Üstad Mustafa Özbağ

Gelibolu Mevlevihanesi Soru-Cevap - 18 Ağustos 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Ağustos 2019 · 1:56:09

Allah gününüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Hepiniz de hoş geldiniz. Cenab-ı Hak faydalı bir sohbet ihsan eylesin. Hem bizlere hem sizlere. İnşallah. Buyuruz. Hoş geldiniz efendim. Bir sohbetinizde efendim İslam'ın şehir dini olduğunu söylemiştiniz. Şehir dini olduğunu söylemiştiniz. Hadiste de güçlü müminin, zayıf müminden Allah katında daha sevimli olduğuna dair bir hadis var.
Baktığınızda güçlü olabilmek adına da şu anda mesela ekonomide sanayiye olsun, teknolojiye olsun hakim olmak lazım. Ama bunlara hakim olduğunuzda da doğaya ya da farklı insanlara zulmetmeden güçlü olabilmek çok güç gibi. Baktığınızda mesela sanayi atıklarının bir işte temiz suları kirletmeden bir şeyler üretmesi çok zor. İslam insandan gelişirken, bir medeniyeti oluştururken, çevreye zarar vermeden, zulmetmeden nasıl bir güçlenme metodu ortaya koyar? Şimdi biz normalde gelişimi veyahut da ilerlemeyi, güçlü olmayı batıya bakaraktan, batı argümanları üzerinden güçlülüğü konuşuyoruz. Batı felsefesi çevreyi düşünmeden, insanları düşünmeden güçlenmeyi düşünür.
Oysa İslam çevreyi kirletmeyi, çevreyi normalde berbat etmeyi, insanları berbat etmeyi düşünmez. Normalde mesela İslam vahşice düşünmediği için devletler bazında geri bırakılmıştır. Devletler bazında. Neden? Çünkü vahşice düşünmez. Mesela vahşice düşünmek, bugünkü toplumun içerisinde bize normalmiş gibi gösteriliyor.
Katliamlar yapılıyor mesela. Bu katliamları gözümüz görmüyor bizim. Ama onları gözümüz görmüyorken, bir medyanın bir algı operasyonuyla biz başka bir şeyi katliam gibi görüyoruz. Şimdi burada zaten temel unsur şu. Bizim güçlü olmamızın felsefesi ne olacak? Eğer siz gücü felsefesiz elinizde bulundurursanız, o güçle siz insanlara zulmedersiniz.
O gücün bir felsefesi lazım. Biz önce gücü elde ederken, felsefe olarak bir, kendimizi korumayı mı düşünüyoruz? İki, biz kendi felsefemizi bir başkasına dayatmayı mı düşünüyoruz? Yani buradaki gücü elimize aldığımızda ne yapmalıyız biz? Buradaki sıkıntı bu, problem bu. Mesela bazen diyorum ya ben sohbetlerde, siz atam bulmasını elde ettiniz.
Güzel. Atam bulmasını siz de üretiyorsunuz. Çok iyi. Siz bir şehre atam bulması atabilir misiniz? Siz Hiroşime'ye atam bulması atabilir misiniz? Dini duyarlılığınız, insani duyarlılığınız, imani duyarlılığınız buna müsaade eder mi? Etmez. Açık cevap veriyorum. Siz sivillere bomba atamazsınız. Atamazsınız. Siz İdlib şehrini bombalayamazsınız. Siz Hamayı, Humus'u bombalayamazsınız. Siz Ankara garının ortasında canlı bomba patlatamazsınız. Siz gidip de Paris'te, metroda bomba patlatamazsınız. Burada bunların fetvasını veren insanların, yani oturup ne kadar İslam oldukları, ne kadar yönlendirmeye ve yönetilmeye tabi tutulduklarına bakmamız gerekir.
Mesela bunların fetvasını verenler kimler? Vahabiler. Peki, Vahabiliği kuran kim? İngilizler. Destekleyen kim? İngilizler. İslam'ın kendi içerisinden ayrıştıran kim? İngilizler. İyi, İngilizlerin kurduğu Vahabilik, bizim önümüze el kaideyi çıkardı. El kaideyi kuran kim? Amerika. Başındaki kim? Vahavi. Kim? Suudi Arabistan'ın en büyük şirketinin oğlu. Dikkat edin. Suudi Arabistan'da devasa bir şirketin ortaklarından birisi. El kaide'nin başındaki kimse. Ve ona bir örgüt kuruluruluyor.
Ve deniliyor ki, sen Afganistan'da cihad edeceksin. Kime karşı? Rusya'ya karşı. Silahlar nereden? ABD'den. Bütün silahlar nereden? ABD'den. Eee, Rusya ekonomisi orada çöktü. Kim çökertti? ABD. Batı. Sen normal Müslüman olarak bunu yapabilir misin? Hayır. Ey Sünni, böyle tırnak içerisinde söylüyorum. Ey Sünni düşünen Müslümanlar, siz bunları yapamazdınız. Biz geldik, üst akıl, yan akıl, deccaliyet, şeytaniyet adına ne dersen de, Siz ortanızda, kalbinizde, biz yeni bir ekip kurduk. Bu ekiple yol yürüyoruz. Bu ekibin adı ne? Vahabilik. Buna biz sahiplendik. Buradan biz neşet ettiriyoruz her şeyi.
Tamam. Şimdi baktık. Şimdi normalde eğer ki sizin karşınızda bir düşman var ise, siz silahlanırsınız her daim. Ve bir düşman lazımdır size. O düşmanı üretmeniz gerekir. O düşmanı üreterekten siz vahşetinize bir kılıf uydurmanız gerekir. Batının yaptığı bu. Şimdi biz batıya bakıyoruz. Batıya baktıktan sonra diyoruz ki bizim de güçlenmemiz lazım. Ne almamız lazım? Silah üretmemiz lazım. Ne almamız lazım? Onlardan daha fazla bir silah üretmemiz lazım. Aynı şekilde onlar ne yapacak? Bizden daha fazla silah üretecek. Biz onlardan fazla üreteceğiz. Onlar bizden fazla üretecekler. Böylece silahlanma yarışına bütün İslami unsurlar da girecek. E şimdi batı bunu yapıyor.
Değişmedi bir şey. Medine-i Münevvere'de Yahudiler, Medine-i Münevvere'de Yahudilerin taktiği şuydu. Kılıç üretirlerdi, ok üretirlerdi, kalkan üretirlerdi, savaş alet edevatı üretirlerdi. Hristiyan kabilelere satardı. Biz bunu edebiyat olarak okuyoruz bunu. Hristiyan kabilelere satar. Kabilelerin arasında fitne çıkarır. Hristiyan kabilelerin arasında savaş hiç bitmezdi. Bakın hiç bitmezdi. Onların savaştıkları aylar vardı. Hani Kur'an-ı Kerim'de geçer ya işte haram aylar savaşılmaz diye. Müşrikler de aynıydı. Müşriklerin de kendi içlerinde kabileleri vardı. O kabileler birbirleriyle bitmek, tükenmek bilmeyen savaşlarla savaşırlardı. Bu silahların hepsini üreten Yahudi ailelerdi.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine'ye hicret edince, o Hristiyan aileleri o sene barış yemeği yaptı, barıştırdı. Barıştırınca Yahudilerin elindeki üretmiş olduğu silahlar kaldı. O zamana kadar Müslümanların hiç silahı yoktu. Bu sefer yarı parasına değil çeyrek parasına bütün silahları satın aldı Müslümanlar. Uhud'a o silahlarla çıktılar. Hatta satın alacak paraları da yoktu. Gittiler faizci bir kimseden faizle para aldılar. Faizli paralarla silahlandılar. Faiz parasıyla, o zaman daha faiz haram değil, faiz parasıyla savaş giderlerini karşıladılar. Ben öyle inanırım. Uhud savaşının galibiyetinin ve mağlubiyetinin belli olmaması, orta yerde kalması, savaş, araç, gereç ve paralarının faiz parasından olduğundan Allah bir galibiyet nasip etmedi oradan.
Neden? Hakikatinde haram var çünkü. Şimdi, biz Müslümanlar olarak güçlenmemiz lazım. Bence bu güçlülük illaki silah olması lazım değil. Bence bu güçlülük kültürle, imanla, inançla, sımsıkı yaşamayla, sevgiyle, insanlıkla, aşkla oluşacak bir şey. Ben kendimden pay vereyim.
Birisi ona kafasını kaldırıp dikilirse ben ondan daha fazla dikilmeyi düşünüyorum. Oğup darım ben, ne oluyor? Ama o dikilmez böyle yaparsa ben ona hiçbir şey yapamam ki. Hiçbir şey yapamam. Ama dikilmeye kalkarsa daha şerid bir şekilde ben dikilirim. İnsanın doğasında var bu. Boynunu bükerse sen ona hiçbir şey yapamazsın. Hiçbir şey yapamazsın. Şimdi dünya bu resteşmenin sarmalında devam ediyor. Küçük bir örnek vereceğim size. Osmanlı ile beraber Müslüman olan en önemli unsurlar batı. Öyle değil mi?
Neresi var? Arnavutluk var. Yunanistan var. Ondan sonra Bosna-Hersek topluluğu var. İşte Macaristan'a kadar. Öyle değil mi? Ama orada tam bir İslam hakim mi? Oldu mu? Hayır. İçinde İslam olmayan unsurları barındırdı mı? Evet. Ve Osmanlı onlara baskı da yapmadı İslam olun diye. Ama yine İslam olmayanlar olduğu sebep onun abisini öldürdün çünkü. Babasını öldürdün. Onun bir akrabasını öldürdün. Onun içinde bir yara kaldı. Sen o yarayı tedavi edemiyorsun hiçbir şeyle.
Bu sefer o kimse bakıyor benim kardeşimi öldürdü diyor. Siz ona tam bir İslam anlatamıyorsunuz. Değişik bir örnek vereyim size. Malezya'nın yüzde doksan dokuzu Müslüman. Narin, nazikler.
Ne kadar narinler. Ne kadar nazikler. Ben 92'de hacca gittim de dedim bunlar ne böyle ya. Biz bu yukarı Mezopotamya insanları biraz sert tabiatlıyız. Sert tabiatlıyız. Biz biraz böyle paldır küldürürüz. Öyleyiz. Yani Orta Asya'dan itibaren biz tırmalaya tırmalaya gelmişiz. Hep böyle savaşlar yaşamışız. Yani Batı canı sıkıldıkça işte bizi tokatlamaya gelmiş bu bölgenin insanına. Yani bir tane değil 8-9 tane tarihte meşhur haçlı seferi var. Tarihçi var mı aranızda? Tarihçi var mı aranızda? Sen tarihçisin. Kaç haçlı seferi var? Çok tereddütli kaldırdın.
İmtihan yapmayacağım ya. 8-9 tane haçlı seferi var. E bu haçlı seferleriyle biz yorulmuşuz hep. Yani düşünebiliyor musunuz? Osmanlı 600 yıl savaşmış hep. Selçuklular savaşmış. Osmanlı savaşmış. Hep savaşmışız. Yetmemiş Osmanlı yıkılış döneminde savaşmışız. Bizim savaşmadığımız bu normalde işte 100 yıllık dönem var diyeceğim. Yine savaşıyoruz 30 yıldan beri. 1074 şey vardı. Kıbrıs Savaşı var. Bakın biz bu 100 yılın içerisine 30 yıllık bir terörle olan mücadele ayrı bir örtülü savaş.
100 yılın içerisine. Bir de Kıbrıs Savaş Harekatı var. Kıbrıs Barış Harekatı var. Yani biz bu 100 yılın içerisine 35 yıllık bir terör savaşı içine kıstırdık gene biz. Aslında Türkiye 35 yıldan beri savaşıyor zaten. Yine savaşıyor. Şimdi bu savaşan bir toplum her daim savaş aklına gelir. Başka bir şey aklına gelmez ki. Gücü eline geçirmeyi düşünür. Başka bir şey eline gelir. Başka bir şey düşünmez. Haklı. Bakın haklı. Biz şimdi mesela bunu böyle kısır politik oyun olarak görmeyin benim konuşmamı. Yani seçimlerde dahi savaşın üzerine odaklanıyor. Bütün herkes seçim propagandasını savaşın üzerine kuruyor.
Ne diyorlar? Beka problemimiz var. Var mı? Var diyorum ben. Bu yeni değil ki. Bin yıldan beri var. 1071 Malazgirt bin yıldan beri bizim bu topraklarda beka problemimiz var. Bitti mi? Hayır. Bakın bitti mi? Hayır. Biz yine güçlenmek zorunda hissediyoruz kendimizi. Yine savaşmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Yani mesela biz şimdi bakın bunları biz kısır siyasi politik tartışmaların içerisinde reeli görmekten uzaklaşıyoruz. Yani şimdi X parti iktidarı var. O yüzden bu böyle konuşuluyor diyoruz. Hayır. Hangi parti olursa olsun biz bunu konuşacaktık. İşte Doğu Akdeniz meselesi var ya şimdi adam ne diyor sana?
Sen kendi kara sularında petrol arayamazsın diyor. Kurt kuzuyu yiyecek. Onu meşhur ya. Kuzu demiş ki ben aşağıdayım. Sen yukarıdasın suyun akışına göre. Yani ben demiş senin suyunu nasıl bulandırabilirim? Yiyecek ya onu. Diyor ki benim suyumu bulandırıyorsun sen. Yani sen herhangi bir deniz kendi deniz kıta sağınlığına var değil mi? Senin de var benim de var. Ben kendi kıta sağınlığında petrol arayacağım diyorum. Sana diyor ki arayamazsın burada. Allah Allah. Neden? Sen arayamazsın. Ya neden? Ya sen arayamazsın. Bu kadar basit. Bu sefer sen savaşmak zorunda hissediyorsun.
Bu sefer daha da fazla silahlanmayı düşünüyorsun. Silahlanmayı düşünen bir toplum bir dünya asla barışı konuşamaz. Asla İslam'a başka bir cepheden veçeden bakamaz. Şimdi bizim bakamadığımız gibi. Orta Doğu'nun bakamadığı gibi. Yani şimdi burada erkekler burada bayanlar bir kısmınızın beyin var burada. şimdi desem ki bunlardan birisine senin karını gelse gavurlar tecavüz etse senin kızına tecavüz etse sen üzerini bomba bağlayıp oraya gidip orada kendini patlatır mısın patlatmaz mısın desem yüzde ellisi patlatırım der. Haklı mı? Kendin evsinde haklı. Akıl gitti.
Akıl gitti. Bu sefer orada akıl gidince din kalmadı. Dinin hukuku kalmadı. İnsanlık kalmadı. Hiçbir şey kalmadı. Biz şimdi burada sohbet ediyoruz. Güm bombaladı burayı. Biz burada dört beş ölü diğerleri bu bombalamanın altında kaldı. Burada bombalayan kimseye gül atacak olan bir kimseye arar mısın? Arayamazsın. Vahşet vahşeti getiriyor. Müslümanlar şimdi ne yapacaklar? O zaman Müslümanlar oturup kendince kendi kendilerine bunun analizini yapıp yeniden bir çıkış yolu bulmaları lazım. Yeniden çıkış yolu güçlü olmanın yolu silah mı olacak bilgi mi olacak?
Yeniden güçlü olmanın yolu silah mı olacak kültür mi olacak? Yeniden güçlü olmanın yolu nefret mi olacak sevgi mi olacak? Bu yolu İslam dünyasının önüne kim çizecek? Biz bir Ramazanda sakız orucu bozar mı bozmaz mı halledemeyiz daha. Ben Müslüman olalı 30 yıl oluyor. 30 yıldan beri her Ramazan aynı tartışmayı yaşıyoruz biz. Sakız orucu bozar mı bozmaz mı? Bozar diyenler bu tarafta bozmaz diyenler bu tarafta. Hadi olmadı sakızın özelliklerini konuşalım. Şekerli sakızlar mı naneliler mi bozar nanesiz mi bozar hangi esanslı bozar esanssız mı bozmaz? Ya çiğnemeyiver ya dediğinde ya çiğneyecek illa ki odonu.
Sanki biz o kadar sakıza çok meraklı değiliz ki kadınlar erkekler sakızsız günümüz geçmiyor bizim. Ramazanda bunun tartışmasını yaşıyoruz. Bu minval üzerinde olan bir İslam dünyasından nasıl bir çıkış yolu bekleyeceğiz ki biz? Özel iştir yapıyoruz kendi kendimize sıkıntı büyük. ama bu benim kendimce kendi düşündüğüm şey. Dünya öyle bir noktaya gidiyor ki yani silahı elinde bulunduran insanlar veya güç bir müddet sonra kıyamet sebebi olacak. Bir müddet sonra onlar zulümleriyle baş başa kalacaklar. Ama silahlanmamız lazım mı?
Evet. Mücadele etmemiz lazım mı? Evet. Bu da işin başka tarafı. Peki efendim bir sahabe efendilerimizden biri bir zulme uğruyordu. Tam ayrıntısını hatırlamıyorum. Ama peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem önce onun intikamını aldırıp sonra mesela namazı kıldırmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam. Şimdi o kötülüğe zulme de verilmiş bir karşı duruş var. şu anda mesela bomba atana nasıl gül atılabilir ki? Onu zaten içim de mesela kabul etmiyor benim. Bir imam arkasındaki kitleyi yaşatmak da sorunludur. Siz güçlü olursanız bir kimsenin intikamını aldırabilirsiniz.
Güçlü değilseniz o intikamı aldıramazsınız. Arkanızdaki kitleyi helak edersiniz. E şimdi bir de bu tarafı var. O gün için güçlüler güçlü oldukları için intikamı aldırdılar. Bugün güçlü değiller. İntikamını alamıyor. Kur'an-ı Kerim'de normalde eğer güçlü değilse barış yapmaları gerektiğini güçlü değilse karşıya fidye vermeleri gerektiğini güçlü değilse barış yaparak güçlenince kadar beklemeyi emrediyor.
O ayeti kerimeleri tabii bizim yani okumayız biz onları o bize böyle damarımıza dokunur. hani nasıl böyle bir şey düşünürüz diye. Evet eğer güçlü değilseniz barış yaparsınız fidye ödersiniz güçlenince kadar beklersiniz. Teşekkür ederim. toplum ve dünya bu haldeyken bir yandan da mutluluğu ve hamd etmeyi arayan toplum İslam dünyası bu kadar vahşet içindeyken bir yandan da mutluluğu ve hamd etmeyi arayan bir insan var.
Yani insan mutlu olmayı arıyor bir yandan ve mutluluğu Allah'a yaklaşmakta olduğunu hisseden kişi Allah'a yaklaşmak için uğraşıyor. Ayet-i Kerime gereği Allah'a koşun ayetini sormak istiyorum izninizle. Allah'a koşan insan nasıl bir insandır? Nasıl özellikleri vardır? Hangi kişisel özellikleri üzerinde barındırır? Yani Allah'a adım adım yaklaşmak değil de hızla koşabilmek nasıl mümkün olur? Bu normalde tek taraflı bir şey değil komplike bir şey bu. Bir insanın o komplike bir hayat yaşaması lazım. Yani normalde mesela Ayet-i Kerime'de iman edenler anne babalarına hani hürmet hizmet edenler yakın akrabalarına ve akrabalarına iyilikte bulunanlar arkadaşlarına dostlarına iyilikte bulunanlar onlar işte cennete gidecek olanlar olarak nitelendirir.
Başka bir yerde de örneğin işte Allah yolunda cihad edenler cennetlik olacağını söyler. Başka bir yerde cömertleri söyler. Başka yerde ilim ehlini söyler. Başka yerde sıddıkları söyler. Yani bu normalde bu meseleye baktığımızda bir kimsenin üzerinde bulunması olan özellikler vakte saate zamana daireye durduğu noktaya göre özellikler farklı farklı tecelli eder. O kimsenin bireyin kendi durduğu nokta kendi ekonomisi kendi sağlığı kendi sosyal statüsü kendi normalde kalbi statüsü aklı statüsü onun Allah'a koşmayla alakalı olan durumunu gösterir. O yüzden hani bunu tek taraflı bakmak bir taraftan bakmak mümkün değil. Yani burada bireyin kendi kendisine bakıp hani benim ekonomim ne kadar benim sağlığım ne kadar benim sosyal statüm ne kadar benim bilgim ne kadar benim ilmim ne kadar ben neyi ne kadar yapabilirim analiz edip öyle yürümesi lazım öyle koşması lazım.
Yani bunu normalde motomot bunu böyle böyle yaparsa koşturur demek mümkün değil. Yani 190'ın üzerinde iyilik var Kur'an-ı Kerim'de. İyiliğin geçti hoş. Burada Ayşe var benim böyle şeyleri konuşmam çok hoş değil ama mesela iyilikle alakalı hasene olarak geçiyor değil mi Kur'an'da? Arapça onun kökü H, S ve N'den çıkıyor öyle değil mi? Bir olarak bir iki tane yani değil mi? o kelime de geçiyor hasene de geçiyor. Normalde şimdi biz baktığımızda mesela iyilik olarak biz bunu Türkçe'ye çevirsek hasene'yi de biri de iyilik olarak Türkçe'ye çevirsek 190'ın üzerinde Kur'an-ı Kerim'de ayeti kerime var iyilik üzerine güzellik üzerine hasene üzerine 190'ın üzerinde şimdi bu ayeti kerimeler üç aşağı beş yukarı hadi birbirlerini tamamlayanlar da olmuş olsa bir kimsenin üzerinde en azından en azından 50 tane
sıfat var iyilikle alakalı yapabileceği bu 50 sıfatın veya biz bunu indirelim biraz da derleyelim toparlayalım 40 sıfata indirelim bu 40 sıfatın kaçı o kimsenin üzerinde kalıyor bunlar bizim konuşulmayan yerlerimiz tırnak içerisinde İslam dünyasında bunlar konuşulmayan yerlerimiz yani o iyilik o iyilik bu o nelermiş iyilik acaba oturalım Kur'an'dan bakalım oturalım hadislerden bakalım iyilik nelermiş örneğin ve biz bu iyilikleri arttırdığımızda toplumun içerisinde nasıl bir toplum oluşacak düşünebiliyor musunuz bir toplum
hayal edin o toplumun bütün insanları anne ve babalarına saygılılar bunu düşündüğünüz zaman bir tek bir iyilik olarak söylüyorum bir tek bir şey şu toplumun cennet bahçesi olur düşünebiliyor musunuz yani o toplumda yaşayan bütün fertler anne ve babalarına saygılılar anne ve babalarına öftemiyorlar anne ve babalarına bakmak için yarışıyorlar bu topluluk örneğin Kur'an-ı Kerim'de akraba ve yakın akraba diye nitelendirir önce yakın akrabayı koyar sonra akrabayı koyar yakın akraba teycesidir halasıdır dayısıdır amcasıdır
akraba dediğinde onların çocukları onların çocukları sülaleyi genişletti şimdi yakın akrabaya ve akrabaya iyilik yapanlar daire farklılaştı ardından arkadaşlarına dostlarına komşularına yolda kalanlara dullara yetimlere naçarı kalan insanlara iyilik yapanlar iyi şimdi bunlara baktığımızda böyle bir meseleye baktığımızda hani şey olarak Allah'a koşmak olarak biz baktığımızda o zaman çok farklı bir toplum çıkacak ortaya ve farklı bir birey çıkacak ortaya ama mesela bütün eski sufilerin hepsi de tasavvufu tanımlarken
güzel ahlak olarak tanımlamışlar ya yani sormuşlar tasavvuf nedir güzel ahlaktır ona sormuşlar edeptir ona sormuş Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmaktır bir başkasına sormuş sen bu hadisi okumadın mı Hz. Ayşe annemizin nakleti neydi o peygamberin ahlakı nasıldı dediklerinde siz Kur'an okumuyor musunuz peygamberin ahlakı sallallahu aleyhi ve sellem Kur'an'dı diyor şimdi tasavvufu nitelendirirken tanımlarken bize verilen tanım bu buna baktığımızda o zaman güzel ahlak her şeyin önünde kaldı e hadis-i şerif de var insanların
güzel ahlakı nafile namazdan oruçtan daha kıymetlidir diye e şimdi böyle bir şey çıkınca orta yere Allah'a koşmak nitelendirmesi bir böyle tek kanaldan tek yoldan olacak bir şey değil geniş kapsamlı kapsayıcı bir şey belki de bunu bir kişinin üzerinde bütün hepsini toparlamak mümkün değil ama topluluğu da İslam ümmetinde bir insana benzeten hadis-i şerifi de göz önünde bulundurduğumuzda o zaman bütün ahzalar iyi insan olma yolunda giderse o zaman komple Allah'a koşma gerçekleşecek bizde bu gerçekleşmiyor yani biz örneğin
bunu böyle öz eleştiri gibi alalım biz sufilik deyince aman günlük dersini çekti şeyhine de melül melül baktı güzel sufi oldu yani sufilik deyince o böyle yüksek ahlaklılık erdemlilik ince ahlak dilinden gözünden elinden ayağından çıkan şeyleri böyle ince düşünmek ince hareket etmek yani işte önce birinci derecede haramdan korunmak bunu algılamıyoruz böyle olunca da sıkıntı büyüyor bu dönemde ahir zamanda dine en büyük zarar verecek olan ahir zaman şeyhleridir diye bir söz var o kadar çok cahil alem çok böyle anlayamadım
son ahir zamanda dine en büyük zararı ahir zaman şeyhleri verecektir diye bir söz vardı hadis-i şerif miydi tam hatırlayamadım yani şu an her kanalda her yerde dinle hiç alakası olmadığı halde din konusunda ahkam kesen insanlarla dolu ortalık ve bu aslında bir cehalet ama insanlar bu cehaletin farkında değil bunlara karşı nasıl mücadele edebiliriz ne demeyiz ki ya ne demiyoruz dinini öğrenemeyen insanlar boşlukta olan insanlar var yapamıyoruz yani normalde bunun ancak mücadelesi bizim kendimizin doğru dini anlayıp
kendimizin doğru dini yaşamamızla alakalı yani gücümüz yetmiyor televizyona nerede gücümüz yetsin yetmiyor televizyona çıkıyor insanlar her şeyi konuşuyor veya konuşturuluyorlar yani birisi konuşturuyor onları ama bunun içerisine benim kendimce ifsad etmek var asıl amaç bu e ifsad ediyorlar zaten ifsad edilmiş vaziyette herkes bunu böyle hani kendi nefsim için söyleyeyim ben gücümü yettiğince koşacağım insanlara anlatacağım söyleyeceğim gücümü yettiğince kendim yaşamaya çalışacağım insanlara da anlatmaya çalışacağım
herkes böyle düşünmüş olsa bir nebze iyileşme çıkacak ama bugünün insanı yani bunu öyle algılamıyor daha fazla yani büyük çoğunluk sosyal medyadan medyadan etkileniyor oradan etkileniyor yani bir taraftan iyi yanlış da olsa bir şey öğreniyor ona doğrusunu söyleyince araştırıyor bakıyor eğer doğruya ulaşamazsa yanlışlığı doğru olarak biliyor saplantı halinde kalıyor insanlar ama teknolojiye ayak uydurmak zorunda mılar veçeden zorundalar yani Almanya'daki bir Hristiyan
tarikat gibi dağın başında elektriksiz susuz yolsuz radyosuz televizyonsuz yaşayamayacağımıza göre mesela Almanya'da öyle tarikat var Hristiyan tarikat gazetelerde okudum ben de elektrik kullanmıyorlar araba kullanmıyorlar radyoları yok televizyonları yok elektrikli hiçbir alet takım taklavatları yok bir bölgede yaşıyorlar dışarıdan bir kimseyle evlenmiyorlar dışarı kız vermiyorlar dışarıdan kız almıyorlar dışarı damat vermiyorlar dışarıdan damat almıyorlar Almanya onlardan rahatsız değil onlar öyle yaşıyorlar hayatlarında
devam ediyorlar onlar kıyameti bekliyorlar bu olan bütün hadiselerin kıyamet elameti olduğunu düşünüyorlar kendi ürettiklerini yiyorlar kendi ürettiklerinin haricinde dışarıda hiçbir şey almıyorlar hiçbir şey de yemiyorlar kumaşlarına varınca kadar kendileri üretiyorlar orada ne üretiyorlarsa ne yapıyorlarsa onları yiyorlar içiyorlar onları dokuyorlar onlarla yaşıyorlar uzun uzun okumuştum dedim ki kendi kendime Türkiye'de böyle bir topluluk olmuş olsa böyle bir köy olmuş olsa önce devlet basar dedim siz nasıl böyle yaşarsınız
diye orayı devlet perişan eder önce yaşayamazsınız öyle bir yerde sonuçta insanlar kendi inandıkları dinin doğrularına kendileri inandığı gibi yaşamış olsa mesele düzelecek ki bizde yaşamıyoruz kimseye kabahat bulmayalım televizyondaki kimse doğru konuşmuyor biz doğru muyuz televizyondaki kimse doğru dini anlatmıyor biz doğru dini biliyorsak yaşıyor muyuz yaşamıyoruz o yüzden şikayet edecek noktada değiliz konuşuyoruz ya
normalde işte ne evronası oldu değil mi ne işte adam peygamberliğini ilan etti ne yapabildik işte 15 Temmuz oldu FETÖ iyi güzel ne yapıldı gel bakalım sen gazeteye gir içeri iyi ne o sen para yatırmışsın gir içeri iyi tamam sen bankaya para yatırmışsın gir içeri iyi tamam başka ne oldu Türkçe olimpiyatlarında gel diyenleri içeri atabildiniz mi teşekkür ederim bakın
birinci derecede insanlar kendilerince doğru düşünüyor doğru hareket ediyorlarsa karşısında doğruluk bekleme hakkı var ama bir kimse kendisi doğru hareket etmiyorsa doğru düşünmüyorsa karşısından doğruluk beklemesi doğru değil zaten yapmadıklarınızı insanlara tavsiye edicilerden olmayınız ayeti kerime biz ne doğrusu bekleyeceğiz bekleyemiyoruz çok açık bu toplum için sen ne o dış mimardın öyle değil mi peyzaj mimardın peyzaj mimarı bir işe giremedi özel sektörde çalışıyor şimdi onun bir işe girebilmesi için ben onun
düşüncesini söyleyeyim torpil lazım bende de o torpil yok o yüzden giremiyorum doğru mu bitti ben ne yapacağım ona torpil bulacağım yanındakine suçu ne bizi yaralayan şey bu toplum olarak öbür taraftaki diyor ki Türkiye'de başka türlü bu işler yürümüyor ben ne diyorum doğru söylüyorsun doğru söylüyorsun bu noktada bir kimsenin doğruluk bekleme hakkı var mı yok acı taraflarımız o yüzden
televizyonda birisi çıktı bir şey konuştu konuşacak ona cevap verecek olan bir kimsenin kendi dairesinde doğru olması lazım kim cevap verecek ona din adına birisi televizyonda çıktı konuşuyor ona cevap verecek olan birinci derecede yetkili ağız kim diyanet ne cevabı verebilir ona Adnan Oktar'ın sonu oldu Adnan Oktar diyanete dedi ki Türkiye'de iki yüz bin fuhuş yapan kadın var önce onlarla uğraşın dedi haydi Adnan Oktar'ın üzerine gittiler dağıttılar Adnan Oktar'ı adamın dediği doğruydu yaptığı yanlış ama dediği doğruydu
ne kadar araştırmışlar bizi sonuç olarak neye karar vermişler ilahiye diyanet araştırmış dedi diyanetçilerden öğrenmiş daha önce bir başkası da söylediydi birkaç yerden demişlerdi o da söyledi sona bunu dedi böyle böyle burada tanıştığım bir kimse var böyle böyle araştırmışlar dedi rapor varmış
bizim hakkımızda bizim hakkımızda böyle bir toplantıları oluyormuş kurulları varmış işte kurulda biz diyanet olarak nasıl bir sistem oturtmalıyız mantığını araştırıyorlarmış işte bu bağlamda tarikatları inceliyorlarmış bizi incelemişler sizi incelemişler işte nasıl bir topluluk ne yapıyoruz yolumuz ne işte neler yapıyoruz işte Kur'an sünnetteki ölçümüz nedir işte bağlılıktaki ölçümüz nedir hangi kaidelere uyuyoruz diye baya bir masaya yatırıp detaylı olarak incelemişler 60-70 sayfalık bir rapor oluşturmuşlar zayıf yönleri
kuvvetli yönleri şurası burası araştırmışlar sormuşlar neresi zayıf diye sizlere sormuşlar sizin haberiniz yok tabii herkese sormuşlar il il gitmişler oradan oraya imtisab et çekmiş gibi davranmışlar sormuşlar baya baya araştırmışlar 60-70 sayfalık bir rapor oluşturmuşlar o raporun neticesinden yalnız bir tarafımızdan bir şey kayda değer bir şey bulamamışlar gelin elimizi öpün o zaman dermişim şimdi normalde bir kimse bir şey söyleyecekse onun karşılığında o kimsenin söyleyecek olduğu kimsenin arkasının çöpelli olmaması
lazım arkası çöpelli ise o ona nasıl konuşacak konuşmaz bu sefer de onun karşılığında kim çıkacak yine arkası çöpelli bir kimse çıkacak arkası çöpelli bir kimse çıkınca da körler sağırlar birbirlerine ağırlar olacak benim karşısına çıkarsa diyanet edeceğim ki sen ne yapma para topluyorsun kardeşim toplama bırak al bu camilerin vakıfları var mı var var mıydı vardı al kardeşim hepsinde buranın vakfiyesi var mı var buranın geliri var mı var mevlevihaneyi yapan bir kimse vakfiyesini de koymuş kültür bu çünkü verin vakfiyesini
buranın burası kendi kendine idare etsin kimseden para istemesin bu ver bunun mücadelesini o zaman ben alkışlayayım seni diyeyim ki tamam ya vazifesini yapıyorlar doğru olan bu hristiyanların mal varlıklarını veriyorsun yahudilerin mal varlıklarını veriyorsun dini ibadet açısından ve onlara el koymuş devlet sonuçta hakkın var mı senin yok kardeşim sen bir şeye kilise devlet olarak el koymaya hakkın yok ki dinen de yok zaten islam olarak da yok ayasofya'yı fatih sultan mehmet kendi akçesiyle almış satmasalarmış satmasalarmış
bursa'da şimdi kiliseyi meydana çıkarıyorlar tadilat ediyorlar şimdi önceden kapattılar her tarafı sakladılar ne saklıyorsunuz kardeşim çıkarın tadilatınızı yapın etrafındaki vakfiye de aldılar aldılar tamam iyi ismail hakkı bursevi hazretlerinin vakfiyesinde verin yok onun vakfiyesinin onun tarlasının üzerine genel evi yaptılar ben burseye geldiğimde ismail hakkı bursevi hazretlerinin vakfiyesinin üzerinde genel evi inşaatı vardı bitmişti ve genel evi çalışıyordu nerede ismail hakkı bursevi hazretlerinin vakfiyesinde
yıl 94 bunu nereye koyacağız e şimdi yani normalde genel olarak konuşulmayan şeyler bunlar böyle olunca da yani televizyona birisi çıkacak onun karşısına kim çıkacak onun karşısına çıkacak olan bir kimse fazla bilgili olmasına gerek yok yaşaması lazım yaşayan birisini çıkarırsan televizyondaki karşısında bir kimseye yeter bakın yeter sen namaz kılmayan ilahiyatçı profesörü çıkar karşısındaki ilahiyatçı profesörde birbirlerini tanıyorlar ikisinin namazı yok ikisinin de parası faizde ikisi de ordayı burada ikisi de bilgilerini
parayla satıyorlar ikisi de diyorlar ki biz filanca kitapçıda tekstirler hazır oradan tekstirlerden soracağım sen gidiyorsun o kitapçıya diyorsun ki filanca hocanın tekstirleri lazım veriyorsun parayı parayı ortak paylaşıyorlar birbirlerinin nesini eleştirecekler ki ondan sonra televizyona çıkacaklar televizyonda birbirlerini eleştirmeyecekler ağırlıyorlar yazıyor bir kitap herhangi bir illaki ilahiyetçi olması şart değil ki nereden olursa olsun doçent oldu mu oldu yazıyor bir tane kitap diyor ki o kitaptan soracağım
üniversitede okuyanlar öyle değil mi hepsi de aynı değil mi kendi kitaplarını aldırıyorlar değil mi oradan soracağım bitti körler sağırlar birbirlerini ağırlar düzelmez bu noktada böyle olunca herkes birbir onun yani bir fikir üreten hayat üreten bakın fikir üretmek ayrıdır hayat üretmek ayrıdır yani hem fikri üreten hem hayatı üreten kimse kamil insandır onun karşısına fikri ve hayatı üreten bir kimse koyacaksın ki çatır çatır onun altından girip üstünden çıksın onu koymaz ki fikir üretenler hayat değil hayat algısı
hayatın kendi akışı farklı bir şeydir fikrin akışı farklı bir şeydir o fikrin akışı hayatın akışını yön değiştirmesi yön vermesi fikrin akışı hayatı canlandırması hayatın içerisinde yaşanabilir hale gelmesi lazım fikrin ki fikir o ola ama fikir hayatın içerisinde yaşamıyorsa hayatın akışına yön vermiyorsa hayatın akışına renk vermiyorsa koku vermiyorsa o fikir fikir değildir ki neden realitesi yok mesela Kur'an'ın realitesi var yaşanmış hadislerin realitesi var yaşanmış yaşanmış mı evet ne diyoruz altın çağı yaşandı
Kur'an'ın hatta hadis şerifi diyor ki benden öncesi diyor Kur'an'ın yüzde ellisi yaşandı benim zamanımda diyor yirmi beş daha yaşandı yüzde yetmiş beş yüzde yirmi beşi de diyor ahir zamanda yaşanacak Kur'an'ın yaşanması bitmedi bak yaşanacak anlaşılacak demiyor yaşanacak yaşamak yani anladığını yaşamak anladığını yaşamak ve yaşantıyı fazlalaştırmak yaşantıyı arttırmak yaşantıyı arttıramıyorsa o kimse yani anladığını real hale getiremiyorsa hani dün akşamki sohbetten bil kuvve bil fiil haline gelmiyorsa o zaman bir anlamı yok
orada rafta duracak o veya beyinde duracak anlamı yok onun yaşantığı haline yaşanması lazım yaşanıyorsa bir şey zaten reeldir yaşanmıyorsa real değil ki yani namaz farz farz namazın nasıl kılındığı belli mi değil namazın ne oldu belli mi değil namazın ne anlayacağımız belli mi değil o zaman onun bir anlamı yok ki o yaşanması lazım kim yaşadı Hz. Muhammed'i Mustafa'ya yaşadı nasıl kıldı namazı işte benden gördüğünüz gibi kılın ellerini kıbleye yönelin ellerinizi kaldırın kulak mömelerinizi Allahu Ekber deyin ellerinizi bağlayın
Fatiha'yı okuyor ondan sonra işte namazın rükunleri bakın yaşandı bil fiile dönüştü yaşandı yaşanabildi namaz böyle kılınıyormuş e şimdi bize bu ters geldi yani günde beş vakit abdest al beş vakit namaz kıl rükunlerini yerine getir ee gelin biz bunu değiştirelim ne yapalım haydi rükunlerini kaldıralım ortadan böyle şey mi olurmuş 1400 yıl önce yaşandı bu namaz böyle yaşandı bu kılınmaması lazım namazın böyle olmaması lazım nasıl olması lazım nasıl olmaması lazım bize nasıl olmasının gerektiğini birisi bana söylüyor
bunu o dedi ki ya böyle böyle böyle olsa olmaz mı ya dedi öyle yapmayalım dedim ben benim aklıma geldi hemen bizim var ya meşhur benim bilgisayar mühendisi benden bir kaç yaş büyük olan abi o çünkü İstanbul'da o kırmızı noktalı hatunun şeyhanslarına gidiyormuş ne yapıyorsunuz dedim ben bir gün ödemişte zikrullah'tan çıktık arabada dedi bana dedi ki Mustafa'cığım ya dedi yani bir fark dedi gibi çok göremedim biz oraya gidiyoruz dedi oradaki kırmızı noktalı hatunun kırmızı noktasına bakıp aa yapıyorlarmış değişik sesler
çıkarıyorlarmış o da zikir gibi dedi sizin yaptığınız da dedi dedim pes abi ya dedim dedim abi ya onunla bunu dedim nasıl bağlaştırdın nasıl bir şey yaptın bunu dedim ben valla ne bileyim Mustafa'cığım ya dedi o geldi aklıma benim dedim yok öyle yapmayalım nasıl yapalım günde beş vakit aa yapalım dedim ya ya böyle namaz mı olur dedi lan seninki gibi oluyor dedim ben beninki neden olmuyor bir sürü bak dedim namaz modeli çıkar mı ortaya çıkart herkes kendince bir namaz modeli oluşturabilir mi evet bunun nesi din şimdi
din ne dini herkesin kendi dini herkes kendisine bir din oluşturacak o zaman herkes tanrı nasıl basbayağı tanrı da sensin peygamber de sensin mezhep de sensin meşhep de sensin her şey sensin tanrılığını ilan et babilliler kocaman şey yapmışlar heykeller o kocaman heykellerin arkasında merdivenler var yukarı çıkan o babilin o büyük o şeylerin heykellerinin arkasından bağıran din dinozorları var onlar normalde o heykelin içerisinden halka bağırıyorlar halk da tanrılarının konuştuğuna inanıyorlar bildiğiniz taş taşın arkasından
bağırıyor bir kimse arkasından neyse din anlayışı onu söylüyor babil halkı o topluluğun içerisinde o taştan gelen sesi tanrının sesi olarak görüyor ve halk arka cepheyi görmüyor önde yalnız kocaman devasa bir tane tanrı heykeli var uzun burunlu böyle dişli şeyli arkadan o böyle gözlerinin olduğu yer var burunlarının olduğu yer var ağzının olduğu yer var arkadan ama o din dinozoru bağırıyor oradan din anlatıyor insanlara ve insanlar da tanrının konuştuğunu düşünüyorlar şimdi şimdi insanlar da tanrı oldu siz yeni bir
namaz modeli koyuyorsanız tanrısınız yeni bir oruç modeli oluşturuyorsanız tanrısınız dinin içerisinde var olan bir şey değiştirip yeni bir model oluşturuyorsanız tanrısınız şimdi insanlar onu yapıyorlar herkes küçük tanrıcı oldu evet imam-ı azam hazretlerine sorulan bir soru ve cevabını çok anlayamadım da onu sormak istiyordum Allah yaratmayı dilemediği bir şeyi emretmiş fakat bir şey anlaşılmıyor bu mikrofondan ben mi anlayamıyorum evet yaklaştıracakmış şimdi biraz Allah yaratmadığı yaratmayı dilemediği bir şeyi
emretmiş fakat bir şeyi emretmediği halde yaratmış mıdır diye bir soru soruluyor Allah Allah yaratmayı dilemediği bir şeyi emretmiş fakat bir şeyi emretmediği halde yaratmış mıdır diye sordum Ebu Hanühe evet dedi bu nasıl olur diye sordum Allah kafire Müslüman olmayı emretmiş fakat kafir için Müslümanlığı yaratmamıştır kafir için küfrü dilemiş fakat kafire küfrü emretmediği halde yaratmıştır diye cevap verdi bunu açıklayabilir misin burası kaderiye kokar biraz biraz cebriye kokar bazı noktalarda bu tarz yaklaşımlar
algılıyorum ben de çok hani bizim anlayışımıza göre biraz ya bu sonuçta İmam-ı Azam'ın üzerinde bunu konuşacak olursak el ihtiyar da olmayan bir şey İmam-ı Azam'ın üzerinde konuşacaksak Fıkıh-ı Ekber'de olmayan bir şey bunu Fıkıh-ı Ekber'i okudum bir de Epsat diye bölümü vardı bu kitap Fıkıh-ı Ekber olarak okudum ben ama bir kısmı da bu yazılı olanda Fıkıh-ı Fıkıh-ı Epsat diye bir adam hani onu sordu ben Fıkıh-ı Ekber'den böyle bir şey hiç hatırlamıyorum çünkü ben hatırlamıyor olabilirim bir daha bakayım Fıkıh-ı Ekber'e
estağfurullah bu basımda yeni basımlardan aslında bende eski basım var çok eski çevirde de sıkıntı olabilir İmam-ı Azam'ı nitelendireceksek el ihtiyardan nitelendireceğiz bir de Fıkıh-ı Ekber'den nitelendireceğiz İmam-ı Azam'la alakalı bir şey söyleyeceksek İmam-ı Azam'ın oturup da Husisi bizatihi yazmış olduğu bir kitap yok kendi el yazması ürünü bir kitap yok İmam-ı Azam'ın sohbetlerine el ihtiyar İmam-ı Azam'ın talebelerinin yazdığı bir kitap sohbetlerden çıkan Fıkıh-ı Ekber'de talebelerinin yazdığı bir kitap bu böyle bir söz
söylenmiş de olabilir bir şey diyemem ama cebriye kokuyor o zaman yani iman etmeyen kimse kafir şöyle diyecek Allah benim için imanı yaratmadı imanı yaratmadığı için ben de iman etmedim madem benim için imanı yaratmadın neden beni imandan sorumlu tuttun bu daha önce önerdiğiniz Mehmet Sait Çökegenli'nin kitabı ve Maturidi ve Nesefi'ye göre insan akadi insan hürriyeti kavramı kitabıyla da çok ters düşen bir fikir yani oradaki zaten evet Maturidi anlayışa göre bu çok zıt kalmış oluyor ama bazı bu tarz
noktalar var yani Hanefi Maturidi ekolü cüz-i iradeyi öne koyar yani madem ki benim kafir olunmam hükm olunmuş madem ki daha beni yaratmazdan önce benim küfrüme hükmetmiş beni neden imandan mükellef tuttu ki bunu böyle algılarsak çünkü mesela suç işleyen bir kimseye hangi suçla yargılacaksınız onu suç işleyen kimse dese ki evveli ezelde bu suç benim üzerimde takdir edildi ben o yüzden bunu işledim beni ne cezalandırıyorsun demez mi
bir kısım eski sufi eserlerde buna benzer şeyler de tespit ettim ben İmam Gazali Hazretleri'nin kitaplarında da bu tarz yani bunlar normalde cebriye kokan şeyler kabul etmiyorum biz kaderin var olduğuna iman ederiz kader vardır biz içinde ne yazılı olduğunu bilmiyoruz bunu da araştırmak zaten emredilmemiş bize bunu araştırmak bizim işimiz değil biz günlük günlük dini hayatımızı ve dünya hayatımızı yaşamaya çalışırız cüz irademize iyilik yaparsak
iyiliklerin mükafatı vardır kötülük yaparsak kötülüklerin cezası vardır eğer af dilemezsek kim tövbe ederse Allah onun günahlarını affeder tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir biz buna inanırız biz buna inanırız bizim benim dini algım inanışım budur eğer madem ki benim küfrüme karar verilmiş küfrüme karar verildiyse ve bu tespit edildiyse ve benim imanım yaratılmadıysa ya ben niçin o zaman imandan sorgulanacak sorgulanacağım ki zerrece hayır yapanın hayri karşılıksız zerrece şer yapanın şerri cezasız kalmaz ayet-i kerime
o zaman neden bizi hayra yönlendirdi ki ben size ey kullarım hepinize bir hayat takdir ettim o hayatı yaşayacaksınız ondan sonra ben sizi takdir ettim hayattan dolayı cezalandıracağım kalk ayağa otur şimdi ben sana kalk otur dedim kalkıp oturduğun için ben seni cezalandıracağım şimdi adalet mi kalkmanı ve oturmanı ben emrettiysem ve bunu takdir ettiysem bunun senin kaderine yazdıysam bunda senin hiçbir cüzi iraden yok ise bu cezalandırma niye bu mekafatlandırma niye
o zaman sana kötülük elbisesini veya imansızlık elbisesini ben giydirdiysem buna da iyilik ve iman elbisesini giydirdiysem ben giydirdiysem seni cehenneme atmanın onu da cennete atmanın onlar adına ne anlamı kaldı ikiniz yan yan oturuyorsunuz birinci derecede ayet ve hadise bakarım o yüzden ayet ve hadis mantelitesinin üzerinden yürürüm beni sorunlu kılmış sorunlu kıldıysa ben cüz-i irade noktasında hürüm ister cehennemlik amel işlerim ister cennetlik amel işlerim hürüm
günah işleme hürriyetim olduğu kadar iyilik yapma iyilik işleme hürriyetim de var eğer iyi insanlar iyiliği de normalde onun elbiseyi giydirdi kötülüğü de o elbiseyi giydirdi peygamberlerin ne işi var diye hudun kavmi azmıştı ne ama onları peygamber gönderdi ki o zaman peygamber tırnak içerisinde işlevi ne insanlara iyiliği hayrı öğretmek öyle değil mi Hz. Mevlana mesnevisinde der ki mesela şu dünya zindanında ne suç işledim ki burada mapus yaşıyorum neydi ki
suçum bu dünya mapushanesinde yaşıyorum altına cevabı yazar insanların hidayetine ve iyi olmasına insanların güzel olmasına çalışmak için bu uğurda koşmak için bu dünya mapushanesindeyim der bakın başka bir şey için değil der ki ne suç işledim ki ben beni bu dünya hapishanesine kattılar hatta der hırsızlık mı yaptım ki bu dünya mapushanesine beni kattılar der ki benim işim bu mapushaneye durma işim Allah'ı onun dinini onun bilinmesini anlatmak bunu tavsiye etmek içindir o yüzden bu mapushanedeyim der yok o zaman eğer
öyle algılarsak o zaman imtihanın sırrı kalkar ortada efendim eleştirisel olmakla kibirli olmanın arasına eleştirisel olmak ile kibirli olmanın kibirli olmak yani eleştirisel olmamız gerekiyor fakat bir zaman sonra bunu kibirliliğe kaymadan ya da diğer insanlar için hani böyle bir gözlem yaptım kendimce hani yani şu anki toplumun büyük bir çoğunluğu eleştirisel bakmıyor kibirli bunun yani bunu ayırt edebilmesi için bir kimsenin eleştirecek olduğu şeyi iyi bilmesi gerekir iyi bilmesi için o kimsenin kibirlilikten kurtulması
gerekir yani bir şey çok iyi bilecek ki o kimse o mesele eleştirel bakabilsin veya bilmiyorsa o zaman eleştirelsellik diye şüphecilik girer bilmiyor şüphe eder ve o şeye şüpheci yaklaşır şüpheci yaklaşmak onun hakkıdır bilmiyor çünkü ama eleştirel olarak bakacaksa onu çok iyi bilmesi gerekir ama çok iyi bilmeden eleştiriyorsa o kibirlidir o zaman doğru değil bilen kimse eleştirir hakkına sahip olur bir kimse namaz kılıyor namazın şeklini şemalini çok iyi biliyorsa o şekle şemale uymayan bir kimsenin ona nasihat eder
şekli şemali bu olması gerekir der bilmiyorsa onun şekline şemalini laf söylüyorsa cahil insan o o kibirli her kibirli cahildir her cahil de kibirlidir üç aşağı beş yukarı cahillerin iyisi nedir cahillini bilir öğrenmek için uğraşır o cahilin iyisidir onda kibir kalmaz ama cahil cahilliğinden kibirlidir şimdi bu popüler kültür bütün herkesi ve her şeyi eleştirel göze sahip olmaya çalıştırıyor her şeye eleştirel bakmak o kimseyi hamdden uzaklaştırıyor pozitif bakıştan uzaklaştırıyor barışık olmaktan uzaklaştırıyor yani
bir kim anneni düşün sabahtan akşama kadar seni eleştirirse mutlu olur musun olmazsın sen anneni sabahtan akşama kadar eleştirirsen annen mutlu olur mu bugünkü popüler kültür dedikleri bu bozuk kültür her şeyi eleştiriyor bir şeye şüpheci yaklaşmak farklı bir şey eleştirmek farklı bir şey biliyor musun ki eleştiriyorsun bilmiyor bilmediğin şeyini nasıl eleştireceksin ama eleştirel bir gözlüğe sahip olmamız lazım ah eleştirel bir gözlüğe sahip olmak için o zaman hep mi eleştireceğiz her şeyimizi eleştirelim her şeyi eleştirelim
her şeyi eleştirelim sabahtan akşama kadar hanginiz eleştiriyi kaldırabilir kimse kaldıramaz sabahtan akşama kadar nasihati kaldırabilirsiniz sıkıntı yok eleştiriyi kaldıramazsınız ama normalde bir kimsenin yani bu popüler kültür olarak aramıza oturdu ya yerleşti ya örneğin işte bizim içimizde yemekteyiz bugün ne giysem gelin kaynana yok gelin kız birbirlerini eleştiriyorlar ya bize kültür olarak oturdu bu ya normalde kız bulaşık yıkıyor evde evde kız bulaşık yıkarken annesi muhakkak eleştiriyor onu ya bırak otur oturduğun yere
ne kadar güzel kız bulaşık yıkıyor evde veya sana bir şey yapıyor bırak eleştirme alkışta vay ne kadar güzel ama burası şöyle toparlasan daha iyi olur de öyle toparlat onu yok yani eleştirel mantıkla bakacağız veya çocukların hepsi de anne babalarını eleştiriyor eşler birbirlerini eleştiriyorlar neden eleştirel gözlükle bakacaklar eleştirel mantıkla bakacaklar eleştirel gözlükle ve mantıkla bakaraktan ipler gerilecek devamlı birisi bir cephede birisi bir cephede olacak eleştiri dediniz oh eleştirelere açık olmanız gerekir
ya neden açık olayım eleştiriye gel sabahtan akşama kadar ben seni eleştireyim de sen de eleştiriye açık ol bakalım ben nasihate açıkım eleştiriye değil nasihate açıkım sabahtan akşama kadar bana iyiye doğruyu güzeli nasihat et ama sabahtan akşama kadar beni eleştirme bu kültür bu popüler kültür eleştiri herkes de birbirine şöyle söyleyeyim eleştirilere açık olmamız lazım iyi ben seni sabahtan akşama kadar bir eksiğini bulurum o eksiğini de ha bire sana söylerim düzelcek mi bununla sen o eksiğini tamamlarsın benim eksik
görüşüm düzelcek mi eleştirel bakışa sahip olmak demek etrafında hep eksiklik aramak demek hep kusur aramak demek etrafındaki bütün her şey eksik ve kusur görmen demek nerede kaldı Allah'a amd etmek kalmalı İslam bu noktada bize nasihati emreder eleştirmeyi de değil sufiler eleştirmezler eleştireceklerse öz eleştiri yaparlar kendi nefislerini eleştirirler kendi kendilerine mesela bir Müslümanın karşısındaki Müslümanı eleştirmesi caiz değildir bir Müslümanın karşısındaki Müslümanın yüzüne ben onun hatalarını söyledim
haram işledim hani İslam onu hata olarak nitelendirir ya birisinin hatasını yüzüne söylemek haramdır şimdi bunu eleştiri adın altında haram işletiyorlar bize senin yürüyüşünü beğenmedim ya öyle yürüyor ne yapalım yani manken mi ki o zaman kafasına kitap koy kitabın üzerine bir tane de bardak koy öyle yürüt yolda yürümeyi öğreteceksin yürüyüsünü eleştirme ama yok biz eleştireceğiz her şeyi eleştireceğiz her şeyi Allah bu temel kültür haline geldi doğru değil doğru değil nasihat var eleştiri yok nasihat var yüzüne insanların
hatalarını söylemek yok nasihat var ama dolaylı olarak anlatmak var toplum içerisinde anlatmak var insanların normalde içerisinde ölçüleri konuşmak var nasihat etmek var doğrularını anlatmak iyiliği anlatmak hakikati anlatmak hikmeti anlatmak bunlar var ama birisinin yüzünü eleştirmek yok birisinin yüzüne eksikliklerini anlatmak yok yok bu doğru değil teşekkür ederim efendim biz aynıleşmek için mi buradayız bu birinci sorum ikinci sorumda aynıleşmek yani aynılaşmak efendim güzel ahlak yönünde yani güzel ahlak yolunda
dezavantaj mıdır avantaj mıdır bize yani burada örnek veriyorum çok özür dilerim efendim Yusuf abi üzerinden örnek vereceğim Yusuf abi ile ikimiz sizin bir sohbetinizi dinledik sohbetten sonra dağıldık işte konuşurken ya üstadımız böyle dedi bana dedi ki ya yok öyle demedi böyle dedi ya böyle anlamalısın yani örnek veriyorum sadece efendim böyle anlamalısın bu bende bir sıkıntı yapıyor ya bu sıkıntı yapınca ya ben kendi hani İslam adına gerçekleştireceğim hayallerin önüne bir ket vuruyor ve bu beni soğutuyor her şeyden
bu noktada yani avantaj mıdır dezavantaj mıdır bunu öğrenmek istiyorum efendim önce aynılıkten kastı bulmalıyız aynileşmek şudur aynileşmek bir kimsenin değişime ve dönüşüme kapalı olmasıdır ticarette sosyal hayatta evlilikte dergahta tekkede bir mecliste bir ülkede aynileşmek bu manada en büyük kötülüklerden birisidir şimdi mesela bir kimsenin taklit etmesi aynileşmektir ama taklitten tahkike geçmesi istenir ondan mesela İslam aynileştirmez
insanları aynileştirmesi için insanların İslam'ın çok farklı bir modda olması gerekir İslam'ı aynileşme adına anlayanlar çıkabilir mi evet var olmuşlar mı evet ama İslam'ın kendi özü aynileşmeye aykırıdır sebep önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri aynileşmemiştir bir meselede üçte farklı cevap vermiştir bu aynileşmeye karşıdır mesela o gittiği yoldan geri dönmezdi aynileşmeye karşıdır çünkü bir yere gitti gittiği yoldan geri dönmezdi mesela bayram namazıyla alakalı hadis-i şeriflerde bunu okuyabilirsiniz
mesela der ki bayram namazına şu yoldan bayram namazına giderdi dönüşünü başka bir yoldan yapardı bakın aynileşmeye karşı bir şeydir bu sufilik aynileşmeye karşı bir şeydir taklitçiliğe karşıdır Hz. Mevlana mesnevide maymuna benzetir taklitçileri o yüzden bir sufi topluluk aynileşemez mümkün değil bak bu mümkün değil diyorum neden orayı eğer bir sufi topluluksa aynileştirmeye çalışsan dahi aynileşemezler insanların fıtratları farklıdır düşünce merkezleri farklıdır düşüncelerinin algı aldığı duyu organlarından edinimleri
farklıdır kültürleri farklıdır toprakları yedikleri içtikleri aile bireylerinin durdukları nokta hepsi de farklı farklıdır bu kadar farklılığın arasında insanları aynileştirmek mümkün değildir ama insan düşünce noktasında aynileşir mi evet düşünce noktasında da aynileştirince körleşir o kör kimse o zaman onu aynileştirmen mümkündür kör değil ise onu aynileştiremezsiniz ben kendi içinde bulunduğumuz topluluğu bunu nitelendirecek olursak bizim aynileştiğimizi düşünmüyorum ben biz normalde burada mesela motomat her toplantıda
aynı sorular aynı cevaplar olursa biz de aynileşiyoruz demek ama sorular aynı değil ise cevaplar aynı değil ise o zaman burada aynileşmekten bahsetmem mümkün değil bir de hani bundan 10 yıl önce anlattığım sohbetle şimdinin arasında bir fark vardır herhalde ben bir ara dedim bundan önce ne varsa hepsini reddettim dedim reddeder çıkarım sebep yani ben dünkü Mustafa Özbağ değilim dünkü Mustafa Özbağ değilsem o zaman ben aynileştiğimi düşünülemez fikir bazında da fiiliyat bazında da o yüzden zaten bir kimsenin fikri fiiliyatına
da aksediyorsa o kimsenin ayniliğinden söz edilemez insanların algıları aynileşebilir mi evet ama işte mesela aynileştiği anda bir dokunuşla aynilikten kurtulmuş oldu bu da mümkün değil bu belli bir hani dar dairedeki öğretiye hapsolmuş olan topluluklar ve şahıslar için geçerli olabilir ama o zaman askerlik gibi olur daha önceki bizim yaptığımız askerlik gibi bizim yaptığımız bir askerlik vardı bilmiyorum şimdi nasıl yani orada o bir makina gibisin asker değil makina gibisin bizim yaptığımız zamanda yani yüz altılık
geri tepmesi topun bir parçasısın top senin bir parçan değil yani yüz altılık geri tepmesiz o tank savar topunu sen yönetmiyorsun o top seni yönetiyor öyleydi bizim zamanımızdaki askerlik anlayışı yani sen onu yönetmeye kalkarsan zaten cezayı ve dayağı yiyorsun bu normalde buna müsaade etmiyor yani sen ancak o aletin farklı bir aletisin yani o alete hükmetmiyorsun o sana hükmediyor normalde o gün askerlik anlayışı buydu bu aynileşmeyi getiriyor yani her sene aynı program aynı dizayn aynı söylem aynı eğitim her şey aynı
aynileşiyorsun ezberliyorsun ezberle gidiyor ezberle gidince mesela onun ezberinde buradan ateş edilmesi var buradan ateş edildiğinde vuruluyor anlaşıldı aynileşmek budur onu ezberledi buradan ateş edilecek sana buradan ateş edilmeye odaklandı o kimse herkes aynı eğitimi aldı buradan geldi ateş gitti pşş gitti ne oldu şehit oldu mantık bu değil aynileşti orada hani az önce üniversitedeki hocanın kendi kitabını okutması gibi oradan soracağım demesi gibi halbuki 5 tane kitaptan sorsa 6 tane kitaptan sorsa çocuklar kim
ne demiş bakaraktan aynileşmeyecekler mesela din islam hukuku açısından aynileşmesi mümkün değil kim aynileşir katı bir mezhepti duran kimse aynileşir bir mesele geldi hanefiye göre böyledir kardeşim bunun dışında başka bir şey yoktur yaşanmaz bu böyledir deyince aynileşir o kimse dur bakalım ya bu mesele ne böyle bir mesele bakalım hanefiye baktık bulamadık malikeye baktık bulamadık şafiye baktık bulamadık hanbeliye baktık bulamadık ben bu bir mesele hakkında söyleyeceğim dönerim ana kaynağı Kur'an ve sünnete yeniden bakarım
ne demişler buradan ne hüküm çıkarabiliriz bulunur hüküm oradan şimdi belki de aynileşmeninle alakalı enteresan bir örnek hiç kimse yanlış anlamasın kadın evli bir adamla adamla evliyken bunu hep örnek olarak veriyorum ya aynı örneğin üzerinden gideceğim farklı örnekler vermeden adamla evli Ankara'dan bir sevgili edilmiş gitmiş kadın Ankara'da 15 gün 20 gün yaşamış o sevgiliyle o sevgiliye edindiğinde bir tane de yedek sevgili edilmiş Antalya'dan oradan da Ankara'dan Antalya'ya geçmiş Antalya'dan tekrar geriye gelmiş
müftülüğe kadının kocasının dedesi demiş ki bir sıkıntı yok bu işte müftülüğe gitmişler müftülük demiş ki dini nikahın kimde hiç kimsede ondan demiş nikahın devam ediyor senin kadın demiş olmaz böyle bir şey bir araştırmışlar kime gidelim Mustafa Özba'ya gidelim ben de iş yerindeyim küçücük bir birom var orada kadının birisi geldi selamun aleyküm aleyküm Mustafa Özba'la görüşecektim buyurun dedim ben anlattı müftülüğe gidin dedim ben gittim dedi böyle böyle dediler dedi bana müsaade edin ben bir bakayım İbn-i Abidin'i indirdim
bizatihi var şeyden değil ne o internet ortamından değil İbn-i Abidin tamamiyetle var Feteva-i Hindiye tamamiyetle var El-i ihtiyar dürer-gürer El-hidaye onlar zaten var mepsut tamamiyetle var böyle külliye halinde yayıldım kilitledim salonun kapısını dedim kimse girip çıkmasın buraya yaydım bütün hepsinde o ne demiş ona bakıyorum o ne demiş ona bakıyorum o ne demiş ona bakıyorum zaman yetmiyor her şeyi bırakıyorum öyle bellilikleri koyuyorum hiç kimse dokunmasın kilitliyorum kapıyı işte bir gün iki gün sohbete gidiyorum
geliyorum o arada da İzmit sohbetlerini takip eden kendisinin fıkıhçı gören sohbetin ortasında böyle konuşan bir kimse var yine İzmit'e gittim elinde böyle yazılı eserlerle geliyor oradan soruyor filan dedim sohbetten sonra sen beni bir gör bu geldi böyle vatan kurtaracak ya dedim hocam canım benim dedim böyle ellerimi okşadım işin içinden çıkamadığım bir durum var dedim sen dedim fıkıhta yüksek lisans yapıyorsun biz de dedim sufi cahilice şu problemi dedim bana çözüver bu işin içinden nasıl çıkacağız ben çıkamadım
dedim acziyetimi ben sana beyan ediyorum tamam dedi ya ne var ki bu mesele dedi İbn-i Abidin'e bakma baktım el ihtiyara bakma baktım dürer gürer'e bakma baktım ben şimdi işte feteva-i hindiye bakma baktım işte şeye ne o bütün o az önce sıraladığım fıkıh kitaplarının hepsini sıraladım bunların hepsine baktım dedim cezireye baktım dört mezhebe göre şuna baktım buna baktım bunların bende mevcut olan eserler bunlar bunların içinden çıkamadım şunun içinden çıkıver bana dedi diyanette böyle fetva vermiş tamam dedi ben bunu
hocalarımla konuşacağım dedi bir daha Kaya sana cevabını getireceğim bekliyorum dedim bak bir ay daha bekleyeceğim tabi ben bir ay beklemedim onu da ama ona bekleyeceğim dedim bekledim yine onu bir ay sonra geldi ben dedi üniversiteye hocalara da telefon açtım kimse bu işin içinden çıkamadı dedi hoş geldin dedim aramıza ben şimdi ne oldu bak dedim sen bu işin içinden çıkamadım beyan ettin aferin sana bu konuda dedim tevazulu insansın ne yaptın dedi sen bunun fetvasını verdin mi dedi verdim dedim yol anlatır mısın dedi
dedim bayan bunu itiraf etti İslam hukukuna göre bunu itiraf etmiş olsaydı bu rejim edilecek miydi dedim ben evet dedi rejim edilince nikah düşecek miydi dedim ben evet nikahı düştü ben neden düşünemedim dedi ona verdiğim cevap ezberci ve aynıcisin dedim anladın evet şimdi taklit edenler aynıleşirler ezberciler aynıleşirler İslam taklidi reddetmez taklitten tahkike geçler mesela İslam bağnaz bir mezhepçi değildir İslam bağnaz bir meşrepçi de değildir mesela Osmanlı'nın yükseliş dönemine
kadar Osmanlı'da bağnaz bir mezhepçilik yoktur Osmanlı uleması kendilerince hanefidir ama asıl en önemli özelliği ehl-i sünnettir hanefi mezhebinde olmayan çok fetvaları vardır ve hanefi mezhebince kabul edilmemiş fetvalardır bunlar ama kabul etmişlerdir aynı şekilde biz mesela maturidi ve ayırırız ya itikatta maturidiyiz eşari değiliz deriz aslında bu bu topraklarda keskin bir şekilde ayrılmaz neden ayrılmaz bu toprakların karakteristik özelliğine rengine uygun değildir biz an gelir
kaderiyenin veya cebriyenin veya mutizelinin veya eşarinin içerisindeki doğru bir unsuru kendimize ölçü olarak alabiliriz bu bizi aynılıkten kurtarır bu bizi taklitçilikten de kurtarır mesela az önce imam-ı azamdan bir alıntı yaptı ben ona itiraz ettim dedim ki bu cebriye kokuyor bizi bu cebriyeye götürür dedim bu imam-ı azama küstahlık değil çünkü söz konusu olan yazı bir rivayet onun sözü de olabilir önemli değil ama yine de o tırnak içerisinde kur'an sünnet disturuna uygun düşmüyorsa yanlış anlaşılacaksa ben onun
namel etmek zorunda değilim öyle anlamak zorunda da değilim o zaman ben kendimi aynılıkten kurtarırım bugünkü islam dünyasının bence en önemli çıkmaz sokaklarından birisi bu bir kısım insanlar çok katı çok keskin bir mezhep tahassubunda meşrep tahassubunda böyle olunca yollarını çıkmaz sokağa döndürüyorlar din yaşanır olmaktan çıkıyor halbuki bu noktada perspektifi biraz daha bu hani mezhepsizlik değil bu bunu zaman zaman örnekliyorum ya çok böyle uç bir örnek olduğu için işte kocasından haber alınamayan bir kadının
nikahı ne zaman düşer tartışılmış ya bu hanefi'ye göre kocasından haber alınmayan bir kadının nikahının düşmesi için bir kocasının yaşında bir adamın ölmesini bekleyecekler kocasının yaşıtlarından birisi ölünce kadın gidecek müracaat edecek diyecek ki ben kocamdan haber alamıyorum ondan sonra kocamın öldüğüne hükmedin kocamın öldüğüne hükmedecekler kocanın öldüğüne hükmedince kadın kendince nikahı düşmüş olacak kocanın öldüğüne hükmedilince de kocanın mirası kadına ve çocuklara kalacak işin içerisine miras hukuku da giriyor
hanefi'ye göre böyle şafilere göre böyle değil şafilere göre bu 4 yıl şafiler demişler ki 4 yıl kocadan bir haber alınmazsa ölüp ölmediği yaşayıp yaşamadığı ne olup ne gittiği ile alakalı o zaman demişler kadının otomatikman adamın öldüğüne hükmedilir öldüğüne kadının nikahı düşer adamın malı da mirasçıları arasında dağıtılır Osmanlı uleması Şafi'nin İmam-i Şafi'nin bu fetvasını kendisine ölçü almış örneğin hanefi'ye göre 40 yıl bekleyecek ya da ilk yaşıtı böyle işte normalde Türkiye'de bir kimse kaç yaşlarında ölür
60'dan sonra ölümü bekler bizde herkes yani hoş şimdi başladılar işte adam 80 yaşında ölmüş çok erken aramızdan ayrıldı ulan daha ne yaşayacak işte 90 yaşında ölmüş çok erken her ölüm erkendir ışıklar içinde kal bir de bu çıktı şimdi olur kabre bir tane lamba takalım hep ışığın içinde yaşasın bir de o çıktı şimdi şimdi normalde hanefi fıkhına göre mesela 40 yıl kadın kaç yaşında nikahlandı 17 40 yıl 57 hayat bitti ya da işte normalde yani bakacak yaşıtlarından kim var Ahmetoğlu Mehmet var ulan şu ölse de kurtulsak
şundan adamın bir başkasının ölümüne övdü birisi koşa koşa mahkemeye gidecek filanca öldü aynı yaşıttandı benim ben hürriyetimi istiyorum yok ne almış Osmanlı hemen Şafi'nin hükmünü almış kendini adapt etmiş demiş 4 yıl o zaman 4 yıl bir adamdan haber alınamıyorsa sağ mı öldü mü hiçbir haber yok e şimdi nereden nüfustan düşüyor ölürse ama 4 yıl yine haber vermesi lazım adam Almanya'ya çekmiş gitmiş hatundan çoluktan çocuktan kurtulduğuma dua ettim demiş aramamış sormamış hiçbir şey yok kadın beklemiş yıllarda hala da
haber bekliyor diyorum hiç kimseden haber almadım mı hiç kimseden haber almadım diyorum oralardan bir selam bir sabah bir tanıdık bildik hiçbir haber yok mu yok sen boşsun dedim böyle durdu dedim bir haber olması lazım annesi bir şey dedi mi hayır babası bir şey dedi mi hayır onları da arayıp sormuyor seni zorla mı evlendirirler dedim ben hep dedi içimden dedim ki adam kurtuluş görmüş Almanya'ya bir gitmiş ne anasını ne babasını ne karısını ne çolunu ne çocuğunu ne akrabalarını hiç kimseye arayıp sormamış öldü mü kaldı mı
hiç kimsenin haberi yok böyle mi böyle sen boşsun dedim Osmanlı ulemasına göre ama dedim dinen hukuk olarak gidip müracaat edeceksin dedim mahkemeye ne diyeceğim dedi diyeceksin ki dedim ben 20 yıldan beri hiçbir haber alamıyorum sağ mı ölü mü belli değil ben mahkemeden kendimi boşanmasını istiyorum diyeceğim mahkeme aradı 4 yıl Almanyalara yazılar gönderdi adresler gönderdi gıyabında boşanmaya hükmetti sana adam gene yok orta yerde evrak adama şey olmuyor ulaşmıyor adres yok Alman konsolosluğuna gidiyor evrak Alman konsolosluğu
arıyor konsolosluk arıyor bulamıyor adam o adam o adam nasıl nefret ettiyse nasıl kahrettiyse sonradan kadın resmi olarak da boşandı sonra ne dese gelmiş ki bilmem kaç yaşına ben evlenmek istiyorum dedi evlen dedi müslüman evlen şimdi bu bu aynılıkten kurtarır insanı bir şeyin hiç değişmeyen aslı var ise özü yolun kolay o öz de değişiyorsa o zaman sıkıntı var anlatabildim mi dinin özü aslı nedir Kur'an ve sünnettir o değişmeyendir hiç bak o metin olarak değişmez senin algın değişebilir senin anlayışın değişebilir senin kavrayışın
değişebilir bizden sonrakiler daha fazla anlayıp daha farklı kavrayıp daha farklı veçeden bakabilirler ben o yüzden dedim dokunmayın kardeşim hadisleresiz dursun orada sen şimdi gereksiz görüyorsun bundan iki yüz yıl sonra lazım olabilir o üç yüz yıl sonra beş yüz yıl sonra lazım olabilir bugün nasıl lazım oluyorsa bin dört yüz yıl sonra iki bin yıl sonra da o lazım olabilir yani orada dursun neden o değişmeyen özdür o o değişmediği müddetçe siz onlardan yeniden faydalanıp yeniden ölçüler çıkarıp aynıleşmekten kurtulursunuz
çok teşekkür ederim efendim bir de son bir şey söyleyeceğim de efendim bu aynıleşmeyi hissettiğimiz zaman böyle bir zıplama olarak neyi göremeliyiz efendim zıplama olarak sıçra derim ya ben durduğun yerden sıçra tamam efendim hatta mesela bunu ben zaman zaman yaparım bir konuyu yazıyorum diyelim değil mi bir yerde bunu anlatmakta kendimce işte sıkıntı yaşadım kelimeye dökmekte bırakıveririm ben bir kalkarım bir onun içerisine başlarım ben dönüyorum bir Allah'ı zikrederim getiririm otururum ben neden o bir değişeceksin
gördüğün şey bile değiştireceksin anladın bundan sonra taktik baktığın şeyi bile değiştireceksin nereye bakıyorsun bilgisayara bakıyorsun devamına işte nereye bakıyorsun bir sürü açmışım kitapları ondan ona ondan ona bakıyorum mesela fıkhi meselelerde böyle zorluk çekiyor insan bazen yılda bir sefer veya beş on yılda bir sefer de olsa yani yılda bir sefer olmuyor ama on yılda bir oluyor belki de böyle bir şey olduğunda yayıyorsun her şeyi bazen kafan duruyor diyorsun ki durdu bırak her şeyi bırakıyorsun güzel oluyor
evet çok teşekkür ederim aslında biraz da aynılıkten kurtulmak için İstanbul'da yaşamak lazım biraz da sezen dinleyeceksin hani bir lodos lazım bir kürek bir kayık kurtarır aynılıkten evet efendim egoistlik ile özgüven arasında lodosla kürekte kayıkta kaldık bir de kırmızı yakut diyor ya evet egoistlik ile özgüven arasındaki fark nedir?
egoistlik bir kimsenin sadece ve sadece kendi nefsini düşünmesi her şeyin kendisinin etrafında dönmesi kendisini öne koyması egoistlik o önce o karnını doyuracak en güzeli o olacak en yakışıklısı olacak bu egoistlik ondan başka hiç kimseye bakılmayacak bu egoistlik en kıymetli o başka şeye oturacak egoistlik o biliyor sadece başka kimse bilmiyor işin içerisine kibirlilik de girdi her kibirli egoisttir her egoist kibirlidir özgüven ise başka bir şeydir özgüven şunu da ben bunu başarabilirim ben bunu yapabilirim ben bu yolu gidebilirim
egoist benden başka bir yolu kimse gidemez özgüvenli ben bu yolda yürüyebilirim mesela şunu demek istiyorum ben bunu yaparım bir cümle ben bunu en iyi yaparım diğer cümle en iyi yapmak kısmı ben bunu en iyi en güzel şekilde yapmaya çalışırım ama sadece ben değilim herkes yapabilir anladım diğer sorumda dün akşamki tekke sohbetiyle ilgili Hz. Musa Aleyhisselam ve Hızır Aleyhisselam arasındaki hikayeyi anlatmıştınız Mesnevi'de geçen orada ilgimi çeken şey şu oldu Musa Aleyhisselam yani Hızır Aleyhisselam'ın yanına gittiğinde
dayanamadı çünkü o bu ilme vakıf değildi şeklinde ben anladım yanlış anladıysam yok yanlış anlamadın doğru anladın peki yani bir Allah'ın peygamberinin Hızır'da peygamber onu bilmiyorum bu anlamda o zaman peygamberlerin birbirlerinin üstünlüğü kimisini kimisinden üstün kıldık teşekkür ederim kimisine kimisine farklı özellikler verildi farklı mucizeler verildi aynı değil birbirlerine verilen mucizeler efendim insanların ahlaklarından bahsettik mesela iki kardeşi ele aldığımızda ikisi de aynı aileden aynı eğitimi görüyor
aynı kültürde aynı toplulukta yaşıyor ama ikisinin de ahlakı çok farklı fıtratları ve istidatları farklı aynı anneden babadan doğmasına rağmen kopyalanmış değiller onların kendi aslında biz kardeş olarak görürüz haklı olarak duygu noktasında ikisi de farklı bireydir biz zaten o farklı birey olarak görmeyi halledebilsek mesela anlaşılacak bir aile hepsi de farklı farklı bireydir hepsi de farklı farklı birey olunca istidatları ve fıtratları hepsinde farklıdır o yüzden on tane kardeşin olsa onu da aynı anne baba ve aynı okula
gitse on tane farklı insan çıkacak yine o fıtratları ve istidatları farklılığından birisi çok çalışkan birisi hiç hiç çalışkan değil birisi hemen kavruyor birisi hemen kavrayamıyor birisi süslenmeyi seviyor birisi hiç umuruna katmıyor örneğin kardeşler arasında oysa aynı anne baba ama farklı fıtratları ve istidatları bütün insanların hepsi de insan kadın mı kadın ama hepsinde fıtratı ve istidadı farklı ama kadın hepsi erkek mi erkek hepsi de family olarak aynı mı evet ama fıtratları ve istidatları farklı kadınlar da
erkeklerdi hepsi de insan mı evet ama hepsinde fıtratları ve istidatları da farklı insanlar ikiye böldük kadınlar ve erkekler fıtratları ve istidatları kadınların ayrı erkeklerin ayrı kadınları da kendi aralarında bölmemiz gerekir istidatları ve fıtratları farklı bu normal efendim bizim kardeşler arasındaki şeyimiz nasıl olmalı mesela ben kardeşlerimden ne derece nereye kadar sorumluyum yani ona ne kadar hükmetmeye hakkım var hiç hükmetmeye hakkımız yok hiç kimsenin hiç kimseye hükmetmeye hakkı yok ancak elinizin altındakilerden
sorumlusunuz sorumluluklarımız var peki kardeşin kardeşe itaat noktası var mı yok aykırı olabilirler efendim aykırı olabilirler aynı değiller yani sonuçta itaat belli Kur'an'a sünnete anneye babaya evli olan kadınların kocalarına itaat bu kardeşlerin birbirine itaati yok yani ben abime itaat etmek zorunda değilim abim de bana itaat etmek zorunda değil veya kız kardeşim bana itaat etmek zorunda değil peki genel olarak şimdi içimdeki aslında söylemek istediğim şu benim ailemin yani annem ve babamın benim şu şekilde davranmamı
istiyor kardeşlerimin üzerinde işte ablasın sen onları yönlendirmelisin gibisinden bir algı oluşturuyorlar nasihat edebilirsin onlara bu durumda ben nasıl bir yöntem nasihat edebilirsin ama kardeşlerinden itaat beklemek seninle kardeşlerin arasının arasının açılması bozulması demektir ben itaat hiç beklemiyorum da onlar tam tersine onlara itaat ettirmem gerektiği gibi davranıyorlar sen ablasın bize bir yol göstermelisin yol göster nasihat et ama itaat etmek zorunda değiller ben kendi kendimden örneklendirecek olursam
benim kız kardeşim var bana bir şey sorarsa ben nasihat ederim anlatırım bana bir şey sormazsa ben hiçbir şey demem kendimde o hakkı görmüyorum onun zarar gördüğünü görmek size üzüntü vermiyor mu peki zarar gördüğünü görmek beni çok üzüyor bir kimse normalde şimdi kendi kanından kendi canından olan bir kimsenin zarar görmesini yüzer bu tırnak içerisinde bu önemli bir şeyin bir yaptırım olabilmesi için Kur'an ve Sünnet'in sana o yetkiyi vermesi lazım şimdi çocukların anne babaya itaat etmeleri farz çocuk onu farz olarak algılarsa
sen onu çocuktan bekleyebilirsin önce çocuğa bunun farz olduğunu anlatacaksın çocuğa onun farziyetinin sebeplerini niceliklerini niteliklerini anlatacaksın sonra o çocuktan o farzı bekleyeceksin kadının kocasına itaati farz iyi önce ona anlatacaksın öğreteceksin niteliklerini ve niceliklerini çerçevesini ondan sonra ondan o itaati bekleyeceksin e bilmiyor neyine itaat edecek öğrenmemiş neyine itaat edecek bir de İslam'ın kendi içerisinde bir sosyal hukuku var yani çocuğu ablaya veya abiye bağlamamış ki çocuk birinci
derecede babasına itaat edecek yani onu İslam çiftliyor diyor ki anne ve babaya itaat etmesi lazım iyi birinci derecede çocuğum itaat edeceği yer babası anneye erkek çocuklar bakmakla mükellef itaat etmekle mükellef değiller çocukların itaatı babaya o yüzden İslam çocuğu babaya verir anneye vermez e şimdi babalar çocuklardan kaçıyorlar öldü baba diyelim çocuk birinci derecede babasının babasına babasının babasının kardeşine amcasına yok annesinin babasına yok annesinin kardeşine dahiye itaati ne zamana kadar
akıl bali oluncaya kadar akıl bali oldu bitti sorunluluk da bitti Allah herkese hayırlı evlat versin ben sağım benim çocuklarım bana itaat edecekler benim çocuğumun üzerinde bir başkasının hakimiyet ve hükmetme hakkı yok benim bu hakkı bir başkasına devretmem de mümkün değil bu devredilecek bir şey değil bu varis tayin edilecek bir şey değil bu vekil tayin edilecek bir şey değil hiç kimse baba olamaz yedek baba olmaz vekil baba olmaz baba babadır öyle olunca
o zaman bunu normalde kimle paylaşacak hakimiyeti baba hiç kimseyle Allah hakimiyetini bir başkasıyla paylaşmaz peygamber peygamberliğini bir başkasıyla paylaşmaz bir mürşid mürşitliğini bir başkasıyla paylaşmaz bir erkek kocalığını bir başkasıyla paylaşmaz bir baba babalığını bir başkasıyla paylaşmaz bunlar paylaşılacak şeyler değil bunlar veraset edecek şeyler de değil o zaman çocuğun itaati babayadır sonra anneyedir abla nereden çıktı tabi bu normalde itaat de nereye kadar ve ne zamana kadar bir de o var bunun da
tartışılması lazım şimdi örneğin işte çocuk gelmiş 50 yaşına baba daha onu kendisine itaat ettireceğim diye uğraşıyor kapat bu fabrikayı diyor adam diyor ki abi bana fabrikayı kapat diyor ben itaat mi edeceğim şimdi babama diyor döndüm dedim bunu mu bekliyorsun baktı itaati böyle algılama şimdi de bu tarafı var o yüzden yok tabi bu son nokta itaat maruftadır bu da hadis-i şerif marufta yani iyilikte yani kur'an ve sünnet çerçevesinde yani baba itaat edeceksin deyip de çocuğunu harama
sürükleyemezsin evet istidat cebriyeye girer mi istidat cebriyeye girer mi tebliğe cebriyeye terbiyeye mi dedin ne anlamadım cebriyete cebriyete istidat cebriyete girer mi istidatın normalde cebriyete girdiği yerler de var mesela kadının kadın olması cebri erkeğin erkek olması cibri cinsiyet açısından bu cebri bu istidat normalde bunu değiştirmek mümkün değil ama örneğin kadının kuvvetlenmesi bu normalde cebri değil kadın kendi kendisini güçlendirebilir bir meselede kendisini daha iyi yetiştirebilir cebri olan yanları var
istidatın ama cebri olmayan yönleri daha fazla bu kadar iki kardeşin aynı çevrede yetişmesi fakat farklı kişiler olması örneğinde o zaman kişilerin yetişmesinde gelişmesinde çevre etkisini yok sayabilir miyiz ya da çok az bütün bunda etki çok fazla yani annesi babası algılaması anlayışı çevresi her şeyi etkiler mesela birisi bir öğretmeninden okurken çok fazla etkilenir etkilendiği zaman o öğretmenin mesleği neyse o tarafa doğru daha fazla meyledebilir örneğin veyahut da o kimsenin etkilenişi başka bir noktadan başka bir şey olur
o tarafa doğru meyledebilir birisi başka tarafa meyledebilir normal bu yetişme yetiştirilme aldığı eğitim bilgi edinme yolları çevresiyle olan ilişkileri o kimseye etkiler yine çevre etkili fakat çevre etkilidir kim ne derse desin çevre etkilidir tamam teşekkür ederim efendim sevmenin peki istidadı etkisi var mıdır yani istidad üzerinde ben onun da normalde muhakkak istidadının etkisi vardır onun da yetiştirilmeyle alakalı ve etraftaki bilgi edinmeyle alakalı bağlantısının olduğuna inanıyorum yani geliştirilebilir mi
ben her şeyin geliştirileceğine inananlardanım belli şeylerin haricinde yani o eğer bir şey geliştirilmeye ve değişmeye ve dönüşmeye açık değilse yani ben ona cebriye giriyor çünkü işin içerisine ona farklı bakarım hani normalde mesela işte cinsiyet bu noktada cebriyedir değiştirilmesi ve dönüştürilmesi mümkün değildir ama ahlak duygular anlayış algı kavrayış bunlar değiştirile ve dönüştürilmeye müsait geliştirile

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi