Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti - 24 Kasım 2019
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 25 Kasım 2019 · 41:29
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü hayırlı eylesin inşallah. Sesten benim imtihanım bitmiyor, o yüzden imtihan olarak görüyorum. Askerde çavuştum ben, normalde ben bağıra bağıra konuşabilirim, komut veririm, sesim iyidir. Ama sizler de zannedersiniz ki bu çok sinirli bir adam, bütün sinirini bizden mi çıkarıyor diye, anlarsınız diye bağıra bağıra konuşmuyorum. Konuşmamayı tercih ettim. Hepiniz de hoş geldiniz, geceniz hayır olsun inşallah. Geçen ay Mesnevi'den kaldığımız yerden devam edeceğiz. Hatırlayanlar inşallah hatırlamaya çalışsınlar. Hani dikkat et, altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkoymasın. Dikkat et, batıl hayal, hayal seni kuyuya düşürmesin.
Kelineden bu hikayeyi oku ve o kısadan hisse almaya bak. Geçen ay burayı okumuştuk. Yani dikkat et, sen kötüyken kendini iyi görebilirsin. Dikkat et, bir kötü kimse altın suyuna bandırılıp seni aldatabilir. Kendisini iyi gösterilebilir. İnsanların en kolay aldatıldığı şey, birinci derecede dindir. Tarih boyunca insanlar, toplumlar dinle aldatılmıştır. İkincisi, tarih boyunca insanlar kendi duygularıyla aldatılmışlardır. Bir kimse duygusunu, duygusu, gözünü, kulağını kör ve sağır ederse aldanması onun çok basittir.
O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki, dikkat edin. Siz önce kendiniz, kendi kendinizi aldatmayın. Kendi kendinizi, kendinizde aynada seyrederekten kendinizi aldatmayın. Kendinize bir ayna bulun. Bir protip bulun. Siz neye göre kendinizi iyi gördünüz? Siz neye göre kendinizi doğru gördünüz? Siz neye göre kendinizi hakikat olarak gördünüz? Buna dikkat edin. İnsan nefsi, insanın kendisini aldatır. Kötü dahi kendini iyi gösterir. Cahil, kendini erdemli görür. Zalim, kendisini merhametli görür. Adaletsiz, kendisini adaletli görür. Sevgisiz insan, kendisini sevgili görür.
İnsaniyetten uzak bir kimse, kendisini insan görür. Hayvandan daha aşağı noktaya gelmiştir. Ama kendi kendisine bakar. Ben ne kadar iyi insanım der. Kendisini insan görür. Bu büyük bir handikaptır. Bu büyük bir şeydir. İnsan kendi kendine bir şey zanneder. Bu insanı aldatır. Bu insanı kandırır. Bu insanı perişan eder. Bu insanı helak eder. Bu insanı o kadar çok perişan eder ki, Allah muhafaza eylesin. İnsan kendini toplayamayansın. Firavun hastalığıdır bu. Firavun da kendisini çok iyi görüyordu. Nemrut hastalığıdır bu. Nemrut da kendini çok iyi görüyordu. Ebu Cehil hastalığıdır bu. Ebu Cehil de kendisini hikmetin babası görüyordu.
Sen Adem'in yolunu seç. Adem'in yolunu seçerekten de ki, ben hata işleyenlerden oldum. Ben kusur işleyenlerden oldum. Ben nefsime zulmedenlerden oldum. Ya Rabbi beni affeyle de. Sen peygamberlerin yolunu seç. Bütün peygamberler kendilerine dediler ki, Ya Rabbi bizi affeyle. Bütün peygamberler dediler ki, bütün peygamberler kendilerini yola rahmet ettiler. Allah'ın önünde kulluğu seçtiler. Sen kulluk yolunu seç. Kendini bir şey görme. Kendini özel görme. Kendini tüzel görme. Kendini başkalarından üstün görme. Kendinin başkalarından hayırlı görme. Bu seni aldatmasın. Bu seni kandırmasın. Kendini öbür kardeşlerinden üstün görme. Sen kendini bir başkasından üstün görüyorsan, kendi kendisini, kendi kendini aldatıyorsun.
Kendini başkalarından iyi görüyorsan, kendi kendini aldatıyorsun. Kendini aldatma. Nefsini yere vur. Kendini aldatma. Nefsini bir ser orta yere. Kendini aldatma. Kendini arşalada görme. Kendini normalde arşalada görerekten, kendi kendini heder etme. Sen kendini böyle görürsen, şeytanı kendine yoldaş ediyorsun. Nefsini kendine yoldaş ediyorsun. Sen heva ve hevesini kendine yoldaş ediyorsun. Yoldaş etmekle kalsan iyi. Sen kendi kendini ilahlaştırıyorsun. Kendi kendini tanrılaştırıyorsun. Gel şu ilahlığı bırak. Gel şu tanrılığı bırak. Gel kendi kendini padişah görmenden kendini azat et. Kendi kendini yükseklerde, tepelerde görmeyi bırak. Kulluk yolunu seç.
Bak, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki, hakkıyla sana kulluk edemedim ya Mabud dedi. Hakkıyla sana kulluk edemedim ya Mabud diyen bir peygamberin ümmeti, kendisini arşalada görmesin. Kendisini yukarlarda görmesin. Kendisini bir başkasından üstün görmesin. Kendisini bir başkasından iyi görmesin. Kendisini bir başkasından faziletli görmesin. Kendisini bir başkasından daha fazla bilgili, alim görmesin. Nefsini aşağı vursun. Bu insanı aldatır. Bu insanı kaldırır. O yüzden sen kendi kendini altın suyuna bandırıp da kendini altın oldum zannetme. Sen altın suyuna bandırıldın, çıkarıldın, demirsin. Kuyumcuya gittiğinde senin sahten belli olur. Eridiğinde, üzerinde ateşi gördüğünde altın suyu dökülüverir.
Üzerinde senin altındaki demirliğin, altındaki bakırlığın çıkıverir orta yere. Bir imtihana bakar, bir nefese bakar, bir rüzgara bakar, bir hastalığa bakar, bir yokluğa bakar, bir sıkıntıya bakar. Küçücük bir hastalık geçirirsin, bana mı bu hastalık gelecekti dersin, o rengini meydana çıkarır. Birisi ayağına basar, ayağına basana öyle kötü sözler söylersin ki, rengin meydana çıkar. Birisi sana tepeden bakar, sana tepeden bakana öyle sözler söylersin ki, rengin meydana çıkar. Nefsinin hoşuna gitmeyecek birisi sana bir şey yapar, sen ona ortalığı dar edersin, rengin meydana çıkar. O yüzden tevazuyu seç, kulluğu seç, kimseyi aldatma, sen kendi kendini de aldatma. Dikkat et, batıl hayal seni kuyuya düşürmesin.
Dikkat et, her gördüğün rüyayı hakikat zannetme. Her gördüğün kendi kendine hayallediğin bir şeyi hakikat zannetme. Kendi kendine hayal gördün, kendi kendine bir şeyi hayalledin, kendini hal derviş yerine koyma. Kendini hakikat pınarından su içiyormuş gibi görme. Kendi hayalinle kendi kendini kuyuya atma. Sen bir pirin eteğini tut, bir pirin elini tut. Hakikati ondan öğren. Sen Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. Hakikati ondan öğren. Boş hayallerle, kuru kuruntularla bu yol yürünmez. Sen yolun hakikatini bul. Alaya alınacak bir şey değildir. Dini alaya alanlardan olma. Dini alaya alanlarla da dost olma.
Din hafife alınacak bir şey değildir. Dini hafife alanlardan olma. Dini hafife alanlarla da dost olma. Din ciddiyet ister. Peygamber mesleğidir. Peygamber mesleğine saygılı ol. Peygamber mesleğine hürmetli ol. Din iki kelimeyi ezberleyen guguk kuşların işi değildir. Din iki harf okuyan cahillerin işi değildir. Din iki rüya gören hayalperestlerin işi değildir. Din yolu çok affedersiniz. Südü bozukların, kanı bozukların gidebileceği bir yol değildir. Din yolu cefa ister, çile ister, hakikat ister, cesaret ister, fedakallık ister, samimiyet ister, ihlas ister. Din yolu gazellerin gideceği, çör çöpün gideceği bir yol değildir.
Din yolu hakikat erleri ister, din yolu şehitlik ister, şühedalık ister, din yolu sabır ister, din yolu cesaret ister. O yüzden kendine o kutlu yolda yürüyecekmiş gibi hazırla kendini. Boş konuşma, boş bakma, boş dinleme, hakikati dinle. Kulağını hakikate ver.
Kulağını nefsine zebun olmuş olanlara verme. Kulağını şeytana kulluk edenlere verme. Kulağını heva hevesine ilah edinmiş kimselere verme. Kulağını dünyayı kendisine ölçü edenlere verme. Kulağını dünya perestlere verme. Kulağını senden ücret isteyenlere verme. Kulağını senden zekat toplamaya isteyenlere verme. Kulağını seni basamak yapıp milletvekili olmak, siyasetçi olmak, seni basamak yapıp bir yerlere gelmek isteyenlere kulağını verme. Kulağını ve gönlünü Allah dostlarına ver. Kulağını ve gönlünü Allah yolunda koşanlara ver. Kulağını fise bilillah Allah için yola çıkmış Allah erlerine ver. Kulağını nefsine düşmüş, şeytana düşmüş, insanların parasını pulunu ütmek için uğraşan canavarlara verme.
Kulağını senin cebindekini almaya çalışan kuzu postuna bürünmüş kurtlara vahşilere verme. Kulağını sana bakıp da seni alet edip kendisini bir yerlere getirmeye çalışanlara verme. Ya kulağını Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmış, Kur'an ve sünnet yolunda giden, kendisini Allah'a adamış olan Allah dostlarına ver. Batıl hayal peşinde koşan o batıl hayalperestlere kulağını verme diyor Hazreti Mevlana Celalettin Rumi.
Ve bu batılları, bu haktan ve hakikatten yoksul olanları dinlemek istersen, öğrenmek istersen Kelile'den bu hikayeyi oku diyor. Kelile kim? Kelile Hint ülemasından bir kimse. Hazreti Mevlana Celalettin Rumi Hazretleri Afganistan'ın olduğundan Hint ülemasına da vakıf. Ve bu Hint ülemasının bu normalde Kelile ve Dimme diye bir eser yazmış.
Bu eser normalde böyle hikaye şeklinde, mesnevi şeklinde yazılmış bir eser. Elden ele, dilden dile dolaşmış ve oradaki hükümdarlara nasihat eden, hükümdarlara hakikati ve doğruyu anlatan bir eser. Tabi bu sonradan Farisice'ye çevrilmiş, Farisice'den Osmanlıca'ya çevrilmiş, Osmanlıca'ya çevrilince de Osmanlı sarayı ve Osmanlı idarecileri bu kitaba rağbet etmişler, okumuşlar, çoğaltmışlar, idareciler bu noktada bilgi sahibi olsun diye dağıtılmış.
Konu başlığı bugün, av hayvanlarının aslana tevekkül edip çalışmayı terk etmesini söylemeleri. Biliyorsunuz mesnevi hikayeler eşliğinde insanlara doğruyu ve hakikati anlatmaya çalışır. Ve bir hikaye anlatır, o hikayeyle onu okuyan, onu dinleyen kendine bir ders alır, kendine bir hisse çıkarır. İşte bu da konu başlığı, av hayvanları aslana tevekkül edip çalışmayı terk etmelerini söylüyor.
Güzel bir derede av hayvanları aslan korkusundan ıstırap içindeydiler. Çünkü aslan daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fena geliyordu. Hileye başvurdular, aslanın huzuruna geldiler. Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım. Bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu atlak bize zehr olmasın dediler. Hayalinizde canlandırın. İşte belgeseller var ya, otlaklar var. Otlaklarda hayvanlar otluyorlar ama bir aslan gelip onları rahatsız ediyor. Pençesini vuruyor, avlıyor ya. İşte o av hayvanları da toplanıyorlar, aslanın huzuruna gidiyorlar. Hani La Fontaine'den hikayeler var ya, kargayla tilkinin sohbeti, muhabbeti gibi.
Bizim çocuklarımıza, benim gençliğimde, benim normalde ortaokula giderken, biz Türkçe dil bilgisinde La Fontaine'den hikayeleri dinlerdik. La Fontaine'i dinlerdik. La Fontaine'i okurduk. Düşünebiliyor musunuz? Mesnevi'den hikaye dinlemezdik hiç. Oysa La Fontaine, Mesnevi'den aldığı hikayeleri değiştirip kendisine satardı. Enteresan bir şey bu. Biz ne yazık ki La Fontaine'i tanırdık, Mesnevi'yi tanımazdık. La Fontaine'i okurduk, Mesnevi okunmazdı. Biz La Fontaine'den kargayla tilkinin hikayesini okurduk. Bakın, benim ortaokuldan kalan, böyle bir Mesnevi'den hikaye yok. Bir Mesnevi'den hikaye dinlemedik ortaokuldayken. Ama La Fontaine'i dinledik.
Ve La Fontaine'in kargayı konuşturmasını kabul ettik de, Hz. Mevlana'nın aslanı konuşturmasını kabul etmedik. La Fontaine'in tilkiyi konuşturmasını kabul ettik de, Hz. Mevlana, Cerahat-i Ruma Hazretleri'nin av hayvanlarını konuşturmasını kabul etmedik. La Fontaine'in herhangi bir hayvanı konuşturmasını anladık da, edebiyat olarak, kinayesine bir kimsenin başka bir nesneyi veyahut da şahsı konuşturmasını anlayamadık, algılayamadık, kabullenemedik.
Biz bu sığlığımızı atamadık üzerimizden. İşte o av hayvanları toplanıyor. Av hayvanları toplanıp kendilerince bir hile, bir düzen kuruyorlar. O hileyle gidiyorlar aslanın önüne. Diyorlar ki, gel sen bu avlanmaktan vazgeç. Biz sana gündelik ne yiyeceksen, onun önüne getirelim. Senin önüne getirelim, sana yedirelim. Sen de av peşinde koşma, otur ağacın gölgesinde, kuyruğunu salla. Akşama senin yiyecek olduğu şey gelecek. Aslan av hayvanlarına cevap veriyor. Ve onlara cevap verirken çalışmanın faydasını söylüyor. Diyor ki, aslan dedi ki, hileye uğramasam, vefa görecek olsam. Dediğiniz doğru.
Ben şundan bundan çok hileler görmüşümdür. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helak olmuşum. O yılanlar, o akrepler tarafından çok ısırılmışım. Aslan da o av hayvanlarına cevap veriyor. Diyor ki, bu sözünüz hile olmamış olsa, bu sözünüz gerçekten hakikat olmuş olsa, ben bu sözünüze muvaffakat ederdim. Bu sözünüze uyardım. Ama ben o kadar çok hile gördüm, o kadar çok beni avlayan, beni arkamdan vurmaya çalışan, beni hançerlemeye çalışan, beni aç ve açıkta bırakmaya çalışan, bana tuzak kuran, o kadar tuzak ehli gördüm ki, artık o tuzaklardan tecrübelendim. O hilelerden tecrübelendim. Artık o tabiatı yılan ve akrep gibi olan insanların şerrinden ben tecrübelendim.
Ben bunların hilelerinden, bunların deseselerini gördüm. Mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz hadisi şerifince, ben bir delikten ikinci sefer ısırılmak istemiyorum. Ben bu hileye bir sefer düştüm, ikinci sefer düşmek istemiyorum. Ben bu tuzağa bir sefer düştüm, ikinci sefer tuzağa düşmek istemiyorum. Ben bir sefer merhamet edilmeyecek olana merhamet ettim, merhamet edilmeyecek olana merhamet edince, o merhamet edilmeyecek olan eline ilk fırsatta tekrar beni öldürmeye kalktı.
Ben sevilmeyecek olanı sevmeye kalktım. O ilk fırsatta bana nefretini kustu. Ben dostluk yapılmayacak bir kimseye dostluk yapmaya kalktım. İlk düşmanlığını o bende sergiledi. Ben bu hileleri gördüm, ben bu aldatmacıları gördüm. Bana dostum, ben senin kardeşinim dedi. Hançeri ilk önce o vurdu. Ben seni çok seviyorum dedi. Hemen kapının önünde ilk önce o sattı. Ben senin arkadaşınım, ben senin dostunum. Bana açılabilirsin dedi. Ben de saflığıma doymayayım. Ona bir derdimi anlattım. Derdimi anlattım. Ben daha sokağa çıkıncaya kadar bütün şehir benim derdimi duydu. Ben nice hileler gördüm. Ben nice tuzaklar gördüm. Ben nice hainlikler gördüm.
Ben nice yalancılıklar gördüm. Ben nice insan görünümünde akrepler gördüm. Ben nice insan görünümünde yılanlar gördüm. Ben nice insan görünümünde tilkiler gördüm. Ben nice insan görünümünde çakallar gördüm. Ben nice insan görünümünde kurtlar gördüm. Ben nice insan görünümünde solucanlar gördüm. Ben nice insan görünümünde sümüklü becekler gördüm. Ben öylesine gördüm, öylesine tecrübelendim ki o yüzden ormanın aslanı oldum. Artık bu tecrübeyle, artık bu ütülmüşlüklerimle, bu hainliğe duçar kalmışlarımla artık ben kolay kolay bir delikten ikinci sefer yine ısırılmam. Ama kader benim gözümü bağladıysa o zaman bir çocuk dahi beni aldatabilir. Eğer kader benim gözüme bir perde koyduysa o zaman bir kuş dahi beni aldatabilir.
Ama o kader ağını örmediyse kolay kolay beni kimse aldatıp kandıramaz artık dedi aslan. Ve devam etti. İçinde pusu kurmuş olan nefis ise kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir. Bir kimsenin normalde nefsi terbiye edilmediyse, bir kimsede kibir var ise, bir kimsede kin hala taşıyorsa, o bütün insanlardan, bütün hayvanlardan daha beter bir şeydir.
O yüzden pusu kurmuş nefis, içinde insanın pusu kurmuş nefis varken dışarıda bir kötülük aramasın. İnsanın içerisinde kin varken dışarıda bir kötülük aramasın. İnsanın içerisinde kibir dururken dışarıda bir kötülük aramasın. Neden? O nefisle, kibirle, kinle kötülüğün anası hükmünde zaten. Aslan diyor ki asıl tehlike şu, asıl tehlike dışarıdaki akrep, yılan, çıyan, dışarıdaki aldatmalar, kandırmacalar, dışarıdaki hançer vurucular, dışarıdaki sütü bozuklar, kanı bozuklar değil.
Ya asıl diyor tehlike, insanın içerisinde taşımış olduğu nefis, o nefis akrepten de, çıyandan da, yılandan da, kurttan da değil, daha tehlikelidir. O nefis dışarıdaki düşmandan daha tehlikelidir. O nefis bütün dünyadaki düşmanlardan daha tehlikelidir. Asıl tehlike insanın içindedir. O nefse uymuş olan insanın kibridir. O nefsine uymuş olan insanın kinidir. O yüzden insan üzerinde bütün kötülüklerin anası terbiye edilmemiş bir nefistir. Nefis neyle terbiye olur? Allah'ın hukuku ve hükmü ile gel nefsini terbiye et. Allah'ın çizdiği yoldan git, haramlardan uzak dur. Gel nefsini terbiye et.
Allah'ın emrettiği ibadetleri yerine getir. Gel nefsini terbiye et. Kinden kendini kurtar. Gel nefsini terbiye et. Kibirden kendini kurtar. Gel nefsini terbiye et. Şeytanın yolundan kendini kurtar. Yok kurtarmazsan. Asıl tehlike bu. Ve peygamberler, ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam. Çünkü nefis kötülüğü emrederdir.
Nefis kötülüğü emredendir. Ancak Allah'ın merhamet ettiği. Ancak Allah'ı merhamet edip kendisinin koruduğu, kolladıkları bundan müstesnadır. Dediği ilahi emri dinle. Nefsini temize çıkarma. Nefsini kendi kendine iyi görme. Nefsinle mücadele et. Ve bir iyilik sana gelirse onu kendinden görme. Onu Rabbinden gör. Bir kötülük de sana bulaşırsa onu da Ahmet'ten, Mehmet'ten, Ayşe'den, Hacce'den görme. Onu da nefsinden gör. De ki bu kötülük bana bulaştı. Bu nefsimdendir. Ey Rabbim beni affeyle. Ben nerede ne kötülük yaptım da bu kötülük bana bulaştı. Ben nerede ne yanlışlık yaptım da ben bu kötülüğün içerisinde kendimi buldum.
Beni affeyle de. Ve sana da bir iyilik isabet ettiyse. De ki ben iyi bir insanım. O yüzden iyilik bana isabetti deyip de kibirlenme. Ya de ki bana Allah lütfetti. Bana Allah ikram etti. Bana Allah merhamet etti de. Ben iyilerin yanında oldum. Allah bana merhamet etti de. Ben namaz kılanlardan oldum. Allah bana merhamet etti. Cenab-ı Hakk'ın lütfetti. Ben tövbe edenlerden oldum. Allah bana merhamet etti. Ben Allah'ı zikredenlerden oldum. Allah bana merhamet etti. Ben Fatiha-i Şerife'de bulunan sırat-ı müstakimde olanlardan oldum. Cenab-ı Hakk'ın merhametiyle, lütfuyla, ikramıyla ben böyle oldum de. Ve sakın ha kendinde bir şey görme. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duasını unutma.
O her daim derdi ki, Ya Rabbi beni göz açıp kapatıncaya kadar nefsimin eline bırakma. Amin. Ya Rabbi bizleri, eşlerimizi, çocuklarımızı, gelecek sürriyetlerimizi, gelecek olan tüm insanlığı nefsinin eline bırakma. Nefsine uyanlardan eyleme. Harama dalanlardan eyleme. Ya Rabbi senin sevmedin, senin istemedin hal ile hallenenlerden eyleme. Bizleri o sırat-ı müstakimde dosdoğru giden o peygamberlerin, o velilerin, o şehitlerin yolunda ve yanında eyle. Amin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle dua ettikten sonra biz haydi haydi böyle dua etmeliyiz.
Demeliyiz ki, Ya Rabbi bizi nefsimizin eline bırakma. Amin. Devam ediyoruz. Benim kulağım mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti. Peygamberin sözünü canla gönülle kabul etti. Meşhurdur ya bu hadis-i şerif. Akıllı, olgun, temale ermiş mümin aynı delikten iki sefer ısırılmaz. Bu Buhari'de, Müslüm'de geçen meşhur bir hadistir.
Bu hadis-i şerifin tabiri caizse, esbab-ı nüzülü yani söylenme sebebi şudur. Bir hicivci, Mekke müşriklerinden hicveden, hicivci, insanları alaya alan, insanlarla dalga geçen, insanların namusunu, şerefini, haysiyetini diline dolayıp onları alaya alan, onların herhangi bir farklılığından dolayı onları kötüleyen, onları aşağılayan, bu sözleri söyleyen bir kimse vardır.
Bu kimse yıllar boyu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme hicretmiş, insanların önünde tarih, yani şöyle düşünün, tiyatral bir şekilde Hz. Peygamberle alay etmiş ve insanları güldürmüş. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini diline dolayaktan onu kötülemiş, onu hücre etmiş, onu bu noktada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine muhalefet etmiş bir kimseydi. Ve bu kimse Bedir Harbi'nde, Ebu İzze namında, Ebu İzze bunun adı bir kimseydi. Bedir Harbi'nde bu esir olundu. Bedir Harbi'nde bu esir olunca, normalde tabi Bedir Harbi'nde esirlerin bir kısmını Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, 4-5 tanesi, işte utbe, şeybe gibi çok azlı, böyle çok şedid müşrikler, kafirler vardı.
Onları Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öldürttürdü, ölüm cezasına çarptırdı. Ve normalde bu hadiseden sonra Bedir Savaşı'nda o kimseyi de aldılar, getirdiler esirlerin arasına. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne, o kimse söz verdi, yeminler etti, tövbeler etti. Dedi ki ben bir daha hiç yetmeyeceğim, bir daha seni alay almayacağım, bir daha senin aleyhinle bir şey konuşmayacağım, bir daha ben senin hakkında herhangi bir kötü bir söz söylemeyeceğim.
Beni affet, beni affet ki dedi, büyüklüğünü göster, beni affet ki dedi, sen erdemliliğini göster, beni affet, sen büyüksün, affetmek sana yakışır. Ben kötülük yaptım, beni affet dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, merhamet ağacı gibi, onu bir seferliğe mahsus affetti. Aradan çok uzun zaman geçmedi, müşrikler tekrar silahlanıp, toplanıp, yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle savaşmaya geldiler.
Yine savaşmaya geldiklerinde, o Ebu İzze denilen, o müşrik, o kafir, yine esir düştü. Bakın yine esir düştü. Esirlerin arasında Ebu İzze de var, yine. Hz. Peygamber'in huzuruna çıkardılar. Bu yine yalvarıp yakarmaya, yine böyle salya sümük ağlamaya, yine işte hata yapıp, bir daha yapmayacağına, yine affını talep etti.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o meşhur sözünü söyledi. Dedi ki, olgun, kemalermiş, akıllı Müslüman, aynı delikten bir daha ısırılmaz. Ben seni bir sefer affettim, senin canını bağışladım, sen yine aynı şeyleri yapmaya devam ettin, aynı şeyleri yaptın. Ben affettikten sonra, sen geri dönüp, bir daha yapmamazlık etmedin.
Dedi ve onu cezalandırdı. Ve o kimse, bir de müşrikleri, o hicivleriyle, müşrikleri, o şakalarıyla kanayana getirip, Müslümanlara karşı da kışkırtan bir kimseydi. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onu bu sefer affetmedi, onu cezalandırıldı. Bunlar ölçü. Aslan dedi ki, ben kaç sefer o hilelere, o tuzaklara, ben kaç sefer o hayvandan daha aşağı hareketlere maruz kaldım. Benim tecrübem var artık. Ben aynı hatayı bir daha yapmam. Ben aynı hataya bir daha düşmem. Şahıslar değişebilir, renkler değişebilir, zaman değişebilir. Ama o hatayı yapanlar, aynı kategoridedir.
Affetsen de bir daha yapar. Affedersin, bir daha yapar. Affedersin, bir daha yapar. Bu Allah'ın ahlakıdır. O affetsin. Biz düzeni korumak zorundayız. Siz bir hırsızı, mal sizinse affedersiniz. Devlet onu affedemez. Devlet o hırsızlık cezasını vermeli. Sebep o bir daha yapar çünkü. Cezası verilmeyen bir suç tekrar işlenir. Ceza verilmesi gerekene ceza vermek, affedilmesi gerekeni affetmek erdemliliktir. Affedilmesi gerekeni ceza vermek, ceza verilmesi gerekeni affetmek de erdemsizliktir.
İneğe inek muamelesi, koyuna koyun muamelesi yapmak erdemliliktir. İnekten koyunluk beklemek, koyundan ineklik beklemek cahilliktir. Cahillik. Kurttan kurtluk bekle, kurttan kuzuluk bekleme. Cahilliktir. Bir müddet senin emrinde kuzu gibi durabilir. Sakın senin emrinden çıktığı anda en yakın koyunu kapar. En yakın kuzuyu kapar. Bir peygamberin meclisinde kurt da vardır, kuzu da vardır. O peygamberin meclisinde kurtla da kuzu yan yana yaşar. O meclisten dışarı çıktı mı, kurt kurtluğunu yapar, kuzu kuzuluğunu yapar.
Bir toplulukta, kuzu da sakin sakin durur. Burada hepimiz sakiniz. Hepimiz burada mutiyiz. Buradan dışarı çıktığımızda herkes yoluna gider. Kurtluğuna devam eder. Kuzu kuzuluğuna devam eder. Burada kurt kuzu ama yan yana oturur. Aldanma, aldanma. Buradakiların hepsini kuzu görme, aldanma. Buradakiların hepsini kurt da görme, aldanma. Kurtla kuzuyu yan yana yaşatmak maharet ister. Kurtla kuzuyu bir yerde tutanı mahir gör.
Ama kurt kurtluğunu yapacak, kuzu kuzulunu yapacak. Bunu da bil. Allah bizi uyanık müminlerden eylesin. Allah bizi kalbi ilham alan müminlerden eylesin. Allah bizleri doğruyu ve yanlışı ayırt edebilecek ferasete sahip mümin kullarından eylesin. İnşallah. Az önce Halid kardeşimizin dediği gibi inşallah önümüzdeki ay aralığın 15'inde. Allah izin verirse inşallah burada 17. uluslararası Şebaruz programımız olacak. Böyle baktığımızda 17 yıl olmuş buraya gelip gitmeye başlayalı. Bir taraftan baktığımda kendimce diyorum ki ya ne güzel bir mutluluk.
Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum. 17 yıldan beri bilaha ücretsiz. Biz Allah için burada mesnevi dersleri yapıyoruz. Hiçbir ücret talep etmeden, hiçbir şey beklemeden. Yukarıda Halid kardeş ilan edince kendi kendime dedim 17 yıl olmuş. Dedim maşallah subhanallah. Benle beraber de tabii bütün kardeşler, arkadaşlar taşınıyorlar 17 yıldan beri. Hamd olsun, Allah hepsinden de razı olsun. Herkes canla başla çalışıyorlar. Tabii 17 yılın sonunda Gelibolu'dan, Çanakkale'den, Sema eğitimi alan Semazen kardeşlerimiz var. Mıtırıp, ney üfleyen, bendir çalan, ilahi çalan, ilahi söyleyen kardeşlerimiz oluştu. Bu konuda çaba sarf eden, gayret sarf eden kardeşlerimiz var.
Tabii 17 yıl kolay değil. 17 yıldan beri koşuşturmak da kolay değil. O yüzden bütün koşuşturan arkadaşlara huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Allah hepsinden de razı olsun. Cenab-ı Hak, tabii sadece 17 yıl burası. 17 yılla kalmıyor. Benim hemen hemen 33 yıl oldu. 33 yıldan itibaren Türkiye'nin değişik kentlerinde, değişik kazalarında, köylerinde kardeşlerimiz var. Onlar da benimle beraber koşuşturuyorlar. Hepsinden de Allah razı olsun. Huzurlarınızda hepsine de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Beni de sabırla dinlediğiniz için sizlere de teşekkür ediyorum. Geceniz hayır olsun inşallah. Birazdan semada buluşacağız. Burada post atacaklar. Bu kırmızı işaretlerin içerisinde oturmazsanız memnun olurum.
Çünkü posta gelen kimse secde ediyor. Secde eden kimse orada insanlara secde eder gibi bir hal oluşmasın. O yüzden hakkınızı da helal edin. Uyarmak zorunda kaldım. Kusura bakmayın. Yaşlı teyzemizi bu noktada rahatsız ettik ama. Evet. Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin. Selamun Aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.