkada meczubun birisi namazda dayanamamış namazın ortasında bağırmış imama çok özür dilerim yeter lan demiş şu eşeğe bağla artık bir yere demiş eşeğe bağla bir yere tabi eşeğe bağla derken o eşeğe mi söyledi içindeki eşeği mi söyledi içindeki eşeğini biriye bağlayamayan insan namaz kılsa ne olacak
içindeki eşeğe bir türlü bağlayamadı Efendim ben mesela bazı noktalarda çok böyle içimden inkar ettiğim oluyor yani anlayamadım inkar ettiğim oluyor içimden hani çok mesela kabullenemediğim yani hani nasıl diyeyim inanmıyorum demek ki o noktalarda yani yapıyorum bazı şeyleri ama bu işte içselleşmemesi bunun içselleşme işinin normal din insanda içselleşmezse mesela işte günah kabahiri yapar şey yapmaz etkilenmez ondan din bir kimse de içselleşmezse mesela içselleşmedi ya o gider günah kabahiri çok rahat işler o günah kabahiri işlerken
sızı duymaz içinde mesela o hadis-i şerifler ağır gelir ya bize aslında o içsellikle alakalıdır ben öyle yorumlarım hani içinde kalbinde bir kimse içinde iman ile zina edemez hadis-i şerif yani iman ile zina edemez dediğinde içsellik var burada yani sen iman ettiysen zina edemezsin iman ile zina aynı yerde olmuyor aha içsellik var burada oysa zina hani bir kimse görmez ya zina ettiğini yani zina ettiğinde sen varsındır inanıyorsan bir daha Allah vardır yani diyor ki bir kimse iman ile zina aynı yerde olmaz diyor doğru da dini içselleştiriyor
mesela bir kimse iman üzerine içki içemez diyor bakın iman üzerine içki içemez iman üzerine hırsızlık yapamaz hadis bunların hepsi de tabi bu hadisleri şimdi bu içsellikten uzak olanlar ya işte bu böyle yorumlanır mı canım bu böyle hadis mi olur canım ya bu böyle uydurmadır bu hadisler ya sebep zinaya meyilli çünkü içselleştirse imanı içselleştirse dini o zaman peygamberi de içselleştirecek onun söylediğini de içselleştirecek tabi olacak ha nefsimiz ağır gelen şeyler vardır ya mesela işte namaz dinde yıkılan son kaledir
ufff namazı yoksa dini yıkıldı o kimsenin ağır gelir ya bize bu bu herkese ağır gelir namaz ya işte müslümanların en çok yıkıldığı yer orası şimdi namaz ağır geliyor imama ağır geliyor ya diye ağır geliyor namaz ilahiyat mezunu gelmiş bana bir şeyler konuşacağım diye uğraşıyor yaşadığım şey böyle bir şeyler konuşacak oldu sen önce namazını kıl dedim böyle baktı namazın farzına inanıyorsan bak burada o kimse namazın farz olduğunu biliyor ama içselleşmiyor içselleşmediği için namazı kılmıyor sıkıntı bu bu en büyük dindarların görünmeyen en büyük problemi
Hristiyanı Yahudisi Hindusu Budisti Müslümanı değişmiyor bir şey yani bir Budist de kendi inancını içselleştirmiyor hani zaman zaman örnekliyorum ya işte tekkeye diyorum işte Avrupa'dan eğitimciler geldi tekkeye Avrupa Avrupa Birliği Ertan unutma sana bir şey vereceğim tamam mı?
İsa önemli değil Avrupa Birliği kendi finans etmiş işte böyle geçmiş gün 35-40 tane eğitici Avrupa Birliği'nin değişik ülkelerden İtalya, İspanya, Almanya, Hollanda, Belçika, İsviçre böyle ülkelerden eğitimcileri seçmiş işte demişler ki bu uyuşturucuyla şunla bununla nasıl mücadele ediliyor işte İstanbul'a gelmişler İstanbul'da sormuşlar soruşturmuşlar böyle aklı başı yerinde bu işleri yapan kim var İstanbul'dan demişler ki Bursa'da Karabaş Veli Tekkesi var işte onlar böyle gençleri eğitiyorlar şunu yapıyorlar bunu yapıyorlar
ama işte Bursa Valiliği ne bileyim işte eğitimcisi sucusu bucusu incelemişler araştırmışlar Bursa'ya geldiler tekkeye biz semadan önce bir kısa görüştük semadan sonra oturduk işte bir iki röportaj ettiler bizim tekkede de hani medreseden gelme kimse yok ya yok medreseli değiliz biz bizimkilerin hepsi de uçtu kaçtı insanlar meyhaneden oradan bardan pavyondan toplanma insanlar e ben de öyleyim zaten ben kendimi de başka bir yere koymuyorum zaten var mı medresede okuyan erkeklerde?
yok hiç birisi de medreseli değil cahil hepsi desek yalan olur geldiler şimdi bu eğitimcilerin hepsi de işte tanımlamaya çalışıyorlar ne yapıyorsunuz siz? işte oradan birini tutmuşlar birine sormuşlar sen daha önce işte uyuşturucu kullanıyor mudun? bir de ben böyle rahat konuşuyorum ya dibine kadar demiş o çevirmenler işte dibine kadar demişler anlayamadık dibine kadar nasıl oluyor filan ben dedim ki hiç ayılmamış yani dibine kadar dedi o dedim sabahleyen kalkmış ondan sonra işte uyuşturucu bulamazsa hap atmış bulamazsa esrar işmiş
işte bulmuş şunu yapmış bunu yapmış dibine kadar dedim bu dedim hiç ayılmıyor ben öyle deyince o birisi dedi kendisi biliyor mu hiç ayılmamı iyi dedi biliyorum dedim ben hiç hayır ben hala da ayık değilim dedim ben şimdi o sefer ohu böyle durdular hani hala da ayık değilim diye ne kullanıyor diye sorular mansur şarabı dedim haydi mansur şarabı nedir bir muhabbet kaynadı bizim nerede buluruz diyorlar satılacak burada diyorum ben işte üretimi burada üretiliyor satışı burada sunumu yine burada neyse sonunda işte tanışıyoruz ya
bayanın birisi işte dedim hangi dine mensupsun hani sormak ayıp işte ben hristiyanım harikasın dedim ya inanıyorsun yani evet hiç gördün mü isha aleyhisselam'ı dedim ben hayır dedi meryem'i gördün mü işte bayansın hayır dedi o ispanyalı var bir tane ona sordum bayan hani böyle sıradan soruyorum sen ben dedi şeyim muhsevi sen gördün mü musa aleyhisselam hayır bunların hepsi de ben israil peygamberi sıralıyorum öykü ne dedim sen ne sen neye inanıyorsun gerçekten bir tanesi budist budiste dedim sen budaya inanıyorsun
evet hiç dedim budayı gördün mü rüyanda hayır dedi bana dedim budanın heykelciğini gördün mü hayır dedim iyileştirmemişiniz inancınızı o isayı gördün mü dedim dayanamadı bakıyor bana böyle fırsat bekliyor bu şimdi soracak dedim ben isayı sen gördün mü diye dedim ben de dedim çatlatacağım buna dedim bu durdu sen isayı gördün mü dedi evet dedim böyle baktı hatta benim sakalımın dedim stilini çok sever gidiyor okşar benim sakalımı dedim bu durdu şimdi dedim çok hüzünlendim de gelir dedim beni teskin eder dedim tak kadar gelir dedim
teskin eder beni konuşur ben de dedim ben senden fazla isayı dedim seviyorum sen iyi sevirsin dedim isayı tanımıyorsun keşke dedim isayı görsen sen şimdi bir hristiyana keşke isayı görsen de der mi müslümanlar demez keşke isayı görse ama sebep doğru yolu bulur hani hadis-i şerif var ya Musa da İsa da benim zamanımda olsaydı benim peygamberliğime iman ederdi diyor benim getirdiğime iman ederdi ben o hadis-i şerifi ölçü aldım kendime bu ne demek yani benim zamanımda onlar benim zamanımda olmuş olsalardı bana iman ederlerdi
şimdi İsa'yı rüyasında gören bir kimse Hz. Muhammed Mustafa'ya iman eder çünkü sebep o çünkü hadis var o hadis tecellede o hadise göre normalde bir kimse İsa Aleyhisselam'ı rüyasında görse o İsa Aleyhisselam ona der ki Muhammedi ol din içselleşmediğinden dolayı sıkıntı var şimdi hadis-i şerifler var ya hani ahir zamanda Mehdi çıktığında Hristiyanlar böyle en yakın Müslüman olacaklar ondan sonra en yakın Yahudilerin bir kısmı Museevilerin bir kısmı Müslüman olacaklar diye bunlar neyle olacaklar bugünkü Müslümanların
haline bakıp da mı Müslüman olacak onlar ben ona inanmıyorum bugünkü Müslümanlar zaten dübdüzgün Müslüman olmuş olsa ülke zaten bizim Müslüman İslam alemi zaten dirilecek şu anda Müslümanlar da kendi din dindarlıklarını içselleştiremiyor ki kendi inanışlarını içselleştiremiyor ki rüşvet alıyorlar mı evet hırsızlık yapıyorlar mı evet haksızlık yapıyorlar mı evet adaletsizlik yapıyorlar mı evet kayırmacılık yapıyorlar mı evet çalıyorlar mı evet çırpıyorlar mı evet zina ediyorlar mı evet her türlü melaneti işliyorlar mı
evet Müslümana bakıp kim Müslüman olur ki Avrupa'ya giden işçi olarak gidenlerimiz eğer bizim dini hassasiyetlerimiz önde olmuş olsaydı örneğin Avrupa'ya gidecek olanların hepsini bir dini eğitimden geçirip de Avrupa'ya göndermiş olsaydık Avrupa Müslüman olurdu bizim Avrupa'ya giden insanlar orada Müslüman oldular sebep onlardır ritme kendimizi koruyalım kendimizi koruyalım onlar Hristiyan biz de Müslümanız ama dinimizi öğrenelim yaşayalım derken Müslüman oldular mesela bir kısmının böyle bir derdi olmadı o kaydı gitti zaten
onlara benzedi yani böyle işte Türkçe'yi konuşurken bile böyle gevşek gevşek konuşmak sanki böyle anlamıyormuş konuşamıyormuş gibi konuşmak bu tarzlarla geldiler ilk önce gelirlerken neden dejenere oldular biz mahalleden gönderirken normal pantolonla gönderdik adam kısada ondan geldi mahalleye altında bir tane Ford Capri tek kapı araba işte arabanın kenarında pura içmeler ya şapkasını yan yatırmalar bizim alt sokağımızdaydı işte devamlı böyle sarhoş içiyor falan çok para harcıyor ben de dedim seni pantolonla gönderdik
donsuz geldin dedim böyle bir mevzu oldu dedim seni pantolonla gönderdik donsuz geldin sen dedim böyle baktı şimdi bu nasıl laf ya dedi basbaya laf dedim mahallede ne donsuz dolaşıyorsun dedim donsuz dedim burada bir normal şort giyiyor yasak mı dedi yasak mahallede böyle dolaşmak dedim birinci gün sana seslenmedim yarın sopayı yersin benden dedim bizim üç sokağa çıkmadı hiç akrabası vardı yemin ettim burada görürsem onu dedim hayatlarını kırarım dedim normalde onlar eğer dini bir eğitimden geçmiş olsaydı Avrupa İslam olurdu
olur mu şimdi olmaz ben bazen böyle hani arkadaş, akir arkadaşlara derim ya yanınıza götüreceğiniz taşıyacağınız insana bakın neden bir kimse derviş olacaksa dahi olmaz ya olmaz o yüzden din içselleşmediği müddetçe şahsın üstünde o kimse dindarlığın lezzetini alamaz bak mesela hadis-i şerif biz o hadis-i şeriflere böyle zahir olarak bakarız kişi annesinden babasından eşinden eşinden daha fazla beni sevmedikçe imanı kemale ermez içsellik bak direkt içsellik daha fazla namaz kılmadıkça değil
daha fazla oruç tutmadıkça değil efendim hadis metninde iman etmez diyor hatta yani öyle öyle hani evet bunun birkaç rivayeti var ben hafif olanla seçiyorum kolaylaştırınızdan ben hadislere bakarım en kolayını alırım insanlara anlatacağım anlatacağım zaman gözlerinden korkmasınlar içsellik demiyor hadis-i şerifte bütün gece namaz kılmazsanız bütün gününüzü oruçlu, bütün günlerinizi oruçlu geçirmezseniz işte şunu şöyle yapmazsanız bunu böyle yapmazsanız demiyor diyor ki annenizden babanızdan eşinizden çocuğunuzdan malınızdan
mülkünüzden makamınızdan mevkinizden şanınızdan şöhretinizden her şeyinizden fazla seviyorsan ama beni sevmedikçe kim peygamber imanınız ben yine kendi ölçü aldım metni kullanayım böyle sevmedikçe imanınız kemale ermez olgunlaşmaz içsellik ama bu sevmek ne bakın içsellik yani normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her şeyinden fazla seveceksin e seviyorsan o zaman onun getirdiği bir ölçü var onun getirdiği ölçü mü senin aklının ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü senin nefsinin ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü
senin heva hevesinin ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü çok özür dilerim senin kıytırıktan okuduğun bir kitabın ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü işte Darwin'in ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü işte Platon'un ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü Aristo'nun ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü ilk siyasi partinin liderinin ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü dünyanın kabul ettiği ekonomik sistemin ölçüsü mü onun getirdiği ölçü mü İşte dünya şimdi böyle canım böyle yürümek zorunda o yüzden o ölçü mü?
Bak bütün hayat geçiyor. Peygamberin getirdiği ölçü mü? Senin işte evlenecek olduğun kimsenin ölçüsü mü? Peygamberin ölçüsü mü? Senin babanın ölçüsü mü? Peygamberin ölçüsü mü? Senin annenin ölçüsü mü? Peygamberin ölçüsü mü? Senin arkadaşının ölçüsü mü? Hayat bambaşka oldu. Dini anlayışın da bambaşka oldu. Dini tarzın da bambaşka oldu. Çok enteresan hadis-i şerif. Diktiğimiz zaman bu hadis-i şerifini kimin üzerinde uygularız? Kim kalır meydanda? Yani daha doğrusu dindarlar bir dini iman etmiş ve bir dini yaşama noktasında gayret gösteren insanlar.
Bakın İslam demiyorum bunu. Dinde bir kimse içselleşmiyorsa kabukta kaldı. Yani bir Hristiyanla, Müslümanla, iyi sevinin arasında çok fazla bir fark kalmaz. Muhakkak fark kalır. Bir kimse zahiren Hz. Muhammed Mustafa'ya iman etmiş. Yani onun muhakkak bir artısı var, getirisi var, üstünü var. Ben bunu bir şey demiyorum. Ama yani dindarlık algısı açısından ne kadar fark olur ki ya. Bir soru daha sorabilir miyim? Efendim samimiyet nedir peki? Bunun ölçüsü var mı? Anlamadım. Samimiyet nedir? Samimiyet yani bir kimsenin kendi içinde, ben onu şöyle tanımlayayım samimiyeti, karşılıksız. Samimiyetin benim nazarımda ölçüsü karşılıksızdır.
Karşılıksız olmaktır. Dindeki samimiyet karşılıksızdır. Allah'tan bir karşılık beklememektir. İki kişinin samimiyeti birbirinden bir şey beklememektir. İyi olmasını beklememek de mi dahi? Efendim? İyi olmasını beklememek. İyi olmasını beklemek. Beklememek de mi samimiyet? Yani hani bu iyilik yapsın ya da iyi biri olsun diye. Bunlar benim yaşadığım şeyler değildir. Ben birinci derecede hayatı öyle algılarım. Mustafa Özbağ sen iyi ol, sen iyilik yapmaya çalış, sen doğru ol, sen doğruluk yapmaya çalış derim. Ay şey iyi mi olur, kötü mü olur?
Ben vazifemi yapmaya çalışırım. Benim hayat algım biraz farklı olabilir. İnsanlara bakış algım da farklı olabilir. Ben Ayşe'ye karşı olan sorumluluğumu yerine getirmeye çalışırım. Ben Ayşe'ye samimi olmaya çalışırım. Benim duruş noktam odur. Ben bütün kardeşlere, arkadaşlara samimi olmaya çalışırım. Hiç kimseden hiçbir şey beklemem. Yani bir şey de istemem. Ama yani ben samimiyete o açıdan bakarım. Yani samimi olmak, yani karşılık beklememektir. Ben öyle görürüm.
Tabii onun çok hani veçeleri vardır da, yani samimi olmak, içinden pazarlıklı olmamak, samimi olmak, için dışında olmak, samimi olmak. Yani ona karşı senin kafanda bir soru işareti olmaması, şek şüphen olmaması. Yani samimiyete o açıdan bakarım. Zor bir noktadır bu. Yani bugünkü insanların arasında da zor bir şeydir. Yani sebebi şudur. Yani bir kimse, yanındaki kimse çok samimi olmaz, olamaz. Yani açamaz kendini ona, korkar. Mesela bir kimsenin yanı başındaki kimseden beklentisiz olması çok zor bir şey bu zamanda. Yani o beklentisizliği yakalamak gerçekten çok önemli bir şey.
Yani samimiyetin en önemli aşamalarından birisi beklentisizlik. Bunlar böyle toplumun şu anda insanların kaydığı yerler. Yani ben bazen zaman zaman söylüyorum, kafası karışıyor insanların. Hani işte bir kimse eşinden çay bekler değil mi? Beklentidir bu. Baban evde senin çayını, onun doldurmanı bekliyorsa beklenti bu zor. Veyahut da işte evli bir bayan kocası ondan bir şey bekliyorsa, yani bu beklentisizliği yakalaması çok zor.
Mesela din, işte bir topluluğun içerisinde insanların beklentisiz olması çok zor. Samimiyet, insanı insanı kâmül eden bir olgu. Yani mesela benim birine karşı samimiyetim yıkılırsa ben onun yüzüne söylerim.
Ben kendi samimiyetime bakarım çünkü. Yani ben karşımdaki insan samimi mi değil mi diye bakmam, onu incelemem, beni ilgilendirmez o. Ben mesela işte Sahide Hanım'a bakarım, ben Sahide Hanım'a karşı samimim miyim değil miyim derim. Benim Sahide Hanım'a karşı kendi içimde, kendi içsellemde samimiyetim yıkıldıysa ben Sahide Hanım'ın yüzüne derim. Benim sana karşı olan samimiyetim yıkıldı, yolumuz ayrıldı derim. Bu benim için çok önemli bir şey. Kendi içsel dairemde. Bu insanların arasında çok önemli bir şey. Ya ben kolay kolay kimsenin dersini almam.
Birine karşı mesela samimiyetim yıkıldıysa, kendi samimiyetim yıkıldı ona. O öyle bir şey yaptı, benim samimiyetimi yıktı. Veyahut da ben yıktım. Önemli değil. Ben onun dersini alırım. Benim gönül bağım kalmadıysa, onun derim ki benden bir şey alacak bir şey yok. Öbür taraftaki bir kimse örneğin işte dalmıştır, sarhoştur, her türlü şeyi yapmıştır.
Benim ona samimiyetim yıkılmadıysa, mesele değil. Onunla yolum devam eder. Ben samimiyet benim için çok önemli. İnsanlar insanların dışlarına bakar, ibadetlerine bakar, bir şeylerine bakar. Ben bakmam. Ben birinci derecede kendi samimiyetime bakarım. Sesinden, soluğundan, konuşmasından, mesajından, davranışlarından. Ben ona karşı bir samimiyetim varsa mesele bitmiştir. Bunu örneklemek isterse mesela ben Saidi Hanım'la zahiren hiç görüşme dedim. Telefonda görüştüm ilk önce. Öyle olmadı mı? Beni davet etmiştin değil mi? Beni davet ettik yaşana, gelirim dedim ben. Hatta böyle bir mevzu hiç önemli değil dedim.
Bir kişi de olsan gelirim dedim. Nerede Abdullah ya? Ne dedi biliyor musun telefonda ben onu? Dergah yaparım ben sana burada dedi. Haberin var mı senin? Dedi ki sen gel ben burada dergah yaparım bir tane dedi. Hem Karabayşı Veli'den daha iyisini yaparım dedi. Bursa'daki dergahtan daha güzelini yaparım dedi. Tabii. Bak şimdi samimiyeti konuşacağım ya. Samimiyet. Dergah var şimdi Keşan'da. Bak samimiyet böyle bir şeydir. Ben ona çok inanırım. Çok değer veririm ben ona.
Ben birine karşı da samimiyetim yıkılmaması için mücadele ederim. Yani derim ki ya öyle anlamıştır. Böyle anlamıştır. Yok şunu böyle görmüştür. Yok bunu böyle görmüştür. Bir insan kendini daha iyi aldatır. Ben kendimi güzel aldatırım. Ama o samimiyet o yüzden insanların ikili ilişkilerinin içerisinde çok önemli bir şey.
Yani bir ben hiç kimseye karşı samimiyetimi yıkmak istemem. İki, birisinin samimiyetini de yıkmak istemem. Mesela ben hiç kimsenin bir dergaha bağlı ben ona neden buraya bağlandın demem. Onun samimiyetini yıkmak istemem. İşte evlenmiş. Ben neden bu adamla evlendin demem. Demiş derim ki evlenmişin artık. Evliliğini götürmeye çalış. Evlenmişin. Evliliğini yürütmeye çalış. Son noktaya kadar götür. Ben onun samimiyetini yıkmak istemem. Bakarım, analiz ederim. Duvara dayanmış. Bitmiş bu derim ben. Ha bu iş bitmiş. Senin burada mücadele edecek bir alanın yok. Bırak derim ben. Çünkü onun bakarım. Samimiyetinin yıkıldığını görürsem derim ki bu yürümez artık.
Mesela ikili ilişkilerinizde buna çok iyi dikkat edin. Samimiyetinizi yıkmayın. Babanız, anneniz, eşiniz, kardeşiniz, arkadaşınız. Değerli kardeşleriniz, samimiyetinizi yıkmayın. Bu olmazsa o din. Allah'a karşı olan samimiyetini yıkma. Peygamber'e karşı olan samimiyetini yıkma. Samimi ol. İçten ol Allah'a karşı. İtiraf et. Allah, senin Allah'ın biliyor mu biliyor. Bildiği halde itiraf et. O senin samimiyetini gösterir. Senin peygamberin otur itiraf et. O senin samimiyetini gösterir. Senin üstadın otur itiraf et. Senin samimiyetini gösterir o. Arkadaşın otur itiraf et.
O senin samimiyetini gösterir. Senin eşin otur itiraf et. Senin samimiyetini gösterir. O senin baban iyiyle kötü de olsa baban otur konuş itiraf et. Samimiyetini göster ona. İster anlasın ister anlamazsın. O senin annen otur konuş. Samimiyetini göster ona. İster anlasın ister anlamazsın. İnsanların arasında eksik olan duygu. Bir kimsenin samimiyetine şek şüphen olsa onunla doğru noktada yol yürüyemezsin ki. Yani şimdi benim samimiyetimle inanmamış olsa yol yürüyemez ki. Yapamaz bir şey. Veyahut da ben onun samimiyetine inanmamış olsam bir şey yapamam ki.
Ne diyebilirim ki ben? Erdoğan'ın samimiyetine inanmayacağım. Erdoğan'la iş yapacağım. Bu benim nazarımda iki yüzlülük değil. Çok yüzlülük. İhanet, hainlik bu. Ben örnekliyorum bunu. Erdoğan'ın samimi görmüyorsam ne işim var benim onunla? Ben ona samimi değilsem birinci derecede benim onunla ne işim var? Onun samimiyetine bakmadan ben kendimi eğer onunla karşı samimi görmüyorsam benim onunla ne işim var?
Ben ona samimiysem o zaman onu normalde hani şunu şöyle yap bunu böyle yap şunu şöyle olsun bu böyle olsun derim. Burası benim yerim yaslanacağım buraya. Ona derim o zaman. Öbür türlü bir şey diyemem ki ben ona. Ben ona samimi değilim. Ben ona ne diyeceğim? İnsan kendisiyle tenaküza düşer. Samimiyet önemli. Bu zahirsellikten önce içsel duygusallık bu. Önemli. Selamun aleyküm efendim. Aleyküm selam.
Anladığım kadarıyla ilk başta söylediniz. O samimiyetin kişinin kendiyle başladığı. Sizde yani. Karşıdakiyle ilgili değil. Peki sadece sizde olan şey nasıl yıkılabiliyor? Sadece sizde olan şey? Nasıl yıkılabiliyor? Nasıl yıkılıyor? Normalde bir kimse kendince kendi içerisinde onu yıkabilir. Veya karşıdaki kimseler bir şeyler yapar. Kendine karşıdaki kimsenin yaptıklarına bakar. Yaptıklarına baktıktan sonra kendi kurduğu tuğlaları kendisi indirmeye başlar. Bu insanın kendisiyle alakalı. Veya hiçbir şey yapmaz. İçselliğinde kendi duygusunda bir körelme görür. Kendi duygusunda bir bitme görür. O zaman da tekrar kendisi yıkar onu. Ben bunu biraz da insanın kendi içselliğine bağlıyorum.
Muhakkak bunun dış etkenleri var. Yani bu farklı bir şey. Ama bu daha fazla insanın kendisiyle alakalı. Hani dediniz ya, karşıdaki ne yaparsa yapsın. Ben asla ona bakmam ilk başta. Evet. İkili ilişkilerdir. Bir kimse insanın en önce kendine bakar ki. Sonra? Ondan sonra başkasına bakar. Normalde eğer hep başkasına bakarak davranıyorsa onun kendisi değildir ki o. Bir sohbetimizde salt sevgiden bahsetmiştiniz. Salt sevgi. Kendisiyle alakalı. Bunu ben kendimce şöyle anladım. Mesela Allah-u Teala bizi sevdi. Bizi hiçbir şey yapmadan sevdi. Neden sevmezsin ki sonradan?
Sonsuza kadar sevmez mi? Sevdiyse sever zaten. Allah'tan bize gelen bu salt sevgi. Bu samimiyette de aynı şey olamaz mı? Aynı şey. Seni sevdiğine dair elinde delilin ne? İmanım belki de. Yani iş edebiyatta kalmasın. Senin elinde delilin ne? İman etmiş olmalı. Bakın Hz. Mevlana der ki sevmek iddiadır delil ister. Allah'ın seni sevdiğine dair elindeki delilin ne? Yani şeksiz şüphesiz buna mana olarak hissediyor olmam belki de. Bak bana sorsaydın ben aynı şeyi deseydin ki sen bana senin delilin ne? Ben derdim ki benim delilim bende.
Ben onu çok seviyorum. Delil. Allah herkesi sevdi. Allah herkesi sevdi. Her şeyi sevdi. İyi. Seni sevdiğine dair senin elindeki delilin ne? Madem ki delil ister bir şey. Senin elindeki delilin ne? Benim elimdeki delil ben onu çok seviyorum. Ben onu ne kadar çok seviyorsam o benim sevgimden kat kat fazla beni seviyordur. O 1'e 10 veriyor ya, 1'e 100 veriyor ya, 1'e 1000 veriyor ya. İstersin 1'e sayısız verir mi? Verir. Ben kendi sevgimi ölçemem.
Böyle bir baremim yok. Ben sevebildiğim yere kadar seviyorum. Ve beni kat kat daha fazla sevdiğine inanıyorum. Bakın bu bir delildir. Samimiyet de bunun gibi bir şeydir. Ben Zeynep'e karşı samimiyim. Ben normalde kendime bakacağım ben. Zeynep'e ne kadar samimiyim. Ben Zeynep olan samimiyetim benim bu noktada işte bir yere takılmıyorsa ben onun samimiyetine bakmam ki. Sebep önce ben kendimden sorumluyum. Ben kendi samimiyetime bakarım. Zeynep'ten bir şey görürsem acaba ben hata mı yaptım diye belki de şüpheye düşebilirim. Anlatabildim mi? Ama o şüphemi aldatacaksam kendimi izal eder gene kendimi tamir ederim. Samimiyetinden dolayı samimi değilsem tamir edemem zaten. Anlatmak istediğim şey buydu.
Tamir edemediğim halde neden tamir etmiş gibi göstereyim onu da kendimi de aldatayım? O zaman bu da samimiyetin dışında. Bu dürüstlük değil. O yüzden diyorum hani normalde ben o kimseyle yolumu ayırırım. Neden samimiyetim yıkılmış benim ona karşı? Şimdi benim çok yönüm var. Şimdi karıştırmayın bazı yerlerde. Mesela bir dergah var sonuçta dergahda. Kurallar manzumesi var. O kurallar manzumesine uymayan kimse farklı bir şey. Onun hukuku ayrı. Bir insanın dergahı hukuku ayrıdır, ev hukuku ayrıdır, iş hukuku ayrıdır, arkadaşlık hukuku ayrıdır, dostluk hukuku ayrıdır. Bunların ölçüleri de ayrıdır çünkü.
O yüzden bunlar farklı farklı ama bunların hepsini de kimlikleri tek tek tek tek organize edip farklı bir kimlik çıkar ortaya. Sizlerde de ayrı. Bir insanın eşini olan hukukuyla arkadaşını olan hukuku aynı değil. Bunun gibi. Efendim içselleştirmek için insan kendince hayallemesi doğru bir yol mudur? O da bir yoldur sonuçta. Yani hayalleyebilir, yani hayal kurabilir, hayali kurgulayabilir, hayal kurup kurguladığında bu noktada kendince bir fayda bulabilir, içselleştirebilir. Yani bu insanın kendisiyle alakalı. Kendisini bu noktada dizayn edebilir, kendisini bu noktada farklı bir noktada konuşlandırabilir, farklı bir noktada tutabilir. Ama sonuçta insan kendini içselleştirir.
Peki içselleştirmek için hayal kurmak dışında başka sizin... Bu normalde neye karşı içselleştirecek? Dinse o zaman dini öğrenip yaşamaya başlayacak. Yani karşılık beklemeden. Dinle olan bağını karşılıksızlığa oturtturacak. Yani şunu diyorsam. İşte ben dua ettim, duam kabul olmadı. İçselleşmemiş o kimse. Mesela Allah'a itiraf edin dediniz. Yani Allah'la konuştuğunu hayal etmesi... Konuşur ne konuşmasın ki? Hayale gerek yok. Otur konuş. Kapan secdeye. Ben şunu da yaptım, bunu da yaptım. Şöyle de oldu, böyle de oldu. Şunu da yaptım, bunu da yaptım. Beni affeyle de konuş. Uzak değil. Ben de değil mikrofon.
Üstadım, Hazreti İsa aleyhisselam Allah'ı seven yok mu diye Allah'ı sevenleri arıyor. Ve Allah-u Teala Hazreti İsa'dan sonra Hazreti Peygamber Salihselam Hazretlerini gönderiyor. Yani Allah'ı en çok seven, Habibim dediğini gönderiyor. Ve dinde artık dini tamam ediyor. Ve dinin aslında bir nevi imanın kemale ermesi gibi. Dinin tamamı ermesi de sanki Allah'ı sevmek kısmıyla olacakmış gibi. Az önce de dediğiniz gibi içselleştirmek dedik. Size de sorduğumuzda hani nasıl sevebiliriz dediğimizde seven nasıl olunur? Bir seven bulup eteğine yapışın dersiniz. Şimdi bir seven buldup eteğine yapışmaya çalıştığımızda bile içselleştirmemek neden olur.
Ya da insanı içselleştirmekten öte ne alıkoyar? Ya da Allah'a yaklaştıkça yaklaşmak, mesela nafilelerle yaklaştıkça yaklaşın diyor. Güzel ahlak diyoruz buna. Bir şeyler yapıyoruz ama sanki bu bana Allah'ın lütfuymuş gibi geliyor. Kulun iradesi veya çabası bir yere kadar da bir yerden sonra yaklaşmamız bile Allah'ın lütfuymuş gibi geliyor. Yani onun hani sevdik, şu an tanımladığım Allah sevgisi var içimde. Ama bunun daha fazlasını seven bir seven var önümde. Ben daha fazla nasıl sevebilirim? Ya da neyi yapacağımı, nerede neyi yapmadığımı nasıl bilebilirim? Herkes için hep daha fazlası vardır ki. Yani daha fazlasını nasıl yapabilirim dediğinde bir kimse, hep kendince daha fazlasını yapmaya gayret edecek.
Burada insanların düştüğü handikap şu, daha fazla sevmek demek daha fazla ibadet etmek gibi algılıyorlar. Bu bir içsel bir şey, bir kim sevmesi, daha fazla sevmek, aklından iş çıkmaması. Örnek, ne kadar hatırladı günde. Yani ben onu biraz böyle oraya bağlıyorum. Zikir en büyük iştir. Yani oraya bağlıyorum ben. Daha fazla sevmesi demek o kimsenin daha fazla namaz kılması olarak. Değerli namaz da var işin içerisine. Ben onun namazı kenara atmış değilim. Ama daha fazla sevmesi mesela, daha fazla. Böyle hani onunla haşir neşir olması, onu devamlı düşünmesi, onu devamlı bu noktada gözünün önüne getirmesi gibi.
Yani bütün her şey giriyor onun içine. Yani o normalde daha fazlası, hatta bazen işte böyle birbirlerini seven gençler, şimdi anlatıyorum diye gelmiyor kimse. Ya da zaman yok. Hani gelirler mi? Çok seviyorum, aynada gördün mü derim ben. Çok seviyorum, içtiğin çorbada gördün mü? Çok seviyorum, sen baktığın yerde duvarda gördün mü? Kalır o kimse. Yani çok seviyorsa içselleştiriyor o zaman. İçselleştiriyorsa gözünü yumduğunda dahi görecek onu. Ben çok sevmenin işaretleri olarak görüyorum. Normalde erkeğin birisi geldi, çok seviyorum dedi. Kızın saçları uzun. Aaa kısacık dedim ben. Ne dedi? Saçın dedim. Böyle durdu.
Nasıl yani? Çok sevsen saçını onun gibi uzatırdın dedim. Yani siz bir erkek gördünüz mü? Bir kadını çok sevdiği için saçını uzatan. Diyorum ya erkeklerin çok seviyorum lafına inanmayın diye. Bu onun gibi bir şey. Yani çok seviyorsa bir kimse, çok seviyor. Mesela suretin önce suretten başlar. Önce suretini ona benzetmeye başlar. Ondan sonra suretini, içini ona benzetmeye çalışır. Çok seviyor ya. Kendi kendine düşünür. Sabahleyin ne yiyecek acaba? Önce yiyecek mi, yemeyecek mi?
Birisini seviyor. Herhangi birisini. Yiğide mi, yemedin mi acaba? Yediyse ne yiyecek? Onun tenceresinde kaynayanı görüyorsan çok seviyorsun. O zaman bugün için Mürşid-i Kamili'ni bu şekilde sevemeyen, Peygamber Sarsam Hazretleri'ni de sevemeyecek diyebilir miyiz? Sevme yolunda biz onları normalde hani böyle bu işin benim söylediğim şey, tabii uç noktası gibi geliyor herkese de şimdi. Yani seviyorum dediğinde o kimse ağır kelime. Yani o sevecek. Evet, bir kimse Hazreti Peygamber'i seviyor. Az önce bir hani sohbet vardı ya, daha da fazla sevecek. E daha fazla uyuyor ona. Daha da fazla, daha fazla uyuyor ona. Yolundaki engel ne? Nefsin.
Yolundaki engel ne? Heva hevesin. Yolundaki engel ne? Senin aklın, kibrin. Kendini bir şey zannetmen. Yol meydanda. Bu ister ikili ilişkilerde olsun, ister dinle olan ilişkide olsun. Bu değişmez kaidesi. Herkes babasını seviyor değil mi? Herkesin babası var. Üç aşağı beş yukarı sever mi? Sever. İyi. Nereye kadar babana itaat ettin? Nereye kadar babanı dinledin? Herkes annesini sever mi? Sever. İyi. Çorbanın içerisinde annesini gördü mü? Hayır. Nereye kadar dinledin anneni? Seviyorum değil mi? Annene de ki ben sana anne olarak muhabbet besliyorum. Baba ben sana baba olarak muhabbet besliyorum.
Bey ben sana eş olarak muhabbet besliyorum. Hanım ben sana eş olarak muhabbet besliyorum. Eyvallah. Veya seviyorum dedi ama o ölçüyü böyle yukarıdan konuşuyor herkes. Daha da meydanda. Bunun daha dasını arıyorsa bir kimse daha dası da var. O insanın kendi içiyle alakalı.
Kör oluncaya kadar sevecek. Kör oluncaya kadar sevecek dedim ya normalde normal kör olmak değil. Kör oluncaya kadar sevmek demek sevdiğinin dışında hiçbir şey görmeyecek. Hani seven kördür hadis-i şerif var ya. Seven sevdiğinin karşısında kör vesairedır. Seviyorsak kör olacak o. Hocam saygılarımı sunarım. Müsaade ederseniz yanınıza kadar. Gelebilir miyim? Buyurun sorun. Sorunla beraber şeyle beraber geldik. Buradan bir ay önce sizin programınıza katılmıştım. Çok memnun olmuşum.
Erzincanlıydınız. Erzincanlı çok güzel. Hafızanız da çok güzel hocam. Kaptandınız değil mi? Denizciyim. Denizciydiniz. Evet. Pasifik ve dünya sularında bir Türk denizcisi karşınızda. Buyurun hocam size bir söz vermiştim. Bunu lütfen Evle ve Yahane'ye kabul ediniz. İnşallah. Estağfurullah yok. Ben Tabu açın görelim. Onun bir şey diyemem.
Buraya astırlar mı astırmazlar mı? Buraya bırakırız. Buradaki görevlileri de söyleriz. İnşallah. Üçesinde bunu almıştım ben. Merkebesini falan kendim yaptırdım. Ya da küçük Yahya Denizci, Yahya Sustam yazdım. Hiç bir mahsuru yok. Peygamberler soruyor. Evet. Sisile. Peygamberimizden baktığımız. Peygamber Efendimizin de. Sisile. Peygamberlerin isimleri. Evet. Lütfen hocam kabul edin. Halit bunu münasip bir yere buradaki görevlilere söyle. İnşallah burada bir yere asabilirlerse asınlar inşallah. Teşekkür ederiz. Efendim.
Peygamberlerimizin ve Pir Efendilerin hayatına baktığımızda hep bir yerden bir yere hani yolculuk etmişler. göç etmişler. Ben tasavvufta yolun ve yolculuğun yerini ve önemini hani sormak istiyorum. Seyahati çok önemsemişler. Yani bir kimsenin kendi evinden, yurdundan, mahallesinden ne bilemiş de kendi beldesinden Allah için bir başka bir beldeye, başka bir yere gitmeye ama geçici ama kalıcı ama belli bir zaman içerisinde gidip gelmeye çok önemsemişler. ve seyahati o kadar çok önemsemişler ki seyahati seyir-i sülük olarak görmüşler. Seyahatsiz bir sufinin olamayacağını söylemişler. Bunu çok önemsemişler. O yüzden normalde bir yola yolcu gerek. Seyahat edecek.
Mesela bu daim bir seyahati olarak nitelendiriliyor. Tekirdağ'dan buraya geliyorlar, Keşan'dan buraya geliyorlar, İstanbul'dan buraya geliyorlar, işte Bursa'dan buraya geliyorsunuz. Yani bu bir şey, seyahat. Bu dahi bu kimsenin seyir-i sülüküne önemli bir katkı. Çok önemsemişler bunu. Hepsi de sufi seyahat ehlidir. Bunun bir zahir boyutu, tabii bu bir değişim manevi boyutu var.
Seyir-i sülük, seyirlillah. O seyir-i sülük noktasına da o sufi erişecek. Manevi olarak Allah'ta seyir etme. Ona da ulaşacak bir sufi, ona ulaşması lazım. Zahir seyahati de olacak, batın seyahati de olacak, ikisi de olacak. Nerede Halit? Kaçta?
Sekizde başlayacağız değil mi? Evet. Teşekkür ediyoruz hepinize. Saat sekizde başlayacağız.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.