mustafaozbag.org

Gazali'den Sorular 7 - 01.08.2026 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Ağustos 2026 · 1:26:40

Bismillahirrahmanirrahim, eftali zikrfâlemennâhu, La Ilâhe, Elâh. Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'e Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışmayı nasip eylesin, Cümle Ümmet-i Muhammed'i hakkı, hak batılı batıl bilenlerden eylesin
Hakkı, hak bilik hakkı yaşayan, anlatan, haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, toprakları işgal edilip kanlara katılıyorsa Bunları yapanların hepsini Cenab-ı Hak kahri perişan eylesin İslam düşmanlarını kahri perişan eylesin Müslüman düşmanlarını kahri perişan eylesin Hak ve hakikat düşmanlarını kahri perişan eylesin Cümlemizi tövbe edip huzuruna tertemiz bir şekilde aldıklarından eylesin Ecmain Kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah Allah'tan bir şey gelmezse
Metni okuyoruz ilk önce Prof. Dr. Yaşar Aydınlı şöyle İslam'da duraklama ve gerilemede Gazali'nin katkısının diğer düşünürlerden bariz daha fazla olduğu ileri sürülebilir Çünkü Gazali İhya ve Tecdit hareketiyle Eşari anlayışıyla Sufi anlayışı birleştirmiş Bu birleşimin bilgi kurumsalı Alt yapısını filozoflardan devşirdiği tanrısal aydınlamacı bir bilgi anlayışıyla beslemiş Felsefecilerin Felsefecilerin Felsefeci yani Platoncu kaynaklı çoğu görüşünü İslamileştirmekle birlikte O dönemde bilimleri de içeren felsefenin adını dilsizlikle özdeştirmiş
Özdeştirmiş Dünyalık ve gereğinden Gazali'nden fazla bilgi peşinde koşmayı yermiştir Aydın 2012 sayfa 521 Gazali'nin bu hareketi bilimleri de içeren felsefenin medrese programlarına alınmasını engellemiş İslam dünyasında felsefe karşı hareketleri beslemiş Sünnileri arasında sufiliğin ve tarikatların yaygınlaşmasını kolaylaştır Kolaylamıştır Ancak unutulmamalıdır ki Gazali bu projesi siyasi odaklarca da desteklenmiştir Prof. Dr. Aydın Malum bu Yaşar Aydın'ın bu konuda bir hayli çalışmaları olan Türkiye'de hatırı sayılır bir kimse
Tabi bu okuduğum metni sadece bu Yaşar Aydın'a ait bir düşünce değil Bu Yaşar Aydın bunun önde gelen kimselerden birisi Ama bilhassa üniversite çevrelerinde bu böyle ulu orta konuşulan Ulu orta bu konuda Gazali'ye karşı cephe alınılan bir mesele Yani ilahiyat teşkilatında bir kısım öğretim görevlileri Gazali'ye karşı bu konuda defanstan fazla düşmanlık yapanlar var Tabi normalde bu eleştiriler Batı'da da var Yani Türkiye'de olduğu gibi Batı'da da Gazali'ye karşı bu tip eleştiriler var Bunları ben tabi Batı'nın eleştirmesini normal karşılayacağım
Ama bizim tabi buradaki eleştirileri de normal karşılıyorum Ama ve lakin Hani böyle muhakkak ki bu kimseler benden daha iyi incelemişlerdir Gazali'yi Benim bu konuda bir iddiam yok Ama ve lakin Biraz böyle hani birisini eleştirirken Birisini böyle incelerken araştırırken Biraz insaflı biraz vicdanlı olmaktan yanayım Evet yani bu metinde haklı tarafları da var Ama böyle yanlı böyle düşmanca tavırlar da var Yani normalde örnekli şimdi bunları madde madde gidecek olursak İslam'da duraklama ve gerilemede Gazali'nin katkısının diğer düşünürlerden bariz daha fazla olduğu ileri sürülebilir
Şimdi meseleye bunu tarihi perspektiften bakacak olursak Hani gerileme Osmanlı'nın gerileme devriyle bu başlar Oysa Gazali Selçuklu zamanında yaşamış Yani gerileme dediğimizde Selçuklulardan sonra Osmanlılar var Osmanlılarında gerileme de işte Kanuni'den sonra başlamış Öyle diyelim hani tarihçilerin söylemiyle Öyle baktığımızda Gazali ile Kanuni'nin arasında o kadar çok yıl farkı var ki O kadar çok yıl farkı var O zaman duraklama ve gerileme dediğimizde Bir de İslam'da dediğinizde Hani İslam'da yani o zaman gerileyen Kur'an ve sünnet miydi yani
Yoksa Müslümanlar mıydı Buradaki kastı İslam'da derken herhalde Müslümanları kastetti Tabi bu bir aydınlığının yorumu Aydın'ın yorumu Bir tezi onun bu Ha bu ispatlanmış bir şey olarak görülebilir mi? Hayır Ama normalde tabi Bu görüşü geçen derste de söylemiştim Hani Gazali'yi eleştirenlerin içerisinde Tabi bunlar da aynı şeyi savunuyorlar Diyorlar ki hani Gazali'den beraber bir duraklama devri oldu Gazali ile beraber bir gerileme devri oldu Normalde işte kim var? Hasan Hanefi var Geçen haftadan konuşmuştuk Kim var? Cabiri var
Bunlar bu tezin savunucuları Kim var? Avrupa'dan Ernest Renan var Kim var? Bernat Russel var Kim var? George Saliba var Yani bu noktada bunları tespit ettiğimizde biz Şeyle Yaşar Aydınlığı ile bunlar Aynı noktada birleşiyorlar Yani diyorlar ki İşte Gazali ile beraber İslam dünyasında bir duraklama oldu Bir gerileme oldu Tabi işin en enteresan noktası şu Buna karşı çıkanlar da Avrupalılar yine Bakın buna normalde ne yazık ki Bu toprakların insanları Buna böyle ciddi böyle bir haykırarak Buna karşı çıkmamışlar Bunlar bizim acı taraflarımız
Ya da ben hani bu konuda bir eser araştırdım Ben bulamadım diyelim O benim eksikliğim olsun Ama ciddi bir gür seda çıkmamış bunlara karşı Kimler çıkmış Avrupa'dan Frank Griffel çıkmış George Macdis'i çıkmış Richard Frank çıkmış Demirte Guttas çıkmış Bunlar da normalde akademik olarak Bu hani Gazali ile beraber duraklama olmadı Gerileme olmadı Diyerekten karşı tez yürütmüşler Böyle olunca hani Biraz el insaf dememin sebebi bu Yani İslam dünyasının duraklaması Gerilemesi Kanuni ile başladı derler ya Hani Viyana'dan geri dönünce duraklama devri derler
Normalde o zaman başladı derler İslam dünyası kanuninden sonra durakladığını düşünelim Yani Viyana kapılarından geri dönünce Duraklama devri başladı diye Tarihçilerin bir kısım tarihçilerin O da hepsi değil Tezi bu Ama Gazali bundan çok önce yaşamış bir kimse O yüzden ha diyeceksiniz ki Gazali'nin etkisi Bunu böyle Duraklamaya sebebiyet verdi Bunu tartışmaları daha önce Çok özür dilerim böyle Ödemişte Zaman zaman bazı topluluklarla Geceler boyunca tartıştığımız olurdu Bu tezleri o zaman da söylerlerdi Hatta derlerdi
Hatta derlerdi ki Gazali'den sonra Bir büyük alimin yetişmemesi Gazali'nin etkisinden dolayı yetişmedi diye Böyle bir saçma sapan bir tez Koymuşlardı benim önüme E tabi o zamanlar gençlik var Yaşlık 30'luk yaşlardayım Ben iyi bir Gazali savunucusuyum Koltuğumun altında da ihya var Yani yeni yeni o zaman böyle İhya Türkçeleştirilip satılıyor Birçok kitap o zamanlar Türkçeleştirilip satılıyordu Yeni yeni Yasaktı çünkü öyle Rahat hareket edemezdiniz o zamanlar Bunlar böyle Teymiye'nin kitapları Mevdudin'in kitapları Bunlar Türkçeleştirilip
Türkçeye çevrilip Yeni yeni satılmaya başlıyordu O zamanlar Tabi Gazali'nin ihyası da O ara böyle Mesela İşte Teymiye'nin kitapları Veya Mevdudin'in kitapları Daha fazla satılırken Gazali daha az satılıyordu Benim dediğim 89-90 yılları O zamanlarda da bu tartışma vardı Hatta bu tartışmalar İslami topluluklar içerisinde Diyebileceğimiz Kimselerin arasında oluyordu Yani bunları artık açık açık konuşuyorum Milli görüşçüler Mesela bunu tartışıyorlardı Bizim oradakiler böyle tartışıyorlardı Yani Gazali'nin gerilettiğini söylüyorlardı
Ali Şerati'yi savunuyorlardı Mesela Adam hadis inkarcısı Onu savunuyorlardı Veyahut da ne bileyim değişik böyle Savundukları kimseler vardı Ama ve lakin Yani bu Gazali tartışması yeni değil Ama tarihsel olarak baktığımızda İslam'ın hani Veya İslam dünyasının gerilemede Veyahut da Durağın hale gelmede bir payı olduğunu düşünmüyorum İhya ve tecid hareketiyle Eşari anlayışıyla Sufi anlayışı birleştirdi İhya yani yeniden yapılanma Tecid de yenileme Yani o zaman için Hani bu derslerde zaman zaman değiniyorum Hani bu Topraklarda
1071'de Malazgirt'ten sonra Selçuklu kurulmuş Ama o Alparslan'dan sonra Ve Alparslan'ın zamanında İç karışıklıklar Çok fazla Dış karışıklıklar Çok fazla Aşırı derecede Dış bir baskı var Aşırı derecede Bir tarafta Bizans baskısı var Aşağıda normalde Mısır'dan Fatimilerin Baskısı var İçerde de Haşhaşiler var Aynı zamanda Aynı zamanda Şia'nın değişik kolları var İsmaili İsmailiye batini kolu var Bunlar normalde İç karışıklıkların içerisinde Ve Gazali O dönemin insanı Öyle olunca İçerden Toplumun bir ve beraberliğini sağlayacak
Bir fikriyat lazım Yeni bir ihya hareketi Yenilenme hareketi lazım Aslında Böyle şimdi füze atar gibi olacağım ama Şu anda da Ülke içinde böyle bir şeye ihtiyaç var Ülkede yeniden bir tecdit Yeniden bir ihya hareketinin olması lazım Bu çok elzem Ülke içerden ve dışarıdan işgale hazırlanıyor Ben böyle kötü çığırtkan gibi olmayayım sizin huzurunuzda Ama ve lakin nasıl işgal Kültürel işgal Nasıl işgal Fuhşi işgal Nasıl işgal Uyuşturucuyla Nasıl işgal Kumarla Nasıl işgal Modayla Nasıl işgal Normalde komple batının çirkefliğini içimizde alarak işgal var
Bu iç işgal bu Dış işgal var Nasıl dış işgal var Bunlar Burnumuzun ucunda İsrail var Bir tarafta Yunanistan var Bunlar bize hiç de dost değil E hadi Ermenistan duruldu şimdi Azerbaycan'la alakalı Ama normalde Türkiye her an için Her türlü operasyona maruz kalabilir Ben Selçuklu'nun o dönemiyle Bugünün arasında çok fazla bir fark görmüyorum Ülke içerisinde dini fraksiyonlar çoğalmış Çoğalmış Ve ülke içerisindeki Müslümanlar Birbirleriyle uğraşmaktan Dış tehlikeyi göremez hale gelmiş Aileler dahi şu anda parçalanmış vaziyette
Bu parçalanmaşlıktan aileler de nasibini alıyor İki kardeş birbiriyle küs Anne baba çocuklarıyla küs Çocuklar anne babayla küs Akrabalar birbirleriyle çatışıyor Ortaklar iş yapanlar birbirleriyle çatışıyor Yani bu noktada da ailelerin içerisine de dinamit atılmış vaziyette Aile birlikteliği kalmamış vaziyette Aile birlikteliğinin kalmadığı bir yerde Siz toplumun birliğini Toplumun düzenini kuramazsınız Anneler babalar Çok özür dilerim ama Bilgisiz, cahil Çocuklarını, gelinlerini, torunlarını Toplayabilecek kapasitede değiller
Nefisleri tavan yapmış Dede dedelikten çıkmış Nina ninelikten çıkmış Damat damatlıkçan çıkmış Gelin gelinlikten çıkmış Çocuk çocukluktan çıkmış Herkes nefsine uymuş Nefsinin peşinde koşuyor Cemaatler, tarikatlar Asıl insanları bilgilendirme İnsanları şuurlandırma İnsanları belli bir İslami çerçeveyi anlatma Bunu yaşama ve yaşatma mücadelesi vereceğine Teselerini doldurma Paralarını, banka hesaplarını doldurma yoluna gitmişler Dervişlere Veyahut da cemaatine hizmet edeceğini Onları ütüme yoluna gitmişler Gömülmüşler
Pisliklerin içerisine Ve anlatabilecekleri bir şey yok Söyleyebilecekleri bir şey yok Bu çok acı bir şey Ve bu acılığı Yaşıyoruz biz şu anda Tabi bu meselelerle İlgileniyorsa bir kimse Bu konuda duyarlıysa Bu konuda bilgi sahibiyse O zaman anlayacak bunu Yoksa düşünebiliyor musunuz? Bir baba çocuklarıyla kavgalı Bir anne çocuklarıyla kavgalı Bir dede bir nine Torunlarıyla çocuklarıyla kavgalı Düşünlemez böyle bir şey Bir büyük küçücük çocuklarla kavgalı Düşünlemez böyle bir şey Karı koca evde kavgalı İkisi de ayrı yerlerde
Düşünlemez Anında boşanmayı düşünüyorlar şimdi Yani kültürel olarak Dini olarak Ahlaki olarak büyük bir çöküntünün içindeyiz Ve bu çöküntünün içerisinde İslam dünyası veya cemaatler veya Tarikatlar veya birey Müslümanlar Derlenip toparlanıp Titreyip Yani biz ne yapıyoruz diyeceğine Birbirlerine düşmüşler Karı koca günlerce konuşmuyorlar evde Bir anne çocuklarıyla konuşmuyor Bir baba çocuklarıyla konuşmuyor Bir anne baba damadıyla konuşmuyor Bir anne baba damadıyla konuşmuyor Geliniyle konuşmuyor Akrabalarıyla konuşmuyor
Herkes nefsinin peşine düşmüş gidiyor Bundan cemaatler tarikatlar da etkileniyor Çünkü bir bireyden başlıyor bu Aynı dergahın müntesipleri Birbirleriyle görüşmüyorlar Konuşmuyorlar Aynı yolda koşacaklar Aynı yolda koşacak olan insanlar Aynı hedefe koşmayı düşünmüyorlar Döndüğümüzde Selçuklu'nun düştüğü nokta buydu Osmanlı'nın da son dönemde düştüğü nokta buydu Selçuklu'da da ekonomi gitmişti Osmanlı'da da ekonomi gitmişti Şu anda da ekonomi gitmiş vaziyette Yani ekonominin toparlanabilmesi için Ahlakın toplanması lazım
Ahlakın toplanması lazım İnsanların birbirlerine bakış açısının değişmesi lazım Ama küçücük bir toplulukta dahi bunu yapamıyorsak Bunu uygulayamıyorsak biz Ve o topluluğun fertleri Birbirlerine toleranslı davranamıyorlarsa Birbirlerini sarıp sarmalamıyorlarsa Bunu İslam dünyasına Yaydığınızda İslam dünyası da aynı Bir tarafta Vahabiler Bir tarafta Şia Bir tarafta ben Sünniyim deyip de Sünnilikten alakası olmayan Müslüman topluluğu Sünni çok güzel Namazı yok, abdesi yok, orucu yok Haccı yok, zekatı yok Ama Sünni Sorsan Sünniyim diyor
Ne güzel Namaz yok, oruç yok, zikir yok, fikir yok Ama Sünni Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli Hangi mezhepten olursa olsun Namazsız bir İslam toplumu Fikirsiz bir İslam toplumu Düşüncesiz bir İslam toplumu Fikir üreten, üretemeyen bir İslam toplumu Üretmekten uzak bir İslam toplumu Üretmekten uzak bir İslam toplumu Ve hala da üretmemek için Çalışmamak için Mücadele etmemek için Sabahlara kadar uyuyan Ve sabah uykusunda uyanması gerekirken Öğleye kadar da uyumanın yolunu arayan Bir İslam toplumu Okumayan, çalışmayan İrdelemeyen, eleştirmeyen
Ve okuma ihtiyacı duymayan Araştırma ihtiyacı duymayan Çalışma ihtiyacı duymayan Bir İslam toplumu Çok acı bir şey Bakın çok acı bir şey Bu normalde İyya ve Tecdit hareketiyle Gazali o zaman için Eşari anlayışı Yani Eşari Akaid metodunu Sufi anlayışla birleştirmiş Yani Gazali'den önce ne var İslam toplumunda Kelamcılar ayrılmış bir yere Ne var tasavvuf, ehli tasavvuf Ehli tasavvuf, sufiler dediğimiz Bir alana ayrılmış Ne yapmış?
Fıkıhçılar bir alana ayrılmış Hepsi de birbirinden kopuklar Bakın Fıkıhçılar hem Ehli tasavvufu eleştiriyorlar Hem de kelamcıları eleştiriyorlar Baktığımız zaman Kelamcılar da her ikisini eleştiriyor Üç ana grup var Üç ana grupta birbirini eleştiriyor Bakın üç ana grup var Gazali'den önce Sufiler var Gazali'den önce Yani Gazali ile Sufiler başlamış değil Gazali'den önce de Sufiler var Ama o Gazali'den önceki Sufilerin bir kısmı çok özür dilerim ama İncelediğinizde bunları görürsünüz Sapkın Yani haşhaşiler Sufi topluluk gibi görünür
Batinidir kendileri Sufi topluluk gibi görünür onlar Ama sapkındır Sapkın fikirler, sapkın düşünceler var Fıkıhçılar desen İşin estetikliğinden uzak Kelamcılar ise Kelama batmış vaziyette Gazali İhya'sında İhya-i ul-ü middinde Ehl-i sünnet Akaidini güçlendirir Ve normalde Muhakkak ki Şafi fıkhını ayakta tutar Aynı zamanda Sufiliği Aynı sistem içerisinde toplar Bugün İhya'ya baktığınızda Namazı bozan şeyleri öğrendiğiniz gibi Aynı zamanda da kalbi bozan şeyleri öğrenirsiniz Orucu bozan şeyleri öğrendiğiniz gibi Dilin afiyetlerini de öğrenirsiniz
Kulağın afiyetlerini de öğrenirsiniz Elin ayağın uzuvların afiyetlerini de öğrenirsiniz Yani Gazali sizi okuduğunuzda Bugünkü İslam toplumunun düştüğü Gıybet necaset çukurundan sizin çıkmanızı sağlar Bugün İslam dünyası gıybet çukurunda dolaşmakta Gıybet necaset çukuru İftira necaset çukuru İftira İftira Gıybet İftira İslam toplumunu bugün İfsat etmekte Bozmakta Dervişleri de Tarikatları da Cemaatleri de Bozmakta Oturmuş gıybet ediyor Oturmuş yanı başındaki Bir kardeşinin namusunun gıybetini yapıyor Aynı cemaatin Aynı cemaatin içinde
İçerisinde Aynı topluluğun içerisinde Sizin yanınızda Bir kardeşinizin namusu söz konusu oluyorsa Siz susuyorsanız Dilsiz şeytansınız Kadınlar erkekler Bakın bu Gazali der ki Dilin afatlarında Birinci derecede gıybeti koy İftirayı koyar Ama İslam toplumu Birbirinden uzaklaşmış Birbirinden ayrılmış Dergahın büyükleri dediğimiz Cemaatin büyükleri dediğimiz Kimseler dahi o çukurun içerisinde dolaşıyor Allah muhafaza eylesin Ve böylece Gazali Gazali Bu üç Önemli İslam İlim Dallarını İhyada toplar Daha doğrusu kendisinde toplar
Ve Bir kısım ehli tasavvuf Buna ben de dahilim İhyayı Ders kitabı olarak alırlar kendilerine Ben bazen not düşerim Ben bazen not düşerim ya Yani Dikkat edin İhyayı okurken Eğer ki Bir şafi fıkıhçısının elinden çıktıysa Size şafi fıkhını söyler Dikkat edin derim Çünkü Gazali Şafidir kendisi Ama normalde onu bir Hanefi Mezhep sahibi Eğer ki Çevirmeni yapıyorsa Not düşer altına Şafiler de böyledir Hanefiler de böyledir diye Şimdi o yüzden Birçok Hani Araştırmacı Gazali'yi Sunni Tasavvufun Kurucusu Gibi görür Ama Aslında
Kurucu Değildir İşin açıkçasını Söylemek Gerekirse Çünkü Sufilik Gazali ile başlamış Bir hareket Değildir Ama Gazali Şunu takdir ederim Ve kabul ederim Sufiliği Belli bir Disipline Alıp Sistemleştirmiştir Sistematik Sistematik Hale getirmiştir Yani siz Sufiliğin başlangıcıyla Yolunu İhyadan Öğrenebilirsiniz Okuyabilirsiniz Öyle O zaman Baktığımızda O zaman Gazali Böyle Hani İhyâ hareketi Ve Tecdit hareketi İçerisinde Hani Gazali Bu noktada Eşari Ve Sufiliği Birleştirdi Diye eleştirilecek Bir yer olarak da Görmüyorum
Halbuki Hani Gazali Anti Akılcı Görenler Bakın Gazali Anti Akılcı Görürler Oysa Eşarilik Akılcılıktır Enteresan Akılcı Eşari Buna Buna Normalde Eşarilik Eşarilik Eşari Eşarilik Akıl vahyin üstünde değildir.
İmam-ı Eşari'de, İmam-ı Maturide'de, Ehl-i Sünnet'te bu çizgidedir. Tasavvuf'a baktığımızda veya sufiliğe baktığımızda, Sufilik Allah sevgisinin üzerine kuruludur. Resulullah sevgisinin üzerine kuruludur. Kur'an hükmünün üzerine kuruludur. Sünnet-i Seniyye'nin üzerine kuruludur. Kalbin arınmasının üzerine kuruludur. Sufilik kalbin arınmasının üzerine kuruludur. Kalbin arınması gerekir. Kalbin arınması için günah-ı keballerden uzak olmak gerekir. Günah-ı keballerden uzak olmayan bir kimsenin kalbinin arınması beklenemez. Kalbin arınması için o kimsenin farzlarını yerine getirmesi gerekir. Nafilerlerle Allah'a yaklaşması gerekir. Allah'ı sevmesi gerekir o kimsenin. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i sevmesi gerekir.
Müminleri sevmesi gerekir. Allah dostlarını sevmesi gerekir. Kalbin arınması bunlarla mümkündür. Ve Sufilik dediğimizde Allah'a dost olma, Allah'a yakın olma. Sufilik dediğimizde manevi bir tecrübe vardır. Sufilik dediğimizde manevi tecrübesiz olması mümkün değildir. Bu da kimdir? O kimsenin üstadıdır. Üstadının üstadı, üstadının üstadı, üstadının üstadı, silsile Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme kadar gider. Ondan Adem aleyhisselama kadar gider. Bu silsile Adem aleyhisselamdan gelir. Bu silsilenin başlangıcı Adem aleyhisselamdır. Öyle olunca Sufilik, Allah'a yakınlık derken ahlaki bir derinlik, ahlaki kurallara uygunluk da mümkündür.
Ahlaki kurallar dediğimizde insanı insan eden olgulardır. İnsanı insan eden kaidelerdir. E ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın demiş koca Yunus. Aynı çizgidedir. Gazali çizgisidir o. Gazali çizgisidir Hz. Mevlana. Muhyiddin-i İbni Arabi gazali çizgisidir. Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli gazali çizgisidir. Yunus Emre gazali çizgisidir. Muhyiddin Üftade gazali çizgisidir. Gazali çizgisidir. O yüzden gazaliye saldırırlar. Aslında saldırdıkları yol sufiliktir. Sufiliye saldırırlar. Gazali öncesinde kelamcılar aklı ilahlaştırmaya kalkmışlar. Kelamcılar aklı ilahlaştırmaya çalışmışlar.
Bugün aklın ilahlaştırıldığı gibi. Batının bir kesiminin aklı ilahlaştırdığı gibi. Ve bugün de Türkiye'de bir kısım ilahiyatçıların aklı ilahlaştırdığı gibi. Bir kısım din dışı topluluklarının aklı ilahlaştırmasını kabul ederiz. Ama dinin içerisinde olup da aklı ilahlaştıran Kur'an-ı Kerim'i, aklıyla bazı ayet-i kerimeleri ortadan kaldırmaya çalışan bir kesim var ülkede. Ateşle oynuyorlar. Ama normalde şimdi sufiler de gazalinin zamanında, gazaliden önce bir kısım sufiler şeriata aykırı hal ve hareketler, söylemler içerisine girmişler. Şimdi de ülkede namaza gerek yok, salat, namaz demek değildir. Hadi daha ileri gidiyorlar ya, şu namazı ümmetin başına bela edenlerin Allah belasını versin diyor adam.
Namaz ümmetin başına belaymış. Bunu söyleyenler profesör. Bunu söyleyenler profesör. Ve bunlar dinleniliyor ülkede. Şu namazı ümmetin başına bela edenlerin Allah belasını versin diyor. Söyledikleri bu. Amin diyenler de benim ne dediğimi dinlemiyorlar. Evet.
Bakın bu bizim resmimiz. Şimdi ülkenin geldiği nokta bu. Dini kesimin geldiği nokta bu. Ama bu sefer ne yaptı gazali? Gazali normalde hem sufilerin nefis terbiyelerini ele aldı. Ve aynı zamanda da ahlaki disiplini ele aldı. Şeriatı disiplini ele aldı. Sufileri de disiplin etti gazali. Yani bir kimse havada uçuyom diyemedi. Bir kimse bana böyle buyurdular. Ertesi gün sen bunu böyle yapacaksın diyemedi. Neden? Gazali o disiplini koydu çünkü. Gazali o disiplini koydu. Senin dilin gıybet ediyorsa sufilik taslama. Senin dilin iftira ediyorsa sufilik taslama. Senin yanı başında namusa laf söyleniyorsa, söyleniyorsa sen sufilik taslama.
Senin yanı başında gıybet, dedikodu, iftira, kol geziyorsa sen sufilik taslama. Senin evinden gıybet devam ediyorsa sen sufilik taslama. Sen o gece çok güzel zikrullah yaptın deme. Sen önce dilini koru. Aç, ihya'yı oku. Dilin afatlarını oku, diline sahip çık. Gözünü afatlarını oku, gözüne sahip çık. Kulağını afatlarını oku, kulağına sahip çık. Eğer öyle yapamıyorsan, senin ne olduğun, kim olduğun önemli değil. Gazali disiplini bu. Şimdi ihya, böylece İslam dünyasında sufiler, o günün sufileri, Gazali'nin eğitimini alan sufiler, İslam dünyasında çok büyük bir ihya hareketi başlattılar. Bakın çok büyük bir ihya hareketi başladı. Nizam-ı mülkle beraber, Gazali'yle beraber medreselerde ve dergahlarda, tekkelerde çok büyük bir ihya hareketi başladı.
Tecdit, yani yenileme, Gazali'yle başlayan, felsefeciler toplanmış, kelamcılar toplanmış ve bunlar İslam dünyasına var güçleriyle saldırıyorlar. Batiniler bir tarafta, Batiniler bir tarafta, Caferilere ayırıyorum, Şia'nın bozuk hizipleri bir tarafta, İslam dünyası fikri bir talan içerisinde.
Gazali, normalde o gün için İslami düşünceyi yeniden ihya eden, yenileyen bir kimse. Ve yenilerken bunun altını çiziyorum. Gazali bir mantık düşmanı değildir. Gazali kelam düşmanı da değildir. Gazali mantığı ve kelamı ve sufili, bakın burası benim açımdan çok önemli bir tespit. Gazali mantığı, kelamı, sufili ve felsefeyi, onu da koyayım içine, felsefeyi, Kur'an ve sünnet çizgisinde yorumlama, Kur'an ve sünnet çizgisinde tutma becerisini ve başarısını göstermiştir. Ve bunu sufi tecrübesiyle, sufi tecrübesiyle sentezleyip, sentezleyip mükemmel bir hale getirmiştir.
Ve eşşarinin akılcılığı ile, sufilin manasını, maneviyatını birleştirmiş, muhteşem bir insandır. Kızacaklar bana şimdi. Evet, düşünebiliyor musunuz? Aklı, mantığı, aklı, mantığı, felsefeyi ve sufiliği, aynı çatı altında sentezleyen bir muhteşem insan. E tabi, devam ediyoruz madde madde. Bilgi, kuramsal altyapısını filozoflardan devşirdi. Burada normalde filozoflardan devşirdi derken, bu bir kötülük değil. Bu eleştirel bakılacak bir şey değil. Çünkü bizim için ölçü Kur'an ve sünnettir. Hadis-i şerifte Ebu Hureyre'den nakledilmiş, Tirmizi'de ve İbn-i Mace'de geçer.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurur. Hikmet, müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir. Hikmet. Hikmete biz normalde bilgi olarak bize aktarıyorlar. Bu hikmet bilgiyi de içine alır. Hikmet, eşyanın, tabiatın, varlığın, hakikatine ulaşmak da hikmettir. O yüzden hikmet bu kubbe gibidir. Onun altında bütün ilim dalları, bütün bilgiler içindedir. Hikmeti öyle görelim. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, İslam dünyasını ve İslam düşünce sistemini, İslam mantığını çok geniş bir çerçeveye çıkarıyor. Diyor ki hikmet, müminin yitik malıdır. Nerede varsa onu almak onun daha önce hakkıdır diyor.
Hak sahibidir. Çünkü hikmetin sahibi kimdir? Allah'tır. Çünkü Cenab-ı Hak peygamberlerine atfen söylerken, birçok ayet-i kerime var. Buraya almaya gerek duymadım. Peygamberlere kitapla beraber hikmet verdim der. Kitapla beraber. Hikmet olmazsa, bir kimsenin ilahi kitabı anlaması, algılaması, yaşaması mümkün değildir. Böyle yüzeysel bir kitap kalır orta yerde. Namazdan ne kastedildiğini anlamazsınız. Kafanıza göre de namaz kılarsınız sonra. Allah muhafaza eylesin. Evet, Gazali'ye baktığımızda, Aristoteles'in mantığını, İbn-i Sina'nın mantığını, bunları çok iyi öğrenmiş, çok iyi analiz etmiş, çok iyi değerlendirmiş, üzerinde derinlemesine nüfuz etmiş. Bunlara.
ve bunları normalde öğrendikten sonra da meşhur sözünü söylemiş. Mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz demiş. Bakın, mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz demiş. Mantık önemli bir bilgi çünkü. Hani mantığını çalıştır deriz ya, bizim işbirimizin mantığında çalışmaz, ben kendi nefsim için söylüyorum. Bunun çalışmasının metodunu bilmiyoruz çünkü. Mantık çalıştırmanın ayrı bir metodu vardır. Bu dervişlerde fazlaca zikirle, bu metot gelişir, şahsın kendi nefsinde, bireyin kendisinde. Ama bunun bir metodolojisi vardır bunun. O metot önemlidir, mantığı geliştirmenin. Ve dolayısıyla, gazali mantığı almıştır, ama felsefecilerin metafizini almamıştır.
Sufilerdeki manayı, sufilerdeki hali, rüyayı, bunları açıklayan İhya'da bölümler vardır. Bunları alır, zaten en çok ona kızıyorlar. Felsefecilerin metafizini, veya bugünkü anlamda batının metafizini reddeder. Onu almaz. Bir tezden felsefecinin, hani aydınlının tezi, adım adım gidiyorum. Ne diyor? Felsefecilerin görüşlerini İslamileştirdi. Gazali, Aristoteles'i reddetmez. İbn-i Sinay'ı tamamen reddetmez. Gazali, Aristoteles mantığını doğrudan değil ama, Farabi ve İbn-i Sinay üzerinden almıştır. Gazali oturup da Aristoteles'i direkt almamıştır.
Aslında Aristoteles'i ilk defa kitabını Türkçe, o zaman için Arapçaya çeviren de enteresan bir şey. Gazali'den önce kindidir. Aristoteles mantığını Arapçaya, yani Grekçeden, normalde Arapçaya ilk çeviren de kindidir. Kindi de Gazali'den öncedir. Bakın, Kindi de Gazali'den öncedir. E şimdi öyle baktığımızda, aslında Aristoteles mantığı, Gazali'den önce kindiyle İslam dünyasına girmiş zaten. E İbn-i Sinay'la girmiş, İbn-i Sinay'la da girmiş, Farabi'yle de girmiş. Böyle olunca, Gazali, onlardan faydalanır. Onları reddetmez. Amacı, bence, felsefi, İslami ilimlere hakim kılmak değildir Gazali'nin amacı.
Ama ne yapmıştır? Normalde mantığı, dini düşüncenin içerisinde metodolojik hale getirmiştir. Buna baktığımızda muhteşem eserler vermiş. Ve ne yazık ki, üniversitelerde Gazali mantığının metodolojisi okutulmamakta. Acı bir şey. Avrupa, bu metodolojiyi okuyor, Gazali'nin üzerinden okuyor. Bakın, Gazali'nin üzerinden okuyor. Ama benim ülkemde ne yazık ki, Gazali bu kadar okunmuyor ve tanınmıyor. Ve, Gazali, İslam dünyasında mantığı, meşru hale getiriyor. Mantığı meşru hale getirmek de kalmıyor. Onu bir disipline ediyor. Onu bir disiplin olarak koyuyor. Öyle olunca da, artık medreselerde, mantık okutulmaya başlanıyor, Gazali ile beraber.
Mesela, mantığı tanımlayan, İslam dünyasında önemli insanlardan birisidir. Kıyası, aklı, büyük ölçüde kullanan, bunları tanımlayan kimsedir. siz, Gazali'den akıl ne demektir, mantık ne demektir, metodolojileri nelerdir, nasıl akleder, bir kimse. Bunları, Gazali'den çok iyi öğrenebilirsiniz. Ama, tabii gerek duymayız ya biz. Allah bizi affetsin. Ama mesela, Tehafetül Felasifede, sadece üç görüşü küfür sayar. Birincisi, alemin ezeli olması. yani Batı, kıyameti kabul etmez. Batı felsefecisi, kıyameti kabul etmez.
Oysa biz iman ederiz. Kıyamet kopacaktır, ve her şey helak olacaktır. Ve hiçbir şey kalmayacaktır. Yaratılmış olan her şey yok olacaktır. Yani, yaratılanlar ezeli değildir. Yaratılanlar bir gün, son bulacak. Dünya hayatı olarak. Ve Cenab-ı Hak, bütün her şeyi yeniden ne yapacak? İhya edecek, diriltecek. Ve, Gazali'nin karşı çıktığı bir şey, bakın, tekrar bunu, altını çizerekten söylüyorum. Allah'ın cüzleri bilmemesi. Yani, işte birisi çıktı, televizyonda, söyledi ya, Allah yarını bilmez dedi. Profesör, Allah yarını bilmez dedi. Bu batı felsefesi.
Allah cüzleri bilmez. Allah senin birazdan ne yapacağını bilmez. Allah senin birazdan ne konuşacağını bilmez. Bunu söyleyen kim? Bayındır. Bizim bayındırlı değil yalnız o. Televizyonda kulağımla duymamış olsam, ben şüpheyle bakacağım. Allah senin ne konuşacağını bilmiyor. Haşa. Bu, batı felsefesinin ürünüdür. Bir de, tekrar yeniden dirilmeyi inkar eder, batı felsefesi. Şimdi, Türkiye'de de yeniden dirilmeyi reddedenler var mı? Var. Siyasetçilerimiz var, yeniden dirilmeyi reddediyor. Koca koca siyasetçilerimiz var. Koca koca ilim adamlarımız var.
Yeniden dirilmeyi reddediyor. Şimdi, Gazali'nin karşı geldiği çok önemli üç ana madde. Bir, alemin ezeli olması. İki, Allah'ın cüzleri bilmemesi. Üç, bedeni diriliğin inkarı. Yani tekrar bedensel dirilme olmayacak. Onu inkar ediyor. Yoksa, Tehafetül'ü biraz inceleyen bir kimse, Gazali'nin, böyle pasaj pasaj gider çünkü orada o, alıntıların üzerinden yürür.
Baktığımızda, Gazali bazı şeylere yanlış der orada. Hani onu uygun görmez. Bu da ilminin getirdiği bir şeydir. Yoksa, onları komple reddetmez Gazali. Felsefenin adını dinsizlikle özdeşitirdi. Yani, benim için burası çok ağır ve tartışmalı bir tespit. Yani, Gazali'nin, biz baktığımızda, eserlerinde, felsefeyi, bunu böyle, Allah beni affetsin, bizim, kardeş Gazali'yi konuşalım deyince, içimden dedim ki, yıllar sonra, yıllar sonra dedim, önüme geldi Gazali yine dedim.
Hani önüme geldi dememin sebebi şu, daha 29-30 yaşlarındayken, Gazali konuşuyorduk. E ardından 35 yıl geçmiş üzerinden, yine Gazali konuşuyoruz. E eski günleri hatırladım, tabii. E şimdi büyük bir çoğunluğunun, kitaplığında yoktur, teyhafetül felasife. Yani, siz onu okumadan, bir ateistle tartışamazsınız. Siz onu okumadan, aklını ilahlaştırmış bir kimseyle konuşamazsınız. Ya da, kalbi bir, kıpırdanma olması lazım ki, kalbine senin ilham gelsin, onunla tanış, onunla tartış. Çünkü, Gazali, felsefi bölümlere ayıran bir kimse. Mesela örnek, onun için felsefenin bir bölümü matematiktir. Bakın, Batı şu anda matematiksel felsefeyi kullanıyor. Batı şu anda matematiksel felsefeyi kullanıyor.
Biz matematiksel felsefede şu anda gerçekten çok geriyiz. Olmayan bir şeyin hayalini kurup, onun matematiğini kurmaya çalışıyorlar. Kuantum, fiziği gibi. Beyin cerrahı, beyne matematiksel bakıyor. Düşünebiliyor musunuz? Beyin cerrahı orada oturuyor ya şimdi, ona taş atmadan durmayacağım. Beynin üzerinde, beyne matematiksel bakıyor. Beyne matematiksel bakmak. Mesela beynin içerisindeki bir düşünce, kaç kilometre hızla gidiyor. Hafızaya alan beyin, kaç kilometre hızla onu hafızaya aldı. Matematiksel bakmak.
Gördüğünü kaç kilometre hızla hafızaya aldı. Duyduğunu kaç kilometre hızla hafızaya aldı. Beyne matematiksel bakmak. Bir anda, burayı herkesi gördüğün anda, beyninde kaç milyon neron çalıştı. Matematiksel bakmak. Dursun'a baktın, Dursun'a baktığın anda, Dursun'un kaç milyon neron, Dursun'la alakalı neler yaptı. Ve, kaç kilometre saat hızla yaptı. Ve ne kadar hacim tuttu. Benim beynimde Dursun, kaç milimetre küp tuttu. Matematiksel bakmak. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi, orada gelince, beyinden girdik şimdi.
Düşünebiliyor musunuz? Buradaki bütün insanları tanımlıyorsunuz. Ve bir anda tanımlıyorsunuz. Işık hızı havasını alır, beynin yanındaki hızı. Beynin içindeki hızı, tefekkür ettiğinizde, ışık hızı, arkadan nal toplar. Şimdi, bilim dünyası ne diyor şimdi? En hızlı ışık hızıdır, diyor değil mi? Geç sen onu. Işık hızı, kaplumbağa hızı. Kaplumbağa gibi, beynin içerisindeki hız, ve o hızla giderken, hiçbir yere çarpmadan gidiyor. Hiçbir yere çarpmıyor.
Ben bazen onu öyle tefekkür ediyorum. İstanbul diyorum, bir avuç. İstanbul'u bir avucun içine al. Hiçbir varlık, hücresel olarak, hücre olarak, birbirine çarpmadan yoluna devam ediyor. Öyle bir hızlı gidiyor ki, öyle bir hızlı gidiyor ki, ışık yanında, diyorum ya, topal eşek kalır. Matematiksel bakmak, varlığa matematiksel bakmak, varlığa, eşyaya matematiksel bakmak, dünyaya, güneşe, aya, yıla, göğe matematiksel bakmak, ahirete matematiksel bakmak, hesaba, kitaba matematiksel bakmak, onların hesapları hızla görülür.
O hızı nasıl ölçelim? Nasıl bir hız o? Onca kainatı, bütün insanlar toplanmış, mahşer yerine, ve bütün herkesin, herkesin hesabı, bir anda hızla görülüyor. Bu hız nerede? Bunun matematiği ne? Gazali buna karşı çıkacak, öyle mi? E mantık. Gazali, en büyük felsefede, ikinci ana kümesi mantıktır. Ya mantığı nasıl reddedeceksin ya? Mantığın temelini kuranlardan birisi. Öbürkü ne? Gazali'nin, hani, felsefenin ilgilendiği ikincisi ne? Varlık, tabiat. İçinde yaşıyorsun, reddetmen mümkün değil. Üçüncüsü ne? İnsan sadece maddeden yapılı değil. İnsanın metafiziği var.
Ruhu var. Cenab-ı Hak diyor ki, ben ruhumdan ruh üfledim. Metafizik, rüyası var. Metafizik, felsefe, batının felsefesi olarak görmüyorum bunu. Buranın felsefesi olarak görüyorum. Şunu benden çevir bir zahmet. Gazali'nin bunu reddetmesi mümkün değil. Nasıl normalde, matematiği reddedeceksiniz, yasaklayacaksınız, mantığı reddedeceksiniz, yasaklayacaksınız? Ya kendisi mantık kitabı yazmış zaten. Mümkün değil. O yüzden, hani, Gazali'nin bütün felsefeyi, dinsizlik ilan etti demek, Gazali'nin kendi kitaplarıyla uyuşmadı. Tenakuz oldu. E, Aristoteles'e göre, metafizik, varlığı varlık olmak bakımından inceler. Yani onun üzerinde özel bir nitelik koymaz. Varlığın en temel ülkelerini araştırır.
Aristoteles. E, ilk nedenlere bakar. Bu, nar tuhaf gelebilir kurduğum bu şeyler. E, normalde şimdi, ilk ilkeler, ilk nedenler, ve, Allah'ın varlığı, ben Allah'ın varlığı olarak onu nitelendiriyorum. Bunlar Tanrı'nın varlığı diyor. Ruh-u mahiyeti, evrenin düzeni gibi, duyularla doğrudan kavranamayan, konularla uğraşır Aristoteles. Bunların bir kısmı İslam'ın da ilgilendiği yerlerdir. Hani bir mevcut fiziki kaideler vardır. Aristoteles, o fiziki kaidelerin üzeriyle uğraşır. Yani ilk yer iki dört yapar, matematikseldir.
Aristoteles bunun üstüne uğraşır. Öyle olunca, Aristoteles'in, o şeyi, genel olarak şöyle tanımlıyorlar. İlk felsefe, tanımlayanlar. Veyahut da işte, Batı, onu ilk teoloji, ilk din olarak, tanımlıyor. Enteresan bir şey. E şimdi, hani kindi, oturmuş, Aristoteles'in, metafizikasını, Arapçaya tercüme ettirmiş. Bakın ne kadar böyle muhteşem şeyler yapmışlar, İslam dünyasında. Ve o da, o Aristoteles'in o kitabını ilk felsefe olarak, isim koymuş ona.
İbn-i Sina'ya baktığımızda, o da metafizi ilahiyat adıyla sistemleştirmiş. Ve fiziksel, varlıklardan sonra gelen, soyut varlıkları incelemeye koyulmuş. Yani soyut varlık, görünmeyen varlıklar. Ya ne melekler, ya ne cinniler, ya ne şeytan. E şimdi, İbn-i Rüşt'e bakıyorsunuz, İbn-i Rüşt, Aristoteles'in metafiziğine, en kapsamlı şerhi yazmış. Ona göre, fizikten sonra ifadesi, öğretim sırasını belirtir. varlığın düzenini değil. Galazi, Gazali, bu sıraladığım insanlar, şahıslar ve diğerleri, daha var, sıralanabilir bunlar.
Bunların, batı diliyle, Tanrı-Alem ilişkisini, nedensellik konularında, İbn-i Sina'nın ve Rüşt'ün görüşlerini reddeder. ve bu metafiziğin yöntemini mantıkla, kıyasla kabul eder. Yani böyle boşu boşuna bir kabulleniş yoktur. Aralarındaki fark bu. Yine madde madde gidiyoruz. Bilimleri de içeren, felsefenin medreseye girmesini engelledi. Bu çok tartışılan bir konu. Yani bunu, normalde İslam'la ilk tanıştığım zamandan itibaren, böyle biraz mürekkep yutmuş olan, üniversiteler tarafında, çok konuşulan bir şey. Bilhassa ilahiyatçılar filan, bunu böyle, dillerine pelesenek etmişler.
Sakız çiğner gibi bunu çiğniyorlar. Normalde, evet, Nizamiye medreselerinde, Aristoteles'in mantığı ders olarak konulmadı. Eyvallah. Ama mantıktır, astronomidir, hesaptır, yani matematiktir, tıptır, medreselerde okutulmaya başlandı. O zamana kadar medreselerde tıp okunmuyor, astronomi okunmuyor, matematik okunmuyor, okunmuyor bakın. Bunlar, Nizamiye medreselerinde ders olarak konulup, okutulmaya başlanan dersler. Gazali ile beraber. Örneğin, Nasurettin Tuzi, Kutbettin Şirazi, Fahrettin Razi, hem kelamcı, hem filozof, hem matematikçiler. Mesela, Razi'nin tefsirine şart düşer, İslam dünyası. Der ki, felsefecidir, Razi'yi okurken dikkatli okumamız gerekir der.
Ama Razi aynı zamanda, kelamcıdır, aynı zamanda da iyi bir matematikçidir. Örneğin, İbrahim Hakkaz da, Hazretleri, iyi bir astronomicidir. Biz şimdi, Tillo'ya gittiğimizde, Tillo'ya Hazretlerinin, matematiğini görürüz orada. Dünyanın ve güneşin, belli zamanlarda, kabrin başına, ışığın gelmesini hesaplar. Matematiktir bu. Aynı zamanda, astrolojidir. Yani, normalde, Gazali bunları reddetmiş değil, Gazali ile beraber, Nizamiye medreselerinde, okutulmuş olan derslerdir bunlar. El insaf, eleştirirken biraz. Tasavvufun ve tarikatların, yaygınlaşmasını kolaylaştırdı. Evet, doğru, alkışlıyorum bu tespiti. Gazali'den sonra, ehli sufi tarikatlaştı.
Evet, meşruiyet kazandı. Devlet nezdinde de meşruiyet kazandı. Nasıl meşruiyet kazandı? Kendilerini, Kur'an sünnet dairesinde düzelttiler. Kendilerini, Kur'an sünnet dairesinde düzeltince, devlet nezdinde de meşruiyet kazandı. Evet, Gazali'den sonra, kadirlik, rufailik, şazelilik, nakşimendilik, aldı, yürüdü. Evet, doğru. Ama normalde, bunların tamamını, Gazali'ye bağlamak mümkün değil ki. Çünkü, ehli sufinin silsilesi, Muhammed'i olarak, Hz. Muhammed'i Mustafa'ya kadar gidiyor. Gazali'den önce, Hasan-ı Basri'yi nereye koyacağız? Gazali'den önce, Rabiyet-ül Adeviyye'yi nereye koyacağız? Gazali'den önce, Maruf-ı Kerhi'yi nereye koyacağız?
Bunlar bizim silsilemizde var olan şahıslar. Bunların hepsi de Gazali'den önce, Sırr-ı Sekati'yi nereye koyacaksınız? İbrahim Ethem'i nereye koyacaksınız? Hallâc-ı Mansûr'u nereye koyacaksınız? Beyazlı Bestami'yi nereye koyacaksınız? Bunlar Gazali'den önce muhteşem veliler, muhteşem mürşid-i kamiller. E bunlar Gazali'den önce, yani siz tarikatlar Gazali'den sonra meşrulaştı derseniz, Gazali'den önceki, mürşid-i kamillerin hepsini çöpe atmış oldunuz.
Var olmayan bir yol çıkarmadı ki Gazali. Gazali zaten o sufi terbiyeyi almış olan bir kimse. Baktığınız zaman İhyan'ın içerisinde Beyazıt'tan, Sırr-ı Sakatı'dan, Fudal bin İyad'dan alıntılar görürsünüz. Hepsi de Gazali'den öncedir. Ama Gazali bu mirası alır, sufi mirası alır. Eşari kelamıyla, aklıyla ve sufi tecrübesiyle bir sentez oluşturur. Eyvallah. Ve sufiliğin, hem akli yönünü, hem de kalibi yönünü meşrulaştırır. Ben bazen zaman zaman derim ya, biz aklı reddeden sufilerden değiliz. Biz aklı ilahlaştıranlardan değiliz.
Biz aklı reddetmeyiz, aklı delihlaştırmayız. Ve bizim için önemli olan şey, kalibin harekete geçmesi. Kalibi, aklın çalışmasıdır. Kalibi, aklın çalışması. Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, güzel ahlak, güzel ahlak, derinlemesine ve ince ahlak ve çokça zikirdir. O zaman kalbi, akıl çalışır. Öyle olunca, bizim hem de kendi yolumuzun kaidesi olarak, aklı reddeden bir noktada değiliz, Gazali'de reddetmez. E bu proje siyasi odaklarca desteklendi, evet desteklendi. Nizam-ı Mülk, Selçuklu Devleti, Abbasi Halifeli, aynı dönemin düzen kurucularıdır. Baktığımızda, bir tarafta batini propagandası var.
E normalde bu batini propagandaya karşı, bir sünni bir propaganda desteklenmesi lazım. E normalde, Gazali'yi bu noktada, zamanın hastalıklarına karşı mücadele etmekte, geri durmuş bir kimse olarak göremeyiz. İslami düşünce ve İslami ihya ve tecrid hareketi, zamanın hastalıklarına karşı mücadele eder.
Zamanın tehlikelerine karşı mücadele eder. Zamanın bu noktadaki, İslam dünyasına zarar verecek, İslami düşünceye, akla, fikre, mantığa, üretime zarar verecek, her şeyle mücadele eder. Bu, Cenab-ı Hakk'ın emridir ki, siz bir yerde sapkınlık varken, rahat duramazsınız, durmamanız gerekir. Bir yerde ahlaki çöküntü varsa, kültürel çöküntü varsa, ekonomik çöküntü varsa, adaletsizlikten dolayı, bir adalet çöküntüsü var ise, o Sufi'nin orada suskun kalması mümkün değildir. Bir taraftan devleti ele geçiren şahıslar, kimlikler, hizipler, devletin malına konuyorsa, ve kamunun malı çarçur ediliyorsa, devletin parası çarçur ediliyorsa, rüşvet kol geziyorsa, ahlaksızlık boyu geçtiyse, orada bir Sufi'nin, buna suskun kalması düşünülemez.
Bir Müslüman'ın yatağında rahat yatması düşünülemez. Bir Müslüman'ın keyif etmesi düşünülemez. bir Müslüman bundan ızdırap duymalı, ızdırap duyar. Memleketi yangın halindeyse, kültürel, ekonomik, siyasi, askeri yangın var ise, orada bir Sufi'nin kendini kurtaran kaptandır, edasıyla kenara çekilip zikretmesi, onu kurtarmaz. Mümkün değil. Sen belki de kendi nefsini kurtarabilirsin, ama gelecek nesilleri kurtaramazsın. Senin çocuğun önüne gelir, işte ben bilmem ne oldum der, sen onu durduramazsın. Bir Sufi'nin buna gözünü yumması mümkün değildir. Çünkü Sufi, her türlü şeytaniyete, her türlü nefsaniyete karşı duran kimsedir.
Sufi, kenara çekilip, Allah'ı zikredip, kendi paçasını kurtaran kimse değildir. O gerçek manada Sufi değildir zaten. Sufi yangını görür, can hıraş yangına doğru atılır. Sufi odur. Gazali de onu yapar. O yüzden, Gazali'nin, sistem tarafından desteklenmesini, Gazali'nin sistem tarafından önünün açılmasını, Gazali'nin, Allah beni affetsin, samimiyetsiz olduğunu göstermez, ihlassız olduğunu göstermez.
Gazali, o yangından tutuşmuş, ciğeri pare pare olmuş bir kimse. gecesini, gündüzünü dinlememiş, yollara düşmüş. İslam dünyasının yeniden dirilmesi, yeniden ihya olması, yeniden yenilenmesi için, var gücüyle çalışmış. O yüzden, Gazali'nin o günkü siyasi otoritenin üzerinde etkili olması, onu samimiyetsiz etmez. Onun ihlasının üzerinden şüphe duymamızı da gerektirmez. Buradan, bu açıdan baktığımızda, aydınlığının metni, İslam dünyasına eleştirel bakışın, hezeyanı olarak görüyorum. Eleştirmek için eleştirilmiş bir metin olarak görüyorum onu. Allah beni affetsin.
Yani, Gazali, duraklamanın başlayacağı sebebidir dediğimizde, felsefeyi, dinsizlikle özleştirdi dediğimizde, bilimleri medreseden uzaklaştırdı dediğimizde, bu, hem akademik olarak, hem de fiziki tecelliyat olarak, yerini bulmuş bir şey değil. Ben bunu biraz böyle, Gazali'nin üzerinden, İslam dünyasına karşı açılmış bir savaş olarak görüyorum.
Çünkü, direkt savaşmayı göze alamayanlar, kendilerini bir şeylerin üzerinden savaştırırlar. Bu öyle bir kaçamak olmuş gibi geliyor. Evet, Gazali, Ehl-i Sünnet kelamını, fıkhını, Ehl-i Sünnet tasavvufunu, sufiliğini, güçlü bir şekilde sentezlemiş, İhya bu noktada mükemmel bir eser. Nerede okumuştum? Şimdi, İbni Hacer, Şafi fıkıhçısıdır. İhya dört cilttir. Ona on sekiz cilt şerh yazar. İbni Hacer, meşhur hadisçidir kendisi. Aynı zamanda Şafi alimidir, fıkıhçısıdır.
Kardeşler, İhya dört cilttir, on sekiz cilt İhya'ya şerh yazar. İhya öyle kıymetli bir eserdir. O yüzden, evet, Gazali, bilhassa sufi çevrelerde, gerçekten sevilmiş, yer edilmiş, kabul görmüş. O yüzden, Gazali'nin, İslam dünyasındaki bilimin, ilimin gerilemesinde, veyahut da, ne bileyim işte, bir kısım, duraklamaların, gerilemenin, Gazali'ye bağlanması, bence, gerçekten haddi aşan bir, metin. Yani biraz, Gazali'nin, zamanını incelediğinizde, Moğol istilaları, Gazali'nin, zamanını incelediğinizde, siyasi parçalanmalar, ekonomik çöküntüler, eğitim kurumlarının dağılması, çökmesi, ve, birçok içsel ve dışsal etkenlerin içerisinde, tabiri caizse, o kaosun, o kargaşanın, o bataklığın içerisinde,
bir gül misali, çıkmış bir, zat-ı muhterem. Öyle olunca da, Gazali'ye ben biraz, bu gözle bakıyorum. Sürçülisan ettiysem affola. Ama, Gazali'nin, o kargaşanın içerisindeki etkisini, göz ardı etmek de, o kargaşanın içerisinde, kargaşaya sebebiyet veren, hastalıklara, ilaç olmasını, göz ardı etmek, gerçekten, Gazali'ye karşı, en büyük ihanet olmuş olur.
Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Olabildiğince, kısa tutmaya çalışıyorum ama, pasajı da bölmek istemiyorum. biraz da, hani, bu Gazali sohbetleri, hani, hazırlama aşamasında, yoruyor insanı. Şükür hamdolsun ki, Cenab-ı Hak öncesinden, böyle bazı, eserleri, bilerek veya bilmeyerek, tevafkan, öyle diyelim, aldırmış bize. Evet, biraz, gecelerimizi alıyor bizim ama, sonra da, böyle, cumartesi sohbeti, ben bitirdim de, böyle bir, kendimce bir yorgunluğum çıkıyor yani. Diyorum ki, hamdolsun. Normalde, benim şimdi, pazartesi, salı yine başlayacak, Gazali travması bende. Bende normalde, 4-5 gün, Gazali travması gidiyor. Ondan sonra, bir metni alıyorum, koyuyorum oraya, onun orasına mı bakayım, bunun burasına mı bakayım, nereden, neye bakayım.
Önce bir eserleri, kendimce, sıralıyorum. Elimdeki var olanlarla, olmayanları internetten, araştırıp, bulmaya çalışıyorum. Ama, ben, kendimce, bu hazırlık, benim hoşuma gidiyor. Bilmiyorum, sizin hoşunuza gidiyor mu? Gitmiyor diyen varsa, söylesin. Bu ara, nasıl olsa alıştık, bilelim yani, ona göre. Nasıl olsa, benim, neryonlar da, çok hızlı bu ara, hızlı hareket ediyorlar. Çok hızlı. Söyle bakalım, kaç kilometre hızla gidiyor, neronda bir bilgi. Hayal.
Sana bir vazife vereyim o zaman. Bu, beynin, çalışma sistemi, bilhassa, neronlara taktım, bu ara kafayı ben, normalde, böyle bir, yakazada bir şey oldu. Bu hıza, bu hızlı tespit etmek, yani bu hızlı böyle yakalamak, yakalamak derken, tespit etmek. Bunun matematiğimi, bulmak lazım. Ben de bir araştırayım, o zaman inşallah. Evet. Ve bu konuda da böyle, bizi böyle bir, cumartesi günü, bize ne zaman olursa, senin nöbetlerin filan var çünkü, seni sıkıştırmıyorum ama, böyle bir bize, neronlarla alakalı, bölüm bölüm, önce neronları anlat bize mesela, sonra, beynin içerisindeki, senin boşuna, beyin cerrahı yapmadık yani.
Eyvallah. Başka yerlere gidecektin, yok beyin cerrahı olacaksın dedim. Allah razı olsun, sen de, Psikiyatride, Psikiyatriden döndürdük seni. Dahiliyeden döndürdük seni. Normalde aslında, hani işin nefsini bilen, Rabbini bildiği, hani, hadisi şerif var ya, tabii beyin de nefsin içerisinde, nefise baktığımızda, bir bütünsellik var çünkü. Mesela bir kimse, bu benim, kendimce, kendi iç, dünyamın tezi. Beynin çalışma sisteminin, ne kadar olduğunu bilmiyorum ben. Sistemin bütününün, toplamını bilmiyoruz. Şimdi, Salih'e baktığında, Salih'in, fiziksel olarak, metreküpünü bulursun.
Boyunu, elini ölçer, bitersin, metreküpünü bulman mümkün. Bunu bulursun. Ama beynin, hani, biraz burada iş, manaya, metafiziye kaçıyor. Beynin, metafizik çalışma sistemi, ne kadar? Fiziksel olarak eskiden, öyle bir şey biliniyordu, babacım. Şimdi, hafıza merkezimiz var. İşte, bir şeyi öğrendiğimizde, duyularla onu öğrendiğimizde, işte, Salih'e baktığımızda, onun, görüntüsü, ses tonu, vesaire, onunla alakalı bütün bilgiler, hafıza merkezimizde, toplanır idi. Şimdi, normalde, hafıza merkezi diye bir yer var, doğru. Ama şu tespit edildi. Aslında, öğrendiğimiz her bilgi, beynin tamamına projekte oluyor.
Yani, tamamına dağılıyor. Ve onu geri çağırırken, sadece hafıza merkezinden geliyor. O yüzden, bilgi, öğrendikçe, öğrendikçe, öğrendikçe dolmuyor aslında orası. Evet. Ve yeni bağlantılar oluşuyor. Yeni hücreler arasında, şimdi, hücrelerin kolları, dalları var. O zaman, buyurdunuz ki, ben onları inşallah, bir düzenleyeyim. Anlatım, bir sunum, görsel haline getireyim. Yani, müthiş şeyler var. Şimdi, bir sinirin, bir tane bağlantısı, iki tane bağlantısı varken, yeni bilgi aldığı zaman, yeni bir bağlantı daha çıkıyor ondan. O, başka nöronlarla bağlantılara giriyor. Milyonlarca nöron var, sen bir şeye baktığında, milyonlarca nöron çalışıyor aynı anda.
Evet. Ne kadar fazla bilgi, görgü, tecrübe, o kadar fazla nöron ve bağlantı, demek oluyor. ve işte, zeka da bununla zaten bağlantılı oluyor. O yüzden, yani fazla bilgisi, görgüsü, tecrübesi olan insanlar, çok daha hızlı düşünür. Hatta konuşması, düşüncesine yetişemez. Yetişmiyor. Çok fazla düşünür. Ama aktarırken, dil nakız kalır, eksik kalır, tabiri caizse. Çünkü o hıza yetişemez. O nöronların hızına, dilin yetişmesi mümkün değil, kelimelerin, harflerin yetişmesi mümkün değil, bakışının yetişmesi mümkün değil, duyuşunun yetişmesi mümkün değil. Bunlar öyle bir hızlı çalışıyorlar ki, yani onun, onun hızına, dış dünyada yetişecek bir şey yok. Evet. Ve bunlar öyle hızlı, trafiğin içerisindeler ki, hiçbirisi, hiçbirisine dokunmuyor.
en çok benim böyle hayretime giden şey o. Hiçbir şey, hiçbir şey, hiçbir şeye dokunmadan, çarpmadan çalışıyor. Dokunursa arıza oluyor zaten, hastalık oluyor veya anlık bir arıza oluyor. Bendeki gibi. Estağfurullah. Var ya bende. Oğlum sen dedin, kırk tane damar tıkalı dedin. Bu tıkalı olmuş hali. Tıkalı olmasa demek ki artık. Onun başka yerden telafi ediyor. Yok yok, bu yol tıkalı, buradan bir yol daha çalınmıyor. Durmuyorlar. Alternatif üretiyor beyin. Üretiyor. Durmuyor. Yani o tıkanıklığı, yani siz onu belki de öyle tanımlıyorsunuz. Tıkanıklığın açılmış. Yok açılmıyor o. Yol buluyor kendini ayrı. Yani oraya pas geçmesini biliyor o. Bypass diye bir mekanizma var zaten.
Var. Baba. Oradan kullanabiliyor. Evet. Şunu, hani hayret etmemek mümkün değil. Nereden nereye geldik şimdi. Cenab-ı Hak, hani bu böyle işin kolaycılığı, öyle bir beyin yaratmış. Ve şu anda ilim dünyası, tıp dünyası, hani beyni biz bir milyon diyelim, ki azdır. Milyonlu birini bilmiyor. Milyon da birini bilmiyor. Bak, bir milyon az. Yani neronları milyarla saymak lazım. Trilyonlar. Trilyonlarla saymak lazım. Ve her neronun kendine ait bir işlevi var. Her neronun kendine ait işlevi var.
Kendine ait bir dili var. Kendine ait bir aklı var. Seni dinlemiyor. Sana bağlı değil o. Sana bağlı değil. Sen onu yönlendiremiyorsun. Filanca neron sen şuraya git. Filanca neron sen buraya git. Böyle bir şey yok. Senden bağımsız. Senden bağımsız. Ve o kadar bağımsız ki, sen hiçbir şey yapamıyorsun. Bize kalsa ölürdük baba. Bu kontrolleri. Eee ooo. Türkiye'ye kadar fabrika kursan yetmez. Dünyayı komple fabrika haline, Türkiye'yi bırakın.
Belki de bunu böyle çok uçuk bir söz olarak, tanımlayabilirsiniz. Türkiye'yi bırakın. Dünyayı komple fabrika haline getirseniz, fabrika haline getirseniz, beyninizdeki neronları yönetemezsiniz. Yok. Yönetemezsiniz. Ve şu insanoğlu, kendi beynindeki küçücük zerresine hükmedemeyen, kendisine verilmiş olan bir zerresine hükmedemeyen insanoğlu, ne yazık ki Allah'ı tanımaktan uzak, O'na kul olmaktan uzak, boş işlerle uğraşıyor.
Bu acı bir şey. El-Fatiha. Mesela. Amin. Haftaya gazaliye devam edeceğiz. Herhalde iki haftalık bir gazali kaldı galiba. Veya üç haftalık varmış. Üç dört haftalık da gazali var. Allah izin verirse inşallah, kaldığımız yerden devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun hepinizden. Görüşürüz inşallah. Selamun aleyküm. Bir soru vardı burada. Sohbeti şehir dışından YouTube aracıyla dinliyoruz. Ses. Son üç haftadır çok kısık. Ses seviyesi teknik ekip tarafından arttırılırsa çok seviniriz. Bir diğer konuda perşembe günleri zikirden hemen sonra yayın kapatılıyor.
Duyurulardan haberdar olamıyoruz. Yayın duyurulardan sonra kapatılabilir mi? Başta siz değerli üstadımıza ve sosyal medya aracılığı ile uzakları yakın eden ekibe teşekkürlerimizi sunuyoruz. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Benim durduğum bu yer şikayet etme yeri değil. Ama ne yazık ki üç dört haftadır problem yaşıyoruz. Bu konuda şikayetler var. İnşallah Cafer kardeş pazartesi gün bu meseleye el atıp kökten çözümleyecek. Bazen metal yorgunluğu oluyor ya da fikir, mantık yorgunluğu oluyor. Bazen bir insan bir görevin içindeyken görme yorgunluğu oluyor. Esnaflarda da olur bu.
Adam aynı dükkanın içerisinde yorulur. Malın yeri değişmesi gerekiyordur. Değiştirmez. Körlük yapar insanda. Bir insan bir işle uğraşırken o işin körlüğü de olabilir. O yüzden bu ara şikayet çoğaldı. Şikayetleri bu noktada düzeltmek de bizim işimiz. İnşallah pazartesiden itibaren canlı yayın problemi inşallah çözeceğiz. O yüzden bütün kardeşler haklarını helal etsinler. Bugün de çünkü perşembe, bugün de gündüz sohbeti de canlı yayın yapamadık. Geçen hafta da yapamadık. Ondan önce perşembeleri de bir iki sıkıntı çıktı. bu hadi bizim elimizde değil bazı şeyler teknik olarak olabilir diyeceğiz ama bu daha ileri gidince bu teknik arızadan öteye geçiyor.
Allah bizi affetsin inşallah. Selamünaleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi