mustafaozbag.org

Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti - 7 Ocak 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 13 Şubat 2018 · 1:09:49

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. 760. beytte kalmışız burada. İnşâAllah 760. beytten devam ediyoruz. O nuru, canlara hak saçtı. Devletliler onunla eteklerini doldurmuşlardır. O nur saçıcısını bulan, yüzünü Allah'ın gayrısından çevirmiştir.
Cenab-ı Hak insanları yarattı, insanların ruhlarını yarattı. Ruhlarını yarattıktan sonra nurunu saçtı. Varlığı saçtı, varlığı yarattı. Varlığın üzerine Cenab-ı Hak kendi nurunu saçtı. Ayet-i Kerime'de Nur Suresi, ayet 35'te Cenab-ı Hak buyurur ki, Allah göklerin ve yerin nurudur. Bu nur üstünde nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur.
Yine başka bir ayet-i Kerime'de Allah'ın gönlünü İslam'a açtığı ve Rabbinden bir nur üzerine olan kimse, kalbi katılaşmış olan kimse gibi midir? Kalpleri Allah'ın zikrine karşı katılaşanların vay haline. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Zümer ayet 22. Ölü iken diriltip kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi midir? İşte kafirlere yaptıkları böyle süslü gösterildi. Kıymetli dostlar, tabiri caizse Cenab-ı Hak insanları yarattı ruhlar âleminde ve onlara secde emri verdi. Bütün yaratılanlar, hepsi de Cenab-ı Hak'ın emrine tabi olup secde ettiler.
O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki, İnsanlar mümin doğarlar. Rabbim tekrar secde emri verince, ruhların bir kısmı secdeye gitmedi. Bir kısmı secdeye gitti. Yine üçüncü secde emrini verince, ikinci secdeye gidenlerin bir kısmı üçüncü secdeye gitmedi. İkinci secdeye gitmeyenlerin bir kısmı üçüncü secdeye gitti.
İkinci secdeye giden, birinciye giden, ikinciye gidenlerin bir kısmı da üçüncüye gitti. Hadis-i Şerif'te buyuruldu ki, İnsanlar mümin doğarlar, mümin yaşarlar, mümin ölürler. İnsanlar mümin doğarlar, mümin yaşarlar, kafir ölürler. İnsanlar mümin doğar, kafir yaşar, mümin ölür. Bu, o kimsenin o nurdan nasibiyle alakalıdır. Bunu biz biraz Muhyiddin Arabi felsefesine, onun anlayışına dem vurarak gidersek, ayağını sabit ede, Cenab-ı Hak ruhları yarattığında nurunu saçtı. Ruhların bir kısmı, o Rabbimin özel nurunu şevkle, heyecanla, aşkla aldı.
Bir kısmı, o nuru reddetti. O nuru reddedince de, bu dünyada kafirlerden oldu. İşte Hazreti Pir diyor ki, bütün canlara nurunu saçan haktır, Allah'tır. Bu meseleye biraz da varoluş noktasından baktığımızda, bizim üzerimizde, biz iman etsek de etmesek de, Allah'ı kabul etsek de etmesek de, üzerimizde onun nuru vardır.
Zaten kafir, küfür ehli, örten demektir. O kimse, kendi kalbindeki, kendi canındaki, Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nuru, kendi elleriyle örtmüştür. O nur, o kimsenin kalbinde vardır. Ama o kimse, kendince, yapmış olduklarından, düşündüklerinden dolayı, o nurun üstünü örtmüştür. Küfür, üstünü örtmek demektir zaten. E, insanların hepsine de Cenab-ı Hak, iman nurunu saçmıştır. Eğer birisine iman nuru vermemiş olsaydı, adaletsizlik olurdu. Ve o kimse derdi ki, sen bana iman nuru vermedin, ama benden iman etmemi istedin. Öbürküne iman nuru verdin, o iman etti. E, bana iman nuru vermedin, benden iman etmemi istiyorsun.
Bu, Cenab-ı Hakk'ın adaletine sığmazdı. Ve, ayeti kerimede, Allah, insanlara zulmetmez, Cenab-ı Hak kullarına zulmetmez, zulmetmek de istemez. O zaman, Allah kullarının arasında, adaletsizlik de yapmaz. E, o nuru, o zaman bütün canlara Cenab-ı Hak saçtı. Bütün canlara, o nuru verdi. Devletliler, yani bu noktada akıllı olanlar, gerçek akla sahip olanlar, hikmete tabi olanlar, Kur'an ve sünnet-i seniyeyi bu noktada iman edip, onun peşine düşenler, eteklerini o nurla doldurdular. O nur saçıcısını bulan, yüzünü ondan gayrısına çevirmedi. Çünkü, nurun sahibini buldu.
Nurun sahibini bulunca, yüzünü başka bir tarafa, başka bir yöne çevirmedi. Yani, heva hevesine dalmadı. Şeytana dalmadı. Dünyanın süsüne kanmadı. Şeytanın, ona vermiş olduğu vesveseye kanmadı ki, O, yüzünü tamamen ne yaptı? Cenab-ı Hak'a çevirdi. İbrahim Aleyhisselam, ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim. Ve artık ben, asla Allah'a ortak koşanlardan değilim. En'am ayet 79, haliyle hallendi. Ve o hale erişen bir kimse, İbrahim'i bir şekilde, yüzünü Allah'tan başka hiçbir yere, hiçbir tarafa çevirmedi. Yine, doğuda da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık, nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki, Allah'ın rahmeti geniştir.
O her şeyi bilendir. Bakara, ayet 115, tecelli etmiş oldu. O yüzünü direkt Cenab-ı Hak'a çevirenler, o nur saçıcısına dönenler, ondan başkasına yüzünü dönmeyenler, ondan başkasına kör olanlar, ondan başkasına sağır olanlar, ondan başkasını dinlemeyenler, her şeyiyle O'na dönüp, O'nun cemalini seyreder hale geldiler. Hz. Pir muhteşem bir şey söylüyor. Kimin aşk eteği yoksa, o nur saçıcısında nasipsiz kalmıştır. Kimin aşk eteği yoksa, kim ilahi aşk ile aşklanmadıysa, kim Cenab-ı Hakk'a bütün gözünün gördüğü her şeyden fazla yönelmediyse, kim Allah'ı gözünün gördüğü her şeyden fazla sevmediyse, o ne yazık ki nasipsiz kimsedir.
Hz. Pir der ya, aşktan nasibi olmayanın, çok özür dilerim ama, eşekten farkı yoktur diye. aşktan nasibi olmayanın, eşekten farkı yoktur der. Buradaki aşkı, Hz. Pir sadece ilahi aşk olarak nitelendirmez. Hatta der ki, aşıklık oradan da olsa, buradan da olsa, yani hakikatten de olsa, hakikate de aşık olsa, mecaz da olsa, mecaz bir şeyi de sevse, bize delildir der.
O yüzden bir kimsenin annesini sevmesi, babasını sevmesi, eşini sevmesi, çocuğunu sevmesi, börtüyü böceği sevmesi, bir hayvanı sevmesi, aşkın ve aşıklığın var olduğuna delildir. Bir kadını sevmiş, muhteşem, bu aşkın varlığına delildir. Bir erkeği sevmiş, muhteşem, bu aşkın varlığına delildir. çocuğunu sevmiş, aşkın varlığına delildir. Bir hayvanı sevmiş. Var ya öğleleri, kediyi almış kucağına, annem, annem diye gidiyor. Dükkanın önünden geçiyor birisi, kucağında köpek var, genç bir kız çocuğu. Bazen tarif ediyorum ya, annem, annem diye gidiyor.
Dedim, yavrunuz mu? Öyle ya, annem, annem deyince, yani olabilir dedim kendimce. Dedim, yavrunuz mu sizin? Böyle bir baktı bana, tuhaf tuhaf, bir de kızdı. Yani hoşuna gitmedi. Aslında onun köpeği sevmesi de güzel bir şey. Tabii biraz böyle, insanları sevemeyenler, kendilerini hayvanlara veriyorlar, bu da güzel bir şey. Yani insanı sevmek sıkıntılı bir şeydir. Kolay bir şey değildir. Bir insanın annesini sevmesi, babasını sevmesi, eşini sevmesi, çocuğunu sevmesi, bu biraz çileli bir yoldur. Öyle olunca, annesini sevemeyen, babasını sevemeyen, eşini sevemeyen, çocuğunu sevemeyen, işte gidiyor, bir köpek ediniyor, gidiyor, bir kedi ediniyor, onu seviyor, onu dolaştırıyor, torununu dolaştıracağına, köpek dolaştırıyor.
Çocuğunu bakıp besleyeceğine, kediyi besleyeceğim diye uğraşıyor. Köpeğe, kediye merhamet ediyor, insana etmiyor. İnsana etmiyor, ben böyle ölülerini tanıyorum. Annesi, babası için gözyaşı dökmüyor. Kedisi için, köpeği için gözyaşı döküyor. Böyle bir insan için, dudakları titremiyor. Kedi köpek için titriyor. Havalar da soğuk ya, zavallılar dışarıda şimdi. Yani onların bir sıcak yuvaya ihtiyaçları var. İnsanlar, ya insanlar bulsun işleri ne? Bu güzel bir şey ama. Ya bir kimsenin kediyi sevebilmesi güzel bir şey. Bir bülbülü sevebilmesi güzel bir şey. Tuhaf gelebilir size. Bir yılanı sevmesi güzel bir şey.
Ya yılan besliyor evden. Enteresan. Tuhaf ama güzel bir şey. Veya kertenkele besliyor. Harika. Şey var, ne o küçük kaplumbağalar besleyenleri tanıyorum. Besliyor. Güzel. Yani bir hayvanı sevmek güzel bir şey. Bir çiçeği sevmek güzel bir şey. Bir ağacı sevmek güzel bir şey. Yeşillikleri, ormanı sevmek güzel bir şey. Deniz kenarını sevmek güzel bir şey. Ama bu hayvan haşat bitkilerin üstünde bir insanı sevmesi daha da güzel bir şey. Bu daha muhteşem. Ama bize şu hoş gelir. Hani bunu da hep söylerler. Geçmiş kavimlerden birisi, işte bir suyun başına geldi. Baktı ki bir köpek susuzluktan ölmek üzere.
Başından kepini çıkardı. Kuyuya indi. Kepiyle su aldı. O köpeğe içirdi. Cennetlik oldu. Bunu şöyle devşirmezler. Susuz kalmış bir köpeğe su veren bir kimseyi, Allah cennetine koyuyor. Susuz kalmış bir insanı suya kavuşturan ne olur acaba? Aç bir kimseyi doyuran ne olur acaba?
Bir çıplığı giydiren ne olur acaba? Sokakta kalmış bir kimseyi evine alan, onu ısıtan ne olur acaba? Hiç sokakta kalmış bir kimseyi evimize alıp, onu yıkayıp, paklayıp, temiz elbiseler verip yatırdık mı evimizde? Hiç sokakta aç bir kimseyi alıp evimizde doyurduk mu? Hiç gece köprü altılarında yaşayan insanlara bir sıcak tas çorba götürdük mü?
Hiç gece yarısı aklınıza geldi mi? Garajda kimsesiz sıcak bir yerde kalıp da bankların üzerinde uyuyanlar. Onlar bellidir böyle garajda en uç, ücra köşeye giderler. Hiç kimsenin olmadığı bir yere. Sarılacak bir paltoları vardır. Sarılırlar, oraya böyle yan gelirler. Ya da giderler böyle oturdukları yerde uyuyacağız diye uğraşırlar. Hele bir de kar yağıyorsa, yağmur yağıyorsa, çok soğuksa, gidebilecekleri tek yer vardır, santral garajlar. Başka gidebilecekleri hiçbir yer yoktur. Bakın, başka gidebilecekleri hiçbir yer yoktur. Her bir araması varsa, biz araması olanların hepsini kötü insan biliriz.
Adam 15 gün, 20 gün, bir ay evli kalmış. 15 gün, 20 gün, bir ay evli kaldıktan sonra boşanmış. Boşandıktan sonra devlet ona demiş ki, aylık sen işte mahkeme kadına demiş ki, 300 lira, 500 lira, en aşağısı 350 lira. Nafaka ödeyeceksin. O adam nafaka ödeyemediğinden dolayı, ceza, 3 ay üst üste nafakasını ödeyemezse ceza var. Ya parayı yatıracak ya da gidecek cezaevine. Cezaevine gidiyor, yatıyor. Günlüğü 20 liradan. Günlüğü 20 liradan, 3 ay üst üste parayı yatıramazsa, gene para düşmüyor ondan. Ömür boyu o nafakayı yatırıyor, eğer kadın evlenmezse, bir işe girmezse. Adama soruyorsun, hani neden bir yere gitmedin?
Belediye topluyor, belediye toplayınca da polisi çağırıyor. Polis çağırınca herkesin kimliğini alıyor, herkesin GBT'sine giriyor. Benim arabam var, direkt cezaevine koyuyor. Ne araman var senin dedim. Ben dedi bu boşandım, aylık 350 bin lira para yatırmam lazım. O 350 bin liraya ben 3 ay yatıramayınca, işte ceza veriyor devlet, gidip cezaevinde yatıyorsun. Gidip cezaevinde yatmaktansa burada yatıyorum. Çünkü kaç sefer girdin dedim ben. Beni yakaladıklarında hep götürüyor dedi. 350 lira için mi? Aylık 350 lira için. Bir de böyleleri var hayatın içinde. Biz kedi köpek bakarız, onlara bakmayız. Bu ülke dışarıdan kedi köpek maması ithal ediyor.
Kedi köpek maması ithal ediyor. Kendi açımızı görmeyiz. Ama hayvan sevmek güzel bir şey. Bir bahçeyi sevmek güzel bir şey. Aşkın varlığını işaret. O kimsenin gönlünün sevgiye açık olduğuna işaret. O kimsenin sevebilirliğine işaret. Eğer o hiçbir şeyi sevmiyorsa, gerçekten o taş kalplidir. O kalbi taşlaşmıştır onun. Muhakkak o bir şeyi sevebilmeli. Bu önemlidir. Sufiler için bu çok önemlidir. Neyi severse sevsin, bir şeyi sevsin o. Bir şeyi seviyorsa, o sufi olabilir. Hiçbir şeyi sevmiyorsa, o çetin cevizdir. Sufiler için. Ben onu hiçbir şey sevmese dahi atmam kenara.
Kendimce o derim ki, bir gün gelir, onun o taş kalbi bir taraftan bir çatlak, bir sızıntı olur. Taşla uğraşanlar bilir. Taşın böyle bir damarı vardır. Oradan bir sızıntı olur. O damarı siz yakalarsanız, o kayayı parçalayabilirsiniz. O damarı bulmakla alakalı. O kayrak taşlar çıkarırlar ya, önceden böyle teknoloji yok. Öyle 50'ye 50'ye, 70'e 70 fayanslar olsun. Benim çocukluğumda taşçılar vardı. Avluya taş döşerlerdi. Kayrak kayrak taşlardan. O taşçılar, o büyük kayaların damarlarını yakalar, orayı murçla, çekiçle, balyozla girer, kayrak çıkarırdı. O 70'e 70, 80'e 80, 1'e 1'e 50, kocaman, onların köşeleri düzgün değildir ama bahçeye avluyor, o taşlarla döşerlerdi.
Eskiler. O taş ustası, onun o damar yerini bulur. Eğer sen doğru bir mürşide ulaşırsan, kalbin taş dahi olsa, o senin damarını bulur, o damardan girer. Çatlatır senin kalbini. Kırar, un ufak eder. Sen dersin ki, bu benim kalbimi kırıyor. Kalbi kırılanın, kalbi taştandır. Kalbi taştan olanın kalbi kırılır. Kalbi merhametli olanın kalbi kırılmaz. Kalbinde sevgi olanın kalbi kırılmaz. Kalbinde muhabbet olanın kalbi kırılmaz. O ancak senin adına üzülür. O ancak senin adına af diler. O ancak senin adına tövbe eder. O ancak sana dua eder. Onun kalbi kırılmaz.
Kalbi kırılanın kalbi taştandır. O bir ustanın eline geçerse, o usta dışarıdan kalbi kırıyormuş gibi görünür. Ama onun kalbine bir yol buluyordur o. Sen o taşı adam edeceksen, ondan nadide bir mücevher çıkaracaksan, ondan nadide bir kolye yapacaksan, ondan nadide bir yüzük, kolye, ondan sonra küpe takımı yapacaksan, o taşı sen eziyet edersin. Eğlersin, çekişlersin, kırarsın, yontarsın. Ama o taş nadide bir eser olacağını gördüğünden, kendince sesini çıkarmaz. Der ki, benden nadide bir eser olacak. Der ki, benden nadide bir parça olacak. Der ki, benden kıymetli bir yüzük olacak. Ben hangi padişahın parmağına yüzük olacağım? Hangi güzellik kraliçesinin kulağına küpe olacağım?
Hangi güzellik kraliçesinin başına tac olacağım? Hangi padişahın tacında bir taş olacağım diye seslenmez. Çünkü, iyi taş ustası, iyi taş ustası. Taşı heder etmez. Onu öylesine güzel eğitir, öylesine güzel törpüler, öylesine güzel parlatır ki, o sultanlar sultanının tacında bir taş olur. O padişahlar padişahının parmağında yüzük olur. Sabırlı ol, sakin ol. O taşa dışarıdan bakanlar, vay, kırdı, döktü orasını, burasını der. Oysa taş ustası, iyi bir taş ustası, ondan muhakkak bir şeyler elde eder. Tozunu bile atmaz onun. Tozunu bile atmaz. Şimdi gelsek, taş ustası gelir, duvara göre bir taşı yontar. Biz deriz ki ya, taşı amma vurdu ha. Yontar, onu düzeltir.
Köşelerini meydana çıkarır. Der ki, sen köşe taşı olacaksın. Onu köşe taşı yapar. Hiç işe yaramayacak diye bakarsın sen. Yambur yumburdur o. Bir taraflarını onun düzeltir, götürür, duvarın tam ortasına koyar. Sen de sonra bakarsın, aa ne kadar nadide bir eser olmuş. Ya bak bu taş hiçbir işe yaramaz diye gördüm ama, duvarın tam ortasında, tam göbeğinde, veya baş köşesine geçmiş dersin. Öylesine taştır ki, ondan ne yapar? Kapıya kemer yapar. Bir bakarsın ki, kapıya kemer yapmış. Taş ustası, güzel bir usta. Bak, taş ustası, mermerden sütünler yapmış. Öylesine ince mermerden, öyle bir sütün yapmış ki, bakın kalından inceye doğru gitmiş. Bakın nasıl altını nasıl oymuş, nasıl dizayn etmiş. Şimdi onu seyreden bir kimse kendince der ki, kırıp döküyor, ne yapıyor?
Yok, altını kara yapmış, üstünü yuvarlak bomba yapmış. Bakın ağırlığı bombelerde aldırmış. Deme sakın ha bu bombelerin ne işi var diye. Taş ustası yapmış. Muhteşem. İşte bir taş dahi, ustanın eline geçerse, muhteşem bir sanat eseri meydana çıkar. İşte, herkeste bir aşıklık nuru vardır. Herkesin kalbinde bir iman nuru vardır.
İyi bir ustanın eline geçerse, o iman ağaç haline gelir. Meyve verir. İyi bir ustanın eline geçerse, orası nur ile dolar. Allah bizi onlardan eylesin. Ama kimin aşktan nasibi yoksa, ve o aşıklığını meydana çıkarmak istemiyorsa, Allah muhafaza eylesin. O güzel, nadide bir eser olma fırsatını kaçırmıştır. Güzlerin yüzü külle doğrudur. Bülbüllerin aşkı güledir. Güzlerin yüzü külle doğrudur. Yani, küçükler büyüye doğru koşarlar. Bir yağmur tanesini düşün. Bir buharı düşün. Ne yapar yağmur tanesi? İşte, buharlaşır. Buharlaştıktan sonra ne olur? Buhar, ona bulut olur. Bir rüzgar gelir.
Bulut onu bir dağın tepesine doğru götürür. Oraya yağmur olarak iner. O yağmur taneleri birleşir, değil mi? Küçük derecikler olur. O küçük derecikler, ırmaklarla buluşur. Irmaklar neyle buluşur? Deryayla, denizle buluşur. Küçükler, cüzler külle doğru gider. Her küçük küle doğru gider. Bizim de gidişimiz küle doğru. Biz cüzüz, bizi yaratanı. Dönüşümüz nereye? Küle, büyüye. Ona döneceğiz yine. Dönüşümüz oraya. O zaman cüzlerin yüzü hep küle doğrudur. Hiçbir zaman külden, yani büyükten, asıl geldiği yerden gözünü çeviremez. Dönecek olduğun yer, geldiğin yer. İster severek dön, ister küfrederekten dön.
İster imanla dön, ister imansız dön. Mecburi istikamet orası. Hani derler ya, hani dedenin dedesi nerede? Hani dedenin babası nerede? Ben, ben yaş takınlar için söylüyorum. Üç aşağı beş yukarı. Hani babamız nerede? Hani annemiz nerede? Çok sevdiğimiz babamızı kendi ellerimizle gömmedik mi? Çok sevdiğimiz annemizi kendi ellerimizle gömmedik mi? Nereye gitti? Vücut topraktı, toprağa gitti. Ruh, yaratıldığı yere doğru gidiyor. Bülbüllerin aşkı güledir. Bülbül isen güle aşık olursun. Tasavvufta bülbül, sufiye işarettir. Müride işarettir.
Gül ise sufi için mürşididir. Mürid, mürşide aşıktır. Mümin, Allah'a aşıktır. Mecaz olarak her mümin bülbüldür. Ve her bülbül bu manada güle aşık ya Allah'a aşıktır. Hiçbir kimse Allah'a aşık olmadıkça gönül boşluğundan kurtulamaz.
Hiçbir kimse, hiçbir insan kalbindeki, gönlündeki boşluğu hiçbir şeyle dolduramaz. Bir kadını ne kadar seversen sev, o boşluk hep içinde vardır. Bir erkeği ne kadar seversen sev, o boşluk içinde hep vardır. O sevgi bir çıt üstü Allah'a yüzünü döndürmezse, o kimsede hep kabuz hali olacaktır.
O kimsede hep boşluk olacaktır. Hiçbir zaman o boşluğunu hiçbir şeyle dolduramayacaktır. Sevdiğin adamda eksiklik arama. Sen o adamı ne kadar seversen sev, o boşluk senden gitmeyecek. Sevdiğin kadında eksiklik arama. Sen onu ne kadar seversen sev, gönlünden o boşluk gitmeyecek. Sen çocuğunu ne kadar seversen sev, gönlünden o boşluk gitmeyecek.
Gözünün gördüğü herhangi bir şeyi ne kadar seversen sev, o boşluk gönlünden gitmeyecek. Hep seni yaralı kuş gibi yapacak. Hep seni kanadından kan damlayan kuş gibi ciyak ciyak bağırttıracak tabiri caizse. Sen o boşluğu dolduramayacaksın. Oturacaksın meyhaneye, şişeler dolusu içeceksin. Yine ah çekeceksin, yine boşluğu dolduramayacaksın. Nereye gidersen git, kimi seversen sev. Kime aşık olursan ol, o boşluk hep seni yaralacak. Ta ki sen o ilahi aşkla tanışıncaya kadar. O ilahi aşkla tanışınca kadını farklı seveceksin. Yine o kadını seveceksin. Yine o kadına aşık olacaksın.
Yine o kadınsız duramayacaksın. Ama sende kadın sevgisi kemale erecek. O ilahi aşkı bulursan erkeği farklı seveceksin. Erkek senin için farklılaşacak. Ona bakışın farklılaşacak. Senin için o farklı bir pro tip olacak. Ve o erkeği sevmekten hoşnut olacaksın artık. İçinde boşluk olmayacak. Başka bir erkekte bir şey aramayacaksın. Başka bir kadında bir şey aramayacaksın. Başka bir çocukta bir şey aramayacaksın. Otta çöpte bir şey aramayacaksın. O boşluk sende doldu. Kalbin küle doğru yürüdü. Kalbin asıl sahibini buldu. Kalbin asıl mutmain olacak yeri buldu. Artık kalp mutmain. Artık kalp aradığını buldu. O yaratıldığından beri. Hz. Pir'in dediği gibi.
O kendi yaratıldığı, o sazlıklardan koparıldığı günden beri ah edip anlayıp inliyordu. Onun ağlayıp inlemediği bir meclis yoktu. Onun ağlamayıp inlemediği bir masa yoktu. O nice kadehler devirdi, nice şişeler devirdi, nice meyhaneler devirdi, nice sokaklarda dolaştı, nice banklarda yattı, nice dağlara çıktı, nice ovalara indi, nicelerini sevdi, niceleri onu sevdi. Ama kalbi bir an bile olsa hiç felaha kavuşmadı. Ta ki nur saçıcısını buluncaya kadar, ta ki nurun sahibini buluncaya kadar, ta ki yüzü, gözü, eli, ayağı, kulakları gerçek sahibini görünceye, buluncaya, kalbine aradığın o benim sedasını işitinceye kadardı. Onu buldu ya, artık onun için bütün her şeyin rengi değişti.
Onu buldu ya, onun için her şeyin ehemmiyeti, önemi değişti. Onu buldu ya, artık kadın cinsel obje olmaktan çıktı. Onu buldu ya, artık erkek cinsel obje, eve para getiren olmaktan çıktı. Artık buldu ya, çocuk onun için tapılası bir mahluk değil. Artık buldu ya, ottur, çöptür, atılası bir şey değil. Ya ondan gelen bir esinti, ondan gelen bir tecelli. Artık onu buldu ya, kalbinde her dem onun sıcaklığı var ya, kalbinde her dem onun nefesi var ya, artık insanlara bakışı değişti, mana değişti. Artık onu buldu ya, renkler değişti. Artık onu buldu ya, tatlar değişti. Artık her şeyin tadı başka, rengi başka, kokusu başka, hissi başka, duygusu başka, rüzgar başka, güneş başka, ay başka, yıldız başka, varlık başka, hayat başka, ölüm başka, diriliş başka, her şey başka.
Milat onu bulduğundaydı. İşte o yüzden diyor, bülbüllerin aşkı güledir. Herkesin bir aşıklığı vardır. Herkes bir şeyi sever. Sen neyi seviyorsan, senin gülün odur. Neyi seviyorsan, öküzün rengini dışından, insanın rengini sarı, kırmızı her neyse içinden ara. Öküzün rengi dışarıdadır ya, hani alacadır, siyah beyazdır, siyah beyaz olunca ne diyorlar ona?
Mondofon mu diyorlar? Sarı olunca Hollanda cinsi mi oluyor? Öküzün rengi dışında, kahverengi olursa böyle siyaha yönelik yerli oluyor, öyle değil mi? Öküzün rengi dışında, bakıyorsun sen siyah beyaz alaca, diyorsun ki bir bu Mondofon ineği. Bakıyorsun sarı, diyorsun ki bu Hollanda cinsi. Bakıyorsun biraz daha çelimsiz ve işte siyaha dönük bir kahverengi veya boz. Diyorsun ki bu yerli inek. Bir de İsrail çıktı değil mi sonradan? Bizim gençliğimizde İsrail yoktu, sonradan bir de İsrail çıktı ama şimdi İsrail var mı yok mu bilmiyorum. Düşünebiliyor musunuz? Adamlar çölün ortasında inek üretiyorlar, Türkiye'ye satıyorlar. Hollanda, Konya kadar bir yer inek üretiyor, Türkiye'ye satıyor.
Halimizi görün. Acı şeyler bunlar. Acı şeyler. Evet, öküzün rengini dışından ama insanın rengini içinden ara. Takva sizin kalbinizdedir, içinden ara. Dışına baktıysan dışı insan. Hani meşhurdur ya, dışı insan, içi hayvan çok olur diye şairler söylemiş. Benim şeyhim söylerdi, hep tekerlerim ya. Evladım dışarıdan bakıyorsun yeşil türbe, içine bakıyorsun estağfurullah tövbe derdi. Dışına bakıyorsun, Allah ne kadar iyi Müslüman. Bir öte git de bakalım ne olacak. Dışarısı ne kadar güzel, sufi, hoş. Birisi bizim derviş kardeşlerden birine sormuş, tanışalım nasılsınız demiş. Bizde soru sormak yok demiş.
Tanışmak da yok demiş. Kadıncağız bana dedi ya bu nasıl bir şey. Dedim sen sert cevizine denk gelmişsin. Dedim bir dergah, yumuşağı da var, serti de var dedim. Taşı da var, toprağı da var dedim. Hepsi de var. Sana ona denk gelmişsin dedim. Sen dedim bunu kendine bir nimet bil. Dakika bir gol bir dedim. Kafana taş yemişsin. Sen dedim devam et. Sabır lazım bu işte dedim. Sabır lazım ya eyvallah. İşte insanın içi bilinmiyor. Ne zaman konuşunca, ne zaman muamelesi. İnsanı tanımanın yolu neydi? Beraber yolculuk yapacaksın. Alışveriş yapacaksın. Şeyhim öyle derdi. Bir de aynı kaptan yemek yiyeceksin. Yola çıkacaksın.
Yolculuk Çanakkale'den Ankara'ya gitmek değil. Bu basit. Yol yürümek. Aynı sevdaya, aynı hedefe koşmak. Yolculuk olarak onu anlıyorum. Yoksa buradan İzmir'e kadar gitmek iki buçuk saat. Bas gaza iki saatte git. Radar madar dinlemezsen iki saatte. Yani ben Bursa'dan iki saat, iki buçuk saatte. İzmir'e gidiyor. İki buçuk saatte adamın nesini öğreneceksin? Hiçbir şey öğrenemezsin. Hiçbir şey öğrenemezsin. Yolculuk. Beraber paydaşlık etmek. Yola çıkmak. Eş olmak. Yolculuk. Evlilik. Bir yolculuk. Bir sufi olmak. Yolculuk. Yolculuk. Aynı dairede çalışıyorlar yıllardır. Yolculuk. Bakıyorsun. Aa.
Adam üç ay sonra, beş ay sonra, üç sene sonra bozulmuş. Yanı başında rüşvet almaya başlamış. Yolculuk. Aa bakıyorsun. Adam olacak olan işi olmaz senin işin diyor adama. Göz ediyor sana. Dışarıda beni bul diyor. Aa. Dışarıda bir kahvede bakıyor. Takip ettim. Allah kahvede buluştular. Ona anlattı, anlattı, anlattı. Ne konuştuklarını bilmiyorum. Sonra adamı yakaladım. Adam bayındırlı çünkü. Ben de bayındırlıyım. Ne dedi sana dedim adam. Ya işte ne dedi. Ya dedi para istedi. Ne parası istedi. Rüşvet istedi. Niçin? İşte senin bu işini yapmak için. Verme dedim. Ben senin işini yapacağım. Verme. Yolculuk. İkincisi alışveriş etmek. Bir alışveriş et. Bir para al, para ver.
Bir mal al, mal ver. Bir alışverişin olsun. Şeyhim bir de bir kaptan yemek yiyeceksin deyince efendim yemeği anlayamadım dedim ben. Oğlum dedi böyle dedi bir kaptan yemek yiyince dedi. O kimse dedi kendi nefsini düşünüyorsa dedi. Yemeğin iyi tarafını kendisi yer dedi. Yemeğin kötü tarafını dedi senin önüne dedi bırakır. Böyle dedi etin yağsız tarafını alır. Yağlı tarafını dedi sana bırakır örneğin. Veya sevilen yerini alır dedi. Sevilmeyen yerini sana bırakır dedi. Ölçü. Allah bizi iyilerden eylesin. İnsanı içinde ara. Dışından belli olma. Neden? Ayet-i kerime. Allah sizin suretlerinize değil, siretinize, içine bak, içinize bakar. Sizin kılık kıyafetiniz hukukidir.
Bir kimsenin kılık kıyafeti dışa yöneliktir. İçe yönelik değildir. Hani biz iman ederken dil ile ikrar, kalp ile tasdik deriz ya. Dil ile ikrar dışarıdır, hukuktur. Ben Müslüman'ın dediğinde dışarıdaki insanlar sana Müslüman gözüyle bakıp senin Müslüman hukukuna tabi tutarlar. Kalbine kimse bakmaz senin. Kalb ile tasdik senin kendinle alakalıdır. O yüzden senin dış kıyafetin hukuktur. Önemli olan içindir. İyi renkler temizlik küpünden hasıl olur. İyi renkler temizlik küpünden hasıl olur. Çirkinlerin rengi ise kirli kara sudan meydana gelir. İyi renkler temizlik küpünden.
Öyle değil. Kim iyilik yaparak kendini Allah'a teslim ederse onun mükafatı Rabbinin katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. Bakara 112. O zaman kim iyilik yapıyorsa mükafatı Rabbinin katından. Hani başka bir ayet-i kerimede de evet buraya almışım. Ey peygamber Allah'ın güzel bir sözü kökü sabit dalları göğe doğru yükselen güzel bir ağaca benzettiğini görmez misin? İbrahim 24. Güzellikler, iyilikler kökü Allah'ta olan meyve ağacı gibidir. Bütün başka bir ayet-i kerimede de iyilikler Rabbinizdendir demedi mi? O zaman iyi renkler temizlik küpünden yani Allah'tan gelir. Allah'ın katından gelir. Her iyilik Allah'ın katındandır. Biz insanlar iyilik nedir bilmiyorduk.
Bize iyiliği öğreten peygamberlerin vasıtasıyla Allah'tır. O yüzden iyilikler Rabbimizdendir ayet-i kerime. Kötülükler ise bizim nefsimizdendir. Çirkinlerin rengi ise kirli kara sudan meydana gelir. Yine Cenab-ı Hak başka bir aynı ayet-i kerimenin devamında şeyde İbrahim suresi ayet 26'da çirkin söz ise topraktan sökülmüş atılmış kararsız kötü bir ağaca benzer.
Çirkin sözler, çirkin hareketler köksüz bir ağaca benzer. Köksüz. Ondan meyve almak mümkün mü? Değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde o iyilikler, iyi renkler temizlik küpünden Allah'tan. Tabi bu normalde iyiliklerle alakalı birçok hadis var, birçok ayet-i kerime var. İyiliklerle alakalı. Bunları tek tek burada anlatmak uzun bir yol. Ha derseniz ki biz bu uzun yolda bekleriz. Birkaç tane ayetle, birkaç tane hadisle bunu böyle toparlayalım. İyilikle alakalı yaklaşık 70'in üzerinde ayet-i kerime vardır. Bizi iyiliği emreden ve iyiliğe sevk eden.
Ve o kadar çok hadis-i şerif vardır ki nelere iyilik yapmamız lazım, nasıl iyilik yapmamız lazım diye. Ama iyiliklerin başı yapılacaksa anneye'dir. Meşhurdur ya hadis-i şerif. Ya Resulallah kime iyilik yapayım? Annene. Sonra ya Resulallah annene. Sonra ya Resulallah annene. Sonra ya Resulallah babana. Başka bir hadis-i şerifte sonra yakın akrabalarına. Sonra yetimlere. Sonra kimsesiz yolda kalmışlara, fakir fukaraya. İyilik yapacak ya o kimse. Şunu arkamdan alabilirsin. Benim sıcakla çok aram iyi değil ya. Allah razı olsun inşallah. Bakara ayet 112.
Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah'a tertemiz döndürür ve teslim ederse. İşte onun Rabbi katında eczi vardır. Onlara hiç korku yoktur ve onlar mahzun dolacak değillerdir. Demek ki kim iyi bir insan olur da yüzünü Allah'a döndürürse, onun için korku yok, onun için mahzun olmak yok. Bu sadece velilere ait bir şey değil. Hani var ya velilerle ait. Onlar mahzun olmazlar, mahcup dolmazlar, onlara korku da yoktur diye. Bu iyilerle de alakalı. Sen iyi ol. Sen iyi olursan sana da korku yok, mahzun yok. Yüzlerini bazen doğu bazen batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat veli, ergin o kimsedir ki.
Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip dikkat edin. Yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve cömertlik ederler. Mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de bir meselede anlaştılar, söz verirlerse sözlerini yerine getirirler. Hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve cihatta harbin en şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, İşte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır. O zaman iman edip, iyi amel işleyenler, iyiler, Allah bizi onlardan eylesin. Allah yolunda mal harcayın da kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve güzel hareket edin.
Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever. Allah güzellik ve iyilik edenleri sever. Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için Allah'ı yeminlerinize hedef veya siper edip durmayın. Allah her şeyi işitir ve bilir. O zaman bu noktada sözümüzde durmamız için ve kötülüklerden sakınmamız emredilir. Allah bizi o iyilerden eylesin. Ben çok meseleyi uzatmayayım. Cenab-ı Hak inşallah cümlemizi iyilerden eylesin. Ama bir hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin çok enteresan bir sözü var. Kırk iyilik vardır der. Kırk iyilik. Bunun başı anneye iyilik yapmaktır.
Ama kırk iyilik vardır. İnşallah vakit olur, zaman olursa o biz iyilikleri anlatmaya gayret ederiz. O latif rengin adı. Sibgatullah yani Allah'ın boyasıdır. O güzellik, o nurun, o yüzünü ona çevirenin o rengi Allah'ın boyasıdır. Allah'ın boyası nedir? İman edip iyi amel işlemektir. Salih amel işleyip salihlerle beraber olmaktır. Allah'ın boyası budur. Yoksa Allah'ın boyası bu Hristiyan dinine tabi olanlara böyle kötülemek, atıfta bulunmak değil derdim. Onlar hani çocuklar doğduklarında vaftiz ederler, vaftizlerinde de boyalı bir suları vardır ya, o çocukları boyalı suyun içerisine daldırıp çıkarırlar.
Boyalı suyun içerisine daldırıp çıkarınca çocuklarına derler ki işte Allah'ın boyasıyla boyandılar, temizlendiler. Bizim bugünkü Hristiyanlarla akıdevi olarak yol ayrımımız bizim oradandır. Onlar bir çocuğun günahkar doğduğuna inanırlar, biz ise günahsız doğduğuna inanırız. Onlar vaftiz ederek çocuğun günahlardan arındığını, temizlendiğini söylerler. Ve o boyalı suyun içerisine daldırıp çıkarırlar, daldırıp çıkarınca çocuk Allah'ın boyasıyla boyandı derler. Oysa Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de asıl Allah'ın boyasının iman olduğunu, İslam olduğunu, iyi ameller, iyilikler olduğunu söyler bize. Cenab-ı Hak bir de der ki bu ayet-i kerimede Sibkatullah kelimesinin geçtiği Bakara ayet 138'dir.
Allah'ın boyası ile boyandık. Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak sana kulluk ederiz deyin der. Yani Allah'ın boyası ile boyanmak ancak Allah'a kulluk etmektir. Tekrar söylüyorum. Allah'a kulluk etmektir. İyya kenab-müdü ve iyya kenastayin. Ancak sana ibadet eder. Ancak senden yardım dileriz. Eğer sana kulluk edersek Allah'ın boyası ile boyanmışızdır. Gözümüzün gördüğü her şeyden fazla Allah'ı seversek o zaman Allah'ın boyası ile boyanmışızdır. Bu kirli rengin kokusu ise Allah lanet edir. Bu kirli rengin kokusu, o çirkin söz, çirkin davranışlar bunlar da Allah'ın lanet edir. Cenab-ı Hak bizi lanet ettiklerinden eylemesin. Lanetlerden de birkaç tane söyleyelim. Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde o tanıdıkları kendilerine gelince bu sefer kendilerini onu inkar ettiler.
İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kafirleredir. Bu Hristiyanlara ve Yahudilere atıfta bulunan bir ayet-i kerimedir. Onlar önceden peygamberin geleceğini tasdik eden, ellerinde kitap olup da o kitapla yardım toplarken, para toplarlarken sonra o iki kitabın da tasdik ettiği peygamber gelince onu inkar ettiler. Ellerindeki kitabı da inkar ettiler. O yüzden ellerindeki kitapla, ellerindeki kitapla o güne kadar para, mal, mülk, servet, şan, şöhret, güç, iktidar elde edenler o kitabın tasdik ettiği peygamber gelince onu inkar ettiler. O yüzden Allah'ın laneti kafirlerin üzerinde oldu. İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan ayetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya, mutlaka onlara Allah lanet eder.
Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler. Yine bu Yahudiler ve Hristiyanlar içindir. Bakara suresinde geçer bunların hepsi de. Yani demek ki lanet inkar edenlerin üzerinde. Yine Bakara ayet 161, ayetlerimizi inkar etmiş ve kafir olarak can vermiş olanlara gelince, İşte Allah'ın laneti, meleklerin laneti ve insanların laneti hep onların üzerine olsun. O zaman Kur'an'dan bir şeyi inkar eden, Allah'ın ayetlerinden herhangi bir ayeti inkar eden kimse, Allah'ın laneti, meleklerin laneti ve insanların lanetine uğra. O ne acı ne kötü bir lanet ki, o lanetten ebediyen kurtulamazlar. Allah muhafaza eylesin. Yahudilerin bir kısmı, Allah'ın kitabındaki kelimeleri esas manasından kaydırıp, dillerini eğerek ve dine saldırarak, sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve rayina bizi gözet diyorlar.
Halbuki onlar işittik ve itaat ettik, dinle ve bize de bak deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar pek azı müstesna iman etmezler. Allah bizi lanetlik işlerden ve lanetlik olanlardan muhafaza eylesin. Lanetlilerden de muhafaza eylesin. Ümmetten de lanet üzerine olanlar var mıdır? Vardır. Kim? Anne babasına ihtiyarladığında eriştiği halde, anne babasının rızasını almayan. Hadis-i şeref, lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun. Kime ya Resulallah? Meşhur ya, Ramazan ayı gelir de Ramazan ayında af olmayana lanet olsun. Benim adım bir mecliste anılır da bana salatu selam getirmeyene lanet olsun.
Anne baba yaşlılığına denk gelirse ve onlara bakmazsa lanet olsun. Kim bu laneti yapar önce? Cebrail aleyhisselam. Minbere çıkarken Hazreti Peygamber bir adım atar, sallallahu aleyhi ve sellem, amin der. Bir adım daha atar, yine amin der. Bir adım daha atar, yine amin der. Hutbeye okur, iner. Ashab der ki ya Resulallah, din öğreniyorlar ya. Her adımda amin dediniz. Bunun hikmeti neydi? Der ki Cebrail kardeşim geldi. Dedi ki, ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve sellem. Kim Ramazan ayına denk gelir de, af olmazsa Allah ona lanet etsin. O da amin der. Ramazan ayına denk gelip de af olmamak nedir? Ramazan oyunda kasten orucu terk etmektir.
Çünkü bunun karşılığı hadis-i şerif nedir? Kim Ramazan ayına ulaşır, o ayı oruçlu geçirirse, annesinden doğduğu gün gibi af olur. Hadis, Ramazan ayını oruçlu geçirdi, Cenab-ı Hak geçmiş günahlarını affetti. E kim Ramazan oyucunu kasten terk ederse, ona diyor lanet etsin Cebrail aleyhisselam. İkincisi amin. Diyor ki, kimin yanında anne babası ihtiyarlarda, cennetini kazanmazsa Allah ona lanet etsin. Amin. Anne babası yaşlı, onunla ilgilenmiyor, ona bakmıyor. Erkekler, anne babaya bakmanız farz. Babaya itaat Allah'tan sonra gelir. Genç kızlar, erkekler, babaya itaat edeceksiniz.
Anneye ise şefkat ve merhamet göstereceksiniz. Evleninceye kadardır kızın babaya itaati. Evlendi, kadının itaati kocasınadır. Erkek, annesi babası ölünceye kadar annesine babasına bakmakla mükelleftir. Bakması, onların ihtiyaçlarını karşılaması, ihtiyaç sahibiyse. İşte ihtiyaç sahibi, yiyecek içeceği yetişmiyor.
Yiyecek içecek yetiştirecek. Yatacak kalkacak yeri yok, yatacak kalkacak yeri gücü nisbetinde ona yardım edecek. Baba kalkıp da oğlunun bütün mal varlığına el koymaya kalkmayacak, kızlarına vermek için. Bu yok. Erkek, babasının ihtiyacı varsa ihtiyacını karşılayacak. Bakımı karşılayacak gücünün nisbetinde. Annesi bakacak gücünün nisbetinde. Evli erkekler, eşlerinizin anne babaya bakma mecburiyeti yok. Ancak kadın, kendisi isterse senin annene babana bakar. Hanefi fıkıhına göre bir erkeğin eşini kendi annesine bakması için zorlaması yok. Zorlayamaz, emredemez, bakmak zorundasın diyemez.
Kendi ihtiyarında bakmak isterse bakar, ilgilenmek isterse ilgilenir. Zorunluluğu yok. Bizde bu yanlış anlaşılıyor. Benim anneme bakmak zorundasın. Yok kardeş, nikahta şart mı koştun böyle? Nikahta şart koştuysan, kadını zorunlu kıl. De ki, bak ben seninle nikahlanıyorum. Evet, anneme babama bakmak zorundasın. Annem babam ölünceye kadar bakacaksın. İşte şu ölünceye kadar bakacaksın. Kadın eyvallah dedi, evlendi. Eyvallah. Kadın evlenecektir, adam çok hoşuna gider, adamı sever. Der ki ya, ananın babanın ne olacak? Dedeni neneni de getir. Deden neneni ne olacak? Onun da anasını babasına getir.
Onun anası babası ne olacak? Onun da anasını babasına getir. Sil sila sırala. Annenin annesi, onun annesi, onun annesi. Harika sırala hepsinde. Adam öyle bir adandır ki, adam bütün silsilesini getirse kadın bakacağım der. Bakar, eyvallah. Ama nikahta bunu söyleyecek. Nikahta bunu söylemezse olmaz. Böyle özel anlaşmalı nikah var mı? Var. Allah bizi iyilerden eylesin. Denizden olan yine denize gider. Nereden gelmişse yine oraya varır. Denizden gelen denize gider. Tuzlu su, tatlı suyun içerisine karışır mı? Karışmaz. Karışmaz. Şeker şekerdir. Şekerdir. Tuz olur mu?
Olmaz. Şeker şekerdir. Televizyonda izliyorum böyle. O şey yapıyorlar. Tuzun içerisinde balık veya tuzun içerisinde tavuk yapıyorlar. Öyle değil mi? Tuzu kapatıyor. Böyle ıslatıyor. Örtüyor tuzu. Bütün tavuğun etrafı tuz. Seyrediyorum böyle. İşte bir tenekenin içine koyuyor. Pişiriyor onu fırında falan. Sonra geliyor. Tuzu kırıyor. Tuz tavuk oluyor mu? Olmuyor. Tavuk tuz oluyor mu? Olmuyor. Tuz tuzluğunu koruyor. Tavuk tavukluğunu koruyor. Ne tavuk tuz oluyor ne de tuz tavuk oluyor. E şeker? Şeker şeker. Al sana şimdi. Şekerden bak ne bülbül yapmış. Bizim çocukluğumuzda vardı.
Şekerden böyle kuş yaparlardı. Ucunda bir çubuk vardı. Satarlardı bizim çocukluğumuzda. Çocuk ya. Alırdı millet onu. Hayatımda almadım öyle şeyler çocukken de. Evet. Yani kuş diye yalacaksın onu. Hiç hayatımda çocukluğumda dahi yapmadım öyle bir şey. E şimdi onu kuş suretinde yapsan dahi şeker ya. Hangi surete sokarsan sok onu. Şeker şekerdir. Değişiyor mu? Hayır. Bizim mahallemizde vardı. Şimdi kalmadı. Susamlı helva derlerdi. Şekerle susamı karıştırırlar. Tepsinin içerisinde dökerler. Dilim dilim keserler satarlardı. Bizim mahallede birisi vardı. Kulakları Allah rahmet eylesin. Vefat etti hepsi de. Onlar bir de fıstıktan da yaparlardı onu.
Herkes gençler büyükler yerdi onu. Şeker şeker fıstıkta fıstık susamda susam. Değişiyor mu bir şey? Değişmiyor. O zaman denizden olan denize gidiyor. Sen iyisen iyilere layıksın. Sen iyisen iyi şeylere layıksın. Sen iyisen iyinin iyisi bulur seni merak etme. Sen kötüsen kötü şeylere layıksın. Sen iyi şeylere layık olmak istiyorsan önce kötülükten vazgeç. Benim derim ya arı çirli suya konmuyor. Gidiyor temiz suya da su ihtiyacını alıyor. Siz hiç arının çok özür dilerim böyle necaset dolu bir suya konduğunu gördünüz mü? Yok. Necasete ne konuyor? Sinekler konuyor. Arı gidiyor çiçeğe konuyor. Arı necasete konmuyor. Sen çiçek ol arın bol olur.
Sen bal ol. Senin müşterin çok olur. Sen balsan. Senin müşterin insanlar arılar olur. Sen balsan ama sen ağzından lağım kokusu geliyorsa, senin ağzın kokuyorsa, dışın ne kadar güzel olursa olsun, sana birisi yaklaştığı zaman ağzını çevirecek, yüzünü çevirecek senden. Senin vücudun kötü kokuyorsa, dışından güzelsindir, herkes seni vay ne yakışıklı adammış, saçı sakalı da güzelmiş, boyu posu da yerindeymiş.
Yaklaşır sana, senden kötü bir koku alınca kaçar gider kimse kalmaz yanında. Sen etrafa koku saçarken, kötü koku saçıyorsan yalnız kalacaksın. Bir, iki, kötü koku saçanlar, kötü kokuya alıştıklarından dolayı senin kokunu yatsımayacaklar. Decekler ki ya, bu da bizden. Onlar iyi kokuyu düşman bellerler. Kötü kokuya aşina olan, iyi kokuyu kötü görür. İyi kokuya aşina olan da, kötü kokuyu kötü görür. Hani yıllardır madende çalışmış ya, yıllardır madende çalışanlar, o madenin kokusunu özlerlermiş yine. Giderlermiş, o madenin kokusunu almak isterlermiş. Neden? O kokuya aşina olmuşlar. Başkası gitse, oraya zor aşina olur.
E gül bahçesinde durun, gül koklayan, dalında, gülün dalında büybüllük eden, ne işi var? Başka bir yerde. Hiç siz, gül dalında karga gördünüz mü? Hiç siz, gül dalında güvercin gördünüz mü? Hiç siz, gül dalında, gül dalında, Allah affetsin, kumru gördünüz mü? Hiç size karganın sesi hoş geliyor mu?
Ama böyle gece yarısından sonra, böyle hafif bir çamlık alana gitseniz, bülbüller başlatsa şakımaya, arabanın içinde otursanız böyle, bülbüllerin sesi bir taraftan gelse, gece yarısı bülbül ötmez deme, öter. Bülbül kendisi gibi aşığı görünce, gece de öter, gündüz de öter. Öyle, ya bülbül ormanlık alanda gece de öter mi? Sen akıl üstü şeylere inanmıyorsun da o yüzden. Ormanlık alanda da bülbül gece de öter. Sen bir yürü zikirle de, sen bir bülbüle eş değer de, bir güle aşıksan, merak etme, gül seni hisseder. Başlar şakımaya. Sen de dersin ki, aa bülbüller şakıyor gece.
Gece şakır mı da acaba? O bülbül değildir canım. Ha karga şakıdı gece. Bülbül şakır bülbülünü görünce. Müritler de aynıdır. Mürid aynı seviyede müridü görünce şakımaya başlar. Çirkin, çirkini güzel görür. Güzel, güzeli güzel görür. Sen güzelsen güzel görürsün. Güzeldir o. Çirkiysen çirkin görürsün hep. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dağ başından hızlı hızlı akan seller, bizim tenimizden de aşka karışık olarak akıp giden can, aslına gidip kavuşur. Can da ne yapar? Aslına gider kavuşur. Biz ne yaparız? Aslımıza doğru koşarız.
İster yaya, ister atlı, ister severek, ister sevmeyerek, döndürüleceğimiz yer orasıdır. Dönüşümüz kimedir? Allah'adır. Başka hiçbir yere değildir. O yüzden mecburi istikamete giderken, dönüşümüz o tarafa doğru, biz seve seve gidelim. Biz böyle gönlümüzü sere sere gidelim, aşkla gidelim, muhabbetle gidelim, diyelim. İnşallah. Allah nasip ederse, Allah'tan bir şey gelmezse, önümüzdeki ay, Yahudi padişahın, ateş yaktırması, ateşin yanına, kim puta secde ederse, ateşten kurtuldu diye, bir put diktirmesi, babından, bölümünden, devam edeceğiz. İnşallah Allah'tan bir şey gelmezse. Haklarınızı helal edin. Geceniz mübarek olsun.
Birazdan inşallah sema başlayacak. Bizim sema ritüelimiz, malum kardeşler Allah'ı zikrederekten sema ediyorlar. Hep beraber Allah'ı zikredelim. Kim cemaat halinde Allah'ı zikrederse, oradan af olmuş olarak kalkınız buyurmuş. İnşallah hep beraber af olmuş olarak kalkanlardan olalım. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi