Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti 5 Ağustos 2018
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 6 Ağustos 2018 · 41:16
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzlerinizi, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, bütün nefeslerinizi hayırlı eylesin. Rabbim hayra koşan, hayrı yaşayan, hayrı tebliğ eden, hayır içerisinde hayatını sonlandıran kullarından eylesin inşâAllah. Geçen aydan devam edeceğiz. İnşâAllah konuyu anlamamız için böyle kısaca özetleyecek olursak, bir Yahudi padişah vardı.
Bu Yahudi padişah çevresindeki inananları zulmediyordu. Bu Yahudi padişah, bütün herkes kendisine tabi olsun, kendisine biat etsin, kendi zulmüne ses çıkartmasın diye uğraşıyordu. Bu rivayet edilir ki, Hristiyan kaynaklarda Zünivas adında putperestlikle Yahudilik arasında gidip gelen, bazıları tarafından putperest olarak nitelendiren, ama bazıları tarafından putperestlikten Yahudiliğe döndüğü söylenen zalim bir kralıydı.
Bu zalim kral, şehrin ortasına büyük bir ateş yakarak inananları o ateşte imtihan ediyordu, inananları o ateşte sınıyordu. O ateşin içerisine henüz daha ergenlikten yeni çıkmış bir kız çocuğu atıldı. Bu kız çocuğu atılınca, o putun önünde secde etmedi, putun önünde eğilmedi diye, onun Zünivas'ın askerleri ateşe attı. Ateşe atınca, o iman ehli kız, ateş onu yakmadığı, Sari'yi yakmadığı gibi, İbrahim'i yakmadığı gibi.
Öyle olunca, kız ateşin içerisinden annesine seslenmeye başladı. Anne, analık hakkı için, gel, gir. Bu ateşin ateşlik hassası yok. Ama gel, gir, tam talih ve devlet zamanı. Ana, gel, gir, devleti elinden kaçırma. O köpeğin kudretini gördün. Gel, bir de Allah'ın lütuf ve kudretini gör. Ben sana acıdığımdan, ayağımdan çekiyorum. Yoksa, neşemden zaten seni kayıracak halde değilim. İçeri gel, başkalarını da çağır ki, Padişah, ateş içinde sofra kurmuştur. Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin.
Din lezzetinden başka her şey, Azaptan ibarettir. Ey ahali, hepiniz yüzlerce baharı olan bu nasibe pervane gibi katılın diye bağırdı. Allah, Adem'den beri insanları ateşten kurtaracak, insanları azaptan kurtaracak, insanları heva ve hevesten kurtaracak, insanları şeytan ve şeytanın desliselerinden uyaracak, peygamberler göndermiştir.
Peygamberler gelmediği zaman, Allah, insanları uyaracak, insanlara kendi davetini duyuracak, veliler, evliyalar, müminler görevlendirmiştir. Bunlar, işi gücü haktır. İşi gücü, Allah işidir. Onların işleri, güçleri, peygamber mesleğidir. Onlar, peygamberleri kendilerine rehber edinmişler. Peygamberlerin yolundan giderler. Her peygamberin, nasıl bir Ebu Cehil-i Firavun'un emrudu var ise, her peygamber varisinin de, bu Ebu Cehil-i Nemrud'u, Firavun'u vardır.
Her müminin, her iman edenin, bir Firavun'u, bir Nemrud'u vardır. Ve, o Firavun'lar, o Nemrud'lar, o Ebu Cehil'ler, kıyamete kadar var olacaktır. Kıyamete kadar da, Allah yolunun çağırıcıları, Allah yolunun söyleyicileri, Allah yolunun davetçileri de olacaktır. İşte, o zalim padişah, Zünivas'ın ateşine atılan çocuk, o kız evladı, gerçekten, o ateşin, bir göz bağı olduğunu, ve o göz bağından kurtulanın, ateşte yanmayacağını, gerçek manada, iman edenlere, ateşin, dokunmayacağını söyler.
Ve der ki, asıl bu dünya hayatı, ateştir. Asıl bu hevadan, hevesten gelen, nefes ateştir. Asıl ateş, şeytana uyuştur. Asıl ateş, nefse uyuştur. Asıl, insanlar, dünyanın üzerinde yürürken, ateşin üzerinde yürürler. Farkında değildir. Asıl, dünya ateştir. Asıl, şehadet alemi ateştir. Asıl, biz aslında, nurlar dünyasından, ateşe sürgün gönderilmiş, kullar olarak, asıl ateşin içinde yaşamaktayız. Bu ateşten, kurtuluşun yolu, iman etmektir. Bu ateşten, kurtuluşun yolu, salih ameller işlemektir.
Bu ateşten, kurtuluşun yolu, nebilerin yolunu tutmaktır. Bu ateşten, kurtuluşun yolu, velilerin, salihlerin yolunu tutmaktır. Eğer, bu ateşten, kurtulmanın yolunu istiyorsak, o zaman, iman edip, salih ameller işlememiz lazımdır. İşte, Hz. Pir, Mevlana Celaletin Rumi Hazretleri, bu, Zünivas'ın hikayesini de, en baştan, hikayenin başında der ki, sen bu hikayeyi anlamak için istersen, Buruç Suresini oku der.
Kur'an'a atıfta bulunur. Ve Buruç Suresi de, Allah, o ateşlerin içerisine atılan müminleri görür diye başlar. Buruç Suresi'ne bakılırsa, bir zalimin, inananları, hendekler kazıp, o hendeklere ateşler doldurup, inananları oraya attığından bahseder. ve Hz. Pir, o kızcağızın ağzından seslenir. Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin. Din lezzetinden başka her şey, azaptan ibarettir. Sizin nefsinize ateş gibi görünen, Kur'an ve sünnete uyma, bizim gözümüze ateş gibi görünen, Allah'ın emirlerini yerine getirme, aslında gerçekte ateş değildir. Bu dinin lezzetidir. Herkes, dinin lezzetini almadığından dolayı, dünyanın lezzetinin kulu kölesi olur.
Dinin lezzetini almış olsa, Allah'a kulluk eder. Dinin lezzetini almayan bir kimse, şeytana, nefsine, heva ve hevesine kulluk eder. İşte insanlar, ikiye ayrılırlar. Bir, dinin lezzetini alanlar, iki, dinin lezzetini almayanlar. Ve dinle, ilişkisini, alakasını kesen insanlar. Üçüncü bir grup insan yoktur. Ya, Habil'den yanasınızdır, ya da Kabil'den yanasınızdır. Ya, Kabil'in yolunu takip etmişsinizdir, ya da Habil'in yolunu takip etmişsinizdir. Ya, atanız, Adem'in yolundan gitmişsinizdir, ya da şeytana uyup, heva ve hevesinizin yolundan gitmişsinizdir.
Şeytana uyup, heva ve hevesinin yolundan gidenlere, bu dünya cennettir. Harikadır. Yenilecek, içilecek, gezilecek, doyulacak, eğlenilecek, her gece eller havada olacak, lingolingo şişeler, kadehler patlasın, müzikler çalsın, kızlar dans etsin, genç erkekler valise dursun. Bu dünya, inanmayanın cennetidir. Ve, cennet hayatı yaşar, inanmayan bu dünyada. Ama inananlar için, bu dünya, cehennem hayatıdır. Çünkü, onlar ötelere, geldiği yere dönmek ister.
Hz. Mevlana'da da acı budur. Öyle der ya, mesnevinin başında, ötelerden kopup gelen kimse, aslından koparılmış kimse, yine nasıl aslına dönmek ister? Sevdiğinden koparılmış kimse, sevdiğinden uzaklara düşürülmüş, sürgün yemiş kimse, yine sevgilisinin mahçemalini özlemez mi? Sevgilisinin kokusundan uzaklanan, uzaklaşan, sevgilisinin tebessümünden uzaklaşan, yine sevgilisini özlemez mi? Asıl, onun için, bir nefes ötesi cehennemdir. Sevgiliden uzakta alınan bir nefes, nefes değildir. Olsa olsa, cehennem ateşidir.
Dosttan uzak olan kimse, yedi lokma değildir. Olsa olsa, ateş gözü yalamaktadır. Sevgilisiyle, sofrasında oturmayan, sevgilisinin sofrasından uzak olan, olsa olsa, olsa olsa, ateş çemberine oturmuş, ateş yemekte, ateş içmektedir. Eğer o sevgililer, sevgilisinin mahçemalini görmediyse, eğer o sevgililer, sevgilisini özlemediyse, eğer o sevgililer, sevgilisini tanımadıysa, o beyhude, aşkların peşine düşecek. ne yazık ki, o beyhude aşkların, kendi içerisinde, ızdırabında, inleyip gidecektir. İşte, Hz. Pir, o kızcağızın ağzından seslenir.
Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin. Hani Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur ya, ahir zamanda iman edip, salih amel işlemek, imanını muhafaza etmek, imanını korumak, ateşten kor tutmak gibidir. Ateşten kor tutmak, iman edip, salih amel işleyip, imanını muhafaza eden, ateşten kor tutar gibi, eli yanar.
Ama atan, dinden imandan olur, ebedi hayatını sonlandırır der. Ey ahali, hepiniz yüzlerce baharı olan, bu nasibe pervane olun. Gelin, din size dışarıdan ateş gibi gelir, nefsinize. Din size dışarıdan, sanki cehennemmiş gibi gelir. Sakın, hiç kimse üzerine alınmasın. Bana şunu demişlerdir hep, örtüncem ama, örtü bana ateş gibi gelir. Ya, namazı kılacağım ama, cehennem sanki, cami bana cehennem gibi geliyor. Ayağım geriye geriye gidiyor. Hiç unutmuyorum, dev gencin başında, bir arkadaş vardı. Sonradan çok samimi olduk biz onunla. Ben ona diyordum, hadi cumaya gidelim.
Bir cuma gideceğiz. Bana öyle diyordu. Cumaya giriyoruz, böyle abdest aldık beraber, cumaya gireceğiz. Bana diyordu ki, birader, sanki cehenneme giriyorum ya diyordu. Ben diyordum, ha gayret, üç adım kaldı, beş adım kaldı, on adım kaldı. Bak, caminin bahçesinden içeri girdiğimizde, senin cehennem gördüğün cennet olacak. Bilader, yemin ediyorum, seni tanımamış olsam, kimse beni götüremez. Senin delikanlılığını bildiğimden geliyorum. Gel, yürü. Beş adım kaldı, üç adım kaldı, iki adım kaldı. Biz bayındır, Hacı Sinan Camii'nin, içine bir adım attık. Bir adım atınca, caminin bahçesinden içeri bir adım attık. Böyle rengi mengi değişti, hali değişti.
Dedi, ne yaptın, okudun mu bana dedi. Dedim, blader, ben öyle okumasını bilmem. Benim okucuğum bir fatiha vardır dedim, onu da yarım yamalak okurum, sen yürü. Dedim, göreceksin bak, çok farklı bir huzur bulacaksın. Benimle beraber ilk defa camiye girmişti. Ve bana şunu dedi, ben hayatımda böyle bir şey yaşamadım hiç. Kıymetli dostlar, her gün camiye giden gelen bunu yaşamaz.
O aynileşmiştir çünkü. O kahveye girer gibi camiye girer. O AVM'ye girer gibi camiye girer. O gidecek bir markete girdi ya, marketten bir tane, omo bir tane, işte bisküvi bir tane, pirinç bir tane, şeker. Alışverişe girer gibi camiye girer o. Mümin, camiye girerken heyecan duyar. Secde edecek. Sevgiliyle konuşacak. Fatiha'yı okucak. Sevgiliyi mededecek. Onu hamdü sena edecek. Onunla yüz yüze gelecek. Elhamdülillahi Rabbil alemin dediğinde, bütün alemler gözünün önüne serilecek.
Kalbinde sayısız alemler. Ver her alemde durduğunda, oranın Rabbi Allah bir nida duyacak. Elhamdülillahi Rabbil alemin bitmeyecek. Siz Allah'ın alemlerini saymakla bitiremezsiniz. Allah'ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz.
Allah'ın lütuflarını saymakla bitiremezsiniz. Allah'ın size bahşettiklerini saymakla bitiremez ve yetiştiremezsiniz. Onun bir tek karşılığı vardır. O da Allah'ın lütfudur. İkramıdır. Elhamdülillahi Rabbil alemin sözüdür. Siz alemden aleme geçersiniz. Henüz daha Fatiha'nın başındasınızdır. Siz Elhamdülillahi Rabbil alemin dediğinizde, film kopar. Bu dünyayla bağınız kesilir. Siz alemden aleme geçmeye başlarsınız. Arkanızda namaza duran varsa, öksürmeye başlarlar. Bizi unuttun, ehe.
Bizi unuttun, Allahu Ekber. Bizi unuttun, Subhanallah. Bizi unuttun, Elhamdülillah. Arkanızda namaza duranlar sizi tekrar eteğinizden bu dünyaya çekerler. Mümin, aşık, gerçek manada namazını bitiremez. O Elhamdülillahi Rabbil alemini bitiremedi ki, Er-Rahmanurrahim-i Maliki Yevmiddin'e gelsin.
Mümin, camiye girerken, her Elhamdülillahi Rabbil alemini okuduğunda, bugün hangi alemlerde seyran edeceğim diye heyecan duyar. Mümin namaza durarken, alışkanlık haline gelmiş bir namaz değildir o. O, çay içer gibi namaz kılmaz. O, tavukların yem yediği gibi namaz kılmaz. Tıkkak, tıkkak, tıkkak, tıkkak namaz kılmaz. Onun namazı namazdır, miraçtır. Heyecan duyar, kalbi ürperir, vücudu titrer, yüz bin sefer gerdeğe girse, yüz bin sefer ayrı gerdek zevki alsa, Elhamdülillahi Rabbil aleminden aldığı zevk, hiçbir şeyin yerini tutmaz.
O, her Fatiha-i Şerife'yi okuyacağında, gerdeğe girecek kız gibi tiril tiril titrer. O yüzden, din, dışarıdan ateş gibi görünür. Ama içerisi, sayısır bahar bahçesidir. Din, dışarıdan, sanki, zorlukmuş gibi görünür. Ama içi, sayısız, yüz binlerce, milyonlarca, lütuf bahçesidir. İkram bahçesidir. O, sonsuz, ummanda, yüzmek gibidir. Her kulaç atışında, yüz binlerce fersah ileri gidersin. Her dalışında, yüz binlerce fersah, içeri dalarsın.
Her kulacında, yüz binlerce alem, seyran eder. seyr-i lahın, tadını çıkarırsın. İşte, Hz. Pir, o kızın ağzından diyor ki, gelin, yüz binlerce baharı olan, bu nasibe, pervane olun, etrafında dönün, diyordu. Atılın, diyordu. Cenab-ı Hakk da, peygamberlerine diyordu ki, Rabbinizin yoluna, hikmetle, güzel öğütle davet edin. Cenab-ı Hakk diyordu ki, evet, sen her daim, öğüt ver, hatırlat, diyordu peygamberine. Ve yine, peygamberlerine, ve müminlere, diyordu ki, Cenab-ı Hakk, yumuşak huylulukla, herhangi bir şeyde bulunursa, bir mümin, onu muhakkak, ziynetledirip, güzelleştirir diyordu.
Dini, ziynetleştirip, güzelleştirin. Neyle? Güzel ahlakla, neyle? Güzel huyla, neyle? Tatlı dillilikle, neyle? Tebessümle. Dini, zenginleştirin, güzelleştirin, ziynetleştirin. Ey Müslümanım, ol Müslümanım diyenler, sizden tatlılık aksın, sizden yumuşaklık aksın, sizden hoşluk aksın, sizden iyilik sudur etsin, sizden tatlılık sudur etsin, sizden, ağzınızdan, gözünüzden, elinizden, ayağınızdan, kötülük ve acılık, çıkmasın.
Allah bizi, onlardan eylesin inşallah. Ve kız böyle feryat edince, Hz. Pir devam ediyor. O cemaat ortasında, böylece bağırmakta, halk sesinden, heybet içinde kalmaktaydı. Bunun üzerine, kadın erkek, kendilerini ihtiyarsız, ateşe atmaya başladılar. O kızın sesini duyan, o kızın sesinden haberdar olan, mümin olup da, ateşe atılmaktan korkan, Müslüman olup da, ateşe girmekten tereddüt eden, ya şimdi, iyice dindarlaşırsam, benim arkadaşlarım kalmaz, ben namaz kılmaya başlarsam, işimi kaybederim, benim ortamım, dini yaşamaya müsait değil ki.
Ya çok güzel de, yani bu İzmir'de, çeşmede otur musun, akşam grup vakti, akşam yemeğinde, bir kadeh olmaz mı ya? Ama, buna şimdi ben, kaybedeceğim onu. E ne güzel bak, çeşmede, altın yunusda, altını üstünü, kızartmak da var. Aman kızarmayan yerim kalmasın. Bir güzel, e ben döneceğim şimdi, İzmir'e döndüğümde, bakacaklar bana, aa bembeyaz, aa sen yanmadın mı? Bu sene tatil yapmadınız herhalde. Yaptık, aa, sen sülliyetlerinden dolayı, denize mi girmedin yoksa? Yok ben taşar, deniz taşar diye düşündüm, o yüzden girmedim. Bunlarla, muhatap kalmaktansa, e ben biraz daha yaşayayım ya.
60'a geldiğinde yaparım. 60'a gelince, aa daha ben genç görünüyorum, baksana mihrap yerinde, 70'e geldiğinde yaparım. Ya Mustafa'cığım, çok iyi söylüyorsun da, ya bunun bir kadar haram olmaması lazım ya. Ya abi yapma, bunun azı da çoğu da haram. Etme, eyleme. Ya Mustafa'cığım ya, bizim dedelerimizin dedesi, şöyle derviş, ya bırak dedenin dedesini, dedenin dedesi hırsızlık yaptıysa, sen de mi hırsızlık yapacaksın? Yapma. Ama bunları bırakmak, hepsinden faz geçip, heva ve hevese dur deyip, ey şeytan, ben Adem'in çocuğuyum, beni kandıramazsın demek, zor bir iş. O yüzden, bu zorluğu atlayınca, insanlar o felahı bulunca, atarlar kendini. İşte, Zinuvas denilen, o katil, o zalim, o putperest, şeytanın, yeryüzünde, yürüyen temsilcisine, aykırı hareket edip, insanlar, o davetçinin davetine, o davetçinin davetine uyup, kendilerini ateşe atmaya başladılar.
Hani, Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Kureyşliler toplandılar. Dedi ki, ey Mekkeliler, ey Kureyşliler, size desem ki, bu dağın arkasında, bir düşman var, sizin şehrinizi perişan edecek, helak edecek, canlarınızı alacak, yerle yeksan edecek, kadınlarınızı esir edecek, çocuklarınızın hırzına geçecek, sizin, bütün mal varlıklarınızı, yerle yeksan edecek, desem, bana inanır mısınız?
herkes dediler ki, ey Muhammed, sen emin insansın, biz sana inanırız. Böyle bir şey söylesen, sana inanırız. Bana bu kadar inanıyorsunuz, evet. O zaman dedi, gelin, yarın hesaba çekileceksiniz. İman edin, iyi ameller işleyin, salih insanlar olum.
Bunu söyleyince, Kureyşliler dediler ki, biz, atalarımızın dininden, dönenlerden mi olalım? Biz atalarımızın dinini terk etmeyiz. Bakın, her dönemin, Adem'den itibaren, Peygamber Muhammed Mustafa'ya kadar gelen, peygamberleri var, davetçiler var. O davetçiler, vazifelerini hep yaptılar. Allah bizi affetsin. Bugünün de davetçileri var. O davetçiler, haykırmakta, gelin demekte. Dine davet etmekte. Bu, kızcağızın yaptığı gibi. Ve herkes, kendiliğinden, ateşe atılmaya başladı. Hem de memur olmaksızın, kimse kendilerine cebretmeksizin, yalnız dost aşkıyla, dinde zorlama yoktur.
Ey Muhammed, sen herkesi iman ettireceğini mi zannediyorsun? Dinde zorlama yok. Hiç kimse, hiç kimseye zorla iman ettiremez. Dinde zorlama yok. Hiç kimse, hiç kimseyi, zorla bir yere götüremez. İşte, Hz. Pir diyor ki, hiç kimseye cebretmeksizin, hiç kimseye zorlamaksızın, herkes kendisini, ateşe atmaya başladı.
Yalnız, dost aşkıyla. Çünkü sevgili, her acıya lezzet veririz. Bir kimse seviyorsa, o Allah'a aşıksa, o Allah'ı seviyorsa, onun Allah için çektiği acı değil, lezzet olur. Ben onu, Anteplilerin, Urfalıların acı sevgisine benzetiyorum. Adamların, acısız suları bile yok. Suyu içerken bile acıyla içecekler. Acısız tat almıyorlar. Acısız tat almıyorlar. Ben hatta dedim ki, bizim Seyyid Taşlar'da, Allah rahmet eylesin.
Hacı dedim, iyi ki baklavayı tatlı yapmışsınız siz. Dedim, baklavanın içerisine neden acı biber koymadınız? Kurbanım dedi, denedik de olmadı dedi. Neyi denediniz dedim ben. Acı pul biberli dedi, baklava denedik, olmadı dedi. Hacı ciddi ciddi denedim, ben denettim dedi. Dedim, acı pul biberli, baklava hamurunun üstüne dedim, bir de dedim, şeker mi attırdın? He dedi, gayet rahat. Allah rahmet eylesin, Şeyh'im öyle dedi dedi. Mustafa Efendi, oğlum bunların acısız bir şeysi yok mu dedi. Yok efendim dedi. O zaman bir bardak su ver bana dedi, ben içeyim dedi. Bir bardak su verdim ben. Dedik oğlum, bundan bile acı geliyor dedi. Sudan bile acı geliyor dedi. Gelir efendim dedim, bunlar Antepli, bardaklarına bile acı bulaşmıştır dedi.
Şimdi, Allah sevgisi böyle bir sevgidir. Hani acı biberi, yapa yapa yer ya insan. Ama yer yine. Her tarafından terekar, yer. Bizim Ertan nerede Ertan? bir gün Ertan'la yemek yiyoruz, böyle Arnavut biberi getirmiş, böyle kıvır kıvır üstü böyle, biber acılığından, sinirinden, dışarısı buruşmuş biberin. var ya böyle Arnavut biberleri, var ya böyle Arnavut biberleri, zehir gibi, dışı böyle buruşmuş, acılığı dışına vurmuş, ihtiyarlatmış hırsından.
Bizim Ertan, o biberi yiyor. Yüzünde bir ifade yok ama, bunun başında da saç yok ya onun. böyle dombur dombur domurmuş kafası. Dedim Ertan, dedim kafa komple dedim ben, domur domur domurmuş dedim ben. Böyle bildiğiniz su çıkmış gibi. Ama ondan lezzet duyuyor bu, yiyor hiçbir şey yokmuş gibi. Yani öyle öf bile demiyor hiç. Gene aynı mı? Yiyor mu yanı? Acılara devam etsin, ye sıkıntı yok, şifadır. Sevgili içine lezzet katarmış, her acının. İşte her acı çekerse bir kimse, dünyada aşıklığından dolayı, ona lezzetli gelir. Yalnız dost aşkıyla, çekilirse lezzetli olur. Nihayet öyle oldu ki, oradaki bir hademe, bir hizmetçi, ateşe atılmayınız diye, men etmeye başladı.
İnsanlar, din aşkıyla, dost aşkıyla, Allah aşkıyla, dışarıdan ateş görünen yere, kendileri bölük bölük gitmeye başladılar. Hani, Cenab-ı Hak, peygamberini müjdeledi ya, insanlar, bölük bölük, Müslüman olduğunda dedi. İşte insanlar, bölük bölük, Müslüman olmaya başladılar. Öyle bölük bölük, Müslüman olmaya başlayınca, o zalim, bu sefer onların, Müslüman olmalarını engellemek, rezil zebil oldu çünkü, bunları men etti ateşe atılmaktan.
Önceden kendisi ateşe atacaktı, şimdi, onların önüne set çekti. Ateşe atılmayın. Siz dini yaşamayın. Siz dindar olmayın. Siz dini yaşar, dindar olur, dinin lezzetlerini alırsanız, biz zulmedemeyiz. Biz insanları sömüremeyiz. Biz kapitalist sistemin gereklerini sizin üzerinizde oturtamayız. Bir deccal sistemini biz sizin ve insanlığın başında yerleştiremeyiz. O yüzden siz, asla gerçek bir dinle tanışmayın. Siz Allah'a aşık olmak, Resulullah'a aşık olmak, bunlarla tanışmayın. Biz sizi din adına başka şeylerle tanıştıracağız. Ne yapacağız? Evet, biz deccalist sistemin sahipleri olarak sizi dindar görünen, dinmiş gibi görünen gruplar kuracağız.
Orta Doğu'da bir dayış kuracağız. O dayış, Allahu Ekber deyip camilerde bomba alacak. İşte Müslümanlar bu diyeceğiz. Biz, Orta Doğu'yu kan gölüne çevireceğiz. Mezhep kavgaları çıkaracağız. Meşrep kavgaları çıkaracağız. Birbirinizle sizi dövüştüreceğiz. sonra da diyeceğiz ki işte din bu. Üç, beş tane ajan Müslüman yetiştireceğiz. O ajan Müslümanları Müslümanların içerisine koyacağız. Lavrensler gibi. Eksik olur mu? Eksik olmaz. Onları koyacağız sizin içinize. Onlar sanki İslam dini buymuş gibi sizden paralar toplayacaklar, himmet toplayacaklar, zekat toplayacaklar, kurban toplayacaklar, toplayacaklar da toplayacaklar, toplayacaklar da toplayacaklar.
Siz de dine hizmet ediyoruz. Aman din buymuş deyip elinizde ne varsa vereceksiniz. Ondan sonra da bir darbe yapacağız. aha Müslüman bu diyeceğiz. Böylece sizin dindar olmanızı engelleyeceğiz. Birisi çıkacak ben Mehdi'yim diyecek. Kafadan kırık. Adamın raporu var. Bütün Türkiye biliyor. Adam raporlu. Zaten ne çekiyorsak raporlulardan çekiyoruz. Hep söylüyorum ya yıllardan beri söylüyor. Kim? X kimse. Kardeşim raporu var adamın ya adam normal değil. Adam raporlu ya. Adam ben Mehdi'yim de dese deli sorunlu değil. Peygamberim de dese deli sorunlu değil. Sen ne aman peşinden gidiyorsun adamın?
Ama yok. Dinlemiyor insanlar. Biz ücretsiziziz ya. Ücretsiz olunca dinlenilmiyoruz. Buraya her giren şu kadar para vereceğiz desek adam para verdi dinleyecek. Gidiyorlar öyle değil mi? Bir sanatçıya gidiyorlar şimdi para verdiler dinleyecekler sanatçıya. hangi şarkıyı söylerse söylesin. Kimse demiyor ben sana para verdim bu şarkıyı söyleyeceğim. Diyebiliyor mu? Demiyor. Gidiyorsun Bülent Ersoy'un bir ne o? Reportuvarı var. Onu okuyor. Bir şey istekte bulunursan reportuvarımızda yok diyor. Ben para verdim onu okuyacağım diyebiliyor musun? Diyemiyor. bizim insanımız sanatçılara para vermeye alıştı ya din adamlarına da din adamı görüntüsü kimselere de para vermeye alışıyor.
Ona para verince benim istediğim gibi fetva ver diyor. O da veriyor. Allah bizi affetsin. O Yahudi yüzü kara ve mahcup bir hale geldi. Bu sebeple pişman oldu. Gönlü sıkıldı. Zira halk imana eskiden olduğundan daha ziyade aşık kendilerine feda etmekte daha fazla sadık oldular. İnsanlar iman etmeyi daha fazla kabullendiler. Daha fazla iman yolunda gitmeye başladılar. O Yahudinin canı sıkıldı. Şükrolsun ki şeytanın hilesi ayağına dolaştı. Şükrolsun ki şeytan da kendisini yüzü kara gördü. o kimse artık kurmuş olduğu plan kurmuş olduğu sistem çöktü. Artık onun içi daraldı. Şeytanın hile ve desi sesi şeytanlaşmış insanların hile ve desi sesi ne oldu?
Yıkıldı. Halkın çehresine sürüp bulaştırdığı zillet tamamıyla o adamlıktan dışarı padişahın yüzüne bulaştı. O pervarsızca halkın elbisesini yırtardı. kendisinin kiri yırtıldı. Halkın elbisesi sağlam kaldı. O Yahudi zünübasın kurmuş olduğu bütün planlar programlar çöktü. O halkı rezil zebil edeceğim derken asıl rezil zebil olan asıl yüzü kara olan o oldu ve inananlar ve iman edenler ve imana gönül rızasıyla razı olanlar ve imanlarını yaşayanlar ebedi hayatı kazandı. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki ay konu baştı. Muhammed aleyhisselamın adını eğlenerek anan kimsenin ağzının çırpak çarpık kalmasından devam edeceğiz.
Geceniz hayır olsun. İnşallah birazdan sema zikri şerifi icra edilecek. Biz semada Allah'ı zikrederiz. Semadaki bütün meydandaki kardeşler kendi içlerinden Allah diye zikreder. Müjde size. Siz de oturduğunuz yerde Allah diye zikredin. Bunun abdeste gusle açıklılığa kapaklılığa hiçbir şeye ihtiyacı yok. Allah'ı zikir farzdır. Kim Allah'ı zikrederse Allah da onu zikreder. Kim cemaat halinde Allah'ı zikrederse af olmuş olarak kalkınız buyurur. Hadisi Kudüsü ve Hadisi Şerif'te. O yüzden hep beraber içimizden Allah'ı zikredelim. Allah diyelim.
Hani Bursa'da Meftun Süleyman Çelebi Han Mevlüt Han'ında der ya bir kez aşk Allah dese lisan dökülür cümle günahlar mislihaza yani sonbahar yapraklarının döküldüğü gibi insanın üzerinden de ne yapar? Günahlar dökülür. Semada Allah diyerek buluşmak üzere. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.