Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 18 Temmuz 2026 · 1:21:54
Üzübillâhi meneşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr fâlemennâhu, La ilâhâ, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara zulmeden, Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, topraklarını ayaklar altına alan var ise, her kim ise, hangi güç ise, Cenab-ı Hak hepsini kahri perişan eylesin, hepsini yerli ihsan eylesin, İslam'ı faydar eylesin, Müslümanları güçlü eylesin, ecmain. Malum bir itikaf süreci oldu, o yüzden Gazali'den kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah.
Nizam-ül Mülk, siyasi iktidarın kaynağını ilahi bir güce, Allah'a ve dine, parantez içinde İslam'a dayandırır. Maknevelli ise, dünyevi ve seküler gerekçelere işaret eder. Allah'ın yönetime yetkisini her çağda, halk arasından seçtiği belli kişilere verdiğini ifade eden, Nizam-ül Mülk, dolayısıyla sultana itaat etmenin bir anlamda Allah'a boyun eğmek, anlamına geldiğini ifade ederek, siyasal iktidara güçlü bir teolojik temel sunar.
Maknevelli ise, kitab-ı hükümdarda buna karşı çıkar ve iktidarın kaynağını toplumsal dinamiklerde arar. Konuyu dağıtmayayım. Nizam-ül Mülk, Nizamiye medreselerinin nüfredatını, batinilik, İsmail'i ve Şi'ilik karşıtı bir anlayışla oluşturur. Gazali'nin, batinili ve Şi'ili İslam dışı ilan ettiği, batinilin iç yüzü adlı eseri ünlüdür.
Bu akşamki konu paragrafı bu kadar. Tabi bu metin, dünya üzerindeki iki farklı görüşü karşılaştırıyor. Bu ne? Genel ifadelerle bu işleri tarihsel kavramlar açısından bakıyor. Nizam-ül Mülk'ün siyaset anlayışı doğru. Yani burada anlatılan şey. Çünkü Nizam-ül Mülk, siyaset namesinde hükümdarlığın Allah'ın takdiriyle verildiğini savunur. Ona göre adaletli hükümdar, Allah'ın yeryüzünde gölgesi gibidir. Öyle görülür. Çünkü buna dayanan hadis-i şerif de var. O yüzden Kur'an ve sünnete uygun bir hükümdarın Allah'ın gölgesi olduğuna hükmediler. Çünkü mesela Selçuklulardan sonra Osmanlı padişahları da yeryüzünde Allah'ın gölgesi olarak ünvanlanmış.
Öyle ünvan olarak onlara takılmış. Zillullah deniliyor buna. Yani yeryüzünde Allah'ın gölgesi o. Bakın bunu böyle söylerken, bunun karşı zıtlığı karşı zıtlığı. Bunu normalde şimdi Allah'ın yeryüzündeki zillullahı ama Hristiyan aleminde Papa, İsa'nın makamında oturuyor, İncil'i değiştirmeye hükmediyor. İncil'i değiştirebilir.
Ve normalde Papa'nın kutsadığı hükümdarlar da, oradakiler de, onlar da bunun eş değeri. Yani kendi zamandaşlarıyla biz bunları karşılaştırdığımızda o zaman meselenin ne olduğu çıkar. Mesela biz şimdi bir kısım insanlar Osmanlı'ya karşı gelmek noktasında bir sürü şeyler söylüyorlar. Ama karşılığında mesela İngiliz kraliyet ailesine bir laf söylemezler. Hala da Avrupa'da krallıklar devam eder. Kimse onlara bir şey demez. Avrupa'da da bir şey demezler. Belçika'da krallık var, İsviçre'de krallık var. Ondan sonra İspanya'da krallık var, Hollanda'da krallık var, Norveç'te krallık var. Bunlara laf söylemezler hiç. Ama ve lakin Türkiye'de Osmanlı'yı kötüleme, padişahları kötüleme, geriye doğru gittiğimizde Selçuklu'yu kötüleme, Selçuklu padişahlarını kötüleme bu farklı bir şeydir.
Yani bu Osmanlı'yı kötüleyince sanki Cumhuriyet Arşala'ya çıkacakmış gibi böyle bir algı oluşuyor. O yüzden normalde evet bu anlayışta sultana itaat meşru olduğu sürece dini bir yükümlülük olarak değerlendirilir. Doğru. İslam'da çünkü normalde Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bu normalde ayetle sabit ama sizden olan emir sahiplerine. Çünkü bizdeki itaat Kur'an sünnete bağlıdır. Çocuğun anne babasına itaati Kur'an sünnetle sınırlıdır. Kadının kocasına itaati Kur'an sünnetle sınırlıdır. Bunları böyle söylüyoruz da bu itaatler kalmadı artık. Ne çocukların babalarına itaati kaldı, ne de kadınların kocalarına itaatleri kaldı.
Yani bu normalde şu anda toplumdaki bozulmaların en önemli unsurlarından birisi bu. Bu itaat ortadan kaldırıldı. Yok şu anda. Yani bu dervişler kendi aralarında bunun kendi aralarında var olduğunu söyleyebilir. Biz küçük bir topluluğuz. Öyle kalmadı. Mesela bir çocuk şimdi annesinden babasından izin almıyor her şeye. Bir kadın kocasından izin almıyor. Ben şuraya gidiyorum diyor. Bitti bu kadar. Gidiyorum diyorsa iyi. Haber bile vermiyor. Gidiyor bir tarafa. Bildiğiniz haber bile vermiyor. Şu anda Kur'an'ın, sünnetin emrettiği aile kavramı kalmadı. Bunlar acı şeyler. Yani çünkü sünnet-i seneye baksanız, sünnet-i seneye baksanız, sünnet-i seneye, seneye'deki aile kavramı İslam dünyasında yıkıldı.
Zaten batının amacı buydu. Ayakta tutan hani, çünkü bir ülkeyi, bir devleti, bir milleti ayakta tutan ailedir. Aile parçalandıysa o ülke batmaya mahkumdur. İşgale de mahkumdur. Çünkü aile aidiyeti kalmadıysa, toprak aidiyeti de kalmaz. Devlet aidiyeti de kalmaz. Yıkılır. Bir vücut düşünün. Devleti ve milleti bir vücut olarak düşünürseniz, devlet ve millet normalde bir vücut halinde. Nasıl vücutta bir enfeksiyon giriyor oraya, bir hücre hasta oluyor, bütün vücut hasta oluyorsa, aynı şey devlet ve millet için de geçerlidir. O bir hastalık bulaşıyor oraya, hastalık bulaşınca perişan oluyor ortalık.
Ortalık perişan oluyor. Aynı şey, aileye bir virüs girsin, aile dağılıyor. Veya buraya topluluğa bir virüs girsin, topluluk dağılır. Virüs ne? Fitne. Virüs ne? Kur'an sünnetin dışında bir şey. Ailelerde de aynı. Bu devlette de aynıdır. Devlet hasta olur. Devlet neyle hasta olur? Rüşvetle hasta olur. Liyakatsız insanlarla hasta olur. Devlet neyle hasta olur? Ayırmacılıkla, kayırmacılıkla hasta olur. Devlet neyle hasta olur? Faizle hasta olur. Neyle hasta olur? Aşırı vergilerle hasta olur. Neyle hasta olur? Tebaasına zulmetmekle hasta olur. Devlet de hasta olur. Aile nasıl hasta olur? Erkek, baba, hanımına ve çocuklarına zulmeder. Hanımına ve çocuklarını Kur'an ve sünnet dairesinde yaşatmaz.
Hasta olur aile. Aile hasta olur. Nasıl? Anne Kur'an sünnet dairesinde değildir. Hasta olur. Ne hastalık girdi. Hani balık baştan kokar derler ya. Balık baştan kokar. Yani bir kadın düşünün ki kocasına itaat etmiyor. Bir erkek düşünün karısına zulmediyor. Hasta aile. Rahatsız. Şimdi nizam-ül mülk de itaati başa koyuyor. Bu İslam'ın emri. Allah'a itaat edin. Resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine. Hanefiler bunu normalde dizayn etmişler. Sizden olan ne demek? O Kur'an ve sünnete iman etmiş olacak. Bir, Müslüman olması lazım. İki, dinini yaşaması lazım. Üç, adil olması lazım. Adil değilse bizden değil.
O yüzden İmam-ı Azam Emevi'nin yıkılmasına fetva vermiştir. Çünkü Emevi adil değildir. Ve Emevi'nin yıkılmasına fetva veren de, fetva İmam-ı Azam'dır. Siz bakmayın Hanefi'yiz dediğinize. Hanefi'ye göre normalde bir devlet başkanı zulm ediyorsa ona itaat edilmez. Onun yıkılması haktır.
Kendisi parasıyla mücadele etmiş, cihat etmiştir. Öyle olunca bir hükümdara itaat edilecekse, İslam hukukuna, şeriatına uygun davranmak zorundadır hükümdar. Yani hükümdar faizi caiz edemez, fuhuşu caiz edemez veya serbest bırakamaz. İçkiyi serbest bırakamaz. Bir İslam hükümdarı kendi beldesinde Cenab-ı Hakk'ın haramlarını serbest bırakamaz. Serbest bırakıyorsa o İslam hükümdarı değildir. Ona itaat farz değildir. Bunları böyle açıktan konuşmak da herkesin harcı değildir. E şimdi böyle olunca, yani İslam hukukuna uygunsa o hükümdara itaat edilir. O İslam hukukunu reddediyorsa, uygulamıyorsa o hükümdara itaat edilmez. Bu ister caminin imamı olsun, ister siyasette bir parti başkanı olsun, ister bir şeyh denilen kimse olsun, hiç önemli değil.
İster annen olsun, ister baban olsun, ister kocan olsun senin. Senin senden Kur'an ve sünnetin dışında bir şey istiyorsa ona itaat yoktur. Çünkü itaat maruftadır diye hadis-i şerif var. Hanefiler bunu özellikle ele almışlar. İtaat maruftadır. Yani iyiliktedir. İyilikte itaat edilir. Baba derse ki oğluna gidip içki içeceksin, itaat edilmez. Koca derse ki hanımına içki içeceksin, namaz kılmayacaksın, oruç tutmayacaksın, zikre gitmeyeceksin, zikrullah yapmayacaksın. Nereden buldun bunu? İtaat edilmez. Hatta farzı yasaklayan bir koca dinden çıkart. Tecdid iman, tecdid nikah gerekli ona. Eğer bir kadın da kocasının farzlarını yerine getirmesine laf söylüyorsa, bıdı bıdı diyorsa, onun böyle kafasının etini yiyorsa, kadın dinden çıkar.
Allah muhafaza eylesin. Bu sefer tecdid iman lazım ona. Rabbim korusun. Nizam-ül mülkün siyaset anlayışı, adalet, liyakat, mutlak merkeziyetçilik ve din devlet birliği temelinde şekillenmiştir. Adalet, başta bakın. Adalet, liyakat. Adalet ardından liyakat. Liyakat. Liyakat ne? Sen o işe ehil misin, değil misin? Liyakat. Şimdi Lütfü Usta'ya desek ki, Lütfü Usta beni kaporta boyacı olarak işini alır mısın usta olarak? Almaz. Sebep? Ben onun ustası değilim. Ben o konuda liyakat sahibi değilim. Doğru mu Lütfü Usta? Bak bir şey diyemiyor şimdi, alamam da diyemiyor bana. Yüzü kızardı Lütfü Usta'nın.
Şimdi liyakat lazım ona. Neden? O işi bilmiyor. O işi bilmeyen bir kimse gelecek orada ustalık yapacak, perişan edecek. Ustayı zarar ettirecek orada. Farı düzelteceğim derken farı sökmesini bilmeyecek, kıracak farı. Liyakat yok. Usta değil çünkü o. Ancak çıraklıktan gelecek. Devletleri batıran şey liyakatsızlıktır. Birincisi adaletsizliktir. Adalet yok ise o devlet batar, o millet batar, o aile batar. Liyakatsızlık ne? O işin ehli değil. Mesela örnek diyorum. O kimse ne? İşte elektrik, elektronik mühendisi. İyi. Nereye onu biz bakan yapacağız? İşte onu da aman bir bakanlık yapsın o da. Gelsin sağlık bakanı olsun. Ya tansiyon ölçmesini bilmiyor. Nereden onu sağlık bakanı yapacaksın?
Liyakatsızlık. Veyahut da Milli Savunma Bakanlığı'nın başına git bir tane Milli Savunma ile hiç alakası olmayan, askeriye ile hiç alakası olmayan birisini koy. Liyakatsız. Neden? Ya o kimsenin askerlikten bir işi yok ki. Askerlik mesleğini bilmiyor. Askerlikle alakası yok onun. Liyakat bu. Yani kimi belediye başkanı yapacağız? Örnekliyorum. Ya belediye başkanı. O şehre ne lazım? Alt yapı lazım. Ne lazım? O şehre. Üst yapı lazım. Ne lazım? İşte inşaatla alakalı şeyler lazım. Kimi belediye başkanı yaptık? Ziraat mühendisi. Allah. Bu adam ne yapacak? Tarla takka mı dikecek, ekecek? Veyahut da ne? Veteriner. Ulan bu normalde ne işi var veterinerin belediye başkanlığında?
Ama o bizim partiden ya. Biz onu seçeriz yine. Bizim partiden. Liyakat mı? Liyakat değil. Veyahut da biz ne yapacağız? Mesela il başkanı seçeceğiz. Kimi seçeceğiz? Siz seçmeyeceksiniz. Atanacak birisi. Atadık filanca kimseyi il başkanı yapalım. İyi. Ya bu adam Bursa'yı karış karış taramış mı? Sokaklarını biliyor mu? Caddelerini biliyor mu? Bu il başkanı yapacağım bunu. Halkın içinde mi bu? Kimin aç, kimin tok olduğunu biliyor mu? Hayır. Ya ne biliyor? Atandı. Tamam. Liyakatsız. Liyakatsız. Tarikatlar da aynı. Birini zakir atadın. İyi. Atadın da o liyakatlı mı? Zakirlik yapabilecek mi? İdare edebilecek mi? 10 kişi, 20 kişi, 50 kişi, 100 kişi, 200 kişi?
Veyahut da birisi bir yere çavuş tayin etti. Allah. Tayin etmiş. Soruyorum acabi. Hani rüyanda mı gördün bu kimseyi? Sana ne lan diyor bana. Acabi. Hani ben zikrullahta diyorum, rabıta ettim. Açık açık konuşuyorum ona. Ben onun çavuşluğunu görmedim diyor. Sana ne diyor mu ya dedi bana. Allah Allah dedim ya. Şimdi bir dahaki zikrullahta rabıtalar ediyorum. Ben danışıyorum, soruyorum, soruşturuyorum. Adamı çavuş olarak görmüyorum. Ödemiş de oluyor bu mesele. Dedim dua ettim. Ya Rabbi dedim ya şu işin hakikatini bana göster. Siz şimdi bu dervişliği bilmezsiniz. Sizin bilmediğiniz dervişlik bu. Ben her sabah onun sobasının kömür kovasını değiştiriyorum. Sabah gidiyorum, akşamdan kalanı boşaltıyorum, kölünü.
Yeni kovayı dolduruyorum, yakıyorum, bırakıyorum kovanın içine. Akşam tekrar geliyorum. Bir daha değiştiriyorum. Belli bir saatim var benim. O gün ben geç kaldım biraz. Geç kaldım, kovayı değiştirmeye geldim. Bir baktım adam ıspanak pırası elinde böyle bir poşet. Bunlar ne dedim. İşte ıkçık ıkçık hacı abiye getirdim, hacı babaya getirdim dedim. İçime geldi. Ha dedim bu getirdi pırasadan ıspanaktan çavuş olmuş dedim. Ben onun adına ıspanak çavuşu koydum. Benim o ıspanak çavuşu tabirim oradan gelme. İspanak çavuşu. Neden? Manevi olarak rüyada görülmemiş, halde görülmemiş. Bir işe yarayacak mı? Hayır. Hiçbir işe de yaramadı zaten. O ıspanak taşımaya devam etti.
Liyakatsız. Bakın liyakatsız. Bu dergahlarda da olur. Liyakatsızlık büyük sıkıntıdır. Mesela biz oğlumuza bakarız. Evlenme noktasında bir evi idare edebilir mi? Edemez mi? Edemez. Evlendirme anne baba olarak onu. Neden? O evliliğe liyakatsız. O çünkü o evliliği yürütemeyecek. Aynı şey kız için de geçerli. Bakıyorsun kızın önünden gitsen ayrı dert, arkasından gitsen ayrı dert. Dil pabuç gibi. Nasılsın da çarpsın seni. Veyahut da erkek de öyle. Ne o? Bizim oğlumuz çok sinirli. Senin oğlun şeytana uymuş. Bizim kızımız çok sinirli. Değil, şeytana uymuş. Nasıl?
Bosbaya. Asabiyet şeytandandır. Kur'an sünnet daresinde kafire asabiyet göster. Kur'an sünnet daresinin dışında bir şeye asabiyet göster. Ona göstermiyorsun. Kime? Annene, babana gösteriyorsun. Eşine gösteriyorsun. Çocuklarına gösteriyorsun. Etrafındaki kadınlara, erkeklere gösteriyorsun. Sen büyüksün ya. Eziyorsun ortalığı. Allah muhafaza eylesin. Liyakatsızlık. O zaman normalde bu noktada liyakat yoksa sıkıntı var. Ve nizamül mülkün en önemli özelliklerinden birisi mutlak merkeziyetçilik. Nizamül mülk devletçi bir insandır. Devleti güçlü kılar. Merkeziyetçidir. Amerika gibi eyaletçi değildir.
Merkeziyetçidir. Herkes merkeze bağlıdır. Daha ileri nizamül mülk mesela çevredeki böyle belirli aile gruplarının oluşmasını istemez. Ve din devlet birliği temelinde şekillendirir. Nizamül mülkün devlet anlayışı. Yani dinde devlet de bir şekilde iç içedir. Nizamül mülkte. Çünkü bu öyle bir şeydir ki devletin bekası için yöneticilerin ahlakı ilahi normlara sıkı sıkı bağlı kalmasıyla alakalıdır. Yani devletin bekası yöneticilerin İslam ahlakına ve hukukuna sıkı sıkı bağlı kalmasıyla mümkündür. Osmanlı'nın yıkılış sebeplerinden birisi budur.
Yöneticilerin yani paşaların veya lalaların, bakanların ilahi normlara sıkı sıkı bağlı kalmaması ile alakalıdır. Onlar da rüşvete, onlar da kayırmacılığa başlamıştır. Böylece Osmanlı devletinin yıkılmasına sebep olanlardan bir madde de odur. Ve o dini noktada ahlakları düzgün değilse o zaman o kimse sapma başlayacaktır devlet otoritesinde.
Ve normalde bu noktada bürokraside muhakkak bir otorite, muhakkak bir disiplin gereklidir. Nizam-ül mülke göre. Ve o otorite bürokrasinin içerisinde yok ise ve o bürokraside ilahi nizam geçerli değil ise, Nizam-ül mülke göre devletin batış sebebidir. Ve nizam-ül mülkün bu noktada siyaset anlayışı yalnızca bir devlet yönetme teorisi de değildir.
Bunu böyle algılarsak da Mustafa Özbağca hata yapmış oluruz. Çünkü nizam-ül mülkte iki gelenek, iki kültür, iki devlet anlayışı tabiri caizse harmanlanmıştır. Nasıl harmanlanmıştır? Bölgede bir devlet geleneği vardır, İran'a aittir. İkinci devlet geleneği vardır, Selçuklu'la alakalıdır.
Nizam-ül mülk, İran devlet geleneği ile Selçuklu devlet geleneğini sentezler. Karşı karşıya getirmez. Lazım olanları kendine alır. Sakın nizam-ül mülki böyle farklı nitelendirmeyin. O gün için hem devletin içindeki hem halkın içindeki tehlikeleri tespit etmiş. Aynı zamanda da devleti dışarıdan tehdit eden Hristiyan veyahut da değişik güçleri de tespit etmiş.
Çünkü bir tarafta Fatimiler var Mısır'da, Anadolu'da normalde malum Bizans var. Devlet tehdit altında. Devletin sınırlarının içerisindeki batinilik, haşhaşiler, batiniler, İsmailiye'nin bir kolu devleti de içeriden tehdit etmekte. Mesela örneklemek gerekirse, Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nin kardeşi Menteş ayaklanır Selçuklu'ya karşı, Sivas bölgesinde.
Menteş ayaklanınca bayi sınıfına düşer. Bayi sınıfına düşünce Selçuklu onlarla savaşmak zorunda kalır. Ve Selçuklu onlarla savaşınca, hatta bazı tarihçilere göre Bizans'tan yardım alır. Ve Bizans'tan yardım alaraktan Menteş ve etrafındakilerini katleder. Ondan sonra zaten Hacı Bektaş Veli gider, şu anki bulunduğu köye, köy de değildir orası, sonradan köy olur. Oraya mezrağa gider yerleşir, hiç sesini çıkarmaz. Sebebi ne? Onun sebebi ne? Menteş'ten dolayıdır. Ve Hacı Bektaş Veli ölünce kadar hiç siyasetle hiç ilgilenmez. Selçuklu'yla karşı karşıya gelmez. Şimdi böyle olunca normalde bu tecrübeler, yani devletin içeriden de sıkıntıları var çünkü. Devlet sadece dışarıdan sıkıntıları yok.
Her devletin 3 aşağı 5 yukarı içeriden ve dışarıdan sıkıntıları vardır. Yani içeriden sıkıntılar ayrıdır, dışarıdan sıkıntılar ayrıdır. Mesela Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hani bazen böyle blok halinde haberler veya açıklamalar vardır ya, iç ve dış düşmanlar denir. İyi dış düşmanı anladık, iç düşman kim? Yani bunun normalde iç düşman kim olduğunu halk bilmez. Yöneticiler bilir. Kim iç düşman bilemeyiz onu. Mesela önceden yani Türkiye'deki Müslümanlar iç düşmandı. Layıklığa karşı bunlar diyorlardı. İç düşman olarak nitelendiriliyordu. 28 Şubat bunun neticesiydi. Yani neydi? Müslümanlar iç düşmandı. Bunlarla mücadele edilmesi gerekiyordu. 28 Şubat darbe oldu.
İç düşman Refah Partisi oldu. Örnek. Bu zaman zaman o var ya hani güvenlik toplantılarında kırmızı kitap filan deniliyor ya haberlerden duyduğumuz. O değişiyor ya zaman içerisinde. Oradaki asıl şey odur. Ne o? Ölçü odur. İç düşman. Devlet kimi görüyor? Onu. Burada bizim gibi ülkelerde ona kanun, hukuk, madde bunların boş şeyi bunlar. Onu devlet iç düşman olarak nitelendirdiyse onu lav eder. Üzerinden silindir gibi geçer. Öyle kanun maddesi, hukukmuş, anayasaymış, ceza kanunmuş. Boş laf onların hepsi. Neden boş laf diyorum? Örnekliyorum. Refah Partisi'nin kapatılması için mahkeme devam ederken anayasa mahkemesi bir maddeyi iptal edip Refah Partisi'ni cezalandırdı.
Bir maddeyi iptal etti. Hiç unutmuyorum. Bu madde şu anda aklımda değil. Yani ceza vermesi için anayasanın o maddeyi iptal etmesi lazım. O madde orada dururken cezalandıramıyorlar. Normal işte mahkemeler onu cezalandıramıyor. Orada madde duruyor çünkü. Çok basit o. Anayasa mahkemesi toplanır, bir karar alır. Şu maddeyi iptal ettim der. İptal edilince sen de cezayı yersin. Sen buna itiraz bile edemezsin. Öyle demokrasi, memokrasi bunların hepsi de boş laf. Biz okuyoruz ortaokulda, lisede. Demokrasi neymiş? Halkın kendi kendine ondan sonra yönetmesiymiş. Geç kardeşim ya. Bunu tamam, ortaokulda inandırırsın. Lisede kısmen inandırırsın.
Üniversitede bunu inandıramazsın. Hele biraz daha büyüyünce, hele benim gibi 65'e gelince hiç inandıramazsın. Neden? Ya ne alakası var halkın kendi kendine yönetmesiymiş. Sen il başkanını atıyorsun, belediye başkanını atıyorsun, millet meclisini atıyorsun. Milletvekillerini de atıyorsun. Bütün partiler dahil. Onların atadıklarını siz ne yapıyorsunuz? Atadığını basıyorsunuz mührü. Seçiyorsunuz. Kimi seçtin? Onun atadığını. Senin kafan çalışmıyor, onun kafası çalışıyor. Sen seçemezsin. Doğru insan seçemezsen ne olursa ona. Kaldır elini kaldıracak, indir elini indirecek insanlar lazım. Kaldırın elinizi kaldıracaklar, indirin elinizi indirecekler. Beni milletvekili seçerler mi?
Seçmezler. Beni seçseler ben ertesi gün bütün haramlarla ilgili kanun maddesi koyacağım. Diyeceksin ki bunların yasaklanması için kanun maddesi. İman bir tarafta, kanun maddesi bir tarafta. Hangisine el kaldıracaksın? Ben milletvekili olmuş olsam birinci, hemen ertesi gün ilk kanun maddesi. Türkiye'de faizlerin sıfırlandırılması. Bitti. Ertesi gün meclis toplanacak milletvekilliğinin düşürülmesine, ardından bir mahkeme, ülkeyi teokratik düzene katmaktan küldürtek içeridesin. Bu kadar basit. Layık, demokratik, insan haklarına saygılı devlet sistemini, teokratik devlet sistemine çevirmekten küldürtek içeridesin.
Bu kadar. Bunu isteyemezsin bile. Bunu isteyemezsin bile. Mudanya'da beni dediler ki böyle böyle burada konuşmacımız yok. O MHP, Refah Partisi bir de Edib Ali vardı ya. Onlar böyle üçü koaliyasyon yaptılar. Seçime girecekler. O Saatçi Mehmet vardı. Geldi Şeyh Efendi'ye yalvardı, yakardı. Konuşmacımız yok. İşte Mustafa abi bize ver gelsin konuşur. Bu dedi Kur'an sünnet anlatır orada dedi. Sizi siyasetinize girmez dedi. Ne olursa olsun gelsin konuşmacı olsun. İyi. Ben konuşmacı olarak gidiyorum şimdi. Orada bir kahvede hiç unutmuyorum.
Bir muhabbet oldu. Dedim ki, annesinin, kız kardeşinin, ablasının, karısının, teyzesinin, kızının, herhangi bir kimsenin, genel evinde çalışmasını ister misiniz dedim. Köy kahvesinde. Arkadaşlar, izlediler istemeyiz. E dedim, Bursa'ya en lüks, Balkanların en lüks genel evi açılıyor. Siz neden buna dedim itiraz etmiyorsunuz? Ses yok. Buradaki topluluk da istemez. Doğru mu? 2013 rakamlarını söylüyorum size. Yüz on beş bin kadın genel evinde çalışmak için izin istemiş İçişleri Bakanlığından. 2013 rakamına göre yüz on tane genel evi var Türkiye'de.
O zaman normalde bizdeki itaat Kur'an sünnetle alakalıdır. O zaman bir kimse devlet, İslam olması için Kur'an sünneti uyacak. Ve devletin içerisindeki bürokrat da Kur'an sünneti uyacak. Biz nizamiye medreselerinden bahsediyoruz. O yüzden nizami mülkün en önemli eseri olan o siyasetname de hem devlet adamlarına bir rehberdir siyasetname, hem de ideal hükümdar anlayışını ortaya koyan klasik bir siyaset kitabıdır diyebiliriz.
Bence bütün bürokratın okuması lazım gelen bir kitap. Bütün, bütün o siyasetnameyi bastıracaklar, bütün bürokratlara mecbur kılacaklar okutmayı. Tabi bunun bir de tarihi arka planı var. Bu arka plan ne? Nizami mülk hem Sultan Alparslan'a hem de Melikşah'a yaklaşık 30 yıl vezirlik yapmış. Yani devletin içerisinde 30 yıl.
Hele bir de bu Sultan Alparslan dediğinizde, yani bu artık Sultan Alparslan bu işin zirvesi. Ona vezirlik yapmak demek, ateşten gömlek giymek demektir. Şimdi mesela böyle bir hakana vezirlik ateşten gömlektir. Bu aynı şeydir bu. Mesela öyle bir erkek profili vardır, ona hanımlık yapmak ateşten gömlek giymektir. Mesela böyle bir üstattır, mürşittir, ona zakirlik yapmak ateşten gömlek giymek gibidir.
Sebep hep titiz olacaksın, hep böyle sıkı olacaksın, hep koşacaksın, durmayacaksın ve nefsine paye vermeyeceksin. Ateşten gömlektir. Mesela Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin yanında zakirlik yapmak ateşten gömlektir. Ha hele hele bir zakir olursun, olursun. Öyle zakirsindir. Ama öbür türlü ateşten gömlektir. Bir sefer böyle bakar sana yeter.
Bir sefer sorar misafirleri ne yaptınız, kem küm ettin değil mi, tamam bitti. Nasıl bitti, bir daha sana misafirleri ne yaptın demez. Örnekliyorum bunu, geldi x bir şehre değil mi? Oraya da beş tane misafir geldi. Bir bakmışsın, Şeyh Efendi misafirleri kendisi gönderiyor bir yere. Zakir'e bırakmıyor. Neden? Zakir daha önce o konuda sınıfta kalmış. Ve hatta o zakir ilgilenmemiş misafirlerle. Bir daha gittiğinde ona misafirlerle ilgilendirmez. Hatta oraya gelecek olan varsa, telefonda, zakirin yanında diyor. Selamun aleyküm, aleyküm selam. O diyor ki, efendim işte sizi ziyarete gelecektik. O diyor ki, ben x yerdeyim. Şimdi il söylemeyeyim, alanıyorlar. Hem kızıyorlar bana, hem sohbetleri takip ediyorlar.
Vay bize laf söyledi diyorlar. Mesela x il. Ben yanındayım. Diyor ki, buraya gelmeyin diyor. Burada misafir edecek durumumuz yok. Ben buradan Bursa'ya gideceğim diyor. Bursa'ya gelirsiniz diyor. Oraya istemiyor. Sebep, orada misafir edilmeyecek. Orada yüzü ağarmayacak onun. O yüzden ateşten gömlek gibidir. Aynı şey, Alparslan'ın yanında vezirlik yapmak ateşten gömlek gibidir. Zaten o, Hakandır, Sultandır, Padişah'tır ki, vezirleri ateşten gömlek giymiştir. Paşaları ateşten gömlek giymiştir. O zaman devlet ayakta durur. Bakın o zaman devlet ayakta durur. O adam öyle bir adamdır ki, hanımı ateşten gömlek giymiştir. O zaman o ev, ev olur. Bakın o zaman ev, ev olur.
Adam kazanıp gelip de kadın savuruyorsa, adamın koyduğu çizgiye kadın uymuyorsa, adam Kur'an sünnet daresindeyse ama, o ev, ev olmaz. Bakın aileden devlete kadar etkilenir. O yüzden, yani o nizam-ı mülkün devrinde devlet, devlet olmak zorundadır. Devlet çünkü Bizans'ta mücadele ediyor. Yani Alparslan, Roman, Diyojen'i 1071'de yendi, Bizans tehlikesi bitti mi? Hayır. Bir tarafta iç isyanlarla uğraşıyor, devlet. Bir tarafta da batini, İsmail'i hareketleriyle karşı karşıya kalıyor. İçeride de, normalde batini ve İsmail'i hareketler var. Mısır'da bir Fatımı, Fatimiler var. Onlar batiniliği devlet haline getirmişler. Ve aynı zamanda devletin sınırlarının içerisinde, farklı etnik topluluklar, farklı mezhepsel topluluklar var.
Hani diyorlar ya, coğrafya kaderdir diye. Etnik ve dini topluluklar var. E sonuçta insanlığın çıkış noktası bu topraklar. Her türlü inancın, her türlü etnik kökenin, harmanlandığı yer bu topraklar. Bakın her türlü etnik köken, ve her türlü dini farklılıklar fraksiyonların, her türlü farklı siyasi fraksiyonların, bir yerde olduğu bir yer burası. Yani burada devleti idare etmek, veya ülkeyi bu manada barış içerisinde, adaletle yürütmek gibi bir derdin var. Nizam-ül Mülk zamanında, o yüzden bu tip şeylerle uğraşılıyor. Ve siyasetname bu manada, soyut bir siyaset, veya siyasi teoriliğinden çıkıyor. Siyasi teori değil. Ya, o zaman, devletin yaşamış olduğu krizlere, çözüm arayan, ve bu konuda pratik yöntemler geliştiren, hemen bir siyasetname çıkıyor ortaya.
Çünkü kriz var. Hem ülkenin içerisinde kriz var, farklı etnik ve dini topluluklar var, ve ülkenin içerisinde farklı siyasi topluluklar var, ve ülkenin dışında da, değişik devletler arası, baskılar var. O yüzden normalde, burada devleti yönetmek, o krizleri yönetmek, kolay bir şey değil. E şimdi buradan hareket edersek, devletin o zaman, kaynağı, temeli, ilahi meşruiyet olması gerekiyor.
Hani son dönemlerde de, meşruiyet kavgaları oldu ya, mesela bir de Osmanlı'da, birinci meşruiyet, ikinci meşruiyet, üçüncü meşruiyet, onlar devam ediyor da, Türkiye Cumhuriyeti'nde de devam ediyor. Meşruiyet krizi var. Selçuklu'da da var bu kriz. O yüzden nizami mülke göre, hükümdarlık sıradan bir makam değil. Ya Allah her çağda, insanların arasından bazı kimseleri seçer, ve onları devlet idaresiyle görevlendirir.
Buna şimdi siz, veyahut da bir kısım çevreler itiraz edebilir. İsyan edebilir. Ama bu ilahi bir meşruiyet. Mesela Türkler'de, ta Orta Asya'dan itibaren bu önemlidir. O devletin başına geçecek olan kaan, kutsaldır, kutsanmıştır o. O kuttur. Sebep? Seçilmiştir o. Mesela aynı olgu, sufiliğin içerisinde de vardır. Yani örnekliyorum, veliler kuttur, seçilmiştir. Bunların içerisinde, veliler seçilmişin seçilmişidir. Bunların içerisinde, kutuplar ve zamanın kutbu, seçilmişin içinden seçilmiştir. Bu normalde, ilahi meşruiyettir bu. O yüzden bu anlayış, yalnız İran'daki, İran'dın kendi içerisindeki kutfar düşüncesiyle, İslam'ın, ayet de sabittir, Allah mülkü dilediğini verir, anlayışının birleşmesidir bu.
Allah dilediğine mülkü verir. Ayet de sabittir. Allah dilediğine, devlet idaresini de verir. Ayet de sabittir bu. Süleyman'a verdiği gibi, Davut'a verdiği gibi. Bu ayet de sabit. O yüzden, o devlet başkanı, Allah'ın lütfuyla iş başındadır. Burası önemlidir. Ve adaleti temsil etmek zorundadır orada. Ve aynı zamanda da halkının huzurundan, halkının can güvenliğinden, mal güvenliğinden, namus güvenliğinden, din güvenliğinden, akıl güvenliğinden sorumludur o. Bakın sorumludur. O halkının, halkının akıl güvenliği, din güvenliği, namus güvenliği, mal güvenliği, can güvenliğinden sorumludur o.
O sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. Adaletle hükmetmek zorundadır. Liyakatli devlet adamları seçmek zorundadır. Çünkü halkın huzuru önemlidir. Senin devletinde çeteler olmaması gerekir. Senin devletinde rüşvet kol gezmemesi gerekir. Senin devletinde ayırmacılık, kayırmacılık olmaması gerekir. Senin devletinde aç bir insan, sabahlamaması gerekir. Senin devletinde zenginler daha zengin, fukaralar daha fukara olmak zorunda değildir. Olmaması gerekir. Devlet el-fahri fakirdir. Yani devlet fakirlerin hizmetçisidir. Devlet fakirlerle beraberdir. Sen öyle ben seçildim, ilahi kut var bende deyip, devlet başkanlığı koltuğuna oturup, sen fakirleri ezemezsin.
Nizamülmülk'e göre. Çünkü siyasetname, siyasetname, bütün halkın huzurunun nasıl sağlanacağını düşünür. Birisi gelip senin evini, iş yerini tarıyorsa, devlet onun cezasını verir. Bulur ve cezasını verir. Birisini öldürdüyse, devlet öldüreni, haksız yere öldüreni öldürür. Devlet öldürür. Devlet adalet sahibidir çünkü. Devlet adalet sahibidir. Bir erkek bir kadına zorla tecavüz ediyorsa, onun cezasını verir. Devlet adalet sahibidir. Devlet gidip de birisinin malına, mülküne çökmez. Devlet adalet sahibidir. Adam satmıyorsa malını satmaz. Neden satmıyor deyip de, onun malını icradan satamaz devlet.
Devlet adalet sahibidir. O yüzden normalde, hani bu böyle, Nizamülmülkte devlet başkanı olsa, o devlet başkanı, yani hükümdar hata etmez anlayışı, Nizamülmülkte yoktur. O günkü çağdaşı olan, İran hükümdarlığında ise, devlet başkanı hatasızdır. İran'da devlet başkanı hatasızdır. O hata yapmaz. O, bu anlamda değildir, Nizamülmülkteki anlayış. Tam tersine, Nizamülmülkte, adaletsiz, yandaşlarını kayıran, ve, bu noktada, yandaşlarını, devletin imkanlarını peşkeş çeken, bir devlet başkanı ve devlet, uzun süre yaşayamayacağını sık sık, Nizamülmülk, siyasetname de anlatır.
Yaşayamaz çünkü. Ve, bu noktada, devletin ana temeli, Nizamülmülk'e göre adalettir. Siyasetname'nin en çok tekrarlanan ilkelerinden birisi şudur, siyasetname de. Devlet, kılıçla kurulur, fakat adaletle yaşar. Nizamülmülk'e göre zulmeden, zalim bir devlet anlayışı, zalim bürokratlar, hakimler, yöneticiler, devleti çürütür.
Nizamülmülk'e göre, siyasetname'den aldığım alıntılar bunlar. Zulmeden, zalim bir devlet anlayışı, zalim bürokratlar, hakimler, yöneticiler, devleti çürütür. Nizamülmülk'e göre, adalet, ekonomiyi canlandırır. Halk devlete bağlanır, ordu güçlenir. Yine, Nizamülmülk'e göre, adalet, ekonomiyi güçlendirir fikri, hem tarihsel, hem de modern, iktisadi analizlerde de güçlü bir temele sahiptir.
Adaletin sağlandığı toplumlarda güven, mülkiyet hakkı ve yatırım ortamı gelişir. Bu da doğrudan ekonomik büyümeyi destekler. Alıntılar bunlar. Temel mantık, adalet bireylerin ve kurumların haklarını korur, bu güven ortamı, yatırımları ve üretimi teşvik eder. Mustafa Özbağ analizi. Klasik düşünürlerden örnekleyecek olursak, siz diyeceksiniz ki, ya biz buraya tasavvuf sohbetine geldik, ne oluyor? Evet. Platon ve Aristoteles, Yunan felsefesine gidelim şimdi. Toplumsal düzenin ve refahın temel şartı adalettir der. Adam simit, kapitalizmin fikir babası.
Hukukun üstünlüğü olmadan piyasa düzeni ve toplumun mutluluğu mümkün değildir der. E Karl Marx'a bakmadan geçilmez şimdi. Benim ülkücülüğümde kimse Karl Marx'ı okumazdı. Evet. Marx'a göre, hukukun güçlü sınıfların çıkarına kullanılması, üretim faktörlerinde adaletsizlik doğurur.
Eşit dağılım ancak sağlam bir hukuki altyapıyla mümkündür. Tırnak içerisinde söylüyorum. E şimdi bir devlet düşünün, o devlet hani nizamül mülke uymuyor. Temel düşüncesi adalet değil, birimlerin, bireylerin ve kurumların korunması değil. Ya gittik, o tırnak içerisindeki devlet, ya dese ki, hani batıdan mı alıyor bu düşüncesini, fikrini? Ama yani Aristoteles'e göre de, Platon'a göre de böyle bir şey mümkün değil. Ya, o da diyor ki, hani toplumsal düzenin ve refahın temel şartı adalettir diyor. E adalet tatile çıktıysa ne yapacağız şimdi? E karmaksa gidiyoruz. Oldu mu olur bu hırsın, hani o kimse, Marxist bir sistemi savunuyordur. O da diyor, hukukun güçlü sınıfların çıkarlarına kullanılması.
Haydi. Nasıl yani? E filanca, ne o, futbol kulübünün başkanı olunca, evinde ondan sonra, ne o, uyuşturucu partileri yap, evinde uyuşturucu bulunsun, saçında, kanında uyuşturucu bulunsun, bir kapıdan gir, öbür kapıdan çık. Öbür garibanın evinde bir gram uyuşturucu bulunca, ver 8,5 yılına. 3 gramdan fazla bulunduysa, satıcı hükmüne koy, ver 25 yılına. E, ya ben şirketim var, ben bilim, bir fiil her türlü vergi ödüyorum. E, bazı şirketlerin kurumlar vergisini, bilmem ne vergisini affet, sil. Haydi. E ne oldu? Hukuk, bir belirli güçlü ailelerin veya güçlü siyasetçilerin veya güçlü bireylerin emrinde oldu.
Mars'a göre. Mars'a düşmanız. Neden düşman oldun? Burası doğru. Hani, ABD'de bir espayın bilmem ne patladı değil mi? Yani, 8 yaşındaki bir çocuğun tecavüz edildiğini düşünebiliyor musunuz, kız çocuğunun? Ülkeyi, çocuk, ülke, ülkeleri daha doğrusu, çocuk tecavüzcüleri yönetiyor.
Neydi o? Espanyol mi? Neydi? Onun da uçağı buraya çok girmiş, çıkmış. Ne yapmaya girdi, ne yapmaya çıktı? Kimleri aldı, götürdü? Araştırılıyor mu? İngiliz sarayına kadar uzanmışlar. Avrupa'ya uzanmışlar. Türkiye'de de bağlantıları var mı, yok mu? Bilen var mı? Bugünkü ifadeyle devletin meşruiyeti yalnız güçten değil, adaletten doğmaktadır. Nizam-ı Mülk'e göre. Din ve devlet, Nizam-ı Mülk'e göre ayrışmaz. Onun meşhur anlayışı neydi? Din ile devlet ikiz kardeştir. Bu düşünceye göre, din ahlakı sağlar, devlet de düzeni sağlar. E siz dine ve dindarlara savaş açtıysanız, o din nasıl orada ahlakı sağlayacak?
Yani 150 yıldır dindarlara savaş açmışsınız, Kur'an'ı yasaklamışsınız, dini öğrenmeyi yasaklamışsınız. Sonra bir tane diyanet kurmuşsunuz, sonra bir tane ilahiyet kurmuşsunuz. Onunla da klasik din inancını ifsad etmişsiniz, bozmuşsunuz. Sonra birisi bir Müslüman hata yapınca, vur abalaya vuruyorsunuz. Dindarlar böyle diye. Nerede yetişti o dindar? Bu topraklarda yetişti. Hangi eğitimi aldı? Milli eğitimin müfredatını aldı. Kim eğitti? Layık diyanet işleri eğitti. Kim? Layık diyanet işleri başkanına. Ne bekliyorsunuz? Bir de korkutmuşsunuz insanları zaten. 10 kişi toplanmış zikrullah yapacak, 50 tane polis basıyor.
Şurada bir aşure dağıtacaktık, 600 tane polis bastı. Aşure, bildiğimiz aşure. Hani geçen hafta yediğimiz aşure. Burada dağıtamadık ya. Basit şeyler, değil mi? Burası 7 ay kapalı kaldı. Valilik emriyle kapatıldı, mahkemeye verdik. Mahkeme kazandık, bir daha kapattı. Bir daha mahkeme verdik, yine kazandık. İsterse gene kapatır. O zaman zorba bir ortamda nasıl dindar yetişecek? Çarpık yetişecek. Sebep?
Merdiven altı. İstenilen de bu zaten. Hani istenilen dinle. Bilmem kaç tane, bilmem ne okursan, bilmem kaç tane huri verirler sana. Bilmem kaç tane, bilmem ne okursan, var ya meşhur. Sabah namazından önce bir kimse temiz bir gusül abdesti alsa, kıbleye doğru yönelse, 786 tane besmele-i şerife 7 gün çekmiş olsa, bir iznillah Allah'ın izniyle cezaevinden kurtulur.
Okuduğumu söylüyorum size. Ulan adam tecavüz etmiş, bir sürü insanı katletmiş, veyahut da bir sürü suç işlemiş, 7 gün sabah namazından önce temiz bir gusül abdesti alıp, 786 tane besmele-i şerife'yi çek çek, cezaevinden çıkacak, öyle mi? Bu din mi? Okudum, baktım. Dedim ya, bunu dedim insanlar din olarak okuyacak. Benim okuduğumu sonra bir başkası da okumuş, sohbette bana soru olarak sordular. Ben bu konuda ne bir hadis okudum, ne bir ayet, ne bir hadis okudum, ben bilmiyorum dedim, yok böyle bir şey. Benim öğrendiğim dinde böyle bir şey yok. Nereden öğreniyorlarsa, onu yazmış birisi.
Ne oldu? Kur'an sünnete uygun olmadı. Bakın şu anda ülkede, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırız. Biz imamların iştihadına uyarız diyenler, Karacayi sınıfında. Neden? Müslümanız elhamdülillah, kokaini de çekelim. Müslümanız elhamdülillah. Oh, Allahu Ekber. Tekbir, Allahu Ekber. Namaz yok. Müslümanız. Tekbir, Allahu Ekber. Haydi plaja gidelim. Çimlenelim orada. Kadınlarımız bikinileri giysin, erkeklerimiz de kısacık şortları giysinler. Hatta kısacık şort da olmaz erkekler için. Silip giymeleri lazım. Kadınlar bikini giyiyor altlarına. Erkekler ne giymesin?
Onlar da giysin. Ama Müslümanız. Yıllar yıllar önce annemle alakalı bir şey oldu. Ben böyle annemi ikna edemedim. Bundan sonra böyle bir cumartesi sohbetten çıktım, bastım. Sabah namazından sonra işte sabah saat 8-9 gibi bayındıra gittim. Annemin gönlünü aldım. Tamam anne, tamam. Ben oradan Gelibolu'ya gideceğim, sohbete yetişeceğim. Bastım, yolda böyle bir hale alayi geçtikten sonra dikili taraflarında mı, ayvalık taraflarında mı bir yerde böyle öğlen namazı kılacağım. Dedim böyle hani şeyde, böyle sahilin, sahil solumda, cami sağımda, böyle kolayıma geldi. Şuraya camiye gireyim dedim, namazımı kılıvereyim. Camiye bir girdim, caminin avlusuna böyle duşlar koymuşlar.
Kadınlar bikiniyle duş alıyorlar orada. Tuvalete girdim, çıktım, hemen abdestimi aldım. Kafam önde, bir yerleri toslayacağım. Kadınlar için orada bir de böyle geniş etekler koymuşlar. Böyle üzerine giyecek bliz gibi bir şey koymuşlar, örtü koymuşlar. Kadın böyle örtmüş, saçları falan görünüyor. Sıkıntı değil, Ege İslam'ı. Hani o etekler de uzun değil böyle. Namaz kılıyorlar. Dedim tamam ya, namaz kılıyor. Bir şey diyemezsin namazı kılana. Kılma mı diyeceksin şimdi? İstenilen dini anlayış bu. Bizim oğlanın rakı, neden haram edilmiş biliyor musun? Estağfurullah abi, siz daha iyi bilirsiniz. Peygamber böyle sahabeleri içiyormuş bir yerde.
Peygamber geçerken bakmış ne güzel neşeliler. Demiş ki ya ne güzel neşe sahabeler, zevk ediniyorlar. Hiçbir şey dememiş. Dönüşte bir bakmış ki bunlar kavga gürültü yapıyor, dövüşüyorlar. Demiş ki ya Rabbi bu içkiyi ümmetime haram et. Bu içkiyi, yani arkasından kavga dövüş olan haram. Dinledim, ben de yeni Müslümanım ya. Abi hiç böyle bir şey, hadislerde okumadım. Senin dedi, okuduğun kitaplarda yanlışlık var dedi. Yani, ben şimdi yani, bizim oğlan dedi, içtikten sonra efendi gibi içersen dedi, bu haram olmaz dedi. İstenilen İslami anlayış ve yaşantı bu. Düğün oluyor, içelim, oynayalım, zıplayalım, kadınla erkekle karışalım, disco haline getirelim orayı.
Ne güzel oldu ya. Tabii, istenilen İslam. Yani, benim yaşadığım İslam değil. İslami mülkem göre ise, hakiki manada din olmadan devlet zorbalıya dönüşer. Yani, hakiki manada din olacak ki, devlet zorba olmasın. Ve hakiki manada adil bir devlet olmadan da, din korunamaz. Dindarlar da korunamaz. Neden? Bir, çok özür dilerim, zırtobozun birisi çıkar, ayakkabıdan da kurban olur der. Sen de dinlersin. Bir zırtobozun birisi çıkar, başörtüsü İslam'da yok der, sen de dinlersin. Sonra daha da cesaretlenirler, bu kıldığınız namaz gibi namaz da yok. Salattan anlayış bu namaz değil der. Başka bir zırtoboz çıkar, şu namazı Müslümanların başına bela edenin, Allah belasını versin diyor.
Allah Allah. Videoyu tekrar alıyorum, tekrar dinliyorum. Evet öyle diyor. Bu namazı Müslümanların başına bela edenin, Allah belasını versin. Allah. Kim bela etti? Bela olarak görecek olursak, namaz Allah'ın emri. Adem'den beri, bütün peygamberle geçmiş ümmetlere namaz farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Kim farz kıldı? Allah. Kim kıldı o namazı? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve geçmiş peygamberler. Bu kılınış şekli de peygamberlere ait ve peygamberimize ait sallallahu aleyhi ve selleme. Aa, yani bu ümmetin başına namazı bela etmişler, öyle mi? Evet. Siz buna karşı herhangi bir şey yapıyor musunuz? Hayır. Yapabilir misiniz?
Hayır. Yapmaya cüret gösterir misiniz? Hayır. Onunki fikir özgürlüğü oldu. Sen de, ben de kalksam desem ki, bu ümmetin başına namazı bela edenlerin, Allah belasını versin, diyen de Allah belasını versin desem? Desem dedim. Demedim yani. İstenilen din anlayışı bu değil. İstenilen din anlayışı ne? Yani mümkün olursa bayramdan bayrama namazınızı kılın, Müslümanız deyin. Ama İslam'ı yaşamayın. Evet, nizam-ül mülke göre, ulema ile devlet yönetimi sürekli iş birliği içinde olmalıdır.
Ama hangi ulema? Kur'an'ı ve sünnet-i seneyi hem fikri planda hem de fiili planda işlevsel haline getiren. Evet, nizam-ül mülke göre yerel beylerin güçlenmesini tehlikeli görür. Yani siz merkez otoritesine tabi olacaksınız. Öyle ülkeyi beşe, ona bölmek yok, yirmiye, otuza bölmek yok. Etnik kökene bağlı bir devlet biçimi veyahut da dini etnik kökenlere göre bir devlet biçimi yok.
Nizam-ül mülke göre dini olarak din, İslam'dır, Kur'an ve sünnettir ve bu noktada güçlü olan devlettir. Etraftaki dere beyler veya beyler veya belli aileler, belli toprak sahipleri değildir. Bu nedenle nizam-ül mülke göre merkezi bürokrasi, düzenli vergi sistemi, liyakat esaslı memurluk, güçlü ordu devletin temelidir. Devletin temeli güçlü ordu ve normalde merkezi bürokrasi, düzenli vergi sistemi, liyakat esaslı bürokrasi ve memurluk. Liyakat esaslı. Eğer böyle değilse o zaman bu devlet sistemi batmaya mahkum. Yani nizam-ül mülke göre güçlü bir kamu yönetimi söz konusu. Güçlü bir kamu yönetimi.
Bu nizam-ül mülkün öngörüsü ve görüşü. Bunda en önemli şey ne? Liyakat. Siyasetnamede sık sık uyarı yapılır. Bu uyarı da görevler dostlara, yandaşlara, akrabalara verilmez. Verilecekse de bunlar ehil kimselerdir. Konusunda uzmanlaşmış insanlardır. Konusunda görevinde uzmanlaşmış insandır. Siz terörle mücadelenin başına bir tane sağlıkçı doktor koyamazsınız. O bu konuda liyakatlı değildir. Siz Sağlık Bakanlığına, örneğin Sağlık Bakanlığının içerisinde pişmiş, doktorluktan gelmiş, bil fiil hasta bakmış, değişik devlet hastanelerinde çalışmış, böyle bir başarılı olmuş bir kimseyi getirmek zorundasınız.
Liyakat çok önemli. Nizamül mülke göre, yetersiz, bilgisiz, bu noktada tembel, zalim yöneticileri siz iş başına getiremezsiniz. Çünkü o yetersizdir. Yetersiz bir kimseyi siz devlet bürokrasisine getirirseniz o devleti batırır. Devlet sizin çiftliğiniz değil. Siz bilgisiz bir kimseyi, bilmeyen bir konuda bilgisi yoksa o bilgisiz kimseyi o konunun başına getiremezsiniz. Getirirseniz devleti batırırsınız ve zalim bir hakimi, zalim bir yöneticiyi siz oraya iş başına getiremezsiniz. O çünkü devletin batmasına sebep olur. Çünkü o bu liyakatsız, bilgisiz, zalim, bu noktada yeteri kadar tecrübesi olmayan kimseleri yönetici yaparsanız, onlar halkı ezerler, onlar vergiyi arttırırlar, rüşvet çoğalır, sonunda da devlet yıkılır.
Zalim çünkü, bilgisiz çünkü, yetersiz, liyakatsız veyahut da yaşamadığı ülkenin şartlarını bilmeden gelip ülkede ekonomi bakanlığı yapıyor. Bütün devlet onun ağzına baktı. Kim? Kemal Derviş. Nereden geldi? IMF'den geldi. Getirdiler mi bizim başımıza? Getirdiler, fabrikaları sattı, şunu sattı, bunu sattı, vergileri çoğalttı, sesinizi çıkarabildiniz mi?
Hayır. Siyasetname'ye göre, nizamül mülke göre getirip de ekonomiyi veya devleti bu adamın eline siz veremezsiniz. Verenler de liyakatsız çünkü, verenler de bilgisiz çünkü. Bu sebeple vezirler yani bakanlar, yüksek bürokratlar sürekli denetlenmelidir. Nizamül mülke göre vezirler denetlenmelidir, yüksek bürokratlar denetlenmelidir. Nizamül mülkün siyasetnamesine göre denetlenmeyen bir bürokrat veya vezir, zalimlik yapar, hainlik yapar. Rüşvet diyor, akrabalarına peşkeş çeker, yandaşlarına peşkeş çeker devletin nemalarına, ihaleleri peşkeş çeker. Çünkü gece saat 12'de bir kanun veya bir kararname yayınlanır, beş bin ton veya elli bin ton veya beş yüz bin ton şeker ithaline müsaade edildi denir.
Aynı anda beş yüz bin ton şeker ülkeye girer ve kota dolar. Siz kararnameyi okursunuz, ben de şeker getireyim yarın bir yerden dersiniz, daha görüşmeye başlamadan sabah yayınlanır. Beş yüz bin ton şeker kotası, ithalat izni kapanmıştır denir. Ha neredeymiş? Demek ki adam gemilere yüklemiş, ben basından okuyorum bunları. Gemileri yüklemiş, bekliyor, böyle bir kota kaldırılacak yani verilecek. Verildi, gümrüğe teslim etti bütün beğennameleri. Beş yüz bin ton doldu. Vergisiz, ben bir konteyner iplik getiriyorum, bir konteyner iplik getirdim de yüz kırk milyar şey verdim, vergi verdim.
Adam vergisiz beş yüz bin ton şeker kattı ülkeye. Evet, Nizam-ı Mülk'e göre istihbarat sistemi önemlidir. Nizam-ı Mülk oldukça gerçekçi bir devlet adamlardır. Hükümdarın ülkenin her köşesinde neler olduğunu bilmesi, gizli görevliler bulundurması, valileri denetlemesinin gerektiğini söyler. Çünkü yöneticiler denetlenmezse halka zulmedilebilir. En önemli batinilik tehlikesi. Nizam-ı Mülk'ün yaşadığı dönemde nizari İsmaililer siyasi suikastlarla tanınıyordu. Bir ülkede siyasi suikastlar varsa dikkat edin. Nizam-ı Mülk'ün kurguladığı bir devlet sisteminde siyasi suikastlara fırsat verilmez. E zaten buna çok önem gösterirken, 1092'de siyasi suikastla öldürülür.
Bu nedenle nizamiye medreseleri kurulur, sünni ilim güçlendirilir, alim yetiştirilir, devletin fikri birliği korunmaya çalışır. Nizam-ı Mülk'e göre. Karşılaştırma kimdi? Machiavelli'yle. Nicole Machiavelli. Onun yaklaşımı bu alınan pasajda, hani okuduk ya baştan. Normalde evet, büyük ölçüde doğrudur bu pasaj. Hükümdar Adli adlı eserinde iktidarı ilahi meşruiyetten ziyade, güç, devletin devamı, insan tabiatı ve siyasal gerçekçilik üzerinden açıkladı. Bu nedenle Machiavelli moderni seküler siyaset düşüncesinin öncülerinden kabul edilir. Nizam-ı Mülk ile Machiavelli'nin arasındaki fark, Nicole Machiavelli için devletin amacı iktidarın devamıdır.
Nizam-ı Mülk için ise önce Allah'ın rızası, sonra adalet, sonra devletin bekası gelir. Machiavelli başarıyı merkeze alırken, Nizam-ı Mülk meşruiyet, adalet ve dini sorumluluğu merkeze koyar. Günümüz açısından önemli siyaset bilinciler, Nizam-ı Mülk'ün düşüncesine şu ülkelerden bugün de dikkat çekici olduğunu belirtirler. Liyakat, en önemli. Hukuk devleti fikrine yakın adalet vurgusu, kamu denetimi hesap verebilir yöneticiler. Güçlü bürokrasi eğitim kurumlarının devlet için stratejik önemidir. Buna karşılık ilahi meşruiyet anlayışı ve din devlet bütünlüğü, modern demokratik ve layık siyaset teorilerinden önemli ölçüde ayrılır. Nizamiye medreseleri, gerçekten sünni, eşari, şafi geleneği güçlendirmek amacıyla kurulmuştur.
Bunun sebeplerinden biri de, Dönemin Fatimi Devleti tarafından desteklenen Batimi İsmaili faaliyetlerine karşı ilmi kadrolar yetiştirmekti. Ancak medreselerin tek amacı, Bunun altını çizin önemli, Mustafa Özba tespiti. Medreselerin tek amacı Şiilik karşıtlığı değildi. Hadis, fıkıh, tefsir, kelam ve diğer İslami ilimleri öğretmek de temel hedeflerin arasındaydı. Yani Nizamiye medreselerini sadece Şiilik karşıtlı bir medrese olarak görmek yanlış olur. Ve Gazali de Şii karşıtlı bir kimse değildir. Ben de değilim. Şii, Şianın içerisinde bir takım fraksiyonlara karşıyım. Bunu açıkça belirtelim. Ama şu anda İslam dünyasına atılan büyük bir tehlike var.
Şia-Sünni çatışması. Ve bunu öyle ayrıştırıyorlar, öyle dövüştürmeye çalışıyorlar ki, En büyük kötülüklerden birisini yapıyorlar. Biz İmam-ı Caferiye'ye laf söyleyemeyiz ki. Hem ehl-i beyttir, hem İmam-ı Azam'ın hocasıdır. Şia'yı komple tuğkaka ilan etmek, Sünnileri komple tuğkaka ilan etmek, kafir ilan etmek doğru bir yaklaşım değildir.
Ne Sünni'yim diyenlerin Şia'yı komple kafir olarak adetmesi, Ne de Şia'nın Sünnileri komple kafir olarak adetmesi, Öyle hüküm vermesi doğru değildir. O yüzden Gazali batinliğe karşı en önemli reddiyeleri yazan alimlerden birisidir. Ama kime? Batiniliğe karşı yazmıştır. Allah muhafaza eylesin. Bahsettiğimiz eser Arapça adıyla, Fedahül Batiniye veya Türkçe karşılığı batiniliğin iç yüzüdür.
Gazali batiniliğe savaş açmıştır, Şia'ya değil. Burada önemli bir düzeltme yapmak istiyorum. Hakkınızı helal edin. Gazali bütün Şiaları toptan İslam dışı ilan etmemiştir. Gazali'yi iyi incelemek gerekir. Gazali'den bir haber olan Gazaliciler, Sanki Gazali bütün Şia'ya topa tutmuş ve hepsini tuttuğu kaka ilan etmiş gibi gösteriyorlar. Allah muhafaza eylesin. Eleştirileri esas olarak batini İsmaili hareketinin imamet anlayışı ve ezoterik yorumlarıdır. Bunu ayırt etmek gerekir. Yoksa İslam dünyasını çok büyük bir ateşe atmak isteyenler, kendilerini Sünni addedip Şia'yı komple tu kaka ilan edip, Şia'nın içerisindeki bir kısım insanlar, komple Sünnilere kafir addedip birbirleriyle dövüştürmek istiyorlar.
Tekrar altını çiziyorum. Nizamiye medreseleri ve Gazali batini İsmaili harekete karşıdır. Komple Şia'ya değil. O yüzden tarih boyunca Sünni alimlerin bir kısmı da Şia hakkında farklı görüşler, düşünceler belirtmiş. Bazıları çok katı Şia'yı toptan zem etmişler. Bir kısım Şia alimler de Sünni kesimi toptan zem etmişler. Doğru bir nokta olduğunu görmüyorum. Sonuç olarak metnin ana fikri, yani nizami mülkün ilahi meşruiyete dayalı siyaset anlayışıyla, Makheveli'nin seküler ve gerçekçi siyaset anlayışı arasındaki fark bu konuda isabetlidir. Yani pasajdaki.
Fakat özellikle Gazali, Şiili, İslam dışı ilan ettiği ifadesi, bütün Şii mezheplerini kapsıyormuş gibi anlaşılabileceğinden, tarihsel açıdan daha dikkatli ifade edilmelidir. Daha doğru bir ifade, Gazali'nin özellikle batini İsmaili doktrinini sert biçimde eleştirdiği ve ona karşı reddiye yazdığı şeklinde olacaktır kanımca. Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Konu uzundu. İçeride hiç çay molası vermeden geldim, oturdum. Konuyu da böyle sonuna kadar getirmek istedim, yanlış anlaşılmaya fırsat vermemek için. Komple paragrafı bitirmeye hedefledim. Sabırla ve büyük bir dikkatle beni dinlediğiniz için sizlere ayrıyeten teşekkür ediyorum.
Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. Helal etmeyen varsa elini kaldırsın, helallaşırız. Bir şekilde. Sıkıntı yok. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse, sağlık ömrü olursa, burada olursak, Nizam-ül Mülk'ün istediği siyaseti desteklemek amacıyla ve onun isteğiyle yazdığı anlaşılan eserde batinilik için bu ümmetin dışı rafizilik içi tam küfürdür der.
İnşallah bu hem rafizliliği hem de biraz batinliliğe girip ondan sonra gazali sohbetine devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı yeniden helal edin. Helal olsun. Allah razı olsun. El Fatiha'ma selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.