mustafaozbag.org

Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti 20 Mayıs 2018

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Mayıs 2018 · 16:01

Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah, Cenâb-ı Hak yapmış olduğunuz ibadetleri dergâh izzetinde kabul etsin, Rabbim nice Ramazanlarda bulaşmayı nasip ve müesser eylesin inşâAllah. Hz. Mevlânâ, Celâletin'in Rûmî Hazretleri, bütün ümmet-i Muhammed'in içerisinde yetişmiş âlim ve veliler gibi, o da Kur'ân ve sünnete sımsıkı yapışmış, Kur'ân ve sünnet çerçevesinde dini algılamış bir kimsedir.
O ne dinler üstü bir kimniktir, ne de dini kitaplar üstünde bir kitabı vardır. O hiçbir zaman böyle bir söylemde de bulunmamıştır. Her daim ben Kur'ân'ın kölesiyim, Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyum, bunun dışında her kim ne söylerse, o söyleyenden de, o sözden de uzağım, şikayetçiyim diye kendi bulunduğu noktayı, kendi bulunduğu merkezi, kendi diliyle ifade etmiştir.
Kıymetli kardeşler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, İslam beş esas üzerine kuruludur. Allah'ın birliğine inanmak, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak, hacca gitmektir. Din, bu beş esas üzerine kuruludur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, size iki şey bırakıyorum, kim buna sımsıkı yapışırsa asla sapıtmaz demiştir.
Birincisi, malum kitabımız Kur'ân-ı Kerim, ikincisi de mübarek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin mübarek sünnetleridir. O yüzden bizim için ölçü, birinci derecede Kur'ân, ondan sonra da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnet-i seniyesidir. Ne zamanki Müslümanlar Kur'ân ve sünnet dairesinden saptılar, o zaman ne yazık ki sapıklıklara, ne yazık ki dağınıklıklara düçar oldular.
Ya köhneleşmiş bir mezhep saplantısına, ne de köhneleşmiş bir tarikat saplantısına saplanıp kalmak din değildir. O yüzden din, kendi kendisini yenileyen Kur'ân ve sünnet kaynağından alınmış öğretidir. Kıymetli dostlar, Cenab-ı Hak Bakara ayet 183'te, Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır demiştir.
O yüzden oruç ibadeti ayet-i kerime ile farzdır. Ayetle sabittir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de hadis-i şerifinde, Eğer ümmetim Ramazan ayının kıymetini, şerefini ve önemini hakkıyla bilmiş olsaydı, Bütün bir yılın Ramazan olmasını temenni ederdi buyurmuştur. O yüzden hadis-i şerifle de sabittir ki, Ramazan ayı mübarek bir ay, kutlu bir ay, mutlu bir aydır.
Hatta şaşarım o kimseye de, Ramazan ayı geçer de o affolmaz diye, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur. Kıymetli dostlar, Hazreti Mevlana Celalettin'in Rumi Hazretleri de oruca çok ehemmiyet vermiş. Oruca çok önem vermiş. Zaten Anadolu sufiliği, Anadolu sufiliği, farzları yerine getirip, Nafilerlerle Allah'a yaklaşma, Allah'ı sevme yoludur.
Bakın, Anadolu sufiliği, farzları yerine getirip, Allah'ı sevme yoludur. Allah sevgisinin üzerine kuruludur. Allah korkusunun üzerine değildir. Anadolu sufiliği, ben onu yukarı mezopotamya sufiliği olarak algılıyorum. Çünkü Anadolu sufiliği, öğretisini Ehlibeyt'ten almıştır. Ehlibeyt, ne yazık ki Muaviye'nin oğlu, Yezid ve Yezid taraftarlarının baskısından Orta Asya'ya Hüseyin'i kolu hicret etmek zorunda kalmış.
Hasani kolu da Mısır tarafına doğru hicret etmiştir. Biz, yukarı mezopotamya insanları, her şeyimizde, dinimizi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek torunu, Hz. Hüseyin Efendimiz'den öğrenmişizdir. O yüzden, bizde Allah sevgisi bir çıt öndedir. Biz, Allah'ı severiz. Biz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini severiz. Biz, Allah ve Resulünü sevenleri de severiz. O yüzden, bizim işimiz bu manada sevginin üzerine kuruludur. Hani koca Yunus'umuz, Yunus'umuz demiş ya, ben gelmedim davi için. Benim işim sevgi için. Bizim işimiz sevgidir. İşte, Hz. Mevlana Celalettin'in Rumi Hazretleri de ilahi aşkta zirve yapmış.
Zirveye oturmuş. Kendisinden sonra gelen kuşaklara, Allah aşkın denilince, Hz. Mevlana akla gelmiş. Allah aşkı denilince, bu topraklarda Yunus akla gelmiş. Allah aşkı denilince, bu topraklarda Hacı Bektaş Veli akla gelmiş. Hacı Bayramı Veli akla gelmiş. Tat Buk Baba akla gelmiş. Sarı Saltuklar akla gelmiş. Gidin Bosna'da görün. Gidin Bosna'da görün. Allah sevgisi denilince, Hacı Bayramlar akla gelmiş. Üftadeler akla gelmiş. Ve bu topraklar, Allah'a aşık yetiştirmiş. Allah'a aşık. Kıymetli dostlar, ne zaman ki biz bu aşktan ayrıldık, ne zaman ki biz bu aşktan koptuk, o zaman dağıldık.
Allah bizi tekrar toplatacak inşallah. Ne zaman ki biz kendi bağrımızdan, kendi içimizden, kendi kokumuzdan, kendi rengimizden, kendimizden koptuk, gittik, o zaman dağıldık. Yoksa bizim bir evimizde pişen aş, yedi mahalleye dağıtılırdı. Bizim evimizde bir ekmek, yedi mahalleye yeterdi. Bizim evimizdeki pirinç, yedi mahalleye yeterdi. Biz o aşkla yorulmuş insandık. Biz bu Ermeniydi, bu Yahudiydi, bu Aleviydi, bu şuydu, bu buydu diye ayıran bir toplum değildik. Sufilikte bir kimsenin dinini sormak abestir. Hangi dindensin diye soramazsınız, abestir. Hangi meşrepten diye soramazsınız, abestir.
Hangi mezhepten diye soramazsınız, abestir. Abest. Biz ne zamanki Hazreti Mevlana'ları unuttuk, Hacı Bayramları unuttuk, Hacı Bektaş Veli'yi unuttuk, dağıldık. İçimizden elin gavuru bir tane dayış çıkardı, camileri bombalattı. Elin gavuru geldi, Orta Doğu'ya yerleşti, kan gölüne çevirdi. Elin gavuru geldi, bizim kendi ülkemizde bize darbe yapmaya çalıştı. Biz kendi kökenimizden ayrıldık çünkü, kendi kokumuzdan ayrıldık, kendi rengimizden ayrıldık. Ucu nerede olduğu belli olmayan, Buckingham Sarayı'nın köhne odalarında mı, yoksa CIA'nin köhne menfezlerinde mi, yoksa Avrupa Birliği'nin köhne, duvarlarının arkasında saklanmış, neydi belirsiz menfezlerde oluşturulmuş bir dini bize dayatmaya çalıştılar.
Biz ama kendi kokumuzdan ayrıldık çünkü. Kendi Mevlana'mızdan ayrıldık. Kendi Mevlana'mızdan ayrılınca, bize farklı öğretiler getirdiler. Elin Amerikalısı orada pişirdi, biz hazır yemek düşkünü yaptı bizi. Biz hazır yemek düşkünü bir raftan aldık, din diye yedik. Elin gavuru bir şey hazırladı, ama önce bize hazır yemeği hazırladı. Bizi önce hazır yemek, hazır içecek, hazır paketlenmiş gıdalar, bunları alıştırdı bizi. Ve dini de hazır paketlenmiş bize verdi. Dini de bize hazır paketlenmiş bize verdi. Onu da yuttuk, Allah bizi affetsin. Bugünkü mutluluğum oydu. Biz kendi rengimizdeyiz, buradayız.
Bakın bu mekan, bu mekan tarihlere göğüs sermiş. Şu direklerin ağzı, dili olsa da dinleseniz, var da biz dinleyemiyoruz. Şu direkleri seyretseniz, dinleseniz, bu direklerde tarih ve maneviyat yatıyor. Hamdolsun. İşte Hazreti Mevlana da bu topraklarda yetişti. Bizim rengimizden, bizim kokumuzdan. Veya biz onun rengindeyiz. Biz onun kokusundanız. O da Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlı bir kimseydi. O sapık değildi, o sapkın değildi. O Kur'an'ı kendisine kitap edinen kimseydi. O Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretenin yolundan giden bir kimseydi.
Mesnevisinde dört bin kusur, ayet altı bin kusur, hadis var. Bilmem hangi kimin yazmış olduğu tefsiri, bizle hiç alakası yok. Okumaktansa, mesnevi tercih ederim. Mesnevi tercih ederim. Bilmem kimmiş. Kardeş, benim toprağımın ürünü, yerli malı, benim, benden, benim gibi düşünüyor, benim gibi yiyor. Neden onu tercih etmiyoruz? Ama ne yazık ki bu hataları yaptık. İşte Hazreti Pir de oruçla alakalı ne diyor? Oruç, seni gün gibi gönlü aydın, canı saf bir hale kor. Sonra da padişahla buluşma, bayram gününde varlığını kurban eder.
Seni varlıktan ve benlikten kurtarır. Oruç, oruçtur ki seni varlıktan ve benlikten kurtarmalı. Öylesine oruç tutun ki sizi varlığınızdan ve benliğinizden kurtarsın. Oruç ayına girdiğin zaman o aya kavuştuğun için hakka şükrederek, sevinerek, neşeli olarak gir. Çünkü Ramazan'ın gelişinden üzülenlere, gamlılara oruç haramdır. Onlar oruca layık değillerdir. Orucu sevinçle tutun, mutlulukla tutun. Din, sevinç ve mutluluktur. İbadetler, sevinç ve mutluluktur. İbadet ettiğiniz için Allah'a ayrıca hamd edin. Ve bundan mutluluk duyun ki Allah sizi bununla nimetlendirmiş olsun. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de Ramazan ayının ehemmiyetine binaen, kim Ramazan ayında oruç tutar, Allah'ın emirlerine uyup yasaklardan sakınarak orucunun hakkını verirse, korunması gerekenlerden de korunursa, önceki günahlarından arınmış olur.
Kim Ramazan ayını oruçlu geçirir, haramlara bulaşmazsa, Allah onun geçmiş günahlarını ne yapar? Affeder. İşte Hz. Pir diyor ki, bu ayda dualar kabul olur. Oruçlunun ahı gökleri deler geçer. Oruç kuyusundan sabreden kişi, Yusuf gibi aşk mısırına sultan olur. Ey sahura kalkan, sahur yemeği yiyen kişi, az konuş, hatta sus. Sus da orucu anlayanlar, oruçtan söz etsinler. Gel ey Şehir, ey Tebriz Şehir'in avunduğu büyük insan, oruç askerinin başkumandanı sensin. Allah oruçlarınızı kabul eylesin, Cenab-ı Hak ibadetlerinizi kabul eylesin. İnşallah seneye Ramazan'da ilk pazarda, seneye Ramazan'ın ilk pazarı yine burada buluşacağız, yine burada iftar edeceğiz, yine burada inşallah iftardan sonra sema edeceğiz, dua edeceğiz.
Hepinize teşekkür ediyorum. Ellerinizden, ayaklarınızdan öpüyorum. Allah kıymetinizi, Cenab-ı Hak kendi zat-ı uluhiyetinde yücelsin inşallah. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi