Üstad Mustafa Özbağ

Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti - 27 Ocak 2019

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Ocak 2019 · 29:03

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin, her daim hayrı düşünen, hayra koşan, hayırda yaşayan, yarışan kullarından eylesin, son nefesimizde imanla, cemalini seyrede seyrede, nefesini verenlerden eylesin inşâAllah. En son, gam görünce istiğfar et. Çünkü gam, halik emriyle tesir eder. Allah isterse bizzat gam, neşe, bizzat ayak bağı, azatlık ve hürriyet olur.
Buraya okumuşuz. Buradan devam ediyoruz. Rüzgâr, toprak, su, ateş, kölelerdir. Benimle, seninle ölüdürler. Hakla diridirler. Ancak onun emrini tutarlar. Ateş, Allah huzurunda daima emre hazırdır. Aşık gibi, gece gündüz daima kıvranıp durmaktadır. Kıymetli dostlar, malum hava, toprak, su ve ateş, eskilerin deyimiyle anasır-ı erba, varlığı teşkil eden en önemli etken maddeler.
Hiçbir şey yok iken Allah var idi. Ve Allah tanınmayı murad etti. Tanınmayı murad edince bir şey yarattı. Yaratmış olduğu şeye kendi nurundan ve ruhundan öfledi. Ve kendi nurundan ve ruhundan üfledi. Şeyden yarattı bütün şeyleri. O yüzden varlık olarak gördüğümüz her şey ve varlığın içindeki her şey aslında cebri bir şekilde onun emrindedir.
Biz rüzgara yön veremeyiz. Rüzgardan kaçamayız da. Rüzgar bizi yakalayıverir eğer yakalacaksa. Biz depremden kaçamayız. Yakalar bizi nerede yakalacaksa. Veyahut da su kaçamayız. Hani Nuh'un oğlu demişti ya, ben yukarıda yüksek yerlerde kendime bir mesken tutacağım. Bu afattan bir zarar görmem demişti. Ama yerden ve gökten sular bardaktan değil sanki okyanus karaların üzerine gelir gibi olunca onu su yakalayıvermişti. Hani insanlar ateşten kendilerini korurlar ya ama bir bakarsın bir yerde bir yangın çıkar.
Rüzgar o yangını alır getirir. Seni evinin içinde, ateşin içerisinde buluverir. Bu anasır-ı erba nasıl Allah'ın emrindeyse varlık alemi ve varlık tamamiyetle onun emrindedir. Onun kölesidir. Taşın kendi kendine yuvarlanması yoktur. Taş emirle yuvarlanır. Rüzgarın kendi kendine esmesi yoktur. Rüzgar emirle bir hesap üzerine eser.
Hani Antalya'da hortum oldu. Hortumu durdurabildik mi? Koca koca uçakları savurdu. İnsanları savurdu. Otobüsleri savurdu. Yıktı. Veyahut da kasırga Amerika'nın başından eksik oluyor mu? Olmuyor. Olmasın zaten de. Oradaki insanlara üzülüyoruz ama o insanlar da o zalimleri ayakta tutuyorlar. Yani normalde o kasırgayı devasa öyle değil mi? Bütün dünyanın jandarmalığına soyunan ve gözünü uzaya diken, uzayda da jandarmalık yapacağım diye uğraşan o kocaman devlet kendi başına gelen rüzgarları sevk ve idare edemiyor. Koruyamıyor da. İşte rüzgar, bütün anasır erbaba, erbap her şey aslında bir veçesiyle ölü gibidir. Neyle canlanır?
Allah'ın üflemesi, hayat vermesiyle canlanır. Biz de onun elinde ölü gibiyiz. Bize her an can veren, her an bize canı üfleyen, her gün bize her an bize hayatı üfleyen gerçekte hayat sahibi o. Ve bütün varlık içindeki insanlar, bütün varlık içindeki melekler, bütün varlık içindeki cinni taifesi, bütün varlık içindeki şeytan, bütün varlık birinci kat, ikinci kat, üçüncü kat, dört, beş, altı, yedi, sekiz, bütün gök katlarında yaşayan mahlukat, cehennem, cennet, lef-i mahfuz, arş hala, bu ve bunların içerisinde yaşayan bütün mahlukatlar, var olan bütün her şey Allah'ın emriyle diri.
Allah üflemezse hiçbir şey diri değildir. Her şey ölüdür gerçekte. Allah'ın üflemesiyle biz onları canlı görürüz. Şurada konuşan Mustafa Özbağ, hakikatte ölü. Aslında Mustafa Özbağ, hakikatte hayalden ibaret bir hayal perdesi. Bu hayal perdesini canlı sinemaskop izlettiren Allah, bunu konuşan Mustafa Özbağ, bu sesi, ses olarak veren, bu frekansı yaratan, kulaklarınızdaki bu frekansı ayarlayan, dizayn eden ve kulaklarınızda aldığınız bu frekansı gönlünüzde idrak eden, aklınızda idrak ettiren o, aklı çalıştıran o, kalbi çalıştıran o,
içindeki dizaynı kurgulayan o, matematik ona ait. Söyler misiniz bana bir akıl matematiğini bulan var mı? Hayır, mevcut aklın matematiğini çözmeye çalışıyorlar. Ve bütün insanlar, mevcut aklın matematiğini çözemiyorlar. Bütün tıpçılar toplanıyorlar, can denilen, hayat denilen şeyin matematiğini çözemiyorlar. Düşünebiliyor musunuz, bir an önce canlı dediğimiz şey, kadavra oldu diyorlar, upuzun yatıyor. Kalbi duruyor, böbrekleri duruyor, bağırsakları duruyor, midesi duruyor, damarlarındaki kan duruyor, her şey duruyor. Her şeyle meydanda, orada, açıkta. Ama siz onu hareket ettiremiyorsunuz. Yaşatamıyorsunuz. Hadi hayat verin. Hadi ne kadar ilahınız, ne kadar tanrınız, ne kadar Rabbiniz var ise hepsini toplayın. Ölüyü diriltin hadi.
Yok. Kim diriltti? İsa aleyhisselam diriltti. Ama dedi ki, ben Allah'ın nebisiyim. Ben Allah'ın Resulüyüm. Ben Allah'ın görevlendirdiği peygamberim. Bu bir peygamberlik mucizesidir. Allah bunu benim üzerimden peygamberliğimi tasdikletmek için, peygamberliğimi tanıtmak için verdi dedi. kendisine ait değil. Ve ölü o küntü biiznillah deyince, ne yaptı? Canlandı, konuştu. Aynı şeyi İbrahim yapmıştı. İbrahim aleyhisselam dedi ki, sen yeniden nasıl dirilteceksin? Ben buna iman ettim ama, kalbim mutmain olmak istiyor.
Kalbim görmek istiyor. Gördüğüme inanmak istiyorum dedi. Ey İbrahim! Üç tane kuş tut dedi. Üç tane kuş tuttu. Dedi al onları, kes, parçala, yoğur, kül haline getir. Git dedi, üç tane tepenin başına küllerini savur. Ondan sonra gel dedi tekrar aynı yere, küntü biiznillah de dedi. Küntü biiznillah dedi. Kuşların hepsi de geldi oraya. O etlerini kesti kuşlar. Hayat veren o. Her şey ölü. Diri olan o. Aslında her şey ölü derken, her şey aslında yok gerçekte. Hz. Mevlana der ya, bütün varlığı hayal üzerine yürür gör.
Varlık dediğimiz şey, hayalden ibaret. İşte onlar bu varlık tamamıyla, hakla diridir. Ancak onun emrini tutarlar. Taş, hava, su, yağmur, rüzgar, toprak. Onun emrini tutar. Benim emrimi tutmaz. Onun emrini tutar. Ateş, Allah huzurunda daima emre hazırdır. Aşık gibi gece gündüz daima kıvranıp durmaktadır. Ateş de Allah'ın emrindedir. Cehennem de Allah'ın emrindedir. Bunu neden söylüyor Hz. Pir? Geçen haftalardan geriye doğru gidelim. Hani o Yahudi bir padişah vardı, zalimdi. O zalim padişah inananlara hendekler kazmıştı. Hendeklerin içerisine odunlar doldurmuştu.
Odunları yakmıştı. İnananları o ateşe atıyordu. Kim inandım diyorsa, kim iman ettim diyorsa, kim o zalim zünivasın kendi heva ve hevesine, kendi tanrılığına, gerçekte tanrılık iddia ediyordu. Ama bir tane put koymuştu orada yere. Diyordu ki ya bu puta iman edeceksiniz, buna secde edeceksiniz ya da sizi ateşlere atarım diyordu. Ve başlamıştı inananlara ateşe atmaya. Ne zamanki bir kız çocuğunu ateşe attı, kız çocuğu ateşe atılınca başladı haykırmaya. Ey anneciğim gel, dışarıdan ateş görünenin içerisinde hayat var. Sen buraya ateş görüyorsun. Başkaları buraya ateş görüyor. Dışarıda kınlara sesleniyordu. Gelin ateşte hayat var.
Gelin ateşte cennet bahçesi var. Çünkü İbrahim'i de ateşe atmıştı Nemrut. İbrahim'i ateşe attığında Nemrut ateşte cennet bahçesinde duruyordu. Ve cennet bahçesinde dururken ardından demişti ki Nemrut, kim İbrahim'e iman ettiyse o da girsin ateşe onu da atacağım deyince Sare annemiz çıkmıştı. Demişti ki ben İbrahim'i seviyorum, İbrahim'e aşığım ve İbrahim'in dinini de kabul ediyorum. Ben İbrahim'denim demişti. Sare olmak lazım. Nemrut onu da atın ateşe dedi. Sare ateşe atılınca baktı ki orası cennet bahçelerinden bir bahçe. Selametli, serin, nurun içinde başladı dışarı haykırmaya annesine. Ey anne sakın ha Nemrut'un dinine dönme. Nemrut'u ilah olarak kabul etme.
Ateşin içerisinde hayat var dedi. Sare onu bağırınca annesi de attı kendini ateşin içine. Baktılar ki herkes onlar yanıyor zannetti, kül oldu zannetti. Ateş ferini kaybetti. Ateş ferini kaybedince İbrahim aleyhisselam, Sare annemiz ve annesi ateşin içinden çıkıp gele geldiler. Bütün insanlar şokta, bütün insanlar kaldılar. Nemrut ateşe attı kimsenin ayakta durduğunu görünce onu öldüremeyeceğine inandı. Dedi ki benim topraklarımı terk edin. Benim topraklarımdan çıkın. İbrahim aleyhisselam ondan sonra tabiri caizse sürgün yedi, hicret etti. Mısır'a kadar gitti. Urfa'dan Mısır'a gitti. İşte aynı şeyi Nemrut'un yaptığını Zünivas'ta yaptı.
İnananlara ateş atıyordu. Ve o Zünivas'ta, o kız da başladı haykırmaya. Ateşin içerisinde hayat var diye. Bu sefer inananlar bir tanesi gitti o haykırmaya başladı. Birisi girdi o haykırıyor, giren haykırıyor. Girin ateşin içerisinde hayat var diyorlar. Zünivas ve etrafındaki yalakaları ve etrafındaki goygoycuları ve etrafındaki onun ilahlaştıranlar hep beraber karar aldılar. Dediler ki bu insanları ateşe girmekten men edelim. Kendi yaktıkları ateşten kendileri insanları men etmeye başladılar. Böyledir bu işler. Bir zalim ateş yakar, bir adaletsiz kimse adaletsizlik ateşini tutuşturur. Bir zalim, zalimlik ateşini tutuşturur. O ateş, inananları yalayıp yıkıp yok edeceğini zannederler.
Ama inananlarının imanları kavileşir, inançları büyür, kemale erer. O zalim, o ateşten men etmeye başlar insanları. İşte o ateş Allah'ın emrindeydi. Ve müminleri yakmamaya başlamıştı. Hz. Pir onu anlatıyor. Diyor ki, ateş de Allah'ın emrindeydi. Onun emrine amadeydi. Her şey ona aşıktır. Ateş de ona aşıktır. Toprak ona aşıktır. Ağaç ona aşıktır. Senin kaya gördüğün ona aşıktır. Melekler ona aşıktır. Cinliler ona aşıktır. Şeytan bile Allah'a aşıktır. Şeytan da ona aşıktır. Sen zannedersin ki, şeytan Allah'a düşman. Şeytan dahi Allah'a aşıktır.
Ona aşık olmayan hiçbir şey yoktur. Kimisinin aşkından gözü kör olur, hakikati görmez. Kimisinin aşkından gözü açılır. Sakın ha! Şeytana aşık olmayanlardan görmeyin. Şeytan da ona aşıktır. O kime çelme takar? Ona aşık olmayanlara çelme takar. Hiç şeytan aşıklara çelme takar mı? Takmaz. Kalbi bozuk olanlara çelme takar. Kalbi bozuk olanlara, kalbi çıfıt çarşısında olanlara şeytan çelme takar. Kalbinde vesvesi olan, kalbinde heva hevesi olanlara çelme takar. Çünkü Allah dedi ki, sen benim dostlarıma çelme takamazsın. Sen benim dostlarıma kandıramazsın.
Sen benim dostlarıma dokunamazsın. Neden? Çünkü o dostun kalbinde Allah var. Şeytan ona dokunur mu? Dokunmaz. Dokunamaz çünkü. Kime dokunur? Kalbinde Allah aşkı olmayana dokunur. Neden? Ona der ki, sen benim sevdiğimi sevmiyorsun. Sen benim sevdiğimi sevdiğim kadar aşık değilsin. Sen bunu hak ediyorsun der. O da aşkından yapar. Her şey aşktır. Her şey aşk kokar. Her şey. Gözünüzün gördüğü gerçek ne var ise, hepsi de aşk kokar. Ve her şeyi aşktan yaratmıştır. Aşkından yaratmıştır. Bir şey var olduysa, o aşkın çocuğudur. Aşktır yani. Ha, o kimse kendisini köreltmiştir. O kimse kendisini sonradan, kendi kendini yok etmiştir.
Bu ayrı bir şeydir. Ama mükevhenat onun emrindedir. Her şey. Peygamberler onun emrindedir. Biz bakarız, deriz ki ya bu nasıl oluyor? Mesela her şey aşk ya, her şey de onu zikreder. Her şey. Sen ister inan, ister inanma. Miden onu zikreder. Bütün hücreleriyle. Damarlarındaki kan onu zikreder. Bütün her şey ile. Sen istediğin kadar ben inanmıyorum de. İnanmıyorum diyen dilin dahi hücreleri, onu zikreder. Sen de duyacak kulak yoksa, bir başkasının suçu ne? Sen duymuyorsun o zikri. Sen de o zikri duymuş olsan, o senfoniye sen de katılacaksın. Bekleyeceksin.
O ne diyor? Rahman, Rahman, Rahman diyor. Sen de başlayacaksın o senfonide. Rahman, Rahman diyeceksin. Bir bakacaksın ki, uzaklardan bir hay ismi geliyor. Sen o zikrullaha bırakacaksın kendini. O zaman huzura ereceksin. O zaman kendini bulacaksın. O zaman kendinle barışacaksın. Çünkü kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Sen kainattaki senfoniye bırak kendini. Onunla uyum sağla. Barış. O zaman kendinle de barıştığını göreceksin. Kainatla da barıştığını göreceksin. Ve meşhurdur ya, Hz. İbrahim'e ne dedi?
Ey ateş! Serin ol! Selamet ol dedi. Selamet ol demeseydi, buz tutardı o ateş. Yaşayamazdı yine İbrahim aleyhisselam. Selamet ol dedi. Yaşanacak halde dur. Yaşanacak halde durasınız diye. Selamet ol dedi. Taşı demire vurunca kıvılcım sıçrar. Taşı demire vurunca derler ya çakmak taşı diye. Onu demire vurunca ne yapar? Kıvılcım sıçrar. Çakmak taşı deriz ya, çakmak taşı deyince kıvılcım sıçrıyor. Fakat kıvılcım, Allah fermanıyla dışarı ayak basar. Ateş haricinde kıvılcım dahi Allah'ın fermanında emrindedir. Onun emriyle o bir yeri tutuşturur veya tutuşturmaz. Onun emri olmazsa, çakmak taşı bir işe yaramaz.
Onun emriyle tutuşur. Zulüm demiriyle taşını birbirine vurma. Zulüm demiriyle taşını birbirine vurma. Zulmedenlerin sonu çok kötü. Elinizin altındakilere zulmetmeyin. Eş, çocuk, elinizin altındakilere zulmetmeyin. Yanınızda çalışanlar, elinizin altındakilere zulmetmeyin. Devlet, hükümet, adli merkezler, Herkes, devletin en tepesinden alın, aşağı aileye kadar. Kim zulmederse, karşılığını bu dünyada da bulur, ahirette de bulur.
Dünyada bulur, ibret alem için. Cenab-ı Hak ibretlik gösterir ona. Der ki, ey insanlar bakın, bu zulmediyordu, sonu bu. Evinizde elinizin altındakilere zulmetmeyin. Babalar, anneler, çocuklarınıza zulmetmeyin. Sonunuz perişan olur. Sonunuz perişan olur. Aa, kimsesi yokmuş, bakanı yokmuş. Çocuklar neredeymiş? E çocukları da bakmıyormuş. Ha, çocuklarına zulmetmiş demek ki. Çocuklar ana baba göresi yok. Çocuğuyla iyi geçinseydi, iyi çocuk yetiştirseydi, o çocuk anneye babayı bırakır mıydı orada? Bırakmazdı.
Hazreti Mevlana der ya, bu alem aksi sedadır. Bütün peygamberler aynı şeyi söylemişlerdir. Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Çocuklar sizin tarlalarınızdır. Eşleriniz sizin tarlalarınızdır. arkadaşlarınız, dostlarınız, tarlalarınızdır. Ektiğinizi biçersiniz. Sakın zulüm ateşini yakma. Sakın zulmetme. O ateş seni bulur. O ateş bir gün sana döner. Kesin döner. Tarih boyunca böyle olmuştur. Çünkü bu ikisi erkek ve kadın gibi çocuk meydana getirirler. Taş ve demir sebepten ibarettir ama ey iyi adam, sen daha ileriye bak.
Sen daha ileriye bak. Zulüm tohumu ekme. Adaletsizlik tohumu ekme. Kibir tohumu ekme. Sen ne ekersen, onu biçeceksin. Sen sevgi çocuğusun. Her ne tarafa bakarsan bak, sevgiyle bak, sevgi tohumu ek. Ne tarafa dönersen dön, merhametle, şefkatle, sevgiyle, yaklaş her şeye ki, o çıksın.
Yoksa, sonumuz Arap. Allah bizi muhafaza eylesin. Ben, burada, bitireyim, sohbetimi. Bu soğuk havada, bu soğuk zamanda, gerçekten, üşüyerek duruyorsunuz. Sabrınıza da hayranım. Sizin daha fazla, sabrınızı, inşallah, zorlamayayım. Hepinize teşekkür ediyorum. İnşallah, Allah'tan bir şey gelmezse, bir daha kaynağa, kaldığımız yerden, devam edeceğiz. Şimdi, birazdan, sema, zikir şerifi olacak. Çünkü, sema, mevlevilerde, bir zikir ritüelidir, törenidir. İnşallah, ben, aklıma geldikçe, her semadan önce, bunu, arkadaşlara, hatırlatırım, söylerim.
Oturduğunuz yerden, Allah'ı zikredebilirsiniz. Bizim, semazen kardeşler, her çarkta, Allah, diye, zikrediyorlar. Biz öyle eğitiyoruz. Çünkü, bizim, semadan, para kazanmıyoruz. Biz, semayı, zikri şerif olarak, yapıyoruz. O yüzden, Allah, diye, sema ediyoruz. Sizler de, oturduğunuz yerde, gönlünüzden Allah deyin. Allah'ı zikretmek, en büyük iştir. Ve, topluluk halinde, Allah zikredilirse, af olmuş olarak, kalkınız diyor. Meleklerden birisi diyor ki, Ya Rabbi, orada felanca vardı, seyretmek için geldi. Burası çok enteresan. Hani, burada ne oluyor ya? İşte, sema varmış, geldi, seyretmek için.
Orada bulunanları ayırmak, Allah'ın şanına yakışmaz. Orada bulunan herkese, affettim diyor. Bunun üzerine, yorum yapmaya gerek yok. Hadisi kudsi açık. Bunun üzerine, yok kul hakkı var mıydı da, yok muydu, yok şu muydu da, bu muydu da, Allah mısın kardeşim ya? Allah mısın sen? hadisi kudsi de, hadisi kudsi de, af olmuş olarak kalkınız demiş. Sen daha ne arkasına önüne, kendinden cümle ilave ediyorsun? Senin anlayışını, ne anladığını mı sorduk biz? Yok. toplu halde Allah'ı zikredilen yerden, affolmuş olarak kalkınız. Hadisi kudsi bu, metni bu.
Kardeş, açıktın, kapalıydın. Şu kadar Müslümandır, bu kadar Müslümandın. Bizim işimiz değil o. Buraya geldik, toplandık Allah için. Ben size para vermeyeceğim çıkışta. Sizden para da istemeyeceğim çıkışta. Pamuk eller cebe demeyeceğiz. Dergi satmayacağız, CD satmayacağız, kitap satmayacağız. Yardım toplamayacağız. Biz cami yaptırmıyoruz, tekke yaptırmıyoruz, medrese yaptırmıyoruz. Biz Kur'an kursu yaptırmıyoruz, okul yaptırmıyoruz, hiçbir şey yaptırmıyoruz. Dilenecek halimiz yok. Yaş 58 bu saatten sonra dilenemem. Hiç dilenmedim, bundan sonra hiç dilenemem. Biz Allah için buradayız. Hiçbir karşılık beklemiyoruz. Yüz kaçıncı program dediniz, ilan ettiler. Yüz yirmi altı aydır buraya geliyoruz.
Her ay. Mutat. Allah için geliyoruz. Allah'ı zikredip gidiyoruz. Hep beraber Allah'ı zikredelim. Bu soğuk kış gününde içimiz ısınsın, dışımız ısınsın. Affolmuş olarak gidenlerden olalım. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi