mustafaozbag.org

Gazali'den Sorular 15 - Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti - 26.09.2026

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Eylül 2026 · 2:16:53

Euzü Billahi mineşşeytanun rracîm, Bismillahirrahmanirrahim, eftalî zikrîf hâl amennehu, l voulez gasp, Amin, Selâmünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı yılınızı ömrünüze hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i hakki hak, batıl batıl bilenlerden eylesin,
Nerede Müslümanların malına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz ediliyorsa, nerede hangi Müslümana haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik yapılıyorsa, bu yapan zalimlerden, adaletsizlerden Allah intikamımızı alsın. İsrail'i ve destekçilerini yerle yeksan eylesin. Nerede bir Yahudi kuruluşu varsa, nerede bir Yahudi topluluğu varsa, hepsini yerle yeksan eylesin. Rabbim Ümmet-i Muhammed'e uyanıklık nasip eylesin. Cümlemize affeylesin. Cümlemize bereket ihsan eylesin. Lütfetsin, ikram etsin, ihsan eylesin. Bizlere feraset nuruyla nurlandırsın. Bizlere meselelerin hakikatini, eşyanın hakikatini anlamamıza yardım eylesin. Amin.
Ecmayin. Malum geçen hafta Gazali'yi daha iyi anlayabilmemiz için normalde pasajları bitirdik ama böyle bir ders daha yapalım dedik.
Bu derste de normalde Gazali'nin itaat, sultan, hilafet ve düzen üzerine bir gece daha yapalım diye bir sohbet daha yapalım diye kendimizce konuştuyduk. Biraz uzun olabilir bugün sohbet. O yüzden şimdiden inşallah sabredersiniz. Sabrınızdan dolayı şimdiden teşekkür ediyorum. Bunu böyle kendimce notlarım vardı. Bu notların üzerinden böyle bir gecelik daha ders çıkaralım. Hoş hususi böyle bir ders çıkarma gibi derdim yoktu ama meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için. Bir de bu hani modern zamanlar diyorlar ya, bu normalde Gazali'yi sonradan eleştiren kimselerin bu noktalarda eleştirileri vardı.
O eleştirileri de biraz not aldıydım kendimce. Hem onlara da işte bir cevap olmuş olacak. Tabi böyle Gazali üzerinde kafamız bu gece ben öyle ümit ediyorum, öyle düşünüyorum. Bu gece iyice Gazali kafamıza, gönlümüze oturacak inşallah. Çünkü hani bu gece böyle boyuna biz her hafta bir düğüm attık. Bu gece zannediyorum o düğümler çözülecek. Gazali'ye göre zalim veya kusurlu bir sultana karşı çıkılabilir mi? Bunu direkt Gazali üzerinden konuşuyoruz. Siz kendi iç dünyanızda, kendi fikir dünyanızda bu zamana göre bakarsınız, bakmazsınız. Bu dinleyicilerin ve bunu sonra kitaplaştırırsak eğer, okuyucuların kendilerince kendi kanaatleri olacak. Bir soru daha.
Yani birinci soru ne? Gazali'ye göre zalim veya kusurlu bir sultana karşı çıkılabilir mi? Bir soru daha. Düzenin bozulması mı? Zalim yöneticinin varlığı mı daha büyük tehlike? Çünkü bu modern zamanlardaki eleştirilerden çıkardığım bir sonuç. Yani düzenin bozulması mı? Yoksa zalim yöneticinin varlığı mı daha büyük tehlike? Bir yerde bir devlet düzeni var. Devlet düzeninin bozulması mı büyük tehlike? Yoksa zalim yöneticinin varlığı mı büyük tehlike? Ve bu anlayış üzerine gidersek, hani İslam devletlerinde tırnak içerisinde, İslam devletlerinde itaat kültürünün oluşması nasıl etkilendi? Ben İslam devleti, normalde bunu böyle modern eleştiriciler, bunu böyle isim koymuşlar.
Ama ben Osmanlı'yı da bir İslam devleti olarak görmüyorum. İslam'ı yaşamaya, yaşatmaya çalışan bir sistem var. Tırnak içerisinde Selçuklu'yu da İslam devleti olarak görmüyorum. Abbasileri, Emevileri hiç görmüyorum zaten. Benim nazarımda İslam devleti, örnek alınacak İslam devleti, Hz. Peygamber ve Hülafay-ı Raşid'in dönemi. Ben geri kalan sistemlerin hiçbirisini İslam devleti olarak görmüyorum. Bu benim kendi şahsi kanaatım. Şu anda da dünya üzerinde bir İslam devletinin olduğuna da inanmıyorum. Bu noktada da benim şahsi kanaatım bu. Tabi bunları normalde anlayabilmemiz için Gazali'nin yaşadığı zamandaki siyasi tabloyu görmemiz lazım. Gazali'nin normalde 500, yani normalde ölümü 1111.
Hicri 505'te ölmüş, miladi 1111'de ölmüş. Ve ben Hz. Peygamber ve Hülafay-ı Raşid'in dönemine bakınca, Gazali'nin bağımsız bir İslam devletinin içinde yaşamadığını düşünüyorum ve böyle kendimce hükmediyorum. Yani Gazali bağımsız bir İslam devleti düzeninin içerisinde yaşamadı.
Onun döneminde, yani onun döneminde, Bağdat'ta Abbasi halifesi var. Ama gerçek manada askeri güç ve idari güç, siyasi güç Selçuklu sultanlarının elinde. Selçuklu veziri Nizam-ı Mülk de tabiri caizse sultandan daha güçlü Nizam-ı Mülk. Ve Şii Fatimi devleti var, onlar da Mısır'da, Kahire'de ve o Şii Fatimi devleti de hem Selçuklu'ya hem Abbasi'ye siyasi ve dini bir otorite olarak duruyor, rakip.
Yani Selçuklu ve Abbasi devlet sistemine ve dini sisteme, dini otoriteye rakip. Yani Mısır'da Şii Fatimi, bunun içerisinde Batiniler de var. Yani normalde görüntüde Fatimi, yani normalde o Fatimi'ye de bakarsanız siz, Fatimi devletinin ve inancının kurucusu da Yahudi. Bunu da bir kenara koyalım.
Şimdi bu Kahire'deki Şii Fatimi, Batini devleti Abbasi ve Selçuklu'ya karşı düşman. Ve bu noktada da Gazali bu dairede hem Selçuklu devletiyle hem de Abbasi halifeliğiyle yakın ilişki içerisinde. Bu normalde burası çok önemli.
Neden önemli? Yani bir devlet veya bir İslami hareket, çevre tehlikelere göre kendisini dizayn ediyor. Çünkü siz güçlü olursanız, otorite komple sizde güçlüyse, siz kuralı kanunu uygularsınız. Güçsüz olanlar size karşı kendilerini dizayn ederler. Ama eğer güç yoksa sizde, siz daha güçlüye karşı kendinizi dizayn edersiniz. Bu ritmik, hem devletler düzeyinde hem de dini otoriterler düzeyinde ritmik bir şeydir bu. Ailelerde de ritmik bir şeydir. Yani aile kendince bir düşman oluşturur, o düşmana karşı kendini savunmaya alır. Veya bir ticarethane düşünün.
Ticarethanenin rekabet ettiği firmalar vardır. Eğer güçlüsen, sen kuralları sen koyarsın. Malda indirim yaparsın, vadeyi açarsın. Küçükleri ezersin. Küçükler bu sefer sana rağmen iş yapmaya çalışırlar. Bu ticarette de böyledir. Veyahut da bu, bugünkü düzlemde Türkiye'de tarikatlarda da böyle kendilerini güçlü göstermeye çalışıyorlar. Güç gösterisine giriyorlar. Paralar topluyorlar. İşte yurtlar, hanlar, hamamlar yapıyorlar. Dolarlar, altınlar böyle gırla gidiyor. Diğer hani ehli tarikatı veya toplulukları rakip olarak görüyorlar. O, onun ayağını kaydırmaya çalışıyor. O, onun tekkesini almaya çalışıyor. O, ona bilmem ne yapmaya çalışıyor gibi. Siyasi partiler de aynı.
Bakın bir sizinle rekabet eden, size güç gösterisinde bulunan bir kimse varsa, siz kendinizi o güç gösteren kimseye karşı dizayn ediyorsunuz. Güçsüzsünüz çünkü. Güçlüyseniz, kanun da sizsiniz, mahkeme de sizsiniz, adalet de sizsiniz. Her şey sizsiniz, güçlüyseniz. Ama güçlü değilseniz, güçlüye göre siz siyaset belirliyorsunuz. O yüzden normalde Gazali'nin halife artı sultan bir felsefe değil. Bu fiilen ortaya çıkmış bir siyasi durum, bir hukuki durum. Bir normalde bu siyasi ve hukuki olduğu kadar dini de ilgilendiriyor. Gazali de bu dini tarafını oturtmaya çalışıyor.
Öyle söyleyelim. Gazali döneminde, Gazali için en önemli problemlerden birisi şu. Halife var ama güç sultanda. Yani Abbasi'de, Abbasi halifesi var. Ama Selçuklu sultanları 1071'den sonra çok güçlü. Malazgirt'ten sonra. Çünkü bir Alparslan düşünün, yarmış ortalığı. 1071'de muhteşem bir başarı elde etmiş. Cenab-ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş. Romandiyajen ve ordusunu dağıtmış. İki katı, üç katı bir orduyu perperişan etmiş. Bu hani meydan muharebesini kazanmış. Ciddi ciddi savaş kazanmış.
Bir devlet başkanı için muhteşem bir siyasi, askeri devlet otoritesidir. Başarı kazanmış çünkü. Askeri olarak bir dehalık koymuş orta yere. Siyasi olarak normalde bir dehalık koymuş orta yere. Normalde devlet, devletliğini göstermiş. Bu artık böyle önlenemez bir güç haline gelmiş. Bakın önlenemez bir güç haline gelmiş. İyi ki gelmiş. İşin bir de bu tarafı var. Çünkü eğer ki hani Malazgert de hanez daha tam İslam dünyasında tam anlaşılmış değildir. Tam araştırılmış bu konuda orta yere çıkılmış bir şey değildir. Tırnak içerisinde bizim en önemli, en büyük zaaflarımızdan birisi bizim başarılarımızın veya yaptıklarımızın reklamının olmayışı.
Onu anlatmayışımız bizim. Yani eğer Malazgert bu konuda ne yazık ki anlaşılamamış bir meydan muharebesidir. Çünkü eğer Malazgert'te Alparslan ve ordusu Roman Diyojen'e karşı galip gelmemiş olsaydı, bugün biz de burada oturmuyor olacaktık. Belki de bunu böyle çok geçenlerde de söyledim, çok iddialı bir söz belki de ama bugün İslam dünyası diye bir dünyada olmayabilirdi.
Çünkü Roman Diyojen ve ordusu galip gelmiş olsaydı, soluğu Mekke, Medine, Kudüs'te alacaktı. ve komple kılıçtan geçirecekti bütün İslam dünyasını. Şimdi İslam dünyasını bombalayanlar, İsrail'de, Filistinlilere, İsrail'in Filistinlilere zulmü, Roman Diyojen'in bıraktığı yerden devam ediyor her şey. Yapamadıklarını yapıyorlar şimdi. Tabi burada hani halife var, güç sultanda. Burada bir hani paradoks var burada tabiri caizse. Normalde çünkü hani klasik sünni sistem, imam veyahut da halife aynı zamanda da ümmetin siyasi lideridir.
Aynı zamanda askeri lideridir. Aynı zamanda siyasi lideridir. Aynı zamanda devlet başkanıdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, altı aylık Hz. Hasan dönemi bize örnekleniyor. Klasik sünni sistemde hani halife, ümmetin hem siyasi hem askeri hem de devlet başkanı olması lazım. Ama Gazali'nin zamanında fiili durum böyle değil. Yani halife sembolik bir dini meşruiyet kapısı gibi duruyor. Ama eee sultanda yani Selçuklu sultanında askeri güç var, siyasi güç var, idari bir güç var. Bir güç var. Öyle olunca eee tabirimi hoş gelin sünni klasik sistem böyle değil.
Sünni klasik sistemde halifenin üzerinde hem siyasi güç olması lazım, hem askeri güç olması lazım, hem de idari güç, devlet gücü olması lazım. E şimdi Selçuklu zamanında böyle bir şey yok. E bunu Yavuz Sultan Selim sonradan topladı kendisinde. Yani tarih içerisinde bu eksiklikler, bu yanlışlıklar, bu açmazlıklar, bu paradokslar tarih boyunca sıkıntı yaşattı hep. Mesela örnek, eee Orhan Bey'in eee dini meşruiyeti yok Osmanlı'da. Yani halifeden bir icazet yok. Osman Bey'de yok. Orhan Bey'de yok. Birinci Murat, ikinci Murat, Fatih'de yok. Fatih'ten sonra Yavuz Sultan Selim'e kadar yok. Dini meşruiyet olarak yok. Bunlar farklı farklı konular belki de.
E şimdi, Gazali'nin döneminde, eee halifede siyasi güç yok, askeri güç yok, idari güç yok. Ama sultanda, siyasi güç var, idari güç var, askeri güç var. E normalde Gazali, bu fiili durumu, bu mevcut fiili durumu, reddetseydi, reddetti diyelim ki. Orta yere çok büyük bir kaos çıkacaktı. Sultan atama yaptı. Bir vali atadı. Sultanın atadığı o zaman, bu eğer meşruiyet olmazsa, atadığı valiye kimsenin itaat etmemesi lazım. Kadıların hükmü geçersiz olacaktı. Hukuk kadıların üzerinden gidiyor. O zaman kadıların da, hükümleri geçersiz olacaktı. Kadıların hükümleri geçersiz olunca, siz tabi, İslam hukukunu biz çok iyi bilmiyoruz ya, kadıların hukuku geçersiz olunca, insanların evlilikleri de geçersiz olacaktı, devlet nezdinde.
Şimdi, kadıların hukuku, valilerin hukuku geçersiz olunca, vergiler de geçersiz olacak. Devlet düzeni var çünkü. Normalde, o zaman askeri ve idari işler de geçersiz olacak. Halk teba, bu hükümdarın meşruiyeti yok diyecek. Ve yok dediğinde, isyan mı edecek, iç savaş mı çıkacak? Bunu böyle, oturtunca, Gazali'nin, durduğu noktayı daha iyi anlıyoruz. Şimdi kendi kendimize soralım. Yani, desek ki, mevcut devletin meşruiyeti yoktur. Valinin de yok, hükümetin yok, ne bileyim, adalet sisteminin yok, evlilikler, kağıt parçası, geçerliliği yok.
Müthiş bir kaos çıkıyor. O yüzden normalde, bu fiili iktidarı, Selçuklu'daki fiili iktidarı, Abbasi hilafetinin meşruiyeti içerisine yerleştiriyor Gazali. bunların hepsi de kendi fikrim. Bunu da açık açık söyleyeyim. Yani bunu böyle, kendi analizlerim. Allah beni affetsin. Büyüklenmek için söylemiyorum. ve Gazali'nin siyasi teorisinde, sultana itaat edin, yani böyle gözü kapalı itaat edin değil, Gazali'de bu yok.
Ama Gazali, bugünden bakarsak, karmaşık bir yapı kuruyor. Bugünden bakarsak ama, buradan bakarsak, nasıl karmaşık, bir halife var, etkisiz, yetkisiz, ama meşruiyet merkezi. Bu halifeliği iyi de anlayın. Abbasi halifeliği, aslında, bütün çağlara ışık tutacak, bir halife sistemi var. Nasıl ışık tutacak? Parlak bir ışık mı? Değil. Ne yapılmaması gerektiğine dair, bize bir parlak bir ışık. Çünkü, bu da benim kendi inancım. Kendi görüşüm. Önümüzdeki, yıllarda bizim önümüze, bir kartondan halife getirebilirler. Etkisiz, yetkisiz bir eleman.
Hatta yurt dışından da getirebilirler. Mecliste halifelik şu anda. Mecliste kalkıp, baskılar neticesinde, filanca halifedir diyebilir. Bunu da bir kenara alın böyle. Tabii, halife, meşruiyetin merkezi, ama, Selçuklu sultanları da, fiili, yürütme ve askeri güç var, ellerinde. ulama takımı, yani kadılar, hukuki ve dini düzeni, sağlıyorlar. Toplum da, bu düzen içerisinde, güvenlik ve ibadet hayatlarını, sürdürüyor. Bu yaklaşım, Selçuklu sultanlarını, meşrulaştırmaya yönelik bir, oluşum olarak görüyor, modern araştırmacılar, eleştiriyorlar burada.
Gazali bunu neden bozmadı? Hani, Gazali daha bunu kuvvetlendirdi. Tezleri bu ya, normalde tabii, bu araştırmacıların büyük bir kısmı batılı, bilhassa Türkiye üniversitelerinde de, bu batılı kaynaklardan, esinlenerekten, böyle yazılar yazılmış, eleştirel ocak gibi, eleştirel yazılar yazılmış. Benim haddime değil, onların hepsine de cevap vermek, ben zaten birilerine cevap vermek için, bu konuyu hazırlamadım. Ben daha iyi anlamanın yolunu, Cenab-ı Hak'tan niyaz ettim, daha iyi anlayabilelim diye. Yoksa, işte, X profesöre, Y profesöre cevabı bir şey değil, benim yaptığım araştırma. Ben, kendim ve kardeşlerimiz, bu konuyu reel olarak, daha iyi anlasınlar diye.
Çabam bu. Çünkü, malum bir eser var, İslam'da siyaset diye, biraz böyle, ona yakın bir sohbetler manzumesi oldu. Ama, eleştirenler, bu noktada eleştiriyor. Şimdi, gazali için, baktığımızda, önemsediği şey, düzen, gazalinin. Bugün, kime giderseniz gidin, örnekliyorum, bir ehli sufi toplulukta, dahi düzen aranır. bir devlet sisteminde düzen aranır, bir aile sisteminde düzen olması gerekir, düzen aranır. Düzensiz bir aile sistemi, ileriye doğru gitmez, çatlar, patlar. Düzen, bir işletmede düzen olması gerekir. Küçücük bir işletme dahi olsa, düzen olması gerekir.
tarım yaparsınız, tarımda dahi bir düzen gerekir. Şimdi, desek ki, biz, muhtara, muhtar, biz bu ağaçlara şimdi ne yapmamız lazım dediğimde, o bir düzen içerisinde onu söyler. O düzeni bozarsak, biz meyve alamayız oradan. Veyahut da, işte, Fatih'e desek ki, makine mühendisi olarak, bir parça üreteceğiz, o parçayı üretmenin, bir düzenin, bir sistemi, bir sıralaması olması gerekir. Öyle değil mi Fatih? O sıralama şaşarsa, ürün çıkar mı? Çıkmaz. Aslında, bizim vücut yapımız dahi bir düzen içerisindedir. Cenab-ı Hak bütün kainata bir düzen vermiştir. Müslümanların unuttuğu bir şey var, düzen. Yani baktığınızda siz, bütün yıldızlar bir düzen içerisindedir. Dünya bir düzen içerisindedir.
Gezegenler bir düzen içerisindedir. Siz, Kur'an'ı incelediğinizde, Kur'an bir düzen üzerindedir. Hadisleri incelediğinizde, hadisler bir düzen üzerindedir. Fıkıha baktığınızda, fıkıh bir düzen üzerindedir. Kelama baktığınızda, kelam bir düzen üzerindedir. Biraz böyle, hani ben klasik bakarım ya, eski klasik eserlere baktığınızda, hepsinde bir düzen üzerindedir. Bir düzen kur. Önce bir düzen kurarsın, sonra düzenin içini, altını, üstünü, sağını, solunu doldurursun. Düzensiz onu yapamazsın. Mesela bu sohbetin dahi bir düzeni var. Adım adım gidecek konular. Önce o konular belirlenecek. O konular belirlendikten sonra, o düzen üzerinde, o konularla alakalı, ayetler, hadisler, ve o konuyla alakalı, o gündemle, gündem başlığıyla alakalı, gazali ne demiş?
Bir düzen üzerine olması gerekir. O yüzden, hani, gazali de, düzen üzerine bir, kimse. Gazali'yi anlamak için de tabii, fitneyi anlamamız gerekir. Bu konuda, hani, fitneyi merkeze koyacağız, fitnenin üzerinden gitmemiz lazım. Çünkü, orta yerde bir, farklı bir sistem var. Bir tarafta, halife var, etkisiz yetkisiz eleman, bir tarafta sultan var, güçlü mü güçlü, idaresiyle, askerisiyle, devletiyle, siyasetiyle güçlü, ve bu ikili sistemin karşısında, Şii, Fatimi, Batimi bir sistem var. Ve, o, İsmailiye'nin kurucusu, Fatimil'in kurucusu, Fatimil'in kurucusu, Yahudi.
Bunu söylemiyordum. Hani, Şia'ya bakış açınız, hani, farklı olmasın diye söylemiyordum. Hani, gerekirse, Şia'nın da kuruluşuna gireriz. Ortalık yer yerinden oynar o zaman. Evet. Şimdi, konumuz bu gece o değil. Tabii, yani, Gazali ve, klasik, Sünni, İslam ulemasının, Gazali ve, klasik, Sünni, ulemasının, en büyük tehlike gördüğü, fitne ve anarşidir.
Ben bazen zaman zaman sohbetlerde, İslam'da anarşi yoktur derim ya, İslam'da anarşi yoktur. bir Müslüman, bir Müslüman, bir mümin, anarşi çıkaramaz. Yani, eline silah alıp, bir eylem yapamaz. Kendi kafasından. Şimdi, fitne ve anarşi, tipik, klasik, İslam ulemasının, ve Gazali'nin, en büyük tehlike gördüğü şey, Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin de, büyük tehlike olarak gördüğü şey ne?
Fitne. Şimdi, zaman zaman kardeşler, hatırlayacaklar, Bab-ül Fitne. Yani, Buhari'de, Müslim'de, Tirmizi'de, Ebu Davud'da, Kütüb-i Siddede'de, bu, Bab-ül Fitne diye, bir baf vardır, bölüm vardır. Yani, fitne hadisleri olarak, meşhurdur. E şimdi, o fitne hadisleri, orada dururken, klasik ulemanın, fitneyi ve anarşi, büyük tehlike görmesi kadar, normal olan bir şey yok.
Şimdi, bununla alakalı, Ebu Davud'dan bir, nakil alalım. Ki, bizim günümüze de ışık tutsun bu, nakil. Aslında, bütün zamanları ışık tutan bir şey, ama bugün, günümüze de ışık tutuyor. Bizim günümüze ışık tuttuğu gibi, Gazaliye de ışık tutuyor. Gazaliye'ye ışık tuttuğu gibi, klasik, ulemaya da ışık tutuyor. Hz. Sevban, naklediyor. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, buyurdular ki, size, çullanmak, üzere, yabancı, kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır. Orada bulunanlardan biri, o gün sayısızca azlığımızdan mı diye sordu. Hayır, buyurdular.
Bilakis, o gün siz çoksunuz. Lakin, sizler, bir selin getirip, yığdığı çer çöpler gibi, hiçbir ağırlığı olmayan, çer çöpler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden, size karşı, korku duygusunu çıkaracak, ve sizin kalplerinize, zaafı atacak. Zaaf nedir? Ey Allah'ın Resulü denildi. Dünya sevgisi, ve ölüm korkusu buyurdular. Şimdi bu, Ebu Davud'da, ama değişik versiyonlarıyla, bütün hadis kitaplarında, bunu bulmanız mümkün. Bir mesela, ayrı bir versiyon, siz denizin üzerinde, üzerinde köpük gibi olacaksınız diyor. Mesela değişik bu noktada, hani kelime değişiklikleri var.
Dikkat edin, ne yapacaklarmış, yabancı kavimler, yani düşmanlar, yani gayrimüslimler, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır. Ben size şimdi yakın zamandan örnekler vereyim, Afganistan. Ne dedi, bu, ya benimlesiniz, ya da onlarlasınız dedi. Bütün Hristiyanları, ve Yahudileri, tek merkezde toplayıp, Afganistan'ı yerle bir ettiler. Ne o, 12 Eylül müydü, 11 Eylül müydür, 11 Eylül ile alakalı. Evet. Ne dedi, ya bizimlesiniz dedi, ya onlarlasınız dedi. Irak'ı bombaladılar, yerle yeksan ettiler, Sure'yi, Onekeza, ve, canlarının istediği yere toplandılar, toplandılar, beşli çete olarak. Yerle yeksan ettiler, şimdi de toplandılar. Kime karşı toplular?
İran'a karşı. Ne yaptılar? İran bombalanırken, herhangi bir kesimin, sesi çıktı mı? Hayır. Ve, Libya'yı, tarumar ettiler. Libya devlet başkanını, çok affedersiniz, bir, fare enin gibi bir yerde, göstere göstere katlettiler, şehit ettiler. Yani normalde, kim bunlara bir şey dedi, hiç kimse diyemedi. Ve toplandılar, toplandılar, bu yiyiciler gibi, ne yapıyorlar? Saldırıyorlar, İslam dünyasına. Ama içeriden, şimdi, Husiler, bir yere bir bomba atıyorlar, bizim zavallı Müslümanlar, alkışlıyor onu. Aynı Husiler, şimdi, Suudi Arabistan'ı bombalıyor.
Aynı Husiler, Suudi Arabistan'ı bölme, parçalamada, en büyük, işi yapıyorlar. Aynı Husiler, dediler ki, eğer Türkiye, bu konuda bir şey yaparsa, ona gerekli cevabı veririz, dediler. Husilerin arkasında, kim var acaba ya? Danışıklı dövüş, olmuş olmasın? Yoksa, Suudi Arabistan'ın, parçalanma zamanı geldi de, enteresan bir şey, basını izlerseniz, mesela, Husilerle, Amerikalılar, anlaşmışlar, birbirlerine saldırmayacaklar. Bu nasıl bir oyun ya? Bu nasıl bir oyun?
Hani, Amerika'yı büyük şeytandı, bu nasıl bir oyun? Bu, bizim, bu hadis-i şerif, Gazali'nin zamanına da ışık tutuyor. Bizim zamanımıza da ışık tutuyor. Bizden sonraki zamanlara da ışık tutacak. Fitne, o zaman en önemli fitne neymiş? Gavurlara karşı senin zayıf olman, ve gavurların bir yere toplanıp, size saldırmaları.
Gazali'nin zamanında da bu, tehlike var. Bu tehlike nasıl var? Aşağıda, Mısır'da, Şii, Fatimi, kurucusu, Yahudi olan, bir devlet var. Devlet var. Ve, hem Abbasi'ye, hem de Selçuklu'ya düşüyor. Saldırıyor. Ve içeride de, Selçuklu'nun içerisinde, haşhaşiler var. İçeride de haşhaşiler var. İçerideki haşhaşiler, hadisleri inkar ediyorlar. İçerideki haşhaşiler, namazın ibadet olmadığını söylüyorlar. Namazı gereksiz görüyorlar. İçerideki haşhaşilerle, Kahire'deki, Fatimi, devleti de, onların içerisinden çıkan, batiniciler de, namazı gereksiz görüyor.
Onların içerisinden çıkan, dürziler, namazı gereksiz görüyor. Şimdi ülkede de, namazı gereksiz görenler var. Şimdi de ülkede, hadisleri inkar edenler var. Haşhaşiler de, hadisleri inkar ediyordu. Fatimi, batini, dürziler de, hadisleri inkar ediyorlardı. Şimdi de, hadisleri inkar ediyorlar. Ben oturuyorum o zaman, diyorum ki, bu hadisleri inkar edenlerin, temelinde diyorum, Yahudiler var, Yahudiler besliyor bunları. Çünkü, Mısır'da Fatimi, devletinin içerisinde, Yahudiler var. Onlar da, hadis inkarcısı. Haşhaşiler de, hadis inkarcısı. Şii, Fatimi, batiniler, namazı inkar ediyorlar, orucu inkar ediyorlar, haccı inkar ediyorlar.
Haşhaşiler de, inkar ediyor. Şimdi de, inkar edenler var, İslam dünyasının içinde, ve bizim ülkemizde. Ne fark kaldı? Görelim. Fitne. Ve bunlar, normalde hepsi de, Selçuklular bunlarla da uğraşıyor. Gazali'nin o zaman için, uğraştığı en önemli şey, batinicilere, şey yazıyor, reddiye yazıyor. Felsefecilere reddiye yazıyor. Sadece felsefeye değil ki, akait noktasında, sıkıntılı olanlara, reddiye yazıyor. Ömrü reddiyeyle yazmakla geçmiş. E şimdi, insanların dini duygularını, düşüncelerini, inançlarını zayıflatırsanız, ve inançlarının içerisine bir fitne koyarsanız, orayı işgal etmeniz çok basit.
Orayı dağıtmanız, bozmanız çok basit. Çok basit. Gazali, ve zamandaşları, bunlarla uğraşıyor. ve Selçuklu'nun etrafında, Selçuklu'yu yalayıp, yutmak isteyen, Bizanslılar var, Moğollar var, aşağıda Fatimiler var, Batiniler var, ve içeride Haşhaşiler var, ve iç kargaşa var. Örnek, iç kargaşalardan birisi, Hacı Bektaş Veli kardeş, Hacı Bektaş Veli'nin kardeşi Menteş. Bunları konuşmazsam olmaz, Menteş, Sivas, Erzurum, o bölgede büyük bir isyan çıkarıyor.
Baba İshak, Baba İshak olarak geçiyor, evet, ama onun içerisinde Menteş var, Menteş önemli bir figür. Selçuklu katlediyor tabii Menteş'i. Bunda parantezi kapattık. Bu kadar yeter herhalde. Tabii Baba İshak'ı destekleyen, Türkiye'de şu anda profesörler var. Baba İshak'ı destekleyen şu anda tırnak içerisinde. Aleviler var, Baba İshak'ı destekleyen, onu çok seven Aleviler var. Baba İshak'ı destekleyen Şia var, Türkiye'de. Baba İshak'ı destekleyen, solcu kardeşlerimiz var. Parantezi kapattık.
Selçuklu bunlarla da uğraşıyor. Yani aşağı doğru indiğinizde, güneye doğru indiğinizde, zaten Abbasi ile sıkıntı var, ama orada bir halife var, biraz daha aşağı indiğinizde, Kahire'de büyük sıkıntı var, Fatimiler var, o ha bire böyle sınır boylarını, işgal ediyorlar. Problem var, kılıçtan geçiriyorlar Müslümanları. Kılıçtan geçiriyorlar. Bizans duruyor mu? Bizans da sınır boylarını da kılıçtan geçiriyor her seferinde. Yani öyle durmuyor hiçbir şey durduğu yerde. Evet. Şimdi, Gazali, fitne ile alakalı çok hadisi var. Bunu da bir kenara koyalım. Gazali'nin, dini hayatın devamı için Gazali'de, güvenlik şart, hukuk şart, devlet şart, ve düzen şart, yani insanların, can güvenliği, mal güvenliği olmazsa, ibadet düzeni bozulur, toplumun ilimi ortadan kalkar, ticaret bozulur, ticaret bozulur, can ve mal güvenliği yoksa, bir ülkede ticaret bozulur, aile düzeni bozulur,
hukuk uygulanamaz hale gelir. Böyle olunca da, toplum parçalanır, toplum parçalanınca, devlet parçalanır. bunların hepsi de, birbiriyle ilintili şeyler. Şimdi bir ülke düşünün, yani ülkede can güvenliği yok. Önüne gelen, önüne geleni vuruyor, 20 yıl sonra çıkıyor. Bir ülke düşünün, mal güvenliği yok. Önüne gelen bir mala çöküyor. Bir şirkete çöküyor. Değişik mafyalar türemiş. Mal güvenliği yok. Örnek, Yenidağ, 22 milyar dolar nereye gitti belli değil. Mal güvenliği yok. Kim verecek hesabını 22 milyar doların?
Ben bir gece sabaha karşı iflas ettim. Nasıl iflas ettim? Tansu Çiller hükümeti zamanında, Tansu Çiller çeklerdeki cezayı kaldırdı. Benim o zaman için, 500 bin liralık çekim, kağıt oldu. Bitti. Çekten ceza kalkınca, hiç kimse ödemedi. Bir Allah'ın kulu ödemedi. Mahkemelik de hepsi de. Nerede mal güvenliği? Ben sabahleyen dedim ki iflas ettim ben. İkinci iflasım benim, doların bir gecede, 300 liradan 3000 liraya çıkması. Evet.
Üçüncü iflasım benim, 28 Şubat. Devlet bana 3, o zaman için, 1 milyon dolarlık ceza kesti. 10 yılı aşkın mahkeme sürdü. Mahkemeyi kazandım ama, ben de iş işten geçtim. Mal güvenliği yoksa, bütün her şey bozulur. Ne bozuluyor? Bireyin ibadet düzeni bozuluyor. Ne düzeni bozuluyor? Bireyin ticareti bozuluyor. Ne bozuluyor? Bireyin aile düzeni kalmıyor. Ne kalmıyor? Normalde zaten bunlar olurken, hukuk da doğru işlemiyor.
Ve toplum, ama bir parçası, ama bir bölümü, ama topyekun, huzursuz, toplum da bölünüyor. Böyle olunca, Gazali, devleti sadece, yönetim aygıtı olarak görmüyor. Gazali devleti, dünyevi düzen, dini hayatın sürdürülebilmesi için, şart olarak görüyor.
Çünkü, devlet var ise, siyasi düzen var. Dini düzen var. Ve, tabii bu düşünce, daha sonra, daha sonra, bir formüle ulaşıyor. Bu formül ne? Din ve sultan ikizdir. Din, devletin ikiz kardeşidir. Din, devletin ikizidir. Gibi. Normalde, tabii, bu söze bakarsan, bazıları bunu zayıf hadis olarak nitelendirmiş. Birkaç kişi öyle söylemiş. Ama ben hadis kitaplarının bu noktada, Allah beni affetsin, ben de kimlere baktım? Böyle bir hadise rastlamadım. Bunu böyle, özellikle belirtmek istedim bunu.
Tabii, Gazali bunu da, ihtisadi fil itikad bağlamında. Gazali'nin sözü bu. Bakın, Gazali'nin hadis demiyor Gazali bunu. Bazıları bunu, Gazali hadis diye bunu uydurdu diyorlar. Değil. İftira atıyorlar. Hani, Gazali bunu nerede söylemiş? Allah beni affetsin. Ona da baktım. Gazali bunu, el-ihtisad fil-i itikad bağlamında, denilmiştir ki diyor, din ve sultan ikizdir. Denilmiştir ki. Yani, böyle hadis madis demiyor Gazali buna. Allah bizi affetsin. Hadis madis dedim böyle. Hadis demiyor bunu. Ama, bunu böyle, hani, Gazali böyle bir şey uydurdu, babından söylüyorlar. Oysa baktığımızda, bu, İslami bir kaide olmazdan önce, daha önceki derslerden, hatırlayın, bunu normalde, Romalılar da kullandı.
Eski Yunan, felsefecileri de kullandı. İran, Sasani devleti de bunu kullandı. Şimdi, böyle olunca, eee, Gazali'yi anlama, açısından, eee, bu not da önemli. yani, yani o zaman, din, sultanın ikizidir, formülünü, o zaman biz nasıl anlayacağız?
Eee, Gazali'nin düşüncesinde yaklaşık şöyle bir mantık var. Din, temel, mesele. Sultan, o temeli koruyan bir, organ. Eee, temel olmadan, binayakta durur mu? Durmaz. İyi, binayı kurdun, onun koruyucusu olmadan, temeli koruyabilir misin? Hayır. O zaman, eee, koruyucu olmadan, o binayı koruyamıyorsan, koruyucu burada, binayı koruyan, temeli koruyan ne? Devlet, yani sultan. Ama, dini devlete indirgememiz, büyük tehlike. Din, devlete, veyahut da din, herhangi bir kurum veya kuruluşa, din, herhangi bir tarikata, herhangi bir, eee, meşrebe, mesleğe, veyahut da mezhebe, veyahut da bir cemaate indirgenmesi, mümkün değil.
Hani, bazen bu ibareliliği görüyoruz ya, bizden olanlar cennetlik, bizden olmayanlar cehennemlik. Bize oy atanlar cennetlik, bize oy atmayanlar cehennemlik. Yani, Trump da aynı şeyi söylüyor şimdi. Bizi destekleyenler cennetlik diyor, bizi desteklemeyenler cehennemlik. Din, din olgusu, bir cemaate, bir cemiyete, bir lidere, bir devlete, herhangi bir kurum veya kuruluşa, veyahut da, bir tarikata, bir tarikatın başındaki şeyhe, bir cemaate, bir cemaatin başındaki hoca, indirgenmesi mümkün değildir.
Bunu koyalım bir orta yere. Yani o hoca öldü, din öldü, böyle bir şey yok. O devlet öldü, din öldü, böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. Ama dinin, yaşanabilmesi için, toplumun ayakta durabilmesi için, siyasi, otorite gerekli mi? Evet. Devlet gerekli mi? Evet. Hani bazen de, böyle bazıları çıkıyor ya, hani, devleti gereksiz görüyorlar. Hani modern zamanlarda, devlet denilen aygıta ihtiyaç yok. Ne yapalım? Bütün devletleri lav edelim. Bütün insanlar barış içinde yaşasın, filan fişman, bu tip böyle bir saçmalıklar var. Allah beni affetsin. Bu da normal değil. Gazali, yani normalde devletle, bu noktada dini, ayırt edilmesi lazım.
Yani, normalde, veyahut da, dinin devlete indirgenmemesi, bir topluluğa indirgenmemesi gerekir. Gazali, baktığımızda, hani, eserlerine, sultan ne yaparsa doğrudur, noktasında değil. Böyle bir şey Gazali'nin ağzından çıkmıyor hiç. Ama, bu noktada, hani, bazı, hadisler var. O hadisleri de, Gazali'nin göz ardı etmesi mümkün değil. Örnek, Buhari'de geçiyor. Müslüman, hoşuna gitmese de, emirin sözünü dinler ve ona itaat eder. Emir, günah olan bir şeyi emrederse, o emri dinlemek gerekmez. Bu hadis orada dururken, Gazali'nin sultana, kayıtsız şartsız her şeyine itaat edilmesi gerekir diye, bir olgusu yok, düşünülemez de zaten.
Bunu ehli sünnetin hiçbirisi de bunu kabul etmiyor. E, yine, ee, ibn-i abbas'tan gelen bir rivayet var. Her kim, emirin yapmış olduğu bir şeyi kötü görürse, sabretsin. çünkü her kim, sultana bir arşın ayrılırsa, sultandan, cahiliyet ölümüyle ölür, Buhari. yani, bu hadisler varken, Gazali'nin, sultana kayıtsız şartsız itaat edilir noktası yok. Bu hadisleri o da okuyor, ben de okuyorum. E, şimdi, Gazali, bu hadisler, veya, hani, bazı ayet-i kerimeler dururken, ee, sultan ne yapsa, haklıdır ve hakkıdır, duruşu yok. E, normalde tam tersine, Gazali, sultana, tabiri caizse, ağır sorumluluklar yüklüyor. Çünkü, nasihat-ül mülükü, baktığımızda, incelediğimizde, o kitap çok önemli.
Gazali'nin siyasi, askeri, devlet duruşu ve, bu noktada, hani, İslami duruşu da, o kitap çok, çok önemli. E, şimdi, ideal hükümdarında, temel özelliği, Gazali, adalet olarak koyuyor. Gazali için, sultanda olmazsa, olmaz, en önemli, en önemli özelliği, sultanın, adaletli olması. Eğer, sultan adaletli değil ise, eyvah ki eyvah, aile reisi, erkek, adaletli olmak zorunda. bir, bir dergahın başındaki, şeyh, adaletli olmak zorunda. Bir, zakir, adaletli olmak zorunda. Bir ders yaptıran kimse, adaletli olmak zorunda. Adalet, yöneticinin, en önemli, vasıflarından birisi.
Aile reisi, adaletli olmak zorunda. adalet, aile reisinin elinde, muhakkak ve muhakkak, olması gerekiyor. Adaletsizlik, en büyük fitne. Adaletsizlik, en büyük anarşi. üç tane çocuğun var, birine, ayırmacılık, kayırmacılık yapıyorsun. Adaletsiz davranıyorsun. Aile, babasın, eşine adaletsiz davranamazsın. Eşine adaletli davranmak zorundasın. Eşine adaletli davranmıyorsan, sen iyi bir baba değilsin, iyi bir koca değilsin. Üstadsın. Dervişlerin arasında, adaletli davranmak zorundasın. Zakirlerin arasında, adaletli davranmak zorundasın. Eğer adaletli davranmıyorsan, sen iyi bir şeyh değilsin.
Zakirsin. Dervişlerin arasında, adaletli davranmak zorundasın. Eğer dervişlerin arasında, adaletli davranmıyorsan, sen iyi bir zakir değilsin. Zenginlere temanla edip, fakirleri kendinden uzaklaştırırsın. Zakir de olsan, şeyh de olsan, mürşid de olsan, adı ne olursa olsun, adaletli değilsin. Evet. Aile içerisinde, eşine ve çocuklarına, adaletli davranmak zorundasın. Eğer adaletli davranmıyorsan, iyi bir baba, iyi bir koca değilsin. Kadınlar da aynı. Kadınlar da kocalarına, adaletli davranmak zorundalar. Otten çöpten, meselelerle, problem çıkarmamaları gerekiyor. Adaletli davranacaklar. Çocuklar da anne babalarına, adaletli davranacaklar.
Adalet, toplumun, her bölümünün, olmazsa olmaz ama, bir devlet başkanı için, bir devlet için, çok önemli. Eğer adalet yoksa, tırnak içerisinde. o zaman, o zaman o İslam devleti vasfı kazanmıyor. Sultan, zulümden kaçınmalı. Gazali diyor bunu. Sultan, tebaasına zulmetmemeli. Sultan, tebaasına zulmetmemeli. Adaleti sağlamalı. Adaleti sağlamalı. halkın ihtiyaçlarıyla ilgilenmeli. Halkın ihtiyaçlarıyla ilgilenmeli. Sadece zenginlere, devletin malını, parasını peşkeş çekmemeli.
Halkın fakiriyle, fukarası ile ilgilenmeli. Halkın fakiriyle, fukarası ile ilgilenmeli. 22 milyar doları, normalde bugünden çarpın, bütün emeklilere, kaç yıllık maaş yapardı. Eğer halkın ihtiyaçlarıyla ilgilenmiyorsa, sultan, o zaman zalim bir sultandır.
Devlet görevlilerini, denetlemeli. Sultan, devlet görevlilerini, indenetlemiyorsa, ve devlet görevlileri, halka eziyet ediyorsa, devlet görevlileri, halkın ihtiyaçlarını görmüyorsa, halkın hakkını, hukukunu korumuyorsa, devlet görevlileri, 22 milyar dolar giderken, gözlerini yumdular, kulaklarını tıkadılarsa, zulme ortak oldular. Hırsızlığa ortak oldular o zaman. devlet, sultanı, alim ve uzmanlarla, istişare etmeli. Alimlerle ama, hadis inkarcıları ile değil, alimlerle, fıkıh inkarcıları ile değil, alimlerle, yok, enflasyon miktarı kadar, faiz caizdir diyen, alim bozuntularıyla değil, mason kafalı ve masoniklerle değil, sarosçularla değil, ruhunu, Yahudi kuruluşlara satmış, alim müsveddeleriyle değil, sarosun vakfından, nemalanmış, geçinmiş, ruhunu sarosa peşkeş çekmiş, kimselerle değil, ya gerçek manada, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışmış,
ulema, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışmış, mürşid-i kamiller, atanmış şeyhlerle değil, CIA'nin desteklediği şeyhlerle değil, Mossad'ın kurduğu, tarikatların başını oturtturduğu, şeyhlerle değil, ülkenin içerisinde Bizans'ın ve Yahudilerin kurguladığı cemaat, tarikat, müsveddelerinin başındaki kimselerle değil, gerçek manada, alimlerle, mürşid-i kamillerle ve konusunun uzmanlarıyla, söz konusu olan maliye ise, maliyenin başına maliyeden haberi olmayan bir kimseye oturtturup, gözlerimin içindeki ışığa bakın demekle maliye idare olmuyor.
Veya İngiliz pasaportu taşıyan bir kimseden de maliyeci olmuyor. Gerçek manada maliyeci lazım. E şimdi bunlarla istişare edecek. Yani bir dönem bir adamcağız vardı, ANAP döneminde, adam Milli Savunma Bakanlığı yaptı, Milli Eğitim Bakanlığı yaptı, adam İçişleri Bakanlığı yaptı, yapmadı bakanlık kalmadı adamın.
Ulan ne donanımlı adammış ya? Her şeyden anlıyordu. Evet. En önemli, sultan israftan kaçınmalı. İyi gidi Hazreti Ömer'e iyi. Mısır'a gitmiş, valiyi teftişe, pardon Yemen'e gitmiş, valiyi teftişe. O zaman için vali bal şerbetiyle, buğday ekmeği getirmiş, valinin önüne ikram etmiş.
Çağırmış, ey vali gel buraya, gel çabuk gel. Koşa koşa gelmiş vali. Otur demiş şuraya. Senin en fakirin demiş bunu yiyor mu? En fakirin. Bu bal şerbetiyle bu diyor, buğday ekmeğini yiyor mu? Çünkü insanlar ralp ekmeği yiyor. Yok. Hayır ya Emre'l müminin diyor. Kaldır diyor bunu. Bunu kaldır. En fakirinin yediğinden yemeyen, içtiğinden içmeyen, giydiğinden giymeyen, vali ve devlet başkanı yalancıdır diyor. Kaziptir. Hay gidi Ömer, hay. Mısır valisi ne yapıyor? Mısır valisi bir tane kapı koymuş, bir tane de oraya sekreter koymuş, bir tane de oraya asker koymuş. Yani sen o askeri geçeceksin, sonra sekreteri geçeceksin, görüşmek için sonra valiye geleceksin.
Bir mektup gönderiyor. Eğer diyor, o valilik binasını yıkmazsan, geliyorum oraya diyor. Valilik binasını yıktırıyor. Neden? Bidat çünkü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin kapısında nöbetçi yoktu. Hey gidi koca peygamber, hey. Hz. Ebu Bekir Efendimizin kapısında bekçi yoktu. Hey gidi koca Ebu Bekir, hey. Hz. Ömer'in yoktu. Hz. Osman'ın yoktu. Hz. Ali'nin yoktu. Hz. Hasan Efendimiz'in yoktu. Kapılarında nöbetçi yoktu. Devlet kapısında nöbetçileri yoktu. Kendi evlerinin kapısında da nöbetçi yoktu. İsraftan kaçınmalı sultan. Ve sultan merhametli olmalı tebaasına karşı. Merhametsiz olmamalı.
Ve sultan halkın sevgisini kazanmalı. Halk ondan nefret etmemeli. Ve sultan iyiliği teşvik edip kötülüğü engellemeli. Yani sultan kerhanı aşmamalı. Sultan meyhanı aşmamalı. Sultan Kur'an ve sünnete aykırı bir yerleri aşmamalı, aştırmamalı. Ve sultan hadis inkarcılarına meydan vermemeli. Sultan ayet inkarcılarına meydan vermemeli. Sultan mezhep inkarcılarına meydan vermemeli. Kötülüğün kapısını kapatmalı. Kötülüğün kapısını kapatmalı. Sultan Yahudi bozuntularına meydan vermemeli. Az önce bizim Yusuf Hoca bir şeye değindi. Çok hoşuma gitti. Yani dedi vezirler bitmeyecek mi dedi. Vezirler bitmeyecek mi dediği şey, Mesnevi'deki vezir hikayesi.
Mesnevi'deki vezir hikayesini dönün bir daha okuyun. Evet. Dolayısıyla Gazalin'in siyaset teorisinin merkezinde Sultan güçlüdür, o halde haklıdır cümlesini koymak düpedüz yanlışlık ve iftira olur. Daha doğru ifade şöyle olabilir. Sultan güç sahibidir. Fakat bu güç adalet ve sorumlulukla sınırlıdır. Şimdi en zor soruya geldik. Gerçekten burası benim beynim yaktı. Zalim sultana itaat. Gazalin'in en çok tartışılan noktası burası. Hani modern zamanlardaki öyle eleştirmenler, bu konunun böyle irdeleyicileri, böyle bu konuda ahkam kesmeye çalışanlar filan.
Gazali'yi burada çok tartışmışlar. Tabi Gazali'ye nispet edilen söz şu, görüş şu, askeri gücü elinde bulunduran, kötü ve zalim bir sultanı, sırf zulmü sebebiyle devirmeye çalışmak, daha büyük bir fitne ve kan dökülmesine yol açacaksa, mevcut yönetimin devamını tercih edilir. Gazali bunu böyle düşünürken, bu konu hakkında, hani Gazali böyle düşünüyor deyip bırakmadım burada. Hani mesele daha iyi anlaşılsın diye, bu konudaki ayetleri ve hadisleri de görmemezlikten gelmememiz lazım. Nisa 59. Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan idarecilere de itaat edin. tabi bundan sonrası var. İhtilafa düşerseniz Allah ve Resulüne dönünüz diye.
Oraya geleceğiz. E tabi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle itaatle alakalı hadisleri var. Bana itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Bana karşı gelen Allah'a karşı gelmiş olur. Emire itaat eden bana itaat etmiş olur. Emire karşı gelen de bana karşı gelmiş olur. Tırnak içerisinde bunu söylüyorum. Bunu bir kısım ehli sufi, bu hadisi de kullanır. Yani üstada itaat, peygambere itaattir. noktasında alırlar. Biz böyle bunu çok kullanmak istemeyiz. Parantezi kapattım. Yine bu halde Müslüm'de geçiyor hadis-i şerif. Benden sonra başkalarının size tercih edildi. Bir takım işler görecek, hoşlanmadığınız bir takım işler göreceksiniz. Benden sonra başkalarının size tercih edildi.
Bunu normalde sahabe zamanını alırsak, hani sahabeyi tercih etmeyecekler, başkalarını tercih edecekler. Bugünümüze alırsak veya Gazali'nin günümüze alırsak, bir yerde Kur'an ve sünnete tabi olan insanlar var. Bunlar tercih edilmiyor, başkaları tercih ediliyor. Bunu Emevilerde, Abbasilerde, Selçuklularda gördük bunu. Osmanlılar'da da gördük. Bu böyle, bu görünen bir şey. Normalde siyasetçilerde de var ya, hani yolun başında Kur'an, sünnet, vatan, millet, hep beraber koşturuyoruz. Bir bakıyoruz ki yolun sonuna doğru, yolun ortasında bir kısmımız dökülmüş, sonra biraz daha yürüyünce bir bakıyoruz ki, yolun başında olan hiç kimse kalmamış. Yeni jenerasyonlar oluşmuş.
Zenginler, menginler, zenginleşenler, bizim Yusuf Hoca gibi olanlar kenara atılmış. Yani, bu var. Bu her dönemde, her alanda, her toplulukta var bu. Ben bazen ölçü olsun diye söylerim. Bursa'da yolun başında, kimle yola çıkmışız? İşte, Cafer, Adnan, Hüseyin. 30 yıl geçmiş, devam ediyor da. Bayındır'da Harun Hoca, Oktay, işte, şey, ne o, Nuri, yolun başında. Hala daha devam ediyor. Yani böyle, bir, hani, roket gidiyor, bir tane atıyor arkadan, bir tane daha atıyor, bir tane daha atıyor. Öyle değil. Ama Allah Resulü, o zamandan örnek veriyor. Diyor ki, bir kısım, başkalarını tercih edecekler.
Hoşlanmadığınız bir takım işler, göreceksiniz. Sahabeler, ey Allah'ın Resulü, o zaman bize ne emredersiniz diye, sorunca şöyle buyurdu. Onların, haklarını kendilerine veriniz. Kendi hakkınızı ise, Allah'tan isteyiniz. Anarşi çıkarın demiyor yani. Hoca, anarşi çıkarmaya hakkın yok. Yine, Buhari Müslüm hadisi. Hüsisi, Buhari Müslümler aldım, itiraz edecek bir yerlere kalmasın diye. Hani böyle, normalde hani, ya, Tirmizi'de böyle hadisi alabilirsin derler ya. Yok, Buhari Müslüm, her kim, emirinin hoşuna gitmeyen bir şey yaptığını görürse, sabretsin. Çünkü her kim, cemaatten bir karış dışarı çıkarsa, cahiliye ölümüyle ölür. Tırnak içerisinde, buraya da sufiler kullanır, bir takım sufiler.
Derler ki, sen üstattan ayrıldın, cemaattan ayrıldın, o yüzden cahiliye ölümü, senin ölümün derler. Ayrılığı, sufiler bu kadar, çok şedid bir şekilde görürler. yani biz böyle bazen, hani arkadaşlar, ya işte bu ayrılanlara, biraz böyle merhamet etseniz, derler ya bana, böyle, şimdi diyemiyorlar hiç kimse de, önceden böyle derlerdi. Ben derdim ki ya, bakın siz işinize. Şimdi bu hadisler, çünkü böyle sahi, böyle keskin, hatta bir hadis daha var, normalde hani, o kimse, cemaatten aldı, ayrılırsa öldürün onu diyor. O yüzden İfet-i Yaman, biliyorsunuz, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz.'nin sır katibi.
O naklediyor. Uzun bir hadis, ben konuyla, bağlantılı olan yeri aldım. Senden sonra, öyle liderler olacak ki, benim hidayetimle, hidayete ermezler. Benim sünnetimi uygulamazlar. Dikkat edin. Benim hidayetimle, hidayete ermezler. Benim sünnetimi uygulamazlar. Demek ki, bunlar, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin yolundan gitmeyecekler. Ve Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin sünnetini uygulamayacaklar. Sünnetleri hafif görecekler, gereksiz görecekler. Hadisleri inkar edecekler. Bu zevat. Huzeyfe, o zamana yetişirsen ne yapayım diye sorunca, emiri dinler itaat edersin.
Sırtına vurulsa da, ve malın alınsa da, bile yine dinle ve itaat et buyurdu. Tartışma konusu, bu hadisler. Müslüm rivayet etmiş bana. Yine Buhari Müslüm İbn-i Maci hadisi, Müslüman bir kimsenin, günahla emredilmediği sürece, hoşuna giden veya gitmeyen hususlarda, emiri dinlemesi ve itaat etmesi gerekir. Eğer günah olan bir şeyle emredilirse, dinlemekle, itaat etmekle yoktur. Bu hadisi de sufiler kullanmışlar. bir sufi, bu manada işte, hoşuna gitse de, gitmese de, Kur'an ve sünnetin içindeyse, günah bir şey emredilmiyorsa, üstadını dinlemek ve itaat etmek zorunda. Aynı şekilde, emre de böyle. Yani, bir kısım hadisleri, eski sufi kitaplarında vardır bu.
Böyle, sufiler bunları örnek alırlar kendilerine. Yine Müslüm'den bir hadis. Allah'a isyan olan hususta, mahluka itaat edilmez. Bu hadislerin ışığında, şimdi biraz konu uzayacak, hakkınızı helal edin. Bu konunun iyi anlaşılması, gerektiğine inanıyorum. Çünkü, zalim, sultana karşı, mezhep imamların duruşları ne olmuş?
Fıkıh görüşleri nelermiş? getirdikleri istisnalar nelermiş? Bu, bugüne kadar belki de, bir sufi toplulukta hiç konuşulmayan meseleler. Daha ilerisini söyleyeyim. Herhangi bir cemaatin veya tarikatın konuşma, cesareti bulamayacağı şeyler. Bunları araştırsalar aslında, bulabilirler çok rahat. Tabii baştan, İmam-ı Azam'ın, Ebu Hanife'nin bu noktadaki görüşü, iştahı ne, istisnası ne, ona bakalım. Ebu Hanife, tırnak içerisinde, ben biraz Ebu Hanifeciyim ya, ehl-i sünnetin genel, ne olursa olsun sabretme, eğilimine karşı, zalim yönetime karşı aktif, fakat kontrollü bir muhalefet yürütmüştür.
Kendisi bizatihi. Ebu Hanife'ye göre, devlet başkanının adil olması şarttır. Zalim ve fasık bir kimse, ilk başta meşru bir şekilde seçilse bile, zalim, fasık bir devlet başkanı, meşru bir şekilde seçilse bile, sonradan zulme saparsa, hilafet, imamet vasfını kaybeder.
En çılgın fetva İmam-ı Azam'da bu konuda. Hanefilerde, hani sorarlar ya bize, mezhebin ne? Ebu Hanife? İtikadın ne İmam-ı Matur idi? İçimden diyorum ki, İmam-ı Azam'ı tanımış olsan, bunu söylemeye cesaret edemezsin. Ey Hanefiler! İmam-ı Azam'ın fetvası, eğer ki bir devlet başkanı, zulme kayarsa, zalimliğe, ve fasık bir kimse, olarak nitelendirilirse, imamet vasfını kaydeder.
Tabii, hani İmam-ı Azam'ın bir istisnai şartı da var. Zalim idareciye karşı, en tehlikeli yer burası, zalim bir idareciye karşı, kılıçla ayaklanmayı, teorik olarak caiz görür. Ancak bunun çok keskin bir şartı vardır. Bu keskin şartı çok önemli. O kılıçla idareciyi yıkacak olanların, başarılı olma ihtimalinin, çok yüksek olması gerekir. Eğer isyan daha büyük bir kaosa, Müslümanların kanının boşa akmasına sebep olacaksa, yani başarı şansı yoksa, ayaklanmayı doğru bulmaz.
Bunun istisna şartı budur. Yani zalim bir idareciyi kılıçla indirmek caizdir. Ayaklanmayla indirmek caizdir. Ama başarı, şansı çok yüksek olmalı. Yoksa, dökülen kandan, olan zayiattan, sorumludur bu işe kalkışanlar. Tabii, dört mezhep imamının, dördünün de bir siyasi duruşu var. Bunu normalde bize işte, hani, dinde siyaset olmaz. Otur oturduğun yere. Cahil, cühele adam. Asıl siyaset, İslam dininde. İslam dini, siyasetin tam göbeğindedir. Kenarında değildir. Hayatı boyunca, İmam-ı Azam, Emevi ve Abbasi zulmüne karşı çıkmıştır.
Emevilerin, makam tekliflerini red etmiş. Emevilerin makam tekliflerini red etmiş. Red ettiği için kırbaçlanmıştır. Abbasiler döneminde ise, ve Emevilerin yıkılmasına fetva veren, İmam-ı Azam'dır. Emevilerin yıkılması için, hem fetva verir, hem parasal olarak da yardım eder. İmam-ı Azam, zengin bir insan. Ama öyle, milletten topladığı, paralarla değil. Oraya bir şirket kurup, cemaatin içerisinde, zekatlar bu şirketten alınan, malzemelerle dağıtılacak diyen, kimse değil. Zekat dağıtacak olanları, gelip kumaşı benden alacaksınız. Bu kumaşla zekat dağıtacaksınız, diyen imamlardan değil.
Han yaptıracağız, hamam yaptıracağız, cami yaptıracağız, yol yaptıracağız. Yok işte, bilmem nerede, kuyu açacağız deyip, paraları iç eden değil. Bilmem kaç ton altın, toplayan kimse değil. Böyle devasa şirketler kurup, o şirketlerle, milleti soyup, soğana çeviren değil. İmam-ı Azam, vermiş olduğu fetvalardan, ve okutmuş olduğu, öğrencilerden bir kuruş para almamıştır. Bir kuruş para almamıştır. Bir kuruş para almamıştır. Evet. Abbasiler dönemindeyse, Ehli Beyt'ten, Zeyd bin Ali'nin ve daha sonra, Muhammed el-Nefis-u Zekiyye'nin, zalim yönetimlerine karşı, başlattığı silahlı isyanları, hem fetvalarıyla, hem de maddi olarak, para yardımıyla desteklemiştir. Abbas-ı Halifesi Mansur'un, başkadılık, başkadılık, teklifini zalim bir yönetimin, meşruiyet aparatı olmamak için, reddetmiş, ve bu yüzden, zindana atılıp, kırbaçlanıraktan, şehit edilmiştir İmam-ı Azam.
O şehit edildikten sonra, İmam Yusuf, bu görevi kabul etmiş, İmam Muhammed de, bunu kabul etmemiştir. Sonra talebeli olan Serasi'de kabul etmemiştir. Bunu da not olarak bir kenara yazın. Tabii İmam-ı Azam'dan sonra, en önemli mezhep imamlarından birisi, İmam Malik. İmam Malik, İmam-ı Azam'da okumuştur. İmam-ı Azam da, Cafer-i Sadık'ta okumuştur. İmam-ı Azam'ın, hocası Cafer-i Sadık'tır. Ehlibeyt'ten. Cafer-i Sadık, bugünkü şia gibi değildir. Cafer-i Sadık, Kur'an sünnet üzerinedir. Evet. İmam Malik, malum Maliki mezhebinin kurucusu, tabii Hicaz bölgesinin ekolü, bilhassa Medine'nin ekolü olarak görülür İmam Malik.
Yani o, Muvatta'yı mesela Hicaz bölgesi için yazmıştır. Muvatta'nın Hicaz bölgesinin dışına çıkarılmasını da istememiştir İmam Malik. Tabii İmam Malik de, normalde toplumun huzurunu ve kamu düzenini çok önemsemiştir. Ancak zulme karşı fıkhi bir duruş sergilemiştir. Genel olarak fitne çıkmaması, Müslümanların birbirlerini öldürmemesi için zalim de olsa idareciye sabredilmesini öngörür.
Ama istisnası vardır onun da. ve siyasi bir duruşu vardır. Abbasiler döneminde, Muhammed el-Nefsuz Zekiye, Medine'de halifeye karşı ayaklandığında, Medine halkı İmam Malik'e gelerek, biz halife Mansur'a biat ettik. Bu isyana katılırsak sözümüzden dönüş olur muyuz diye sordu. İmam Malik, İslam hukuk tarihinde en cesur fetvalardan birisini verdi.
Benim nazarım, ben öyle nitelendirdim. Dedim, çok cesur bir fetva vermiş. Halife Mansur'un zamanında kolay bir fetva değil bu. Siz Mansur'a, baskı ve zorlama altında biat ettiniz. Zorla yapılan biat ve yemin geçersizdir. Fetvasını verdi. Bu fetva halkın zalim sultana karşı ayaklanmasının önünü açtı. Bu fıkhi duruşu yüzünden Medine valisi tarafından tutuklandı, kırbaçlandı, iki kolunu omuzundan çıkaracak kadar işkenceye tabi tutuldu ve iki kolu da çıktı ve tedavi olmadığından dolayı iki koluyla hiçbir zaman bir iş yapamadı İmam Malik.
Ondan rağmen fetvasından dönmedi. Ve gelelim İmam-ı Şafi'ye şimdi. İmam-ı Şafi'de hem ehli beyti olan derin sevgisi, hem de fıkhi yolu nedeniyle zalim idarecilere karşı her zaman mesafeli bir ilişki kurdu. İmam-ı Şafi'nin görüşü de, Şafi mezhebine göre, bir devlet başkanı zulmeder veya fasık olursa, kendiliğinden, görevden düşmez.
Ve kılıçla üzerine yürünmez. Ancak halkın ona itaat etme yükümlülüğü sadece şeriata uygun emirleriyle sınırlıdır. İmam-ı Şafi'de Yemen bölgesinde genelde durmuştur. Ve Yemen bölgesinde dururken, devlet yetkililerinin halka yaptığı zulümlere karşı çıktığı ve ehli beyt taraftarlarını koruduğu gerekçesiyle, devlete isyan komplosu kurmakla suçlanmış, zincire vurularak Bağdat'ta halife Harun Reşit'in huzuruna çıkarılmış, ama İmam-ı Şafi, keskin zekası ve fıkhi savunmalarıyla idam edilmekten son anda kurtulmuş,
ama İmam-ı Şafi, o zalim idarecilerin kapısına gidip, onlara yaranmayı alimlerin ve alimliğin helak olarak görünmüştür. Kısa kısa kesiyorum. Bugün çok vaktinizi alacağım. İmam-ı Hanbel ise, ehli sünnetin fitneye sebep olmaktansa, zalim yöneticiye sabretme görüşünü, en katı ve tavizsiz şekilde savunan imamdır.
devlet başkanına karşı her ne sebeple olursa olsun, kılıçla ayaklanmayı kesinlikle haram kabul eder. Zulüm zirveye çıksa bile sabredilmesi gerektiğini, çünkü iç savaşın getireceği zararın, zalim bir sultanın zararından kat kat büyük olduğunu savunur. İmam-ı Ahmet ve onun duruşu, korkaklık veya boyun eğme değil, tam bir sivil itaatsizliktir.
Bugünkü dille. Çünkü Abbasi halifeleri, memun, mutasım ve vaaz şık dönemlerinde, devlet zoruyla dayatılan Kur'an mahluktur fikrini, bu mutezelinin görüşüdür malum, reddetmiş, halifelerin bu dayatmasını İslam inancına bir zulüm ve darbe olarak görmüş, devletin resmi görüşüne boyun eğmemiş, yıllarca zindanda kalmış, ağır işkencelere ve kırbaçlamalara maruz kalmış, ama bu inancından asla taviz vermemiştir.
Buna rağmen, kendisini zindana atan halifelere karşı, halkı silahlı isyana teşvik etmek isteyenlere hep engel olmuş, kan dökmeyin, Müslümanların huzurunu bozmayın diyerek, sabrı tavsiye etmiştir. Bu dört imamın normalde ortak bir noktada buluştuğu bir şey var, zalim sultan olsa da, fitne çıkacaksa, kan dökülecekse ve galibiyet mutlak değilse, sabrı önermiştir.
Sonuçta, İmam Gazali Şafi'dir kendisi. Şafi mezhebinin imamına göre de, karşı çıkması mümkün değil. Böyle olunca bu iştahatlar ışığında, Gazali'nin görüşü, tabi bu modern arenada, kimin ne olduğu belli olmayan bu arenada, yani adam Saros'tan mı beslendi, Yahudi'den mi beslendi, CIA'den mi beslendi, Mossad'dan mı beslendi, İngiliz uşağı mı, Alman oynaşması mı, ne olduğu belli değil adamın. Bu arenada, bunların hepsi de tartışılıyor tabi. Gazali'yi bu noktada yerden yere vuranlar da var, ama dört mezhebin görüşünü, mezhep imamlarının görüşünü, kimse bakmıyor, göz ardı etmiyor. Gazali, o mezhep imamlarının görüşünün dışına çıkması mümkün değil. Böyle olunca, Gazali'nin özellikle fiili sultanlık düzenini, ve mevcut idari kurumları tamamen geçersiz saymak yerine, kabul ettiğini söylüyorlar bu zevat.
Ama burada, önemli bir ayrım yapmamız lazım. Nedir bu? Gazali'nin mantığı şu, Gazali zulüm iyidir demiyor, veya zulmeden sultan iyidir de demiyor, veya zalim bir idare iyidir demiyor. Mantığı şu, zulmü ortadan kaldırma girişimi, daha büyük bir zulüm ve fitne doğuracaksa, mevcut düzenin, yıkmanın sonucu, daha kötü olabilir diye düşünüyor. Yani normalde bir mevcut bir sistem var, bu mevcut bir sistem, biz yıkmaya kalktığımızda, daha kötü bir şey olacaksa, o zaman bunu yıkmayalım, bunu yıkmaya kalkışmayalım, bunu düzeltmeye çalışalım, yıkmadan düzeltmeye çalışalım mantığı var. Ve bu normalde, yani o zulme ahlaki bir onay vermiyor. Ona siyasi ve hukuki bir zorunluluk olarak görüyor.
Ki hadisler de bunu öngörüyor. Anarşi yok. Bakın burası çok önemli. İslam dünyasında anarşi çıkmamalı. E şimdi Gazali'nin düşüncesindeki tabi bu şey, ortaya bir gerilim koyuyor. Bildiğiniz gerilim. Bir tarafta adalet var, bir tarafta düzen var. Tabi Gazali'nin, o zaman Gazali şunu soruyor, kendi nefsinde.
Adaletsiz bir düzeni değiştirmek isterken, daha büyük bir düzensizlik ortaya çıkarsa ne olacak? İşte Gazali burada ihtiyatli davranıyor. Çünkü tırnak içerisinde Selçuklu'da bir düzen var. O düzenin içerisinde halkın can güvenliği var, mal güvenliği var, namus güvenliği var, akıl güvenliği var. Eğer bu düzeni yıkarsak diyor Gazali, o zaman yerine nasıl bir şey gelecek? Gelmezse kan dökülecek. Kaos olacak. Bu sefer ortalık hercümerç olacak. Zaten Selçuklu'nun hercümerç olmasını bekleyen unsurlar var. Bizans bir tarafta, Fatimiler bir tarafta, Moğollar bir tarafta. Kıskaç halinde Selçuklu. Öyle olunca, Gazali o gün için diyor ki, bu sistemi iyileştirmemiz lazım.
Bu sistemi güzelleştirmemiz lazım. Nasıl? Nizam-ı Mülk medreseleri ve Sünni sistemin kuvvetlenmesi, medreselerin açılması ve insanların dininin öğretilmesi. E tabii, ben yabancılardan alıntılar aldım burada. Ve o yabancılara baktığımda, Gazali'nin yaşadığı, durduğu ortamda, çağın şartlarına bakmamışlar hiç.
Yani bu konuda biraz böyle kasıtlı bir eleştiri koymuşlar. Bunlardan en önemli adam Lampton. Gazali'nin nasihat-ül mülk anlayışı üzerine çalışmasında da bunu vurguluyor bu adam. Ve eleştiriyor. Hani Gazali diyor, o günkü düzeni yıkmak için uğraşması lazımdı diyor. Tabii buradan bakıyorlar. Hani biraz bu Mars'ı çağrıştırıyor. Ben biraz bir bomba atayım ortalığı. Hani Marks'da silahlı ayaklanmayı, Plüretaryanın iktidarı için silahlı ayaklanma şart koşar. Ve muhakkak silahlı eylemlerle Plüretarya düzenini kurmalı lazım. Ne kadar kan dökülürse dökülsün önemli değildir. Hatta devrimler kanla yazılır.
Al bakalım size bir duvar yazısı. Biz çok okuduk onları, çok sildik. Bunu biraz da devrimler kanla yazılır da, başka bir şeyleri de andırması lazım size. Kanla yazmışlar devrimleri. Tabii bu zatı lampton, gazali, nizami mülkü, ortaçağ İslam ulemasını biraz eleştiriler bakmışlar.
Burada gazali tabii itaatçi bir alim, itaatçi bir düşünür, itaatçi bir sufi, itaatçi bir devlet organı olarak ve böyle etiketlemek gazali bu noktada en büyük iftiralardan birisi olur. Çünkü gazalinin hayatında çok önemli bir kırılma 1095'te. Zaten 1111'de ölümü var. Yani 6 yıl sona ölüyor. Görevi bırakıyor gazali. Şimdi oraya sonuna geliyoruz artık. Neden bırakıyor? Saray çevresinde makam, servet ve şöhretle ilgili ve dini hayat arasında ciddi bir çatışma görüyor gazali. Az önce bizim Yusuf Hoca içeride neden bıraktı diye sorduydu.
Gazali sarayın çevresinde makam peşinde koşanların, servet peşinde koşanların, şöhret peşinde koşanların çoğaldığını görüyor. Saraylar öyledir. Ne? Makam peşinde koşanlar, şöhret peşinde koşanlar servet peşinde koşanlar sarayın etrafını sarıyor.
Hakiki, dini bir hayat isteyen gazali ve İslam çerçevesinde bir devlet düzeni için koşan, mücadele eden gazali, o koşuşturmanın sonunda hayatının son altı yılında artık kendince görevini ifa ettiğini, vazifesini yerine getirdiğini, en azından kendi nefsinde yapacak olduklarının yattığını inandığından dolayı dolayı en önemli de sarayın etrafındaki salaklar, yalaklar, namussuzlar, şerefsizler, haysiyetsizler, biraz ağır oldu ama sarayın etrafındaki servet avcıları,
makam avcıları, şöhret avcıları çoğalınca ve sarayın içindeki zevat da gözü kör, kalbi taş, karanlık olunca hakiki ulamayı ve alimleri görmez hale gelir. Hakiki sufileri görmez hale gelir. Ve o sarayda oturan alkışlara kanar, siz bilirsiniz efendime kanar ve etrafındaki yalak ve salaklara daha fazla itibar eder. Gazali böyle bir ortamın insanı değil.
Gazali böyle bir ortamın insanı değil. O zaman için sarayla bağlantısı var, vezirlerle bağlantısı var, halifeyle bağlantısı var. Eğer makam, şöhret ve servet istemiş olsaydı orada dururdu. Ama İmam-ı Şafi'nin fetvası da orada saraya yakan olan halimler, saraya yalakalık yapan alimlerin helak-ı mutlaktır fetvası da dururken Gazali de durmadı. o yüzden orada durursa hayatının uhrevi yönünün eksik kalacağını, bu noktada sıkıntı yaşayacağını, Allah-u Alem kurtuluşun o servet, o servet, makam, şöhret budalalarının içerisinde son nefesinin dahi tehlikeye gireceğini düşünmüş olabilir.
Çünkü o servet, makam, şöhret budalaları şeytanın askerleridir. Onlar şeytanlaşmış insanlardır. Direkt. Onlar şeytanlaşmış insanlardır. onlar halkın ihtiyacını görmezler. Onlar halkın ne yaşadığını görmezler. Ve sultanın da etrafını sararlar, sultanın da gerçeği ve hakikatini görmesini engellerler. bu ticarethanelerde de vardır, şirketlerde. Müdürler başarısızdır. Aslında müdürler şirketi çok başarılı gösterirler.
Bu cemaatlerde de vardır. Hocanın etrafına yalaklar, salaklar, servet avcıları, makam avcıları sarar. Hocanın da kalbi çalışmadığından dolayı hakikati göremez. Ortalıktan parayı götürürler. Bu ehil olmayan şeyhlerin etrafında da bunlar sarar. Şeyhe de bunlar aynı şekilde yaparlar. Servet avcıları. Efendi Hazretleri buraya bir tekke yapmamız lazım. Size tekke lazım. Çok yakışır. Arkadaşlardan toplayalım. Buraya bir medrese açalım. Tabii Efendi Hazretleri de der ki evet buraya bir medrese lazım. Açalım. O medrese bitmez. Baktığınız zaman bu şeyhlerin şatafatlı yaşantılarını görürsünüz.
Şeyhe de bir pay ayırırlar. Bizim Cafer hiç bilemedi bu işleri. Bilemedi bilemeyecek bu saatten sonra da. Evet Gazali de normalde evet Gazali devleti savunuğu olabilir. Ama Gazali devletin içine girip güçten servetten şehvetten faydalanmış insan değil. Yani biz bunu normalde çok özür dilerim. Servet şehvet şöhret. bu üçü çok büyük hastalıktır. Bu üçü sarayların etrafında çokça vardır. Sarayların içinde çokça vardır. Üçse servet şöhret şehvet bu bütün sarayları yıkan şeydir.
Ben bunları üçse ediyorum. Bu insanı da yıkan bir şeydir. İnsan bu üçse de yıkılır. Servet şöhret şehvet hastalıktır. Bu şeytani hastalıktır. Bu şeytani hastalık kadın erkek dinlemez. Bu şeytani hastalık insanın içine girince yakar yıkar ortalığı. Gözüne hiçbir şey görünmez insanın. Hiçbir şey görünmez. Bir dervişin içine girsin servet şöhret şehvet dervişi tutamazsın sen. Yok. Bir bürokratın içerisine girsin perişan eder. Bunlar böyle devlet düzeninin etrafında çok vardır. Ne o Amerika'da İspanya mı İspanya mı bir şey çıktıydı. Neydi onun adı?
Hepsi değil. Neydi servet şehvet şöhret üçü de içinde var. Öyle değil mi? Bakın bütün dünya liderleri o tezgahtan geçmiş. Bütün bürokratlar o tezgahtan geçmiş. Bütün şirket sahipleri o tezgahtan geçmiş. O tezgahtan geçmişler. Trump bile geçmiş o tezgahtan. Var ya böyle cıstaki cıstaki dans yaparken videosu var. Bırakır mı seni Mossad ya? Allah. Evet. Burada Sultan ve Halife'yi kesinlikle birbirine karıştırmamalıyız. Gazali'nin sisteminin en önemli tarafı kabaca Halife Ümmeti Meşru İmamı'dır. Abbasi Soyundan gelen bir imam vardır orada. dini siyasi meşruiyetin merkezidir Halife.
Sultan ise fiili askeri gücünde elinde tutar ülkeyi yönetir kamu düzenini sağlar. Fakat bunu Halife'nin meşruiyet çerçevesi içinde yapar. Gazali'nin çözümü aslında Halife mi Sultan mı sorusuna ikisi farklı işleri olan aynı siyasi düzenin parçalarıdır şeklinde cevap verir. Avrupa'daki çalışmalarda da Gazali'nin Sultanlık ile Hilafet arasında yeni bir ilişki tanımlamasının Sultan yönetimini meşrulaştırmaya yönelik olduğu söylenir.
Ama Gazali'nin burada yaptığı çok böyle tipik bir tipik teorik bir değişikliği var. Bu değişik hani klasik anlamda halife imam önde gelir iktidar onun elindedir. Ama Gazali'nin yaşadığı dönemde askeri güç sultandadır. Halife ise meşruiyet makamıdır. Dolayısıyla Gazali Sultan nasıl meşru olabilir sorusuna cevap vermek zorundadır. Eserlerinde bunu görüyoruz çünkü. Burada ortaya çıkan bir formül güç artı halifeye bağlılık artı kamu düzeni eşittir. Fiili Sultanlığın kabul edilebirliği şeklinde özetlenebilir. Gazali'nin yaşadığı siyasi gerçekliğe verdiği oldukça hazır cevap bir şeydir bu.
E Kur'an açısından Gazali'nin dayandığı temel ayet şudur. En önemli meselelerden birisi. Ey iman edenler Allah'a itaat edin Resul'e itaat edin ve sizden olan onun emre de itaat edin. Fakat ayetin devamında şu var. Buraya es geçmeyelim. Bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah ve Resul'e götürün. Burada önemli bir sınır var. Gazali de bu sınıra çok önem veriyor. Nedir bu? Allah ve Resul'üne dönüş emri. Bu bütün herkesi ilgilendiren bir şey. Öyle olunca ulul emre itaat mutlak değil veya babaya itaat mutlak değil şeyhe itaat mutlak değil kocaya itaat mutlak değil veya devlet reisine mutlak itaat değil bu.
Burasının iyi anlaşılması lazım. Çünkü yönetici baba şeyh veya tabi idareci bu noktada ölçüsü ne olacak? Kur'an ve sünnet ve ulul emre itaat ama anlaşmazlık var ise yanlışlık var ise yeniden Kur'an ve sünnete dönülecek. Burada mutlak itaat yok. Yeniden Kur'an ve sünnete dönün diyor. Eğer bir anlaşmazlık çıkarsa diyor. O yüzden sultana itaat Allah'a mutlak itaat şeklinde bir denklem Kur'an'dan çıkarmak mümkün değil. Yani pasajda ne diyordu Timur'un orada ne yazıyordu? Halifeye itaat Allah'a itaattır diyordu. Ve bize itaat etmezseniz isyan etmiş olursanız Allah'a isyan etmiş olursunuz diyordu.
Ama normalde Ehli Sünnet bilincinde Ehli Sünnet itikatında Kur'an Allah'a itaat Resulüne itaat ama bir problem varsa Allah'a itaat Resulü itaat ve ulul emre itaat ama bir problem varsa bir anlaşmazlık varsa tekrar Kur'an ve Sünnet'e dönün diyor. O zaman bu böyle olunca hani ocağın para rafına da cevap olmuş oluyor bu. Hani ocağın bir para rafı vardı ya geçen derste okuduğumuz ona da ama hadisler de bu sınırı açıkçak ortaya koyuyor. Meşhur hadis neydi? Buhar ve Müslüm'de geçiyordu. Allah'a isyan konusunda kula itaat yoktur. İtaat ancak maruf olan şeydedir. Yani bunun değişik lafızlarla diğer hadislerde de geçer bu. Öyle olunca Gazali'nin itaat anlayışı hükümdar ne emrederse ona itaat edilir değil.
Bu mümkün değil. Ama siyasi düzenin korunması için mevcut yönetime itaat esastır. Ancak Allah'a isyan var ise Kur'an ve sünnetin dışında bir şey ise ona itaat edilmez. Bakın ona itaat edilmez. Tabi Gazali'nin buradaki Gazali ile alakalı en önemli problem şu itaatten ziyade isyanın sonucu ve bugünkü sohbetin kilit noktası Gazali iki şeyi birbirinden ayırıyor.
Bir ahlaki değerlendirme Sultan Sultan zalim olabilir. İki siyasi sonuç onu devirmek için silahlı mücadele iç savaş kan dökülmesi devlet kurumlarının çökmesi hukuk düzeninin ortadan kalkması gibi daha büyük zararlar doğurabilir. Gazali ikinci soruya çok önem veriyor. Dolayısıyla onun yaklaşımı zalim yönetici sev değil. Ya daha çok zulüm ile mücadelede ortaya çıkacak toplam sonucu hesaba kap. Benim anladığım bu. Başkası başka türlü anlayabilir. tabi bu düşüncenin bir güçlü tarafı var bir de zayıf tarafı var. Problemli tarafı var. Gazali'yi eleştirel okuyabiliriz. Güçlü tarafı şu. Gazali siyasette iyi niyetli İslam otomatik olarak iyi sonuç varsayımını kabul etmiyor.
Yani iyi niyetle biz isyan ettik. Haydi geziye kalkıştık biz. O mutlak sonuç çıkarmıyor. İyi bir sonuç çıkarmıyor. bu tarihsel bir yorum tarihsel bir gerçeklilik. İyi niyetli isyanlar iyi sonuç çıkarmamış İslam tarihi boyunca. İyi niyetli isyanlar bakın İslam tarihindeki İslam devletlerinin isyanlarına iç isyanlarına hiçbirisinde de iyi bir sonuç çıkarmamış. Çünkü yönetimi devirmek kolaydır. Bir yönetimi devirmek çok kolaydır. Bir aileyi bozmak çok kolaydır. Bir aileyi devirmek çok kolaydır. Bir aileyi dağıtmak çok kolaydır. Ama bir aileyi kurmak çok zordur. Bir dergahı dağıtmak çok kolaydır. Birileri oradan bir fitne çıkarır 5-10 kişi ayrılır onlar devam ederler muhalefete.
Dağıtmak çok kolaydır. Bir araya getirmek bir arada tutmak çok zordur. Demirtaş'a bir fitne atarsınız Demirtaş'ı dağıtabilirsiniz. Bir daha toplayamazsınız. ben gidenleri o yüzden geri almam. Her giden yıkarak gider çünkü. Laf söyleyerekten, eleştirerekten, fitne çıkararaktan gider. Ben o yüzden hakkımı helal etmem onlara. Sebep benim nefsimle alakalı değil. siz on kişi dağıtırsınız orada. On kişi toplanıyordu zikrullah yapıyorlardı. Ne istediniz ondan? Bir fitne attınız dağıldı orası. Ben örneklerle konuşurum delilli.
Kaldı mı bayanların toplantısı orada? Çok az değil mi? Dağıtan belli değil mi? Belli. İsmail affetmiyor. İsmail'le konuşuyoruz. Ben de affetmiyorum. Kim dağıttıysa. bir yer kurulurken emek sarf ediliyor. Gözyaşı dökülüyor. Ter dökülüyor. Zaman veriliyor. Oradan birisi bir fitne çıkarıyor. Olmayacak bir fitne. Olmayan bir fitne. Dağıtıyor orayı. Dünya üzerine yıkmak kadar kolay bir şey yoktur. Bu topluluğu da dağıtmaya çalışıyorlar. Biz hoşlarına gitmiyoruz çünkü.
Para toplamıyoruz ya. Biz aka ak karaya kara diyoruz. karayı ak görmüyoruz. Akı da kara görmüyoruz. Bizim görüşümüz neyse meydanda. Öyle olunca Gazali mevcut sistemin yıkılması için mücadele etmiyor. Çünkü yerine geçecek olan şey veyahut da yerine bir şey geçmezse kan gölü haline gelir.
Biz bir 15 Temmuz yaşadık öyle değil mi? 300 kişi öldü. biz 12 Eylül'den önce günde 30 kişi ölüyordu. Bu ölenlerin hepsi de vatanı kurtaracak. Hepsi de vatan kurtaracak. Ve Gazali iyi niyetli isyana karşıdır. Evet. Çünkü yönetimi devirmek kolay. Sonrasında düzen kurmak çok zordur. Bakın bunu hayatınız boyunca unutmayın. Hayatınız boyunca unutmayın. bilhassa evliler babalar evliler babalar düzeni kurmak çok zordur.
Yıkarsanız yeniden düzen kurmak çok zordur. Erkek erkek erkekse adamsa evini korur muhafaza eder yürütür. Adamsa eğer çok olmazsa olmaz şeyler olursa mecbur kalınırsa yapacak bir şey yoktur artık.
Ben erkeklere derim ya eşiniz boşanmak istiyorsa durmayın boşayın. Siz boşanmayı istemeyin. Evliliği kurtaracak olan koruyacak olan sizsiniz çünkü erkekler olarak. Ama bir kadın da boşanmak isterse iyi düşündün mü düşündün mü bir gün tutma. Çünkü bugünkü sistemde başını yakabilir seni. Çok basit. Bir telefon kocam beni dövebilir. Bu kadar. Dövdü değil. Dövebilir. Tak adama uzaklaştırma üç ay. Evet. Düzen bozmak kadar büyük günah yoktur. Hani var ya hani evli insanların arasını açmak günah kebair. Dervişle mürşidin arasını açmak günah kebair. Arkasından bir zakiri eleştirmek bir dervişe karşı.
Dervişi zakirden soğutur. Dolayısıyla şeyhten soğutur. Adam der ki derviş zakir bu kadar hata yapıyor şeyh bunu görmüyor mu? Görmüyor. Körlerden demek ya. Bu dergah dergah değiller. O derviş ne yaptığının farkında değil. Cahil. Cahil. Oysa o derviş oluncaya kadar şeyhi, zakiri, çavuşu, mahalle sorunlusu ne kadar ona mesai harcadı. Sen kalktın bir zakirin, bir şeyhin hatasını o dervişe anlattın, o dervişin kalbini soğuttun, yıktın onun maneviyatını. Bunun hesabını nasıl vereceksin sen? En büyük zalim sensin. En büyük zalim sensin. Senin dükkanına veya senin iş yerine gelmiş veya senin yanına ziyarete gelmiş bir derviş.
Sen ne ama dergahın herhangi bir unsurunu, hatasını, kusurunu ona eleştiriyorsun? Fitneci başı seni. Fitneci seni. Bir dervişi yıkmak alemi yıkmaktır. Gelmiş senin dükkanına, senin ne işin var? Yap alışverişini. Dergahın zakirini, şeyhini, dergahın gidişatını eleştirdin de o dervişe ne oldu? Bir şey mi kazandın? Bir şey mi kazandın? Madalya mı taktı? Kim taktı? Şeytan taktı. Şeytanın madalyalı askerisi. O yüzden gazali bir mevcut sistem var. Bu yıkılırsa kaos olacak, kan akacak, kan gövdeyi götürecek, yıkılacak Müslümanlar.
Der ki buna karşı ayaklanmak caiz değildir. İmam Şafii de aynı şeyi söyler. O yüzden bu düşüncenin kötü tarafı da şu. Bir sistem yıkılmasın diye zalim bir yöneticiye hep sabretmek. Kötü tarafı burası. Ama böyle olursa o zaman zalim bir yöneticiye biz dokunulmaz hale getiririz. Burası sıkıntılı. Ama yani Gazali'nin Gazali'den sonra en fazla tartışılan meselelerden birisi de bu zaten.
İtaat ile meşruiyet aynı değildir çünkü. Bu ayrımı özellikle not etmek lazım. Gazali'nin mevcut sultana itaat edilmelidir demesi bu sultan ahlaken adildir demek değildir. Aynı şekilde mevcut siyasi düzen hukuki sonuç doğurur demesi yönetici yaptığı her işte Allah'ın temsilcisidir anlamına da gelmez. Fiili siyasi düzenin hukuki olarak tanınması ile yöneticinin ahlaken ideal olması birbirlerinden farklı şeylerdir. Bu ayrımı yapmazsak Gazali'yi olduğundan daha otoriter veya olduğundan daha idealize edilmiş olarak görürüz. Bir başka önemli nokta Gazali'nin sultan eleştirisi. Nasihat-ül mülkte sultan sürekli uyarılıyor.
Zulmetme adil ol. Alimlerle istişare et. Halkın hakkını gözet. Görevlilerini denetle. İsraf etme halkın ihtiyaçlarını gör. Dünya hayatının geçici olduğunu unutma. Bu nedenle Gazali'nin siyaset anlayışı yalnızca halka itaat et, sultana itaat et diye okumak büyük eksiklik olur. Nasihat-ül mülke baktığımızda nasihat-ül mülkü deseniz ki bana hani bir cümleyle bize özetle sultanla alakalı diyebilirim ki sultan sorumluluklarını bilmeli ve adaletli olmalı.
Adalet adalet adalet tabi son nokta nasihat-ül mülküle alakalı tamamının Gazali'ye ait olmadığıyla alakalı tartışma var. Güldüğüme bakmayın. Deyeceğiniz ki bunu bilmiyor mıydım biliyordum. O yüzden sonra bıraktım. bunun böyle ona ait olup olmadığına dair araştırmacılar var. Bu noktada araştırıyorlar. Bazılarına göre sadece iman konuları Gazali'ye ait yani giriş bölümü bazıları da diyor ki hani iman konularının dışındaki konular Gazali'ye ait değildir diyenler de var.
O yüzden hani Gazali'yle alakalı Gazali kesinlikle şöyle demiştir derken bu nasihatül mülkle alakalı dikkatli olmakta fayda var. Evet geldik Gazali'nin ve bugünkü akşamın sohbetin sonuna. Gazali'nin siyaset düşüncesini şöyle çizebiliriz. Allah'ın hükmü din yani şeriat hilafet meşruiyet sultan fiili güç ve yürütme ulema kadı dini hukuki düzen adalet artı güvenlik artı kamu düzeni toplumun dinini ve dünyasını sürdürebilmesi fakat bunun karşısında sürekli duran tehlike zulüm ve onun karşısında fitne iç savaş anarşi Gazali'nin
siyaset düşüncesi tam olarak bu iki tehlike arasında gerilimde şekilleniyor diyebiliriz. çünkü ikisinde gerilim var konuyu daha fazla uzatmak istemedim. son not bu daha uzatacaktım çünkü sildiklerim var burada bu gece bitirmek istedim saatte on bir oldu evet yani Hakan kardeşin son paragrafıydı bu sorularda her şey alıntıdır hata yapmış olabilirim affedin biraz daha uzatırsak konu iştahda gidecek inşallah sonraki soru iştahat olsun bunu yenilenmekle mi öze dönmekle mi devrimleri yapacak tartışırız demişti en son evet
benim de bu sohbeti hazırlarken birçok alıntı yaptığım yer var alıntıları yaparken kes kopyala genelde hani alıntıları yazaraktan yaptım ben onu böyle okuyaraktan yazıya çevrilmeyi yavaş yavaş öğreniyorum ondan sonra o bir burada bir Windows var bir de burada H var ikisini basınca konuşunca yazıyor ben sohbetteymişim gibi onları basıyorum öyle konuşuyorum hayır kapının önünden gelin geçen olacak diyecekler ki Mustafa Esma kim ne konuşuyor bazen bağırarak söylüyorum almıyor bizim şey bilgisayar bazen benim harfleri de çeviremiyor
canım sıkılıyor bu sefer sil baştan bir daha yazıyor benim bu konuyu hazırlarken kaynaklarım var elimde malum ben o kaynakları okuyaraktan ondan sonra inceleyerekten Gazali sohbetini hazırlamaya gayret ettim benim de hatalı gördüğüm benim kendim yani Gazali'de değil kendimde hata yaptığım hatalı gördüğüm eksik gördüğüm yanlış gördüğüm tam göremedim yerler olmuştur Gazali'yi yorumlamak kolay bir şey değilmiş işin içerisine girince anladım ama girdik bir sefer işin içine bir de özbağ hırsı var ya bayındırılık da var
buradan ben çıkarım inşallah çıkmışızdır o yüzden böyle bir hani ben hiçbir şeyden geri döndüğümü hatırlamıyorum bugüne kadar Allah'ın izninden bitirdiğimize inanıyorum ama muhakkak hatalı eksik yanlış taraflarım olmuştur o yüzden hepinizden ve dinleyenlerden takip edenlerden özür dilerim ve bu konuda da Allah'tan af dilerim bir kastım yok çünkü yok Gazali'yi çok iyi göstermek veya Gazali'yi batırmak böyle bir derdim yok ama Gazali'ye daha böyle çıplak gözle bakma daha böyle Gazali'yi anlamaya çalışmak derdim buydu
inşallah ben çok faydalandım bu arada bu araştırmalarda inşallah sizler de faydalanmış olursunuz son söz olarak bir hadis aldım buraya biraz yerinizden hoplatacağım arfece anlatıyor Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular ki şerler ve fesatlar olacak kim birlik içinde olan bu ümmetin içinde tefrika çıkarmak isterse kim olursa olsun kılıçla boynunu uçur bir rivayette onu öldürün demişti tekrar okuyayım size şerler ve fesatlar olacak kim birlik içinde olan bu ümmetin içinde tefrika çıkarmak isterse kim olursa
olsun kılıçla boynunu uçurun bir rivayette de onu öldürün denmiştir birliğinizi bozmayın birliğinizi bozmak isteyenlere de fırsat vermeyin çünkü zaman şerler ve fesatlar zamana şerler ve fesatlar zamanında kim birliğinizi bozma birliğinizi karıştırma noktasında iş yapıyorsa onu susturun ben size öldürün diyemem öldürmek devlete aittir ama onu dinlemeyin susturun çünkü fitne fesat toplumları bozan en büyük şeytani fiili ailede senin aileni
bozmak isteyenlere fırsat verme isterse hanımının annesi babası olsun isterse beynin annesi babası olsun aileni bozmak isteyenlere fırsat verme ailene fitneye şere karşı koru derganı koru iş yerini koru evet şerlere fesatçılara fitnecilere fırsat verme rabbimizleri muhafaza eylesin cenabı cümlemizi korusun cümlemizi affeylesin bilerek bilmeyerek yaptığımız bütün yanlışlıkları eksiklikleri günahlarımızı hayra çevirsin inşallah haklarınızı tekrar helal edin el fatihama selamat amin sohbet bitti
bir hadis aldım buraya bunu da okuyayım seyvan radallahu an anlatıyor resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki ümmetim için saptırıcı imamlardan korkarım ümmetimin arasına kılıç bir kere girdim artık kıyamet gününe kadar kaldırılmaz ümmetimden bir kısım kabileler müşriklere iltihak etmedikçe ümmetimden bir kısım kabileler putlara tapmadıkça kıyamet kopmaz ne yapacaklarmış ümmetinden bir kısım insanlar müşriklere ilhak edecekmiş bekleyin bir kısmı da ne yapacakmış putlara tapacakmış putlara tapanları gördük
müşriklere ilhak edenleri de gördük o zaman kıyamet yakın demektir o hadisin de son hadisi olarak yani normalde sonradan hani hadislere bakarken onu da gördüm da öyle alıvereyim bunu da dedim bir uyarı demek ki ümmetin bir kısmı ne yapacakmış müşriklere katılacakmış müşriklere katılmak ne demek müşriklerin bütün yaptıklarını ettiklerini kendisini ölçalım müşrikleri desteklemek bir kısmı da putlara tapınacakmış telegramdakiler Allah'a emanet olun bir kısmı da putlara tapınacakmış bir kısmı müşriklere bak ümmetimden
diyor yani siz onları Müslüman göreceksiniz yine onlar da diyecekler ki biz sizdeniz biz de Müslümanız biz de la la muhammeden Resulullah diyoruz diyecekler ama putlara tapınacaklar laat menat uzza bu putları da unutmayın selamun aleyküm

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi