mustafaozbag.org

Gazali'den Sorular 13 - 05.09.2026 ✔

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Eylül 2026 · 2:04:26

Euzübillâhü meneşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâli zikrfâle mennehu, La-hâ, E-mîm, Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed'i hakkı, hakkı, hakkı, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı, hakkı, hakk bilip, hakkı.
Hakk'a uyma, hakkı, anlatma, hakkı tebliğ etme, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Rabbim Kur'an ve sünnet seneye azı dişlerimizle sımsıkı yapışmayı nasip eylesin, Rabbim cümlemizi affı mağfiret eylesin, annelerimizi, babalarımızı, eş ve çocuklarımızı, gelecek olan zürriyetlerimizi de affettiklerinden eylesin, Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecavüz ediliyorsa, nerede Müslümanlara haksız ve hukuksuz davranıyorlarsa, bunların hepsinden de Cenab-ı Hak intikamlarımızı alsın,
İsrail devletine yerli eksan eylesin, Müslümanların kanını döken bütün devletleri yerli eksan eylesin, onları dağıtsın, onların destekçilerini de yerli eksan eylesin, Onların güçlerini de yerli eksan eylesin, Ümmet-i Muhammed'e güç, kuvvet, feraset nasip eylesin, tek bayrak altında toplanmayı nasip eylesin, ecmayı. Geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah.
Din adamları ve İslamcı hareket, sadece inanç ve ibadet alanlarını değil, devleti, toplumu, eğitimi, ekonomiyi, orduyu, sivil bürokrasiyi, uluslararası ilişkileri, yani bir bakıma yaşamın tamamını yönetmek istiyor. Ünlü İslam hukukçusu Şafii Maverdi'nin neredeyse bin yıl önce yaptığı din ve devlet birbirinden ayrılmaz ikizlerdir şeklindeki değerlendirme, Prof. Dr. Ahmet Ocak'ın da ifade ettiği gibi, bütün İslam dünyasında geçerli olacak bir siyaset teorisinin de temellerini atacaktı.
Paragraf bu kadar, geçen hafta da okumuştum zaten. Tabi normalde 100 yıl önce İslam dünyası bir yenilgi yaşadı. Bundan önce de Selçuklularda da bir yenilgi yaşamıştı. Ve tabi o Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri ve Hülefayi Raşid'in döneminden sonra Abbasiler, Abbasilerden sonra, özür dilerim Emeviler, Emevilerden sonra Abbasiler, Abbasilerden sonra Selçuklu hükümdarlığı, ardından Osmanlı hükümdarlığı ve Osmanlı yıkılınca, dağıtılınca Osmanlı'dan kalan birçok malum devlet ve devletçikler kuruldu.
Ve bu devlet ve devletçiklerin kurulması, o günün hakim, hükümran devlet olan Birleşik Krallık, yani İngiltere'nin eliyle olduğu. Tabi İngiltere bunu yaparken de yalnız değildi sonuçta. Ama velakin o sınırları çizen, o Osmanlı'nın yıkılmasına en büyük pay sahibi olan İngilizler, bu yeni devletleri kurdular ve bu devletler kurulurken hiçbirisi de Kur'an ve Sünnet üzerine kurulmadı.
Osmanlı'dan sonra kalan devletlerin hiçbirisi de Kur'an ve Sünnet üzerine kurulmadı. Türkiye Cumhuriyeti devleti de 28'e kadar devletin dini İslam'dı, 1928'de de devletin dini İslam ibaresi kaldırıldı ve Türkiye layık, demokratik, insan haklarına saygılı bir devlet sistemidir dendi. Tabi layıklık nedir bilinmiyor, demokratik sistem nedir bilinmiyor, insan haklarına saygılı bir sistem bilinmiyor. Bunlar bilinmezlik içerisinde ve hukuk devleti deniyor, hukuk devletinin de sınırları bilinmiyor. Bunlar tabi ayrı tartışma konusu ama buradaki pasajda hani deniliyor ya, İslamcı hareket, din adamları ve İslamcı hareket. Bir, İslam dininde din adamları diye ruhban sınıfı yoktur. Bu sefer bunu bir yerli yerine koyalım.
Bu ruhban sınıfı anlayışı Yahudilerde ve Hristiyanlarda vardır. Doğuya doğru gittiğimizde Tavu'da vardır, Budistlikte vardır. Bundan sonra Hint inanışında vardır. Bu din adamları, bu ruhban sınıfı İslami dairede, gerçek Kur'an ve Sünnet dairesinde böyle bir hiyerarşik ortam yoktur. Din adamları diye bir kesin İslami kurallar içerisinde olmaması gereken bir şeydir.
Tabi biz bunu normalde ilk Kur'an, Sünnet, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnetleri, hadisleri ve Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali, Hazreti Hasan'ı da altı aylık dönem olarak kattığımızda bu dönem içerisinde din adamları diye bir oluşum yok. Tabi bu din adamları oluşumu, ben çağrıştırdığı yer Hristiyanlık dünyası, Yahudi dünyası ve Şia dünyasında vardır.
Şianın da belli bir kesiminde vardır bu din adamları. Biraz daha doğuya gittiğinizde, evet Hindu inanışında vardır. Biraz daha doğuya gittiğinizde Budist inanışında vardır. Biraz daha doğuya giderseniz, tırnak içerisinde Taoizm de vardır. Kuzeye doğru giderseniz, Ortodoksluk da vardır. Çünkü Rusya Ortodokstur. Normalde eğer şeye giderseniz, güneye doğru giderseniz, yine tırnak içerisinde Vahabilik de vardır. Normalde Afrika'ya giderseniz, Vahabilik'in uzantısı olan Afrika'da belli yerlerde vardır. Din adamları, bu tırnağı kapatacağım şimdi. Hazreti Peygamber zamanında, Hazreti Ebu Bekir Osman Ali zamanında, din adamları kısmı yoktur. Cumhuriyetle beraber din adamları Diyanet Teşkilatı'dır. Osmanlı'da kadılık ve Şeyhülislamlık vardır.
Osmanlı'da, Osmanlı'dan önce de Selçuklu'da Şeyhülislam'a yakın ve kadılık vardır. Abbasiler'de vardır kadılık ve bu tip din adamları oluşumu. Emevilere baktığımızda, Emeviler'de bunun temeli atılmıştır, din adamları meselesi. Ama biz ilk İslam'ın doğuşu başlangıcına baktığımızda, din adamları yoktur. Ama dinli meselelerde önde olan insanlar var mıdır? Evet. Sahabenin içerisinde fıkıhı önde olan, tefsiri önde olan sahabeler vardır. Hadisleri ezberleyen sahabeler vardır. Hafız sahabeler vardır Kur'an'ı ezberleyen. Kur'an'ı tevil eden, Kur'an'ı tefsir eden, Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah gibi ilk tefsircidir. Bunları yapan insanlar vardır. Ama bunlar tırnak içerisinde, Beytülmal'den maaş alıp da, veya devletten maaş alıp da, din adamlığı yapan yoktur bunların içerisinde.
Önemli olan burası. Yani din adamlı, sahabe zamanında, dinin herhangi bir alanında otorite sahibi olmak, oradan geçinmek değildir. Oradan geçinmez sahabe. Sahabenin geçimi, büyük bir kısmının geçimi cihattır. Hadis-i şerifte çünkü rızkın en helalı, en sahihi, en güzeli, en temiz olanı cihattır. Cihattan elde edilen, cihattan elde edilen mallardır.
İkincisi ticarettir. Mesela o rızık düzenlenmesinde din adamlığı yoktur. Sahih olarak. Hadis de sabittir. Ondan sonra işte ziraat gelir, hayvancılık gelir, sanatkarlık gelir. Sanatkarlık ticaretten sonradır. Bakın sanatkarlık ticaretten sonradır. Hani bir sanat sahibi olmak. Sonra ziraat gelir. Sonra hayvancılık gelir. Ondan sonra kira gelirleri gelir. Ondan sonra memurluk gelir. İslam literatüründe. Din adamları diye bir şey yoktur. Şimdi ikincisi, ikinci ibare, İslamcı hareket. Ben bu tırnak içerisinde buraya da bir şerh düşmek istiyorum. İslamcı hareket diye bir hareket yoktur. Bu batının, insanlar ezilmiş olan Müslümanların kendilerini ezenlere karşı olan mücadelesini tırnak içerisinde İslamcı bir hareket veyahut da bunlar radikal bir hareket olarak gösterilir.
Yani siz ben Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışacağım derseniz, batı gözlüğüyle bakanlar sizi radikal İslamcı tırnak içerisinde, radikal İslamcı olarak görürler. Veyahut da sizin anlamayacağınız, halkın anlamayacağı bir dil kullanırlar. Bunlar teokrasik düzen istiyorlar derler. Bunlar teokrasi istiyorlar derler. Siz mahkemeye çıktığınızda veyahut da toplandığınızda teokrasinin ne olduğunu bilmezsiniz. Hatta Müslümanım diye mi kimse, ben de teokrasiye karşıyım der. Teokrasi dedikleri insanın inancıdır, dinidir. Ama normalde İslam dininin üzerinde ve İslami düşüncenin ve yaşantının üzerine bir sürü yaftalar koyabilirler. Bu yaftaların altında da Müslümanlar ezilir 100 yıldan beri, 150 yıldan beri. Mesela işte İslam dünyasının geri kalmasını Gazali'ye bağlayabilirsiniz, tarikatlara bağlayabilirsiniz, dine bağlayabilirsiniz ki Cumhuriyet kurulduğunda bunun çok ağır tartışmaları olmuştur mecliste.
O meclis tutanakları hala da açıklanmaz bizde. Ulaşamaz hiç kimse o meclis tutanaklarına. Hangi partili milletvekili mecliste ne konuştu, nasıl bir önerge verdi, ne önerisi verdi, bu millet bilmez. Aslında o milletvekilleri de seçimine gelmiş milletvekilleri değildir zaten. Yani halkın seçtiği milletvekilleri değildir, atanmış milletvekilleridir. Bugünkü gibi, bugün de atanır milletvekilleri. Yani bunu böyle cesaretle söyleyecek kimseyi bulamazsınız. Hele bu zamanda hiç bulamazsınız. Siz seçimle geldiğini zannedersiniz, siz başkasının seçtiğini seçersiniz. Belediye başkanı da öyledir, milletvekilleri de öyledir.
Ne bileyim işte il başkanı, ilçe başkanı filan, delegeler filan hepsi de göstermeliktir. Ama siz bir seçim hayırlıasının içerisinde, siz seçtiğinizi düşünürsünüz, gider basarsınız mühürü. Ben hariç, o kitaplar benim başımı yaktı. Ben ne zaman dini kitaplardan öğrendim, benim başım yandı. O gündür bugün kafamda benim duman tutuyor boyuna. Şimdi, İslamcı hareket dedikleri hareket, mesela benim anne dedem eşkıya sayılabilirdi Yunan'a karşı savaştığı için. Radikal İslamcı sayılabilirdi vatanı için savaştığı için. Böyleydi.
Şimdi o zaman benim rahmetli anne dedem beş vakit namazında, Kur'an'ındaydı. Yunan İzmir'e elini kolunu sallaya sallaya çıkınca, zengin çocuğu dedem. O da beş on kızan toplamış kendine. O da dağa çıkmış Yunan'la savaşmak için. Hani o ilk kurşun Hasan Tahsin filan diyorlar ya, boş muhabbet onlar.
Dedeme göre yalan söylüyorlar dedi. Dede dedim, ilk kurşun Hasan Tahsin atmış. Ne alakası var dedi. Zaten dedemi dinleseydiniz, bu tarihin hiçbirisini kabul etmezdiniz. Mesela dedem çok kızıyordu. Venezuela'ya karısının kolunu, karısını Venezuela'nın koluna verdi diye, inanıyor. Çünkü dedemi dinlerseniz, Yunanlıların nasıl zulmettiğini, neler yaptığını dinlerseniz, sizin bir Yunan devletiyle dostluğunuz mümkün değildir.
Bir gavur devletiyle dostluğunuz mümkün değildir. Dedem için hepsi de gavur, hepsi de ellerine fırsat gelirse her türlü zulmü yapar. Ki yapıyorlar. Şimdi baktığımız zaman, işte Afganistan bombalandı, Irak bombalandı, Suriye bombalandı, İran bombalandı, işte Libya bombalandı, Bosna ona keza. İslam dünyasında bunlara ses çıkarabilecek, cılız bir şekilde ses çıkaracak hiçbir kimse yoktu. Yoktu, hala da yok hükmünde. Mesela iki yıldan beri Filistin bombalanıyor, Gazze bombalanıyor ve bakıyorsunuz fotoğraflara, ayakta kalan bir tane bina yok, hala da bombalanıyor. Bakın hala da bombalanıyor. Bombalandılar kimler? Müslümanlar. Bunların sebeplerini de kimse araştırmıyor. Sorgulamıyor o da. İslamcı hareket dediğinizde, mesela Afganistan'dakiler bir ara fundamentalist Müslüman, İslamcı hareket, bunlar teokratik düzen istiyorlar.
Kime karşı savaşıyorlardı? Rusya'ya karşı. Rusya'ya karşı savaşırken onları kim destekliyordu? Amerika, CIA. Ondan sonra onlar Rusları yenirlerken bir alevere, bir dalevere oldu. Bu sefer ABD geldi. Bu sefer ABD ile savaşmaya başladılar. Aynı insanlar, aynı gruplar. Bu sefer aynı gruplar terörist oldu. Fundamentalist oldu, İslamcı oldu. Bunlar ne için savaşıyorlar? Ülkelerini işgalden kurtarmak için. Ülkeni işgalden kurtarmaya çalışırsan, sen de fundamentalist oluyorsun. Yani şu anda örnekliyorum, Türkiye, kendi ülkemi konuşacak olursam, bir kültür erozyonu var, ekonomik erozyon var, siyasi erozyon var, hukuk erozyonu var. Ve bu ülkede gerçekten Kur'an ve sünneti yaşamak isteyenler, üçüncü sınıf vatandaş hükmünde.
Ve siz bunlarla mücadele ederseniz, sizin de adınız fundamentalist olur. Siz ben sımsıkı Kur'an ve sünnete yapışacağım derseniz, İslamcı hareket olarak nitelendirip, ensenizde boza pişirilebilir. Pişirilebilir, bir açık kapı gibi görünmesin, pişirilir. Ve en azından seni dinleyenler bile, vay be adam ne, yanlış adammış ya, denilebilir. Bu İslamcı hareket, çünkü böyle önü arkası istediğin gibi doldurulacak olan şeyler. Buna bir de fundamalistik, fundamalizmi eklerseniz, yandı keten elva. Şimdi bu inanç, yani bunlar, şimdi tez şu, burada Ahmet Ocak şunu koyuyor. Diyor ki bu İslamcı hareket toplumu, bakın devleti, toplumu, eğitimi, ekonomiyi, orduyu, sivil bürokrasiyi, uluslararası ilişkileri, yani bir bakıma yaşamın tamamını yönetmek istiyor.
Eğer siz bir Müslüman olarak, bir mümin olarak, mümin olarak, devlet İslam'la savaşmasın diyorsanız, ve ben Müslümanım, toplum İslam'ı yaşasın, İslam'ı bir dairede yaşasın derseniz, derseniz, eğitimi hiç olmazsa İslami düşünce içerisinde olsun, biz hala da bir uzak bir tez olan maymundan gelmeyi mi öğreteceğiz çocuklarımıza derseniz, hani biz Allah, Adem'i insan olarak yarattı, yarı maymun olarak yaratmadı, biz maymundan gelme değiliz derseniz, eğitim ve eğitim kuran sünnet tarihisinde olsun ya biraz derseniz, ekonomi, bu insanları enflasyon ve faiz kıskacında, dolar, euro, altın, kuru kıskacında,
inim inim inliyor bu insanlar, bu kıskançtan kurtulması lazım, faiz ödenmemesi lazım, bu faizler kime gidiyor, nereye gidiyor, kimin cebine giriyor derseniz, sorgularsanız, ordu bizim orduysa, neden bir başörtülü anne, oğlunun yemin törenine gidemiyor, ordu bizim orduysa, Müslüman Türk ordusuysa veya bu Anadolu'nun Müslüman bir ordusuysa, neden Mozart'ın bilmem ne marşıyla biz cenazelerimizi gömüyoruz, şehitlerimizi gömüyoruz, ordu bizimse, ordu da neden Kur'an ve sünnet dairesinde olan bir şey olmuyor, ölmeye varınca şehitlik şerbeti içeceğiz, Allah Allah'ın idalarıyla gidelim, şehit oldu diyelim,
ondan sonra Mozart'ın bilmem ne marşıyla defnedelim, bu nereden çıktı derseniz, ve sivil bürokraside rüşvet olmasın, kayırmacılık olmasın, adalet söz konusu olsun, insanlara adil yaklaşalım, herkese adil bir şekilde yaklaşalım dediğinizde, neden bu öyle olmasın dediğinizde, buna hakkımız yok mu? uluslararası ilişkilere gelince, biz neden hala da birilerinin kuyruğunda olalım, birilerinin emrinde olalım, neden biz uluslararası ilişkilerde kendi özbenliğimizi, kültürümüzü, siyasetimizi koymayalım dediğimiz zaman İslamcı hareket oluyorsunuz?
Yani siz, kıl beşi bitir işi, namazınızı kılın, devletmiş, sebateistler mi yönetiyor, dinsizler mi yönetiyor, satılmışlar mı yönetiyor, kanı bozuklar mı, südü bozuklar mı yönetiyor, devletin kanunu ne, bu kanunlar nereden geldi, bizim toplumuza uygun mu değil mi, kültürümüze, inancımıza uygun mu değil mi diye, sorgulamayacaksınız, sorgularsanız İslamcı hareket oluyor, normalde onu sorgulama, iyi tamam, ne yapalım, toplumu sorgulamayalım, yani nasıl sorgulamayalım, yani ben her sabah çıktığımda, çarşıya çıktığımda, yani annemin iş çamaşırını görmedim, kadının hiçbir zaman,
iş çamaşırını görmedim bir anneninden sonra, kadınların iş çamaşırlarıyla dışarıda dolaştıklarını ben seyretmek zorunda mıyım, veya erkekler benim yaşıma gelmiş 60 yaşında, 65 yaşında giymiş altına kısa bir tane şort, üzerine de bir tane body, aklet giymiş, onunla dolaşıyor adam, ben onu sabah sabah seyretmek zorunda mıyım, ben bunları seyretmek zorunda mıyım, neden toplumu sorgulamayayım, neden toplumun içerisindeki kültürsüzlüğü sorgulamayayım, dinlediğin müzikiyi söyle bana, seyrettiğin sanatçı denilen kimseleri söyle bana, her birisi uyuşturucu müptelası,
her birisi sapkın, sapık, sanatçı dediğiniz kimselerin erkek mi, ne olduğu belli değil, eşcinsel bilmem ne, geçenlerde daha müstehcenlikten toparladılar bir sürü sanatçı denilen insanları, neden ben onları toplumu sorgulamayayım, o toplumda çünkü benim çocuklarım, benim torunlarım, benim gelecek zürriyetim yaşayacak, neden ben toplumu sorgulamayayım, sorguladığım zaman İslamcı harekete mi geçmiş olacağım, yani benim inancıma ters olursa, benim örhüme, adetime ters olursa, ben onu sorgulamayacak mıyım, kabullenecek miyim ben onu,
benim bir bin yıllık bir tarihim var, beş bin yıllık bir tarihim var, bin yıllık kusur bir İslami tarihim var, beş bin yıllık değil aslında, yirmi bin yıllık bir Türk tarihim var benim, ben Türk'üm, o zaman benim adet, gelenek, örf, annelerimi ben sahip çıkmak isteyince, bunun dışına çıkılınca, ben bunu neden sorgulamayayım, sorgulayınca tırnak içerisinde, İslamcı hareket olarak mı nitelendirileceğim, ben eğitimi neden sorgulamayayım, bu okul benim adetime, örfüme, geleneğime, inancıma uygun mu bir eğitim verecek,
eğitim sistemi, yoksa benim inancımı törpülecek, benim inancımı ikinci sınıf vatandaş hükmüne mi koyacak, bu eğitim sisteminde ne öğreniyor benim çocuğum, neden sorgulamayayım bunu, ben hala da Ali topu at, at, Ali at, bunu mu öğreteceksiniz çocuklara, tırnak içerisinde, niçin çocuklar bilgiyi tanımlamıyorlar, liseden çıkan bir çocuk, üniversiteden çıkan bir kimse, çok özür dilerim, zır cahil olarak çıkıyor, neden bu eğitim sistemini sorgulamayayım ben, hiç unutmuyorum, edebiyat fakültesinde dördüncü sınıfa giden,
öğrenciye diyorum, ne okuyorsunuz, benim gözümün içine bakıyor, felsefe okuyan çocuğa soruyorum, felsefeden ne okuyorsunuz, hatta hiç unutmuyorum, dördüncü sınıfta, amak-ı hayali okudunuz mu dedim, nereden biliyorsunuz siz hocam dedi, amak-ı hayali okudunuz mu dedim, Gazali'nin dedim, felsefecilere verdiği cevapları okudunuz mu, hocalarımız onları tavsip etmiyor, ne okuyorsunuz felsefede, kantı okuyorsunuz, ne okuyorsunuz felsefede, sapkın adam neydi o doktor, firavit okuyorsunuz dedim, sen biliyor musun erkeklerin dedim,
niçin kadınların göğüslerine hayran olduğunu, hayır dedi, firavite göre dedim, erkek çocuk dedim, daha emerken annesini dedim, cinsel dürtülleriyle emiyor dedim, kaldı, dedim bunu öğreniyorsunuz, yeni doğan bir çocuk, cinsel dürtülerinden dolayı annesini emiyor, kız çocuğu neden emiyor dedim, cevabı yok bunun firühten, dedim yani bunları okuyorsunuz, ama dedim bir ahmak-ı hayali okumuyorsunuz, Avrupa okuyor, siz okumuyorsunuz, Avrupa mesnevi de okuyor, siz okumuyorsunuz, siz okumuyorsunuz, Avrupa füstüsü okuyor, siz okumuyorsunuz,
Avrupa Arabi'yi sizden iyi biliyor, siz bilmiyorsunuz, hatta düşmansınız, evet, hatta Arabi'yi kafir deyip, damgayı da vuruyorsunuz, şimdi eğitimi sorgulamayacaksın, peki toplumu sorgulamayacaksın, devleti sorgulamayacaksın, ekonomiyi sorgulamayacaksın, yalayıp yutacaklar faizciler, yıllardan beri şu faiz düşmedi ülkede, ben 65 yaşındayım, ben siyasetle 14 yaşında tanıştım, 14 yaşta 25 yaş arası, 10 yıllık ülkücülüğüm var, tabi bugün de 12 Eylül, tam derbe bizim kafamızda patladı, biz henüz daha 19 yaşındaydık, ben de bayımdır ülke ocaklarında,
yönetim kurulundaydım o zaman, normalde sorgulamayacaksınız hiçbir şeyi, ekonomiyi sorgulama, düşünün, yani ben normalde 14-15 yaşındaydım, faiz vardı, 65 yaşındayım, hala da faiz var, hep de faizler yüksek, hiçbir türlü aşağı inmiyor, yani 40 yıldır burada, bu ülkede enflasyon var, 45 yıldır enflasyon var bu ülkede, 50 yıldır enflasyon var, Allah rahmet eylesin, dedem bakkaldı, günde 2000 ekmek satıyordu, enflasyonu bilmiyordu, deftere yazılıyordu, zeytin veresiye, tütün veresiye, pamuk veresiye, normalde, enflasyonu bilmiyordu dedem çünkü,
sonra yıllar içerisinde, yıllar içinde, enflasyon eritti onu da, vefat ettiğinde, bir tane kara bir defter bırakmış, bunu da Mustafa alsın demiş, altınları anneme bırakmış, demiş bunları da Mustafa alsın, bu defter dedim anneme, bu alacakları mı var bunda dedim, ben evet dedi, atıverdim ocağın içine, sağlığında faydası olmayan dedim, şimdi mi faydasını göreceğim, annem ocağın içinden almaya çalıştı da alamadı, ocak harlıydı böyle, kaldı oradan, oradan bir teneke zeytin yağı geldi, adamın birisi geldi, dedi ya, sen dedi,
Ahmet amcanın torunuymuşsun, evet dedim, ya benim ona borcum vardı dedi, dedi, yanlış anlama dedi, bir teneke yağı getirdim, helal et, helal hoş olsun dedim ben de, iyi ki sen, hani dedim, sen namussu bir insanmışsın, sen getirdin, hiç kimse sormadı bile dedim, kime ne borcumuz var diye, şimdi, enflasyon bilmiyorduk, ekonomiyi sorgulama, enflasyonu sorgulama, faizi sorgulama, haksız kazançları sorgulama, devlet kumar oynatıyor, bunu sorgulama, devlet bilmem ne çalıştırıyor, oradan vergi alıyor, bunu sorgulama, sorgularsan,
fundamentalist oldun, İslamcı hareket oldun, o orduyu sorgulama, ya ben can vereceğim, neden sorgulamayayım, ben oğlumu can vermeye göndereceğim, neden sorgulamayayım, yani benim oğlum vatan uğruna, şehit olduğunda, gene dın dın dın, onunla mı gömeceksiniz, tekbirlerle mi gömeceksiniz, öyle dın dın dın diye gömecekseniz, o zaman neden göndereyim, sorgularsan, sorgulanacak çok şey var, ama onu da sorgulama, sivil bürokrasiyi de sorgulama, neden sorgulamayayım, sivil bürokrasiyi, sivil bürokrasi bana haksızlık yapıyorsa,
hukuksuzluk yapıyorsa, rüşvetçilik yapıyorsa, kıyırmacılık yapıyorsa, neden sorgulamayayım, siz valilik yasası, 1923'ten biliyor musunuz, kimse dokunmuyor, hiçbir iktidar dokunamıyor, sorgulayamazsınız, bir vali isterse, bütün ili el koyar, hiç kimse de, valiye neden böyle yaptın diyemez, sorgulayamazsınız, buraya 3 ay kilitledi, mahkemeye verdim, kazandım, bir 3 ay daha kilitledi, bir daha mahkemeye verdim, yine kazandım, istediği anda gelir, kilitler burayı, sorgulayamazsınız, ben mahkemeye verdim diye, çok kızdılar bana,
ben sorguluyom çünkü, Hz. Mevlana'ya anma gecesi yapacaktık, salonu tuttum, kirasını verdim, vali güvenlik gerekçesiyle, yapamazsınız dedim, mahkemeye verdim, kazandım, istediği anda kapatıyor, sorgulayamazsınız, sivil bürokrasiyi de, uluslararası ilişkileri de, sorgulayamazsınız, sorgularsanız, burayı böyle açtım ki, İslamcı hareket dediğimizde, ne olduğunu anlayalım, yani siz yarın öbür gün vatanınız işgale, işgal edilmeye kalkarsa, siz buna başkaldırırsanız, fundamentalist olabilirsiniz, İslamcı hareket olabilirsiniz,
teoretik düzen isteyen olabilirsiniz, o zaman ne yapacağız şimdi biz bunu? Yani batıdan gelen öyle, kelimeler veyahut da böyle, tanımlamalar var, o tanımlamalar bizi böyle, ikinci sınıf vatandaş hükmüne koyuyor, yani siz tesettürü savunursanız, fundamentalist oluyorsunuz, yani siz normalde, bütün peygamberler sakallıydı, ben de sakal bırakacağım derseniz, fundamentalist oluyorsunuz, cız çıplak sakalınızı keseceksiniz, kime göre keseceğiz?
Kim istiyor sakalsız bir toplumu? Hristiyan dünyası istiyor, ne oldu? Sakal İslami bir ölçü çünkü, sünnet, peygamber sünneti, sen peygamber sünnetini işlersen, fundamentalist oluyorsun, peygamber sünnetini icra edeceğim de, fundamentalist ol. Veya kadınlar ben tesettüre gireceğim derse, irticacı, fundamentalist, ha nasıl bir örtü örecek? Kadın başını böyle sıkma, kafa gibi sıkacak, her tarafı böyle meydanda olacak. Aha güzel oluyor. Var ya şimdi öyle, her yerde. 28 Şubat amacına ulaştı. Bunu sorgularsan, tesettür böyle değil, tesettür, kadının yüzü, elleri, ayakları hariç, her tarafını, vücut hatları görünmeden, içi de görünmeden örtülmesidir dediğinde, fundamentalistin sen.
Ama kadınların tesettürüne karışmazsan, tamam modern Müslüman oldun. Dileyen, dilediği gibi, her tarafını açsın, geçsin, modern Müslümansın. Modern Müslüman, tırnak içerisinde nasıl oluyor, onu da bilmiyorum. Veya ılımlı İslam. ılımlı İslam nasıl oluyor, nerelerini kesip atıyorsunuz İslam'ın, neresini yonttunuz, neresini kırdınız, döktünüz de ılımlı İslam haline geldi, cihat. En ölümlüsü bu. Onu da ne yaptılar? Siz cihadı savunamaz hale gelirsiniz. Cihat ne dediğinde, nefsin ne olan cihat. Yani, İngiliz gelsin, buraya işgal etsin, ABD gelsin, işgal etsin, sen ondanla savaşma. İsrail yarın öbür gün, doğuyu, güneydoğuyu, burası bana vaat edilmiş toprak derse, sen onlarla savaşma. Neden? Nefisinle savaş sen.
Bu hale gelirsek ne olacak? Geldi doğuyu, güneydoğuyu, İsrail, ABD, İngiltere'ye işgal etti. Batı'ya işgal etti. Bu ülke ne yapacak? Şimdiden bu sorunun cevabını istiyorum. Ben sohbetlere başladığımdan beri, istiyorum ki bu cevabı. Okuduğum hadislerde, çünkü orada çok büyük bir savaş olacak. Ben hadislerin sahih olduğuna iman ettim. Ben hadislere bakınca, doğuda ve güneydoğuda, ta Konya'ya kadar, hatta Ankara'ya kadar, büyük bir savaşın olacağına dair hadisler var. Peki, İslam dünyasında veya Anadolu Müslümanları, cihat şuurunu kaybederlerse, ne yapacaklar? Osmanlı'ya yaptırdıkları gibi, biz o bölünmeyi, parçalanmayı kabul mü edeceğiz?
Yoksa ölmeyi göze mi alacağız? Cihat mi edeceğiz? Batı derse ki, İstanbul'un batı tarafını, Trakya'da dahil batıya bırakacaksınız. Siz doğuda kalacaksınız. Bu Ayasofya'yı tekrar biz, tiris haline getireceğiz deyip, işgal ederse, bu ülkenin insanları ne yapacak? İçimizdeki sebateistlere, dönmelere, içimizdeki masonlara, içimizdeki Yahudilere, Hristiyanlara, içimizdeki kanı bozuklara, sütü bozuklara uyup, aman ya savaşmayalım, bu zamanda savaş mı olur? Barış güvercinleri uçuralım mı diyeceksiniz? Yoksa işgali kabul mü edeceksiniz? Kültürel işgali kabul ettiğiniz gibi, siyasi işgali kabul ettiğiniz gibi, ekonomik işgali kabul ettiğiniz gibi, sosyal işgali kabul ettiğiniz gibi, çıplaklığı kabul ettiğiniz gibi, fuhuşu kabul ettiğiniz gibi, müstehcenliği kabul ettiğiniz gibi, kumarhaneyi kabul ettiğiniz gibi,
bilmem ne evlerini kabul ettiğiniz gibi, barları, pavyonları, gece hayatını kabul ettiğiniz gibi, kız çocuklarınızın fuhuşa zorlandığı satılmayı kabul ettiğiniz gibi, uyuşturucuyu kabul ettiğiniz gibi, çocuklarınızın 10 yaşında uyuşturucu müptelası olmasını kabul ettiğiniz gibi, işgali de mi kabul edeceğiz? Ne yapacağız? Bir tek paranoyak ben miyim bu ülkede? Bir tek psikoloji bozuk olan ben miyim? Bunu görmüyor muyuz? Yunanistan'da 2-3 tane ABD'nin üssü var, Bulgaristan'da var, yukarı doğru Karadeniz'de var, aşağıda var, bizim güneydoğumuzda var, etrafımız sarılmış vaziyette. Bunu bir tek ben mi görüyorum?
İçeriden sarılmışız, dışarıdan sarılmışız, ekonomik olarak sarılmışız, siyasi olarak sarılmışız. Bunu bir tek mi ben mi görüyorum acaba? O zaman biz bunları karşı gelince, tırnak içerisinde İslami hareket olarak mı nitelendirilecek, sakalımız var diye, ne olarak nitelendirileceğiz? Fundamentalist İslam olarak mı nitelendirileceğiz? Ne olarak nitelendirileceğimiz batıcılar biliyor. Batılı efendiler bizim üzerimize ne elbisesi giydirirse biz öyle anlayacağız. O zaman bu İslami hareket dediğimiz, bu tanımlamayı, bu ocağın tanımlamasının arkasında batı kokusu var. Bu batının borazanı olmuş. Bu batı borazancılığı.
Başka bir şey değil. Batı derken sakın batıya düşman olduğumu zannetmeyin. Öyle bir düşmanlığım yok. Kur'an ve sünnetin dışında bir yapılanma bu. Allah muhafaza eylesin. Şimdi normalde yönetmek istiyor. Evet, bu halkın, bu toplumun insanı, bu halk Müslüman. Bu insanlar Müslüman. Neden inandığı gibi yaşamak istemesin? Hem Müslüman olsun hem faizci mi olsun? Hem Müslüman olsun çok çok özür dilerim. Ben İslam'ım desin hem de kerhane mi çalıştırsın? Hem Müslüman'ım desin hem meyhaneci mi olsun? Meyhaneye laf söylemesin mi? Hem Müslüman'ım desin karısına, kızına dikkat etmesin mi? Herkes her tarafını açsın dolaşsın mı?
Hadis-i şerif çok ağır. Söylemeye utanıyoruz. İnsanlar üzerlerine alınacak diye. Niye karışmamamızı istiyor, karışmamamızı istiyor? Namazını kıl, orucunu tut, haccına git, zekatını ver. Zekatını da vereceksen git Kızılay'a ver. Kızılay'da gınlar diye içsin. Önceden öyleydi. Husis uçak kaldırsınlar. Oraya buraya gitsinler. Ne istiyorsunuz? Haa. İslam'ı sadece bir ibadet dini olarak algılıyorsanız, İslam öyle değil. O zaman ılımlı İslam düşüncesi. Siz de hakim olsun. Yontun yontabileceğiniz yere kadar. Allah'ın yasaklarını koyun kenara. Allah'ın yasaklarıyla alakalı hiçbir derdiniz olmasın.
Kıl beşi bitir işi. Namazınızı kılın. Bakın sizin namazınıza karışan mı var? Demirel öyle diyorlu. Camiler açık. Sizin camiye gitmenize karışan mı var? Camiler açık. Meyaneler de açık. Bilmem ne evleri de açık. Camiler açık. Camiye giden bütün yollar tıkalı. Camiler açık. Beş vakit namazda cami açılıyor. Evet. Ama o camiye gidinceye kadar var ya, şeytani olan bütün yollar açık. Oraya gidinceye kadar kim şey yapacak? Ha camiler açık. Önceden cumaya da gidemiyordu memurlar, işçiler. Cami açık ama. Sıkıntı değil. Allah bizi affetsin. Burayı parantezi kapattık. Ünlü İslam hukukçusu Şafii Maverdi.
Yani Şafii olunca sanki din dışı. Maverdi'nin neredeyse bin yıl önce yaptığı din ve devlet birbirinden ayrılmaz ikizlerdir şeklindeki değerlendirme, Profesör Doktor Ahmet Ocak'ın da ifade ettiği gibi bütün İslam dünyasında geçerli olacak bir siyaset teorisinin temellerini atacaktı. Gazali'nin, Gazali'yi incelemesine bugüne kadar ele aldığımız dini bilgi, siyasi iktidar, medrese, mezhep ilişkisi bakımından önemli bir kapı.
Ancak hani bu pasaça baktığımızda bir ayırdığım bir başlangıç, giriş var. Bir de bir iki noktayı daha ayırt etmekte fayda var. Birincisi din ve devlet birbirinden ayrılmaz ikizleridir. Düşüncesi, Maverdi'nin din anlayışına, devlet anlayışına, siyasi anlayışına uyuyor mu, uymuyor mu, ne kadar uyuyor? Ve bu anlayış sadece İslam dünyasında mı var?
Bir de işin o tarafı var. Yani bin yıl önceki devletleri incelediğimizde, bunları o devletler denklemine baktığımızda, evet Maverdi böyle derken, batı ne yapıyor, doğu ne yapıyor, güney ne yapıyor, kuzey ne yapıyor? O zamanın için devletlerin karşısındaki devletler nasıl bir yol izliyorlar? Bunlar da önemli değil mi? Bence önemli. Tarihi süreçte baktığımızda din ile devletin arasındaki bağ ile ilgili pek çok alim, düşünür, sosyolog, filozof, siyasetçiler hep görüş bildirmişler. Bunu biz ilk çağın, Yunan felsefesine gittiğimizde, öyle ya karşımızda kim var, ne var, kimler ne yapmışlar? Eflatun'a baktığımızda, ideal devlet düşüncesinde, Eflatun'un ideal devlet düşüncesinde, yöneticilere ilk olarak din eğitimi verilmesi gerektiğini belirtmiş.
Eflatun, devleti, erdemli bir toplumu eğitmek için gerekli bir aygıt olarak görmüş. Toplumu eğitmek için, devlet çok önemli bir aygıt, ve o devleti idare edecek olan kimseleri de, ilk olarak, dini eğitim verilmesini öngörmüş. Yani o devleti idare edecek olanlarda bir dini eğitim yok ise, o devlet de adalettir, hukuktur, ne bileyim işte, yönetimdeki zulümdür, bozuk olacak. Yani devletin bu noktada, iyi işleyebilmesi için, devlet yöneticilerinin, iyi bir dini eğitim alması lazım.
biz Hristiyanların dini olarak, yani teolojilerine baktığımızda, o din ile siyaseti iç içe getiren, aziz Agustinus, devleti tanımlarken, Tanrı'nın emirlerini uygulayıcı olarak tanımlamış. Yani devlet, onların diliyle söylüyorum, Tanrı'nın emirlerini uygulayıcı bir aygıt olarak görmüş devleti, Agustus. Ve bakıyoruz, bu tabi, geliyoruz şimdi, Mahverdi'nin, zamanında, coğrafyada, en kuvvetli devlet olan, bizim şimdi, Şia olarak nitelendirdiğimiz, ama İsmailiye ve Fatimiler var.
Şia'nın ayrı kolları, biz oraya baktığımızda, Mahverdi'nin dışında, Mahverdi Ehli Sünnet'in içerisinde, karşıda Fatimi ve İsmailiye devletleri var. Mısır'da Fatimi devleti var. Baktığımızda, Mısır'dan sonra, Suriye'nin bir kısmında ve Irak'ta, İsmailiyeler var. Hatsında bir kısmında da, sonradan, bir kaleyi zapt ettiler ya, Haşhaşiler var. Şimdi baktığımızda, o zaman, onların karşılığı olarak, veyahut da tehlik olarak, Mahverdi bunu düşünürken, karşısında Şia var. E Şia'da da, bir imamet teorisi var. Şia'nın. Ona bakarsak o zaman, Şia'da da, imameti, hem peygamberliğin bir devamı, hem de, imamlarda, peygamberlere has olan, kutsi özellikler yüklemek var.
Bu Fatimilerde ve İsmaililerde var. Bu sonradan ama, Şia'nın içerisinde şu anda, hakim bir görüş var. bu. Yani, o zaman, bu, Fatimilerde ve, İsmailiye'de, öyle bir, imam, devletin başındaki, imam, düşüncesi var. Bu düşünce, üzerindeki, kutsal özellikler açısından, bir peygamber gibi. tabi. Şimdi, bugünkü, Şia'nın durumu da, hemen hemen buna yakın. Ama, Şia'nın karşıtı gibi duran, Sünnilerin ilk devrinde de, bu, normalde, maverdi de de, buna yakın, siyasetin maddi meşruluk kaynakları, seçim, meşveret, şura, ve, beşeri bir sisteme dayanıyor.
Yani, ilk halife, Hz. Ebu Bekir Efendimiz, ben Allah'ın halifesiyim demiyor. Ben peygamberin halifesiyim diyor. Şia imametindeyse, direkt, Allah'ın halifesi olarak görülüyor. Burada bir, tarih içerisinde bir sıkıntı var. Yani, ilk dönem halifelerde, halifelerin, insani olduğu, ve insani yönlerinin bulunduğu, açıkça beyan edilmiş, Hz. Ebu Bekir Osman Ali.
Fakat, sonraki dönemde gelen, ben zaten, İslam'da siyasetle alakalı, bu konuyu çok derinlemesine girdiydik zaten. Sonraki dönem, halifelik noktasında, sıkıntılar var zaten. O yüzden, kabul etmeyip deyip, reddiyeyi bastıydım. Çünkü, sonradan gelen halifelerin üzerinde, Şia'dan etkilenip, sanki onlarda, çok özel, çok husisi, kutsi, elbiseler giydirilmiş. Ve, zaten, Emevilerde, halifelik saltanata dönüşünce, zaten işaret fişeği burada, Emevilerde, hilafet, saltanata dönüştü. Saltanata dönüşünce de, Emevilerde de, meşruluk, peygamberin hilafeti noktasından çıkıp, Allah'ın halifesi noktasına girdi.
Bunlar, ince ayrıntılar. Tabi bunu yaparlarken, hani, Şia var, Şia'nın başındaki imam, Allah'ın halifesi, sünni kesimde, bu, dört halifeden sonra, saltanata dönüşünce, onu da o elbiseyi giydiriyorlar. Ve, bir kısım, Emevi ve Abbasi halifeleri, Kur'an'a, sünnet-i seniye referanslar vererekler, kendilerince, kendilerini de, Allah'ın halifesi görüp, kendilerinin de, metafizik meziyetlerin var olduğuna dair, ibareler gerilmeye başlıyor, dolaşmaya başlıyor.
Ve, saltanat ideolojisi, Emevilerle beraber, İslam dünyasına oturuyor, Abbasi'lerde de devam ediyor bu. Ama Abbasi'lerde artık o, saltanat düşüncesi, zayıflamaya başlıyor. Saltanatla beraber, hilafet düşüncesi. Ve sonra, 1071, Malazgirt'le beraber, yeniden bir toparlanma oluyor, İslam dünyasında.
Aslında 1071'i böyle, böyle, çok derinlemesine, bir, analiz etmek gerekiyor. Yani, 1071 olmasaydı, belki de, İslam dünyası diye, bir şey konuşmuyor olacaktık. Dönüm noktası, 1071. Hem de, büyük bir dönüm noktası. Öyle bir, büyük bir dönüm noktası ki, yani, şu anda, 1071'i öne koyuyorlar. Hani, başladılar böyle, hatırlamaya. Yani, aslında, bütün İslam dünyasının, 1071'i kutlaması lazım. Bakın, bütün İslam dünyasının, 1071'i kutlaması lazım. 1071'de, Malazgirt'e, meydana çıkan, bütün o, Bahadır, cihat erlerini, ayakta alkışlamak lazım.
Kürdüyle, Arabıyla, Türküyle, 1071, bir varoluş, günüdür. Bunun böyle, altını çizmek lazım. Biz, ne yazık ki, Malazgirt'i tam anlayabilmiş değiliz. Ama, sünni kesimde de, hilafet, kavramı, düşüncesi, ve, fiili, tecelliyatı, ne yazık ki, bu benim kendi şahsi, analizim. Şialaşmıştır. Bunun cesaretli, altını çizeyim. Evet. Çünkü, bu, Abbasilerde, daha da, işin haddi aşmış, halifelerin üzerine, halife, denilen şahısların üzerine, hem saltanat, hem halife, ikisi birleşmiş ya, üzerine, metafizik elbiseler giydirmişler.
Hilafet mi, imamet mi? Temel ayrılık burada. Mahverdi'nin zamanına gittiğimizde, sunni anlayış, peygamberden sonra, devlet başkanı meselesi, genel olarak, ümmetin siyasi düzeni ve biat çerçevesinde alınmış, halifeler, hiçbir halifenin üzerine böyle bir şey yok. Vahiy almaz, peygamber değiller. Bakın, bu çok önemli bir ayrıntı. Hz. Ebu Bökür, Ömer, Osman, Ali, Altaylık, Hz. Hasan dönemini, konuştuğumuzda, hilafet olarak, hiçbirisi de, biz, kendilerinin, vahiy aldıklarına dair bir ibareleri yok. bu noktada, ilhamı açıklar, hepsi de, ama, peygamberlik, bitmiştir.
Son peygamber, Hz. Muhammed Mustafa'dır. Şia'dan ayrılıyor, Şia ise, temel çıkış noktası, peygamberden sonra, siyasi ve dini, rehberlik, veya halife, Hz. Ali'nin ve Ehl-i Beyt'in, üzerinde olduğunu düşünürler. Ve, imamiye de, mesele daha da ileri gider. İmamet, sadece siyasi liderlik değil, aynı zamanda, dini bir otoritedir der. İmamiye, imameti dinin esaslarını kabul eder, ama benim için temel sorudur bu.
Ve, onlar için de temel bir soru. Herkes için temel bir soru. Peygamberden sonra, ümmeti kim yönetmeli? Temel soru bu aslında. Yani, bunu herkes kendine sormalı, veya, her klik, kendince bunu sormalı. Peygamberden sonra, ümmeti kim yönetmeli? Sünni cevap olarak, ağırlıklı olarak, ümmetin içerisindeki, ehil insanların, seçtiği bir kimse yönetmeli.
Çünkü, Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali, ve Hz. Hasan böyle seçilmiş. Şia için, bilhassa, Fatimiler ve İsmaililerle, çok keskin bir şekilde, Sünni olarak, ayırılan nokta burası. Onlar diyorlar ki, Allah tarafından seçilen, Ehlibeyt imamları yönetmeli. E bu, imamı insanlar mı seçecek, Allah mı tayin edecek? Bu sefer ikinci soru geliyor. E burada, ayırlık, iyice keskinleşiyor. Tarihi süreç içerisinde. Sünniler diyorlar ki, halifenin belirlenmesi, bi'at ile, seçimle, şuurayla, ehliyetle, fiili, siyasi şartlar üzerinden, üzerinden değerlendiriliyor.
Baktığımız zaman, bunları daha önce de işlemiştik zaten. Size kitap adresi veremeyeceğim şimdi. Yani sanki, bir, kitap bastırdık, ona adres veriyormuş gibi olmayacak. Yanlış anlaşılmasın. Ben kendim de okumuyorum ben. Bizden, sudur eden kitapların, hiçbirisini okumuyorum. ve o kitaplara dönerekten de, bir şey yazmıyorum. Allah beni affetsin. Ben bir şey konuşurum, biter. Arkadaşlar, Allah razı olsun, bu konuda gayret gösteriyorlar, onları kitaplaştırıyorlar. Bana da bastırmak düşüyor. Bazen, benim, bayındır şivesi var ya, İzmir şivesi bende, karışık bir şive var. şiveye dayalı bazı kelimeleri anlayamadıklarından, bu ne demek falan diye, onu soruyorlar kelime olarak.
Başka bir şey bana sormuyorlar. Hadi gari deyince anlamıyor herkes. O yüzden, bizim Yunus'a göre de, Bayındır'ın ayrı bir dili var diyor. Bayındır dili ayrı bir dil diyor. Herkes anlamıyor o dili diyor. Doğru söylüyor. Gerçekten bizim Bayındırlılar kırık biraz. Kendine has dilleri var. Şimdi, İmamiye'de ise, İmamın Allah tarafından tayin edildiği kabul ediliyor. Yani, İmam et, siyasi, beşeri bir makam değil, ilahi tayinle, gelinen bir makam. Bu, Şii ve Sünni, dini ve siyaset anlayışında, çok derin bir ayrılık var burada. Belki de bugüne kadar bunu hiç konuşmadık.
Biz ama, burada derin bir ayrılık var. Anlayış olarak da, tecelliyat olarak da. Çünkü, Şii, bilhassa Şii derken, şunu kastediyorum. Fatimiler ve İsmailiye'yi kastediyorum. Ama, bundan çok etkilendi, Şia dünyası, şu anda da, aynı noktadalar. Sünni anlayışta, halife, veya alim, veya şeyh, mürşid, hiçbir zaman masum değildir.
yani, günahlardan arındırılmış, hatadan, kusurdan arındırılmış bir kimse değildir. Halife de hata yapabilir, alimler de hata yapabilir, veliler de hata yapabilir, ve yanlış yapabilir, iştah adında, isabet etmeyebilir. Burası çok önemli. Sünni anlayışımızda, halife de, mürşidi kamil de, veli de, alim de, imamlar da, masum değildir.
Masumluk karinesi, Hz. Muhammed Mustafa'ya ve peygamberlere aittir. Ben bunu şöyle tanımlarım ya, ben şeyhimin hiç günahı işlerken şahit olmadım. Ben şahit olmadım. Günahı var mıdır? El cevap vardır ve yoktur, Allah biliyor. Benim nazarımda masum değildi hiçbir zaman. İnanışımın gereği bu. Sünni anlayışta hiçbir siyasi otoritede masum değildir. Onu da koyalım bir yere şimdi. Yani bir devlet başkanı, bir parti başkanı, bir dernek başkanı, masum değildir. Yani, günahsız değildir. Sorgulanmaz değildir. O masumiyet karinesi, sadece ve sadece peygambere aittir.
Şimdi bir kısım ehli tasavvuf var, şeyhlerini günahsız görüyorlar. Günah kapısı kapalı onda diyorlar. Sapkın onlar. Hidayete erdirilmemiş insanlar. İmamiye'de ise bizim ayrıldığımız noktalardan birisi odur. Yani, maverdenin ve gazalinin üzerinde durduğu noktalardan birisidir bu. 12 imamın masum olduğu kabul edilir. Yani onların dini rehberliklerinde hata, kusur, yanlışlık, eksiklik yoktur.
Böylece, o imamın, imamiye noktasında oturan kimsenin, sözü, sıradan bir alimin veya siyasetçinin sözü olmaktan çıkar, o kutsal bir söz haline gelir. Dini bilginin kaynağı noktasında da ayrılırız.
Sünni sistemde, sünni anlayışta, dini kaynaklar, hep dilimizde söyleriz ya, Kur'an, sünnet, imamların iştahatı, icma, fıkhi ve akli yöntemlerdir. Kısaca, hani bir meseleye Kur'an'a bakarız, yoksa sünnet-i seneye bakarız, yoksa imamların iştahatına bakarız, yoksa oradaki icmaya bakarız. Hani toplum ne diyor orada? İmamiye de böyle değildir. İmamiye de Kur'an ve Hazreti Peygamber'in sünnetinin yanında, masum imamların söylemleri ve uygulamaları çok önemli bir dini kaynak haline gelir. Bunu şimdi çağrıştırayım mı başka bir yere? Çağrıştırayım. Vatikan kilisenin başındaki kimse söylediği söz İncil'in üstündedir.
İncil'deki bir hükmü kaldırabilir, yeni bir hükmü getirebilir. Papa, Sünni kesimde alimler, bir hadisi, bir ayeti yorumlayabilirler ancak. Yorumlar. Ama Fatimiler'de ve İsmailer'de, imam masum olduğu için, dini hakikatleri kendi nefsinde toplayan bir kimsedir. Onun haricinde bir kimse, dini hakikati yoktur. Bağlan bağlanacak sana diye, bizi burada rahatsız etme.
Biz bir daha ayrılıyoruz tabi onlardan. Çünkü biz Maverdi'nin yaşadığı dönemi eğer biz nelerle uğraştıklarını, Gazali'nin nelerle uğraştıklarını bilmezsek anlamakta güçlük çekeriz. Bizim önümüze bir de şimdi sahabe meselesi çıkıyor. Biz Hz. Ebu Bekir'e, Ömer'e, Osman'a ve onların haliye, biz onların hepsini de severiz sıralaması böyledir. Ve onların hepsini, hilafetlerini meşru kabul ederiz. Biz Hz. Ebu Bekir Efendimizin hilafeti meşrudur, Ömer'in meşrudur, Osman meşrudur, Ali'nin meşrudur, Hasan Efendimizin ki meşrudur. Meşru kabul ederiz.
İmamiye ise Hz. Ali Efendimizin meşru imam olduğunu, halife olduğunu kabul eder. Bundan dolayı ilk üç halifenin hilafetini meşru görmez. Hatta Şia'nın bazı kaynaklarını incelediğimde bunları çok konuşmam ben. Ama Gazali meselesi olunca mecbur kaldım.
Bazı kaynaklarına baktığımızda bazı sahabeler hakkında çok sert sözler vardır. Onlara girmeyeyim şimdi. Hatta bir kısım Şia su içerken lanet olsun Ebu Bekir'e, Ömer'e, Osman'a diye su içer. Ayşe'yi de katar içine. Radiyallahu anh. Bu tabi maverdi zamanında ve gazali zamanında bunlar böyle Ehl-i Sünnet ile akaid noktasında ayrılınan yerler. O zaman burada hani birisi bana öyle demişti de, siz Hz. Ali'yi sevmiyor musunuz dedi. Ben de ona şu cevabı vermiştim.
Dedim ki mesele Hz. Ali'yi seviyor musunuz, sevmiyor musunuz? Değil. Mesele dedim, ümmetin başına geçecek olan kimsenin, ümmetin başındaki otorite kim olmalı? Bunu kim seçmeli? Mesele bu dedim. Öyle deyince durdu. Dedim ki siz hani bu imamiyeyi dedim, Allah tarafından seçildiğini iddia ediyorsunuz. Ve onu kutsal bir kimlik koyuyorsunuz.
Masumluk karinesi var dedim. Türktü. Ümrede konuştuk bunu. Azeri Türklerinden de. O zaman durdu. Dedim, masumluk sadece peygamberlere ait. Bununla alakalı ayeti kerimeler getirebilir mi? İstediğiniz gibi yorumlarsınız dedim ayetleri. Bir ayeti yorumlamak herkese açık çünkü. Herkes kendi cephesinden bir ayeti kerimeyi yorumlayabilir. Onu peygamber üzerinden yorumlamak. Hadisleri o yüzden önem verin. Onu peygamber üzerinden yorumlamak. Onu Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali'nin, sahabelerin üzerinden yorumlamak. Buraya gel dedim. Yoksa bir ayeti kerimeyi herkes kendince, kendi kliyince yorumlayabilir.
Şu anda insanların yaptığı gibi. Neden hadisleri inkar ediyorlar? Ayetleri kafalarına göre yorumlamak için. Çünkü hadisleri inkar edersen, ashabı da inkar edersen, çok özür dilerim. Kur'an kaldığı meydanda, sen ayeti kerimeyi istediğin gibi yorumla o zaman. Bakın ayeti kerimeyi istediğiniz gibi yorumlarsınız o zaman. Siz ilk sufileri kenara atarsanız, siz sufili de kendi kafanızı göre yorumlarsınız.
Oysa gittiğinizde ilk sufilere baktığınızda, beyaz tip İslami'nin geriye bıraktığı parayı söyleyin bana. Sırrın sakatının geriye bıraktığı parayı söyleyin bana. Habibi Acemi'nin geriye bıraktığı parayı söyle. Kaç kilo altın bırakmış geriye? Siz Cüneydi Bağdadi kaç kilo altın bırakmış geriye? Bunu söyleyin bana. Siz baktığınızda onların hayatını geriye çok zengin vakıflar mı bırakmış? Bunu söyleyin bana. Bunları keser atarsanız siz sufili de istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Yorumlayabilirsiniz. O zaman Hazreti Peygamber'den sonra dini otorite kim olmalı ve kim seçmeliydi onu? Sakın şunu düşünmeyin. Ben ehli beyti seven bir kimseyim.
Benim sevgimi de bir başkasının ölçmesine gerek yok. O hadsizliği de kimse yapamaz zaten. Ama Şia sevginin üzerine geçip ehli beyti bir otorit olarak görüyor. Hatta ben o Azeri kardeşe şunu demiştim Medine-i Münevvere'de. Dedim o zaman otorite benim dedim ben ona şimdi böyle bir şataat yaptım.
Nasıl yani dedim. Gidelim dedim Hazreti Resulullah'a soralım dedim. Sen mi otoritesin ben mi otoriteyim dedim. Gençlik de var ya. Gençken şataat yapıyor insan. Böyle kaldı. Eğer buysa dedim otorite. Gidelim soralım dedim. Siz sordunuz mu dedim kendisine. Kaldı. E şimdi yine Fatimi ve İsmailiye'de başlarındaki imamet, yani o imamette oturan kimse hem ehli beyt, hem imametin bütün kutsallığı üzerinde, hem de dini bir otorite.
Yani hem siyasi otorite, hem dini otorite, aynı zamanda da masum. Ve böyle birbirinin içine geçmiş vaziyette bu. birbirinin içine geçmiş vaziyette olunca, burada da ayrılıyoruz biz. Yani Gazali ve Maverdi diyorlar ki, hayır böyle değil. E şimdi bir de bunu böyle incelerken, haydi iş gaybet meselesine girdi. E şimdi Gazali'yi incelerken veya Maverdi'yi incelerken, o dönemdeki gelişmelere hem siyasi hem dini, hem halifelik hem Şia otoritesi, bu merkezde bakmak lazım. Mesela Şia, 12. imamın gaybete girdiğini, Muhammed Hasan el-Mehdi'dir adı, siz şimdi Mehdi deneyince onlar o Mehdi'yi bekliyorlar.
Biz de bir Mehdi bekliyoruz. Sünni kesim de Mehdi bekliyor. Ama Sünni kesimin beklediği Mehdi, Şia'nın gaybet Mehdi'si değil. Arada fark var. Şia 12. imam ortadan kayboldu. Muhammed Hasan el-Mehdi, o tekrar zuhur edecek. Ayrı zamanda. Gaybetlikten çıkacak. Yani kendini gaybetti. Ayrı bir perdeye geçti. Bizim inanışımızda Sünni inanışta ise, Mehdi böyle kendini gaybete koymadı. Ya Mehdi, kıyametin son döneminde çıkacak. Kıyamete yakın zuhur edecek. Ama bu Mehdi, annesinin adı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin, annesinin adından olacak. Babası da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin, babası adında olacak.
Net bu hadis-i şerif. Neden bunları söylüyorum? Hani dönem dönem bizde böyle Mehdi oluşumlar oluyor ya, o yüzden buna bir cevap olsun. Ya kimisi de annesinin babasının ismini değiştiriyor. Kendi ismini değiştiriyor. Gidiyor mahkemeden bunları değiştiriyor o sisi. Yani adam ben şeyhim diyecek, bir de Mehdi'yim diyecek ya, gidip ismini de değiştiriyor. Annesi de mahkemeye veriyor, annesi de ismini değiştiriyor. Babasını mahkemeye veriyor, babası da ismini değiştiriyor. Adamda mehdilik var çünkü. Makam sevgisi böyle bir şey. Adamda şeyhlik sevgisi var. Şeyh olacak ya, kim bana icazet verecek diye bakıyor. Adam Afrika'dan yazıyor. Bana diyor gelsem icazet vereceğim mi?
Almanya'dan yazıyor. Gelsem icazet vereceğim mi? Belçika'dan yazıyor. Gelsem icazet vereceğim mi? Yeni birisi takılıyor. Şimdi İtalya'dan yazıyor. Onun dedesi mi ne bilmem kimi şeyhmiş, böyle bir şeyden en enteresanı da o hoşuma gidiyor. Google'dan çevirilerle atıyorlar ya, çok hoşuma gidiyor. Ben de çeviriden atıyorum. Kelimeler tam çıkmıyor ya, muhteşem oluyor. Şimdi bu da bir ayrı bir makam sevdası. Öyle olunca bizde de böyle Mehdi beklentisi var. Bizde de Mehdi ha çıktı ha çıkacak, kapısının arkasından bir gıcırtı geldi, hocumu çıkacak. Bir ara bizim arkadaşlar gitmişler, aha Mehdi'yi bulduk demişler. O diyormuş valla da ben değilim, billaha da ben değilim.
Ali Karadağ nerede? Ali de gömüyor kendini şimdi. Mehdi muhabbete çıktı, bu muhabbet bana gelecek. Ne diyordu Ali adam size? Yemenli. Sen yapmayın diyor. Sen Mehdi'sin. Yapmayın diyorum ya günah. Adam la diyor, vallahi diyor ben. Mavi diyor. Ene diyor, miskin diyor. La diyor, Ene cedid diyor. Sen de güzelsin diyor. Adam eziliyor, büzülüyor. Bizimkiler yükleniyor. Aradığımız Mehdi'yi bulduk. Bulduk diyor. Bizimkiler adamı rahat bırakmıyor. Bizim telefrikte işte arkadaşlar vardı. Bak, gene bir füze attı şimdi. Arkınıza kadar.
var ya birisi de işte ne güzel oynatıyordu milleti. O da, hani Mehdi andırıyordu. Yok çıktı, yok çıkacak, yok İstanbul'da dolaşıyor falan. Ben İsa nerede deyince, İsa da indi İstanbul'a. O da kendinde değil, o da farkında değildi. Yani bu bir ara Mehdi meselesi baya uzun süre işgal etmişti ortalığı. Biz de o beklenen Mehdi, o Mehdi değil. Böyle dersler yaptık. Mehdi'likle alakalı falan böyle hadisleri topladık falan. Yapmayın, etmeyin. Hani hadisler meydanda diye. Neyse. Şimdi bir, bu hani gaybet meselesinde, bir küçük gaybet var. Bir de büyük gaybet var Şihan içerisinde. Bunlara girmeyeyim şimdi. Bunlara girersem iş daha dozacak. Ve normalde, tabii sohbetin başından itibaren İsmailiye'yi ve aynı zamanda Fatimileri, yani bu Batinicileri hep ayırıyorum Şia'dan.
Ayrı bir bölüm olarak algılanması lazım. Ve Gazali'nin o dönemdeki Batiniye dediği Zümre ve devletle Şia'nın arasında da fark var. Çünkü. Yani bunun ayrıca incelenmesi lazım. Yani bizim kalkıp burada şimdi Batiniye'yi komple indirmemiz lazım aşağıya. İsmailiye'yi komple indirmemiz lazım aşağıya. Fatimi devletini komple aşağıya indirmemiz lazım. Gazali'nin dönemini iyi anlayabilmemiz için. E tabii Gazali'nin burada mücadele ettiği, karşı durduğu ve tabiri caizse hani öyle tabir ediyorlar ya acımasız eleştirdi diye konuştukları şey İsmaili-Batini hareket. Bu iki hareketi Gazali çok eleştiriyor.
Tabiri caizse yerle yeksan ediyor. Eleştirmiyor. E şimdi Fatimi devleti Mısır'da İran'da da İsmaili bir davet var. Orada da farklı bir oluşum var. E bir de Hasan Sabbah'ın Alamut merkezli bir oluşumu var. Bakın Gazali'yi anlamamız için bu üç oluşum önemli. Maverdi, Gazali, Nizamiye medreselerini bu minval üzerinde bizim durmamız gerekiyor. E şimdi Gazali zaman zaman da bunlara karşı değişik kitaplar yazmış kendi zamanında. Zaten Abbasi Selçuklulu ve Osmanlı.
Osmanlı'yı çok katmamıza gerek yok ama Osmanlı'nın zamanında da sıkıntı var. İsmailiyelerle, Batinilerle, Fatimilerle yani Doğu'da Şah Hasan ve oğlu Şah İsmail ile alakalı Osmanlı'nın da sıkıntı var. Aslında Şah Hasan da Türk oğlu Şah İsmail de Türk. Onlar farklı siyasi organizasyon. Ama Gazali kendi zamanında Fatimi, İsmail'i siyasi, dini mücadelesini veriyor. Arkasında bu mücadeleyi verirken Abbasi ve Selçuklu var. bu mücadelenin içerisinde çünkü Abbasi ve Selçuklular İsmail'i ve Batinli'ye karşı siyasi bir mücadele veriyorlar. E tabi İsmail'i bir inanışta, düşüncede zahir ve Batin ayırımı da çok önemli.
Buna Sünni kesim de inanıyor. Hani Kur'an'ın bir zahiri bir de Batini anlamı var. Ama normalde tabi İsmail'i de ve Batin'i de ve Fatim'i de bunu anlayan bunu anlayan ancak İmamiye'ye makamında oturanlar ve Da'iler. Şimdi Da'ileri neden koydum biliyor musunuz? Da'i bu ayrı bir sistem. Şimdi Türkiye'de de Da'i olduğunu iddia eden ve Da'i makamında oturan kimseler var. Bunları şöyle takip edeceksiniz. Da'i makamına oturan kimseler öldüklerinde Hacı Bektaş'ın oraya defnediliyorlar.
Son defnedileni bilin bakalım. Cumhuriyet yazarıydı. Evet. Çünkü Da'ilik İsmail'inin Batinili'nin içinden çıkan farklı bir otorite. Onlar da İmamiye makamında gibiler. Onlar da Kur'an'ın batini manasını biliyorlar. Ve asıl ilim olarak onu görüyorlar. Ve Türkiye'de bir kısım şimdi ismini Alevi olarak nitelendiren bir kesim var. Klik var. O kliğin içerisinde Da'iler var. Ve o Da'ilerin başında baş Da'i var. Yapılanma olarak tabi bu böyle açıktan konuşulmuyor. Bunlar aynı böyle Hasan Sabbah yapılanması gibi Batini İsmail'iye Fatimi yapılanması gibi bu yapılanma gizli.
Bu yapılanma açıya çıkarılmıyor açıklanmıyor da. Bunlar bizim Anadolu'nun gizli oluşumları. Ama bunlar genelde bu da'i kesim İstanbul'da takılıyor. Zevk-i sefa içerisinde. Bunlar böyle üst seviyedeler. Bunlar devletin değişik kademelerinde var. Siyasetin değişik kademelerinde var. Dini oluşumların içerisinde değişik kademede olanlar var. Bunları o Da'ilik sistemi gizlilik üzerine kurulu ve o Da'iler atama yapıyorlar. Sen şuraya gideceksin. Sen buraya gideceksin. E şimdi bu Da'ilik makamından esinlenerekten bir kısım tarikat yapılanmaları var.
O tarikat ve cemaat yapılanmaları da böyle bir gizlilik içerisinde yürütüyorlar. Bunu hiç kimseye söyleme. Gizli bir şekilde evliliklerini kendi aralarında yapıyorlar. Ticaretlerini filan böyle organize ediyorlar. Kim nereye olacak onları organize ediyorlar. Bunlar aslında ta baktığımızda İsmailiye'ye Fatime'ye kadar Batinilere kadar kökleri gidiyor bunların. Bunlar böyle tapınak şövalyeleri gibi. Benzetmemi hoş görün. Ülkemizde de tapınak şövalyeleri var. Çok enteresan bir topraklarda yaşıyoruz. Bunları bilmek insanın canını acıtıyor. İşin bir de bu tarafı var.
Evet. O yüzden Batini manada ancak imamiye ve dailer Kur'an'ın batınını anlayabilirler ve çözümleyebilirler. Onun dışında hiç kimse anlayıp çözümleyemez. Onlar da bu ilmi halka açıklamazlar. Ancak daillere açıklayabilirler. Bu halka açıklanacak bir ilim değildir. Sünni kesimde ise bizim için batini tevil tevil şeriatın sınırını geçemez. Yani siz namazı batini olarak tevil edip namazı ibadet değildir diyemezsiniz. Şimdi salvolar gelsin.
Siz şimdi namazı batini bir tevil içerisinde ne yani yatıp kalkmak mı namaz diyemezsiniz. Siz yine bir dahiliye soyunmuş Müslümanmış gibi görünen bir kimsenin namazı bu ümmetin başına bela ettiler diyemezsiniz. Siz şimdi yine dahiliye soyunmuş bizdenmiş gibi sünniymiş gibi görünen bir kimsenin namaz teferruattır. İşin özü değildir veya ibadetler teferruattır. İşin özü değildir diyemezsiniz. Siz sahirde kaldınız. İşin batını böyle değildir diyemezsiniz. Bu işin batini ilmi bizde bizden başka hiç kimsede yok diyemezsiniz. O yüzden Gazali'nin burada durduğu nokta şu Gazali diyor ki evet Kur'an'ın bir batini tevili bir de zahiri tevili vardır ama siz şeriatı Ahmediye'nin üzerine çıkamazsınız.
Bunun dışına da çıkamazsınız diyor. Bizim namazımız kılındı diyemezsiniz yani. Bizim orucumuz tutuldu diyemezsiniz. Namazdan kasıt bu değil. Namazdan oruç açtırmak değil. Namazdan kasıt oruçtan kasıt haçtan kasıt gidip o taşı tavaf etmek değil diyemezsiniz. Gazali burada Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye azı dişiyle sımsıkı yapışmış tabiri caizse bir İslam kalesi gibi duruyor.
Tabi bir de Gazali'nin ayrıldığı noktalardan birisi kendi zamanında İslami talimle alakalı. E İsmail'ler kendilerine diyorlar ki dinisiz ancak masum bir imamın öğretisiyle öğrenebilirsiniz. Ancak masum bir imamdan siz dinin hakikatini alabilirsiniz. Sizin kişisel düşünceniz olamaz, kişisel bir noktada duramazsınız, siz kendi kendinize bir şeyi tevil edemezsiniz, siz bunu anlayamazsınız.
gazali de benim o Azeri'ye sorduğum soruyu soruyor kısaca masum imamın kim olduğunu nereden biliyorsunuz diyor. Ben öyle sordum çünkü. Dedim ki masum imamın kim olduğunu nereden biliyorsunuz? Manevi olarak elinizde bir delil var mı? Bunu neden soruyorum o zaman için? Diyorum ki biz bir şeyhe intisap edeceğimizde rüyamızda görürsek intisap ediyoruz. Ölçü. Eğer o şeyhi rüyamızda görmüyorsak o şeyhin o mesele ehliyetle olup olmadığı değil, bizim onda nasibimizin olup olmadığına bakıyoruz. O çok ehliyetli bir kimse olabilir ama biz onu rüyamızda görmediysek o günkü anlayışım inanışım o, bugün de anlayışım inanışım o.
O çok ehliyetli bir kimse olabilir ama ben onu rüyamda görmediysem benim nasibim onda değil. Ben başka bir yere bakacağım o zaman. Manevi olarak ben onu rüyamda görmeliyim. Ben onu rüyamda görürsem evet benim manevi rehberim, manevi bu noktada nefis meratiplerini beni atlatacak olan kimse bu. Ben onu rüyamda görmezsem o zaman benim manevi rehberim o değil. Ben manevi rehberimi aramaya devam edeceğim. Dedim masum imamın kim olduğuna dair sizin elinizde böyle bir ölçü var mı? Biz sufi olarak bizim elimizde böyle bir ölçü var. Hz. Muhammed Mustafa'nın şekline şemaline şeytan giremez. Beytullah'ın şekline şemaline şeytan giremez. Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali Hz. Hasan Hz. Hüseyin Efendimiz'in aşere-i mübeşşerinin sahabelerin büyük sahabelerin şekline şemaline şeytan giremez.
Abdülkadir Geylan Ahmet El Rufay Ahmet El Bedevi İbrahim Duz Şeh Hıbı Hasan Ali Şaz Ali Şah Nakşimendi Şah Mevlana Şah Hacı Bektaş Veli Hacı Bayramı Veli bu tip büyük zatların Üftade Emir Sultan Hazretleri gibi büyük zatların şekline şemaline de şeytanın giremeyeceğine inanıyoruz biz. Sufi olarak ehli sünnet olarak düşündüğümüzde de Hz. Peygamber şemaline şeytan giremez hadis var bu konuda Allah'a itaat edin Resul'üne itaat edin ee o zaman Resul'un şekline şemaline şeytan girerse o zaman nasıl itaat edeceğiz burada sıkıntı olur Azeri kardeş dinliyor beni o zaman siz imamın masumiyetinin bir masum olduğuna inanıyorsunuz iki masum imam kim bunu manevi olarak Hz.
Peygamber mi atadı elinizde bu konuda delil var mı tabi o Azeri kardeş mühendis kendisi tanıştık Tebrizli mühendis kafası var kendisinde tabi ben bunları konuşunca hemen böyle aritmetik yapıyor matematik yapıyor bana cevap da veremiyor Gazali'ye de cevap veremediler aynı soruyu Gazali de soruyor çünkü şimdi ben dinimin hakikatini masum bir imamdan öğreneceğim o kimsenin masum olduğuna inanmam lazım önce ve o kimsenin seçilmiş olduğuna inanmam lazım benim için metafizik bir hani manevi bir delil lazım bana o manevi
delil olmazsa o zaman bu işte sıkıntı var ben şeyhimden de öyle öğrendim Mustafa bir zat hakkında hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle görürse o işaret ederse sahihtir o kimsenin şeyhli bir topluluk bunu böyle görüyorsa daha sağlam bir sahihlik vardır eyvallah benim bir başkası ilgilendirmiyor o zaman ehli sünnetle İsmaili'ye yine ayrıldı bizim Gazali'nin tezini Kur'an sünnet imamların iştahı bizim için dini öğrenmemize yeterli işin tasavvuf sufili kısmısa evet velilerden öğrenirler mürşid-i kamillerden
Gazali buraya reddetmiyor zaten Gazali buraya da e koyuyor orta yere ölçüyü şimdi İsmaililerden ayrılan bir yer daha var herhangi bir dini metinde akli bir çatışma çıkarsa İsmaili Batini Fatimi bunları böyle üçlü söylüyorum aslında İsmailidir hepsi de köken olarak onlar masum imamın bu çatışmadan bu paradokstan kurtulacağına inanır Gazali ise böyle düşünmez
Gazali der ki doğru bir akıl yürütüme ve doğru bir delille bu mümkündür bizim normalde daha önceki konuşmalarımızı atıfta bulunursak mantık delil kesin bilgi bizi o paradokstan kurtarır ama İsmaili'ye de kurtarmaz o masum iman hakiki bilginin sahibidir o paradokstan ancak o kurtarabilir Gazali'nin bu noktada İsmaililerle çatışmasında en önemli noktalardan birisi de bilginin kaynağı ile alakalıdır çünkü İsmailer derler ki
bir imamiye meşru bir dini otorite ve siyasi otoritedir derler Sünniler ise Gazali zamanında Abbasi Halifesini meşru kabul ediyorlar ve normalde Selçuklular da Abbasi Halifesini meşru kabul ediyorlardı bir dönem o yüzden burada Halife Sünni mi Şii mi tartışması çıkıyordu ortaya Abbasiler ve Selçuklular Sünni olanı tercih ettiler ama orta yere bir çatışma çıkıyordu çatışma
şuydu Gazali'nin zamanında aslında şimdi de var o çatışma örtülü bir şekilde var İslam toplumunun meşru meşru dini ve siyasi otoritesi kim şu anda İslam dünyasında bu derinlemesine çatışma halinde o günde vardı bu çatışma Müslümanların dini ve siyasi otoritesi kim veya hangi devlet Fatimiler ve İsmailiye batini kesimi diyordu ki bu dini ve siyasi otorite Allah'ın atadığı seçti imamiye ve dailer ama Sünniler de diyorlardı ki başımızda
bir halife var Sünni Abbasilerden de o zaman için halifemiz o diyorlardı ve halife ve imamiye tartışması da derinlemesine böyle ayrıktı E şimdi maverdi din ve devlet birbirinden ayrılmaz ikizlerdir düşüncesi bu meselelere baktığımızda gerçekten maverdinin dediği noktada böyle ayrılmaz ikili miydi? yani buraya kadar geldiğimizde iki tane önemli iddia çıktı hem de ocakın deyimiyle yani dini otorite ve islamcı siyaset yalnızca ibadet alanıyla yetinmeyip hayatının bütününü mü düzenlemek istiyor? Bunun klasik teorikteki sistemi maverdenin temsil ettiği dini siyasi yönetim anlayışında gerçekten bu noktada maverdi ne yapıyordu?
yani baktığımız zaman maverdinin ahkamüs sultaniyesine en önemli siyasi ve devlet çalıştırmada en önemli eserlerden birisi ve eserde sadece namazdan oruçtan bahsetmiyor devlet başkanlığından bahsediyor nasıl olmalı? vezirlikten bahsediliyor vezirler nasıl olmalı? valiler nasıl olmalı? kadılar nasıl olmalı? kamu düzeni nasıl olmalı? ordu nasıl olmalı? ordunun cihattaki görevleri nelerdir? vergiler nasıl olmalı? zekatlar nasıl olmalı? kamu maliyesi nasıl olmalı? bugünkü dilde topraklar nasıl yönetilmeli? divanlar yani bugünkü bakanlar kurulu nasıl olmalı? suçlar neler? bunun cezaları nasıl olmalı?
gibi çok geniş bir yönetim alanını alıyor yani bu okuduğumuz pasaj bir devletin dini ve hukuki düzeninin nasıl olması gerektiğiyle alakalı bize bir mesaj veriyor ama burada kritik nokta şu maverdi bu yönetimin hepsini de dikkat edin buradaki tespitime dini otoriteler tarafından olması gerekir demiyor maverdi buradaki durduğu nokta Mustafa Özbağca sıraladığım bu işte ordu vergi zekat kamu maliyesi kamu düzeni
kadılık valilik vezirlik devlet başkanlığı bunların hepsini topladığımızda maverdi de şu tespit yok her şeyi doğrudan din adamları yapsın ben göremedim ocak görmüş bunu demek ki ben göremedim inceledim maverdi'nin bu kitabını biraz maverdi abbasideki abbasilerin hilafet otoritesi zayıfladığında aynı zamanda da siyasi otorite zayıfladığında bunu nasıl yeniden canlandırabilir diriltebiliriz diriltebiliriz bunu nasıl meşru bir şekilde amacına ulaştırabiliriz
derdi var maverdi'nin çünkü zayıflamış bir siyasi ve halifelik otoritesi var abbasilerde bu otorite zayıflayınca kargaşa kaos anarşi hakim oluyor devlete ve millete e burada burada o zaman maverdi'nin din ve devlet birbirinden ayrılmaz ikizlerdir sözüne bakarken tarihi süzgeçten geçirdiğimizde dinin ve siyasetin birbirini desteklediği bir kavram olarak önümüze çıkabilir tarihi süreç içerisinde ama maverdi'yi bu kısa cümleye hapsetmekle maverdi'ye o haksızlık olmuş olur kanaatimce maverdi'de benim edindiğim
temel fikir şu ümmetin dinini koruyacak ve dünyevi işlerini yönetecek bir siyasi otorite lazımdır onun bu anlayışında hem siyasi otorite hem de din birbirlerini yönetim açısından bağımsız iki alan değil birbirlerini desteklemeleri gerekir fakat bu maverdi'de devletin her alanını her kurumunu alimler ulemalar din adamları yönetecek diye bir buradan kaide çıkaramayız ben çıkaramadım maverdi'nin çünkü bu
kitabına baktığımızda halife var vezir var vali var kadı var askeri ve idari görevliler var bunların görevleri de yazılmış ve nasıl olmaları gerektiği de yazılmış burada bugünkü batılıların dediği gibi teokratik bir ruhban sınıfı koymamış maverdi çünkü bu sünnet-i seniyye de aykırı ama yöneticilerde ve yönetimde dini bir meşruiyet aramış mı evet bu islamın emri zaten e gazali konuşuyoruz şimdi asıl önemli noktalara geliyoruz yani maverdi ile gazalinin arasında yaklaşık yüz yıllık bir zaman var tarihsel sürece baktığımızda
maverdi'nin öldüğü sene gazali doğuyor yani gazali maverdi'nin oluşturmuş olduğu siyasi ve otorite düşüncesinin devamı gibi de görülebilir ama gazali de öyle devamı gibi de görünmüyor yani maverdi'nin döneminde özellikle abbasilerde siyasi ve halife noktasında dini otorite sarsılmış bu noktada tabi o bu gerilemeden bu sarsılmadan kaosik bir sistem çıkmış ortalaya gazali ile sünnilik iyice neşvi neva bulmuş tabiri caizse güçlenmiş nizamiye medreseleri kurulmuş bu sebeple gazali
sadece böyle bir filozof eleştirmeni gibi görmek de uygun değil çünkü gazali sünni sistemin oturması için de mücadele etmiş medreselerin oturması için mücadele etmiş maverdi'nin devlet teorisi var nizami mülkün siyasi pratiği var gazali'nin de dini ve tasavvufi sentesi var bunların hepsine baktığımızda sünni dünyada bir böyle yeniden bir ihya hareketi oluşuyor buradaki o ihya hareketinde gazali'nin rolü neydi diye baktığımızda maverdi siyasi otoritenin hukuki çerçevesini sistemleştirmeye çalışmış nizamül mülk sıkıldınız
tabi biraz bugün bu akşam ama nizamül mülk bu düzenin kurumsal ve siyasi altyapısını güçlendirmiş medrese sistemi çok önemli nizamül mülkün sisteminde gazali de itikadi fıkhi ahlaki tasavvufi alanını güçlü bir sentez yaparaktan orta yere koymuş hani biraz geriye döndümde gazalici gazali'yi sadece iktidarın emrinde yazan bir devlet ideologu olarak da düşünmemiz bence çok sığ bir şey olur bence en tartışmalı yer şurası pasajdaki bütün islam dünyasında geçerli olacak bir siyaset teorisinin temellerini atacaktı bu çok geniş
bir güncelleme olmuş genelleme olmuş çünkü islam tarihinde sadece böyle bir siyasi oluşum yok maverdinin sünni hilafet teorisi şianın imamet teorileri farabinin enteresandır filozof hükümdar anlayışı ibni haldun'un asabiyet ve devlet teorisi tırnak içerisinde söylemek gerekirse ehli tasavvufun siyaset düşüncesi hiç konuşulmamıştır sünnilerin içerisinde ayrı şianın içerisindeki ehli tasavvuf düşüncenin siyaset ve devlet anlayışı hiç konuşulmamıştır Osmanlı'nın fiili olarak hem halifelik
hem sultanlık modeli bunların hepsini ayrı aynı incelediğinizde baktığınızda tek bir sistem çıkmaz buradan tek bir sistemi çıkartmanız mümkün değil mesela Türkiye'nin bugünkü Cumhuriyet demokrasi layıklık ve Diyanet İşleri Başkanlığı bu sistemi baktığınızda bu İslam dünyasında bugüne kadar hiç görülmüş denenmiş bir sistem değildir ama sonuçta bir de sistem var orta yerde hani sorgulanmayan araştırılmayan bu konuda neyin ne olduğunu bilinmeyen bir sistem var Mısır'a baktığımızda ayrı Ürdün'e baktığımızda ayrı Fas, Tunus,
Cezayir bunlar ayrı İran'a bakıyoruz ayrı Türkiye Cumhuriyetlerine bakıyoruz ayrı bunların hepsinde sistemleri farklı farklı dine bakış açıları farklı devlet otorileri farklı yani böyle binlerce yıl devam edecek bir hiyerarşik sistem çıkmamış orta yere veya bir sistem çıkmamış orta yere hatta çoklu sistem var çok zengin bir sistem var Pakistan'da kendisini İslam Cumhuriyeti görüyor Afganistan İslam Cumhuriyeti görüyor kendini İran kendisini İslam Cumhuriyeti görüyor Suudi Arabistan kendini İslam Cumhuriyeti görüyor
Ürdün İslam Cumhuriyeti Mısır İslam Cumhuriyeti olarak görüyor kendini bizde kendimizi İslam görüyoruz her ne kadar 28'de devletin dini İslam'dır ibaresi kaldırılsa da yerinde duruyor gene o her ne kadar devletin hiçbir sisteminde dinilik yok ise de o zaman maverdi böyle bir kapı açtı maverdiden sonra herkes bu kapıdan geçti ya bu biraz böyle çok aşırı bir genelleme geldi bana o yüzden yani hele bilhassa şu anda İslam dünyasında maverdiyi tanıyan bile yoktur yani çok azdır yani gitsen birisine desen ki maverdinin arkasında
şu vardı bu vardı kimse bilmez ama normalde baktığımızda hani o zaman Kur'an bu devlet modeline nasıl bakıyor diye baktığımızda mesela Kur'an'ı açsanız baksanız araştırsanız siyasi olarak Kur'an size tek bir model vermez yani ayrıntılı bir devlet modeli vermez size yani Kur'an size baktığınızda der ki adaletle yönetin şuura ile yönetin emanetle yönetin istişareyle yönetin zulmetmeyin yöneticilerin sorumluluklarına bakar e şimdi öyle baktığımızda yani Kur'an bize salt devletin yönetimi şöyle olacak demez bize e şimdi
bir sürü ayet-i kerime de almışım bunları destekleyen onların işleri aralarında şuura iledir şuura ayet 38 Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder Nisa 58 yani böyle baktığımızda Kur'an bize devletin yönetimi şu sistemde olacak diye bir şey önermez bize ahlaki olgular vardır ahlaki kurallar vardır onları bize önerir e bunun içerisinde İslam dünyası içinde bağlayıcı bir etkendir değildir ayrı bir tartışmadır Medine meslekası vardır Hz. Muhammed Mustafa'nın
Medine'ye hicret ettiğinde ilk anayasa gibi algılanır bu Medine anayasasına baktığımızda bizim önümüzde çok enteresan bir şey çıkar e şimdi Medine anayasasına baktığınızda Hristiyanların ve Yahudilerin ve Müslümanların Medine'de ortak yaşadığı bir anlayış çıkar ortaya yani kısaca incelediğinizde işte Medine'yi dışarıdan gelecek olan saldırıları ortak savunma çıkar ortaya e şimdi bu maddelere baktığımızda bu şimdi İslam dünyasında ortalık yer yerinden oynar mesela Hristiyanlar da Yahudiler de dini özgürlüklerinde serbesttir
Medine'de bakın din özgürlüğü vardır Medine vesikasında Müslümanlar da Yahudiler de Hristiyanlar da dini özgürlüklerini yaşar Medine vesikasında enteresan bir şeydir bu ve Medine vesikasında mesela güvenlik ön plandadır ortak savunma ön plandadır adalet ön plandadır ve adalet Hristiyanlara da Yahudilere de tam anlamıyla adalet sağlar baktığımızda Medine vesikasına şu anda dünya üzerinde hiçbir devletin uygulayamadığı özgürlükler vardır Medine vesikasında şu anda dünya üzerinde hiçbir ülkenin uygulayamadığı özgürlükler vardır
siz bugün bir Müslümanın Müslüman olmayan halkların içerisinde özgür dini özgürlüğünün var olduğunu söyleyebilir misiniz söyleyemezsiniz Medine vesikasında Yahudilerin ve Hristiyanların yani İslamın dışındaki inanışların hür bir şekilde özgürlüğü vardır o zaman Kur'an'ın bizden istediği devlet sisteminin en önemli olgularından birisi adalettir dini özgürlüktür güvenliktir ahlak önde gelir o zaman hani sıralarım ya ben bunu devlet benim akıl
emniyetimi almak zorundadır can emniyetimi almak zorundadır din emniyetimi almak zorundadır mal emniyetimi almak zorundadır namus emniyetimi almak zorundadır bu emniyetler devletin görevi olmalıdır benim canıma kasteden insan 5-6 yıl yatıp çıkıyorsa malımı dolandıran bir kimse bir kapıdan girip öbür kapıdan çıkıyorsa hırsız bir kapıdan girip öbür kapıdan çıkıp 38 tane hırsızlık dosyası olan ortalıkta dolaşıyorsa mal emniyetinden bahsedilmez hepimizin kardeşi olabilir hepimizin hanımı olabilir kızı olabilir akrabası
olabilir velev ki fuhuş bataklığına düşürüldüyse onun namusunu da devlet korumak zorundadır onu bilmem ne evlerine yazdırmak zorunda değildir orada çalıştırmak zorunda değildir namus emniyetini almak zorundadır benim mal emniyetimi alacaksa o zaman enflasyonu durdurması gerekir yoksa bu mal bugün 5 liraysa 10 yıl sonra da 5 lira olmalı 10 yıl sonra da 5 lira değilse mal emniyeti yoktur enflasyon denilen canavar senin malını ütüyordur senin paranı ütüyordur din emniyeti yoktur ben din olarak kuran ve sünneti yaşamak
istiyorum birileri kalkıyor hadislerin hepsi de sahih değildir hepsini de atmak gerekir deyince benim din emniyetimde kalmıyor velhasıl kelam bu hani ocağın söylediği değil dişmişe kısacası önümüzdeki hafta devam edeceğiz yeni bir pasajda peki bu pratıya nasıl geçecek diye evet yani normalde pasajın sonu şöyle bitiyordu orayı da alayım birbirini tamamlasın baya uzun konuşmuşum bugün hakkınızı helal edin helal edin konuyu bitirmeye gayret ettim çünkü yoksa yarım kalırsa anlaşılmayacak diye korktum islam dünyasında geçerli olacak
bir siyaset teorisinin de temellerini atacaktı diye burada kaldık ama islam dünyasında böyle bir temel ne yazık ki atılmış olarak kabul edemiyoruz bu pratiğe nasıl geçilecek nasıl olacak inşallah önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah bitireceğiz bu gazali bitecek inşallah o yüzden bizim Hakan kardeş Allah razı olsun uzun bize bir sohbet silsilesi çıkardı gazaliyle yatıp kalkıyoruz maşallah bitiremedim bir türlü böyle giderse de zaten kendi kendime aslında bunu konuşurken şunu da konuşmamız lazım
bunu söylerken işte şunu da dememiz lazım diye bir sürü girintiler çıkıntılar aklıma geliyor o girintiler çıkıntılar aklıma gelince de ortalık dağılıyor evet bu pratiği nasıl geçilecek bunu da Profesör Ocak şöyle anlatır devlet ve İslam'ın bu iç içe geçişi İslam öncesinde dönemden beri yani Gök Tanrı'nın bahsettiği kut sayesinde halkın saadeti için hükümran olduğunu ve bizzat Gök Tanrı tarafından seçildiğine inanılan Kaan ve Hakan'ı İslam'ın kabulüyle birlikte bütün mahlukatın kendisine sığındığı Allah'ın yeryüzünde
gölgesi yapmıştır artık Türk Sultanları Timur'un türbesinin iç duvar kuşağında muhteşem altın yazılı sülüs hatta vurgulandığı üzere kendilerini itaatin Allah'a itaat kendilerine isyanın Allah'a isyan sayıldığı aynı zamanda yüce bir manevi otorite bir adım sonrasında ise Allah'ın yeryüzündeki halifesidirler Profesör Ahmet Ocar Yaşar Yaşar Ahmet Yaşar Ocak 2017 bu alıntıyı almış burası çok su götürecek herhalde burası da bizi bir iki hafta daha oyalayacak hakkınızı helal edin bizden yana da helal olsun geç bıraktığım
için hakkını helal etmeyen varsa hakkını şimdiden söylesin hani öyle bir baba yeti çıkacak mı falan diye böyle bakılıyor mu öyle değilim Allah bizi affetsin olur mu olur birisinin işi gücü vardır sen beni geciktirdin ben ne güzel sema izleyecektim burada diyebilir o yüzden hepinizde haklarınızı helal edin helal olsun benden yana zaten helal bu noktada sıkıntı yok belirtmeme gerek de yok

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi