Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti - 7 Ekim 2018
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 8 Ekim 2018 · 54:11
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, öbürünüzü hayırlı eylesin inşallah. Allah yardım etmek dilerse bize yalvarmak ve münacatta bulunmak meyilini verir. Burada kalmışız geçen aydan. Hz. Pir, Allah yardım etmek dilerse bize yalvarmak ve münacatta bulunmak meyilini verir der.
Münacat etmek, fısıldaşmak, bir sırrı paylaşmak, genelde de yalvarmak, yakarmak, dua etmek, tazarruda bulunmak manasında kullanılır münacat. Genelde de Allah'a yalvarış, yakarışlar olduğu gibi bizim Orta Asya'dan beri kültürümüzde de yazılmış manzum eserler vardır.
Yakarışla alakalı, münacatla alakalı. Bu Orta Asya'daki Türklerin inancı böyle gök tanrısı, yer tanrısı değildir aslında. Türkler bir yaratıcıya inananlar, tek tanrılıdır bu. O yaratıcıyla görüşen, konuşan şamanlar vardır.
O şamanların yakarışları vardır mesela, yalvarışları vardır. Bu yakarış, yalvarış, manzum, şiirsel bu münacatlar bizim tabii son döneme kadar devam etmiştir. Şimdi şimdi bu kültür biraz böyle hani ortadan yok oldu desek yeri var. Mesela Hazreti Hüseyin Efendimizle alakalı, onun şehitliğiyle alakalı münacatlar vardır.
Şimdi sanki Hazreti Hüseyin Efendimiz'i sadece şia seviyormuş gibi oldu. Biraz böyle renk değiştirdi. Oysa bu ırkçılık manasında değil, yukarı mezopotamya insanları, yani Türkler bilhassa İslam'ı Hüseyin'i kolundan öğrenirler. Nasıl Hüseyin'i kolundan öğrenirler? Hazreti Hüseyin Efendimiz şehit olur. Ondan sonra gelenler, onu sevenler, Emevi zulmünden Orta Asya'ya, Türklere sığınırlar. Ve Türklerin İslam olmasında en büyük etken budur. Ve Türkler, Hazreti Hüseyin Efendimiz'in soyundan gelen, onu sevenleri, onun akrabalarını korurlar, muhafaza ederler. Türklerin Orta Asya'dan beri bir geleneği vardır.
Bu gelenek şudur. Kendisine sığınan, kendisine yalvaran, kendisinin kanadının altına giren bir kimseyi canı pahasına korur. Bu aslında Adem'den beri bütün insanlığın kültürüdür. Öyle olması gerekir. Ama bunu Türkler Orta Asya'da daha fazla meydana çıkarırlar. Ve böylece de o Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek torunu Hazreti Hüseyin Efendimiz'in çocuklarına, onun avanesine sahip çıkarlar.
Böylece Müslüman olurlar. Ve Hazreti Hüseyin Efendimiz'in üzerine de böyle ağıtlar yakarlar. Bu manada o kendi münacat, o böyle mansur, manzum eserler vermeye devam ederler. Bu kültür Hazreti Mevlana Ceret Ruhu Hazretleri'nde de vardır. Ve diğer mesela Anadolu erenleri dediğimiz, ta Orta Asya'dan Horasan erenlerinin devamı olan Anadolu erenlerinde hepsi de bu mevcut davul vardır.
Ve bizim halk ozanlarımız bunun temel taşlarındandır. Yani mesela o türküler de var bizde. Ben onları da böyle vay bunlar nasıl olur, böyle türkü mü olur diyenlerden değilim ben. Türkü türküdür. Bizim Anadolu'muzun yanık bağrından kopan her sözde hikmet vardır. O ozanlar, o hak aşıkları, o aşıklar muhakkak ki dillerinden hikmet akar.
O yüzden bazen kantarın topuzunu kaçırsalar da, onlar o esnada aşkın debdebesinden konuşurlar. Ben kendimce öyle derim, onlar bundan sorumlu olmazlar. Neden? Sen enel hak gibi, o esnada o aşkın tecelliyatıyla onu söyledi, ondan sorumlu değil o. Onu sen mevcut böyle aklı başında yerinde söylersen, sen ondan sorumlu olursun. O aklı başında değil, o esnada sevgilinin cemalini görmüş, cemalin içerisinde kaybolmuş. Kendi kendine o cemalde kendisini kaybettiğinden dolayı bir fark görmemiş. Bir fark görmediğinden onu söylemiş. Onun için yalan değil. Biz şimdi bu akılla söylersek bizim için yalan. Sende de öyle bir hal olur söylersen, sen zaten söylediğinin farkında değilsindir.
Kendinde değilsindir. Kimler sorumlu olmazdı? Üç kişi. Uyuyan kimse sorumlu olmazdı. Aklı giden, mecnun olan sorumlu olmazdı. Bir de kim sorumlu olmazdı? Uykuda, aklı giden. Ondan sonra, üçüncüsü unutan. Aşık, aklı giden kimsedir. O yüzden onda sorumluluk yoktur. Akıllıysa aşık değildir. O esnada, aşık ona tecelli etmemiştir. Soğuk demir gibidir. Aşık, maşukla yüzleştiğinde, kıpkırmızı demir gibi olur ki, ben ateşim diye bangır bangır bağırır, hakkıdır. İşte, Allah'a yalvarmak, yakarmak, münacaat etmek.
Bizim kültürümüzde de vardır. Tabi bu, bütün dinlerin kültürlerinde vardır. O yüzden, münacaat etmek, bir noktadan kulluktur. Bir noktada, duyguların kelimelere dökülmesidir. Bir noktada, halin söze bürünmesidir. O yüzden, muhakkak ki, yakarış ve yalvarış çok önemlidir. Tabi, Hz. Pir, burada kastettiği şey, Allah'a yalvarmak, yakarmaktır.
O yüzden, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Allah'ın en çok sevdiği şey, kendisinden afiyet istenilmesidir. Dua, başa gelen ve gelmeyen belaya faydalı olur. Kazayı ancak dua önler. Onun için duaya sarılmalısınız, der. İmam Tirmizi'nin nakleti hadis-i şerifte. Demek ki, kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Dua kapısının açılması, kulun kendisinin dua etmesidir. Kul, her daim kulluğunun bilincinde olup, Allah'a yalvarıp yakarmasıdır. Yalvarıp yakarması, ona kapının açıldığını gösterir. Kul, kendi içerisinde tevazu eder.
Ben dua ettim de kapı açıldı demez. Bu, sufi terbiyesidir. Her şeyi ondan bilir. İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. Öyle olunca, sufi terbiyesi. Kapıyı sen aralamasaydın, biz içeri giremezdik ki. Kapıyı sen aralamasaydın, dua aklımıza gelmezdi. Kapıyı sen aralamasaydın, gönlümüze senin sevgin iyileşir miydi?
Kapıyı sen aralamasaydın, sana yüzümüzü dönebilir miydik ki? Ey her şeyin sahibi, sen kapını açtın. Sen icabet ettin. Hz. Mevlana daha da ileri gidiyor başka bir beytinde. Dua eden de sen, dua edilen de sen diyor. Bu tabii artık işin zirvesi. İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, rahmetin anahtarı, rahmetin kapısı, duayı, müminin silahı, dinin direği, ibadetin özü olarak görüyor duayı. İbadetin özü, dua etmek. Çünkü senin iman ettiğini gösteriyor.
Bir Allah'ı kabul ettiğini ve senin sıkıntını, derdini, gamını, kasavetini, problemlerini, ihtiyaçlarını giderecek olanın, Allah olduğunun kesin, kesin inancı olmuş oluyor. Dua eden. Dua eden, tevazu sahibidir. Dua eden. Çünkü kendi kulluğunu görüyor. Sen Rab'sin, ben de kulum diyor. Dua bu noktada, aynı zamanda da o kimsenin imanının kemalini gösteriyor. Ve yine hadis-i şerifte Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur diyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. O yüzden dua, mümin için çok önemli. Hz. Pir de zaten bunun ehemmiyetini, bunun önemini bize bildiriyor. Allah bizi dua edenlerden eylesin.
Hz. Mevlana, mesleminin başka bir eğitinde şöyle diyor. Ey hilim sahibi Allah! Bize duanın insafa gelip kabul edeceği ince sözler hatırlat. Dua da senden, icabet de, emniyet de senden, korku da. Yanlış söylediysek düzelt. Ey söz sultanı, düzeltme de senden. Öyle bir kimyan var ki, onu değiştirebilir. Kan ırmayıysa, nil haline getirirsin. Mesnevi'den. Kan ırmayıysan, nil haline getirebilirsin. Hani, nil bir müddet kan akardı. Museviler öyle inanırlardı ya, yılın belli zamanında öyle inanırlardı.
Ve tersine akardı. Hz. Ömer bir mektup gönderdi ya, nil'e. Bugün akıldan girdik. Bakın, Hz. Ömer nil'e bir mektup yazıyor. Ey nil! Bugüne kadar nasıl aktıysan aktın diyor. Bundan sonra dosdoğru ak. Kıptiler, nil kan akıyor ve geriye doğru akıyor diye o güne ayrı bir hemiyet verirlermiş.
Bu mektubu gönderip atıyorlar nil nehrine. Nil ondan sonra ne kan akıyor ne de geriye dönüyor. Hz. Mevlana ona işaret ediyor. Diyor ki, kan akan nili sen normal haline de çevirensin. Evet, o yüzden dua bu manada çok önemli. Tabii, sufilerin içerisinden bir kısmı, buna da beyan etmekte fayda var. Dua mı edelim, sükut mu edelim diye kendi aralarında konuşmuşlar. Hani sufiler teslim oluyorlar ya, dua etmek, ona teslim olup kendi ihtiyacını onun önüne koymak. Ben böyle böyle böyle olmasını istiyorum demek. Bir yol mu? Evet. Ama sufiler bu meselede farklı düşünüyorlar. Farklı düşünenleri var.
Bunu bir müdahale gibi görenler var. Bunu müdahale gibi görenler diyorlar ki, olan olayların karşısında, sükut etmek erdemliliktir. Daha yüksek bir noktadır. O yüzden biz önümüze gelen şeylere dua etmeyiz diyenler var. Biz karışmayız. Başımıza ne gelirse gelir. Üstümüze Fırat Nehri gibi bela ve musibetler aksa, biz, Ya Rabbi bizi bundan kurtar demeyiz. Biz kılıcın altına girsek, Ya Rabbi bizi bundan kurtar demeyiz. Bu biraz daha İbrahim'i bir hal. Hani İbrahim aleyhisselam ateşe atılacakça, İbrahim aleyhisselam geldi, dedi ki iste, söyle, bir şey söyle. İbrahim'in cevabı muhteşem.
O beni görüyor değil mi? Evet. O beni duyuyor değil mi? Evet. O benim halime vakıf değil mi? Cebrail'le görüşüyor, konuşuyor. Evet. Hasbinallahu ve nimel veki. Zikri bu. Beni ateşten kurtar demiyor. Beni Nemrud'un elinden kurtar demiyor. Beni bu ateşin yakıcılığından kurtar demiyor. İbrahim'i bir hal. Hani Cebrail aleyhisselam diyor ya, hızla benim dünyaya indiğim anlardan bir andır. Ateşe atıldığı an. Düşünebiliyor musunuz? Ateşe atılmış, tam mancılığın tepesinde, havada, ateşin içine düşecek. O esnada konuşuluyor bu.
O esnada. Yer, cehennem misali ateş. O ateşin tam üstünde. O esnada Cebrail geliyor. Diyor ki, dua et. İste. Muhteşem. Diyor ki, o görüyor mu halimi? Evet. Biliyor mu? Evet. Hasbinallahu ve nimel veki. Her şeyin durduğu an. Ardından ateşe emir geliyor. Ey ateş! Serin ol. Selamette ol. Serin ol. Selamette ol. Eğer arkasından selamette ol demese, buz deryası olacak orası.
Selamette ol deyince, buz da olmuyor. Serin, selamet. İbrahim'in yaşayabileceği bir alan. Gül bahçesi, bahar dalları. Çiçekler açıyor ateşin içinde. Ateşin içinde çiçekler açıyor. Ardından kim atıyor kendini? Kendiliğinden. Sare. Sare atıyor kendini. Hiç kimse atmadan. Ben onu seviyorum. Diyor atıyor kendini. Atılmasını beklemeden, kendi kendine ateş atıyor. Ben onu seviyorum diye. Ondan sonra içeriden annesine bağırıyor. Anneciğim gel. Burası güld bahçesi. Burada bahar çiçeklerini açmış. Gel.
Burası cennetten bir köşe olmuş. Gel. Sakın. Ateşin yakıcılığına ve yanıcılığına aldanma. Surete bakma. Surete bakarsan ateşin içerisine giremezsin. Aklının tespit ettiklerine göre hareket edersen ateşin içerisine giremezsin. At. Bu aklını at. Yüksek akla çevir. O emrederse ateş yakar. Emretmezse ateş yakmaz. Onu düşünme zaten. Aşık onu düşünür mü? Sevdiysen sevgilin neredeyse sen oradasındır. Ateşse ateştir. Cehennemse cehennemdir. Cennetse cennettir.
Sevdiğin nerededir? O zaman ya aşkına bak. Ya maşuna bak. İşte sufilerin bir kısmı demiş ki, Biz hiçbir şey istemeyiz. Sükut ederiz. Bir kısmı demiş ki, Emir var. Dua ederiz. Bir kısmı demiş ki, O zaman sadece Kur'an'daki duaları ederiz. Bir kısmı demiş ki, Biz yedi kelimeden fazla bir şey istemeyiz. Bunun ortası ne? Kendimce bu. Tırnak içerisinde. Ortası, Kendin için bir şey isteme. Bırak, Tehsim ol İbrahim gibi. Etrafın için iste. Ümmet-i Muhammed için iste.
Kardeşlerin, Arkadaşların için iste. Ama kendi nefsin için sükut et. Geleni hoş karşıla. De ki, Sevgiliden bir hediye geldi. Başına geleni. Böyle dedin, Rahata erdin. Allah bizi onlardan eylesin. Yine Bakara 286, Cenab-ı Hak bizim dilimizden bize dua ediyor. Rabbimiz, Eğer unutacak ve yanılacak olursak, Bizi sorunlu tutma. Rabbimiz, Bizden öncekilere yüklediğin gibi, Bize de ağır bir yük yükleme. Rabbimiz, Bize gücümüzün yetmediğini de taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen bizim Mevlamızsın. Kafir topluluğa karşı bize yardım et.
Amin. Ali İmran ayet 8, Rabbimiz, Bize hidayete erdirdikten sonra, Kalplerimizi haktan kaydırma. Bizde kendi katından rahmet ihsan et. Şüphesiz ki sen, Çok bağışta bulunansın. Amin. Hz. Pir devam ediyor. Onun için ağlayan göz ne mübarektir. Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek, Ne mukaddestir. Onun için ağlayan, Yani Allah için ağlayan göz ne mübarektir. Sevdiği için ağlayan göz ne mübarektir. Aşıklığından dolayı maşu için ağlayan göz ne mübarektir. En mübarek gözdür. Allah için ağlayan göz. Hani meşhurdur ya, Hadis-i Kudsi, Cebrail Aleyhisselam, Elinde küçücük bir şişeyle gelir.
Sorarlar. Bu ne? Der ki, Bununla cehennemi söndürmeye geldim. Derler ki, Bu cehennemi söndürmeye yeter mi? Cevap muhteşem. Bu der, Allah için akıtılan gözyaşlarıdır. Hiç kimsenin olmadığı bir yerde, Allah için iki damla gözyaşı, Senin cehennemine bedel olur.
Allah için gözyaşı döken kimseyi, Cenab-ı Hak muhafazasına alır, Korumasına alır. Gözyaşının en kıymetlisidir. Allah katında iki damla çok kıymetlidir. Hadis-i Kudsi, Birisi Allah için aşığın gözünden akan gözyaşıdır. İkincisi de Allah yolunda öldürülen, şehit olan kimsenin kanıdır, kan damlasıdır.
Bu iki damla Allah tarafından en mukaddes damlalardır. Birisi Allah için, ama korkusundan, ama sevgisinden, O aşığın gözünden akan damlalardır. İkincisi, Allah için, Allah için şehit olan kimsenin akan kan damlasıdır. İşte, O'nun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir.
Mukaddes olan kalp, O'na aşık olan kalptir. Kutsal olan kalp, O'nu seven kalptir. O hiçbir yere sığmadı da, Kendisine aşık olanın kalbine sığdı. O hiçbir yerlere misafir olmadı. Ancak kendisine aşık olan, aşık olan, O kimselerin kalbine misafir oldu.
O hiç kimselere uğramadı. Kendi aşığına uğradığı kadar. Hiçbir kimsenin başını okşamadı. Kendi aşığının başını okşadığı kadar. Hiç kimsenin elinden tutmadı. Kendi aşığının elinden tuttuğu kadar. Hayatın anlamıdır. O'na aşık olmak. Dinin özüdür. O'na aşık olmak. Bütün ibadetler, O'na olan aşkın delili hükmündedir. O'nun bizim gibi hor, hakir, kara yüzlülerin, Ben kendi nefsim için söylüyorum. Namazına ihtiyacı yoktur. Bizim gibi ham insanların, Kendi nefsim için söylüyorum.
Orucuna ihtiyacı yok. O'na ibadet etsen de, etmesen de, O'na ne bir katkın olur, ne bir zararın olur. Ama namaz, O'na olan aşıklığın delilidir. O'na olan aşıklığın delilidir. O'nun emirlerine uyma, O'na olan aşıklığın delilidir. O'nun söylediği çizgide yürüme, O'na olan aşıklığın delilidir.
Yoksa, O, renkten, şekilden, mekandan, her şeyden münezzehtir. O, ne bir çizgiye sığar, ne bir daireye. Her şey, aslında, O'nu anlatır. Bizim gözümüzün içine sokar. Der ki, sevilecek olan benim. Bizim kalbimize muh gibi çakar. Der ki, aşık olunacak olan benim. Gördüğün bütün suretler var ya, O suretlere suret giydiren benim. O suretine aşık olduklarım var ya, O'nun arkasında ben varım. Gerçekte bana aşıksın. Ey surete tapan, geç suretten, suretin arkasında duran, cemali gör.
Ey insanların dışına bakan, geç, sen, insanların içine tecelli eden, onu gör. Sen sıvanmış altınlara aldanıyorsun. Bir eşya düşün, bir kolye düşün. kolye altın suyuna bandırıp çıkarmışlar. Bir müddet sonra, O'nun üstündeki sıva dökülünce, gerçeği meydana çıkacak. O zaman, her surette, O'nu görmeye çalış. seviyorsan, aşık olacaksan, O'na aşık olana aşık ol ki, sen, O'nun maaşığını, O'nun mahallesinde yakalarsın. kalarsın. Eğer ona, bir maaşuk arıyorsan, bir maaşuğunu arıyorsan onun, veyahut da, sen bir aşığın üzerinden, maaşığa gideceksen, bir aşık bul kendine.
O aşık, muhakkak ki, o maaşuğun mahallesinden çıkmayacaktır. Maaşuğu tanımadıysan, aşığını tanı. Aşığını tanı ki, aşığından maaşuğunu tanırsın. Yok, senin aşıklıktan da, maaşıklıktan da, senin suretten de, manadan da, haberin olmayacaksa, ot geldin, ot gideceksin, saman da değil. Yaradılış gayeni bilmeden, yürüyüp gideceksin. Yaradılış gayen, O'na aşık olmak. O'na aşık olmak. Yaradılış gayen bu. Sen var, O'na aşık olmanın, yolunu bul. Ebediyete adını yazdıracaksan, aşık olanların yolunu seç.
Nice hocalar geldi, geçti. Nice felsefeciler, nice ilim adamları geçti, geldi geçti. Hepsinin adı silindi gitti. Bir Mecnun'un adını kimse silemedi. Bir Hallâc-ı Mansûr'un adını kimse silemedi. Bir Beyazıt-ı Bestami'nin adını kimse silemedi. Bir Aslı ile Kerem'in adını kimse silemedi. Bir Ferhat ile Şirin'in adını kimse silemedi. Bak, Leyla ile Mecnun'un ne zaman yaşadığını dahi bilmiyoruz. Hep rivayetler var. Hep rivayetler var. Gerçekten yaşanıp yaşanmadığını da bilmiyoruz. Ama adı var. Adı var. Bütün kadınlar Leyla olmak istiyorlar. Bütün erkekler Mecnun olmak istiyorlar. Bütün kadınlar Leyla olup Mecnun'unu arıyorlar.
Diyorlar ki, ah bir Mecnun'um olsaydı, beni öyle sevseydi de, ona ben kendimi feda etseydim, o Leyla gibi vefasız olup, onu yüzüstü bırakıp gitmezdim. Bütün kadınlar, bütün kadınlar, dünyanın neresine giderseniz gidin, hep içlerinde derler ki, bir Mecnun gibi sevenim olmadı. Neden? Sevilmek herkesin çok hoşuna gider. Leyla olmak herkesin işine gelir. Kimse Mecnun'u seçmez. Mecnun'un yolu zordur. Mecnun'un yolu çilelidir. Mecnun'un yolu, attan, avrattan, handan, hamamdan, makamdan, mevkiden, saraydan, krallıktan, her şeyden sıyırılıp çöle düşmek vardır.
Bu da herkesin harcı değildir. Ama, ismi silinmez. Aşıkların ismini silemezsiniz. Şems-i Tebrizi'nin ismini silemezsiniz. Hz. Mevlana'nın ismini silemezsiniz. Silemezsiniz. Dünya yıkılsa, yine silemezsiniz. Bütün zahir alimler, hele bu son zamanlarda, Şemseddin-i Tebrizi'ye iftiralar atarlar.
Hz. Mevlana'ya iftiralar atarlar. Öyle değil mi? İşte, Hallâc-ı Mansûr'a laflar söylerler. Küfrüne fetva verirler. Beyazıt-ı Bestami'ye laflar söylerler. Küfrüne fetva verirler. Yunus'a, küfrüne fetva verip, onun üzerine yüklenirler. Hiç kimse, Yunus'u, aşıkların gönlünden silemez ki. Hiç kimse, Hz. Mevlana'yı, aşıkların gönlünden silemez ki. Hiç kimse, Şemseddin-i Tebrizi'yi silemez ki. Silemez. Silmek için, o haset gönüllüler, o kara gönüllüler, o kalpleri katılaşmış, kalpleri kararmış, kalpleri taş gibi olmuş, kara birer taş gibi olmuş olan kimseler, silmek için ne mücadeleler ederler, yıllardan beri, onların sağlıkları da dahil, silemezler.
Neden? Onlar çünkü, ebedi, doğmamış, doğrulmamış, evveli ve ahiri, olmayanı sevdiler. onlar, onlar, hem kendi yaşadıkları çağ, hem de gelecek çağların, bütün akıllarının, üstünde bir sevgiyle onu sevdiler. O yüzden, onun, onların, o perdelerine, o makamlarına ulaşmak, çok zor, ve, onları hiç kimse de silemiyor. İşte, kıymetli olan, ona aşık olan gönül, onu gören göz, başka göze bakar mı ki? Her ağlamanın sonu gülmektir.
Sonunu gören adam, mübarek bir kuldur. Allah için, bir gözyaşı akıttıysan, onun sonu gülmektir. Allah için, ama korkudan, ama sevginden, gözyaşı akıttıysan, sonun gülmektir. Akarsu, neredeyse orası yeşerir, nerede gözyaşı dökülürse, oraya rahmet nazil olur. Kim, Allah için, gözyaşı akıtır, sevdiği için, gözyaşı akıtırsa, o, hüzün, gam, kasvet içerisinde, olduğunu zannetse bile, orası, bahar bahçesi olur.
Orası, her şeyin, rengarenk olduğu yer olur. İnleyen dolap gibi, gözü yaşlı ol ki, can meydanında, yeşiklilikler bitsin. İnleyen dolap gibi ol, dolap ne? Değirmen dolabı. Cızırdar ya, döndükçe, cazırt, inleyen dolaptır. Değirmen dolabı. Diyor ki, inleyen dolap gibi ol, gözü yaşlı ol ki, can meydanında, yeşillikler bitsin. Hani, bir hurma kütüğü vardı ya, hep onun üstüne çıkar, hutbe okurdu. E, cemaat çoğalınca, biraz daha yükseğe çıkmak gerekti. Ona bir daha yükseğe çıkılsın diye, bir, şimdiki minber yaptılar. Oraya çıkınca, kütük başladı, sızlamaya, ağlamaya. Kütüğün sızlamasını, ağlamasını, sahabeler duydular.
Susturamadılar, bir türlü kütüğün sesini. En sonunda geldi, kütüğün maaşı, Hz. Muhammed Mustafa, dedi ki, cennette beraber olmak ister misin? Yoksa bu dünyada da beraber, yoksa dedi, sadece bu dünyada mı beraber olmak istersin? Dedi ki, cennette beraber olmak isterim, ebedi. O zaman dedi, sabredeceksin. Cennete, dünyadan, kütük olarak, hurma kütüğü girecek. Evet, seven sevdiği iledir. Kütük bilen sevdi de, cennetlik oldu. Seven sevdiği iledir. Neydi, ashabı keyfin köpeği, onları sevdi de, onların kapının önünde yattı.
Onların kapının önünde yatınca, sevdiklerini korumak, sevdiğini muhafaza etmek, sevdiğini kıskandığı için, kapının önünde yattı. O da cennete gidecek. Seven sevdiği iledir, gerçekten sevdiyse. mecazda kalmadıysa, Allah bizi öyle sevenlerden eylesin. Cenab-ı Hak, kendi yolunda koşan, kendisi için, gözyaşı akıtanlardan eylesin. ağlamak istersen, gözyaşı dökenlere acı. Sen ağlayamıyorsun ya, ama ağlamak istiyorsun. E, gözyaşı dökenleri gör de, onlara hiç olmasa acı. Hani başka bir hadis-i şerfte, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ağlayamıyorsan, ağlıyormuş gibi yap. Allah için ağlayamıyorsun, gözyaşı akıtamıyorsun.
Hiç olmasa, ağlıyormuş gibi yap. Yüzünü buruştur. Yüzünü gözünü dök. Ağlayamıyorsun ya, ağlıyormuş gibi yap. Onlara benzemeye çalış. Ağlayanlara benzemeye çalış. Yapamıyorsun ya, yapamadığın halde, onlara benzemeye çalışıyorsun. Ben de sizdenim. Ben de sizinleyim. Ben de beraberim sizinle. ben sizin gibi yapamıyorum. Ben senin gibi namaz kılamıyorum. Ben senin gibi oruç tutamıyorum. Ya Resulallah, biz senin gibi ibadet edemiyoruz. Ama seni taklit ediyoruz. Senin kıldığın gibi kılmaya çalışıyoruz. Senin orucu tuttuğun gibi tutmaya çalışıyoruz. Biz senin yaşadığın gibi yaşamaya çalışıyoruz. Gücümüzün yettiğince, bizim hepsine de nefsimiz yetmeyebilir. Yetmez zaten. Ama hiç olmazsa, senden olduğumuzu belli etmek için seni taklit ediyoruz.
Biz senin cenahında, senin yolunda, senin yanında, senin canında olduğumuzu göstermek için senin gibi yapmaya çalışıyoruz. Taklit ediyoruz seni. Hani ağlayamasan da ağlıyormuş gibi yap. Hani bir cenaze evine gidersiniz. Muhakkakı cenazenin sahipleri çok hüzünlüdür, çok ağlarlar, üzülürler. Oraya gittiğinizde gülemezsiniz ya. Onlarla beraber üzülmeye çalışırsınız. Üzgün olduğunuzu gösterirsiniz. Aslında belki de öleni hiç sevmezdiniz. Kibirlenip aslında ben hiç sevmezdim ölen kimseyi ama geldim. Böyle diyemezsiniz. O filmlerde olur.
Siz oradaki o hicranı, oradaki o yasa katılırsınız, az bir şey de olsa hüzünlü olduğunuzu gösterirsiniz. Ahvah edersiniz. İşte ondan olduğunuzu gösterirsiniz. Ağlayamıyorsan o gözyaşı dökenlere acı. Onlara merhamet et. De ki, Ya Rabbi beni de onlardan eyle. Beni de senin için gözyaşı dökenlerden eyle. Beni de geceleri karanlıkta kalkıp sana olan aşkını gösterecek ibadetler nasip eyle.
Yapayalnız kaldığımda gizlide, saklıda, telhada seninle sohbet edip seni zikreden sana yalvarıp yakaran kullarından eyle. Seninle baş başa kaldığımda samimi bir şekilde ağlayıp feryat eden kullarından eyle. Merhamete nail olmak istersen zayıflara merhamet et. Sen merhamete nail olmak istiyorsan zayıf insanlara merhamet et. Kuvvetlilere merhamet etme. Zengin işini götürür. Yüksek bürokrat işini götürür. Bir yerlerde bir siyasetin ucundan tutmuş o işini götürür. Ama zayıf fukara nasıl işini götürsün? Arkası dayısı, amcası, halası olmayan nasıl işini götürsün? Bizim gibi fukara insanların yüksek mercilerde dayısı, amcası, halası, teyzesi yoktur ki.
Öyle derler ya. Bir dayın olacak senin. Hiç olmadı. Bir büyük olacak senin. Hiç olmadı bizim. Ondan başka bir şeyimiz olmadı. Ama merhametli olmak istiyorsan, merhametini göstermek istiyorsan kimsesizlerin kimsesizlerin kimsesi olmaya çalış. Merhametini göstermek istiyorsan git, hiç olmazsa yetimin başını okşa. Git bir açı doyur. Git bir çıplağı giydir. Hani dedi ya Musa aleyhisselam Cenab-ı Hak ile Turu Sina'da sohbet ederken Cenab-ı Hak dedi ki Ya Musa açtım, doyurmadın, çıplaktın, giydirmedin, hastaydım, beni ziyarete gelmedin. Musa aleyhisselam durdu.
Dedi ki Ya Rabbi sen her şeyden münezzehsin. Nasıl aç kalırsın, nasıl çıplak kalırsın, nasıl hasta olursun, sen bunlardan münezzehsin. Cenab-ı Hak dedi ki bir açı doyursaydın beni doyurmuş olacaktın. Bir çıplağı giydirseydin beni giydirecektin. Ya Musa bir hastayı ziyaret etmiş olsaydın başında beni görecektin dedi. Merhamet etmek istiyorsan açları doyur. Ramazan'da beş yıldızlı otelde iftar edip de iftar veriyorum deme. İslam'ın özünde bu yok. Git varoş bir mahallede sofra aç. Sen de başında dur.
Onlara hizmet et. Yavrum beş tane adam gidin filanca mahallede iftar verin. Öyle değil. Öyle değil. Git varoş bir mahallede sofra kur. On kişilik, yirmi kişilik, otuz kişilik. Ne kadar gücün varsa de ki ey mahalleli dostlarımız Ramazan boyunca sizin misafiriniz. Ben sizin misafirinizim. Kur sofrayı. Başında hizmet et. Kendi ellerinle çorba dağıt. Sen Hazreti Peygamber'den daha mı yücesin? Kendi elleriyle dağıtırdı. Sen Hazreti Peygamber'den daha mı kutsalsın? Kendi elleriyle su dağıtırdı. Kendi elleriyle geldi Yahudiler. Üç tane Yahudi.
Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri ağacın gölgesinde gölgeleniyordu. Dediler ki herhalde buranın seyyidesi seyyidi odur. Sordular su dağıtan kimseye. Su dağıtan kimse kim? Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Ona dediler ki buranın seyyidi kim? O da dedi ki ümmetine hizmet eden Yahudiler dediler ki bunun kafa gitmiş mecnun bu. Dediler olsa olsa bu dediler gölgede oturan Ebu Bekir'i radiyallahu anh hazretten işaret ettiler. Kılığı, kıyafeti öbürkünden daha iyi çünkü. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri daha tabiri caizse hırpani giyimli. Hazreti Ebu Bekir efendimizin kıyafeti onun kıyafetinden üstün gittiler. Ona dediler ki buranın seyyidi kim?
Bakın seven sevdiğiyle cevabı da sevdiğinin cevabıyla frekanslara aynı perdeleri aynı ümmetine hizmet eden dedi. Ümmetine hizmet eden onlar anlamadılar. Kafaları basmadı. Sonra tekrar söyleyince işaret etti. Aha o dedi. Oh su dağıtan ümmetine hizmet eden. buranın seyyidi o dedi. Kaldılar. O meşhur meşhur üç tane soru var ya hani Yahudilerle alakalı ve üç tane soru sordular ruhla alakalı. İşte o mesele. O hizmet etti. Kime? Etrafındaki insanlara. Sen git bir tane fukara aile bul. Ona hizmet et. Bir tane fukara bir kimse bul.
Ona merhamet et. Git parası pulu olup da evlenemeyenleri evlendir. Git açları doyur. Yetimlerin başını okşa. Kimsesizlerin kimsesi ol. Merhametli olmak istersen merhametini göstermek istersen bunlara göster. Aa bu zengin giderken şuna bir hediye alayım gideyim. hediye eleşmek sünnet. Sen bu sünneti git fukaralara yap. Kimsesizlere yap. Onlara giderken kendince düşün. Neye ihtiyaçları vardır? Pirince. 5 kilo pirinç al götür oraya. Neye ihtiyaçları vardır? Kuru fasüle. 5 kilo kuru fasüle al git. Neye ihtiyacı vardır? Ya et yiyememişlerdir. Et de zamlandıkça zamlandı zamlandıkça zamlandı.
Nereye et alacak garipler? Eee şuradan bir 2 kilo kıymalayım götüreyim ona de. Merhamet et etrafına. Merhamet edene merhamet edilir. Merhamet edene merhamet edilir. Merhamet etmeyene Allah merhamet etmez. Yeryüzündekinlere merhamet et de Allah da sana merhamet etsin. Hadisi Kudsi sen yeryüzündekinlere merhamet et. dikkat edin yeryüzündekinlere yeryüzündekinlere sadece müminlere değil sadece müslümanlara değil yeryüzündekinlere hani Behlül Dan'e meşhurdur ya Harun Reşit'in kardeşidir.
Harun Reşit de Emevi halifelerinin iyilerindendir. Hutbeye çıkar bir gün Elhamdülillahi Rabbil Alemin der Behlül Dan'e kalkar ayağa hayır der Elhamdülillahi Rabbil Mü'minin Harun Reşit bilir kardeşi meczup dervişlerden sufilerdendir Hak aşığıdır Behlül Dan'e Hutbeyi yine baştan aldır Eyüzü Besmele çeker Elhamdülillahi Rabbil Alemin Hutbenin başında hamd etmek sünnettir.
Salatü selam getirmek sünnettir. Hutbenin başında ve sonunda oraya da değineyim. Hutbenin ortasında dua ettirmez hutbe söyleyen bidattır bu. Şimdi hutbede dua ettiriyorlar. Hutbede işte doğalgaz hatla doğalgaz sobalarının borularını temizleyin diye bir hutbe olmaz. Bursa gazın temsilcisi sanki Diyanet neymiş de Lodo ses çekmiş de Lodo ses çığa için doğalgaz boru hatlarını temizleyin diye hutbe okunuyor Bursa'da. Bugün nereye kaldık? Yine Elhamdülillahi Rabbil Alemin deyince Behlül Dan'e yine bağırıyor oradan.
Elhamdülillahi Rabbil Müminin üçüncüsünde de aynı olunca dönüyor Harun Reşit kardeşim söyle diyor ne söyleyeceksin söyle hani benim hutbemi kesip durma madem ki Allah alemlerin Rabbi neden diyor gayrimüslimlere yarım teneke buğday müslümlere bir teneke buğday dağıtıyorsun diyor kıtlık olmuş da kıtlıkta Harun Reşit gayrimüslim gayrimüslim tebae yarım teneke müslümanlara da bir teneke buğday dağıtıyormuş bunu eleştiriyor sen yeryüzündekilere merhamet et bu hayvan olur bu insan olur bu böcek olur bu yeşillik olur bu dua
olur yeryüzünde yaşayan her şeye merhamet et ki sana da merhamet etsinler Allah bizi merhametlilerden eylesin inşallah Allah kullarına karşı sevdiklerine karşı yeryüzündekilere karşı bizi merhametli olanlardan eylesin inşallah kıymetli dostlar kıymetli kardeşler bölüm bitti önümüzdeki ay Allah izin verirse inşallah bölüm başı olarak konu başlığı olarak şeyden şimdi okuyayım o Yahudi padişahın ateşe itap etmesi söylemesi buradan devam edeceğiz inşallah şimdi Allah izin verirse inşallah sema var semada biz kardeşlerle
beraber kendi içimizden Allah'ı zikrediyoruz sizler de oturduğunuz yerden Allah'ı zikredin toplulukta kim bir toplulukta Allah'ı zikrederse oradan af olmuş olarak kalkınız diye hadis-i şerif var inşallah hep beraber buradan af olmuş bir şekilde kalkalım inşallah Allah kabul etsin hakkınızı helal edin geceniz hayır olsun selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.