Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti - 21 Temmuz 2019
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 23 Temmuz 2019 · 50:48
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Cenab-ı Hak, hakkı hak, batıl batıl bilenlerden, hakkı hakça yaşayanlerden, hakça söyleyenlerden eylesin inşâAllah. Biz kendimizce bu topraklarda yetişmiş, bu topraklarda kök salmış, dalları ve meyveleri hem bu dünyanın her tarafına hem de mana âlemine doğru uzanmış.
Hz. Mevlânâ, Celâet-ül Rûmâ Hazretlerinin benim nazarımda hem Kur'ân tefsiri, hem hayatın tefsiri, hem maddi âlemin hem de mana âlemin tefsiri gibi gördüm. Mesnevî ile emhal olmak, mesnevî okuyup anlamaya çalışmak ve o yolda yürümek, o yolda koşturmak, herhalde kendimce, bahtiyarlığın en yüksek noktası.
O yüzden yine bu toprakların sesi, neşesi, zevki, bu manada bu toprakların manası olarak gördüğümüz mesnevîden devam edeceğiz inşâAllah. Bu konu başlığı, en son burada konu başlığında kalmıştık. Yahudi padişahının bu söze ehemmiyet vermeyip inkâr etmesi, kendisine nasihat edenlerin nasihatlerini kabul etmemesi. Biraz hatırlamak için geriye doğru dönmek istiyorum.
Hani bir Yahudi padişah vardı, o Yahudi padişah inananları normalde zulmediyordu, inananlara katliamlar yapıyordu ve o inananları hendekler kazdırmıştı, hendeklerin içerisine ateşler doldurmuştu ve inanan insanlara o ateşler atıyordu. Ne zamanki genç kız imanından vazgeçmedi, ateşe atıldı, ateş onu yakmadı.
Yakmayınca annesine yalvardı dedi ki, anne ateş yakıcı değil korkma imanından vazgeçme ve ondan sonra inananlar kendilerini ateşe atmaya başladılar. O Yahudi padişah baktı ki, inananlara ateş yakmıyor, bu sefer onların ateşe girmelerini yasakladı. Ve böylece de Hz. Pir bu noktada bu hikaye ederekten İbrahim'i, Yusuf'un, İsa'nın kerametlerini anlattı.
Ve yeniden hikayenin içerisinde o Yahudi padişaha geri döndü. O Yahudi padişah bu acip mucizeleri gördü. Fakat ancak taan ve inkarda bulundu. O Yahudi padişah ateşin Müslümanları yakmadığını görünce ve etrafındaki insanlar da buna şahit olunca, o Yahudi padişah iman edeceğine, Yahudi padişahın inkarı ve inadı yükseldi.
Ebu Cehil gibi. Hani Ebu Cehil ve avanesi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini görüyorlar. Onun mucizelerini görünce de onun bir büyücü olduğunu söyleyip inkarlarında şeditleşiyorlardı. Hani Ebu Cehil bir gün bir kuyuya düşmüştü de, bütün Mekkeliler uğraştılar o kuyudan kendisini çıkaramadılar. İpler sarkıttılar, merdivenler sarkıttılar. Ne kadar Mekke'de adet, edevat, takım, taklavat varsa getirdiler. Bir türlü kuyudan çıkaramadılar. Kuyudan çıkaramayınca, Ebu Cehil yeğeni olan Hz. Muhammed Mustafa'ya haber gönderdi. Dedi ki, gelsin beni buradan kuyudan çıkarsın. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gitti.
Baktı ki o kuyunun içerisinde. Dedi ki, ey amcam ben seni burada Allah'ın izninden kurtarsam benim peygamberliğime iman eder misin? Evet dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hemen iki rekat bir namaz kıldı. İki rekat namaz kıldıktan sonra Allah'a niyazda bulundu, duada bulundu. Dedi, uzattı elini. Bismillahirrahmanirrahim. Dedi ki, amca elimi tut, elini tuttu Ebu Cehil, Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellemin. Hz. Peygamber Efendimiz bir anda onu kuyudan dışarı çıkardı. Dedi ki, şimdi iman eder misin? Ebu Cehil dedi ki, bu ayı da ikiye bölersen o zaman inanacağım. Hz. Muhammed Mustafa yine namaza durdu.
İki rekat namaz kıldı. Allah'a yalvardı, yakardı. İslam tarihinde el kamer olayı. Ayın ikiye bölünmesi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kafasını secdeden kaldırdı. Eliyle Bismillahirrahmanirrahim dedi. Ayın yarısı bir tarafa, yarısı bir tarafa şey yaptı. Ebu Cehil dedi ki, vallahi de billahi de inandım ki sen büyücüsün dedi. Peygamberlerin mucizeleri, iman edenlerin imanlarını pekiştirir. Peygamberlerin mucizeleri, inkar edenlerin inkarlarını pekiştirir. Bir velinin kerameti, iman edenlerin imanlarını kemale erdirir, pekiştirir. Bir velinin kerameti, inkar edenlerin inkarlarını pekiştirir.
İşte o Yahudi padişahın da inkarı pekişti. Müminlerin ateşleri yakmadığını gördü. Hud aleyhisselamın ateşe emrettiğini gördü. Hud aleyhisselamın ateşe sevk ettiğini gördü. Hud öyle şeyler yapıyordu ki, bu mümin evi etrafına hemen bir çizgi çiziyordu. O çizgiyle o evin içerisindekiler yanmıyordu. Veyahut da savrulmuyordu. Hud bir çizgi çiziyordu. Bir kimsenin etrafına, o çizginin içindeki Müslümanlara hiçbir şey dokunmuyordu. Soğuk dokunmuyordu. Rüzgar dokunmuyordu. Rüzgar her tarafı yakıp yıkarken, her tarafı dondururken iman edenlere bir şey yapmıyordu. İşte o Yahudi padişah etrafındaki nasihat edenlerin nasihatlerini de ne yapıyordu?
İnkar ediyordu. O nasihatçılar diyordu ki, işi haddinden ileri götürme. İnat hayvanını bu kadar ileri sürme dediler. O Yahudinin, padişahın etrafında nasihatçiler, yani bugünkü dille danışmanlar, bir devlet başkanının etrafındaki danışmanlar, bir iş yapan kimsenin etrafındaki danışmanlar, o nasihatçiler, o danışmanlar vazifelerini yerine getirmeli.
İnsan, danışmanlık yaptığı kimsenin veya firmayı bataklığa değil, düzlüğe çıkarmalı. Ve onlara iyiyi, doğruyu, güzeli nasihat etmeli. Onlara iyiyi, doğruyu, güzeli aktarmalı. Yalakalık yapmamalı, şakşakçılık yapmamalı. Siz en iyisini bilirsiniz efendim dememeli. Varsa doğru olan bir şey, doğru bir şeyi, doğru gördüğünü o kimseye anlatmalı. İstişare edilen kimse, doğruyu söylemeli. Doğruyu aktarmalı. Bildiğini, ne kadar doğru var ise o bildiklerini onlara aktarmalı. Ama o Yahudi padişah, o nasihatçiler, o danışmanlar ona doğruyu söyleyince ne yaptı? Onların ellerini bağladı, onları hapsetti. Zulmünü birbirine pekiştirdi, birbirine tekti, birbirine ululadı.
Ardı ardına ne yaptı? Zulümlerini çoğalttı. O nasihatçilerin nasihatlerine, o danışmanların doğru danışmanlıklarına tabi olacağına, onları hapsetti, onları etrafından kovdurdu. Onlara karşı olan zulmünü şeditlendirdi. Hak ehli olan, hakikat ehli olan, hakikati kabul eder. Hak dostu, haktan gelen hakkı kabul eder. Ancak münkir gönüllüler, müşrik gönüllüler, hak ve hakikati kabul etmezler. Bir kimsenin gönlüne şeytan bevlettiyse, onun kalbine şeytan oturduysa, o doğruyu kabul etmez. O hakikati kabul etmez. Hakikati kabul edenler, ancak hakka ram olmuş, hakikata ram olmuş gönüllerdir. O yüzden doğruyu inkar eden, doğruyu kabul etmeyen, şeytanın kulu kölesi olmuş kimselerdir.
İşte o padişah da etrafında doğruyu nasihat eden o nasihatçilerin, ellerini kollarını bağlatıp hepsinde hapsediyordu. Allah muhafaza eylesin. Bu zalim padişahlar, zalim hükümdarlar, zalim devlet başkanları tarih boyunca hep olmuştur. Tirmizi'deki hadis-i şerif, kıyamet gününde Allah'ın en çok sevdiği ve kendine en yakın olan insan, adil hükümdar olacaktır.
İnsanlar içinde en nefret ettiği ve kendine en uzak kişi de zalim hükümdarlar olacaktır. Eğer insanların arasında adaletle, insanların arasında iyilikle, insanların arasında hak ve hukukla hükmediyorsa, emanetlerini ehline veriyorsa, kayırmacılık yapmıyorsa, aldatmacılık yapmıyorsa, ötekileştirmek yapmıyorsa, hükümetini, idaresini, idaresini, adaletin üzerine, hak ve hakikatın üzerine kurduysa, bir devlet, bir yönetim, bir devlet başkanı, o, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ve Allah'ın sevgili kuludur.
Ve o kimse Allah'a en yakın olan kimse olur. Ama yok, yönetiminin, sistemini, hak ve hakikatın üzerine değil, adaletin üzerine değil, insanların arasındaki hukuka dayalı değil, güzel, temel, âlâ bir hukuka değil. Ya normalde bencilliğin üzerine, adaletsizliğin üzerine, haksızlığın üzerine, kayırmacılığın üzerine kuruluysa, hem o düzen ve sistem batmaya mahkumdur, hem de o devletin başındaki, o kimse Allah'a uzak, Allah'ın lanetlediği kimselerden birisidir.
İşte o Yahudi padişah da, o zulmettinden dolayı, Müslümanlara bu noktada adaletle davranmayıp, Müslümanların kanını döktüğünden dolayı, o zalim padişahlardan olmuştu. Yine bir hadis-i şerif tabananiden, ahir zamanda zalim valiler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı fakihler olacaktır. Sizlerden bu zamana yetişen, onlardan herhangi bir vazife almasın. Ne zekat toplayıcı, ne yönetici, ne de zabıta olsun. Demek ki zalimler, her zaman için, Adem'den itibaren var olan topluluklar. Bu zalim, her zaman için vali de olabilir, vezir de olabilir, kadı da olabilir, fakih de olabilir. O zaman bir Müslüman uyanık olacak.
Eğer zalimlik altındaysa, o zalimlerle mücadele etmek, o zulme başkaldırmak, zulme direnmek, Müslüman için farzayındır. İşte o Yahudi padişah da, hem kendince fakihleri toplayıp, hem alimleri toplayıp, hem vezirleri toplayıp, etrafındaki avanesini komple zulme boyun eğdiriyordu. Ne vezirlerin sözünü dinliyordu, ne valilerin sözünü dinliyordu, ne kadıların sözünü dinliyordu, ne de fakihlerin, alimlerin sözünü dinliyordu, o zulmüne devam ediyordu, o zalimliğine devam ediyordu. Ve Hazreti Muhammed Mustafa da, bize bu tip zalimlerin zalimliklerine boyun eğmememizi, onların istediği işleri yapmamamızı emrediyor.
Müslüman nerede olursa olsun, zalimlerle, zulümle mücadele eden bir kimsedir. Mümin zulme boyun eğmeyen, mümin zalimliğe boyun eğmeyen, mümin haksızlığa boyun eğmeyen, mümin bir adalet timsalidir, bir hukuk savaşçısıdır, bir hak savaşçısıdır. Asla ve asla adaletsizliğe, hukuksuzluğe, zalimliğe, asla ve asla, asla ve asla herhangi bir zulme boyun eğmez.
Nerede bir adaletsizlik varsa, mümin orada o adaletsizliğe karşı mücadele edendir. Nerede bir hukuksuzluk var ise, mümin orada hukuksuzluğe karşı mücadele edendir. Mümin ne zamanki Kur'an'ına, sünnetine el ve dil uzatıldı, Kur'an ve sünneti için ayakta dimdik duran mücadele edendir. Mümin ne zamanki vatanına, milletine, devletine el ve dil uzatıldı, mümin buna karşı göğsünü siper edip mücadele edendir.
Mümin, vatanından, milletinden, namusundan, şerefinden, haysiyetinden, Kur'an'ından, sünnetinden, adaletten, hak ve hakikatten, geri durmayan, bunlar için her şeyinle mücadele eden kimsedir. Mümin, vur ensesine al lokmasını değildir. Mümin, ensesine tokat vurdurmaz. Mümin, lokmasını öyle aldırmaz. Mümin, açı doyurur, yetimi kollar, üstü başı olmayana üst baş aldırır. Mümin, tokada boyun eğmez. Onun ensesine tokadı vurup da lokmasını almaya kalkarsan, senin elini havada tutar, büker kırar, koparıp atıverir. Sen edebinle onun sofrasına oturursan, kendisi yemez, sana yedirir. Edebinle yaklaşırsan, kendisi giymez, sana giydirir.
Edebinle yaklaşırsan, kendisi uyumaz, seni uyutur. Edebinle yaklaşırsan, o aç kalır, seni doyurur. Mümin, pısırık, mümin, ferasetsiz, mümin, cesaretsiz, mümin, esen rüzgara doğru dönen, mümin, güçlünün karşısında boyun eğen değildir. Mümin, hak ve hakikat yolcusu, mümin, doğruların savunucusu, mümin, açları doyuran, yoksulların, kimsesizlerin kimsesizidir.
O yüzden mümin, pısırık, kimliksiz, kişiliksiz, neydi belirsiz bir kimse değildir. Ensesine tokat vurulacak kimse de değildir. Ensesine birisi tokadı vurursa, o tokadın intikamını alır. Mümine merhametli ve şefkatli yaklaşırken, o sana senden daha fazla merhametli, şefkatli yaklaşır.
O iman edenler ki, Müslümanlara şefkatli, merhametli gavurlara karşı şedittir. O yüzden mümin tarifini değiştirmemiz gerekir. Mümin algımızı değiştirmemiz gerekir. O yüzden unutmayalım, beni kurayza kabilesi, Müslümanlara hep sataşıyorlardı.
Bir Müslüman, Yahudi bir kuyumcunun yanına gitti, alışveriş etmek için. O kuyumcunun yanına gidince, oradaki Yahudiler, o Müslüman kadının başörtüsüyle dalga geçtiler. Müslüman kadın bundan çok utandı, inticap etti. Alışveriş yapmadan dükkandan çıkacağı zaman, orada dükkan sahibinin yanındaki başka bir Yahudi, kadının başörtüsünü çekiverdi aşağıya.
Kadın dışarı çıktı, ağlaya ağlaya, bağırarak, çağırarak bir Müslüman erkek oradan geçiyordu. Sordu, ne oldu diye. Bakın mümin, ağlayan bir kadına gitti sordu, ne oldu diye. Kadın dedi ki, şu dükkanın içerisindeki Yahudiler, benim örtümle, imanımla dalga geçtiler. Ve şu dedi, benim örtümü çekti, başımı açtı.
O Müslüman gitti, o Yahudi'yi tuttu, neden böyle yaptın diye ona bir tokat vurdu. Ona bir tokat vurunca, Yahudiler toplandılar, o Müslüman'ı şehit ettiler, öldürdüler. Hazreti Muhammed'i Mustafa ikindi namazını kılacak, ashabıyla beraber. Ezanlar okundu, tam minbere gidiyor. Namazı kıldıracak. Ashab hazır. Cebrail aleyhisselam geldi. Ey Muhammed, sallallahu aleyhi ve selleme, Beni Kurayza'da böyle böyle bir olay oldu. O şehit edilen Müslüman'ın intikamını derhal alın. Hazreti Muhammed'i Mustafa döndü arkasındaki cemaate.
Dedi ki, ey ashabım, Beni Kurayza kabilesinde bir Müslüman kardeşimiz şehit edildi. Mesele de bu. Onun intikamı alınmadan dedi. Namazı kılmak yok. Ey Müslümanlar! Camiler dolup taşıyor ama Müslümanların ağırlığı yok. Camiler dolup taşıyor, Müslümanların cesareti yok. Oradaki sahabeler hemen kuşandılar. Atlara bendiler. Beni Kurayza kabilesine doğru gittiler. Bineğin üzerinde namaz kılınma fetvası bu olaydan dolayı verilmiştir. Bir kısmı bineğin üzerinde namazını kıldı. Farz namazını. Gittiler. Beni Kurayza kabilesinde o Müslüman'ı şehit edenlerin hepsini de gerekli cezalarını verdiler. Onun intikamını aldılar.
Müslüman, imanını muhafaza eden koruyan, namusunu, şerefini koruyan, haysiyetini koruyan, dini ve milli ögelerini koruyan, dinine, imanına, namusuna, şerefine, örtüsüne, laf ve el uzattırmayan, toprağına, devletine laf ve el uzattırmayan kimsedir. O yüzden mümin pısırık değildir. Mümin, faildir. Her daim faaliyette, her daim diri, her daim ataktır. Her daim etrafına güzel şeyler söyleyen, etrafına güven veren, etrafına bu noktada muhafaza eden, koruyan bir kimliğe sahiptir. İşte, zalim Yahudi'ye karşı, oradaki Müslümanlar da ne yapıyorlardı? Direniyorlardı.
Ona karşı çıkıyorlardı. Ateşten korkmuyorlardı. Cezadan korkmuyorlardı. Hapse atılmaktan korkmuyorlardı. Çocuklarının, eşlerinin zulme uğramasından korkmuyorlardı. Mücadele ediyorlardı. O mücadele edene de, Allah yardım ediyordu. Ve Hazreti Mevlana diyor ki, Madem ki iş bu dereceye vardı, Ey köpek! Sabret! Kahrımız erişti! Diye bir ses geldi. O Yahudi zalimliğini arttırıyor. O Yahudi padişah, zalimliğine zalimlik ekliyor. Ne nasihatçılara uyuyor, ne vezirlerine uyuyor, ne de fakih insanlara uyuyor, ne de Müslümanların, müminlerin kanına doyuyor. Doymak bilmiyor. Müslümanların kanına doymak bilmiyor bu dünya. Bu zalimler, Müslümanların, müminlerin kanına doymuyor.
Bugün sabah bir o haber okuyorum. Bosna'da 80 kusur tane daha toplu mezardan şehit cenazesi çıkıyor. Üzerinden yıllar geçmiş. Hala da toplu mezarlıklar çıkıyor. Bosna'da. Bu dünya toprağı Müslümanların kanına doymuyor. Irak'ta, Suriye'de, Filistin'de, Bangladeş'te, Hindistan'da, Uzakdoğu'da, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Ürdün, Yemen, daha yeni bir binbaşımızı şehit ettiler.
Bu topraklar Müslüman kanına doymuyor. Daha her gün biz bir şehit gömüyoruz. Artık biz bunlardan da etkilenmiyoruz. Eğlenceler ful kadro gidiyor. Heva heves bir hayat ful kadro gidiyor. Her gün vatan topraklarına biz sakalı bitmemiş yiğitler gömüyoruz. Biz vatan topraklarına her gün bir asker, bir polis, bir sivil gömüyoruz. Bir ses bekliyoruz. Yeter köpek diyecek bir ses.
İnşallah Cenab-ı Hak o sesle bizi buluşturacak. Ey köpek sabret! Kahrımız erişti diye bir ses geldi. Ondan sonra ateş kırk arşın alevlendi. Bir halka teşkil etti. Ve o Yahudileri ffff diye içini alıp yakıverdi. Evet, bu Burguç suresinde geçer.
Mümin erkek ve mümin kadınlara dinlerinden döndürmek için işkence yapıp sonra da tövbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Onlar için çok yakıcı bir azap vardır. Hani Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri bu sohbetin başında da sen bu mesele için Buruç suresini oku demişti. İşte o Yahudi azgınlıkta, o Yahudi zalimlikte, o Yahudi kudurgunlukta öyle bir had safhaya geldi ki arşâhla titredi, Cenab-ı Hakk'ın gadabı yükseldi.
Ve öylesine bir gökten ateş geldi ki, o ateş yere vurduğunda yukarı 400-500 metre yükseldi. Ve Cenab-ı Hakk o Müslümanların, o müminlerin, o zayıf mümin erkek, kadın ve çocukların intikamını alıyordu. Ve Kasas suresi ayet 58, özür dilerim Araf ayet 4, Biz nice memleket halkını yok ettik ki, onlara azabımız gece uyurlarken veya gündüz istirahat halindeyken geliverdi.
Nice kavimler vardı, nice azgın kavimler, nice yoldan sapmış kavimler ve kasabalar vardı, nice yoldan sapmış topluluklar vardı. İşte lüt kavmi vardı, eşcinsellikte ta ileri gitmişlerdi. Lüt kavmi vardı, kadınları bırakıp erkeklerle cinsel ilişkiye giriyorlardı. İşte o lüt kavmini Cenab-ı Hakk bir anda helak ediyordu. Ey iman eden Müslümanlar, şehit topraklarında, her gün boylu boyunca şehit uzattığımız bu topraklarda, eşcinseller artık onur yürüyüşü yapıyor. Huş pazara düşmüş, fahşiyat gözlerimizin önünde. Ve biz, bize bir azabın dokunmasından zerrece korkumuz yok.
Hatta eşcinsellere merhamet etmeye başladık. Ne yapalım canım, onlar da eşcinsel, fuhuşlarına devam etsinler erkek erkeğe. Ne yapsınlar, onlar da fahişelik yapıyorlar, devam etsinler. Allah Allah, bu hale mi geldik? Bu hale geldik, tüküremiyoruz bile. İman edenlerin eşcinseller kadar hakları yok.
İman edenler eşcinseller kadar cesaretli değil. Hadi bir yürüyüş yapın, biz haram istemiyoruz diye. Hadi bir nümayiş yapın, biz haramlarla istigal etmek istemiyoruz. Haramla yönetilmek istemiyoruz diye. Rahatımızı bozmak istemiyoruz. Huzurumuzu bozmak istemiyoruz. Akşam olunca dizimizi izleyelim. İnternete girelim, sayfaları dolaştıralım. Kahrolsun bunlar diyelim. İki de tweet atalım. İki Facebook paylaşalım. Olduk mücahit. İki mevlüt okuyalım. Başımıza bir örtü koyalım. Bütün takım taklavatları takalım. Senin gelin ne giydi bugün? Benim gelin ne giydi bugün? Ah filancanın kızı oraya mı gitmiş?
Kolunu kaldır, indir şakır şukur şakır şukur. Ha pastaları, börekleri yiyelim. Cennetlik olduk ya. Harika. Ne kadar takım taklavat, altın varsa kuyumcular çarşısı gibi takalım gidelim. Düğüne gider gibi mevlüt'e gidelim. Bilmiyorum ben İzmir Bayındırlıyım. Bizim orada öyle oluyor. Üç aşağı beş yukarı Ege kıyısındayız ya. Hepimizinki de aynıdır. Yeni çıktı bir de ölüyor bir kimse. Başlar örtüde. Işıklar içerisinde uyusun. Ne ışığı ya? Ahirete kablo mı çektiniz? Lamba mı yanıyor orada? Ne ışığı? Ay çok iyiydi. Her akşam bir güzel içerdi, bir güzel içerdi. Işıklar içinde kalsın.
Onunla içmek azizim ayrı bir güzellikti. Allah Allah. Dedim ya bu bizim meyaneci bilen filanca değil mi? Dedim hangi ışıkta kaldı ya? Ne onları oraya mı çektiniz? Ama o hale geldik. E LGBT'liler olsun canım. Onlar da insan değil mi? Allah Allah. Yarın öbür gün çocuğun olursa ne olacak? O hale geldik. Aman kimse bizim rahatımıza dokunmasın. Eğer maaşlar bir gün yatmasın bu ülkede. Herkes sokağa çıkar. Herkes sokağa çıkar. Kıymetli dostlar. Dinimizin, imanımızın, namusumuzun, şerefimizin, vatanımızın, milletimizin, devletimizin. Bir maaş kadar kıymeti yok mu?
Bakın Cenab-ı Hak ne diyor? Kasas 58. Biz refah içinde şımarıp azgınlaşan nice ülkeleri helak ettik. Biz refah içinde şımarıp azgınlaşan nice ülkeleri helak ettik. İşte onların geride bıraktıkları yerleri kendilerinden sonra onların pek azından oturulabilmiştir. Onlara hep biz varis olmuşuzdur. Refah içinde yaşarken hakkı ve hakikati savunmayan, görmeyen, refah içinde yaşarken zalimliği, zulmü, adaletsizliğe göz yuman ülkeler.
Aman rahatımız bozulmasın, aman refahımız bozulmasın diye haramlara, tağuta, haramların en dip noktasına dahi hiç ses çıkarmayan, ona böyle yüzünü dahi ekşitmeyen. Hani Lut kavminde de gece 18 bin kişi gece namazına kalkardı ya, Lut kavminde 18 bin kişi gece namazına kalkardı. Ama onlar o eşcinselleri gördüklerinde yüzlerini dahi ekşitmezdi.
Cenab-ı Hak diyor ki onlar yüzlerini dahi ekşitmedi. O yüzden onlar da o eşcinsel kavimle beraber hepsi de helak oldu. Kardeşim, senin hangi tarikata mensup oldun önemli değil. Senin şeyhinin uçtuğu önemli değil. Senin hangi partiye mensup oldun önemli değil. Senin hangi cemaatinin içinde oldun önemli değil. Sen hangi hoca efendiye intisap etmişsin önemli değil. Senin intisap ettiğin hocanın yüzü su hürmetine bu dünya dönüyormuş önemli değil. Senin hoca efendin peygamber olsaydı ona tabi olurmuş. Önemli değil, böyle şirk küfür değil. Yüzünü ekşittin mi? İmanın en zayıf noktası.
Siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle, o mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğz ederek önlemeye çalışın ki. Bu imanın en zayıf noktası. Sen LGBT'lileri gördün de ağzının suyu mu aktı be edepsiz? Sen o dönmeleri gördün de senin de mi canın istedi be ahlaksız? Yüzünü ekşitmiyorsun. Sen bir kötülüğü görünce neden yüzünü ekşitmiyorsun? Tebessüm ediyorsun ona. Yüzümüzü ekşitseydik kötülükleri önlerdik. İşte Cenab-ı Hak diyor ki, Kasas Suresi Ayet 58, dikkat edin. Biz nice refah içinde şımarıp azgınlaşan ülkeleri helak ettik. Nice ülkeler vardı.
Bizim ülkemizden daha zengin, daha varlıklı. O zenginler ki kocaman devasa villalar kurar, kocaman devasa mahalleler kurar. O mahallelerin önlerine bekçiler kurar. Her villanın içerisinde hizmetkarlar, çalışan köleler doluşurdu. Ve herkes o zenginler, o elit tabaka, o sarayın etrafında dönüp dolaşanlar, o zalim padişahların etrafında dönüp dolaşanlar, o villalarda yaşarlardı.
Kurmuş oldukları o mahallelerde yaşarlardı. Gettolar bugün değil, mesela örneğin Huddun zamanında da vardı. Nuh'un zamanında da vardı. Lut'un zamanında da vardı. Salih'in zamanında da vardı. Yusuf'un zamanında da vardı. Yakup'un zamanında da vardı. İsa'nın zamanında da vardı. Musa'nın zamanında da vardı. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de zamanında vardı. Peygamberlerin hepsi de bu zalim yöneticileri, bu zalim insanları, bu zalim halklara karşı gönderilmiştir. O yüzden Nuh'un da, Hud'un da, Lüdd'un da zamanında o zalimler vardı. O insanlar vardı. O mesela Hud aleyhisselamın zamanında öylesine vardı ki, bugün o villalar yoktur. Öylesine villalar vardı.
Cenab-ı Hak hepsini helak etti. Çünkü zulmediyorlardı. Çünkü onlar refah içerisinde yaşıyorlardı. O Lüdd'un kavmi çok zengindi. Öylesine zengindi ki, öylesine zengindiler ki, öylesine bir şataat ve şatafat içinde yaşıyorlardı ki, dışarıdan kadınlar getiriyorlardı. Şimdi Rusya'dan, Ukrayna'dan geldiği gibi, Moldavya'dan geldiği gibi, yurt dışından kadınlar getiriyorlardı. Yurt dışından köleler getiriyorlardı. Artık erkekler kadınlara doymuştu. Artık erkekler kadınlara asla tevessül etmek istemiyordu. Ve başladılar erkek çocuklarına musallat olmaya. Önce kimin erkek çocuğuna musallat olacak? Kendi çocuklarının çocuklarına değil ya, ya dışarıdan köleler getiriyorlardı. Taze çocuklar getiriyorlardı.
Fakirlerin çocuklarını alıyorlardı. Yoksulların çocuklarını alıyorlardı. Henüz daha 8-9 yaşındaki olan erkek çocukları alıp, onları kadın gibi yetiştiriyorlardı. Lut'un kavmi yapıyordu bunu. Ve ondan sonra öylesine artmaya başladılar ki, öylesine artmaya başladı ki, artık bu kimin çocuğu önemli değildi. Artık bu kimin de önemli değildi. Hani hem eski ahitte, hem yeni ahitte, hem Kur'an-ı Kerim'de Lut'la alakalı kıssalar vardır. Melekler İbrahim Aleyhisselam'a uğradılar ya, insan suretinde. İbrahim onlara yemek yedirmek istedi, biz yemek yemeyiz dediler. İbrahim onlara süt ikram etmek istedi, biz içmeyiz dediler. Bizim işimiz var, biz oraya gideceğiz dediğince, Lut'la İbrahim Aleyhisselam aynı zamanda peygamberlik yapan iki peygamberdir.
Dediler ki, biz Lut'a gidiyoruz. Ve onlar Lut'a gittiklerinde genç erkek simasında gördü herkes onu. İşin acı tarafı ne biliyor musunuz? Onları gelenleri ihbar eden Lut'un hanımı ve kızı oldu. Hanımı çıktı, dedi ki, Lut'a üç tane çok temiz oğlan geldi. Pırıl pırıl, bakmaya doyamazsınız dedi. O azgın kavim Lut'un kapısının önüne geldi. Dediler ki, bize misafirlerini ver. Lut dedi ki, hiçbir zaman misafire el konulmaz. Hiçbir zaman, hiçbir kültürde, hiçbir inançta misafire dokunulmaz. Gelin dedi, size kızlarımı nikahlayayım. Misafirlerime dokunmayın.
Dikkat edin, Adem'den beri insanoğlunun insan cölçüsüdür. Misafire dokunulmaz. Misafir, ev sahibinin koruması ve gözetimi altındadır. Evinize bir misafir gelirse, o sizin evinizde kötü bir muameleye maruz kalmamalı. Evinize misafir geldiyse, onu korumalısınız. Onu muhafaza etmelisiniz. O sizden memnun bir şekilde evden ayrılmalı. Eğer dükkanınıza bir misafir geldiyse, onu korumalısınız. Onu kandırmamalısınız. Ona zarar vermemelisiniz. Ölçüdür bu. O ölçüde kalır. Ve Lut da yalvardı, dedi ki, azgın kavme, yapmayın. Allah'ın azabı şedittir, yakındır, dedi.
Ve melekler Lut'a dediler ki, Ey Lut, sen vazifeni yaptın. Biz de vazifemizi yapmaya geleceğiz, dedi. Ve sen, dedi, şehirden uzaklaş. Lut şehirden uzaklaştı. İçinde 18 bin gece namazı kılan kimselerle beraber, Cenab-ı Hak orayı helak etti. Ve Lut Gölü şimdi, orası helak olunan yer. Suyu içilmez. Ben görmedim, bilmiyorum. Diyorlar ki, öylesine bir koku var. Öylesine suyu acı ki. Hiçbir işe yaramıyor. Hiçbir işe yaramıyor. Lut Gölü ile alakalı. İşte, Cenab-ı Hak diyor ki, Biz nice refah içerisinde yaşayan ülkeler vardı. Onları helak ettik. Biz bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde, İsra suresi ayet 16.
Burayı dikkat edelim, kıymetli dostlar. Biz bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde, oranın zevk düşkünlerine, hakka uymayanlarını emrederiz. Fakat onlar dinlemeyip yoldan çıkarlar. Artık o ülke yok olmaya hak eder. Biz de orayı tamamen helak ederiz. Ne yapıyormuş Cenab-ı Hak bir şeyi yok etmeyi dilediğinde? Orada zevk düşkünlerine ve hakka uymayanlara diyormuş ki, Siz bunları arttırın. Onlar da ne yapıyorlar? Zevklerine zevk ekliyorlar. Zenginlerine zenginlik, zulümlerine zulüm ekliyorlar. Onlar haksızlıklarına haksızlık, dinsizliklerine dinsizlik ekliyorlar. Ve Cenab-ı Hak o ülkeyi helak ediyor. Hani var ya bir ayeti kerime, Ya Rabbi içimizdeki ahmaklar yüzünden bizi de helak eder misin diye, Cenab-ı Hak helak eder.
Hazreti Pir diyor ki, Onların asılları önceden de ateşti. Sonunda da asıllarına gittiler. Zaten zümre ateşten doğmuştu. Cüzler kül tarafına yol alır. O tarafa giderler. Sen küfür ile ateşe döndüysen, Sen cehenneme doğru gidersin. Hani sahabeler geldiler de, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dediler, Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme, Madem ki cehennemlikler belli, Madem ki cennetlikler belli, Biz niçin amel işliyoruz?
Biz ne ameli işliyoruz? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, Cehennemlikler cehennem ameli işlerler. Sen ameline bak, Nereye gittiğini görürsün. İyiler iyilik yaparlar, Kötülük kötülük yaparlar. Ameline bak, Kendi kendine bir ayna tut. Ama bu ayna sahici olsun. Ben bugün yalan söyledim mi? Ben bugün namaz kıldım mı? Ben bugün oruç tuttum mu? Ben bugün ne yaptım diye kendine bak. Kendini görürsün. Ateşten bir parçaysan, Hep ateşlik ameller işliyorsun. Yok cennette başka şeye oturacaksan, Cennetlik ameller işliyorsun. Bir su tanesi, Yürür yine deryayı bulur. Onun çünkü geldiği yer aslı deryadır. O çünkü buharlaşıp yürümüştür ama, O deryaya doğru koşar.
Normalde eğer bir puta tapıyorsan, Cehenneme odunsun demektir. İçinde putlar varsa, Cehenneme odunsun demektir. Başka bir şey aramana gerek yok. Normalde şimdi, Suya aşina olan, Suya doğru koşar. Siz hiç balığın karaya doğru koştuğunu gördünüz mü? Hayır. Ya balığı bıraksanız, Karanın ucundan koşturur suya doğru. Bir ördek yavrusunu, Suyun kenarına doğru getirirseniz, Ördek yavrusu suya doğru koşar. Neden? Onun istidadı o. Hani, Hazreti Mevlana Celalit-i Ruhu Hazretleri'nin son şeyhi, Büyük zat, Şemsettin-i Tebriz'i babasına söylüyor ya, Babası onun hakkında böyle, Ah vah ediyor biraz. Baba diyor, Üzülme, Benimle senin arandaki fark şu diyor, Hani diyor, Bir tavuğun altına ördek yumurtası koyarsın, O diyor, Ördek olarak çıkar.
Tavuk diyor, Cicivlerini dolaştırırken, Ördek bir nehir görür, Bir su görür, Ördek diyor, Koşturur, O suya doğru diyor, İşte ben oyum baba diyor, Benim üzerimde telaş etme. Yani, Ben mana ehliyim, Ben karaya ait değilim, Ben deryalara aittim, Bakma karanın üzerinde yürüdüğümü, Benim gönlüm deryaya ait, Sen kara görürsün benim yürüdüğümü, Yoksa ben suya aittim, Ben deryaya aittim diyor, Mana ehli, Dünyada yaşıyormuş gibi görünür, O yüzden Hz. Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. dedi ya, Dünyanızdan, Bana üç şey sevdirildi,
Dünyanızdan, O bu dünyaya ait değildi çünkü, O mana alemine aitti, O yüzden dünyanızdan dedi, Yani, Bizim dünyamızdan, Bizim gibi avamın dünyasından, O yüzden, Herkes, Fıtratına uygun olan yere koşar, Siz, Kartaldan, Güvercinlik bekleyemezsiniz, Kartar, Kartarlık yapar, Şahin, Şahinlik yapar, Kumru, Kumruluk yapar, Ayva, Ayva tadında olur, Elma tadında olmaz, Ayva tohumu ekersen, Ayva alırsın, Elma tohumu ekersen, Elma alırsın, Sen neysen, Oraya doğru koşturursun, Bak şimdi kendine, Ne olduğunu gör, Analiz et, Nereye koştuğunu gör,
E, Cennetlik sen, Farzları yerine getirip, Haramlardan uzak durup, Nafilelerle Allah'a yaklaşacaksın, E böyle bir şeyin yoksa, Sen, Cennet hayali kurma, Allah muhafaza eylesin, Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah, Önümüzdeki ay, Buradan devam edelim, Onlar ancak, Mümini yakan bir ateştilerden, Devam edeceğiz inşallah, Sabırla dinlediğiniz için, Haklarınızı helal edin, Sürçülisan ettiysek, Affola, Rabbim bilerek bilmeyerekten, İşlediklerimizi affeylesin inşallah, Birazdan, Sema edeceğiz inşallah, Bizim, Semamız,
Normal sema değildir, Kardeşler, Sema esnasında, Allah'ı zikrederler, Allah, Allah, Allah diye, Sema ederler, Bizim semamız ücretsizdir, Karşılığında Allah'ın rızasını bekleriz, Allah'ın sevgisini, Allah'ın muhabbetini, Allah'ın gölgesinin altında gölgelenmeyi bekleriz, Bir karşılık bekleyeceksek, Bir karşılığımız yoktur, O yüzden, Sizler de oturduğunuz yerden, Allah, Allah, Allah diyerekten, Semaya katılabilirsiniz, Semada buluşmak üzere, Geceniz hayır olsun, Selamun Aleyküm,
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.