Gelibolu Mevlevihanesi Mesnevi Sohbeti - 11 Şubat 2018
Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 12 Şubat 2018 · 54:59
Allah şehitlerimizin yakınlarına sabrı cemil ihsan eylesin, memleketimizi bu tip bela ve musibetlerden korusun kurtarsın, her türlü emperyalist düşüncelere karşı bizleri de tek vücut haline getirsin inşâAllah. Bugünkü konu başlığımız Yahudi padişahın ateş yaktırması, ateşin yanına kim puta secde ederse ateşten kurtuldu diye bir put diktirmesi.
Malum tarih boyunca inananların karşısında hep bir putperestler çıkmış, inanmayanlar çıkmış, inananların karşısında inanmayanlar çıkaraktan inananların ne olduğu ne olmadığı, inanmayanların da ne olduğu ne olmadığı insanların önünde hep beyan edilmiş. Cenab-ı Hak iyilikleri yarattığı gibi kötülükleri de yaratmış, imanı yarattığı gibi küfrü de yaratmış.
Cenab-ı Hak nasıl peygamberler gönderdiyse ve peygamberleriyle kendi kullarını uyardıysa şeytana da müsaade etmiş, şeytan da kendisine tabi olanları ne yapmış, vesveseyle, desiseyle inananların karşısına çıkarmış. İşte yine aynı İbrahim gibi, hani İbrahim Aleyhisselam'ı da ateşe attı ya putperestler. Bu putperestler genel olarak geçmiş dönemde işlevleri hep aynı.
Bir ateş yakıyorlar, o ateşin içine atıyorlar inandık diyenleri. Ya putlara, onların putlarına, atalarının dinlerine iman edeceksin ya da onların hazırladıkları ateşe atılacaksın. Bu Adem'den itibaren bu savaş, bu mücadele devam etmiş. Putperestler, puta inananlar, atalarının dinine inananlar, kendi putlarını dikmişler, kendi putlarını dikerekten diğer insanların da o putların önünde saygıyla eğilmesini, o putlara secde etmesini emretmişler.
Eğer onların önünde saygıyla eğilmezler, o putlara secde etmezlerse, o inananları büyük zulümlerle, büyük acılarla baş başa bırakmışlar ve onları bu noktada zulmetmişler. Hani İbrahim Aleyhisselam atalarının dinine inanmayıp, putlara inanmayıp, Cenab-ı Hakk'ın dinine, Allah'ın indirdiğine inanmıştı ya, Nemrut ve avanesi, o günkü putperestler de ateş yakıp İbrahim'i ya bizim atalarımızın dinini kabul edersin, önünde secde edersin ya da seni bu ateşe atarız demişlerdi.
İbrahim Aleyhisselam da Cenab-ı Hakk'ın ilmine tabi olup, ben asla ve asla sizin putlarınızın önünde eğilmeyeceğim deyip, La ilahe illallah demeye devam etmişti. Ve İbrahim'i o günkü Nemrut ve avanesi ateşe atmıştı. İşte putperestler, inanmayanlar, hep inananları kendi zamanlarında bir ceza sistemi bularaktan cezalandırmaya çalışmışlar. Enteresan nokta, bu inanmayanların hep güçlü bir devletleri olmuş. Bu putperestlerin zalim olduklarından dolayı devletlerini güçleştirmişler, siyasetlerini bu noktada güçlendirmişler, askeriyelerini kuvvetlendirmişler, ekonomilerini devasa hale getirmişler. Çünkü bu inanmayan, bu putperestler, bu ateistler, bu dinsizler, insanların ekonomilerini sömürmüşler, insanları askeri olarak soymuşlar, soğuna çevirmişler, savaşlar çıkarmışlar, kan dökmüşler, insanların ülkelerini, insanların evlerini, insanların devletlerini yağmalamışlar.
Bu putperest, inançsız insanlar tarih boyunca böyle yapmışlar. Bakın şimdi bu putperestler aynı putperestliklerine devam ediyorlar. Size demokrasi getireceğiz deyip, ıran altını üstünü getirip, bütün yerüstü ve yer altı, bütün tarihi ve doğal, bütün neleri varsa sömürüp, hepsini alıp götürüyorlar. Ve onlar için yer altı zenginliklerinin üzerine konmanın türlü türlü oyunları ve tezgahları var.
Irak denilen ülkeyi yerle yeksan ettiler. Aynı bakın o putperestler, normalde sizin inancınızla, sizin bu noktadaki kendi imanınızla, ayakta durmanızı istemez. Nasıl ki Osmanlı'nın parçalanmasını sağladılarsa, ve Osmanlı'yı parçaladılarsa ve Osmanlı'yı parçaladıktan sonra Osmanlı'dan geri kalan bütün topraklardaki yer altı zenginliklerini ve yer üstü zenginliklerini sömürmeye başlayıp sömürdükleri yetmiyormuş gibi hala daha yine kendilerinin parçaladıkları ve başlarına kendi piyonlarını diktikleri ülkelerin yer altı zenginliklerini yok etmek için
o inananlarla savaşmaya devam ediyorlar. İşte bir Yahudi padişahın teki de bu Yahudiler peygamberleri katleden, peygamberlerin soylarından gelen iman edenleri, müminleri katleden soydur. Allah'ın lanetine uğramıştır. Bakın onlar Orta Doğu'yu kendilerinin amaçları, kendilerinin ülküleri için altını üstünü getiriyorlar. İşte o Yahudi padişah da gücü elinde tutandı. Bunun zünivas olduğu tahmin edilir. Hz. Pir bu Yahudi padişahtan bahsederken Allah alem bu zünivastır. Bu zünivas denilen Yahudi padişah, bu Arap Yarımadası'nın alt tarafında, Yemen bölgesinde 300 yıllık bir padişahlık zamanı var. Bu devletin böyle bir 300 yıllık o bölgede egemenlik zamanı var.
Ama bunların içerisinde en şedidi, en zalimi zünivas denilen bir Yahudi padişah. Bu Yahudi padişah etrafına korku saçmış, etrafını yangına çevirmiş, etrafını yağmalamış, etrafında ne kadar kavimler, devletler varsa hepsinde askeri olarak üzerlerine gitmiş, binlerce insan öldürmüş, binlerce insanın kanına girilmiş, binlerce çocuk öldürmüşler, binlerce evleri yakmışlar, şehirleri yerle yeksan etmişler. O şehirlerde ne kadar yer altında ve yer üstünde kıymetli neleri varsa hepsini derleyip toparlamış ve ardından iman edenlerle mücadele etmeye başlamış. O köpek Yahudi bak ne tedbirde bulundu, ateşin yanına bir put dikti. Bu himyerilerin son Yahudi kralı, bu zünivas denilen kimse, bu himyeri devletinin tarihte Güney Arabistan'da kurulmuş oranın hükümdarı, Arap Yarımadası'nda diğer Yahudilerin de olduğu gibi Yahudi kaynaklarında bahsi geçmiyor.
Ona dair bilgiler, Habeş, Süryani, Bizans ve Arap kaynaklarındaki kitabelerde yer geçiyor. Yahudi kaynaklarda yer almamasının sebebi, bu zünivas denilen padişahın çok zalim olması. Bunun zalimliklerinden kendi Yahudileri dahi utanmışlar. O yüzden kendi tarihi belgelerine ve kitabelerine bunun ismini dahi almamışlar. İslam kaynaklarında ise zünivas'ın adı züra olarak verilmekte. Necranlı Hristiyanlar tarafından kendisine zünivas ile aynı anlamdaki mesruk isminin verildiği ve diğer görüşe göre ise bu ismin muhalifleri tarafından hain, katil, cani anlamında onun hakkında kullanıldığı ileri sürülmektedir. Zünivas, Yahudi bir ailenin içinde mi büyüdü yoksa Yahudiliğe sonradan mı girdiği ihtilaflıdır.
Ama Yahudiliğe sonradan girdiği bellidir. Çünkü Yahudilikle beraber putperestliğini asla üzerinden atamamıştır. Tabi onun Yahudi bir ailenin içerisinde geldiğini Sürya Anadolu'daki Süryaniler iddia etmektedir. Süryani kitabelerinde zünivas'ın Yahudi bir ailenin içerisinde büyüdüğü, Yahudi kültürü alarak, Yahudi inancı alarak büyüdüğü söylenmekte. Ama diğer kaynaklarda Yahudi bir ailenin içerisinden büyümediği, sonradan Yahudi olduğuna dair işaretler var. İşte o Hristiyanlar dahi bu noktada zünivas'ın Yemen'de uyguladığı baskı ve şiddetin, Bizans Yahudilerine uygulanan baskı ve şiddetin misillemesi olarak kendilerini algılamışlar. Yani Bizanslılar Yahudilere baskı yapıyorlar, bu Yahudi zünivas'ta bu sefer Hristiyanlara baskı yapıyor diyerek algılamışlar.
Onların da tarihlerinde böyle geçiyor. Ama bu zünivas adında Yahudi ne yazık ki etrafında çok katliam yapmış. Bir rivayette on dört bin kişiyi kılıçtan geçirdiği, yaklaşık on bir bin kişiyi de esir aldığı söyleniyor. İşte bu Yahudi zünivas kendi devletinin içindeki Hristiyan inancına sahip olan kimseleri katletmek için hendekler kazıyor.
O hendeklerin içerisine odun, çer, çöp ne varsa, yakıcı ve yanıcı ne varsa hepsini de topluyor. Ve hepsini de ateşliyor, oraya da bir tane de put dikiyor. Ve diyor ki, kim puta secde ederse bu ateşten kurtulur. Kim puta secde etmezse bu ateşten kurtulamaz. 770. beyt, kim bu puta taparsa kurtulur, secde etmeyen ateşin tam ortasında oturur dedi.
Buruç suresi, Kur'an-ı Kerim'de 4, 5, 6, 7. ayeti kerimeler. İçi yakıtı bol olan ateşlerle dolu, o hendekleri kazanlara lanet olsun. Çünkü onlar ateşin çevresine oturmuş, müminlere yaptıkları azabı seyrediyorlardı. Demek ki o hendekleri doldurmuşlar ateşle ve müminleri o hendeklerin içerisine ataraktan onların azablarını seyrediyorlardı. Kur'an-ı Kerim, Buruç suresi 4, 5, 6, 7'de bu zulümle, bu Müslümanlara, o günkü müminlere yapılan zulmü anlatır bize. Hz. Mevlana Celalat-ı Rum Hazretleri de işte o Yahudi padişahın zulmünü Mesnevi'de anlatır. Hani derim ya, Mesnevi bir hayatı tefsir eden bir kitaptır diye. İçinde 4 binin üzerinde ayeti kerimeyi barındıran, 6 binin üzerinde hadisi şerifi barındıran bir hayat kitabıdır.
Hayat kitabıdır diyorum, 4 binin üzerinde ayeti kerime, insanın günlük hayatında, günlük yaşantısında elzem olan, lazım olan şeylerdir. 6 binin üzerinde hadisi şerif vardır, insanın günlük dini hayatını tanzim ederken, lazım olacak olan hadisi şeriflerdir. Tabiri caizse, an ve an, günün bütün saatlerinde ve dakikalarında, insanın günlük, insanın hayatını, yaşamını çevreleyecek, ayet ve hadislerin şerhiyle doludur Mesnevi. O yüzden kim bu puta taparsa kurtulur, secde etmeyen ateşin tam ortasında oturur beyti, Buruç suresinin 4. 5. 6. 7. ayetlerinde anlatılan estantenedir. Hz. Bir devam ediyor. O bu nefis putunun cezasını vermeyince, nefis putundan başka bir put doğdu. Putların anası nefsinizin putudur.
Çünkü o put yılan, bu put ejderhadır. İşte insanlar kendi nefislerini terbiye etmeyince, o nefis putundan ayrı bir nefis putu çıkar, ayrı bir put çıkar. Bu putçuluk öyle bir şeydir ki, tarih boyunca bütün insanlığın sıkıntısı olmuştur. Hani Arap Yarımadası'nda bazıları kendileri helvadan put yaparlar, hani helvadan büyük bir put yapmışlar Arap Yarımadası'nda, aç kaldıklarında o helvadan yaptıkları putu yemişler.
Tarih boyunca belki de bazı din adamlarının dair putlarını yapmışlar. İlk putçuluğun başlangıcında Kur'an tefsirleri bize şunu söyler. Çok mühim, çok önemli, herkesin sevdiği bir Allah dostu vardır. O Allah dostunu, o bölge insanları çok severler. O vefat eder, bu dünyadan göçer, o bölge insanları onun sevgisinden dolayı çok büyük bir üzüntüye düçar olurlar. Ve nefis, şeytan onların nefsine vesvese verir. Der ki onu çok seviyordunuz, öyle değil mi? Evet, bakın der, onu her an görebileceğiniz, şehrinizin merkezine onun putunu yapın ve onu unutmayın hiçbir zaman. O günün insanlarına bu hoş gelir, tatlı gelir ve şehirlerinin ortasına o veli, o Allah dostu kimsenin bir heykelini yaparlar.
Herkes oradan gelir geçerken o büyük zatı anmış, o büyük zatı unutmamış olurlar. Şeytan meseleyi burada bırakmaz. Der ki şehirlerinizin girişini ve çıkışını da bu puttan yapın ki onu şehirden çıkarken veya şehre girerken hiç unutmamış olursunuz. Bu insanlara tatlı gelir. Hani bizim Anadolu insanlarında Orta Asya'dan kalma bir gelenek vardır.
Anadolu insanları ölen aile büyüklerini ya devamlı çalıştıkları tarlaların bir köşesine gömerler ya da şehirlerin dışına doğru gömerler. Hiç unutmamak için. Bakın eski kabristanlıkları ana yolun giriş ve çıkışlarının üstündedir. Şehrin kaç tane giriş çıkışı var? Dört tane. Dört giriş çıkışta da mezarlık vardır eski şehirlerde. Çünkü insanlar tarlaya, bağa, bahçeye giderlerken o ölülerini unutmasınlar. Onlara bir fatiha okusunlar. Gaflete düşmesinler. İşte şeytan onlara der ki şehirlerin giriş çıkışına da siz bu putlardan koyun ki unutmayın hiç. Şeytan burada bırakmaz insanları. Bunu yaptıktan sonra derler ki siz onu hiç unutmayın. O öylesine bir sevilecek kimsedir ki onu unutursanız ona hainlik yaparsınız.
Ya evlerinizin bir köşesine onun putunu dikin her sabah akşam onu hatırlayın. Bu bir müddet sonra şeytanın vesvesesiyle ibadet haline gelir. İnsanlar evlerinin en güzide köşelerine bir put dikerler. O zatın putunu ve her gün onu hatırlama ihtiyacı duyarlar. Put perestliğin çıkış noktası budur. Ve ondan sonra insanlar önemli gördükleri kimselerin putunu yapmaya başlarlar. Bir müddet sonra da insanlar o puta ne yaparlar? Tapmaya başlarlar. Veyahut da kendi heva ve heveslerinden veyahut da tabiat olanlarından esinlenerekten bir put oluştururlar. Rivayet edilir ki Mekke'de işte 300'ün üzerinde put vardı. Enteresan bir şey. Bunların içerisinde büyük putlar vardı. İçlerinde küçük putlar vardı.
Her kabilenin bir putu vardı. Her sülalenin bir putu, bir tanrısı vardı. Onlar kendilerince sülalelerin veya ailelerin veyahut da kavimlerin tanrıları vardı. Onun tanrısı onun tanrısını dövüyor. Onun putu onun putunu dövüyor. Ama her biri birer puttu. İşte bu putçuluk çok kadim bir hastalık. Şeytanın vermiş olduğu bir vesvese. Ama Hazreti Mevlana bizi farklı yöne doğru sevk ediyor. Diyor ki eğer siz nefis putunun cezasını vermezseniz, yani kendi nefsinizi terbiye etmezseniz, sizin nefis putunuzdan başka putlar çıkar. Nefis putu, sizin kendi nefsinizin putu ana put haline gelir. Ya o tabiri caizse habire putçuklar doğurur. Habire putçuklar oluşturursunuz.
Günlük putçuklarınız, saatlik putçuklarınız olur. Dakikalık putçuklarınız olur. Aylık putlukçılarınız olur. Yere göre, duruma göre, konuma göre bir sürü putçuğunuz oluşur sizin. Put, siz oluşturursunuz. Kendiniz oluşturursunuz. Kendiniz, biz belki de ellerimizle bir heykel yapıp o heykele tapmayız Müslümanlar olarak. Ama nefsimizi terbiye etmezsek, biz kendi heykelciklerimizi oluştururuz.
Kendi gönül dünyamızda. Eğer nefsimizi terbiye etmezsek, kendi putlarımızı doğurur. Nefis putumuz an be an. Ve etrafımızda o kadar çok put olur ki, o putların hepsi de bizim çocuğumuz hükmünde olur. Onları bizim nefsimiz doğurmuştur çünkü. Bizim nefsimiz oluşturmuştur. Allah bu an muhafaza eylesin. Nefis, Şem suresi ayet 7, 8, 9, 10. Nefse ve onu şekillendirene, sonra da ona kendisi için kötü ve iyi olanı öğretene ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Nefsinin gerçek yüzünü gizleyen ise hüsrandadır. Bu Şem suresi, baştan aşağı, başlangıçta işte Şemse yemin olsun diye başlar. Yeminler vardır.
Yeminler ederken, yeminin arkasından nefsi ve onu şekillendirene de yemin eder. Nefsi, yani nefis, buradaki nefsin Kur'an'da kullanıldığı ayet-i kerimelere göre nefsin manası değişir. Buradaki nefis, insanın bütünüdür. Hem içsellik hem de dışsallık noktasında. Hem zahir olarak hem batın olarak. Burada nefis, bütün insanın bütünüdür. Nefsi şekillendirene, bu şekli, bu şemali veren Allah'tır. Bu nefsi, bu şekli terbiye eden, bu şekli muhale getiren, gözlerimiz, burnumuz, elimiz, ayağımız, kolumuz, dilimiz, iç organlarımız, batınımız, aklımız, ruhumuz, canımız, bunları şekillendiren ve bunları terbiye eden, bu vücudu terbiye eden, terbiye edip vücudun bu noktadaki çalışma sistemini organize eden, bütün kanlarınızdan tutun da hücrelerinize kadar.
Bunu bu bina haline getiren ve bunu çalıştıran, çalışması için belli bir matematiği oluşturan ve o matematiği bizim vücudumuzu endeksleyen Allah'tır. ve ona iyiliği ve kötülüğü yaratmıştır. Burada bu iyi olanı, iyi ve kötüyü öğreteni, ben biraz üzerinde durdum. Bu öğreten, hani Allah insana kötülüğü öğretir mi? Öğretmez, çünkü kötülüğü sevmez. Bu ayet-i kerimenin manası böyle olmaması lazım. Bunu Türkçe'ye çevirenler, iyiliği ve kötülüğü öğretene diye çevirmişler diye döndüm. Allah affetsin, hakkınızı helal edin, bir şey yapmış gibi kabul edilmesin. Okudum ayet-i kerimeyi birkaç kez.
Türkçesini birkaç yerden bakmaya çalıştım. Yani mealcilerin büyük bir çoğunluğu bunu öğretene diye meal etmişler. Yani benim için güzel bir kaynak var ya, taberi tefsiri. Taberi tefsirinde ben bunu yaratan olarak kendimce, kalbime gelen oydu. Hani nefsin kendi üzerinden tecelli eden iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah olarak ben kendimce bunu tefsir etmiştim. Aynı manada, tefsir-i taberi de aynı manada İbn-i Zeyd bunu böyle mana vermiş. Onun bu noktadaki izahı şöyle, ona kendisi için kötü ve iyi olanı öğreten ayetini kendisinde kötülüğü ve iyiliği yaratan şeklinde izah etmiştir. Bizim nefsimizde, bizde iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah'tır. İyilikler Rabbinizdendir.
İyiliği öğreten peygamberlerinin ve velilerin ve evliyaların vesilesiyle iyiliği öğreten bize Allah'tır. Nefsimize kötülüğü ve vesvese eden, kötülüğü uyandıran ise şeytanın vesvesesidir. Nefis iyiliğin zıddını yapar. İyiliğin zıddını vesvese olarak nefsimize hükmeden şeytandır. Ve biz o şeytanın vesvesesiyle nefsimizin heva ve arzusuna kanaraktan kötülük yaparız. Yaptığımız kötülükler, yapılan iyiliklerin, öğretilen iyiliklerin hepsi de zıddıdır. Eğer iyiliği kötülükten arınmak istiyorsak, iyiliklerin zıddını yapmamamız gerekir. Ve zaten o kimse de, ayeti kerimede nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir der.
Nefsi neden arındırırız? Nefsi kötülüklerden arındırmamız gerekir. Eğer nefsimizi kötülüklerden arındırmaz isek, bizim kendi iç nefis putumuz dışarı çok nefis putları oluşturup doğurmasına sebep olacaktır. Ve asıl putların anası o zaman bizim nefis putumuzdur. Biz dışarıdaki putları İbrahim gibi balta ile kırıp dökmeyi düşünürken, Hz. Muhammed-i Mustafa ve Hz. Ali gibi dışarıdaki putları yıkmayı düşünürken, kendi iç putumuzu ihmal etmekteyiz.
Oysa onlar birinci derecede kendi iç putlarını yıkmışlardı. Kendi iç putlarını yıkmayan, kendi iç putlarını devirmeyen, kendi iç putunu yerle yeksan edemeyen kimse, hiçbir zaman ne kadar dış putu yıkarsa yıksın, içindeki put yeni bir put oluşturacak ve yeniden o puta doğru onu yönlendirecektir. İşte Hz. Mevlana Celaletin Ruhu Hazretleri, sivrisineklerle uğraşmıyor. Bataklığın temeline giriyor. Diyor ki sen her gün sivrisinekle mücadele eder, sivrisinekleri öldürebilirsin. Ama senin içsel aleminde bataklığını kurutmazsan, içsel aleminde bataklığı yok etmezsen, her gün, her an, her dakika, senin iç dünyandan yeni sivrisinekler çıkacaktır. Ve o yeni sivrisinekleri sen her gün öldürmek için mücadele etsen de, bataklık kurumadığı müddetçe o sivrisinek üretmeye devam edecektir.
Eğer bir kimse nefsiyle mücadele etmezse, kendi nefis putunu alaşağı etmezse, dışındaki nefislerle ne kadar mücadele, dıştaki putlarla ne kadar mücadele ederse etsin, başarıya ulaşmayacaktır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir kimsenin normalde nefsini temizlemesi demek, birinci derecede Allah ve Resulü'nün inkardan kurtulup, haramlardan uzak durup, farzları yerine getirmesiyle mümkün olur.
İnkardan uzaklaşmayan, haramların içerisinde dolaşan yüzen bir kimse, asla ve asla kendi nefsinin putunun zulmünden ve zalimliğinden kurtulamayacaktır. İşte nefislerine zulmedenler, nefislerine zalim olanlar, bu inkarcılar ve haramı haram olduğunu bildiği halde, fütursuz bir şekilde haramı işleyenlerdir. Nefsini arındırmak isteyenler, nefsini terbiye etmek isteyenler, nefis potunu kırmak isteyenler, inkarcılıktan vazgeçip, eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyerekten iman edip, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayrın ve şerrin yaratıcısının Allah olduğunu, ölüme, öldükten sonra hesaba çekilmeye, kabir azabına, mahşerde sorgu ve suale, cennetin ve cehennemin var olduğuna, cennetin ve cehennemin ebedi olduğuna iman edip, İslam'ın şartlarını yetirine getirmek de mümkündür.
Nedir İslam'ın şartı? Kelime-i tevhid okumak, ardından namaz kılmak, ardından oruç tutmak, ardından hacca gitmek, ardından zekat vermek, ardından haramlardan, Allah'ın yasakladıklarından uzak durmaktır. Nefsini arındırmaktan uzak duranlar, yani işte inkara devam eden, imanı kemale erdirmeyen insanların, kendilerince, sufilik adı altında, biz nefsimizi tezkiye ediyoruz demeleri, yalandan ibarettir.
işte gideceksin de, hayvansal gıdalardan yemeyeceksin de, üç gün boyunca ellerini böyle tutup, aaa diyeceksin de, beş gün boyunca gidip bir karanlıkta duracaksın, karanlıkta durduğunda, ellerini de böyle tutacaksın, ışığa doğru duracaksın, kırmızı noktalı kocaman hatunun da kırmızı noktasına bakıp, zee diyeceksin, çakraların açılacak, böyle bir nefis meratibi yok, böyle bir nefis arındırması yok, bunlar şeytanın hilesi, bunlar şeytanın aldatmacısı, ey iman eden Müslümanlar!
Muhakkak ve muhakkak, Allah ve Resulünün yolunu tutanlar, ancak nefislerini arındırırlar. Allah'ın haramlarından uzak duran, Allah'ın farz kabul ettiği, olmazsa olmaz dediği, ibadetlerden uzak duran insanlar, asla ve asla nefislerini arındıramazlar. Asla ve asla! Ve kendi kendilerine, haramın içerisinde yaşayarak nefislerini arındırdıklarını söyleyenler, ne yazık ki kumda oynayacaklar, çelik çomak oynayacaklar, iki tarafta oynarlarsa, yaraları, bereleri fazlalaşır, Allah muhafaza eylesin, çocukluktan başka bir şey değildir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duası, hepimiz amin diyelim. Ey Allah'ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılıktan ve kabir azabından sana sığınırız. Amin! Ey Allah'ım! Sen benim nefsime takvasını ver ve onu arındırıp temizle, sen onu en hayırlı temizleyensin, onun dostu ve mevlası sensin.
Ey Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul olunmayan duadan sana sığınırım. Amin! Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bizlere nefsimizin en önemli hastalıklarını, hastalıklarını bize sıralıyor. Bunların başlarına ne geliyor? Acizlikten! Rabbim bütün ümmet-i Muhammed'i acizlikten kurtarsın. Bizleri de acizlikten kurtarsın. Aciziyet haline düşmek, kendini aciz hissetmek ve aciziyete düştüğünü hissedip de orada durmak, nefsimizin bize oynamış olduğu oyundur. Milletçe ayağa kalkalım. Acizlikten kurtulalım. Ümmetçe ayağa kalkalım. Acizlikten kurtulalım. Ve ümmet-i Muhammed'in en büyük hastalıklarından birisi olan tembellikten kurtulalım.
Tembellikten, bilgide, ilimde, irfanda, sanayide, her şeyde çalışkan bir ümmet olalım. Çalışkan bir millet olalım. Çalışkan bir millet olalım. Çalışkan bir millet olaraktan tembellikten kurtulalım. Ümmet-i Muhammed'in hem birey bazında, hem kavimler bazında, hem de komple ümmet bazındaki hastalıkları bunlar. Korkaklıktan, korkaklıktan, bir tek korkaklık makbuldür.
O da Allah'tan korkmaktır. Bir tek Allah'tan korkmak makbuldür. Cenab-ı Hak korkaklığı bizim nefsimize vermiştir. Allah'tan korkalım diye. Eğer korkaklığımız Allah'ın haricindeki şeylerse, hepsi de bir puttur. Tembellik puttur. Acizlik puttur. Aciziyet göstermek puttur.
Tembelleşmek, çalışmamak, gayret etmemek, mücadele etmemek, cihad etmemek puttur. Korkaklık, Allah'tan başka bir şeyden korkmak küfürdür. Puttur. Bu nefsimizin ürünüdür. Bu nefsimizin çıkardığı büyük putlardır bizim için.
Yarından korkmak, iflas etmekten korkak, korkmak, eşim beni terk ederse diye korkmak, kocam beni terk ederse diye korkmak, çocuğum evi terk ederse diye korkmak. Sen Kur'an ve sünneti söyle. Sen zulmetme. Sen hak ve hakikati konuş. Bırak bu dünyada yapayalnız kalacağını bilsen dahi hak ve hakikatten geri dönme. Arkadaşların, dostların, annen, baban, eşin, çocukların, senin en çok sevdiklerin ve seni en çok sevenlerin seni terk edeceğini bilsen dahi hak ve hakikati konuşmaktan ve yaşamaktan vazgeçme.
Yalnız kalırım diye haramı yaşama. Bırak haram yaşamaktansa yalnız kalmayı tercih et. Namaz kılmadan yaşamaktansa, namaz kılaraktan yalnız yaşamayı göze al. Eğer oruç tutuyorsun diye ailen seni kınayacaksa, sülalen seni kınayacaksa, çalıştığın iş yeri seni kınayacaksa, seninle arkadaşlıklarını son bulduracaklarsa, varsınlar şimdiden buldursunlar.
Sen Allah'ın emirlerini kendi nefsinde yaşa, varsın hiç kimse seninle evlenmesin, desinler ki evlenmeme sebebin için. Bu çocuk çok takva. Bu beş vakit namaz kılıyor, oruç tutuyor, Allah'ı zikrediyor. Ben bununla evlenirsem beni de bu hale getirir. Seninle evlenmeme sebebi bu olsun kadınların. Bırak erkeklerin seninle evlenmeme sebebi senin dinin olsun. Desinler ki biz bu kızı alırsak, evlenirsek, yani bu dindar, bu içki içmez, balolarda çılgınca dans etmez, gece alemlerine takılmaz. Eee ya bu kız bize uymaz ya. Bu yüzden evde kalsın. Var eşin seni takvadan dolayı senden soğusun. Takvadan dolayı.
Erkek kadın hiç önemli değil. Ya bu adam ha bile namaz kılıyor ya, beş vakit namaz kılıyor. Ya bu kadın beş vakit namaz kılıyor ya. Ya bu kadın namaz kıldığı yetmiyormuş gibi gitti bir de zikir alakasına oturdu. Zikredeceğim diye uğraşıyor ya. Ben bununla mı evlendim, bunun için mi evlendim? Varsın bunun için seni söylesin. Sen korkma. Allah senin korkaklıktan Allah'a sığın. Birisinin cebine bir ekmek parası koyarken bir tane değil, belki de yüz bin tane şeytan senin elinin arkasından asılacak. Bir ihtiyaçlının ihtiyacını görürken, ben öyle derim. Bir kimse bir ihtiyaçlının ihtiyacını görecek ya, bir dertlinin derdine derman olacak ya, bir kederlinin kederini ortadan kaldıracak ya, bir hicrana uğramış bir gönlün mamur olmasına vesile olacak ya.
Birisine bir nasihat edecek ya, o nasihat edince de o kimse doğru yolu bulacak, o sıkıntıdan kurtulacak ya. Eliyle yapacaksa bunu dikkat edin, buna yemin dahi edebilirim. Bir şeytan değil, yüz bin şeytan onun kolundan asılır. Birine bir nasihat edeceksin ya, iyiyi doğruyu güzel anlatacaksın ya. Dilinin arkasından yüz bin şeytan asılır, nasihat etmesin diye.
Bir zikrullah halakasına gideceksin ya, zikrullah halakasına gideceksin. Orada Allah deniliyor. Heva heves yok, senden para pul isteyen yok, senden bir şey isteyen yok. Fi ise bilillah Allah için toplanmışlar, birbirlerini Allah için seviyorlar, toplandıklarında da Allah'ı zikrediyorlar. Böyle bir meclise gitmek için sen niyetlendin, yola çıktın, yüz bin değil, bir milyon şeytan senin arkandan asılacaktır. Bir milyon şeytan da önüne engel çıkaracaktır senin. Çocuğundan, eşinden, kocandan, karından, akrabalarından, işinden, aşından, eşinden, yoldan, arabadan, hava şartlarından, her şeyden sana engel çıkaracaktır. Seni asılacaktır. O zikrullah halakasına seni göndermeyecektir. O sohbete seni göndermeyecektir. Müslümanım, müminim diyenler dahi senin yoluna engel olacaktır.
Şeytan çünkü onların damarlarından girecek, onların hücrelerinde dolaşacak. Senin la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen annen, baban, karın, çocuğun, arkadaşların dahi nereye gidiyorsun? Gitme diyeceklerdir sana. Vallahi diyeceklerdir, billahi diyeceklerdir. Çünkü oraya gider zikrullah yaparsan defterin tertemiz çıkarsın. Bütün günahların affolmuş vaziyette. Allah Resulü korkaklıktan diyerekten Allah'tan başka bir şeyden korkmamanın, Allah'tan başka bir şeyden çekinmemenin yolunu açıyor bize. Bu yolu açan bize Allah ve Resulü korkmuyoruz, korkmamamız gerekir. Devam ediyor.
Cimrilikten, nefsin büyük hastalıkları. Cimrilikten, bir kardeşine tebessüm edemedin mi? Cimrisin. Bir yetimin başını dahi okşayamadın mı? Cimrisin. Bir lokmayı paylaşamadın mı? Cimrisin. Sana birisi yanlışlık yaptı, ona iyilik yapamadın mı? Cimrisin. Birisi sana nasılsın dediğinde, sana ne dedi mi? Cimri ve küstahsın. Birisinin ihtiyacı olduğunu gördün mü? Gördün. Onu gördüğün ve bildiğin halde, onun ihtiyacını gidermeye gücün var mı? Var. Bunu yapmadıysan cimrisin. Cimriler asla cennetin yüzünü göremezler. Cömertler ise şehitlerden sonra hemen cennete girecek olanlardır. Cennet, cömertler için süslenir. Husisi bir şekilde.
Çünkü cömertler, alimlerin yetişmesine sebeptir. Cömertler, sufilerin yetişmesine sebeptir. Cömertler, dinin ihya olmasına sebeptir. Cimrilikten Allah'a sığınıyor. Bakın bunlar nefsin büyük hastalıkları. Yaşlılıktan. Yaşlılık, bir kimsenin nefsinin hastalığıdır. Bir kimse kendi kendisini yaşlı hissetmesi. Nefsin putudur.
Ben bazen sohbetlerde derim ya, bizde yaşlanmak yok, ihtiyarlamak var. Ben böyle bazen yaşlandık artık dedim latifeden. Yaşlılığı kabul ettiğimden değil. Yaşlılığı kabul etmek yok. Hamdolsun yaşlı değilim. Eyübel Ensari Hazretleri 83 yaşında kendini atının üzerine bağlayıp İstanbul sularının önünde şehit olmayı göze aldıysa, yaşlılık yok.
Yaşlılık yok. Bunu unutun. Son nefese kadar mücadele etmek var dimdik. Allah bizi onlardan eylesin. Kabir azabından sana sığınırım. Çünkü birinci azap nerede var? Kabirde var. Kimlere? Namazı olmayana. Kul kabre indirilir. Ona sorgu başlar. Rabbike, nebike, dinike, imanike, kitabike sorulur. Kul cevap verir. Rabbim Allah, dinim İslam, Peygamberim Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Kitabım Kur'an. Hemen bir melek daha gelir. Bakın namazı tamam mı? Ya Rabbi farzları sıraladık eksik var. Nafileleri de saydık.
Hadis bu. Nafileler de farzın yerine geçti. Namazı tamam. Kuluma cennetten bir bahçe gösterin. Mahşere kadar cennet bahçesini seyrederekten beklesin. Namazı tamam değil. Nafileleri de ekledik gene tamam değil. Kuluma cehennemden bir çukur gösterin. Mahşere kadar cehennem çukurunu seyrederekten beklesin. Kabir azabı. Allah bundan cümle ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin. Ey Allah'ım sen benim nefsime takvasını ver. Yani benim nefsimi takvalı bir hale getirmede yardımcı ol. Onu arındırıp temizle. Amin. Onun dostu ve Mevlası yani nefsi yaratan içini ve dışını organize eden Allah diyor. Allah bizi onlardan eylesin.
İşte insan nefsi insana kötülükleri ve edepsizlikleri telkin eden şeytanın baskısı ve telkinine açık bir şeydir. Bu imtihanın sırrıdır. O yüzden Bakara ayet 169'da o size sadece kötülük ve hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder diyor. Şeytan bunu emreder bizi.
Neye emredermiş? Kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediklerimizi nefsimize ve sese verir. Onları söyle. Bakara ayet 43. Ey Muhammed gördün mü arzu ve hevesini ilah edineni? İşte arzu ve heves nefsin işidir. Bunu ilah edindiyse bir kimse bakın arzu ve hevesini ilah edindi. Yani onu putlaştırdı. Arzularını putlaştırdı. Hevesini putlaştırdı. Arzu ve hevesi onun için put haline geldi. Allah muhafaza eylesin. Ey Muhammed! Heva ve hevesini kendine ilah edinen, Allah'ın da dalaleti hak ettiğini bilerek saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektirdiği kimseyi gördün mü? Heva ve hevesini kendisine ilah edinmiş.
Kur'an ve sünneti bırakmış. Kur'an ve sünneti bırakarak kendi heva ve hevesini ilahlaştırmış. Yani işte Kur'an'da namaz farz. Ya bence namaz farz olmamalı. O günkü topluma farz kılınmış ama bugün için farz değildir o. Heva hevesini ilahlaştırıyor. Geçmiş ümmetlere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ya geçmiş ümmetlere kılınmış oruç farz. Bugünkü o ümmete olmaması lazım. Veya da hukuki bir mesele. Cenab-ı Hak Allah ve Resul'u bir hukuk belirlemiş. Ya bu tarihsellik içerisinde o hukuk o zaman için olabilir de bugün için olmaz. Heva ve hevesini ilahlaştırdı. Heva ve hevesini din yerine koydu. Din. Allah muhafaza eylesin. İşte yine Yusuf suresi ayet 53 Yusuf aleyhisselamın ağzından söylüyor.
Ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis şüphesiz ki çok çok kötülüğü emrederdir. Ancak merhamet ettiği müstesnadır. Allah bizi o nefsini putlaştıranlardan eylemesin inşallah. Nefis demir ve taştan yapılan çakmaktır. Put kıvılcımdır. O kıvılcım su ile söner. Taş ve demir çakmak su ile söner mi? Sönmez. Ademoğlunda da bu ikisi oldukça ne vakit ve nasıl emin olur. Hz. Pir demir ve taşı birbirine çakmak taşını vurduğunuzda kıvılcım çıkar ya. O kıvılcımı nefsin üretmiş olduğu put olarak görüyor. Diyor ki demir ve çakmak sende olduğu müddetçe o kıvılcım yeniden çakacak.
Ya o zaman Ademoğlu bu şeytan ve nefisle mücadele etmediği müddetçe o nefsi yenmediği müddetçe her daim o kıvılcım ondan çıkacak. Allah muhafaza eylesin. O zaman o nefis bizde var olduğu müddetçe o şeytan da var olduğu müddetçe nefisten emin olmak yok. Nefsin hile ve desisesinden emin olanlar ancak ahmaklardır Allah muhafaza eylesin.
Taş ve demir ateşi içlerinde tutarlar. Su onların ateşine işleyemez, tesir edemez. Taş ve demir suyun içerisinde tuttun, evet çaktığında çakmak olmaz. Ama dışarı çıkardığında kuruduğu anda çaktığında ne yapar yine kıvılcım çıkarır. Ama ıslakken bir nehrin içerisine girdi, bir gölün içerisine girdi, bir okyanusun içine girdi. Orada birbirini çaksa dahi ateş çıkarır mı? Çıkarmaz. Sen bir okyanus bul kendine. Oraya bir dal. Merak etme orada ateş çıkmayacak. Orada kıvılcım olmayacak. Küpün ve teslinin suyu fanidir. Sen bir küp bulursun bir tesli bulursun o fanidir. Lakin pınarın suyu daima taze ve bakidir. Pınarın suyu nedir?
Kur'an ve sünnettir. Sen Kur'an ve sünnetin göbeğine oturur, Kur'an ve sünnetin içine oturursan orada sendeki taş ve demir yok olmaz. Ama hiçbir zamanda ne olmaz? Ateş çıkmaz. Sen o pınarın içerisinde oturmaya gayret et. Ateş ve dumanın aslı demir ve taştır. Hristiyan ve Yahudi küfrü ikisinin de fer'idir. Ateş ve duman. Bir yerde ateş gördünüz, bir yerde duman gördünüz. Aslı nedir? Demir ve taştır. Yani demir ve taştan çıkan kıvılcımdan olduğu, nefisten olduğu, şeytanın vesvesesinden olduğu. Put bir tesli de gizli kara sudur. Put bir tesli de gizli kara sudur. Nefsi muhakkak olarak o kara suya pınar bil.
Eğer o nefis, o kara sudan nasiplenir. Bunlar nedir? İnkar ve kötülüktür. Nefis için kara su, inkar ve kötülüktür. Nefis oradan. O yontulmuş put kara sel gibidir. Put yapan nefis ana yolda bir pınardır. O put zuhura getiren, devamlı put üreten nefis ana yol gibidir. O her daim ne yapar? Habire put üretir. O normalde put üreten bir yol haline gelir. Heva hevese uyulunca, şeytana uyulunca, Kur'an ve sünnetin dışına çıkılınca. Put kırmak kolay, gayet kolaydır. Fakat nefsi kolay görmek cahilliktir. Putu kırarsın ama nefis de olan terbiye kolay bir şey değildir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne dedi bir savaştan dönerken?
Dedi ki küçük savaştan büyük savaşa döndük. Sahabeler dediler ki ya Resulallah bu yendiğimiz düşmandan daha büyük bir düşman mı var? O da evet dedi. Bu nedir ya Resulallah? O da dedi ki göğüs kafeslerinizde barındırdığınız nefsinizdir. Sonra dedi ki nefis de cihat en büyük cihattır. Nefis de cihat en büyük cihattır. Ey oğul nefsin misal ve suretini istersen yedi kapılı cehennemin kıssasını oku. Diyeceğiz buradan devam edeceğiz inşallah önümüzdeki aydan itibaren. Sabırla dinlediğiniz için hepinizden de Allah razı olsun. İnşallah Cenab-ı Hak önümüzde önümüzdeki ayda devam ettirmeyi bizlere ihsan eylesin. Selamun aleyküm.
Sema'da buluşacağız inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.