mustafaozbag.org

Gazali'den Sorular 8 - 08.08.2026 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 8 Ağustos 2026 · 1:14:19

Allah gecenizi hayırlı eylesin, günlerinizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve tebliğ eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Cümlemize Kur'an ve sünnet ise neye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Nerede Müslümanlara zulmeden, kanını akatan, namusunu, şerefini, haysiyetini, topraklarını ayaklar altına alan her ne kadar kafir, münafık, mürted var ise, Cenab-ı Hak hepsini kahri perişan eylesin, İsrail'i dağıtsın, yerle yeksan eylesin, destekçilerini dağıtsın, yerle yeksan eylesin, ümmet-i Muhammed'e zarar verenleri yerle yeksan eylesin, ecme. Evet, Gazali'ye devam ediyoruz inşallah. Herhalde bu haftadan sonra iki hafta daha devam eder, toparlanıyor artık inşallah. Allah ömür verirse bir Gazali incelemesi bitirmiş olacağız. Geçen haftadan devam ediyoruz inşallah. Önce komple bu akşam sohbet edeceğimiz kısmı okuyacağım.
Ondan sonra yine yavaş yavaş bölüm bölüm yol alacağız. İmam Gazali ile İhya Hareketi'nin aynı yönetimi izledikleri açıktır. Hareketin özünü Kur'an'a, sünnete ve dolayısıyla asır saadete, yani İslam'ın mutluluk çağı denilen Hazreti Muhammed ve sahabelerin yaşadığı döneme dönüş oluşturur. Bu düşüncelerin önde gelenleri Hasan Aydın'ın da işaret ettiği gibi İmam Şafi'nin öğrencisi olarak Hanbeli mezhebinin kurucusu Ahmet bin Hanbel, 780'de doğmuş, 855'te vefat etmiş ve izcileri Endülüsli İbni Hazım 994'te doğmuş, 1064'te ölmüş ve Harranlı İbni Teymiye 1263'te doğmuş, 1328'de ölmüş gibi
Selefi, Selefi diyebileceğimiz alimlerdir. Aynı çizgiyi daha radikal bir yaklaşımla 18. yüzyılda yeniden üreten Muhammed bin Abdülvehhab, 1703'te doğmuş, 1765'te ölmüş gibi daha yakın tarihte yaşamış alimler ya da siyasal İslamcılar bu çizginin en uç örnekleridir. Bu akşamki söz konusu, pasaj bu kadar.
Kısa aldım, geçen haftalarda baktım 11'de filan, 11.5'te bitiriyoruz. O yüzden daha böyle dedim uzun olmasın diye kısa bir pasaj aldım. Malum, Gazali tabi her derste bunu söylüyorum, olumlu bakanlar var, olumsuz bakanlar var. Böyle bir kimseye herkes olumlu bakacak diye bir kaide yok zaten. Ama biz kendimizce, kendi dairemizce, kendi dairemizde Gazali'ye bakış açımızı söylüyoruz. İlla ki bu böyledir de bir normalde iddia sahibi değiliz. Tabi bu metne baktığımızda bunlar mesela genel böyle kendilerini çağdaş olarak isimlendiren, böyle anılmak istenen kimselerin, düşünceleri, buna katılırsınız, katılmazsınız, bu farklı şeyler. Ama bu böyle normalde bu metne baktığımızda, bu metni ben kendi nefis dairemde, yani bunun komplesi yanlıştır deme lüksüne de sahip değilim.
İçinde doğru tespitler olduğu gibi, tarihsel boyutta baktığımızda tartışmalı yerler de var. O yüzden ben böyle kendi metnin özünden sapmadan, kendimce tespit ettiğim şeyleri sıralayacağım. Allah bizi, bizim düşüncelerimizi isabet ettersin inşallah. Gazali ile ihya hareketinin aynı yöntemi izledikleri açıktır. Burada ihya hareketi diye kast edilen şey, dini hayatın yeniden canlandırılması, dini düşüncenin yeniden canlandırılması. Yoksa ihya-i ulümitinden bahsetmiyorum. Yani bugün de mesela dini düşüncenin ve dini hayatın canlandırılması lazım. Mesela cemaatlerin, tarikatların, siyasi İslam olarak nitelendirdiğimiz toplulukların veya toplumun, top yükün gerçekten böyle bir ihya hareketine ihtiyacı var.
Bu benim kendi düşüncem. Tırnak içerisindeki insanların yaşadıkları veya yaşadıklarına inandıkları veyahut da kendilerince bu İslam diye kastettikleri ile Kur'an ve sünnetin bizim önümüze koyduğu İslam arasında dağlar kadar fark var. O yüzden gerçekten buna bu açıdan baktığımızda bugün de İslam dünyasının yeniden bir ihya hareketine ihtiyacı varmış gibi geliyorum. Yoksa buradaki ihyadan kasıt, ihya-i ulümitdin olduğunu düşünmüyorum. Ve gerçekten de Gazali'ye ve o günkü döneme tarihsel olarak baktığımızda dinin zahir kısmı ayrılmış, kendilerini batıncı gibi gösteren batiniler, yani İsmailiye Fatimi batini hareketi olarak batiniler ayrı bir ekol oluşturmuş, bizim gibi demeyeyim de ehli sufi olarak kendilerini adlandıranlar da bir kısmı sapkın noktalarda dururken bir kısmı da Kur'an ve sünnet çizkisinde durmaya gayret edenler olmuş.
Böyle olunca ve Gazali bu noktada işte hem dinin zahir ve batın hükümlerini ve anlayışını birleştirmeyi hedef alıyor. Bunun en önemli ölçütlerinden birisi ihya-i ulümitdin. İhya-i ulümitdin'de namazı bozan bozmayan meseleler var iken fıkhidir. Bir de namazın faziletlerini anlatır. Bu normalde işin batini tarafıdır, manevi tarafıdır. Bunları Gazali kendi nefsinde birleştirmeye çalışır. Ve mesela o gün için çok bu ay yuka çıkmış vaziyette enteresan bir şey. Benim tespitlerim kendimce, bunları sizler de muhakkak tespit ediyorsunuzdur. Bugün de mesela amelsiz ilim sahipleri var. Amelsiz ilim.
Amelsiz ilim ne demek? Namazı kılmıyor, orucu kılmıyor, zekatı vermiyor, hacca gitmiyor. Ama senden benden fazla bir bilgisi var. Bugün ilahiyat veyahut da imam hatip çevrelerine baktığımızda veyahut da tırnak içerisinde, ben bunu kabul etmiyorum ama bununla bir uzun uzun sohbet etmiştik. İslam'da siyasi hayat diye. Bugün kendilerini İslami siyasetçi olarak nitelendiren veya nitelendirilen zevata baktığımızda, onlarda amelsiz ilim var. Yani bizden fazla hadis biliyor. Çok güzel Kur'an-ı Kerim okuyor ama namaz yok. Çok güzel Kur'an-ı Kerim okuyor. Kafasında beyaz takke. Nerede bir cami, bir topluluk gördü? Eyyüzü Besmele'yi benden çok güzel çekiyor.
Hepinizden de çok güzel çekiyor. Ama ve lakin rüşveti de alıyor. Harika Yasin-i Şerif okuyorlar. Benim ezberimde yok ha Yasin-i Şerif. Ezberlerinde Yasin-i Şerif var ama bürokrasinin, bürokratların çekmecesi açık. Fitursuz rüşvet alıyorlar. Fitursuz kayırmacılık yapıyorlar. Gazali bu amelsiz ilmi eleştiriyor. Bakın amelsiz ilmi eleştiriyor. Yani normalde işte derviş kardeşlerin, sufi kardeşler de ilimleri güzel. Amel yok. Ama amel nasıl yok? Ahlakla alakalı. Namaz kılıyoruz ama ahlakla alakalı sıkıntımız var. Ve Gazali amelsiz ilmi eleştiriyor. Yoksa Gazali'nin ilimle derdi yok.
Ve Gazali özellikle bunu İhya'yı incelediğimizde görüyoruz. İhya'ya baktığımızda ihlası, samimiyeti, güzel ahlakı öne çıkarıyor. Bakın Gazali'ye baktığınızda çok ibadeti öne çıkarmaz Gazali'de. Gazali ahlakı öne çıkarır. Samimiyeti öne çıkarır. İhlası öne çıkarır Gazali. E bugün de zaten bizim ihtiyacımız olan o zaten. Biz normalde çok ilim bekleyen bir insan değiliz. Ama ihlas lazım, samimiyet lazım. Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Radyu Şerif'te buyuruyor ya, din samimiyettir diye. Din samimiyettir. Bizim de istediğimiz, aradığımız şey şu anda dindarlarda samimiyet, sufilerde samimiyet, siyasetçilerde samimiyet, bürokraside samimiyet lazım bize de.
Gazali'nin zamanında da Gazali ne yapıyor? Normalde ihlası ve ahlakı öne çıkarıyor. Bakın ihlası ve ahlakı öne çıkarıyor. Sizin camileriniz dolmuş, taşmış ama yanı başındaki bir apartmanda veya apart denilen şeylerde fuhuş almış götürdüyse kendini veya ülkede uyuşturucu 12-13 yaşa indiyse veyahut da fuhuş ülkede 14-15 yaşına indiyse camiler dolup taşsa ne olacak ki? Veyahut da sizin camiler dolsun taşsın harika ama lüt kavminin işlediği pisliği ulu orta işleyenler sokaklarda cirit atıyorsa ve onlar ülke içerisinde birinci sınıf vatandaş olmuş ise benim sakallı, cübbeli, sarıklı, başörtülü kardeşlerim ülkede hala da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsa o zaman bir anlamı kalmıyor bunların.
Burada normalde ahlak öne çıkmamış, ihlas öne çıkmamış, samimiyet öne çıkmamış, Kur'an ve sünnet-i seniyenin kaideleri öne çıkmamış ve Gazali toplum içerisinde dinin yaşanmasını canlı tutmak ve dini hayatı canlı tutmak için mücadele ediyor ve dinin yeniden yaşanabilir hale gelmesi için iştahatlar koyuyor orta yere ve baktığımızda o zaman ihya kavramı yani yenilemek, yeniden yaşamak, tecdit yenilemek kavramı Gazali'den, Gazali'nin üzerinde toplanıyor.
Böyle olunca zaten evet bu tespiti de ben hani Gazali'nin ihya hareketini doğru kabul ediyorum ve Gazali ile alakalı, Gazali'den sonra gelenlerin muhteşem tespitleri var. Tespitlerden birisi İhya'nın şarihi yani şerh etmiş İhya'yı. Allame Hanefi fakiri, hadis hafızı İmam Murtaza Ezzzebidi radıyallahu anh şöyle buyurdu. İmam Gazali fıkıh, usul-i fıkıh ve usul-i dinde ittifakla hüccettir yani delildir. Tasavvufta sıdkıyet, sıdkıyet-i uzman sahibidir. Şafii mezhebinde ashab-ı vücuh ve tercihan olup imamdır. Şimdi Gazali'yi böyle methedenler varken bu yeni çağdaş İslam düşünürleri der miyiz, demez miyiz? İslami entelektüel kesimi der miyiz, demez miyiz?
Bunların hepsi de tartışma konusu. Neden tartışma konusu? Yani bizim entelektüel diye bizim önümüze koydukları İslami çevrenin entelektüeli olarak önümüze koyduklarının kimisinin ağızlarında pro, bacak bacak üstüne atmış. Peygamber veya Muhammed şöyle diyor, ardından salat-ı selam getirmek yok. Bir kısmı florunu yan takmış ahkam kesiyor, bir kısmı normalde farklı kıyafetler içerisinde çıkmış önümüze ahkam kesiyor.
Bunların büyük bir çoğunluğu batı kaynaklarından desteklenen Sarosçu ulema takımı. Bunların bir kısmı masonik zihniyetli, mason. Bildiğiniz mason. İlahiyatın içinde, ilahiyatın dışında, diyanetin içinde, diyanetin dışında. Bu masonik zihniyetler, bu sebateist zihniyetler, bu deccalist zihniyetler o gün normalde gazali yolunu veyahut da gazalinin ihya hareketini veya gazalinin ilmini, duruşunu eleştirdikleri gibi, bugün de salt, Kur'an sünnet çizgisinde duran, ulemayı, Kur'an sünnet çizgisinde duran ehl-i sufi de eleştiriyorlar.
Onlar çünkü salt, Kur'an ve sünnetin uygulamasını istemeyen deccalist, sebateist, Yahudi kaynaklı Saros beslemesinin bunlar. Bunlar Saros beslemesi. Bizim İslam toplumunda Saros beslemesi ilahiyatçılar, Saros beslemesi allameye geçinenler, Saros beslemesi siyasetçiler, Saros beslemesi entelektüel kesim gibi görünen kimseler çok. Yani siz geçmişine doğru baktığınızda Saros'un desteklediği bir vakıftan burs almış, nice bizim önümüzde devlet bürokrasisinde görev yapan, bakanlık yapan, siyaset yapan, milletvekili olan Saros'un desteklediği bir vakıftan veya bir kurumdan burs almış, nice Avrupalarda sözde bir sürü çalışmalar yapmış kişiler var İslam dünyasında ve ülkemizde de var bunlardan.
Bunlar tabi Gazali ve çizgisini ağır bir şekilde eleştiriyorlar. Mesela bu konuda hadis allamesi olmuş hesapta, o diyor ki Gazali'nin ihyasındaki hadislerin büyük bir çoğunluğu sahi değildir diyor. Gazali'nin tırnağının üzerinde tozu olamayacak kimseler bunlar. Ama ihyayı yerden yere vurmak için görev almış. İhyanın içerisindeki hadislerin sahih olmadığını anlatıyor. Bunu söyledi, örnekliyorum bunu televizyonda söyledi, dinledim, attım çöpe bende. Veyahut da bunu bir alim hükmünde olan bir profesör söylemişti, attım çöpe bende. Yani normalde onu sen söylüyorsan Gazali'nin hakkını vermiyorsun. Veyahut da hani bugün İslam dünyasında kendisini biraz İslami entelektüel gören bürokrat ve siyaset kısmı Ali Şerati önümüze koyar ya bizim.
Kim Ali Şerati? Hadis inkarcısı. Yani bizim ülkemizde de ayetlere bile şüpheyle yaklaşınmalı değilen Diyanet İşleri'nin fetva kurulunda görev yapan profesörler var. Ayete bile şüpheyle bakacak. Ve bunu bizim ülkemizde söylüyor yine. O kimse insanların dini inanışlarından dolayı halkı düşmanına sevk etmekten yargılanmıyor bu kimse.
Ve bu kimse Diyanet Kurumu'nda görevli. Ve bu sözü söylemediğine dair bir iddiada da bulunmuyor. Bunlar anti-Gazali'ci, bunlar anti-Kur'an, bunlar anti-Sünnet, bunlar anti-Sufi, bunlar anti-Fıkıhçı bunlar. Anti-Fıkıh. Yani Fıkıhı reddediyor. Bunlar Hadisleri reddediyor. Yani bütün Hadislere şüpheyle bakacaksın. Hatta Ayete bile şüpheyle bakacaksın. İnsanların imanıyla oynuyor. Allah bizi affetse. Bu konuda yavaş yavaş ilerliyoruz ya. İkinci benim tespit ettiğim ne? Kur'an ve Sünnet'e ve Asr-ı Saadet'e dönüş. Ne muhteşem bir şey öyle değil mi baktığımızda? Bakın burada Aydın'ın normalde eleştirdiği yer Gazali'de diyor Kur'an ve Sünnet'e dönüş var.
Asr-ı Saadet'e dönüş var. Bunun için çaba sarf ediyor diyor. E şimdi baktığımızda evet doğru. Gazali bunun için mücadele ediyor. Yani Asr-ı Saadet'teki İslam'ı yaşamanın özlemi içerisinde, hasreti içinde hangi Müslüman Asr-ı Saadet'teki İslam'ı hayatı, İslam'ı yaşantıyı, İslam'ı düşünceyi hangi Müslüman istemez ki? Şuurlu bir mümin, şuurlu bir mümin. Sorsak şimdi teker teker şuurlu Müslümanlara, Asr-ı Saadet'teki İslam'ı yaşamak istemez misiniz? Herkes evet der. Ama bu anti-Gazaliciler ve anti-Kur'ancılar, anti-Sünnet-i Seneyciler bunu istemiyorlar. Evet açıkça bu ülkede de tam bir Kur'an ve Sünnet hayatı ve düşüncesi hakim olmasını istemeyenler var. Onlar bizdenmiş gibi görünüyorlar.
Ve evet, Gazali'nin normalde ister ihyasına bakın, ister diğer eserlerine bakın, dini olarak baktığımızda, o günkü Müslümanların Selefi Salihinin yaşadığı dini yaşamalarını ister. Bugün normalde hangi kendini bilen bir Müslümana desek ki, sen ashabın yaşadığı İslam'ı yaşamak istemez misin? Evet, hangi Müslüman peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin dizinin dibinde İslam'ı yaşamak istemezdi ki?
Bunun eleştirilecek bir yeri yok, bunun utanılacak, hayıflanılacak bir yeri var. Nasıl? Neden? Biz onu yaşayamadığımız için utanıp hayıflanmamız lazım. Ama burada tabi Selefi Salihin dediğimizde veya Selefi dediğimizde kafran kargaşası yaşanıyor bu ülkede. Sebep, bir grup insan çıktı, Selefi olarak kendilerini nitelendirdiler. Onların Selefi anlayışları, düşünceleri, yaşantısı ile Gazali'nin Selef anlayışı aynı noktada değildir. Bugünkü Neo-Selefi diyebileceğimiz, yani yeni Selefi akımı, 15-20 senelik bir akımdır, adı 30 senelik diyelim. Ben yeni İslam olduğumda bu akım yeni yeniydi. Bunlarla bizim böyle tartışmalarımız, atışmalarımız olurdu geceler boyunca.
Bunlar bu yeni akım mesela sufili, ehli tasavvufu kabul etmezler. Ama Gazali bunu kabul eder. Bunlar mesela kelamı reddederler, Gazali kelamı kabul eder. E bunlar mantığı reddederler, Gazali mantığı kabullenir, kabul eder, benimser. Bu Selefi dediğimiz, bu yeni Selefi akım, mesela iştahı da önemsemez. Ama Gazali iştahı da önemser. O yüzden bugünkü Selefi akım olarak görünen o zatlar, o şahıslarla bu hem sufilik noktasında, hem kelam noktasında, hem mantık noktasında, hem de iştahat noktasında, Gazali ile birleşmediği gibi, bugünkü sufilik anlayışı, sağlam Kur'an, sünnete dağılı sufilik anlayışına sahip olanlarla da anlaşamazlar.
Mesela bir Selefi çok rahat, benimle alakalı, ben kendimle alakalı söyleyeyim, benim küfrüme fetva veriyor. Çok rahat. Neden? Biz zikrullah yaptığımız için böyle bir zikrullah olamazmış, o yüzden biz bidat ehliyiz, bidat ehliyse küfür ehliyiz. Olmadığına dair senin delilin ne dediğimde, yok böyle bir şey diyor. Sen onun cemaatle zikrullah olduğuna hadis koyuyorsun, işte cemaatle zikrullahın faziletlerini anlatan hadis koyuyorsun önüne, sonra ayet-i kerimeler koyuyorsun zikirle alakalı, o böyle at gözlüğünü takmış, başka bir şey görmek istemiyor.
Baktığımız zaman şimdi bugünkü sufilerin zikir ibadetlerini toplandıklarında Allah'ı zikrettiklerini kerih gören, yanlış gören, eksik gören, hatta bunu bidat gören, ülkemizde kendisini allame gösteren insanlar yok mu? Var. Bunlar ne o zaman, nereden, kimin beslemesi bunlar? Bunlar saros beslemesi. Bunlar siyaya bozması, Mossad yosması bunlar. Ondan sonra da diyorlar bana, E bir veli insanın ağzından bunlar çıkar mı? Daha ağırını çıkarmam lazım da edebim müsaade etmiyor. Mossad bozmasısın sen, başka bir şey değilsin. Sen cihaya, cihaya yosmasısın, başka bir şey değilsin. Sen saros beslemesisin, başka bir şey değilsin sen.
Senin ülkende Kur'an sünnet diyen, vatan millet diyen bir sesi susturmaya çalışıyorsan, sen kafirin ta kendisisin, münafığın ta kendisisin sen, başka bir şey değilsin. Sen edebi hak etmiyorsun ki sana edeble davranalım biz. Edeble davranılacak olana, edepsiz davranan edepsizdir. Ama edepsiz bir kimseye, hain bir kimseye, gavur bir kimseye, kafir bir kimseye, senin dinine, imanına, vatanına, milletine, bayrağına saldıran bir kimseye, edeble yaklaşmak, hikmetsizlik der.
O zulümdür. Sen haine edeble yaklaşamazsın. Hain, haindir çünkü. Haine edeble yaklaşılmaz. Ona edeble yaklaşan kördür. Hikmetten nasibini almamış, erdemlilikten nasibini almamış, cihat ruhundan nasibini almamış, müptezelin tekelidir o. Başka bir şey değildir. O zaman sen kardeş, sen Kur'an ve sünnet diyen, vatan ve millet diyen, bu noktada kendince Allah'ı zikreden, hadisi şerif, hadisi kutsi mucibince, onlar birbirlerinden alışverişleri olmadığı halde, akraba olmadıkları halde, birbirlerinden nemalanmaları olmadığı halde, Allah için birbirlerini sevip toplandıklarında Allah'ı zikrederler.
O kimseler de hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde, Allah'ın gölgesinde gölgelenirler. Hadisi kutsisini yaşamak için toplanan, fi sebilillah, sufi topluluğuna sen, kafir damgası vuruyorsan, evet sen müptezelin ta kendisisin, evet sen saros beslemesi, Mossad yosması, cilsiyaya bozmasısın sen. Sen başka bir şey değilsin. Sen şeytansın, sen şeytanlaşmış bir kimsesin, sen deccaliyete kendini satmış bir fahişesin. Normal bir fahişe bedenini satar, sen imanını satmışsın. Sen imanını satmışsın. Sen benim söylediklerimi, sana çok ağır değil, hafif bile.
Evet, o yüzden Gazali'nin yaptığı, İslam'mış gibi görünen münafıklarladır mücadelesi. Gazali'nin yaptığı, İslam'mış gibi, Sufilik'miş gibi görünen, ametsiz sapkınlarla da alakalıdır. Gazali kimle savaşır, mücadele eder fikri planda? Batinilerle. Kimle? İsmailiye mezhebiyle. Kimle? Fatibi mezhebiyle. Gazali caferilerle savaşmaz. Gazali haşhaşilerle savaşır. Gazali'nin savaşı bunlarla'dır. Eee, şimdi de günümüzün haşhaşileri var mı? Var. Bizdenmiş gibi görünüp, eroin, kokain koklayan ben değilim. Cuma tebriği atıp, arabasında kokain çeken ben değilim.
Cuma tebrikleri atıp, rüşvet yiyen ben değilim. Cuma tebrikleri atıp, Ramazan gelince bilmem hangi adalarda, hangi şerefsizlikleri yapan ben değilim. Kafasına beyaz takıp, insanların arasında Yasin-i Şerif okuyup, ondan sonra rüşveti çuvalla götüren ben değilim. Bu topluluk da değil. Biz toplandığımızda, fi ise bilillah Allah'ı zikrediyoruz. Şehenillah, eller cebe demiyoruz. Hiç kimseden hiçbir şey istemiyoruz. Ve isteyen bizden değil diyoruz. İstersek dilimiz kopsun diyoruz. Evet. Biz dini istismar etmemek için aç kalırız, açız demeyiz. Biz dini istismar etmemek için, kardeşler buranın kirası var, nasıl edeceğini yapmayız biz. Biz yosma değiliz, dilenci değiliz biz.
Biz südü bozuk, kanı bozuk değiliz. Biz harba harbi orta yerdeyiz. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, Kur'an ve sünnetin kaidelerini haykıranız biz. Sevdik mi dibine kadar severiz. Sevdik mi dibine kadar severiz. Allah için severiz. Sevdamızın önüne hiç kimse geçemez. Bizim nefretimiz de kafiredir, münafıadır. Din düşmanlarınadır. Biz Müslümanlara, müminlere savaş açmayız. Ama Müslümanmış gibi görünen, südü bozuklarla bizim işimiz. Başka kimseyle işimiz yok. Gazali ile aynı çizgideyiz. Evet. Evet aynı çizgideyiz. O yüzden Gazali'nin üzerinde daha derinemesine çalışaraktan geliyorum buraya. Devam ediyoruz isimler üzerine.
Ahmet bin Ambel, İbni Hazım, İbni Teymi'ye aynı çizgi mi? Öyle ya. Metni yazan kardeşimiz öyle bir, daha doğrusu metni aktaran, aydın öyle diyor ya. E şimdi biraz bunlara bakmamız lazım bizim. E nasıl bakacağız? Ahmet bin Hanbel'e baktığımızda bizim Ahmet bin Hanbel hadisçidir. Hanbeli mezhebindendir. İmam-ı Şafi'nin talebesidir. İmam-ı Şafi, İmam Malik'in, İmam-ı Azam'ın çizgisindedir. Siz İmam-ı Şafi'yi normalde İmam-ı Azam çizgisinde bilmezsiniz. E şimdi baktığımızda, evet Ahmet bin Hanbel biraz böyle kelama mesafelidir ama büyük mücahiddir, büyük direnişçidir. Bütün İslam ümmetinin büyük bir çoğunluğu Ahmet bin Hanbel'i hadisçi ve aynı zamanda da bir mezhep sahibi olarak görür.
Öyle görme. Ahmet bin Hanbel kendi zamanının en büyük direnişçisidir. Neye direnir? Mihne dönemi. Abbasi halifesidir. Mihne. O dönemde yaklaşık 15 yıl sürer onun halifeliği. Bu dönemde halife, mutezilenin, Kur'an mahluktur görüşünü devletin resmi, ideolojisiz haline getirerek alimlere zorla kabul ettirmeye çalışır. Reddedenler de işkenceye tabi tutulur.
Bakın, Kur'an mahluktur tartışması. Bu normalde Emeviler zamanında, Hazreti İmam-ı Azam'ın zamanında bunun tohumları atılmış bir düşünce sistemidir. Öyle söyleyeyim. Bir iştahattır. İmam-ı Azam bununla var gücüyle mücadele etmiştir. İmam-ı Malik mücadele etmiştir. İmam-ı Şafii mücadele etmiştir. Ardından mücadele sırası İbni Hanbel'e gelir. Ve İbni Hanbel bununla alakalı bunu reddeder. Reddedince hapsedilir. İşkence görür İmam-ı Hanbel. Çok ağır işkencelere tabi tutulur. Ve çok ağır işkencelere tutulur. Ve Mihne dönemi, o Mihne Abbasi halifesi onu idam ettirmek ister. Askerler onu normalde tutuklandığı cezaevinden alırlar. İdam etmek için götürülürken yolda Mihne dönemi devrilir.
Yani Abbasi halifesi devrilir. İdamdan Cenab-ı Hak onu öyle kurtarır. Ve normalde hani Kur'an mahluktur, yaratılmıştır. Düşüncesine karşı çok büyük savaş vermiş, direnmiş. Bu konuda işkence görmüş, cezaevi görmüş kimsedir. Cezaevi görmüş kimsedir. Ve o zaman için kadılar, hadis alimleri, ulema sorguya çekilir. Ve bu Kur'an mahluktur demeyenler, kimisi asılır, kimisi cezaevine atılır, kimisi işkencelere maruz kalır, kimisi görevlerinden az edilir.
Ve normalde bunların şahitlikleri geçersiz kılınır o dönemde. Yani sen Kur'an mahluktur demiyorsan şahitlik yapamazsın. Öyle bir işkence dönemi vardır, 15 yıllık. Ve normalde Ahmet bin Hanbel o direnişin bayraklarıdır. O direnişin sancaklarıdır. O direnişin büyük alimidir. O direnişin büyük hadisçidir. O direnişin büyük fıkıhçısı, o direnişin büyük bir itikadçısıdır. Ahmet bin Hanbel'le şimdi selefiliği bağlaştırabildiniz mi? Şimdi Ahmet bin Hanbel'i siz bugünkü selefi akımlarla bağdaşabilir misiniz? Ve Ahmet bin Hanbel de tasavvufa karşı değildir.
Hani meşhurdur ya, olmuştur, olmamıştır, şeyban-ı rai ile alakalı bir muhabbet vardır ya. Hani İmam-ı Şafi'nin talebesi ya İmam-ı Hanbel. Hani İmam-ı Şafi'ye meşhurdur ya. Hani sen der ki bu şeyban-ı rai, cahil. Onun önünde neden böyle tiril-tiril-tiril diyorsun? Koca imamsın da. Ve bunun normalde hani onun ilmini, şeyban-ı rai'nin ilimsizliğini göstermek için der ki meşhurdur ya bu o hadise. Ben ona bir soru soracağım der. İmam-ı Şafi der ki sorma. Ama o gün için böyle bir ilim kibiri vardır ya. İmam, der ki efendi size bir soru soracağım. Buyur sor da. Bir kimse bir vakit namazını kılmamış olsa, hangi vakti kılmadığını unutsa, hangisini kaza etmesi gerekir deyince, şeyban-ı rai hemen döner.
O kimse bütün gününü gafletle geçirmiş, bütün namazlarını kaza etsinler. İmam-ı Hanbel, küyü tek bayılır. Böyle bir cevaba hazır değil. Ondan sonra İmam-ı Şafi der ki ona, ben sana demedim mi der. Haddini aşma. Böyle bilgiçler vardır ya, küstahdır o. Size bir soru soracağım. Bugüne kadar kime sorduysam cevaplayamadılar. Benim maruz kaldığım şeyler. Estağfurullah. Buyurun sorun. Cevaplayabilecek misiniz? Bildiğimizin alemiyiz. Soruyor şimdi. İşte cevabını veriyorsun. Ne mezunusunuz? Allah Allah. Birine dedim ilkokul. Yalan söylüyorsun dedi. Hayır ben ilkokul mezunuyum dedim.
O son mezunu soruyor. Ya o kendince. Ne mezunusun? İlkokul. İlkokuldan mezun oldum. Sonra dese ortaokul diyeceğim. Kafası basmıyor ki. Ne mezunusunuz dedi. İlkokul dedim ben. Onu da zor oldu dedim ben. Nasıl yan dedi. Dedem, dedem bakkaldı dedim. Öğretmenin hep bize borcu vardı dedim. Gerçekten de öyleydi. Ben hiç ders çalışamadım. Hayatım boyunca. O yüzden birisi de burada hiç çalışmıyor. Kızamıyor bana. Ama ben bakkal değilim işte. Benim dedem bakkaldı. Abi öğretmen. Ne şikayet edersin be? Benden şikayet ediyor öğretmen. Ne şikayet edersin be? Okulunu mu değiştirelim senin? Beni değiştirmiyor.
Öğretmenin okulunu değiştirecek. Tabi. Ah. İlçenin yarısı ondan soruyor. Abi öğretmen. Neyi şikayet edersin? Okulunu mu değiştirelim senin? Yok Ahmet amca öyle demek istedim. Abi tereslik yapma. Adam ne yapsın geçirecek. Derdi ne? Benim İlkokul mezuniyetim öyle. Allah bizi affetsin. Ortaokul mezuniyeti de Seval Kaplan'la alakalı. O da aldı karneyi dolaştırdı ortalıkta. Öyle ortaokuldan mezun olduk. Allah bizi affetsin. O da böyle ilim ehli ya. Ne mezun olsun. İlkokul deyince cortladı. Allah bizi affetsin. Yalan söylüyorsun diyor bir de. Rabbim bizi affetsin. İbni Hazım. Yani şimdi İbni Hazım'la İmam ve Hanbel'in aynı çizgide olması mümkün değil.
İbni Hazım'la İmam Gazali'nin aynı çizgide olması mümkün değil bakın. Ha diyeceksiniz bu aydın bilmiyor mu bunları? Örnek. Aydın bilmiyor mu? Benden iyi biliyordur. Ama olmayan bir bağlantı kuracak ki Müslümanların gözünde Gazali'yi küçük düşürsün. Olmayan bağlantı bunlar. E şimdi nasıl olmayan bağlantı? Ya İbni Hazım zahiri mezhebinden. Zahiri mezhebi. Hanbel'i değil, Malik'i değil, Hanefi değil, Şafi değil. Ne? Zahiri. E şimdi zahirliler kıyası reddederler. Gazali kıyası kabul eder.
E Hanbel'i de kıyası kabul eder. Dört mezhebin dördü de kıyası kabul eder. Zahiriler kabul etmez. E İbni Hazım çok kuvvetli bir mantıkçıdır. Mantığı kabul etmek ayrı bir şeydir. Mantığı ilahlaştırmak ayrı bir şeydir. İbni Hazım çok kuvvetli bir mantıkçıdır. Ben ilahlaştırmanın noktasında söylemiyorum şimdi ben günaha girmeyeyim diye. Ama normalde Gazali mantığı kabul eder. Mantıktan kabul, mantıktan faydalanır. Ama her şey mantık değildir Gazali'ye göre. Çünkü her şeyin sınırı Kur'an ve sünnettedir Gazali'de. İmam-ı Hanbel'de de öyledir. İbni Hazım da öyle değildir. İbni Hazım bir de çok böyle ortodoksvari bir Aristotelesçidir. Öyle sıkı sıkı Aristotelesçidir ki Aristoteles mantığından faydalanmaz.
Komple kabul eder, çok sıkı Aristotelesçidir İbni Hazım. Mesela gidin şimdi böyle kendisini üniversitelerde entelektüel görenler Aristoteles'i değil İbni Hazım'ı koyar senin önüne. Şimdi Aristoteles derse sana sana direkt ritmik cevap vereceksin, karşı duracaksın. Ne o lan bizim şimdi Anadolu veya halk tabiriyle ne o lan Aristocu musun sen diyecekler ona. Ne o Yunancısın demek ha ne o lan anan mı Yunan'dı baban mı Yunan'dı? Muhabbet bu olacak. E sen şimdi ben bayındır çocuğuyum benim önüme Aristotelesçi gelirsen ne o lan? Sen Yunan buraya geldiğinde anan baban karıştı mı onlarla bir şey edeceğim? Diyeceğim. E sebep? Gerçekten Yunan geldiğinde karışanlar var. Rahmetli anne dedem Efe'ydi biliyordu o karışanlara.
Onun birisi söylerken böyle De gide eşek yaratadı bırakın şunu. Bir sülaleyi bırakın dediği zaman Kimse şey yapmaz ben duruyorum. O sülalede ne olmuş? Sonra yalnız kalınca Dede He Ne o sülalede böyle Yaptın sildin attın Onların filancasının Fişmancası bir halası vardı onların Eee O halası orada bir tane Yunan çavuş vardı Ondan fingirdeşiyordu.
Adam bayındırın tarihini biliyor. Yunan bayındırı geldiğinde Hangi aile onlara Büyday vermiş? Hangisi un vermiş? Hangisi et vermiş? Hangisi öbür türlü et vermiş? Biliyor adam. Hıh yapınca dur. Sen şimdi bayındır çocuğunu Aristoteles'ten bahset. Adam der ki ne o lan sen Yunan bozması mısın? Ama şimdi bizim İslam dünyasında İbni Hazımcılar var. Bir hadis profesörü adam konuşuyorsun İbni Hazım'ın mantığını söylerken Ben içimden diyorum ki bu da Aristocu. Şimdi Ariston'un mantığını reddetmek Farklı bir şey Mantığından kullanmak İlim neredeyse Çin'de de olsa Müslüman'ın yitikmalıdır. Kullanmak ayrı bir şey. Ama tipik Böyle şedik bir Aristotelesçi Bu farklı bir şey.
E İbni Hazım da Böyle aşırı bir Tutucu bir Aristotelesçidir. Ortodoks arayan böyle. E şimdi baktığımızda Mesela İbni Hazım'ı biz İbni Hanbel'in devamı diyebilir miyiz? Hayır. Gazali'nin devamı diyebilir miyiz? Hayır. E Aydın sen nereden çıkardın bunu? Nereden uydurdun? Baktığımız zaman çizgileri çok farklı. Tabi o şimdi bu Pasajı yazarken Aydın Yani İslam dünyasında Birilerinin kalkıp da Bu şahısların fikirlerini Düşüncelerini Tavırlarını Tarzlarını Yollarını İnceleyecek mi? İncelemeyecek mi? Diye düşünmüyor. İncelemeyecek. O otorite. İbni Hazım bu çizgide Dediyse o çizgide. Otur oturduğun yerine Birisi çıkar benim gibi Cahil gördüğüm bir kimse Oturur.
İbni Hazım'ı da çalışır. Aristoteles'i de çalışır. İbni Haldun'u da çalışır. Muhittin İbni Arabi de çalışır. Gelir burada seni rezil eder. Evet. Sen nasıl aynı çizgide göreceksin? İbni Hanbel'in Aristo'yla hiç bağı yok. Aristo'nun mantığını da kabul etmez. Direkt hadisçidir. İslam'ı Direkt hadis ekseninde alır. Ayetleri reddetmek Değil burada. Ne? Nereden aynı çizgiye koyuyorsun? Koyamazsın. İbni Teymiye Şimdi Baktığımızda Orayı da biraz açalım şimdi. İbni Teymiye'ye baktığımızda Hanbeli geleneğinden gelen Bir alimdir.
Ama İbni Teymiye Gazali'nin birçok düşüncesini eleştirir. Hatta reddeder. Mesela Gazali'nin Sufilere, tasavvufa bakış açısını Reddeder. Kelamı reddeder İbni Teymiye. Ve tasavvufun bazı kurum ve kuruluşlarını, düşünce sistemini, hayat sistemini de reddeder. Felsefeyi zaten eleştirmek değil, direkt reddeder. İbni Teymiye. Dolayısıyla böyle Gazali ile İbni Teymiye'nin ortak noktaları olduğu kadar hani ortak noktaları vardır ama ciddi fikir ayrılıkları vardır. Çok ciddi, çok ciddi, çok ciddi fıkıh ayrılıkları vardır. Nereden aynı çizgiye koyacağız şimdi biz Gazali ile İbni Teymiye'yi? Mümkün değil. Bakın mümkün değil.
Şimdi bazen arkadaşlar, kardeşler sorarlar bana İbni Teymiye'yi okuyalım mı? Ben derim ki ben okumuyorum. Ne diyorsunuz İbni Teymiye ile alakalı? Bir şey demiyorum diyorum. Neden? Şimdi ben bunları İbni Teymiye'nin işte tasavvufa karşı yerleri var, tasavvufa kabul ettiği yerleri var, Gazali'yi muhiyetini, İbni Arabe'nin kabul ettiği yerler var, çok kesin, keskin eleştirdiği yerler var. Çok yerler var. Ama otur sen şimdi bunu, hani arkadaşlara tavsiye et, biraz zor. E şimdi Gazali ile İbni Teymiye'yi aynı çizgide görüyor muyum? Hayır. Kesinlikle. Bir kere Gazali'ye göre sufi bir düşünce, sufi bir akıl, sufi bir kalp olmazsa kalbin arınması mümkün değildir. Kalbin arınması ancak sufilikle mümkündür.
Gazali'ye göre. Yani bir kimse ehli tasavvuf değil ise, bir mürşidi yok ise, o kimsenin kalbi arınamaz, temizlenemez. Gazali'ye göre söylüyor. Ama İbni Teymiye'ye baktığımızda, tasavvufu bütünüyle reddetmez ama, mesela vahdedi vücudu çok ağır bir şekilde eleştirir, reddeder. Bir kısım tarikat uygulamalarını sert bir şekilde eleştirir. Bu noktada İbni Teymiye'nin tasavvuf anlayışıyla Gazali'nin tasavvuf anlayışı mümkün değil, birbirini tutmaz. Aynı çizgide değil. E böyle olunca zaten onu aynı çizgide görmek mümkün değil. Nereden Gazali'den etkilenip de böyle bir noktaya gelecek? Hayır, bu da mümkün değil. E gelelim şimdi, Abdülvehaba. Yani bugünkü Suud'un devlet sisteminin dini inanışını oluşturan, temelini oluşturan vahabilik.
E şimdi, vahabiliğe baktığımızda genel olarak insanlar mesela vahabileri kendilerince şöyle tanımlarlar. Onlar da kendilerini öyle tanımlar zaten. İmam-ı Hanbel, İbni Teymiye, İbni Kayyım, ondan sonra da şey, ne o? Abdülvehab. Ama bu çizgiye, bu kategoriye, Gazali'ye yapıştırmak mümkün değil. Kaldı ki, Abdülvehab tartışmalı bir kimsedir. Nasıl tartışmalı bir kimsedir? İngiliz ajanıdır. İngiliz beslemesidir. Osmanlı'yı arkadan vurmak için oluşturulan siyasi dairenin dini temelidir. Bunu biraz daha açarsak, yer yerinden oynar.
Yani Suud Devleti'ni İngilizler kurmuştur. İngilizler kurarken Suud Devleti'ni Kur'an-Sünnet çizgisinde bir devlet istemezler asla. Osmanlı'nın bıraktığı ülkelerin hiçbirisinde Kur'an-Sünnet çizgisinde bir devlet bırakmaz İngiliz'de. Osmanlı'dan sonra kurulan bütün devletlerin hiçbirisi de Kur'an-Sünnet çizgisinde bir devlet değildir.
Bunların temelleri farklı farklı atılmıştır ki, bunlar temelleri farklı farklı atılıp, yeri geldiğinde birbirleriyle çatısınlar, kavga etsinler. Böyle olunca normalde bu Anadolu'da da ilk kuruluş yıllarında, Anadolu'da Osmanlı'nın son devrinde bunları hemen hemen zaman zaman sohbet sırası geldiğinde İngilizlerin kurduğu tarikatlar var, İngilizlerin kurduğu, İngilizlerin kurduğu cemaatler var. Bu ülkede bunlar top koşturuyorlar, at koşturuyorlar diye zaman zaman bahsettiğim şey Suud'da da var. O yüzden Abdülvehhab bu manada, bu benim kendi şahsi düşüncem, İngiliz ajanı bir kimsedir. Lawrence'in talebesidir. Bunları cesaretle söyleyecek hiç kimse yok. Neden söyleyemezsiniz biliyor musunuz?
Söyleyemezler biliyor musunuz? Çünkü Suudlular bu tip şeyleri dile getiren alim, ulema, tarikat şeyhin ne varsa bunları not ederler bir kenara. Siz haç ve ömre vizesi almak için müracaat ettiğinizde size haç ömre vizesi vermez. Ben iki yüz sefer vizeden dönmüş insanım. Evet. Nedensiz? En sonunda Hacı Ahmet'in abisi filan birkaç kişi böyle korkmazın sahipleri, Said bilir onları. Hacca gitmek için biz İstanbul'da gene müracaat ettik. İşte böyle biz işçi vizesi alacağız, kasap yardımcısı. Ben içimden diyorum ki belki de İstanbul'da olur. İşte ağırlık kaldır, kaldır, indir. Hacı Said bilir bu tip şeyleri, önceleri benim gideceğim zamandan.
Onların hepsi gitti, ben vize alamadım. İşlerin en genci de benim. Neden olmadı diye yırtıyorlar kendilerini. Paralar da havada uçuşuyor tabii. Hani işin içerisinde Ahmet Açar da var ya hani marayla halledecek. Hallolmadı benim iş. Onlar gittiler. Ondan sonra biz bir daha müracaat ettik gene olmadı. Ondan sonra bizim Hacı Said'in Allah razı olsun ondan o bizim demirci neydi Yakup? Yakup dedi ben halledeceğim dedi. Hacı Said de biliyor o muhabbeti. Ondan sonra tamam dedim sen halledeceksen al pasaportu. Kasapoğlu'yla gittik değil mi o zaman ilk? Kasapoğlu'yla gittik işçi vizesiyle nasıl geldi bana vize bilmiyorum. Bundan erinmiyorum ha. Sıkıntım değil. Şimdi öyle olunca mesela Gazali'nin ihyasına baktığınızda oradaki metotlandırılmış, metodik hale getirilmiş tasavvuf.
Mesela metodik haline getirilmiştir. Tasavvufi bilgiler, sufi bilgileri, evliya menkıbeleri. İhyaya baktığınızda bunları bulursunuz. Zikir usulleri, kalp terbiyesi usulleri ve metodolojisi. Bunların hepsine baktığınızda Gazali ile Vahabi düşüncesinin çok aykırı noktalarda olduğunu görürsünüz. Mesela siz Mekke'ye gittiğinizde böyle bir sufi duruşu sergileyemezsiniz. Hatta açıkça söyleyeyim siz 10 kişi toplanıp da Mekke'de normalde Beytullah'da 10 kişi bir yerde böyle halaka kuramazsınız. Hiçbir şey yapmasanız dahi o halakayı dağıtır gelir Suud'la. Siz Beytullah'ı tavaf ederken böyle tevhid çektiğinizi duymasınlar. Ben 92'de haçtayım tek başımayım.
La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah diye ben tavaf ediyorum. Böyle bu kadar bakın yani böyle sessiz bir şekilde la ilahe illallah, la ilahe illallah böyle diyorum ben. Bir böyle bir elbiseli birisi geldi böyle bir sarstı benim böyle bende sarık var tabi üzerimde haydarı var sarık var.
Sufi la, sufi la, la sufi la böyle bağırıyor. Geçti kıta var ya dedim zikrullah Allah Allah Allah dedim ben de şimdi kaldı böyle tabi tavaf arkadan iktiriyor ya bu bir anda düştü benim kolumdan. Ben başladım ya Rabbi senin Beytullah'ında da mı seni zikredemeyeceğiz. Bu mermerin üzerine çıkmış böyle kabadayı gibi bakınıyor hani beni arıyor. Ben böyle baktım Allah Allah Allah dedim şimdi ona. Tavaf da. Baktı şimdi o kendisi deli ben ondan deli. Tabi tavaf gidiyor.
Ben bu sefer koyverdim yakasını. Allah Allah Allah … zikrede zikrede ben tavaf ediyorum. Şeyh Efendi de Allah rahmet eylesin altın oluğun altında. Tavaf bitti ben gittim selam verdim. Böyle yanını gösterdim ona gittim yanına oturdum. Ne oldu dedim. Dedim efendim böyle böyle oldu yaptı kafasını salladı. O kadar çok ağrıma gitti ki gençlik var ya bir de azmedemiyorsun. Bir de azmedilecek bir şey değil. Ben veriyorum veriştiriyorum yıkıyorum ortalığı. Senin beytinde de mi biz Allah'ı zikredemeyeceğiz? Biz bu kadar garip miyiz? Ben zaten kimsesizim gelmişim buraya dedim.
Burada da mı benim kimsesizliğimi tattıracağım? Burada da mı yalnızlığımı tattıracağım? Burada da mı benim garipliğimi tattıracağım? Ben burada da mı seni zikredemeyeceğim? Burada da mı şunu yapamayacağım? O İsmail Aleyhisselam'ın makamında o mermerler var ya, o mermerlerde duruyor ya. Baktım Şeyh Efendi böyle Osmanlı tok adamı. Pah, pah, pah, … Nasıl dövüyor ama onu? Benim ama yüreğim soğumuyor. Ben hala da diyorum burada da da mı garip olacaktım ben. Dedim ülkemde basılıyorum her gece dedim. Polis soruşturması bilmem ne. Dedim ben orada zikredemiyorum, burada zikredemiyorum. Ben nerede zikredeceğim seni? Ben senin adını haykıramayacağım mı?
Ben senin adını söyleyemeyeceğim mi? Ben döküyorum boyuna Şeyh Efendi de yanında mı? Böyle yanında derken ben böyle edeben bir diz miktarı arkasındayım. Ben hem döküyorum hem de böyle açıyorum gözümü Şeyh Efendi dövüyor. Ben kapatıyorum Şeyh Efendi dövüyor. Bir ara böyle baktı hu yaptı. Durdum. Tek kelime yok. Bir saat sonra adam da yok. Bir daha haç suresi ben haç zamanı boyunca orada hiç görmedim. Sonra defalarca beraber ömrelere gittik, hacca gittik falan. Hiç görmedim adamı. Tabii bu halden sonra ne oldu dedi. Dedim efendim böyle oldu, böyle oldu, böyle oldu, böyle oldu.
Manevi tokadı yemiş oğlum dedi. Öyle bir der, her önüne gelen bir dervişe dokunmaz öyle. Haddini bilsin dedi. Tamam iş bitmiş. Bazen iş senden çıkar, benden çıkar. İş maneviyata sevk oldu mu cezası büyük olur. O yüzden derim ben, dervişlerle olan hukukunuza dikkat edin. Allah muhafaza eylesin. Siyasal İslam bağlantısı, metnin sonunda da var ya, siyasal İslamcılar böyle kullanılıyor ya. Ben bu kelimeye karşıyım aslında da. Bu çünkü geniş bir kavram. Her ülkede, her yerde farklı farklı kimlikler, kişilikler, gruplar bunun içerisine girebilir. Mesela Müslüman kardeşler, örneğin vardı ya, meşhurdu ya bir ara, ihvan-ı Müslümin dediğimiz Müslüman kardeşler.
İşte Afrika'da farklı isimlerde, buraya Asya'ya doğru geldiğimizde yani Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, ondan sonra Ürdün, buradan Suriye, Irak, bu çizgide normalde hani ihvan-ı Müslüman, ihvan-ı Müslümin ve Müslüman kardeşler dediğimiz siyasi standlı topluluklar, Türkiye'de Refah Partisi, Milli Görüş, onlar hemen hemen aynı çizgidir Türkiye'de. Normalde Selefi hareketler diyebileceğimiz, hani bugünkü yeni anlamda Selefiler, baktığımız zaman, hani bu İslami şeylerin cemaati İslamiye var, ondan sonra işte Pakistan'da neydi o? Tebliğ cemaati var Pakistan'da. Türkiye'de böyle bir, bütün dünyada tebliğ cemaati olarak cemaatler var. Yani bunlara baktığımızda bunların hepsinin de mesela itikad, akide kavramları ve inanışlarıyla, fıkıh anlayışları ve kavramları, zaten tasavvufa bakışları zaten hepsi de reddiyede.
Normalde bunların devlet anlayışlarına baktığımızda bunların hepsi de, kimisi birbirine benzer ama kimisi birbirinden çok uzak. E bu nedenle bunları normalde tek çizgide göstermek, hepsinin de gazali çizgisinde göstermek, bende haddi açmak. E bu öyle olursa zaten o, hani o genel değerlendirme içerisine aldığımızda, bunların hepsi de sonradan bir kısmı mesela evriliyor, devriliyor, devşiriliyor. Bunların içerisinden El-Kai'de çıkıyor, bunların içerisinden bilmem kim çıkıyor. Yani normalde şimdi baktığımızda bunların içerisinden siyacılar çıkıyor, yani siyaciler. Bunların içerisinden Mossadçılar çıkıyor. E bunların içerisinden yosmalar çıkıyor. Bunların içerisinden rüşvetçiler çıkıyor, adam kayırmacılar çıkıyor.
Bunların içerisinden bir bakıyorsun birisi gitmiş İngilizlerle anlaşmış. Bunların içerisinden bir kısmı bir bakmışsın Mossad'dan eğitim almış. Bunların içerisinden bir bakmışsın adam CIA'nin yetiştirdiği bir eleman. Bunların içerisinden değişik cemaat ve tarikatların içerisinden CIA'den eğitim almış, Mossad'dan eğitim almış, Amerika'nın kucağında büyümüş, hala da Amerika'nın kucağında olan bir kısım zevatlar çıkıyor. Bunların Gazali çizgisiyle bağı bağlantısı yok. Bunların Kur'an-Sünnet çizgisiyle de bağı bağlantısı yok bir kısmının. Öyle olunca bunları Gazali çizgisinde veya bunların temelinde Gazali'yi görmek de mümkün değil. Öyle olunca da yani Gazali'nin öze dönüş, Kur'an ve Sünnet düşüncesi benim de düşüncem. Bu noktada bunu normalde tarihi bir gelenek olarak okuyacak olursak, bu sıralanan şahısların, İbni Hanbel hariç bu sıralanan şahısların büyük bir çoğunluğu Gazali çizgisinde değil.
Yani Ahmet bin Hanbel'e baktığımızda hadis, sünnet merkezli bir kimse, Gazali de ehli sünnet kelamı, fıkıh ve tasavvufu sentezlere ekten dini ihya etmeye çalışmış. Dini yaşantıyı ihya etmeye çalışmış. İbni Hazm'a bakarsan zahiri bir yöntemle, Kur'an ve sünnetten bağımsız bir hukuk savunur zahiri İbni Hazm. Onu da patlatayım. Hani bugün size diyorlar ya, 1400 yıl önceki hukukla hukuklanamayız diyen kimseler İbni Hazm'cı. Siz onu söylerken, o lafın, o sözün gelenekteki veyahut da tarihsel boyuttaki sözün nereden geldiğini bu toplum bilmiyor. Kendince diyor ki, evet dinin yenilenmesi lazım diyor. Dinin yenilenmesi lazım değil, dindarların yenilenmesi lazım.
İbni Hazm'ın Kur'an ve sünnetten bağımsız hukuk anlayışını bize zokka olarak yutturmaya çalışmasınlar. Yani düşünceyi Kur'an ve sünnete bağlamayan İbni Hazm'dir. Hukuku Kur'an ve sünnete bağlamayan İbni Hazm'dir. Bunu Aristoteles'ten alır. Yunan, Grek kültürünü, anlayışını, düşüncesini bize İslam'mış gibi paketleyip, bohçalayıp önümüze koyuyorlar. Sizi gidiyor İbni Hazm'cılar sizi. Sizi gidiyor Kur'an ve sünnetten uzak. Hukuk, Kur'an ve sünnetten uzak.
Düşünce kurmaya çalışan. Ehli kafirin düdükleri. Oturun oturduğunuz yere. Baktığımızda biz şimdi İbni Teymi'ye, Kur'an ve sünnet çizgisindeki tasavvufu reddetmek nereden geldi aklına senin? Kalibi arındırma. Kalibi arındırmayı nereye koyacağız? İnsanda öyle bir uzuv vardır ki orası temizse bütün vücut temizdir, o da kalptir. Biz o kalbi nasıl arındıracağız? Bakıyoruz şimdi Abdülvehhabe, Vehhabilere. İbni Teymiye'den etkilenmişler, İbni Teymiye'den daha katılar. Öyle ki İslam dünyasındaki herkesi ve her topluluğu eleştirecek kadar küstahlar.
Evet. Şimdi baktığımızda bunlar mı Kur'an ve sünnete dönüş yolunda olacaklar? Yoksa salt, katıksız, Kur'an, sünnet imamların işadığı dairesinde duranlar mı? O yüzden ben bu pasaja baktığımda İmam-ı Hanbel'i kenarda tutaraktan diğer zevatı ve İslami sonradan kurulmuş olan, sonradan kurulmuş olan, tarikat, cemaat, topluluk, neğer neyse gazaliyle bağdaştırmak mümkün değil.
Ben sonradan kurulmuş bir topluluk değilim. Benim şeyhim, şeyhimin şeyhi, şeyhimin şeyhi, şeyhimin şeyhi, şeyhimin şeyhi, şeyhimin şeyhi, şeyhimin şeyhi, ta Hazreti Muhammed Mustafa'ya kadar, sallallahu aleyhi ve selleme kadar gidiyor. Ben sonradan kurulmuş değilim. Benim yolum 1400 yıllık. Maneviyat bakarsan Adem'e kadar gider. Oradan daha gerisine bakarsan, ruhlar aleminden de yukarı gidersin. Ayağının sabit adı soluklanırsan iyi, soluklandın daha gerisi var. Benim yolum yeni değil. Benim yolum İngiliz bozması, siyaya yosması, saros beslemesi de değil. Yoksa ne işimiz olur bizim burada? Verirler bizim de dergahımıza veyahut da vakfımıza paraları derler, siz daha iyi yerlere layıksınız.
Ama ödün verirsin. Neyinden? İmanından, neden? Sünnetten, neden? Hadisten, neden? Ayetlerden. Neden? Yolundan. Yok, bizim dizimize kadar cebimiz yok. Tabii yayınladım ya bir de devletin kararını. Neymiş? Benim menkul ve gayrimenkulüm de yokmuş. Yönetilecek para da yok bende. Yok bu cemaatin parası mı? Yok bu ümmetin parası mı? Yok bu şahsın parası mı? Bir kavga, gürültü olmayacak arkamdan. E böyle olunca, e tabii bizim normalde bu kimselerle bağımız, bağlantımız olmuyor. Biz gazaliciyiz, evet. Biz arabiciyiz, evet. Biz Hazreti Mevlana'cıyız, evet. Biz Şemsettin'i tebriziciyiz, evet. Biz Hüseyin'iyiz, evet.
Evet. Biz yandan çarklı değiliz, Allah bizi affetsin. Seven böyle sevsin, gelen böyle sevsin. Gelecek olan da böyle gelsin. Biz buyuz. Salt, Kur'an, sünnet, vatan, millet düşüncemiz. Kur'an, sünnet, dini duruşumuz. Vatan, millet bizim milli duruşumuz. Siyasetimiz bu bizim. Bu vatanı, bu millete hizmet eden, hürmet eden, çalışan bizim bu noktada kardeşimiz. Kur'an ve sünnet deyip sımsıkı yapışan, yaşayan ve yaşatma mücadelesi veren bizim kardeşimiz. Bizim bu noktada sıkıntımız yok. Amma ve lakin bunun dışındakiler bizim kardeşimiz değil. Allah bizi affeylesin. Amin. Evet. Önümüzdeki haftadan inşallah İngiliz, Edinburgh Üniversitesi'nde Arapça ve İslami Araştırmalar Bölümü profesörlerinden Montgomery Watt, Gazali'nin Yunan bilimlerinden, felsefesinden gerçekte çok etkilendiğini belirtir.
Montgomery Watt, Müslüman Aydın adlı kitabında şöyle der diyerekten pasajdan devam edeceğiz. Şimdi bir de Edinburgh Üniversitesi'ne gireceğiz. Edinburgh Üniversitesi'nden bu adamı bulacağım ben. Bu adamın kitaplarından, risalelerinden de faydalanacağım. Merak etmeyin. Önümüzdeki haftada onun da ipini pazara çıkartacağız. Allah'ın izniyle. Problem yok. Ne olacak? Benim 3-4 günümü alacak. Hiç önemli değil. Geceler bizim olsun Allah'ın izniyle. Ama zannediyorum güzel bir Gazali incelemesi oluyor değil mi? Evet. Herhalde Hasan Aydın bu sohbeti dinlerse saçını başını yollar. Yolsun varsa saçı başı. Allah bizi affetsin.
Kimseyle alay etmek değil derdim. Ama öyle bir bağlantı kurmuş ki, bağlantıyı bir yerden bağlamak mümkün değil. Yani ancak bunu hani neden yapıyorlar böyle biliyor musunuz? Bunları yapan kimseler karşılarındaki veyahut da onlarda okuyacak olanları böyle yetersiz, değersiz, araştırma yapmayacak olan kimseler olarak görüyorlar. Sıkıntı bu zaten. Sıkıntı bu olunca da çarpılıyorlar. Çarpılmasınlar. O yüzden normalde dosdoğru işler çıkarsınlar ortaya. Derdimiz bu. Allah bizi affetsin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi