Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti 23 Eylül 2018
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 25 Eylül 2018 · 57:34
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'in dünyasını da ahiretini de hayırlı eylesin. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'e her daim afiyet ihsan eylesin inşâAllah. Burada konu başlığında kalmışız. Konu başlığı Muhammed Aleyhisselam'ın adını eğlenerek anan kimsenin ağzının çarpık kalması.
Bu tabii daha önceki konu da konu bir Yahudi padişahın inanan Müslümanlara yapmış olduğu zulmü anlatıyordu. Bunu anlatırken Hz. Pir araya hemen başka bir konu sokmuş. Öyle söyleyeyim. Başka bir konuya değinmiş. Bu böyle ara konu gibi bu mesele. Bu da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin alay eden bir kimsenin hikayesi.
Sahabeden daha doğrusu müşriklerden birisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle hep alay ederdi. Münafıktı bu kimse. Ve o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir şey yaptığında arkasından hareket eder. Mimikleriyle onunla alay eder. Mimikleriyle onunla dalga geçer. Onu yalanlardı. Tarih boyunca Adem'den Hz. Muhammed'i Mustafa'ya kadar gelmiş olan peygamberler hakkı ve hakikati tebliğ etmekle mükelleflerdi. Bu hak ve hakikati öğrenmek, dinlemek, ona uymak istemeyenler peygamberlerle alay ederler. Onlara kötülük yaparlar, onlara zulmederler. Bazı peygamberlerin dayak yediği, bazı peygamberlerin yerlerinden sürüldüğü, bazı peygamberlerin toplumun onlarla alay ettiği vakı olmuştur.
İşte geçmiş peygamberlerin başına gelen Hz. Muhammed Mustafa'nın da sallallahu aleyhi ve sellemin de başına gelmişti. Ve o kimse böyle peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alay edince, hani yüz felçi geçirir ya insanlar, kısmı felç geçirirler. Böyle bir felç geçirmişti. Pişman olup, felç geçirdikten sonra, Ey Muhammed, affet! Ey peygamber, sen minledin ilminden lütuflara mazarsın. Ben bilgisizlikten alay ettim. Alay edilmeye layık ben oldum dedi. O kimse veyahut da aklı başında olan insanlar, bir cahillik yaptıklarında, bir günah işlediklerinde, geriye dönüp tövbe eden, tövbe edip, o meseleyi telafi etme yoluna gider.
İki kişinin arasında bir sıkıntı olmuş olsa, birisi cahillik yapsa ve diğerine zarar verse, kötülük yapsa, o cahil kimse yaptığının farkında varsa, dönüp ondan tövbe edip, helallık almakla mükellef. Ama öyle yapmıyorsa, ya cahilliğine devam ediyor, ya da o gerçekten zalim bir kimsedir. E o kimsenin yapacak olduğu şey, dönüp helallık isteyip, o alay ettiği kimsenin, hakkına ve hukukuna riayet etmektir. Ama nasıl geçmiş peygamberlerin, geçmiş ümmetleri bu günahı işledilerse, Hz. Muhammed Mustafa'nın da etrafındaki müşrikler, bu günahı işlediler. Rum suresi ayet 100, sonra o kötülük edenlerin akıbeti çok kötü oldu.
Çünkü onlar Allah'ın ayetlerini yalanlıyorlar ve onları alaya alıyorlardı. Münafıkın ayet 5, münafıklara gelin de, peygamber sizin için Allah'tan af dilesin denildiği zaman, onlar peygamberi ve onun af dilemesini alaya alarak, başlarını sallarlar. Ve görürsün ki, onlar davet edildikleri affa karşı, böbürlenerekten yüz çevirip giderler. Ey peygamber! Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Onlara hiçbir peygamber gelmedi ki, onunla alay etmemiş olsunlar. Bakın geçmiş peygamberlere nasıl alay edildiyse, Hz. Muhammed Mustafa'yla da alay etmişler. Bunu daha ileriye götüreyim.
Nasıl peygamberlerle alay ettilerse, peygamberlerle dalga geçtilerse, peygamberlerin varisi hükmündeki, alimlerle de, velilerle de, cahil insanlar dalga geçerler. Hak ve hakikati anlatan bir kimseyle, münafıklar, müşrikler, kafirler dalga geçerler. Onunla alay ederler. Hani Musa Aleyhisselam'ın taklitini yapardı ya, Firavun'un bir şaklabanı vardı. Musa'nın şekline girer, kendisine sahteden hafif bir göbek yapar, kafasına işkembeyi ters geçirir. Musa Aleyhisselam'ın saçları yoktu çünkü. Hafif göbekliydi, bir de biraz kekelerdi çok sinirlendiğinde. O Firavun ve avanesine, Musa'nın taklidini yapardı.
Onlar da gülerlerdi, alay ederlerdi. Allah dostlarıyla, Allah'ın peygamberleriyle, kafirler, müşrikler, münafıklar, mürtedler, hep alay etmişlerdir. Hep onlara karşı çıkmışlardır. Hep onlarla savaşmışlardır. Hani Hz. Mevlana Cenab-ı Ruhu Hazretleri, sema eder ya, sema etmekle alay ederler. Hz. Mevlana ile alay ederler. Şems-i Tebrizi Hazretleri ile alay ederler. Bir kimsenin, bir şahsın, bir topluluğun, inancıyla alay ederler. Bunlar cahil ve münafı ve kafir kimselerdir. İşte, Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde uyarıyor. Ümmetlere peygamberler gönderdik. Onlara hiçbir peygamber gelmedi ki, onunla alay etmesinler.
Yine Enbiya Suresi, ayet 41, Ey Muhammed! Şüphesiz senden önceki peygamberler de alaya alındılar. Ama onlarla alay edenleri, alay ettikleri azap yakalayıp kuşatıverdi. İşte, o alay edenlerin, alay ettikleri şey, onları yakalayıp kuşatıverdi. Ve onlarla azap olundular. Onlar nasıl alay ettilerse, alay ettikleri hale düştüler. Ve işte, müşriklerden, As bin Vail var. Ve yine Velid bin Mure, yine İbni Talatıla adındaki kimseler, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini alay etmekte çok ileri gidenlerdendi. Yine böyle bir Ebu Mervan el-Hakem vardı. Hazreti Osman efendimizin amcası.
Bu da bu alay etmekte o kadar çok ileri gitmişti ki, bu ağzı tutulan da, Hazreti Osman efendimizin amcasıydı. Hazreti Osman efendimizin amcası, Müslüman olduğunu söyleyip, ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alay eden bir kimseydi. Ve Ebu Sufye'nin de amcasının oğluydu o. Emeli, Emevi halifelerinden birinci Mervan'ın da babasıydı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri konuşurken, arkasına geçer, el işaretleri, el hareketleri yapardı. Mesela örneğin hani toplum arasında vardır ya, birisi fotoğraf çekiliyordur, arkadan böyle işaret ederler. Veya arkadan birisi alay eder. Veya birisi bir laf söylüyordur, öbür taraftan yani salla, boş der.
Konuşsun, dursun alay ederler ya. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle tebliğ ederken, sohbet ederken, arkadan böyle alay ediyordu. Yüzünü, gözünü değiştiriyordu. Hümeze ve mümeze aleti kelimesi. Yani o kimse hem mimikleriyle gıybet etmek, mimikleriyle hareket etmek. Allah muhafaza eylesin. İşte bu da, o Mervan'ın babası da, normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine çok eziyet edenlerden bir kimseydi. Ve böyle onunla alay edince, tabiri caizse tutuldu, ağzı yüzü çarpıldı. Ağzı yüzü çarpılınca geldi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, af diledi, özür diledi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onun ağzını sıvazladı, çenesini sıvazladı, yerine geldi.
Ama ahlakı düşük kimseler, tekrar ediyorum, ahlakı düşük kimseler, tövbe ettikleri günaha tekrar geri dönerler. O ahlakı düşük bir kimsedir. Kendince bir daha gıybet etmeyeceğim der, dakikada başlar gıybet etmeye. Bir daha bunu yapmayacağım der, dakikada başlar yapmaya yine. Bu ahlakı seviyesi düşük, sözünde durmayan, emanete hıyanet eden kimselerdir. İşte bu, Hazreti Osman Efendimizin amcası da, böyle bir kimseydi. Müslüman oldum demesine rağmen, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle, alay etmeye devam ederdi. En sonunda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onu Medine'den sürdü zaten.
Taife sürgün gitti. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat etti. vefat edince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zamanında, o müracaat etti, geri döneyim diye, Hazreti Peygamber efendimiz kabul etmedi. Ben onun sürdüğünü geri çevirmem dedi. Hazreti Ömer efendimiz halife oldu, yine müracaat etti, geri dönmek için, o yine onun geri dönmesine müsaade etmedi. Hazreti Osman efendimiz halife olunca, onun geri dönmesine müsaade etti. ama geri dönmesine müsaade etti ama, o yine yapacağından geri kalmadı. İşte, peygamberlerle alay eden, peygamberlerin getirdiği dinle alay edenler, hem bu dünyada, hem de ahirette, hüsrana uğrarlar. Onlar, hüsrana ve azaba uğratılacak olanlardır.
Eğer tövbe etmezlerse. Allah, bir kimsenin perdesini yırtmak isterse, onu temiz kişileri taan etmeye meylettirir. Taan etmek, ayıplamak, kınamak, kötülemek, suçlamak manasındadır. Demek ki, Allah, bir kimseye, kimsenin ar perdesi deriz ya, ar perdesi, ar perdesi yırtılmış deriz. Onun haya perdesi yırtılmış, onun edep perdesi yırtılmış deriz ya, bu da onun gibi. Allah, bir kimsenin bu noktada perdesini yırttıysa, o kimse, iyi kişileri kötülemeye, iyi kişilerin arkasından gıybet etmeye, iyi kişilerin dedikodusunu yapmaya başla. şunu unutmayın, şunu unutmayın, eğer ki, bir peygamberin, bir Allah dostunun, bir alimin, iyi bir kimsenin arkasından konuşuyorsanız, onunla alay ediyorsanız, bilin ki siz kötü bir kimsesiniz.
Bilin ki, cehennemlik bir iş yapıyorsunuz. Bilmediğiniz bir şeyin arkasından konuşuyorsanız, bilin ki siz cahil bir insansınız. kendi kendinize sorun, bu konuyla alakalı, elinizde bir delil var mı? Yok. Bir bilgi var mı? Yok. Bununla alakalı, bilmediğiniz bir kimsenin arkasından, onun hoşuna gitmeyecek bir şey söylüyorsanız, doğruysa gıybet, doğru değilse iftira.
Doğruysa gıybet, doğru değilse iftira. Toplumu bozan, aileleri bozan, sülaleyi bozan, insanları bozan, en önemli iki günahı kebahir. Birisi gıybet, birisi iftira. İslam fıkıhçıları, şunu söylemişler, zina yapmak, yüz ise suçu, bu zina yapıyor deyip, arkasından gıybet etmek, bindir suçu.
Bakın, gıybet etmek, zina etmekten, daha ağır bir günahtır. Bir kimse haram işledi, haram işledi, zina yaptı, yaptı. Onun arkasından, bu zina yapıyor demek, bin günahtır. Ama, ne yazık ki, içinde yaşadığımız toplum, bunun farkında değildir.
Kim birisinin ayıbını örterse, mahşer yerinde, Allah da onun ayıbını örter. Biz, ayıpları örten bir kültürün, ayıpları örten bir inancın evlatlarıyız. Ama biz, ne yazık ki, bu hususiyetimizi kaybettik. Biz, ayıpları örtümeyi, ayıpların üzerine sünger çekmeyi düşünmüyoruz. Daha başkalarının, gizli, saklı, özel hayatını, araştırıp, öğrenmeye çalışıyoruz. Onun yanındaki kimdi? Onun yanında dolaşan kimdi? Ben zaman zaman anlatırım. Benim en büyük dayım var, en büyük dayımın kızı, öğretmenlik yapacak, İzmir'in Bayındır ilçesine, evraklarını tamamlamaya gelmiş.
İşte nüfus cüzdan, nüfus müdürlüğünden evrak alınacak, Cumhuriyet Savcılığından evrak alınacak, kütükleri Bayındır'da çünkü, ben de o zaman İzmir Bayındır'dayım. E tabi, o dayımızın kızı da, benden ufak ama, tabi normalde yaş olarak, işte o yirmi iki, yirmi üç, yirmi iki, yirmi üç yaşında, ben de o zaman yirmi yedi, yirmi sekiz yaşındayım. Kimse de tanımıyor, o İzmir'de duruyor ya. E ben tabi, hadi savcılığa git, yok nüfus müdürlüğüne git, yok sağlık ocağına git. Herkes beni tanıdığından, işimiz hızlı bitiyor. O zaman da orman işletmesinde, resmi dairede çalışıyorum ben. Ben daireye gelinceye kadar, beni nişanlı yapmışlar onunla. Ben akşam, eve döndüğümde, annemin dediğini hiç unutmuyorum.
Hani sen tövbe ettiydin, hani sen bu işleri bıraktıydın, bugün bir kızla dolaşıyormuşsun dedi. Allah'ım dedim ya, bu kadar çabuk mu? O zaman evde bizim telefon yok, bir şey yok. Dedim, yıl 1985. Anne dedim, ne çabuk sana haber geldi ya. Bana gelmeyeceğini mi zannediyorsun dedi. Dedim, kim olduğunu söylediler mi? Bir kız varmış yanında işte dedi. Dedim, yanıma gelen Hatice'ydi dedim ya, Ahmet dayımın kızıydı, Hatice'ydi dedim. Annem durdu. Bakın insanlar, yanında kim olduğunu bilmiyor. Şimdi örneğin işte, bizim benim etrafımdaki, çoğu bayan belki de, benim abimi tanımıyor.
Benim kızlardan birisi, abimle dolaşmış olsa, diyecekler ki, yanında bir tane adamla dolaşıyordu. Sevgilisi miydi? Şusu muydu, bu su muydu? İkiye iki ekle, ikiye on iki ekle. gıybet, dedikodu, laf taşıma, iftira, insanlığın en büyük suçlarından birisi. En büyük suçlarından. Ama biz, görünene bakıyoruz, görünmeyene bakmıyoruz. Bu benim tespit çok hoşuma gider. Eğer her günah, içki gibi sarhoşluk verici olsaydı, herhalde insanların hiçbirisi dipdüzgün yürümezdi. içki içiyor ya adam, günah işledi, meydanda, bir sağına serpiliyor, bir soluna serpiliyor.
Belli, gıybet edenler de böyle sağa sola yalpalayarak gitseydi, ne olurdu acaba? İçki içenler gibi, yalpalaya yalpalaya sokaklarda yürümüş olsaydı insanlar, herhalde büyük bir ihtimalle, yolda düpdüzgün yürüyen kimse az görünürdü. Bir gün, üfletiyorlar ya illaki, alkol metre, şimdi çeviriyorlar beni yolda, bakıyor şimdi, bir çuva sakal, yaşı başı meydanda, işte, hacı abi kusura bakma ya, üfleteceğiz sana da mecbur da, ben de mi üfleyeceğim, e sen de üfleyeceksin, kanun böyle.
Bir gün dedim ki, ya dedim, içki içenlere üfletiyorsunuz, bunu anlıyorsunuz. Dedim, gıybet edenlere de bir üfleme yok mu? Bu ne ya dedi. Dedim, gıybet edenlere de dedim, üfletin bir şey, gıybet ettiği meydana çıksın. İftira atanlara da bir şey üfletin, o da çıksın meydana. Onlara da ceza kesin. Asıl büyük günah, kebayroh. Dikkat edin, gıybet etmek, içki içmekten daha büyük bir günah. İftira etmek, bütün günahlardan daha büyük bir günah. Peygamber ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirdiği bir şeyle alay etmek, bunların hepsinin üstünde büyük günah.
İşte, iyilerle alay etmek, temiz kişilerin arkasından kötülüğünü konuşmak, temiz kişilerin toplum nezninde kredisini bitirmeye çalışmak, onların hakkında iftira, onların hakkında iftira, dedikodu, gıybet üretmek, Allah muhafaza eylesin. Bunlar, çok büyük günah kebairdir. Ve Cenab-ı Hak, onlara işaret veriyor. Diyor ki, böyle bir şey yaparsanız, bilin ki, Allah azap edicidir. Ve iyi kişilerin arkasından konuşan, Allah'ın velilerinin dostlarının arkasından konuşup, onlara kötülük yapmaya çalışan, Allah'la savaşmıştır. Allah'ın direkt, kendisinin savaşacağı belirli ameller vardır.
Bu belirli amellerden birisi faizdir. Kim mümin kardeşinden, açıktan açıya veya kapalı, baş başa iken veya insanların içerisinde, mümin kardeşinden faiz alırsa, o apaçık Allah ve Resulüne savaş açmış. Allah ve Resulüne savaş ilan etmiş gibidir. Ve o ne kötü bir savaştır ki, o insanın mağlup olacağı muhakkaktır. Yine, Allah'ın savaş açacağı, ikinci şey, Allah'ın velileridir. Cenab-ı Hak yine, hadisi kudside, her kim, benim sevdiğim bir kuluma, benim sevdiğim bir dostuma, benim sevdiğim bir kimseye, düşmanlık ederse, ben de ona, harp ilan ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım, ibadetleri yerine getirmekle, bana en sevgili işi yapar.
Kulum, kendisine farz kıldığım ibadetleri yapmakla, bana en sevgili ameli, işi yapmış olur. ve nafile ibadetlerle, bana yaklaşır. Ve, nafile ibadetlerle, o bana yaklaşmaya çalışınca, ben onu severim. Ben onu seven, sevince, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili, gören gözü olurum. Benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür der, Cenab-ı Hakk'a desi kudside. İşte burada, en önemli şey şudur. Bir kimse, Allah'ın sevdiği, iyi kimselere düşmanlık yapmayacak.
Bildiğim bir şey mi var? Git ona nasihat et, git ona tebliğ et, ama, düşmanlık yapma. İyilere düşmanlık yapma. İyilerle mücadele etme. Birisinin sana, zerrece bir faydası dokunduysa, ona vefasızlık yapma. Birisinin sana, zerrece bir şey öğrettiyse, ona sırtını dönüp gitme. Ona hainlik yapma. Hz. Ali, radiyallahu anh, Hz. bana bir harf öğretenin, kölesi olurum dedi. Sana birisi, iyilik noktasında, bir harf öğrettiyse, onun kıymet ve kadrini bil. Birisi sana, bir iyilik yaptıysa, bil ki, o iyiliğinin karşında, Allah ona, en az, on iyilik verecektir. Sen ona kötülük yapma. İyi insanların vekili, Allah'tır.
İyi insanların, koruyucusu, Allah'tır. İyi insanların muhafaza edicisi, Allah'tır. Çünkü, iyilikler, Allah'tandır. İyi insanlarda, Allah insanıdır, Allah adamıdır, Allah'ın, has kullarıdır. Bir kimse iyiyse, dikkat et. Ona karşı, dilini koru. Ona karşı, kalbini koru. ona karşı, elini, ayağını, mimiklerini koru. Onunla alay etmeye kalkma. Onu kötülemeye kalkma. Ona yanlış davranmaya kalkma. Ona eksik davranmaya kalkma. Dünyada selametlik bekliyorsan, iyilerle beraber ol. Dünyadan, hayırla, hasenetle gitmek istiyorsan, iyi insanlarla, arkadaşlık kur.
Dünyada, canın, cennette olmasını istiyorsan, iyilerin yanında ol. İyilerle beraber ol. Günah-ı kebairi, açıktan işleyen, fitursuzca, günahlarının içerisinde dalan, insanlarla, dostluk, arkadaşlık yapma. Onlara iyiliği nasihat et, ama onlarla dostluk yapma. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri buyurdu ki, demirci dükkanına giden, is kokar, ıtırcı dükkanına giden, ıtır kokar.
Yani, kokucu dükkanına giden, güzel kokular, güzel kokular, ondan alırsınız. Parfüm satan, bir dükkan düşünün. Rengarenk, cins cins kokular, insana bir hoşluk verir, öyle değil mi? ama, gitseniz bir demirci dükkanına, kömür ve duman isi kokar. Siz, bir lokantaya gideriz, bir restorana gideriz, etleri afiyetle yeriz. ızgaranın başında ise, ayrı bir koku vardır, değil mi? ızgaranın başında duran kimse, o, etin pişme esnasındaki yağı, etin pişme esnasındaki, geçirdiği devrelerin, bütün hepsi de, kokusu üstüne geçer. kadınları düşünün, kadınlar kızartma yaptıklarında, kızartma kokuyorlar, öyle değil mi? Kadınlar evde temizlik yapıyorlar, temizlik yaptıklarında, çamaşır suyuna bulanıp da çıkıyorlar.
Çamaşır suyunu bulanınca da, ne güzel evim çamaşır suyu kokuyor diyor. Hasta olmuş, çamaşır suyuna aşina olmuş, çamaşır suyunun kokusunu, iyi görmeye başlamış. Oysa evin adamı geldiğinde, bu evine çamaşır suyu kokuyor diyor. Ona tuhaf geliyor. Ama o çamaşır suyunu ona ne yapıyor? Aşina olmuş, onunla hemhal olmuş. Neredeyse bazı kadınlar, benim içimde kirlendi deyip, çamaşır suyunu içecek hale gelmiş. Bu sözüm erkeklere, eve fazla çamaşır suyu almayın. Kadınlarınızı kaybetme noktasına geleceksiniz. Neredeyse bütün evi çamaşır suyunu bulacaklar. Masa, sandalye yetmeyecek, yorgan yatakları da çamaşır suyuyla yıkacaklar. Allah bizi affetsin. O yüzden, devamlı günah işleyenlerin yanına gidenler, günah kokarlar.
Devamlı salih ameller işleyenlerin yanına gidenler, salih amel kokarlar. Dünyaya aşık bir kimsenin yanına gitseniz, dünyayı dinlersiniz. Allah'a aşık bir kimsenin yanına gitseniz, Allah'ı dinlersiniz. Bir kadın, bir erkeğe aşık olsa, en yakın arkadaşına onu anlatır. Vay saçları şöyle güzel de, yok yüzü böyle güzel de, yok yürüyüşü böyle de, yok bakışı şöyle de. Halbuki kitip riyozun tekidir. Ama o aşık olmuş ya, ona çok tatlı gelir. Öbürkü de bir kadına aşık olmuş ya, onu anlatır. Halbuki kara kuru bir şeydir. Baksan 150 gram gelmez, ama anlatır da anlatır onu. Neden? O çünkü ona aşık. Hani, Mecnun'un adı Fuat'tır aslında. Harun Reşit, Mecnun'un babasının çok samimi arkadaşıdır.
Mecnun'un babası da beydir. Mecnun, yani Fuat, bey oğludur. Bir gün Harun Reşit, Leyla'ya haber gönderir. Der ki, çağırın bakayım şu Leyla'yı ya. Bu, Fuat'ı, çöllere düşüren, kendisinden geçiren, tacı tahtı terk ettiren, aileyi, sülaleyi, anneyi, babayı unutturan, dünyaya sırtını döndüren, bu kadın kimmiş, bir tanıyım da. Çıka gele Leyla gelir. Harun Reşit bakar öyle, bir şeye benzetemez onu. Benim gibi düşünür. Acaba der, gözlerim bulanık mı görüyor? Sarayın içi karanlık. O yüzden ben bunun güzelliğini göremiyor muyum acaba? Şu der, perdeleri açın. Perdeleri açar, görüntü değişmiyor.
Aynı. Gözler bulanık değilmiş. Acaba der, bunun konuşmasına, belagatına mı aşık oldu? Hani öyle konuşuyor, şiir okur gibi, insanı kendinden mi geçiriyor acaba der? Sorar ona, Leyla sen misin? Cevap muhteşem. Leyla benim ama, sende Mecnun'un gözü yok der. Leyla benim ama, sende Mecnun'un gözü yok. Mecnun'un gözü olsaydı, o da Mecnun gibi bakacaktı. yani der ki, sende aşık gözü yok. Sen bana aşık değilsin ki, eğer Mecnun gibi bana aşık olmuş olsaydın, beni çok güzel görecektin. Mecnun gibi bana aşık olsaydın, benim gözlerime bile bakamayacaktın.
kafanı bile kaldıramayacaktın. çünkü gözlerinin içindeki o muhabbeti ve o aşkı görürsem, ölürüm diye düşünecektin. Ölürsem, sevemem ki diye düşünecektin. o yüzden sevgilinden ayrı kalacağın için ölmeyi kendine zul görecektin. ya diyecektin ki, gözlerim gözlerindeyken canımı al. gözlerim de senin olsun. ruhum senin ellerindeyken canımı al. gözlerim seni görürken lal olsun, görmez olsun. dilim seni anlatırken ruhumu al. dilimin son kelamı sen ol. gözümün son gördüğü sen ol. elimin son tuttuğu sen ol. kalbimi heyecandan kıpır kıpır eden en son sen ol. kalbim senin hayalinle yaşarken son nefesini versin.
gözüm senin hayal de olsa, seni seyrederken son kez kapansın diyecekti. aşığın yanına giderseniz, onun maşuğunu dinlersiniz. kendini anlatan, kendine aşıktır. maşuğunu anlatan, maşuğa aşıktır. dilinde kim var senin? dilindekine bak, kalbinde o vardır senin. gözünde en son kimin hayali vardı? ona bak, kimi sevdiğini anlarsın. en son kalbine, kim dokundu senin? o dokunana bak, anlarsın kimi sevdiğini. en son, senin elini, hangi el tuttuysa, sen onun sundur.
o yüzden, demirci dükkanına giden, iz kokacaktır. ıtırcı dükkanına giden, ıtır kokacaktır. iyileri seven, iyi olacaktır. kötüleri seven, kötü olacaktır. hani, geçmiş ümmetlerde yaşanmış ya, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri naklediyor. bir adam, o kadar kötülük yapmış, o kadar kötülük yapmış, o kadar kötülük yapmış. kendince demiş ki, benim artık, af kapım kapanmıştır. hangi alim, bir zata gitse, onlar, ümitsiz olarak, demişler ki, size, senin af olacağını, umuyoruz, senin af olacağını, umuyoruz. en son orada, bir sufi, bir kimse varmış. derviş bir kimse, Allah aşığı bir kimse, ariflerden bir kimse, ona demiş ki, ben bu kötülükleri yaptım, ben affolur muyum?
O arif zat, o sufi, o zamanın Yunus'u, zamanın, Hacı Bektaş-ı Velisi, zamanın Bayramisi, zamanın Mevlana'sı, zamanın Üftadesi, demiş ki, filanca yerde, iyilerin yaşadığı, bir şehir var, oraya gidersen, af olunursun, onların içinde, demiş. O kimse, yola çıkmış, yolda yürürken, ecel vaki olmuş, ölmüş. İyiler demişler ki, bunun yönü, bize yönelikti, bu bizdendir, biz bunu, bizim şehrimize gömeceğiz. Kötüler demişler ki, bu bizim şehirdendi, biz onu, bizim şehrimize gömeceğiz. O arif zat, o Allah dostu, bakmış meseleye, hafif bir tebessüm etmiş.
Demiş ki insanlara, bir önerim var size, her iki grubun, başkanı, demişler, buyur, böyle, yırtık pırtık, hırpani bir kimseysin, ama, dinleyelim seni. Demiş ki, öldüğü yerle, iyilerin şehriyle, kötülerin şehrinin, mesafesini ölçün. Nereye yakınsa, oraya gömün demişler. Kötüler demişler ki, ala, zaten bizim şehrimize yakın. Ölçmüşler, üç kilometre, örneğin. sonra iyiler, ölçmeye başlamışlar. Hadis-i Şerif'te diyor ki, Allah, iyilerin şehrini, onlara yaklaştırdı. Ölçmüşler, iki bin beş yüz metre. Demişler ki, bu, iyilerin şehrine gömülecek.
Siz, iyilerle dostluk yapmaya, iyilerle arkadaşlık yapmaya bakın. Cenab-ı Hakk'ın, Kur'an-ı Kerim'inde emridir. salihlerle beraber olun. Ayet-i Kerime'nin, Fatiha Suresinin sonunda, ne diyoruz? Ya Rabbi, bizi, inam ettin, ihsan ettin. O peygamberler, o veliler, o Allah dostları var ya, evet, bizi onlarla, beraber eyle. Amin. O delalete düşen, sapıklığa düşen, şeytaniyete, nefsaniyete, hayvaniyete yenilenlerden, eyleme. Amin. Allah bizi, iyilerle, beraber eylesin. Allah, bir kimsenin, ayıbını örtmek isterse, o kimse, ayıplı kimselerin, ayıbı hakkında, ses çıkaramaz olur.
Demek ki siz, Allah sizin, bir ayıbınızı örtmek istiyorsa, siz, ayıplı kimselerin, ayıbıyla uğraşmazsınız. Ayet-i Kerime'de, Hucurat 12, Ey iman edenler, zannın, birçoğundan sakının, çünkü zannın, bazısı günahtır. Birbirinizin, kusurunu, araştırmayın. Birbirinizin, gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin, etini yemekten, hoşlanır mı? Ondan, tiksinirsiniz. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri daima, kabul edendir. Çok merhametlidir. Birbirlerinizin, ayıbını, araştırmayın. Bu emir, birbirinin, ayıbını araştırma. Birbirinin, gıybetini yapma. Bu iki şey, çok önemli.
İnsanların, ayıbını, araştırmamak. İslami, öğretide, devlet dahi, devlet, insanların, ayıbını, araştıramaz. İnsanların, ayıbını, araştırmak, büyük günah kebârdir. Hz. Ömer, radiyallahu anh, hazretlerimiz, halifedir. Sahabeden, birisi gelir, ey emir-el müminin. Filanca kimse var ya, evet, o der, evinde içki içiyor. Hz. Ömer Efendimiz, ona bir kızar, der ki, ben insanların evini, gözetmekle mi, emrolundum? İslam, insanların evlerini mahrem kabul eder. İnsanların evlerini gözetlemez.
Bir insanın evini gözetlemek, günah kebârdir. Bir insanın penceresinden içeri, evine bakmak, günah kebârdir. Bir kimsenin, balkonundan, öbür taraftaki, başka bir evin penceresini, balkonunu, tarasını izlemek, günah kebârdir. Siz bir başkasının evini, bir başkasının bahçesini, bir başkasının kendine ait yerini gözetleyemezsiniz. Bu oğlunuz da olsa, bu kızınız da olsa, bu kardeşiniz de olsa, onun mahremini gözetleyemezsiniz. Bir kimsenin evi, kendisinin mahremidir. Perdesi açık olsa bile gözetleyemezsiniz. Ya o perdesini açmış, ne yapalım? Bakamazsın kardeşim. Perdesi açıksa da bakamazsın. Kapısı açıksa da bakamazsın.
Mahremidir. Bir kimsenin, telefonunu karıştıramazsın. Mahremidir. İster eşin olsun, ister çocuğun olsun, ister karın olsun, ister kocan olsun. Onun telefonunu karıştıramazsın. Mahremidir. Kişisel mahremidir. Ya bu benim çocuğum, telefonunu karıştırırım. Karıştıramazsın. Çocuğun da olsa karıştıramazsın. Ya bu benim karım, onun telefonunu karıştırırım. Karıştıramazsın. Kişisel mahremidir. Dokunamazsın. Dokunamazsın. Birisinin telefonunu dinleyemezsin. Birisi telefon gelmiş, gruptan iki adım ileri gitmiş. Sen onu takip edemezsin, ne konuşuyor telefonla diye.
Eşin telefonla konuşuyor. Dinleyemezsin onun konuşmasını. Kocan telefonla konuşuyor. Dinleyemezsin konuşmanı. Çocuğun telefonla konuşuyor. Dinleyemezsin konuşmanı. Mahremidir. Mahremidir. İslam'ın adab-ı muaşeret kuralları. Bireyin özgürlüğüdür bu. Bireyin özgürlüğü. Devlet bir kimsenin telefonunu dinleyemez. E biz suç önlemek için dinledik onu. Bütün mahremini döktün adamın. İstediğin kimsenin telefon numarasına bir mahkeme kararı çıkar, dinle. Ne oldu kişinin mahremiyeti? Kalmadı.
Kalmadı. İnsanlar kendi evlerine şimdi kamera takıyorlar. Karısını izliyor adam. Allah Allah. Sapık. Gizli kamera takmış adam. Kendi evine. İzliyor. Dedim oğlum manyak mısın sen? Hasta mısın? Sapık mısın sen? Dedim şüpheyle zanla hareket edilir mi? Git boşan o zaman dedim. Gün 24 saat evini mi izliyorsun sen dedim. Bize nereden geldi bu kültür? Biri bizi gözetliyor. Biz sevinerekten seyrettik. Aaa. O onun kucağına oturdu da yok o onunla sarmaştı da biri bizi gözetliyor. Huzisi gözetlenecek insanlar gitti. Alıştırdılar bizi gözetlemeye. Şimdi her yerde bizi gözetliyorlar.
Biz sesimizi çıkarmıyoruz şu anda. Kişi mahremiyeti diye bir şey kalmadı. Alıştırdılar. Neye? Yemekteyiz. Aaa. Karabiberi çok gelmiş. Yemek. Herkes gurma oldu şimdi. Eleştiriye hazır olacakmış herkes. Haram kardeşim. İnsanların yüzüne eleştirmek haram. Sen bir kimsenin yüzünü eleştiremezsin. Yüzünü eleştiremezsin. İslam bunu yasaklamış. Şimdi serbest. Ne? Bugün ne giyeyim? Haydi birisi giydi. Eteğin olmamış. Makyajın olmamış. Saçın olmamış. Herkele alıştı ya. Adam şimdi gördü evde, sokakta boyalı kadınları.
Evdekine bakıyor. Ulan onlar kadınsa bu ne? Başlıyor. Saçın olmamış. Ulan düne kadar süpürge saçıyla dolaşıyordu kadın. Sen eli kolu olsun, kadın olsun yeter diyordun. Şimdi saçı olmasın diyor. Öbürkü de aynı. Bakıyor manken gibi erkeği görüyor. Kravatı olmamış. Yok donu olmamış. Yok paçası olmamış. Bakıyor. Ulan onlar adamsa bu ne diyor. Hiç herkes birbirini eleştiriyor artık. Anne baba çocuğu eleştiriyor. Üst katın komşunun kızını gördün mü? Ne yaptı? Bak o doksan beşten aşağı getirmedi. Sen ne getirdin? Bakıyor. Benimki de doksan üç diyor. Bak doksan üç, doksan beş değil.
Ah üst kattakının kızını bir göreceksin sen. Anne kız konuşuyor. Ben de misafirlikteyim. Dedim ne yapıyor üst kattakının kızı? Ama dedi efendim doksan beş getirmiş dedi. Bana doksan beş getirmesin dedim. Üst kattaki kıza söyle. Dedim omo yapsın getirsin bana dedim. Nasıl yani dedi. E dedim ne olacak? Dedim üst kattakine söyle. Deterjan yapsın getirsin evinde. Ben onu alkışlayacağım dedim. Böyle durdu. Anlamadı ev sahibi. Biraz daha zaman geçti. Kızının üzerine öyle diyor. Sen hiçbir şey yapmıyorsun. Üst kattakının kızı ne yapmış biliyor musun dedi. Bu sefer Allah Allah. Dedim ya bu çocuğu eziyor kadın.
Bu nasıl bir terbiye sistemi. Tekrar dedim. Üst kattakinin çocuğu ne yapmış dedim ben. Vallahi dedi efendim dedi. Bir spangile yapmış dedi. Söyle ona dedim ben. Antep baklavası yapsın da gelsin. Biz eleştiride öyle bir hale geldik ki. Haram olduğunu bile bile hepimiz her şeyi eleştiriyoruz. Dakika bir gol bir adamı evleniyor. Hanımı kuru fasulye yapmış. Anneminki gibi olmamış. Ulan git ananın evindeyseydin o zaman. Ne yapma evlendin. Ama eleştirmek bizde o kadar makul hale geldi ki. Ayıplarını araştırmak o kadar makul hale geldi ki. Artık bunun günah olduğunun farkında değiliz. Bir Hakmış gibi geliyor bize. Hak Adam eşini estirdiği gibi eleştirecek.
Hakkı Kadın kocasını istediği gibi eleştirecek. Hakkı Anne baba çocuğu Çocuk anne babayı eleştirecek. Dikkat edin. Nasihat ibadettir. Eleştirmek günahtır. Nasihat edebilirsiniz. Sohbet edebilirsiniz. Doğruları tebliğ edebilirsiniz. Eleştiremezsiniz. O yüzden insanların ayıbını örtenlerden alın. Kim bir kimsenin ayıbını örterse Allah da onun ayıbını örter. Allah bizi ayıpları örtülenlerden eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. İnşallah birazdan biz sema zikri şerifini ihya edeceğiz.
Allah izin veririz. Hep beraber. Gönlüm arzu eder ki bizim semazen kardeşlerimiz sema esnasında semada bir böyle çark deriz biz ona 360 derecede bir çark yapılınca her çarkta bizim semazen kardeşlerimiz içlerinden Allah der. ve sema edenler Allah diye diye sema ederler.
Bizde kaç para diye sema yoktur. Buradaki sema eden kardeşlerimiz bir ücret karşılığında sema etmiyorlar. Bizim vakıf olarak tüm etkinliklerimiz ücretsizdir. Fise bilillah'tır. Allah içindir. Biz para pul makam mevki için sohbet ve sema etmeyiz. Bizim satılacak seydimiz yok satılacak kitabımız da yok. Bizde burada satılacak bir şey yok. Satılacak şekerleme de yok bizde. Bizim kapının önünde hiçbir şey satılmaz. Bizde bir tek Allah'ı zikretmek var. Birazdan kardeşler Allah'ı zikredecekler.
Hep beraber zikredeceğiz. Sizler de gönlümün arzu ettiği istediği şey oturduğunuz yerde siz de zikredin. Kim Allah'ı zikrederse ayeti kerime Allah da onu zikreder. Her ibadetin bir ön ritüeli vardır. Namaz kılacaksınız. Namazın dışında farzları vardır. İçinde farzları vardır. İşte namazın dışındaki farzları abdest almak tesettüre riayet etmek kıbleye yönelmek necasetten yani pisliklerden arınmak gibi. Bir de içinde farzları var. Ayakta durmak oturmak işte kıyam riku secde etmek. Bu da içindeki farzları. Ritüele tabi. Örneğin hacca gideceksiniz ritüele tabi.
Belirli menakısları yerine getireceksiniz. Oruç tutmak ritüele tabi. Ramazan orucuysa farz orucuysa sahura kalkacaksınız. Bir lokma da olsa bir şey yiyeceksiniz. Niyet edeceksiniz. Yemeyeceksiniz. İçmeyeceksiniz. Her türlü şeyden kendinizi fedakarlıkta bulunacaksınız. Allah'ı zikretmenin hiçbir ön ritüeli yoktur. Abdestli abdestsiz. Nerede olursanız olun Allah zikredilir. başı açık başı örtülü abdestli abdestsiz yolda giderken camide mescitte tekkede evde mutfakta banyoda iş yaparken temizlik yaparken yemek yaparken her hal üzerinde Allah zikredilir. Eyvallah. Toplu halde Allah zikredilirse müjde var.
O yüzden diyorum hep beraber zikredelim diye. Müjde şu hadisi şerifte peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki bir topluluk beni zikrederse oradan af olmuş olarak kalkınız. Hadisi kutsi kim Allah'ı topluluk içinde zikrederse oradan af olmuş olarak kalkınız der. O yüzden hep beraber zikredelim hep beraber buradan kalkalım gidelim inşallah. bir kısa Abdülkadir Geylan Hazretleri malum büyük zat bir gün sabah böyle tekkede toplanmışlar Allah'ı zikrediyorlarmış Allah tabi kafaları da böyle sallıyorlar ya Allah'ı zikrederken hadisi kutsi var rüzgarın olgunlaşmış buğday başaklarını salladığı gibi beni zikrederken siz de sallanın diye hadisi kutsi onlar da Allah Allah sallanıyor hafızlar sallanırlar ya mevlüt anlar sallanır böyle ritmiktir bu bir papaz efendi böyle camdan tekkenin camından bakmış bunlar ne yapıyorlar böyle diye dervişler Allah Allah sallanıyorlar
o da bir sefer böyle kafasını sallamış ritmik gece olmuş kıyamet kıyamet kopmuş hesap kitap papaz efendi gel bakalım senin yerin cehennem iki tane zabani tam bunu götürecek evliya menkıbesi bu Abdülkadir Geylan hazretleri zuhur etmiş demiş durun ne oldu Allah'ın bana sözü var vaadi var kimsenin tekkene gelirse ben onu affedeceğim dedi bu papaz efendi demiş bir sefer benim tekkeme geldi kafasını salladı kafası bana ait vücudu size ait çekmiş hançeri cebinden papazın kafasını almış demiş alın vücudu size ait kafası bana ait
ama demiş tabi papaz kan ter içinde uyanmış bir bakmış kafa yerinde duruyor vücut yerinde duruyor koşa koşa geylan hazretlerinin tekkesine o mübarekte oturmuş sabah namazından sonra zikre başlayacaklar gene buna seher zikri denir tekkelerde tam kapıya gelmiş geylan hazretler başına kaldırmış papaz efendi gel demiş akşam başı kurtardın bugün de vücudu kurtar biz de hep beraber hem baş hem vücut kurtularak da şuradan gidelim inşallah semada zikirde buluşacağız hakkınızı helal edin salam anes n
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.