mustafaozbag.org

Gazali'den Sorular 2 - 20.12.2025 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Aralık 2025 · 1:49:13

Eyüzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Efda'l-i zikr-i fâlemennâhû, La ilâhû, La ilâhû, Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan, hakkı anlatan, tebliğ eden, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz, kanunsuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına, canlarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak bunları yapanları kahri perişan eylesin. İsrail'i ve destekçilerini dağıtsın, onları kahri perişan eylesin, batıyı kahri perişan eylesin, Müslümanlara kim zulmediyorsa zulmedenleri kahri perişan eylesin. Ecmain. Malum geçen hafta Gazali'yi başladık konuşmaya, bizim Hakan kardeş Gazali'yi konuşalım dedi, Gazali'yle alakalı analizler getirdi. Geçen hafta bir gizirgah yaptıydık. Şimdi bu akşam, hani din devletin ikiz kardeşidir, Maverdi'nin sözü. Buradan devam edeceğiz tabii biz buna da.
Ama bu tabii Maverdi'den önce bu söz. Maverdi bunu teknik bir noktaya getirmiş. Ama ve lakin tabii bu söz İslam dünyasında, normalde Abbasilerin son döneminde Selçuklularda yer bulmuş, oturmuş. Osmanlı'da devam etmiş bu sözün tecelliyata. O yüzden Maverdi'ye bakarken farklı bir açıdan bakmamız lazım gibi geliyor bana. Bu işin tabii teknik konuları ama bu sohbetin devamında bunlara girmeyeceğim diye bir kaydı yok. Allah'ın izniyle madem ki Gazali'yi konuşacağız, etraflı bir şekilde konuşmamız lazım.
Tabii Gazali'yi konuşmazdan önce Maverdi'yi konuşmamız lazım. Çünkü Maverdi'den sonradır Gazali. Söz şu, din devletin ikiz kardeşidir. Şimdi din devletin ikiz kardeşidir denilince, burada hemen hemen ben yaştaki olanlar ve benden küçükler zaten dahil, ben yaştan büyük olanlar için, ben yaştakınlar için de bu söz kabul edilebilir, kaldırılabilir bir söz değil.
Devlet dış görünüşü itibariyle de bunu kabul etmesi mümkün değil. Yani din devletin ikiz kardeşidir deyince, yani ikiz kardeş denilince ne akla gelir? İkisi de aynı anda doğmuştur. Yani birbirinin ardına. Önce doğan büyüktür, sonra gelen küçüktür. Öyle değil midir? İkiz kardeş odur. Aynı kökten gelirler. Yani anneleri babaları aynıdır, anneleri babaları aynıdır. Ayrı varlıklardır ama birdirler. Ayrı varlıklardır, birdir. Şimdi böyle olunca ikiz kardeş dediğimizde farklı bir metafor giriyor işin içerisine. Yani din ve din devletin ikiz kardeşidir deyince farklı bir şey geliyor.
Din ve devlet ikisi de ikiz kardeşler. Din devletin ikiz kardeşidir deyince, dini öne aldığına göre din büyük o zaman. Eğer devleti öne almış olsaydı, devlet din ikiz kardeştir deseydi, devleti büyük olarak alacaktık biz. Ama maverdi, din devletin ikiz kardeşidir deyince, biz dini öne almış olduk. Biz tabi bunu normalde din devletin ikizidir, ikiz kardeşidir sözü. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde yok. Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretlerinin zamanında yok. Hazreti Ömer zamanında yok radıyallahu anh hazretleri. Hazreti Osman efendimizin zamanında yok. Hazreti Ali efendimizin zamanında yok. Altı aylık dönem ama Hazreti Hasan efendimizin zamanında da böyle bir söz yok.
Buraya bir kenara not alın bir. Yani beş halife, İslam toplumunda dört halife derler, beş halife. Neden beş halife? Hazreti Hasan efendimizin altı aylık bir halifelik dönemi var. Altı halife. Yani bunlar normalde Kur'an sünnet dairesinde, Kur'an sünnet dairesinde seçilmiş halifeler. Beş halife. E şimdi bunların zamanında böyle bir şey kullanılmamış, böyle bir ifadeye ihtiyaç duyulmamış, böyle bir şey de gereksiz görülmüş. Yani din, devletin ikiz kardeştir. Hani bu metafor, bu nazariye. O beş halife döneminde, Hazreti Peygamber efendimizin zamanında dahil buna, böyle bir şey yok. Hani bir kısım böyle teyzeler üretiyorlar ya, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hani devlet kurmadı gibisinden, bu doğru değil.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri direkt bir İslam devleti kurdu. Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hazreti Hasan bunu devam ettirdiler. Ve Müslümanların bir İslam devleti vardı. Bakın İslam devleti diyorum, bir Medine devleti değil. O bir Medine sözleşmesi var. O ilk etapta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medine'ye hicret ettiği zamanki, hani onu bizim önümüze koymaya çalışıyorlar şimdi, değil.
O Medine sözleşmesi olarak bizim önümüze koymayın onu. Koysanız da önemli değil de, ama bir İslam devleti var bu beş halifenin. Şimdi normalde bunu bu açıdan baktığımızda, hani din devletin ikiz kardeşidir. Ya sünnet-i seniyede böyle bir şey yok dendiğinde bir kimseye, kardeş o zaman buna ihtiyaç yoktu zaten. Bunun söylemine ihtiyaç yoktu. Hazreti Ebubekir Efendimizin ilk savaşı kime? Zekat vermeyeceğim diyenlere. İkinci savaşı kime? Sahte peygambere. Müseylemetül kezzaba. Demek ki din, devlet iç içe. Ya siz zekat vermezseniz vermeyin, öyle bir şey yok.
Devlet gücü girdi içine. Devlet gücü girerekten dinin hükmünün yaşanmasına devlet güç kullandı. Dedi ki bu dinin hükmü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde neyi nasıl yapıyorsanız öyle yapacaksınız. Yoksa dedi savaş ilan etti onlara. Zekat'ı başkaldıranlara. Demek ki dini bir hukukun işlenmesi için savaş ilanı oldu. Öbürküsü ne? Sahte peygamber. Müseylemetül kezzaba savaş açtı. İslam devleti. Bakın müseylemetül kezzaba savaş açtı. İslam devleti. Dedi ki peygamberlik son buldu. Son peygamber Muhammed Mustafa ve sallallahu aleyhi ve sellem ondan sonra da peygamber gelmeyecek. Peygamberlik iddia eden kimseye savaş ilan etti.
Bunun altını çiziyorum. Şimdi hani böyle peygamberlik ilan edenler var ya. Tabi bir din devleti veyahut da dinin devletsel kuvveti olmadığı için dünya üzerinde bunlar yaşanıyor şimdi. Bugün dinin devletsel gücü olmadığı için dünya üzerinde bunlar yaşanıyor. Mesela bugün Gazze'de bunlar yaşanıyorsa dinin devletler bazında bir temsiliyet yok, bir gücü yok.
Yani Çin'de, Doğu Türkistan'da Müslümanlar zulme uğruyorsa, Irak'ta, Suriye'de, Filistin'de, Gazze'de, Mısır'da, Tunus'ta, Fas'ta, Cezayir'de, Afrika ülkelerinde, Normalde Türkiye Cumhuriyetlerinde dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanlara zulmediliyorsa, Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, Burada dünya üzerinde devletler muvazenesinde İslam devletinin olmayışındandır.
Olmayışındandır. Eğer böyle bir şey din devletin ikizi noktasında bir devlet olmuş olsa, o zaman bu zulmü kimse yapamaz. Yürüyoruz. Şimdi, Sasani Kralı mesela siyasi ve sosyal tehditlerle karşı karşıya kaldığında bu ifadeye başvurmuşlar. Hani tarihte okuyanlar Sasani İmparatorluğunu bilir. Yani normalde bu Maverdi'den öncedir bu Sasaniler. Demek ki böyle bir, hani Sasaniler böyle bir tehlikeyi düşünce, onlar da din ve devlet ikiz kardeştir. Tabirini kullanmışlar. Ama mesela Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin ve halifelerin döneminde, Devlet herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır.
Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Hz. Ebu Bökür Ömer Osman Ali, Hz. Hasan Radiyallahu Anh Hazretleri zamanında, Devlet herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya değil. O yüzden devlet karşı karşıya bir tehlikeyle değil. Bir de o zaman için din bu beş halife döneminde araç değil, amaç. Buranın altını çizelim. Buradaki bugün konuştuklarımın büyük bir çoğunluğu Mustafa Özbağ analizi. Kabul edilir edilmez, tarihi meselelerdir, red edebilirler. Bu analizler Mustafa Özbağ'a ait. Ben alıntılar da var, alıntıları söyleyeceğim zaten. Alıntı olmayan yerler yanlış söylediklerim. Mustafa Özbağ analizi. Şimdi, İslam'ın ilk çağı dediğimiz bu altın çağda, O ne olsana, normalde böyle bir devletin tehlikeye düşme, devletin tehlikeye düşme yönleri yok.
Yani, evet, Hz. Ebu Bekir Efendimiz, normalde halifeler şehit edilmişler genelde hepsi de. Ama ve lakin, devlet tehlikede değil. Yani, Hz. Osman Efendimiz'i muasara altında alıyorlar, şehit ediyorlar. Devlet ama tehlikede değil. Ve normalde, sonraki zamanlarda, ben onu bir istisna olarak ayırıyorum. Kimi? Ömer bin Abdülaziz'i. Ben, sonraki devirlerde Ömer bin Abdülaziz'i ayırırım. Devlet başkanlarından. Allah beni affetsin, geri kalanını ayırmam. Hani, iyilikleri, kötülükleri, Allah'a hesaplarını verecekler. Bu istisna haricinde, normalde, hani, Ömer bin Abdülaziz hariç, hadi bazıları da daha başka hariç olsun, Emeviler ve Abbasiler döneminde, din amaç olmaktan çıkmış, araç haline gelmiş.
Bunun altını tekrar çizeyim. Beş halifeyi kenara koyun, altıncı halife olarak da net, Ömer bin Abdülaziz'i kenara koyun. Hadi içinde birkaç kişi daha vardır, hepsinde toptancılık yapmayalım. Geri kalanın, hemen hemen büyük bir çoğunluğu, Emevilerde ve Abbasilerde, din amaç olmaktan çıkmış, araç sallaşmış, bugünkü dünya üzerinde bütün devletlerin yaptığı gibi. Onun da altını çizeyim. Dünya üzerindeki bütün devletlerin, hangi dine tabi olursa olsun, dini araç sallaştırdıkları gibi. Dünya üzerindeki, şu anda, ben la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedim, Müslümanım diyenlerin de, büyük bir çoğunluğu, dini araç sallaştırmıştır. Siyasetçiler ve bürokratlarda zaten bu yüzde doksan dokuzdur, dini araç sallaştırmak.
Şimdi Gazaliye'yi okurken, Gazaliye'yi dinlerken, siz böyle benim arada böyle bir füze atmalarımı da dinleyeceksiniz. Arada bir füze atacağım ben. Çünkü arada füze atmazsam, içimdeki benim o kabargınlık geçmeyecek. yani dini araç sallaştıranlar kadar, dini araç sallaştıranlar kadar, dine en büyük ihanet eden bir başkası yoktur.
Gavur dediniz kimse o kadar zarar vermez, dini araç sallaştıranlar kadar. Bakın gavur dediniz kimse, sufiliği araç sallaştıranlar kadar zarar veremez. Gavur dediniz kimse, mezhepleri, meşrepleri araç sallaştırdığı kadar zarar veremez. Gavur dediniz kimse, İslammış gibi görünen, siyasetçilerin, devlet başkanlarının dini araç sallaştırdıklarından dolayı, vermiş olduğu zarar, gafirler veremez.
Veremez. Yani İslam dünyasını yıkan, içeriden yıkan, dini kendi emellerini araç sallaştıran insanlardır. Mezheplerin içerisinde, meşreplerin içerisinde, tarikatların içerisinde, siyasetin içerisinde, bürokratın içerisinde, bunu böyle, Allah beni affetsin, ben kelainak kuşu gibiyim, belki de hani bunlar kimse dile getiremiyor, ama dini araç sallaştıranlar kadar, İslam dinine, Müslümanlara zarar veren başka bir kimse yoktur.
Buna Emevilerin büyük bir kısmı, Abbasilerin büyük bir kısmı, bunun içerisine dahildir. Şia bunun içerisine dahildir. Vahabiler bunun içerisine dahildir. Hariciler bunun içerisine dahildir. Şia'nın bir tek, ben Şia dediğimde, şunun altını çizin, İmam Cafer-i Sadık'la, Caferileri ayırın kenara. Şia'dan kastım, İmam Cafer değildir, Cafer-i Sadık ve, onun temiz soyu da değildir.
Şia'nın içerisinde o kadar çok, çünkü fırka var ki, hepsi de Şia'yiz diyor. Büyük bir çoğunluğu, Şia değildir onların. Şimdi böyle olunca, hani bunların hepsi de, büyük bir çoğunu, dini arasallaştırmışlar. İşte bu arasallaştırmanın, içerisinden çıkmıştır Maver'de. Ölümü 1058. Şu anda 2026'dayız. 1025 yıl önce ölmüş. Yani 1000 yıl önce ölmüş. Ve ben hep şuna inanırım. insanların suretleri değişir, insanlar değişir, devletler değişir, hani dokuma tezgahı gibi, yani o çözgünün, atkının rengi değişir, ama tezgah aynı tezgahtır.
Tezgah aynı tezgahtır. Renk ve, dizgi bile değişmez. insanlar aynıdır, üç aşağı beş yukarı. Bazen insanlar, ya geçmişte şöyleydi, yok canım kardeşim, şimdi de öyle. Geçmişte şöyle ihlaslı insanlar vardı, şimdi de var, sen görmüyorsun. Geçmişte şöyle ilerdi, şimdi de var, sen görmüyorsun, sen yaşamıyorsun. Bazen dervişler de, biz şöyle yapardık, şimdi de yapıyoruz biz. 20 yıl önce ne isek, ne yapıyorsak, şimdi de yapıyoruz. Hatta daha ilerisini yapıyoruz. Sen bize ayak uyduramadın. Sen tembel kaldın. Sen uyudun kaldın. Sen iplikçiler gibi geri geri gittin. O bizim derdimiz değil.
Cenab-ı Hak hamdolsun, biz koşmaya devam ediyoruz. Sen koşamıyorsun. Şimdi böyle olunca, işte Maverdi, Abbasilerin en zayıf döneminde yaşamış. Ve Abbasilere baktığınızda, fiili olarak, iktidar, Büveyhilerin ve Selçukluların elinde. Yani böyle bir Abbasi devleti var, ama fiili olarak, orada hani kuvvetli olan, Selçuklular var ve, Büveyhiler var. ve halifelik, o zaman da halifelik var, halifelik, sembol olarak kalmış. Şimdi bazen hani, kuruluş neydi, Osman ondan önce neydi, diriliş, Ertuğrul filan, onlar da hani, böyle, işte, halifeden izin almak, halifeyle görüşmek filan, böyle o sahneler var ya, tabii, neyse, onlar birer dizi sonuçta, biz kalkıp da oradan, tarih dersi çıkaracak değiliz, dizi, milleti gaza getirmek için, galeyana getirmek için,
güzel bir şey. Hatta birisi paylaşmış ya, adam bir tane kalpak, bir tane kılıç, orada dizi oynuyor, o da kendince hıhmuh yapıyor, böyle. Milleti gaza getirmeyi iyi biliyoruz biz, hamdolsun. Şimdi, bu normalde, bu ortamda, meşrutiyeti korumak, ve meşrutiyeti yeniden kurmak. Şimdi, böyle olunca, meşrutiyeti korumak denince, şimdi bir füze daha geliyor.
Yani, Amerikan Başkanı ne dedi, Cumhurbaşkanımıza, biz ona, meşrutiyet verdik dedi. O manada söyledi. Değil mi? Ne dedi, söz nasıldı? Meşrutiyet verdik. O zaman, bir meşrutiyet problemi var. yani, o meşrutiyeti yeniden kurmak, yani, sen, bir şey senin hakkın mı?
Sen, hani, o meşru musun sen? Yani, bir kimse, bir makamda oturuyor, o makam, bir meşru mu? İkincisi, makamda oturan meşru mu? Bir, o makam meşru mu? İki, o makamda oturan meşru mu? Şimdi, bunları istediğiniz yere çekin. Şimdi, bir şeyh vefat etti. Doğru mu? Doğru. Şimdi, şeyh, bir kimseye, zakirlik verdi. Şeyh verdi. Şeyh meşru mu? Meşruysa, zakirlik makamı, meşru mu? Meşru. Birini oraya, zakir tayin etti mi? Etti. Bak, o zakir, meşru. Onun bir meşrutiyet problemi yok. Makam meşru.
ne zakir? Makam meşru. Ne nakip? Makam meşru. Ne nakib-i nügabba? Makam meşru. Ne çavuş? Peki, onu atayan kim? Şeyh. Şeyh, onu atadı. Onun atadığı da, meşru mu? Meşru. Bir meşrutiyet problemi var mı? Yok. Şeyh, vefat etti. Onu atayan kimse, vefat etti. O atanan kimsenin meşruluğu kaldı mı? Kalmadı. Neden? Atayan vefat etti çünkü. Dergahlar da, devlet gibidir. O zaman ne lazım? Oraya bir tane şeyh lazım. O şeyh, onu yeniden görevlendirirse, meşru olacak yine. Ama o şeyh, onu oraya görevlendirmezse, onun meşruiyeti bitti.
Şimdi, Bursa'da valilik makamı var mı? Var. Meşru mu? Meşru. Vali'yi kim atıyor? Cumhurbaşkanı. Veya İçişleri Bakanı. Kim atıyor şimdi? Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı. Atayan kim? Cumhurbaşkanı. Vali'yi, Cumhurbaşkanı atadı. Valilik makamı, meşru mu? Evet. Vali atandı, Cumhurbaşkanı atadı. Vali de meşru mu? Vali de meşru. Bakın, bir meşrutiyet problemi yok. Şimdi, o zaman Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı atayan kim? Şimdi, Cumhurbaşkanı seçimle geldiyse, seçimle geldi. Meşru mu? Meşru. Kanuna, anayasaya göre. Ama yok. Cumhurbaşkanı, farklı yollardan geldiyse, o da İmam-ı Azam'ın fetvası var. İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbel'in fetvaları var.
İslam, düzeni olarak konuşuyoruz bunu. O zaman, onun meşrutiyeti, sorgulanacak mı? Evet. Şimdi, işte, Abbasilerin son dönümünde, meşrutiyet problemi var. Sultan, meşru mu? Hz. Hüseyin Efendimiz'in, şimdi geriye doğru sarayım biraz, Hz. Hüseyin Efendimiz, küfe halkı, gel, devlet başkanı olarak, sana biat edeceğiz diyor.
devlet başkanı olarak, sana biat edeceğiz. Hz. Hüseyin Efendimiz, yola çıkıyor. Şimdi, ama, öbür tarafta, kim var? Yezid var. Şimdi, Yezid, kimin ataması? Maviye'nin ataması, ve, İslam, hukukuna göre, o güne kadar olan, İslam hukukuna göre, Yezid'in, Yezid'in, krallığı, ve hatta, başkanlığı, meşru değil.
Bakın, meşru değil. meşrutiyet problemi var. Buraları iyi anlayacağız ki, geri kalanını iyi anlayalım. Yezid, meşru değil. Yezid'den sonraki, nerede meşru değil? Emeviler, söylüyorum. Meşru değil. Ardından, Emeviler devrildi, İmam-ı Azam'ın fetvasıyla, Abbasiler kuruldu, Abbasiler'de de, meşrutiyet problemi var. Meşru değil. Ve, Maverdi, bu son dönemin, alimi. Maverdi'yi sadece, biz alim, alim olarak da göremeyiz. Maverdi aynı zamanda, siyasetçi. Maverdi aynı zamanda, akaitçi. Maverdi aynı zamanda, iyi hadisçi. Maverdi aynı zamanda, normalde, iyi bir Kur'an tepsircisi. Yani, Maverdi'yi sadece, siyasetnamesine bakaraktan, eğer konuşursak, yine yayan kalırız.
Maverdi, dolu bir kimse. O yüzden, normalde, hani, burada, din, devletin, ikiz kardeşidir, dediğimizde, bu, meşrutiyeti, yeniden kurmak, meşrutiyeti, yeniden sağlamak, bunun için, bu, din devletinin, ikiz kardeşidir, meselesi, böyle bir, sadece felsefik bir, teori değil. Veya böyle bir, metafizik doğaçlama da değil bu. Bu böyle, Allah beni haffetsin, böyle fiili, bir önerme bu. Fiili bir, metafor bu. Fiili. Yani bunun çünkü, altı üstü, sağı solu belli. Bu noktada, şey yok. O yüzden, din dediğimizde, din, din. Ve, hangi din olursa olsun bu.
Bundan sadece İslam'ı çıkarmayın. Bakın, hangi din olursa olsun, ister Hristiyan olsun, ister, Yahudi olsun, Musevi olsun, ister İslam olsun, ister İbrahim olsun, ister Hind olsun, ister Tao olsun, uzak doğuya gidin. İster Yunan felsefesine gelin, Sokrat'a gelin, Eflatun'a gelin. Sıkıntı yok bunda. Din, tırnak içerisinde, normları koyan, hukuku koyan, kanunu koyandır din. Din sadece ibadet değildir çünkü. Yani biz dini sadece ibadet açısından bakıyoruz, sıkıntımız burada. Bizi öyle bir hale getirdiler ki, biz din denilince, biz sadece ibadet aklımıza geliyor. Din sadece ibadet değil. Emirleri var, yasakları var, ekonomisi var, dünya sistemi var, devlet sistemi var, kurumları var. Biz din deyince, haramları var, helalları var.
Senin hayvanı nasıl keseceğini dahi söylüyor din. Nasıl nikahlanacağını, nasıl boşanacağını söylüyor. ticareti nasıl yapacağını söylüyor. Din, cümrüğü söylüyor sana. Vergileri söylüyor sana. Din, sosyal adaleti konuşuyor sana. Din parayı konuşuyor. Paranın kimlerin elinde dönmesi gerektiğini söylüyor din sana. Faizi konuşuyor. Her şey konuşuyor din. Sizin dininiz. Yani İslam konuşuyor bunu. Bunu normalde, Hristiyan, İseviler de konuşuyor. Bunu Museviler de konuşuyor. Şimdi bozuk Hristiyanlık diye atfedilen, Hristiyanlarda da karışıyor her şeye. Musevilerde de karışıyor. Anadolu'ya karışmıyor bir tek.
Bize karışmıyor din. Bize karışan farklı bir din. İslam karışmıyor bize. Şimdi öyleyince din aslında normları koyan bir bütündür. Çünkü dinin bir tarafı eksik kalırsa, mesela ekonomisi eksik kalırsa, hukuk olmazsa, olmadı. Yine sıkıntı var. O zaman din normları koyar. Ve din, meşrutiyet, meşruiyet üretir. Bir şeyin, bir insanın, bir olgunun, bir fiiliyatın, bir fikrin, meşru olup olmadığına hükmede. Çünkü, bir şey meşrutiyet sağlayacaksa, meşruiyet sağlayacaksa o kimse, meşruiyet, meşruiyetle karıştırıyorum ben bazen, meşruiyet, ikisinin manası ayrı. Meşruiyet sağlar din, üretir bunu.
Yani, örnekliyorum, bir din bunu sağlamlaştırır. Bir kimse sabah kalktığında ben şeyh oldum, diyemez, meşru değildir o. Beş kişi toplanıp, sen bizim şeyhimiz ol, o şeyh, tasavvufi manada, sufi manada, meşru değildir. Bunları da öğrenin. Bir şeyh, vefat etti, yerine gider, gitmezden önce, ölmezden önce, birisine, bir vesika yazdı mı, yazmadı. İlan etti mi, etmedi. bir başkasının, ben buranın şeyhiyim demesi, meşru değildir. Bunlar, şeyh efendiden sonra yaşanan şeyler. Kardeş, şeyh efendi senin şeyhliğini ilan etti mi? Hayır. İki kişiyi ilan etti. Ahmet Duran, Gümüş, Mustafa Özbağ. Üçüncüsünü ilan etti mi? Etmedi. Üçüncüsü, çıktığında meşru değildir o.
Bir devlet başkanı, seçilmiş veyahut da, kılıç zoruyla gelmiş. Devlet başkanı mı? Evet. Bakın, başka bir kimse, ona baş kaldırır, ben devlet başkanıyım derse, meşru değildir. Onun öldürülmesi şarttır. Bakın, öldürülmesi şarttır. Bağî hükmündedir o. Eğer İmam-ı Azam'a göre, o kimse, devlet başkanını ele geçirir, devlet başkanını kılıç zoruyla alır ise, yani darbeyle, darbeyle, darbeyle gelen o, devlet başkanı, din, ona bir meşruiyet veriyorsa, yani, Kur'an ve sünnet tarihindeyse, o devlet başkanı meşrudur.
Din, çünkü o kimseye, meşruiyet verir. Din verir ona. Peki, Trump seçildi geçenlerde değil mi? Neyin üzerine emin etti? İncil'in üzerine emin etti değil mi? Meşruiyetini nereden aldı? İncil'den aldı. Kraliçe öldü. Çok üzüldüler, kraliçenin evlatları. Koşa koşa, cenazesine gittiler. Peki, kraliçe öldükten sonra, yerine oğlu kral olarak, geçti. Öyle değil mi? Yemin töreninde, neyin üzerine yemin etti? İncil'in üzerine. Kral, aynı zamanda İngiltere'de nedir?
Kilisenin başıdır. Kilisenin başı papa değildir, orada papaz değildir. Kimdir? Kraldır. Din ona, meşruiyet verdi, sağladı. Trump açıklama yapıyor, kendisini Mesih görüyor. Değil mi? Millette alay ediyor hesaptan, değil mi? Kendini Mesih zannediyor da, kendini dini bir vazifeli görüyor. Evet doğru. Çünkü, din ona, din, meşruiyet verir. Size bunları kimse böyle anlatamaz. Size bunu kimse anlatamaz.
Ne oldu diyor? Fransa devlet başkanı, seçiliyor değil mi? Neyin üzerine yemin ediyor? İncil'in üzerine. Din ona meşruiyet sağlıyor. O zaman, din ne yapıyor? Meşruiyet üretiyor. Din ne yapıyor bir de? Din ne yapıyor bir de? Dinin vazifelerinden birisi ne? Birisi de, ahlaki çerçeveyi belirliyor. Çok önemli. Din, ahlaki çerçeveyi, size ne yapıyor? Belirliyor. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadisleri var ya, ne diyor? Hani diyor, bir çobanın sınırları vardır diyor. Koyunlarını o sınırlar içerisinde, hani, besler.
Dinin sınırları vardır. Din size ahlaki sınırları çizer. Der ki, rüşvet almayacaksınız. Der ki, fakire, fukaraya zulmetmeyeceksiniz. Der ki, parayı, zenginliği, belli ailelerin, belli kimselerin arasında döndürmeyeceksiniz. Parayı, adaletli bir şekilde tevaya dağıtacaksınız der. Din emreder bunu. Faizi yasaklar din size. Bakın ne yaptı? Ahlaki çerçeveyi belirledi. Biz ahlaki çerçeve deyince, hemen aklımıza uçkur geliyor. İnsanların uçkurunun bozulmasının yegane sebebi, sebebi ekonomidir. Din sizin ekonominize de karıştırır.
Der ki, parayı ve gücü, belli ailelerde ve belli kimselerin arasında dolaştırmayın der. Yani bir ülkede 50 tane zengin oluşturmayın der. Zenginliği paylaştırın. Zenginliği dağıtın der. Bir kısmını 19 bin lirayla geçindireceğim derken, bir kısmı bir yemekte 50 bin lira öderken, orada din yoktur. Tekrar söyleyeyim mi? Orada din yoktur. Bir kısmı normalde emekli maaşı 20 bin lira alırken, öbür tarafta birisi akşam yemeğine Paris'e gidiyorsa, orada din yoktur. Orada din yoktur. O zaman, din dediğimizde, İslam olarak konuştuğumuzda, o sonsuz güç ve kudret Allah'a aittir orada.
devlete ait değildir. Ve Allah, peygamberlerinin üzerinden, insanlara ilahi kanunlarını ulaştırır. Peygamberlerinin üzerinden. Siz o yüzden, peygamberleri reddedemezsiniz. Peygamberlerin getirdiklerini de reddedemezsiniz. Ve birileri, peygamberin getirdiklerini, peygamberin hadislerini reddediyorsa, o dinden çıkmıştır. Bakın, o dinden çıkmıştır. O, meşruiyetini kaybetmiştir. O meşruiyet sahibi değildir. O dinlenilmez. Aslında, İslam hukuku olmuş olsa, komple hadisleri reddeden kimse, peygamberi de reddetmiştir, katli vacip olur.
Yani kafirdir. Yani, meşruiyeti kaybolmuştur onun. Şimdi böyle olunca, o din, ilahi kanunlar manzumesi, siz onun birisini inkar edemezsiniz. Birisini reddedemezsiniz. E peki, devlet nedir? Devlet, dinin koymuş olduğu normları, uygulayan aygıttır, sistemdir. Din normları belirler, kanunları belirler, din çerçeveyi çizer, devlet de, o kanunları, o normları uygular. devlet böylece, o normları, o kanunları uygularken, düzeni de sağlar. Ve aynı zamanda da, devlet, bunları düzeni sağlarken, cezalandırma gücünü kullanır. Yani, din bir şeye ceza keser, o cezayı uygulayan, devlettir.
ve eğer, birisi bu noktada eksik kalırsa, diğeri de eksik kalır. Yani, din noktasında bir şey eksik kalırsa, hem fikriyatta, hem fiilyatta, bakın, hem fikriyatta, hem fiilyatta, bu eksiklik, devlete de yansır. devletin de fikriyatında, ve fiilyatında, eksiklik olur, düzen bozulur, anarşi çıkar. O yüzden, dinin koymuş olduğu, normları, kaideleri, kuralları, kanunları, ceza sistemini, devlet uygulamak, zorundadır. Eğer devlet bunları uygulamaz ise, o zaman, tebaada anarşi çıkar.
O zaman, tebaanın hakkı, hukuku korunmamış olur. İşte, Maverdi'nin, Ahkam-ü Sultaniye adlı, eserinde, o eserden alınma şimdi, Kur'an ve sünnete dayanan, bir siyaset teorisi, geliştirmeye çalışırken, hani o, biraz baktım o, Ahkam-ü Sultaniye'ye, Kur'an ve sünnete dayanan, bir siyasi, teori, geliştirirken, İslami hayatın, içerisine girmiş olan, hani İslami hayatın, içerisine girmiş olan, müesseseleri, mesela vakıflar gibi, İslami hayatın, içerisine girmiş olan, işte, tüccar, bugünkü dernekleri gibi,
odalar gibi, var ya şimdi bir sürü oda moda, bunların hepsini de, İslami prensipler üzerinden, yeniden yorumlamaya başlar, yorumlar, ve bunları ahlaki denetim altına almaya, bununla alakalı fikir üretir, bununla alakalı anlayış koyar orta yere, ve bu, hani daha birkaç tane daha eseri var, zamanı gelince onların normalde isimlerini zikredeceğiz, bunlara baktığımızda, o devlet anlayışı, ve hukuk anlayışında, devlet anlayışı ve hukuk anlayışında, İslami çerçeve, çerçeve ve İslami hukuk, önemli bir belirleyicidir,
bakın çok önemli bir belirleyicidir, yani Maverdi, bunlara bakarken, veya bunların üzerinde fikir üretirken, vardığı hükümler, Kur'an ve sünnete uygun, ve İslam hukuku çerçevesinde, delillendirilmiş, kanunlar, nizamnameler, düzenler, hepsi de, Kur'an ve sünnet çerçevesindedir, biraz buna böyle, inceleyen, kafa yoran, normalde, bu teorinin, teori olarak alacak olursa, real fiiliyata geçirildiğini görür, bakın real fiiliyata geçirildiğini görür, yani, bir başarı söz konusudur Maverdi'de, ee şimdi, Maverdi'de bu yerleşir,
Maverdi'de bu yerleşince, bu, Maverdi, şimdi ırkçılık gibi algılanmasın, en üstün ırk, Türk'ün ırkıdır, böyle bir şey değil, hani, Maverdi bunları konuşurken, oranın, coğrafi yapısı bellidir, ama aynı zamanda da, ırki yapısı dediğimiz, ırklar da bellidir, Maverdi bunlar, Abbasiler zamanında, Abbasilerin son döneminde, o bölgede, hani Bağdat, Basra, o bölgede, genel olarak, bir, Araplar vardır, iki, Türkler vardır, üç, Persler vardır, İraniler vardır, dört, saklı gizli meydanda, Yahudiler vardır, dört, ana unsur vardır,
yani, burada, Kürtleri yok saymak değil, bu da yanlış anlaşılmasın, Kürtler, Boşnaklar gibi, Pomaklar gibi, örnekliyorum, işte, Kıpçaklar gibi, Oğuzlar gibi, bir Türk boyudur, o, İngilizlerin oyunudur o, Kürtlerin işte, Türk olmadığını iddia edip, ayrılık şarkıları çaldırttıran, İngilizlerin oyunudur, Yahudilerin oyunudur o, Kürtler, tarih boyunca, Türktürler, Boşnaklar ne kadar Türkse, Arnavutlar ne kadar Türkse, Kürtler de o kadar Türktür, Oğuzlar ne kadar Türkçe, Kıpçaklar ne kadar Türkse, Kırgızlar ne kadar Türk ise,
Çeçenler ne kadar Türk ise, Kürtler de o kadar Türktür, burada, o bölgeyi konuşurken, hani bunu da, bir, kenara not alın, benim analizim, kabul edilmez, etmeyenler, kendileri bilirler, beni ilgilendirme, böyle olunca, oradaki, İslam dünyası dediğimiz, dünya oradakinden, din ve devlet kardeştir, nazariyesinin, var olduğu, bu nazariye ile alakalı, bir sürü siyasetname yazmışlar, bir sürü nasihatnameler yazmışlar, bunları devlet başkanlarına sunmuşlar, maverdi gibi, gazali gibi, nizamül mülk gibi, bunlardan, maverdi'den öncesi de var,
yani normalde, bunları kaleme almışlar, devlet başkanlarına nasihat etmek için, hatta bir kısmı gitmiş, bu kaleme aldıkları eserleri, devlet başkanlarına okumuşlar, tebliğ etmişler, kitapları vermişler, öyle korku yok, yani nasıl devlet yönetilir, tebaa nasıl yönetilir, hastalıklar nelerdir, bu hastalıkların tedavileri nelerdir, bunları birer birer tespit etmişler, okusanız, Allah bizi affetsin, inceleseniz, ne kadar, bu zamanla, ne kadar benzeştiğini görürsünüz, hani ben bazen zaman zaman diyorum ya, yani normalde siyasetçilerin hepsinde maverdi okuması lazım,
bürokratların hepsinde maverdi okuması lazım, evet, ve bu toplum, Anadolu insanı, maverdi'nin ölçülerini okusa, siyasetçilerin ne olduğunu görür, bürokratların ne olduğunu görür, devletin ne olduğunu görür, evet, o yüzden, bu yazılan eserler, o dönemde siyasi, dini, fikri, iktisadi ve içtimai özelliklerini aksettirmesi bakımından, önemli eserler, çok önemli, ama, tabii, bunları, siyasetçiler, bürokratlar ne kadar okuyordur bilmem,
askeriye ne kadar okuyordur bilmem, bu siyaset ve nasihatnamelerde, yöneticilerin, devletin olası bir tehlikeyle karşılaştığında, neler yapması gerektiğine dair konular vardır, fikirler vardır, öneriler vardır, nasihatler vardır, ve normalde bu, bu insanlar, yani bunlar böyle, Allah beni affetsin, biraz belki de bana kızacaklar ama, bu Nizamül Mülk, ondan önce Maverdi, Maverdi'den sonra, Nizamül Mülk, Nizamül Mülk'ten sonra, Gazali, din ve devlet, ikiz kardeştir, nazariyesini ve, fikrini, fiiliyata geçinmiş,
ve, dinin devlete, burasının altını çizin, dinin devlete, devletin de dine muhtaç olduğunu söylemişler, biri olmazsa, diğeri eksik kalır demişler, şimdi şöyle diyebilirsiniz, din devleti muhtaç olur mu? Din devletsiz yaşansaydı, Hazreti Peygamber devlet kurmazdı, din devletsiz yaşansaydı, Hazreti Ebubekir Ömer Osman Ali, Hazreti Hasan, devletin başına oturmazdı, demek ki, İslam dini, devletsiz yaşanmaz, şimdi, biri olmazsa, diğeri eksik kalır ya, o zaman, hem bireysel, hem de sosyal düzenin, ikisi bir arada olursa, sağlanabileceğini ifade etmişler, hem birey olarak, birey hakları, ve bireyin hayat anlayışı, tarzı, yaşantısı, ve aynı zamanda toplum olarak, toplumun yapısı, yaşantısı,
bunların her ikisinde, belirleyen olgu, din ve devlet kardeşliğiyle mümkün. çünkü, hani sohbetin başında, din ne yapıyordu, normları koruyordu, çerçeveyi çiziyordu, ve, ahlaki önermeler koyuyordu, insanların önüne, devlet de ne yapıyordu, bu normları uyguluyor, bu cezalandırmayı yerine getiriyordu. Yani, kumar oynamak haram, bu, din bu çerçeveyi koymuş, devlet, tebhasına, kumarı yasaklayıp, oynayanları cezalandırıyor. Din kural koyuyor çünkü. Din diyor ki, sen, bilmem ne, evleri açamazsın, devlet, bu normu, uyguluyor.
Din diyor ki, sen faizle insanları ütemezsin, devlet bu normu koruyor. O yüzden, din, dışarıdan baktığımızda, sanki sadece bireysel hayatı, dizayn ediyormuş gibi görünür. Hatta bize ne diyorlar? Yani bu senin vicdanınla alakalı. Yani dini bizim vicdanımızın içine hapsediyorlar. Yani din, senin vicdanına, seslenecek. Senin sosyal hayatını, ekonomik hayatını, aile hayatını, çocuk anne baba ilişkini, iki eş arasındaki ilişkiyi, senin ticaretinin nasıl yapılması gerektiğine karışmayacak. Ya, din vicdani bir olgu. İçinde saklayacaksın, dışına aksettirmeyeceksin. Bir de ne diyorlar? Din seninle Allah arasında, araya kimse giremez.
Tabii ya, din seninle Allah arasında, araya kim girecek ki? Sana kimse karışamaz. Hayır, din karışıyor. İslam dini karışıyor. Hristiyanlara da karışıyor. Yahudilere de karışıyor. Hindu'ya da karışıyor. TAO'ya da karışıyor. TAO'ya da karışıyor. Konfüsyüsle karışıyor. Evet. Ama Anadolu'da karışmayacak. Din, sizin, sosyal hayatınıza, aile hayatınıza, çocuklarla olan ilişkinize, ticaret ilişkilerinize, şehirlerinize, köylerinize, hayvanlarınıza, ne yiyeceğinize, ne içeceğinize, içeceğinize, suyunuza, karışmayacak.
Evet, karışmayacak. Karışırsa, layıklığa aykırı. Karışırsa, bu din, çok özür dilerim, haşa, kaka, karışamaz sana. Yani, Anadolu'daki bir insanın, din, eşcinselliğine karışamaz. Anadolu'daki bir insanın, sapkınlığına karışamaz din. İçkisine, kumarına, fuhuşuna, çıplaklığına, karışamaz. Hiçbir şeyine karışamaz. Faizine karışamaz, aldatmasına karışamaz. Karışamaz hiçbir şeye. Karışırsa, anayasa aykırı bir iş yapmış olur. Yani, Diyanet bir, kırk yılın başında, doğru bir hutbe okudu.
Layıklığa aykırı diye, kıyamet koptu. Karışamaz. Ama o yüzden, hani, din, sadece bireysel hayatı, dizayn etmez. Din, Allah'la senin vicdanın arasında değildir. Din, dünyaya da hükmeter, ahirete de hükmeter. Din, hatta daha ileri, ota çöpe de hükmeter. Sen çöpü meydana çıkaramazsın, din ona da hükmeter. Çöpü gömeceksin. Din, ona da hükmeter. Sen çevreye zarar veremezsin, din ona hükmeter. Sen ota çöpe zarar veremezsin, din ona da hükmeter. Bak, din hükmeter ona. Allah bizi affetsin. O yüzden, normalde, evet, bir kimse, kendi bireysel hayatını, kendisi yönlendirilir, dizayn eder, düzenler.
Ama, devlet bu konuda etkindir. Aynı zamanda, devlet, toplumsal hayatı da düzenler. Devlet, toplumsal hayata karışmaz, diyemeyiz. Toplumsal hayata da karışır. Böyle olunca, normalde, hani, din ve devlet, birbirini tamamlamış olur. Ve, normalde tamamlarken de, din de, devlet de, toplumun, ahlaklı olmasını, belli kurallara uymasını, ve, normalde, ııı, devletin, bütün toplumu, mutlu etmek için, bütün toplumu, ııı, müreffeh bir hale getirmesi için, çaba gösterir.
Ve, ııı, devlet başkanı, bu manada, tırnak içerisinde, İslami olarak devlet başkanı, iktidar gücünü, iktidar gücünü, gerektiğinde, dini amaçlar için de kullanır. Ama, dini, Maverdi'ye göre, Gazali'ye göre, Nizam-ül Mülk'e göre, siyasi amaçları ve emelleri için, kullanamaz.
Dini, devlet başkanları ve bürokratlar, siyasi, ticari, siyasi, ticari, amaçları için, dini, araçsallaştıramazlar, kullanamazlar. Bu konuda, Maverdi'den başlayarak, Nizam-ül Mülk ve Gazali, çok hassas bir noktada dururlar. Ve, devlet başkanı, dini, korumakla, mükelleftir. Çünkü, devlet, onunla, meşruiyet, kazanmış olur. Geçen haftadan hatırlayın, devletin beş, asli vazifesi vardı. Bir, tebaanın dinini korumak.
İki, tebaanın aklını korumak. Üç, tebaanın canını korumak. Dört, tebaanın namusunu, zürriyetini korumak. Beş, tebaanın malını korumak. Bu beş, ana unsuru, devlet korumakla mükelleftir. Geçen haftadan hatırlayın, veyahut da, İslam'da siyaset olarak, oradan da hatırlayın. Öyle olunca, çünkü, devletin meşruiyet kazanması, ancak bu, dini olarak, beş, unsurun korunmasıyla mümkün. Eğer bu beş unsuru, devlet korumuyorsa, İslami olarak, devletin meşruiyeti yoktur. Bu çok keskin ama.
Devletin meşruiyeti, bu beş şeyle mümkündür. öbür türlü, o devlet, meşruiyet sahibi bir devlet, değildir. O yüzden, din ve devlet, kardeştir, hükmü, ben artık onu, şimdi, bir, felsefe, veyahut da, ütopya olarak görmüyorum. Bu yaşandı çünkü. Selçuklular da yaşandı, Osmanlıların bir kısmında yaşandı, Selçukluların bir kısmı yaşandı. Yani, bu, Türk İslam devletlerinde, özellikle bunu ayırt edeyim, Türk İslam devletlerinde, bu, devlet ve din kardeştir nazariyesi, nazariyesi, her daim, ama eksiklikleriyle, ama yanlışlıklarıyla, biz, siz bunun adına ne derseniz deyin, hep böyle, bu, ilke, korunmuştur.
Zaten, bu, ilkenin dışına çıkınca, hani, din, devlet kardeştir, hükmünün dışına çıktığınızda, otomatikman, sekülerizm girer, işin içerisine. Otomatikman. Din ve devlet kardeştir, nazariyesi çıkınca, otomatik, hiç beklemeden, sekülerizm araya girer. Yani, dünyevileşme. Yani, dinin normlarının ve kurallarının, rafa kaldırılması girer. Orada ne, ne başlar bu sefer? Ahmet'in, Mehmet'in aklı, Hasan'ın, Hüseyin'in kılıcı, onun bunun fikriyatı girer, orta yere. Çünkü, din, o devletten, elini, ayağını çekti. Veyahut da, devleti yönetenler, dini dışladılar.
Dini hükümleri ve hukukları, dışladılar. Dışlayınca ne kaldı? Sekülerizm kaldı, bugünkü dille. Yani, dinsizlik kaldı. Devletin dini, dinsizlik oldu. Veyahut da, devletin dini değişti. Hani, cumhuriyet dini kurulduğunda, devletin dini neydi? İslam'dı. Sonra ne oldu? Kaldırıldı. Sonra ne oldu? Layıklık geldi. Layıklık geldi. Layıklığı, hala da anayasada tarifi yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasasında, devlet, demokratik, insan haklarına dayalı, layık, hukuk devletidir.
Üç aşağı beş yıkır, böyle değil mi? Layıklığın tanımı yoktur anayasada. Malum, layıklık, Fransa'dan alınmadır. Bu toprakların ürünü değildir. Bu toprakların ürünü değildir. Hukuk derken de, sizin hukukunuz da bu toprakların hukuku değildir. İlk etapta Avrupa'da ne kadar, İsviçre'den medeni kanunu komple Türkçe'ye çevirmişler, almışlar. Almanya'dan bilmem ne hukukunu, Türkçe'ye çevirmişler, almışlar. Fransa'dan bilmem ne hukuku, çevirmişler, almışlar. İşte şeyden ne o, İtalya'dan bilmem ne hukukunu, çevirmişler, almışlar. Hala da onunla da idare ediliyorsunuz siz. Tatil günleriniz Avrupa'ya göre ayarlanmış. Bir Yahudi'yi, Cumartesi günü siz çalıştıramazsınız.
Kutsal günleridir, Cumartesi'leri Yahudilerin. Pazar günü, Hristiyanların kutsal günüdür. Pazar gün, muhakkak kiliseye gitmeniz gerekir, iyi bir Hristiyansanız. İyi bir Yahudi'seniz, muhakkak Cumartesi günü, Havrupa'ya gitmek zorundasınız. Müslümanların Cuması kutsal değildir. Hadis-i Şerif, Cuma müminlerin bayramıdır, müminlerin bayramıdır.
Anadolu Müslümanlarının değil. Nasıl yalnız? Böyle. Yani, Yahudilere tatildir, kutsal günleri. Hristiyanlara tatildir, kutsal günleri. Müslümanların Cuması tatil değildir. Siz devlet memuru olabilirsiniz, esnaf olabilirsiniz, fabrikada çalışabilirsiniz, Cuma'ya gidemezsiniz. Cuma'ya gidebilmeniz için resmi tatil olması lazım. Resmi tatil de yoktur zaten. Ama, siz bir Yahudi'yi, Cumartesi'yi çalıştıramazsınız. Siz iyi bir Hristiyan'ı, pazar günü çalıştıramazsınız. Böyle olunca, hani din ortadan çıkınca, sekülerizm kalıyor.
Yani, dinsizlik kalıyor. Veyahut da, Türkiye olarak düşünürsek, orta yerde layık kalıyor. Tabii, aslında, hani bu, din, devletin ikiz kardeşidir dediğimizde, sonradan burası biraz, şey olmuş, istismar edilmiş. Dini, devlete tabi kılmak için değildir bu. Tehlikeli konu var. Din, devlete tabi olmaz hiçbir zaman. Siz dini, devlete tabi edemezsiniz. Din büyük kardeştir. Normları koyandır çünkü. Hukuku koyan, kanunu koyan o olunca, devlet ona tabi olmaz. Çünkü, devlet, meşruiyetini dinden alır.
Devlet meşruiyetini dinden aldığı için, din, devlete tabi olmaz hiçbir zaman. din, tabiri caizse, üst kurul hükmündedir. Din, ne, devlete tabi olur, ne, devlet başkanına tabi olur. Ne de bir kurum veya kuruluşa tabi olur. Din bu noktada, bağımsızdır. Siz dini bir yere bağlayamazsınız. Siz İngiliz kraliyetindeki gibi, oradaki, İngiliz, kiliseleri, krala bağlıdır. Sizin camileriniz, krala bağlı olamaz. Veyahut da, Amerika'da, kiliseler, buşa bağlıdır, buşa bağlı olamaz.
Veyahut da, ne, Trump'a, bağlı olamaz. Yani, din, hiçbir zaman, hiçbir zaman, devlete tabi değildir. E şimdi, dindarlar, dindarlar, din değil, dindarlar, devletin, olmasına, muhtaçtır. Bir, Müslüman, bir mümin, tırnak içerisinde, İslami bir devlete, muhtaçtır. Zaruridir. Bireyin, dini haklarını, dini hukukunu, sosyal hayatını, dizayn etmesinde, tırnak içerisinde, İslami bir devlete, muhtaçtır bir Müslüman.
Yoksa, dinini yaşayamaz o kimse. Dininin kural ve kuramlarını da yaşayamaz. Yani, siz istediğiniz kadar, dinin yasaklarını anlatın bu insanlara. Dinin yasakladığı her şey, devlet tarafından yasak değilse, serbestse, siz bu insanlara ne anlatırsanız anlatın. Önüne geçemezsiniz. Çünkü, dinin koymuş olduğu normları, ayakta tutacak, sağlayacak bir devlet mekanizması yok.
Din sabahtan akşama kadar fuhuşu yasak etsin. Yani fuhuş dediğimiz nedir? Parayla olan muhabbettir. Sizin topraklarınızda bir genel evi patroniçesi, onca zenginin içerisinden yıllarca vergi rekortmeni olup, devletin maliye bakanından veya başbakanından şilt alıyorsa, siz sabahtan akşama kadar dinin fuhuşu yasak ettiğini anlatın. Olmadı. Hani ayırdım ya, Ömer bin Abdülaziz'i az önce. Ömer bin Abdülaziz'i neden ayırdım? Emevilerin ve Abbasilerin içerisinden biliyor musunuz? Ömer bin Abdülaziz devlet başkanı olmak istemez ama kurul halinde, heyet halinde gelirler, derler ki ne olursun sen bize devlet başkanı ol.
Ömer bin Abdülaziz'in devlet başkanı olmak gibi bir düşüncesi yoktur. Ömer bin Abdülaziz devlet başkanı olurken, iki bin dirhem parası vardır. Devlet başkanlığından ayrıldığında, bir rivayette yüz dirhem, bir rivayette iki yüz dirhem parası kalmıştır. Devlet başkanlığı yapıp fakirleşen kimsedir Ömer bin Abdülaziz. Bakın devlet başkanlığı yapıp fakirleşen kimsedir Ömer bin Abdülaziz.
Şimdi öyle olunca, hani bizim dindar dediğimiz devlet başkanı, devlet başkanı olduktan sonra fakirleşmesi lazım. bizim milletvekilleri, belediye başkanları, belediye başkanı olduktan sonra, milletvekili olduktan sonra fakirleşmesi lazım. Yok. Zenginleşiyorlarsa, zenginleşiyorlarsa, o zaman onlar dini araç kullandı. Devleti de araç kullandılar. Kendi şahsi emelleri üzerine yürüdüler. Dini ve devleti kendi şahsi amaçları üzerine yürüttüler. Yürüttüler ve sömürdüler. Baktığımızda, Muaviye'nin yüklü bir mirası vardı. Yezid'in yüklü bir mirası vardı.
Emevi sultanlarının yüklü bir mirasları vardı. Abbasi sultanlarının yüklü bir mirasları vardı. Buradan Ömer bin Abdülaziz'i çıkarıyorum. E o zaman normalde, bu din ve devlet kardeştir dediğimizde, zaman içerisinde bozulan, bu din devlet kardeşinin bozulma sebeplerinden birisi, devleti yöneten sultanların ve bürokratların, bu çerçeveyi düzgün oturtamaması, kendi ve etraflarının zengin olması, ama tebanın fakirleşmesi söz konusu.
Gazali'ye gelecek olursak, şimdi buradan Maverdi'den, Gazali'ye geldiğimizde, Maverdi'nin kurduğu, bu çerçeveyi, Maverdi bu, hani, bir ana kaideleri belirlemiş, hani, inşaatı oturtturmuş, temeli atmış, tabiri caizse, bu binanın ana kolonlarını atmış, üstünü kapatmış, tamamlamış yani. Gazali, bu çerçeveyi ahlakileştirir. Bu çerçeveyi ahlakileştirir. Ve, mesela Gazali, örnekliyorum bunu, itaati fitneden üstün tutar, düzeni kaostan evla görür.
Kaos yaşanacağının düzeni olsun da. Sonuç olarak, hani, Maverdi'ye baktığımızda, bir siyasi norm vardır, kanunlar, kurallar vardır. Gazali'de ise, ahlaki içselleştirme vardır bunda. Gazali, bu siyasi normları, siyasi kanunları, kaideleri, içselleştirir, ahlakileştirir, yaşanır hale getirir.
Bu ikisi de birleşince, yani hem ahlakileştirme, içselleştirme, hem siyasi kanunlar, normlar, kaideler, ikisi birleşince, güçlü bir, güçlü bir, din ve devlet anlayışı çıkar ortaya. Ve bu, bu anlayış, güçlü bir, din ve devlet anlayışı, devleti ve insanları, sekülerizmden kurtarır, korur.
O yüzden, Anadolu Müslümanları, Gazali'nin bir tek ihyasını okur. Gazali'nin siyasetnamesini, Maverdi'nin siyasetnamesini okumaz. Okutturulmaz da. Yani, bize sadece, Gazali'nin ahlakiliğini okuttururlar. Maverdi'nin siyasi normlarını değil. Şimdi böyle olunca, ikisi birleşince, devletin hukukunun ve çalışmasının, keyfileşmesini önler. İkisi birleşince. Ve devlet, mutlak güç hükmünde değildir. Maverdi'nin siyasi normlarıyla, Gazali'nin bu siyasi normları, ahlakileştirmesini birleştirince, şu çıkar orta yere, hukuk, hukuk, keyfileşmez.
Buna dini hukuk da dahil. Devletin hukuku da dahil. Keyfileşmez. Aynı zamanda, devlet mutlak güç değildir. İkisi birleşince. Şimdi buna örneklemek gerekirse, hani dini hukuk, keyfileşmez diyorum ya, dini hukuk nasıl keyfileşiyor? Örnek diyorum, işte birisi çıkıyor, diyor ki, Toki'nin faizi, faiz değildir diyor. Birisi fetva veriyor. Kadın on tane erkek de dolaşsa, nikahı durur diyor. Fetva veriyor o kimse.
Yani bunun nereden alındığı söylenmiyor. Kur'an, sünnet burada aranmıyor. Yani, Celalettin, Afgani'nin, İngiliz masonudur. 33 dereceli kraliyet ailesinin masonudur. Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Alır getirir buraya. Keyfileşiyor. Veya, devlet bir kanun çıkarırken, keyfileşiyor. O esnada esen rüzgara göre bir kanun çıkarıyor. Ama Mahverdi ve Gazali'nin, o birisinin siyasi normlarını ve hukuklarını, öbürkü de ahlakileştirince, içselleştirince, bunlar ortadan kalkıyor. ve devlet mutlak güç olmayınca, normal kabul edilebilir bir sınır çiziliyor devlete. Kabul edilebilir bir sınır çiziliyor devlete.
E böyle olunca, ama devlet her şeyi yapamaz. Elindeki devlet gücünü kendi tebaasına, zulüm noktasında kullanamaz. Teba'nın hakkına, hukukuna riayet etmeli hükmü çıkıyor. Ama zaman içerisinde, hani Mahverdi'den ve Gazali'den uzaklaşınca, devletler, o zaman devlet mutlak güç haline geliyor.
Devlet mutlak güç gelince, o mutlak gücün yapmış olduğu yanlışlıkları siz muhalefet ederseniz, siz fitneci oluyorsunuz. Veyahut da o mutlak gücün yaptıklarında, Kur'an ve sünnete şurada şurada aykırılıklar var deyince, böyle bir eleştiri getirince, siz düzen bozucu oluyorsunuz. Ensenizde boza pişiriliyor, diliniz sivri olmuş oluyor. Bu bozguncu oluyor. Ne şeyhi ya, bozguncunun teki o. Fitnecinin başı o. Fitnenin başı. Neden? Mutlak gücün keyfiliğini, bozacak, Kur'an sünnet dairesinde bir hukuk koyarsanız, o zaman siz, tuğkaka ilan ediliyorsunuz.
Ve, bu handikaplardan birisi, itaat, itaat anlayışının bozulması. Hani, şimdi İslam'da siyasete atıfta bulunayım, itaat neydi? Maruftaydı. İtaat neydi? Kur'an ve sünnetteydi. Maruftaydı. Yani iyilikte itaat vardı. Ama normalde yanlışa itaat etmek, bozulunca, tersine dönünce, yanlışa itaat etmek, dini erdemlilik sağlayılıyor.
Acı olan bu zaten. Hani, bir yanlış diyorsun buna, ona, o yanlışa itaat etmeyince, siz, bozguncu oluyorsunuz. yanlışa itaat eden de, hani böyle koyun gibi olmak, ne derlerse, eyvallah paşam güzelim demek. O zaman da, o itaat, ne yazık ki, dini erdemlilik gibi görünüyor. Yaşanan en büyük handikaplardan birisi bu. Bu da toplum içerisinde, bu da toplum içerisinde, siyasi bir donukluk, siyasi bir duranlık, siyasi bir körlük, siyasi bir algı bozukluğu oluşuyor toplumda. ve toplumun ihtiyaçlarını görememe, görürse bile çözüm üretememe, yanında getiriyor.
Yani, bu söylediğim, o hani, fitneci görülmek, bozguncu görülmek, yanlış itaati, dini erdemlilik gibi görülmek, bu üç, benim tespit ettiğim bu ana unsur, daha bunu dört, beş, altı, yedi yapmak mümkün, sıralamak mümkün, hani benim böyle kendimce, acil olarak tespit ettiğim şeyler, bunlar acı şeyler. İşin bir de işin ilginç tarafı şu, bunlar benim konuşamadıklarım. Bunlar benim içimde taşıdığım şeyler. İçimi yıkan, içimi yakan, içimi tırmalayan şeyler bunlar. Ülkem adına, milletim adına, bu topraklar adına, gelecek zürriyetlerimiz adına, çocuklarımız, torunlarımız adına, bunun acısını yaşayan insanım.
Nasıl bir çocuklarımıza ülke bırakacağız, nasıl çocuklarımıza bir toplum bırakacağız, nasıl bir aile sistemi kuracağız, nasıl bir aile bırakacağız çocuklarımıza, paramız olabilir, arabamız olabilir, katımız, yatımız olabilir, biz gelecek zürriyetlerimize ne bırakacağız? bu devlet, bu millet, bu toprakları, gelecekte ne bekliyor? Benim her iki dedem de, vatanı, milleti için canını feda eden insanlar. Biz vatan, millet, Sakarya deyip, 14 yaşından beri sokaklarda yürüyen insanız. Vatanı kurtarmak için, duvarları yazı yazmak denildi, yazı yazdık. Vatanı kurtarmak için, yolları yazı yazmak denildi, yazı yazdık. Komünizmden ve Komünistlerden kurtaracağız diye, taş taşa, baş başa yaralanmayı göze aldık.
Kimimizin çenesi yarıldı, kimimizin göğsü kırıldı, kimisi öldü, kimisi kurşunlandı, kimisi cezaevlerinde asıldı, kimisi hanımının, çoluğunun, çocuğunun önünde işkenceye tabi tutuldu. İşkenceye tabi tutulduktan sonra, hanımının yüzüne bakamadı bir daha. Annesinin, babasının yüzüne bakamadı, nereye gittiği belli değil. Gencecik delikanlıların, gencecik çocuklarının, hem solcu, hem sağcı, hem ülkücü, ne derseniz deyin. Vatanı koruma, vatanı muhafaza etme adına, candan geçtiği zamanlardan geçtik. Evet, benim bir tarafım acı. Ve bunca yıldan sonra baktığımda, evet yani, Allah beni affetsin, ekonomik hiyerarşi sorgulandığında, siz düzeni bozucu oluyorsunuz.
Sermayenin belirli ellerde toplanmasını sorgulayınca, bu eleştiri koyunca, senin ne şehlin kalıyor, ne derviştin kalıyor, ne insanlığın kalıyor. Hakaret edilmedik, bir yanın kalmıyor o senin. Siz, bu topraklarda, makul bir hukuku savununca, sizin hiçbir şeyiniz kalmıyor. Kardeş, devlet mutlak güç değil, devlet benim alacağım olan çeklerime ceza yasasını kaldırınca, bir tane çek ödenmedi.
Benim derdim para değil. Devlet benim adıma nasıl çeklerin cezasını kaldırır da, benim param orta yerde yok olur. Bunu sorgulayınca, bu eleştirel bir konuşunca, sizin elinizden tekkeyi dalıyorlar, medreseye dalıyorlar, her şeyi alıyorlar. Diliniz sivri oluyor. Siz, itaati, yanlışa olan itaati, dini erdemlilik gibi algılacaksınız.
Siz bir fetva vermişler. Ne fetva veriyor? Diyor ki, token'in satışları. Soruyorlar ya dervişler. Diyorlar ki, token'in satışları caiz mi? Ben de diyorum ki, alışverişin caiz olması için, bu ürün, ürünün meydanda olacak. Evet. Adedi belli olacak. Evet. Fiyatı belli olacak. Fiyatı belli olacak. Eğer normalde ürünün, fiyatı belli değil, alışverişi caiz değil.
Bu ürün kimin? Benim. Tapusu nerede? Tapusu bende yok. O ürün seni değil. Ya bunu caiz değil deyince, seni tefe koyuyorlar. Seni hiç kimse sevmiyor. Sebep? Sen, ekonomik hiyerarşiye, hiyerarşiye, karşı geldin. Yani sen bunu, on tane şirketin vergilerini affedince, benimkini neden affetmiyorsun? Benimkini de affet. Toplumun kını da affet. Herkesinkini affet. Neden on tane şirketin vergisini affettin? Neden on tane, yirmi tane şirkete sen, ayrıcalıklık tanıdın?
Bunları konuşunca, o şeyh her türlü hakareti hak ediyor. Burada İslam dünyasında en büyük handikap bu. Yanlışa itaat, dini erdemlilik gibi görünüyor. Yanlışa itaat. Siz, Kabe'de, Allah'ın evi denilen yerde, siz Filistin'e dua edemezsiniz orada.
Edemezsiniz. Siz Filistin, poşusuyla, poşu, bez, Kabe'ye giremezsiniz. Siz yanlışa itaat, dini erdemlilik çünkü. Evet, o yüzden, siz, hani bu din, devlet kardeştir, ama bu din, devlet kardeşliği, devletin mutlak güç olarak, devleti idare edenlerinden mutlak güç olarak, kendilerini tanımlaması, maverdi, gazali çizgisinden dışarı çıkması, bu sefer devlet ve devleti idare edenleri zalim noktasına getiriyor.
Sebep, sen tebaanın hakkına, hukukuna riayet etmedin ki. Rüşvet aldı, götürdü kendini, kayırmacılık aldı, götürdü kendini. O partiden olursa, ona 8 kat şey veriliyor, ne o? Rusat. Öbürkün olursa adam 4 kat, yan yana. O neden 8 kat, bu neden 4 kat? Onun partiden tanıdığı var. O gitmiş, özel bir şey çıkarmış, 8 kat, 18 kat almış, öbürkü bir şey çıkaramamış. Garibim o 4 katta kalmış. Öbürkü bir kocaman fabrika yapmış. Kaçak, öbürkü oraya bir tane gece kondu yapmış. Gece kondu da değil. Bir tane oraya şey, ne diyorlar, prefabrik bir şey oturtturmuş oraya. Buldozerler gelip yıkıyor onu. Evet. Adam kocaman fabrika yapmış kaçak, elektroni vermiş, suyunu vermiş, her şeyini vermiş.
Adam başını sokacak bir yer yapmış. Kaçak yapmış. Kanunsuz. Doğru. Sen bütün kaçak inşaatları neden yıkmıyorsun o zaman? Sadece fukaranın kını yıkıyorsun. Neden siyasette ilgilenenler hızla zengin oluyor? Ne iş yaptı diyorum ben? Ne ticaret yaptı? Ne yaptı? Aa nasıl yambas be ya? Kardeş sen filanca İnegöl'den buraya geldiğinde senin Bursa'da villan var mıydı? Yoktu. Senin işin kocaman mı? Değildi. Nasıl kocaman iş sahibi oldun, bir sürü villa sahibi oldun? Kimse sorgulamıyor. E Mustafa Özbağ sorguluyor da ne oluyor? Ensesini de boza pişiriyorlar. Oldun fitneci Mustafa Özbağ.
Evet. O yüzden normalde bu sadece ekonomik alanda değil, bu normalde fikri alanda, düşünce alanında, o maverdi gazali çizgisinin dışına çıkılınca, yani fikri alan, düşünce alan, felsefeyi alan, bunların hepsi de donukluk, hepsi de durağınlığa giriyor. Yani o kimse bir şey üretemiyor. Çünkü cezalar var, anayasaya karşı olmak var, anayasayı bozmak, düzeni bozmak var işin içerisinde. Yani kanunları istediğin gibi yorumlamak var. Kanunları istediğin gibi yorumlayınca, o zaman o üretken beyinler üretmiyor. Üretmiyor. Bu sefer devlet hantallaşıyor, donuklaşıyor. Devletin orkanları hantallaşıyor, donuklaşıyor. Her taraf hantallaşıyor, donuklaşıyor. Ve donuklaştıkça da zalimleşiyor. Donuklaştıkça da mutlak güç haline geliyor.
Ve devlet, şimdi, cihadı düşünmediğinden dolayı, bir tek içerideki, kendisini eleştiren, muhalif gruplara karşı silahlanmış gibi oluyor. Evet. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Ebubekir Ömer Osman Ali, Hazreti Hasan radiyallahu anh hazretlerinin, devletin en önemli görevlerinden birisi, dini korumak ve cihad etmektir.
Cihad etmek. Bakın, cihad etmektir. İlk dönem İslam'a bakarsanız, devletin varoluşu cihadın üzerine kuruludur. Devletin varoluşu cihadın üzerine kuruludur. Dinin üzerine kuruludur. Din, cihad, devlet iç içedir. O yüzden devlet, din, ikiz kardeşi mi, yok yandan kardeşi mi, önden kardeşi mi diye sorgulanmaz. Öyle olunca din, devlet, cihad iç içine girmiştir. Bütün kurumlar, kuruluşlar, şahıslar, bireyler, toplum bir tek cihadı düşünür. Başka bir şey düşünmez. Çünkü din Allah'ın oluncaya kadar cihad etmekte emrolunmuştur Müslümanlar. O yüzden Müslümanlar cihadı düşünür sadece. İslam, Müslümanları sadece cihadı düşündürür. Allah'ın dinini, hukukunu, hükmünü yeryüzünde galip etmeye, yeryüzünde hakim etmeyi düşünür.
Başka bir şey düşünmez. Ama bu çizgiden ayrılınca, o zaman ortalık bozuluyor, ifsad oluyor. Ve din ile devlet ikiz kardeştir formülü, Maverdi'de ve Gazali'de, devletin krizden çıkma, toplumun krizden çıkma, devletin ve toplumun meşruiyetini yeniden sağlamada en büyük fikri ve fiili bir hareket oluyor.
Ve bu süreçte, bu Maverdi'de bir teori gibi dursa, bir müddet sonra o teorinin fiiliyata geçti, Gazali'de bilhassa, ve Nizam-ül Mülk ile, Nizam-ül Mülk ve Gazali ile bu fiiliyata geçtiğinde, Selçuklu derleniyor, toparlanıyor, ve asıl düşman olan Haçlı ordularına karşı, güçlü bir devlet, millet, din kaynaşması meydana geliyor.
Bakın, bunun son, saat çünkü on buçuk oldu, ben yine son nokta olarak şunu söyleyeyim, eğer bu üçlü kaynaşma, din, devlet, millet, bu üçlü kaynaşma, Haçlı'ya karşı, hem fiili, hem fikri, fikri dediğimde, akayet noktasında, mezhep noktasında, meşrep noktasında, fiili dediğim askeri noktada, siyasi noktada, İslam düşüncesinin, ve Müslümanların, Müslümanların kurtarıcısı oluyor.
Eğer bu üçlü, bir kaynaşma olmamış olsaydı, bu benim böyle, sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, eğer bu olmamış olsaydı, İslam dünyası diye bir dünya kalmazdı. altını tekrar çizeyim ben, İslam dünyası diye bir dünya kalmazdı. Haçlılar, Haçlılar, İslam dünyasını tabiri caizse, buldozer gibi ezmekle kalmaz, bir öğütme makinesi gibi komple öğütürdü.
Şunu düşünmeyin, yok ya bu kadar da değil, siz bu kadar da değil derken, Bosna'ya bakın, bu kadar da değil derken, Afganistan'a bakın, bu kadar da değil derken, Ira'ya bakın, Suriye'ye bakın, bu kadar da değil derken, Yemen'e bakın, Lübnan'a bakın, bu kadar da değil derken, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir'e bakın, bu kadar da değil derken, Sudan'a bakın, Afrika'ya, Müslüman topluluklara bakın, bu kadar da değil derken, ve tırnak içerisinde söyleyeyim, Müslümanlar, dünya üzerinde şu anda, dünyanın köleleridir, Müslümanlar köle hükmündedir,
dünyada şu anda, köle, düne kadar, yani belli bir, şimdi üçüncü nesil, Avrupa'ya gidenler, eğitilenler, eğitim görenler, üçüncü nesil, böyle kendilerince, doğru yerlerde çalışıyorlar, çalışıyorlar, birinci nesil, Avrupa'ya gitti, Avrupa'nın en pis işlerini yaptılar, onlar psikolojik olarak, kafalarına birer tane tüy koydular, öyle geldiler, ama Avrupa'nın en pis işlerini yaptılar, Afrikalılar, Amerika'nın, Kanada'nın, en pis işlerini yaptılar, Afrikalıların bir kısmı, Avrupa'nın en pis işlerini yaptılar, hala da aynıdır,
ve Müslüman'ın canının, malının, canının, malının, namusunun, kıymeti yoktur, değersizdir, değersizdir, bir tane Yahudi, öldürülürse, bütün dünya, açıklama yapar, yıllardır, yüz yıldır, yüz elli yıldır, Yahudiler, Filistinlileri katleder, hiç kimsenin gıkı çıkmaz, Afganistan'a atılan bombaların, haddi hesabı yoktur, kimsenin gıkı çıkmaz, Suriye'ye, Irak'a, Libya'ya, Lübnan'a, Yemen'e, atılan bombaların, haddi hesabı yoktur, kimsenin gıkı çıkmaz, Bosna'da, katledilenlerin,
şehit edilenlerin, adedi belli değildir, hala da kayıpları vardır, Bosnalıların, hala da her sene, toplu mezarlar çıkarılır, bütün dünya seyreder onu, gıkı çıkmaz, o yüzden, o, din, devlet, millet, kaynaşması, bozulunca, Müslümanlar sahipsiz kalmıştır, şimdi olduğumuz gibi, paramızın değeri yoktur, canımızın değeri yoktur, malımızın değeri yoktur, yoktur, namusumuzun değeri yoktur, kimliğimizin, kişiliğimizin değeri yoktur, ve acı bir şey, bu artık, yerleşmiştir, bir Müslümana, bir başkası, istediği gibi, hakaret edebilir,
istediği gibi, küfredebilir, örtüsüne, bilmem nesine, o sınav busuna, laf söyleyebilir, cesaretlidirler, şimdi, geriye döndüğümüzde, o, maverdi, nizamül mülk, medreseler, ve gazali, haçlı seferlerini, önleyici, en önemli etkenlerden birisidir, ve yine Müslümanlar, haçlı seferlerine, maruzdur, bunu Amerikan başkanı, çok açıkça söyledi, bu bir haçlı seferidir, dedi, Amerikan başkanı, açıkça söyledi, yine Müslümanlar, haçlı seferlerine, maruzdur, 300 yıldan beri, ve kurtuluş, benim nazarımda, yine, maverdi, gazali çizgisindedir,
benim anlayışım bu, Allah bizi affetsin, şimdi, önümüzdeki hafta aslında, şeyden geleceğiz, devam edeceğiz, yine geldik aynı yere, bir alıntı daha yapalım diye, oradan devam edeceğiz, Allah izin verirse, inşallah, haklarınızı helal edin, sürçülisan ettiysek, affola, buradaki, normalde, sohbetin, büyük bir kısmı, bu fakire ait, değişik yerlerden, okumalar yaptığım, muhakkak, o okumalardan almış olduğum, notların neticesi, ve aynı zamanda da, kendimce, gördüklerimi, yazmaya, anlatmaya çalıştım, ama belki de, çok ilmi bulunmayabilir,
veya çok teknik bulunmayabilir, bu konuda da herhangi bir, iddiamız yok, böyle bir iddia sahibi değiliz, Rabbim, bizleri, samimi bir şekilde, Kur'an ve sünnet-i seni, yaşama ve yaşatma mücadelesi, verenlerden eylesin, haklarınızı helal edin, el-Fatiha, ma selamat, amin, para rafı bitirmek istedim, belki de sıkıldınız ama, o yüzden, ama o para rafı, yarım da bırakmak istemedim, heyecanlıyım ya bir de, ondan kaynaklanıyorum, malum perşembe gün, hem, üç ayların başlangıcı, kandili kutlayacağız, hem de aynı zamanda da,
şey bu aruzu, ikisini, bir günde yapacağız inşallah, Rabbim cümlemize, nasip eylesin, kardeşlerden birisi dedi, böyle dedi, siz dedi, telefonun dedi, kablosunu dedi, özenle sarıyorsunuz dedi, imreniyorum dedi, nasıl böyle dedi, hani, disiplinli oluyorsunuz, her seferinde böyle dedi, ben hiç fark etmedim dedim, ben de ona, valla dedim herhalde, biraz ben disiplinliyim böyle dedim, ona dedi, hayran oluyorum dedi, her sohbetten dedi, bakıyorum dedi, siz her şeyi kendi elinizle böyle dedi, derleyip toparlıyorsunuz dedi,
dedim ki ya, benim dedim, eşyam dedim, kıymetlidir, ben titiz kullanırım dedim, ona birisi dokunsun istemem dedim, benim dedim, özenle sardığım gibi, sarmıyorlar çünkü dedim, özenle benim çantaya koyduğum gibi, koymuyorlar dedim, insanlarda bir özensizlik var, ikili ilişkilerde, eşyayla olan ilişkide, anne baba çocuk ilişkilerinde, arkadaş ilişkilerinde, karı koca ilişkilerinde, özensizlik var, özensizlik sevgisizlikten kaynaklanır, bir kimse sevmiyorsa özenmez, az seviyorsa az özenir, çok seviyorsa çok özenir, eşyaya karşı,
eşyaya değer vermek, Allah'ın sana vermiş olduğu nimete değer vermektir, eşyaya değer vermek, Allah'ın sana vermiş olduğu nimete değer vermektir, o nimete hamd, değer vermekten geçer, siz bu kalemi yazmak için kullanırsınız, kalemi birine atmak için değil, bu yazmak içindir, siz işi bitince onu yerli yerine koyacaksınız, sufiler, kendilerini ilgilendiren her şeye değer verirler, Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi