Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Ağustos 2026 · 1:27:30
Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâlemennehu, La ilâhe illâh, selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı, hakkı, batılı, batıl bilenlerden eylesin, Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, namusuna, şerefine, kanına, canına, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak o tecavüzcülerden Müslümanların intikamını aldırsın. Bu tecavüzcüleri yerle eksan eylesin, onları kahri perişan eylesin, İsrail'i yerle eksan eylesin, destekçilerini yerle eksan eylesin, Nuh Aleyhisselam'ın dediği gibi bütün kafirlere hidayeti mümkün ise hidayet eylesin, hidayeti mümkün değilse hepsini de kahri perişan eylesin, İslam alemine birlik, beraberlik, dirlik nasip eylesin, İslam alemine kuvvet nasip eylesin, kafirlere karşı galibiyet nasip eylesin,
Yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar bütün Müslümanlara cihat ruhunu, cihat aşkını nasip eylesin, ecmain. Geçen gazali sohbetinde felsefecilere hangi konularda cevap veriyordu, nerelerden ayrılıyordu, onlardan bahsetmiştik, bu hafta yetiştirebilirsek hem o felsefecilere yol ayrımını anlatmaya devam edeceğiz, hem de bizim Yunus dedi ki biraz da gazalinin mantığına girerseniz dedi, biraz da hani biraz demedi de ben biraz gazalinin mantığına gireceğim, çünkü geniş bir mesele, ayrı bir ders olarak yapmak lazım, biraz böyle kurcalayınca ortalığı, ama yine de ana hatlarıyla toplamaya çalıştım.
İnşallah bu akşam normalde ikisini toplayabilirsek, toplayacağız, toplayamazsak bıraktığımız yerde bırakacağız, önümüzdeki hafta devam edeceğiz, ama herhalde ben böyle birkaç haftada toplanacak diyordum, yine birkaç haftada toplayamayacağız herhalde, daldık bunun içerisine, kara düzen gibi normalde inşallah buradan çıkacağız. Allah'ın izniyle inşallah derleyeceğiz, toparlayacağız, güzel bir gazali çalışması olarak yine arkadaşlara, kardeşlere derli toplu bir çalışma inşallah kalacak. Bunu böyle yolun başında böyle düşünmüyorduk ama bizim hep böyle, yük yolda düzeliyor bizde, yörük atı sözüdür, denk yolda düzelir derler. Bizimki de yolda düzeliyor her şey, inşallah bu da yolda düzelecek.
Allah'tan bir şey gelmezse. Bir kısa soru var, buna da bir baştan cevap veriverelim. Ondan sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an-ı Kerim'i neden hayattayken kitaplaştırmamıştır demiş kardeşimiz. Hafızlar vardı, o zaman için çok geniş topraklara sahip değildi İslam devleti. Ama normalde yazılıydı Kur'an-ı Kerim. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Kur'an ayetlerinde yazdırıyordu. Hangi sure, hangi ayetler, hangi sahabenin elinde bu biliniyordu. O yüzden normalde bu ayetler, Kur'an kitaplaştırılırken de o sahabelerin elindeki yazılı olan ayetler toplandı zaten. Böylece musaf haline getirildi. Ama en önemlisi hafızlar vardı.
Normalde o hafızlar devamlı Kur'an-ı Kerim'i hıfzettiklerinden dolayı, ezberlediklerinden dolayı. Onlar sahabenin içindeydi. Tabi Hz. Ebubekir Ömer Osman zamanına geldiğimizde İslam toprakları genişledi. Genişleyince de musaf haline getirilmekten oralara örnekleme birer tane musaf gönderildi. Böylece o musaf normalde hatta ilk fetvalarda bu böyledir. Darül Harp olan yere Kur'an-ı Kerim götürmek yasaktı önceden. Yani bir yerde İslam hukuku yok ise, orada İslam devleti yok ise o bölgeye, o beldeye musaf götürülmezdi. Yani İslam topraklarının dışına musafı çıkarmak uygun değildi, yasaktı. Bu ayrı bir konu ama kısaca cevap vermiş olalım. Evet, Gazali ile felsefecilerin arasında asıl kırılma meselesi nedensellikle alakalı.
Nedensellik, neden sebep oluşkusu. Neden dediğimiz şey sebep. Yani önce neden, hani sebebi oluşuyor önce gelen, önce gelen sonucu doğuran şey neden. Hani bir şeyin öncesi var, o da sonucu doğuruyor. Nedensellik bu. Sonuç da, hani etki dediğimiz şey, o da nedenden sonra ortaya çıkan olay veya durum. Yani bir sebep var, o sebepten dolayı bir şey sonuçlanıyor. Bulutlar toplanıyor, bu sebep. Ondan sonra yağmur yağıyor. Bu da sonuç. Bunun gibi bir şey. Tabii felsefecilerin de, Gazali'nin burada ayrıldığı çok böyle ince bir perde var. İnşallah anlatmaya bize, Cenab-ı Hak bize de nasip eylesin o ince perdeyi. Bu nedensellik ilkesi, felsefecilerin içerisinde çok konuşulan, oturmuş yerleşmiş bir şey.
Yani aynı şartlar altında, aynı neden, hep aynı sonuca ulaşacak. Yani işte gök gürlemesi, aynı sebepler oluştuğunda aynı sonuca ulaşacak. Veyahut da kar yağması, sebepler oluşunca kar yağacak. Veyahut da toprağa bir buğday tanesi atacaksınız, sebepler oluşunca buğday çıkacak. Normalde bunu felsefeciler bir kanun gibi ortaya koyuyorlar. Gazali bunu eleştiriyor. Normalde tabii Gazali'nin bunu eleştirmesi, baktığınız zaman kaynaklarda, normalde işte bu son dönem veya modern dönem diye nitelendirilen bu dönemde bu nedenselliğe karşı çıkması Gazali'nin bu çok eleştirilir. O yüzden derler ki Gazali bunu eleştirdiği için işte bilim, ilim durdu filan tereninizi koparıyorlar.
Normalde işte buna baktığımızda, örnekliyorum, işte bir tane oradan bir çakma kalsak, buraya da bir tane pamuk koysak, çakma pamuğun yanına yaklaştırsak, pamuk yanar mı? Yanar değil mi? Ateş yakıcı bir madde veyahut da yakar ateş. Normalde işte, normalde bunu gördüğümüz zaman ne deriz biz? Ateş pamuğu yaktı deriz. Bunu bin yılda geçse, ateş pamuğa yaklaşınca yanacak. Veyahut da oraya bir pamuğun içerisine bir kıvılcım gitmiş olsa, o kıvılcım pamuğu yakacak mı? Yakacak. Veyahut da biz metal işlerinde okuduk, metal işlerinde tabii ocak körüyü yakıyoruz. Biz başlıyoruz demiri dövmeye. Biz de iyi demir dövdürdüler. O normalde hani demir kırmızı ya böyle ısınmış vaziyette, çekici vuruyor, kıvılcım çıkar gibi bizde bir oyunun üzerindeki pas vardır.
O pas böyle ateş halinde çıkar, bizim üstümüze gelirdi. İşte yanardı kumaş mesela. Delinirdi orada veyahut da tornada, frezede çalışırken, frezeden küçük bir parça çıkar, o küçücük parça senin üzerine gelince yakar. Sıcaktır çünkü o. Yani sıcak veya ateşle bir şey yaklaştığında ne yapıyor? O yakıyor yani. Bu sefer felsefeciler diyorlar ki, işte ateş yakmanın zorunlu sebebidir. Yani ateş var, ateş mecbur bir yere dokunduğunda yakar. Normalde şimdi böyle inanır ya bütün herkes. Gazali burada ayırım yapar. Çünkü Gazali'yi ayırıma sürükleyen şey, İbrahim Aleyhisselam'la alakalı ayeti kerimedir. Gazali burada normalde der ki, hani işte ateş pamuğu yaktı. Veyahut da işte bir gök bilimi, yağmur işte eksi arttı, birbirine çarptı, şimşek oldu.
Veyahut da hava şartları, belli bir şeyde hemen soğudu, yağmur oldu. Daha da soğursa ne olacak? Kar olacak. Yani bunu normalde, nedensellik dediği şey bu. Ama normalde Gazali buna dur der. Bütün hepsi de bu böyle değil der. Ne der orada? Hemen ayeti kerime, ayeti kerimeden önce Gazali şunu diyor. Ateş kendi başına, zorunlu biçimde yakma gücüne sahiptir diyor ya felsefeciler. Gazali diyor ki burada durun. Ateş zorunlu bir şekilde her şeyi yakmaz diyor. Felsefecilerle ayrıldığı yer burası. E çünkü Kur'an-ı Kerim'de İbrahim kıssası var. İbrahim Aleyhisselam'la alakalı kıssada, Cenab-ı Hakk ayeti kerimede diyor ki, Ey ateş, İbrahim'i yakma, serin ol ve selametli ol diyor. Serin ve selamet ol.
Yani serin ol deyince dondurur. Selametli ol, dondurma da. Yakma da, dondurma da. Yani çünkü selametten bütün tefsircilerin durduğu nokta şu. Yani sen dondurma. Yani sana serin ol dedim. Serinin ucu yok ya, bunu donduruncaya kadar da değil. Selamet ol diyor. Ben öyle demiyorum. Buradaki selametlik şu. Ateş seni hiç rahatsız etmesin. Ateşe emir var çünkü. Cenab-ı Hak ateşe emrediyor. Ey ateş, İbrahim'e selametli ol. Yani ne yak, ne rahatsız et, ne tırmala, ne herhangi bir tüyü dahi, tüyü dahi etkilenmesin. Selametli ol.
Rahat olsun orada İbrahim. İbrahim'in başına herhangi bir negatif bir şey gelmesin. Ayetle sabit. Öyle olunca, yani burada Gazali, felsefecilerin kanun gibi koyduğu nedenselliğe durun diyor. Evet bu nedenselliğe neden sonuç ilişkisini siz, hani Cenab-ı Hakk'ın varlık alemindeki kanunlarının üzerinde bunu koyabilirsiniz. Ama bu kanunların bir sınırı var. Nasıl sınırı var? Hani bir kimse suya düşe batar, ama Cenab-ı Hakk suya emreder, batırma der, batmaz. Veyahut da gemi, hani geçen hafta Hızır Aleyhisselam'ın kıssasında söylediğimiz gibi, aslında su alırsa batar, ama suya bir, Cenab-ı Hakk'ın ilmi ilahisinden bir emir gelirse, o su gemiyi batırmaz.
Bu da onun gibi bir şey. Şimdi böyle olunca, işte, Gazali, felsefecilerin nedenselliğinde ayrı düştüğü nokta, burası Allah-u Alem. Buradan da normalde Gazali bilimi öldürdüğü sonucunu çıkarırlarsa, bu artık çok özür dilerim ama, ham kafalılık olur. Çünkü, tarih boyunca, peygamberlerin üzerinden, çok mucizeler görülmüştür. Bu mucizeler, aklın üstünde mucizelerdir. Tabiri caizse, aklı mat eder. Aklı mat edince, aklın kabul etmediği, mat olduğu bir yeri, reddetmek mümkün değil. Bakın, reddetmek mümkün değil. Ama reddedersek, ayeti kerimeyi reddetmiş oluyor. Gazali'nin ayrıldığı nokta burası. Ve, o zaman, burada, pür dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü, bugün, modern bilim, ilim dediğimiz kimseler, normalde, ateş neden yakıyor diye, deneysel olarak, araştırıyorlar. Gazali'nin, burada durduğu nokta ise, çok açık ve net. Mustafa Özbağ'ca. Çünkü, ateşin, yakmasının, metafizik olarak, yani hal olarak, veyahut da, Kur'an, sünnet dairesinde, ateşin yakması zorunlu, dediğimizde, o zaman, sıkıntı çıkıyor burada.
Yani, ateşin yakması zorunlu değil. Çünkü, ateşin üstünde, bir güç var. Bir Allah'ın gücü var. E, normalde, bunlar normalde, baktığımız zaman, geçen haftada da, hani, kısaca böyle bir, rufailerin bir, burhanından bahsetmiştik. Ateş burhanı. E, demek ki yakmıyor. Yani, her ateş, her şeyi yakmıyor. E, böyle olunca da, o zaman, ee, yani, burada, felsefecilere, Gazali, burada, metafizik olarak, hal olarak, durun diyor. Siz bu tarafa karışmayın. İbrahim'i ateş yakmadı. Bir de, bir de, Gazali'nin zamanındaki, tırnak içerisinde, sufileri düşünün. Ateş burhanları, havada uçuşuyor. Kılıç burhanları, havada uçuşuyor.
Şiş burhanları, havada uçuşuyor. Bildiğiniz, böyle, bir, danayı, bir ineği, veya, işte, beş, on tane ineği, danayı, insanı, zehirleyecek olan, zehirler, havada uçuşuyor. insanlar, insanlar burhan olarak, bunları yaşıyorlar. Tabi bunlar, akıl üstü olunca, şimdi de, reddediliyor ya bunlar. Hani, reddedildiğin zaman, veyahut da, işte, örnekliyorum, şimdi bir kimse, şiş burhanı yapsa, iki buçuk yıl, cezası var. Halbuki, adamın yanından, kan bile çıkmıyor. Veyahut da, göğsünden şişi vuruyorsun, kan bile çıkmıyor. Kan dahi çıkmıyor. Eğer küçücük bir kan çıkarsa, domurursa, o domurcuğu kesmek ise, başka bir burhandır. O burhan üzerine burhan olur. Hani, kanayan, orada şişi çıkardın, hafif bir kan çıktı, o hafif kan çıkınca, o kanı da durdurmak, ayrı burhandır.
E tabi bunun, şimdi bunlar bilinmeyen şeyler ya, böyle olunca, bu akıl üstü. Şimdi, Mustafa Özbağlı olarak, ben kendim, bu burhanları yaşamışım mı, evet. Bana şimdi, neden sonuç ilişkisini, anlatamazız kimseyi. Sebep, ben bunu bizatihi yaşadım çünkü. Yani, ateş yakmıyor. Sen istediğin kadar, bana bilim olarak, ateş yakıyor da, ben de metafizik olarak diyeceğim ki, ateşin üstünde bir güç var, ona yakma dediğinde, yakmıyor. Veya bir kimse, bir ordu düşünün, suda boğulur mu, işte suyun içerisine girer mi, girmez. Musa kavmiyle beraber, suyun üstünde yürüyor. Yol açılıyor. Biz buna iman ettik. Ama aynı yola, Firavun girince, Firavun ve askerlerinin, su boğuyor. Ama Musa ve inananlarını, boğmuyor. Sen şimdi kendince bunu, bu, hani hali veya bu metafizi, sen kendince reddedebilirsin.
Suda boğulur mu, insan boğulur. Ama boğulmaz. Musa ve kavmi de, sudan geçti. yürüdü gitti. Arkasına, arkasında kalmadı. Mesela, Nuh ve inananları, o, afattan kurtuldu. Ama eş ve çocukları, kurtulamadı. Aynı su, aynı felaket, aynı tufan. Nuh'a bir şey dokunmadı. Ama Nuh'un duası neydi? Ya Rabbi, yeryüzünde bir tane kafir kalmayince kadar, hepsini helak eyle. Bakın, bunun içerisinde eşi de var. Bunun içerisinde oğlu da var. Hatta oğluna dedi ki, gel iman et. Gel iman et dedi. Oğlu dedi ki, hayır ben iman etmem. Ve, tufanın kopacağını da biliyor. Ben dedi ki, dağın zirvesine kaçarım.
Oradan kurtulurum. Bakın, enteresan bir şey. Buradaki akıl, bakın farklı. İşte akla uymak bu. Bu aklı reddediyoruz biz. Nuh'un oğlu diyor ki, ben dağın zirvesine çıkarım, oradan kurtulurum. Bu aklı koyuyor orta yere. Nuh diyor ki, hayır oğlum gel iman et. Bin gemiye. İman gemisine bin. O diyor ki, yok hayır ben tepeye çıkacağım. Cenab-ı Hak diyor ki, Nuh'a arkana bakma. Tabii, bu sefer o sular, oğlunu da da, hanımını da yutuyor. Önemli olan ne? Burada iman etmek. Ama su yuttu mu hepsini? Yuttu. Tufanlara baktığımızda, hani normalde, çok özür dilerim, bir kısım böyle, modern, entelektüel kendini gören, İslamcılar, diyorlar ya, yani, Kur'an bir işte, menkıbe kitabıdır.
Ve ahmak, o menkıbeden bir hisse alacaksın. Senin kalbin çalışmıyor. Sende kalbi akıl yok. O yüzden sen onu küçük bir menkıbe olarak okuyorsun. Değil, o menkıbede birçok hikmetler var. Senin orada küçücük aklını maddediyor o. Bu Hud Aleyhisselam'ın, baktığımızda biz helakını, rüzgar, rüzgar normalde Hud'un elinde, Hud o tarafa doğru ellerini götürüyor, o taraf helak oluyor. Bildiğiniz rüzgar, buz gibi yapıyor, donduruyor o kimseyi. Bildiğiniz donuyor o kimse. Buz gibi oluyor. Sonra bir vuruyor duvara, böyle bildiğiniz şey gibi, hücreler dökülür ya böyle bir şeyler. Tapır tapır tapır … kum tanesi gibi dökülüyor hepsi de. Bunu normalde akıl üstü. E bunu metafizik olarak, hal olarak, o Kur'an'ı okuyan kimse, o Kur'an'ı Kerim'deki o ayetler okuduğunda, bu gözünün önünde yaşamıyor ki bunu.
Yaşamayınca, Hud aleyhisselamın zamanındaki, kavminin olan helakını, kendince akıl olarak, akıl yöntemleriyle çıkmaya çalışıyor. Değil canım kardeşim, burada bir metafizik var, bir hal var. Sen o hal ile halleneceksin, o Hud aleyhisselamın, kavminin nasıl helak olduğunu göreceksin. Veyahut da, biz şimdi ne yapmaya geldi? Kabe'yi yıkmaya geldi. Pilleriyle geldi, öyle değil mi? Cenab-ı Hak ne yaptı? Gökten kuşlar indirdi. Ve o kuşların ağzında, sıcak toprak olarak biz, normalde, öyle tefsir ediyorlar değil mi? Cenab-ı Hak onların üzerinden, öyle bir helak indirdi ki, bakın, her kuşun ağzındaki küçücük, o ateş parçası, ateş parçası, ateş taşıyor kuşlar.
ve öyle bir ateş ki, filin üzerine geldiğinde, komple fili infilak ediyor. Fili infilak ediyor. Küçücük, hücre gibi. Hücre, onun adını koyamazsın. Şuna benziyor diyemezsin, ben hücreye, veyahut da böyle bir, küçücük bir su damlası gibi, öyle küçük. Ve fili, iptal ediyor, helak ediyor fili. parçalıyor bildiğimiz. Fili parçalıyor. Bu akıl üstü bir şey. Biz buna iman ediyoruz. Bakın, o yüzden, Gazali diyor ki burada, her nedensellik, aynı sonucu getirmez diyor. Buradan da siz şimdi, Gazali'ye diyeceksiniz ki, nedenselliği tartıştı, nedenselliğe bir sınır çizdi, metafizik olarak.
Eee, o yüzden bilim öldü. Bunu böyle söylediğinde, bunun mümkün değil, tarihsellik olarak da uygun değil. Sebep, yani Gazali'den sonra, öyle bir bilim adamları çıkmış ki, Selçuklu'da, Osmanlı'da, ki Osmanlı, üç kıtaya hükmetmiş. Osmanlı'dan sonra, hiçbir imparatorluk, bu hale kavuşamamış. Ve ilimde, fende, teknolojide o kadar ileri gitmiş ki, eğer geri gidecek olsaydı, Gazali'den sonra, Osmanlı'da olmazdı. Osmanlı olmazdı. Demek ki, Gazali'den sonra, Gazali nedenselliğe tartıştı diye, e böyle bir şey söylememiz mümkün değil. Yani, Gazali'nin nedenselliğe şert düşmesi, veya Gazali'nin nedensellik anlayışı, bilime engelmiş gibi göstermek, gerçekten cahilanı bir şey.
E şimdi, Müslüman bilim insanı, kendince, şöyle düşünebilir. Allah, varlık alemine, çeşitli düzenler, sistemler kurmuş. Bu düzenler, bu sistemler, bilim adamları, incelesin, araştırsın, matematik, hep ben derim ya, matematiğini bulsun. Bunların hepsinde, bir matematik var. Ama, İslam bilim adamları, bu matematikleri, araştırmıyorlar. Bu matematikleri araştırıp, orta yere bir ilim koymuyorlar. Onlar kendilince, yani, akla vurmaya çalışıyor, Avrupai olarak. Akla vurmaya çalışınca da, bu sefer, Kur'an, sınırını aşmış oluyor.
Ala suresi, ayet 2 ve 3, o yaratıp, şekillendiren, ahenk veren, ve düzene koyandır. O her şeyi, ölçüyle yapıp, yönlendirendir. Bakın, varlığa baktığınızda, yaratılmışlara baktığınızda, Cenab-ı Hak, her şeye bir ölçü, bütün fiiliyatlara, bütün tecelliyatlara, bir ölçü koymuş, bir düzen koymuş. Ve o, düzene de, ahenk vermiş, ve bütün varlık, o ahenk içerisinde, o düzen içerisinde, vazifesini yerine getirmekte. Akıl, yani bu manada ilahi akıl, ilahi güç, kudret, kuvvet, çalışmakta her an. Sen o çalışan güç, kudret, akla, matematiğini bul, onu çöz. İslami bir bilim adamıysan, Mülk Suresi, ayet 3, 7 kat göğü birbiriyle uyum içinde, tabaka tabaka yaratan odur.
Rahmanın yaratmasında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi, çevir gözünü de, bak, bir kusur, bir çatlaklık görebilecek misin? Cenab-ı Hak bunu, tabiri caizse, şataat yapıyor. Tabiri caizse, böyle hani çok abiyana bir tabir kullanacağım. Hava atıyor. Diyor ki, hadi bak, 7 kat göğü ayrı ayrı, tabaka tabaka yarattım ve bunları uyum içerisinde yarattım. Bir düzen içerisinde yarattım. Ve bunlar ahenk içerisinde çalışıyor. Vazifelerini, işlevlerini yerine getiriyor. Çevir de gözünü bir bak diyor. Çevir gözünü bir bak. İster normal zahir gözünle bir bak, ister kalp gözünle bir bak. Kalp gözünle bakarsan, daha uzakları görürsün. Çünkü Cenab-ı Hak, gören gözü olurum dedi ya, o zaman Allah'ın gözüyle, veya Allah'ın göstermesiyle görürsen, o zaman işin hakikatine varırsın.
Ama yok, kalp gözün kapalı ise, normal gözle bakarsın. Normal gözle de, göğe baksan, güneşe baksan, aya baksan, yıldızlara baksan, var olduğundan beri bir düzen içerisinde yürüyüp gitmekte. Ne bir santim şaşmakta, ne de bir santim uzağa gitmekte, ne de bir santim yakına gelmekte. Uzağa da gitsen, sen durduramıyorsun, yakına da gelse, sen durduramıyorsun. Bir etki, yapamıyorsun onu. Sen istediğin kadar etkilemeye çalış, sen etkileyemiyorsun. Hadi güneşi durdur, durduramıyorsun. Hadi güneşin önünü perdele, perdeleyemiyorsun. Hadi yıldızların kaymasını durdur, durduramıyorsun. Hadi yıldızlar bir ahenk içinde, işlevlerini yerine getiriyor, sen sadece seyrediyorsan, gözün varsa, yok gözün yoksa seyredemiyorsun da.
Ama kalp gözün açıksa, sen işin hakikatini görüyorsun. O yüzden normalde, Allah, varlık alemini, bir matematik üzerinde, çalıştırmaya devam ediyor. Matematik üzerine. Sen onun matematiğini çöz. Sen şimdi ışığın hızına durduramıyorsun. Işık belli bir hızla gidiyor. Sen o ışığı daha da hızlandıramı dersen, hızlandıramıyorsun. Sen onu yavaşlatamıyorsun da. Bu ahenk içerisinde devam ediyor. Sen ışığın önüne set koyabiliyorsun kendince, set koyduğunu düşünüyorsun. Yok ışığın önüne set de koyamıyorsun. koyamıyorsun. O bir ahenk üzerinde devam ediyor. Sen dünyanın dönme hızına etki yapamıyorsun. Dünya o kadar hızlı dönerken, senin içeride başın dönmüyor.
Sen döndüğünün farkında değilsin. Cenab-ı Hak bir ahenk oluşturmuş. Dünya güneşin etrafında da dönüyor. Kendi eksen etrafında da dönüyor. Ve kendi eksen etrafında dönerken, büyük bir hızla dönüyor. Büyük bir hızla dönerken, sen bunu hissetmiyorsun bile. Şimdi arabanın içerisine binmiş olsanız, büyük bir hızla drift açsanız, başınız döner. Öyle değil mi? Ama sizin başınızı döndürmüyor. Çünkü varlığı tamamıyla, gücüyle, kudretiyle, ilmiyle sarmış. Ve bir hesap üzerine, bir düzen üzerine yaratmış. Ona devam ediyor. Ve normalde şimdi, neden sellikten sonuç çıkarırken, gazali buraya şart düştü. Şart düştüğü için de, gazaliden sonra ilim bitti demek, Allah bütün, onu söyleyen kimsenin ben, yani gerçekten ilim ehli olarak görmek dahi istemiyorum.
Evet. Yani burada bir böyle kasıt var. Burada bir garez var. İntikam almaya çalışıyor. Neyin intikamını alacaksa bunu söyleyenler. Bunu normalde bir ehli küfürden beklerim de, ehli İslam'dan beklemiyorum. Bu acı bir şey. E neden bu tez bizim önümüze konuluyor? Gazali, İslam dünyasını geriletti tezi. Sebebi ne? Yani neden? Gazali'nin yaptığı ne? Medreselerin güçlenmesi. Bundan mı rahatsız oldu? Bundan rahatsız oldu. Medreseler güçlendi. E normalde tabi Gazali'den sonra felsefenin meşruiyet alanı daraldı. Önceden felsefeciler vur patlasın, çal oynasın. Yani nerede duracağı belli değil. Ama Gazali'den sonra, Gazali felsefenin meşruiyet dairesini daralttı.
Dedi ki, burada sınırda durun. Burada metafizik konulardan öteye geçmeyin. Kur'an'ı ezmeye çalışıyorsunuz. Kur'an'ı ezmeye çalışmayın. Kur'an'ın hükümlerinde kalın dedi. E şimdi Gazali'den sonra kelam güçlendi. E kelam güçlenince, o zaman anlayış ve mantık değişti İslam dünyasında. E bundan mı rahatsız oldunuz? E şimdi Gazali'den sonra sünni tasavvuf, sünni sufilik İslam dünyasında doktriner olarak yerleşti.
Doktriner olarak yerleşti. İlim olarak yerleşti. Ahlak olarak yerleşti. Ve bunun normalde ahlaki kuralları yerleşti. Öğretisi yerleşti. E şimdi bundan mı rahatsız oldunuz? Evet bundan rahatsız oldunuz. E Gazali'den sonra dini ilimlerin eğitim sisteminin merkezine girdi. Dini ilimler. Önceden Gazali'den önce dini ilimler eğitim sisteminin merkezinde değildi. Ama Gazali'den sonra medresede dini ilimler eğitimin içerisinde sistematik olarak yerleşti. E şimdi yerleşince de bunu normalde tabii bundan rahatsız olanlar şunu diyorlar. Gazali'den sonra ilim bilim bitti. İyi siz biz Gazali'yi terk ettik. Bakın sokaklarımıza. Gazali'yi terk ettik. Bakın eğitim sistemine. Gazali'yi terk ettik.
Bakın üniversitelere. Gazali'yi terk ettik biz. Sanki Gazali'yi terk ettikten sonra bizim üniversiteler dünya sıralamasında ilk 100'e mi girdi? İlk 50'ye mi girdi? İlk 10'a mı girdi? Hayır. Biz Gazali'nin eğitim sistemini güncelleştirip bugüne getiremedik. İyi. Yani getiremedik. Hatta reddettik. Layıklıkla alakalı reddettik. Reddedince İslami ilimleri ve medreseleri, tekkeleri hepsini de kapattık. Ne olduk biz? Annelerimiz iş çamaşırlarını sakladılardı. İpe koyamazlardı. Millet şimdi iş çamaşırıyla dolaşıyor dışarıda. Biz ne olduk şimdi? Tüketim toplumu olduk. Ne yapıyoruz? Kafelere gidiyoruz. 200 lira, 300 lira, 400 lira, 500 lira kahve içiyoruz.
Bir şey mi üretiyoruz? Bizim 19 yaşındaki çocuğumuz bir şey mi üretiyor? Fatih İstanbul'u fethettiğinde 19 yaşındaydı. 18 yaşındaydı. Bizim 19 yaşındaki çocuklarımız kafelerde dolaşıyor şimdi. Fatih İstanbul'u fethettiğinde 19 yaşındaydı. 19 yaşındaki Fatih 8-9 dil biliyordu. 8-9 dil biliyordu. 7 tane, 8 tane ilimden bildiğiniz doktorası vardı. Kimyada, fizikte, matematikte öndeydi. Etrafında tıp da öndeydi. Bildiğiniz tıp ilmi. Bildiğiniz tıp ilmi ya. Tıp ilmi. Önceden bir kimse medresenin başına oturması için 8 ilim dalından icazet olması gerekiyordu. Bir tekke şeyhi önceden 8 ilim dalından icazet olması gerekiyordu.
Tekkenin şeyhi. Dikkat edin. O tekke şeyhini matematikten, fizikten, kimyadan, tıptan, astronomiden bilgisi olması gerekiyordu. Biz terk ettik. Şimdi ben dahilim buna. Bütün tekke şeyhlerini toplayın bakalım. 8 tane ilim sahibi kaç tane tekke şeyhi var? Sabah erken kalkan şeyh oluyor. Etrafında 5-6 kişi, 10 kişi toplayan kimse seni seç, şeyh olarak seçtik diyor, şeyh oluyor. Veyahut da Kültür Bakanlığı seni buraya diyor şey atadım, pozisyonist olarak atadım. Al devletten de maaşı. Bildiğiniz Kültür Bakanlığı'nın maaşlı elemanı. Pozisyonist oldu, şeyh oldu. Kültür Bakanlığı'nın maaşlı elemanı. Bir de Kültür Bakanlığı'nın maaşları öyle 657'ye tabi değil. O adam böyle, ben diyor iyi bir pozisyonistim, ona aylık 50 milyon veriyor, 100 milyon veriyor.
Ne kadar veriyorsa. Çünkü Kültür Bakanlığı'nın maaşı böyle bir yere bağlı değil. Ben sanatçıyım, bale yapıyorum diyor. Kuğubalesi, parmaklarının üzerinde yürüyor, alıyor parayı. Evet. Veya ben tiyatrocuyum diyor, gidiyor anasının gözünden Avrupa'dan bir çevirme, bir tiyatro getiriyor. Bizim kültürümüze ait değil, hiçbir şeyimize ait değil. Tiyatro, sahnelerde çıkıyor, bir şey yapıyor. Alıyor dünyanın parasını, benim vergimden alıyor. Ben sanki Kuğubalesi seyretmek zorundayım. Benim vergimden Kuğubalesi, kime seyrettiriyor bunu? Bir avuç azınlığa seyrettiriyor. Ne o? İşte Mozart'ın kapı cihırtısı, gıygıdı gıygıdı gıygıdı gıygıdı. Nereden? Kültür Bakanlığı.
Kim veriyor? Parayı o veriyor. Yılda iki tane sahne yapacaklar, iki gıygıdı bir de böyle toplanacaklar oraya. Çocukları istemiyorlar, gürültü istemiyorlar, pür dikkatı orada. Sanat icra ediliyor ya. Geldiğimiz nokta bu. Evet. Sonra o Kültür Bakanlığı'nın maaş verdikleri kimse, kendi hükümetlerin aleyhine yürüyüşler yapıyor. Zaten tırnak içerisinde muhafaza kar, iktidarların en büyük açmazı budur. Nedir açmazları? İktidara gelirken, vatan, millet, sakarya, din, Kur'an, sünnet. İktidara gelirler, ondan sonra işte solculara, layıklara, liberallere, liboşlara, eşcinsellere yaranmak için takla atarlar adamlar. 65 yaşındayım, 50 yıldan beri bunu seyrediyorum.
Ben 14 yaşında ülkücülükle tanıştım, 13 yaşında ülkücülükle tanıştım. Saklamıyorum bunu. Ben hala da ülkücüyüm, bunu da reddetmiyorum. Ama muhafaza kar, sağcı iktidarların tarih boyunca, benim tarihim boyunca yaptıkları budur. Evet, enteresan bir şeydir. Yani seçim zamanı, namaz, abdest, oruç, Kur'an, sünnet, vatan, millet, seçim bittiği zaman nerede liboş var, nerede entel dantel var, nerede dönme var, nerede çift cinsiyetli var, nerede böyle kendisini liboş, liberal görenler var, nerede kendisini solcu, böyle değişik, kemalist, uvır zıvır görenler var, hepsini de bir yerlere getirirler.
Evet, böyle. E ne oldu? Türkiye nereye gitti? Veya Osmanlı'nın son döneminden itibaren ne oldu? Hani meşhur bir tekerleme var ya, hani siz füze yapacaktığınızda kadınların başörtüsü mü engel oldu? Hani siz füze yapacaktığınızda Müslümanların sakalı mı, şalvarı mı, cübbesi mi engel oldu? Ne yaptınız? Gazali'yi reddettiniz, Gazali'yi iç ettiniz, Gazali'ye sınır koydunuz, İslami ilim ve terbiyeye sınır koydunuz, nereye geldiniz?
Bana geldiğiniz yeri söyleyin. Siz bir tane bir şey icat edip koydunuz mu? Yok, matematikte mi öne gittiniz, fizikte mi öne gittiniz, kimyada mı öne gittiniz? Felsefede mi öne gittiniz ya? Gittiniz Avrupa'nın felsefesini Türkçe'ye çevirdiniz, getirdiniz. Kanunları çevirip getirdiniz gibi. Evet, siz bir şey mi yayınladınız, uluslararası bir şey, ooo bir şey buldular mı yaptınız? Acı bir şey bunlar.
E şimdi tabii normalde Gazali'den, Gazali'yi tu kaka etmek veya Gazali'ye laf söylemek kolay. Neden? İşte Gazali yok, nasıl olsa meydanda sana cevap verecek olan da yok ya, at dur, kimse de sana bir şey demez. Neden? Sen eskiyi kötüledikçe seni alkışlarlar. Evet bizim ülkemizde böyle bir hastalık var. Sen ne kadar eskiyi kötülersen o kadar alkışlanırsın. Eski dediğim Osmanlı da dahil buna, Osmanlı ve öncesi. Ne kadar kötülersen o kadar alkışlarsın, o kadar makam sahip olursun. E tabii Gazali şimdi öyle bir eser yazmış, ihya'yı koymuş orta yere, ihya insanlığı ihya ediyor. İhya insanlığı ihya ediyor. Tırnak içerisinde söylüyorum, böyle İslami kesimin kaç kişisi ihya okumuştur? Okumadan halimiz nasıl olsa. Yani o yüzden hani Gazali'ye baktığımızda, Gazali'nin yolunda felsefeyi komple reddedelim, böyle bir şey yok.
Felsefeye sınır çizelim. Evet. Akla sınır çizelim. Evet. Bu var. E yani, ihya'ya bakın. Tabii bu arada ihya'ya çok konuşuyorum ya. Evet. Hani biraz da böyle mesaj olsun. E ihya'ya bakın. Ahlaki, İslam'ın ahlaki perdelerini, boyutlarını görürsünüz. İslam'ın ahlakını görürsünüz. Aynı zamanda meselenin ahlaki boyutunun üstünde manevi bir boyut görürsünüz.
Kalbin hastalıklarını görürsünüz. Gözün hastalıklarını, afetlerini görürsünüz. Kulağın afetlerini görürsünüz. Dilin afetlerini görürsünüz. Elinizin, ayağınızın afetlerini görürsünüz. Gazali'ye baktığınızda işin sadece namaz şöyle kılınır, abdest böyle kılınır yoktur. İşin kalbi tarafı vardır. E tabii ihya'ya düşman olacak. Neden? İşin kalbi tarafı var. İşin metafizik tarafı var. Sonra çıkacak birisi, bunu da kulaklarım duydu. Gazali'deki, pardon özür dilerim, İhya'daki hadislerin büyük bir çoğunluğu mevzuymuş. Yani Gazali bir hadis nakletmiş, Gazali'nin İhya'sında nakletmiş olduğu hadisleri kulanla duyduğu mevzu olduğunu söylüyor. Yani aslı astarı olmayabilir. Bir şüphe atıyor sana. Ya velev ki, velev ki Gazali böyle haberi vahit olarak olanları dahi aldı diyelim.
Sen nasıl insanın kafasında şüphe oluşturursun? Oluşturur. Aslında Gazali'nin İhya'sı, Gazali'nin İhya'sı gerçekten imam hatiplerde ders olarak okutulmalı. Gazali'nin İhya'sı, İlahiyatlar'da ders olarak okutulmalı. Okutulmalı. İhya normalde hem imam hatiplerde hem ilahiyatlarda ders olarak okutulmalı. İhya camilerde ders olarak okutulmalı. Ders olarak okutulmalı.
Ancak siz dinin hem akli hem mantiki hem de ruhi boyutunu o zaman anlarsınız. Öbür türlü, öbür türlü yüzeysel kalır. Öbür türlü yüzeysel kalır. Namazın hakikatini, orucun hakikatini, zekatın hakikatini, haccın hakikatini ve bu meseledeki metafizik olguları anlamanız uzak durur. Orada evet, zor. Allah bizi affetsin. Öyle olunca tabii, Gazali kendi zamanında İhya'yla İslam toplumunu bilinçlendirmiş, şuurlandırmış, canlandırmış.
O İslam toplumunun üzerindeki ölü toprağını attırmış. Çünkü Gazali'nin zamanında, öyle söyleyelim, aslında bu zamandan bir farkı yok. O yüzden böyle biraz heyecanlanıyorum, sanki celallanıyormuşum gibi geliyor. Değil, heyecanımdan. Gazali'nin zamanında da bilgi var, amel yok. Şimdi bakıyorsunuz, 15 yaşındaki çocuk sizinle hadis tartışması yapıyor. Bilgi var ama namaz kılmıyor. Amel yok, oruç tutmuyor, amel yok. Bakıyorsunuz, insanlar çok bilgili şu anda. Çünkü hani sosyal medya dediğimiz, internet dediğimiz bir olgu var, bilgisi var, harika. Amel yok ama. Ama namaz yok, ama oruç yok, ama zekat yok, ama had yok, ama güzel ahlak yok. Yok, bilgi var ama.
Gidin lüks kafelerde İslam tartışması var. Hatta birinin bana davet ettiler. Dediler böyle bir, işte bana dedi ki ya, seni bir gün davet etsek, gelsek. Dedim, kahve pahalıdır orada dedim ben böyle. Dediler, hocam yani kahveyi biz şey yaparız. Hani bunlara da kim söyleyecek dediler. İyi dedim, namaz kılacağız mı orada? Hani oturduğumuzda namaz kılacak yer var mı? Baktı, namaz kılıyor musunuz? Kaldı. E dedim ben namaz vakti gelince ne yapacağım orada? Öyle ya, yok. Yani bilgi var, amel yok. İlim var, ihlas yok. Gazali'nin zamanını söylüyor. İlim var, ihlas yok. Şimdi de, ilim var, ihlas yok.
Rüşveti yiyor. İlim var, ihlas yok. İstediği öğrenciyi geçiriyor, istemediğini geçirmiyor. Hani bir ilahiyattaki bir öğrenciyi düşünün. Biz Mustafa Özbağ tabiiz. Biz şuraya tabiiz derse, her türlü zorluğu çıkarıyor ona. Çocuğun hakkını versene. İlim var, ihlas yok. Bir ilahiyat profesörü bunu yapabilir mi? Ders notlarını parayla satıyor. Anlaşmış, Bursa'da bir kitap evi gibi bir yerle. Bir öğrenci gidiyor oradan ders notu satın alıyor, parayla. Hocanın soracak olduğu soruları o notlardan soruyormuş. Dedim, yavrucuğum bu böyle kesin mi? Evet dedi, ben gideceğim şimdi parayla satın alacağım dedi. İlim var, ihlas yok. Fıkıh var. Fetvacı başıları çok.
Faize bile fetva veriyorlar. Bir ara ortalık karıştı ya. Toki'nin faizi faiz midir, değil midir? Tartışma buydu. Öyle değil mi? Fıkıh var. Tartışma bir ara neydi? Filanca zat mezardan bir dergahı idare eder mi, etmez mi? Fıkıh var. Ahlak yok. Sistem yok. Birisi soruyor ben itikaftayken. Dedi ki ya filanca zat için böyle söylüyorlar. Hani mezardan idare ediyormuş dergahı deniler. Ben de dedim ki ya bütün ülkeyi ölüler idare ediyor. Ne olacak ki dedim bir dergahı, bir tarikatı da bir ölü şeyh idare etse ne olur dedim. Böyle kaldı.
Nasıl hocam dedi ya. Dedim ya bizi ölüler idare ediyor ki zaten dedim. Ne olacak ki bir dergahı normalde ölü idare etse ne olacak? Hani Hazreti Ebubekir Ömer Osman Ali Aşeri Mübeşşere sahabe şunu demedi. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri'nin maneviyatı bizi idare eder. Ebubekir'e ihtiyaç yok demedi.
Cenaze kaldırılmadan Hazreti Ebubekir Efendimiz halife seçildi. O vefat edince hiç kimse şunu düşünmedi. Hazreti Ebubekir, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri ve Ebubekir Efendimiz bize yeter kardeşim ya birisinin idare etmesine gerek yok demediler. Hazreti Ömer Efendimiz'i seçtiler. Sonra Hazreti Osman, sonra Hazreti Ali, sonra Hazreti Hasan. Radiyallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri hepsi de şefaattir üzerimize olsun. Onlar demediler bizi ölü idare etsin diye. Şimdi dergahlarımızı ölüler idare ediyor, tekkelerimizi ölüler idare ediyor. Ülkeyi ölüler idare ediyor. Dünyayı ölüler idare ediyor. Koca koca insanlıkları ölüler idare ediyor. Evet.
Okulları ölüler idare ediyor. Adam bir tez yazmış, insan maymundan gelme demiş, o idare ediyor. Koca eğitim sistemleri insan maymundan gelmiş diye çırpınıyorlar. Tez, tez, bildiğiniz tez. Adam bir tez yazmış ya. Yani delilli mi? Hayır. Bir de diyorlar ki akıl, işte akıl. İyi kardeş, bu delili yok bunun. Bu tescillenmemiş, tez olarak kalmış. Bunu ilim olarak neden okutuyorsun bana diye kimse zormuyor. Biz maymundan gelme topluluklarız. Nasıl yani? Basbaya, iyi ki kertenkeleden gelmemişiz. Nasıl? Basbaya Allah bazı kavimleri kertenkele yaptı, bazı kavimleri de maymuna çevirdi. Üç gün yaşadı onlar, biz öyle biliyoruz. Demek ki üç gün yaşamamışlar.
Ya, onların soyları devam ediyor demek ki. Adam ona inanıyor. Ya, tez bu. Neden tezi benim önüme gerçek bir ilimmiş gibi koydun? Koydun. Biz koyduk, oldu. Ne oldu? Allah muhafaza eylesin. Bu hale geldi. Ve gazalinin zamanında da dindarlık var. Kalp terbiyesi yok. Şimdi de dindarlık var. İmam hatipler, ilahiyatlar, camiler, imamlar, müezzinler, mühtüler, ilahiyat profesörleri, öğretim üyeleri, doçentler, doktorlar, imam hatipler, bunlardan mezun olanlar, annelerinden, babalarından din öğrenenler. Dindar bir toplumuz. Ama kalp terbiyesi var mı? Yok. Kalp terbiyesi var mı? Yok.
O dindarlık, onun rüşvetini almasına engel mi? Hayır. Haram kazancına engel mi? Hayır. Haksızlık yapmasına engel mi? Hayır. Onun namazı haramlardan uzaklaştırıyor mu? Hayır. Bir başkasının hakkından, hukukundan uzaklaştırıyor mu? Hayır. Onun dindar olması, içki içmesine engel oluyor mu? Hayır. Uyuşturucu kullanmasına engel oluyor mu? Hayır. Cuma mesaj atıyor. Cumalarınız mübarek olsun. Kokain kullanmasına engel oluyor mu? Hayır. Devletin, kamunun malını iç etmesine engel oluyor mu? Hayır. Dindar. Ama kalp terbiyesi yok. Hep örnekliyorum ya, Suriye'de kapıyı geçeceğiz, adamın omuzu kalabalık, göğsü kapalık belli. Orada bir makam sahibi.
Orada bir önümüzde Araf var, yalvarıyor. Hani mühür bastıracak. Suriye'ye girecek. Rüşvet istiyor direkt. Adam elindeki parayı vermiş, onu buruşturdu. Böyle bir cam şey var, onun üstünden attı. Dedi ki çabuk ol, sallı, namaza gideceğim dedi. Namaz onu rüşvetten alıkoymadı. Nuri önümde. Nuri, bu devlet batmaya mahkum dedim. Bu Suriye devleti dedim, batmaya mahkum. Konuşamıyor bile insanlar. Bir şeyi konuşup eleştiremiyorlar. Herkes birbirinden korkuyor. Sistemi eleştiremiyorsun, korkuyorsun. Hükümeti eleştiremiyorsun, korkuyorsun. Eleştiremiyorlar. Daha önce de git dedim ben. Ahmet Keftari'nin zamanında. O zaman Suriye baş müftüsüydü. Bizi, o mübarek insan bizi aldı.
Böyle hurma bahçelerinin içerisinde bir kendisinin böyle küçük bir evi varmış. Bizi orada misafir etti. Orada misafir ederken dahi fısır fısır konuşuyor. Sistemi eleştiririz diye. Ben bir soru sordum ona. Dedim ki, Hama Humus katliamı ile alakalı bana net bir şey anlat dedim. Hama Humus katliamı ile anlattı. Bana neler olduğunu anlattı. Şimdi, öyle olunca, hani Gazali'nin ihyası, baktığımızda benim kendi kanaatim, dini ve ahlakı bir restorasyon var orta yerde. Çünkü, Acrini'de ve Keşf-ül Afa'da bir geçer bu hadis-i şerif. Bunu Gazali hiyasına da almış.
Hani, Acrini'nin bu naklettiği hadisi, Gazali kendisine de, ihyasına da ölçü almış. İnsanlar helak oldu, alimler müstesna. Alimler de helak oldu, ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helak oldu, ihlas sahipleri müstesna. İhlas sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar. Bu hadis-i şerifi okuduğumuzda, hepimizi bir ümitsizlik perdesinin altına gireriz. O ümitsizlik rüzgarı yalar hepimizi. E, Gazali bunu düşünüyor. Gazali bunu düşünerekten hareket ediyor. O yüzden, şimdi, başa doğru gelin. Başa doğru geldiğimizde, hani metinde paylaştık ya bunu.
Gazali'nin hareketi, bilimleri de içeren felsefenin medrese programlarına alınmasına engelledi diyordu ya. Değil. Yani, bunu kanıtlamak için bir kimsenin tarihi bir şekilde bunu tez oluşturup önümüze koyması lazım. Bunu söyleyen çünkü bir profesör. E, bunu o zaman sen bir tez haline getir, nerede ne olduğu tarihi olarak bizim önümüze koy. Sen bunu tarihi olarak bir tez halinde bizim önümüze getirmiyorsan, tarihi olarak sen bunu normalde bir kayıtlamıyorsan bunu, kayıtlamıyorsan, tarihi olarak bize bunu normalde delillendiremiyorsan, o zaman senin söylediğin havada kalıyor. E, çünkü Gazali mantığı medreselere ders olarak koymuş. Şimdi birazdan vaktimiz kalırsa Gazali'nin mantığına gireceğiz.
E, şimdi öyle olunca, yani bu iddia o zaman yerine oturmadı. Çünkü Gazali, mantığa sınır koyaraktan medreselere ders olarak koydu. Ve, işin en enteresanı, medreselerde tarih boyunca, tarih boyunca mantık okutuldu. Tarih boyunca matematik okutuldu. Tarih boyunca astronomi ve tıp okutuldu. Medreselerde okutuldu. Bakın İbrahim Hakkı Hazretleri'nde astrolojiyi görürsünüz. Bakın Tillyovi'de astrolojiyi görürsünüz. Matematiği görürsünüz. Bakın eski medreselere hepsinde matematik, astroloji, tıp. Bunu görürsünüz. E, bunu o zaman burada, hani bilmi engelledi, ilmi engelledi, nerede kaldı? Gazali'den sonra medreselerde matematik okutuluyor.
Mantık okutuluyor. Astroloji okutuluyor. Fizik okutuluyor. Kimya okutuluyor. Siz nereden o zaman Gazali'den sonra ilim böyle oldu diyeceksiniz demeniz mümkün değil. E şimdi, medreselerin kuruluş amacı belli. Vakıfların sistemi belli. Devletin politika, devletlerin politikaları belli. Selçuklu ve Osmanlı. Ve ulemanın yapısı belli. Hem Selçuklu'da hem Osmanlı'da. E şimdi, bu yapılanmalara baktığınızda mükemmel çalışan bir yapılanma var. Böyle bir ortak bir çalışma var. Ondan sonra medrese, vakıf, devlet politikası, ulemanın yapısı birbiriyle iç içe kenetlenmiş. Çünkü bu Moğol istalyalarına karşı, siyasi parçalanmaya karşı, ekonomik değişimlere karşı ve Avrupa'daki değişik dönüşümlere karşı bir güç oluşturmuş.
Ve baktığımızda Selçuklu'da, Osmanlı'da bu vazifesini yerine getirmiş. Bu vazifeyi icra etmiş. E şimdi böyle olunca, normalde onca iç ve dış kargaşa ve karışıklara rağmen, bu normalde medreselerin kurulumu ve düzeni, vakıf sistemi, ulemanın düzeni ve yapılanması, aynı zamanda bu devlet politikaları Selçuklu'yu ve Osmanlı'yı ileriye götürmüş.
İçerideki halkı da bir düzen içerisinde tutmuş. E Moğol istilası olmuş, siyasi parçalanmalar olmuş, ekonomik değişimler olmuş. Bu arada da, bir de yani batının, batı da rahat durmuyor, batının haçlı seferleri var. Şimdi baktığımızda batının haçlı seferlerine karşı dini, ahlaki, kalbi olarak duran bir kitle var, bir millet var. Aynı zamanda siyasi bir oluşum olmuş, herkes devletiyle, milletiyle iç içe girmiş. Medrese, devlet, ulema, vakıflar hepsi de iç içe, hem içerideki kargaşaya karşı, hem Moğol istilası, doğudan gelen Moğol istilasına karşı, hem de batıdan gelen, batıdan gelen haçlı seferlerine karşı tek vücut bir sistem var orta yerde. Bugün o tek vücut sistemi oluşturamadığımızdan dolayı, batının ekonomik, kültürel, siyasi, askeri baskılarına karşı duramıyoruz.
Çünkü böyle bir tek, bir yapılanma yok. Evet, mecbur kalıyoruz. Batının hegemonyasında, bizim toprağımızın altındaki, toprağımızın üstündeki bütün kaynaklarımızı, ama faizle, ama enflasyonla, ama IMF'yle, ama bilmem neyle ütüyor batı bizi. Evet ütüyor.
Şu ülkenin vermiş olduğu faizi hiçbir ülke vermez. Evet, ütüyor bizi. IMF'si de üttü yıllardır. Faizle ütüyorlar bizi, borsayla ütüyorlar bizi. Biz dışarı boyuna para aktarıyoruz. Biz şimdi yeni yeni palazlanmaya başladık. Düne kadar koskoca ülke, İsrail'in kapısında duruyordu.
Tabiri caizse kapısında da değil, kuyruğunda duruyordu. Koca koca genelkurmay başkanları ağlama duvarına gidiyordu, ağlıyorlardı orada. Bildiğiniz İsrail'in kulu kölesi gibiydik. Hala da tam reddiye veremiyoruz İsrail'e. Doğru yanlış bilmiyoruz. Mallar, ürünler, benzinler, gemiler gidip geliyor hala da. Allah bizi affetsin. O yüzden o Gazali'nin, o oluşturduğu Gazali, Nizamülmülk, Maverdi, Nizamülmülk ve Gazali, bu üstünün silsili halinde oluşturmuş olduğu sistem, görevini yapmış tarihi olarak. E şimdi İbn-i Rüşt meselesine bir daha geri dönelim. Geçen bir kardeş İbn-i Rüşt'le alakalı bir şey paylaşmıştı. Şimdi İbn-i Rüşt entelektüel olarak kazandı, siyasi olarak kaybetti cümlesi vardı ya pasajda.
E biraz bakalım onu. E biraz incelediğimizde ne oluyor şimdi? İbn-i Rüşt'ün Aristoteles'cisi, felsefesi, hani Aristoteles'cisi, başka bir şey değil. E tamam, Latin Avrupa'da olağanüstü bir karşılık gördü. Avrupa, İbn-i Rüşt'ü alkışladı. Bizim içerideki nerede alkışladı İbn-i Rüşt'ü? İbn-i Rüşt'ü Gazali'den üstün gördüler ve üstün göstermek için uğraştılar.
Avrupa'da olağanüstü bir etki kazandı. İslam dünyasının işte Gazali'nin kurmuş olduğu, hem kelam, hem fıkıh, hem tasavvuf, bu daha kalıcı, daha kurumsal oldu. E o zaman bu daha kurumsal, daha kalıcı olunca neden savunulmasın? Çünkü bir filozofun fikirlerinden dolayı kazanması veya kaybetmesi söz konusu değil.
Hangi düşünce, hangi kurumlar, hangi ülkenin içerisinde yaşadığı, orası yaşam alanı oldu. E Gazali, Selçuklu'da ve Osmanlı'da yaşam alanı oldu ve insanlar bunu kabullendi. Ama İbn-i Rüşt, Avrupa'da kabullenildi. Avrupa bizden çok mu üstün, akılların çok mu çalışıyor? E tabi buraya geldiğimizde hemen önümüze Nizam-ül Mülk geliyor.
Çünkü meselenin başlangıç noktasında Maverdi ve Nizam-ül Mülk var. E bir şimdi Gazali'nin bu noktaya gelince, e tekrar Nizam-ül Mülk'e dönüyorsun bu sefer geriye doğru. Çünkü bir fikir var, bir de kurum var. E fikir Nizam-ül Mülk'ten Maverdi ve Nizam-ül Mülk'te gelişiyor. Gazali'de Kemal'e eriyor. E bunu normalde o zaman kurumlaşmamış olsa bu fikir ortada kalır, sahip denen kalmaz. Nizam-ül Mülk, Nizamiye medreselerini kuruyor. Bu medrese, müderris eski dilde, yani bugünkü profesör, öğrenci, ulema ve kadı zincirini güçlendiriyor bu. Bunu tekrar bu çilsile.
Medreseler var. Medresede öğretmenler, profesörler var, müderrisler var. Onların yetiştirdiği öğrenciler ve onların yetiştirdiği ulema takımı var. Ve o ulemaların içerisinden yetişen hukuk, kadılar var. Bu güçlü bir senkarizasyon. E şimdi Gazali bu yapının içerisine kelamı koyuyor. Bu yapının içerisine fıkıhı koyuyor. Bu yapının içerisine mantığı koyuyor. Bu yapının içerisine tasavvufu koyuyor. Bu yapının içerisine ahlakı koyuyor. Bu yapı öyle bir güçleniyor ki Gazali'den sonra. Düşünebiliyor musunuz? Medrese, müderris, öğrenci, ondan sonra ulema, kadı ve aynı zamanda kelam, fıkıh, mantık, tasavvuf, ahlak, büyük bir entelyokta sistem oluşuyor.
Sen bunu şimdi İbn-i Rüşt'e karşı bu sistem yenilir mi? Yenilmez. Bunu bir de devleti de koyarsan işin içerisine muazzam bir kale oluşuyor. E şimdi kurumsallaşıyor sonuçta. E şimdi kurumsallaşınca Gazali'nin tarihsel gücü çıkıyor o meydana. Tarihsel güç bu. Siz bunu ister kabul edin ister kabul etmeyin. Bu tarihsel gücün önünde siz boyun eğmek zorundasınız. O zaman meseleyi toparlayalım birazdan. Mantığa gireceğiz çünkü zamanımız kalırsa. Baktığımızda hani geçen hafta dört tane ondan sonra hükmü birbirinden ayırdıydık. Neydi bunlar gazali felsefeyi hiç bilmiyordu.
Hayır yanlış biliyordu. Gazali akıl ve bilime karşıydı. Hayır. Aşırı bir genelleme bir böyle garez var bu işin içerisinde. Çin ve nefret var bunda. Tarihsel olarak bu mümkün değil. Normalde tarihsel olarak gelin bizim önümüze koyun tanıtlayın bunu. Biz de kabul edelim. Normalde evet Gazali İslam dünyasında felsefenin bilhassa metafizik olarak ona sınır çizdi. Evet ciddi biçimde sınır çizdi. Nefes aldırmadı tabiri caizse. Dedi ki sen haddin olmayan işlere girme. Tabiri caizse bu. Küstahça dedi her şeye burnunu sokma. Durdurdun yerde dedi. Onu durduğu yerde durdurdu. Evet. Gazali kelam, fıkıh, mantık, tasavvuf güçlü bir sünni sentez oluşturdu. Evet. Gazali çok güçlü bir sentez oluşturdu.
Bu tasavvuf da var içinde, bunun içerisinde mantık da var, fıkıh da var, kelam da var, ahlak da var, kalbi terbiye de var bunun içerisinde. Evet muhteşem bir sentez oluşturdu. Dikkat edin altını çiziyorum. Sünni bir sentez oluşturdu. Batinilikten uzak, Cebriyeden uzak, Kaderiyeden uzak, İsmailiyeden uzak, uzak. Fatimilerden uzak, uzak. Sapkınlıklardan uzak, güçlü bir sünni sentez oluşturdu. Evet. E tabi Gazali bu noktada kendisinden sonra İslami düşüncelerde çok etkili oldu. Çok etkili oldu. Evet doğru çok etkili oldu. E Gazali'nin etkisi hem medreselerde, hem ulemada, hem de kadılık sisteminde, hem vakıflarda, hem de eğitim sisteminde komple etkili oldu mu kendisinden sonra?
Evet etkili oldu. Bu etkiyi kırabildiler mi? Evet kıramanlar. Evet o yüzden Gazali'nin kendisi bilimsel düşüncenin önünü kesti diyemeyiz burada. Yani belki de ben bunu ayırırım ya Gazali ve Gazalici gelenek veya Gazaliciler, Arabi veya Arabiciler, Mevlana veya işte Mevlana'cılar. Bunları ayırt ederim ya, bunun gibi.
Veya aynı şey fıkıhta da geçerli. Yani İmam-ı Azam veya İmam-ı Azamcılar. Farklı şeyler bunlar. Yani biz şahsın ne dediğine bakalım. Sonradan diyenlerin değil. Belki de Gazaliciler bu noktada onun o düşünce sistemini daraltaraktan yorulmamış olabilirler. Ama bu Gazali'nin suçu yok bunda. Anlayamamıştır, daraltmıştır. Gazaliciyim demiştir. Allah beni affetsin benim dediğim gibi ama daraltmış olabilir. Ve bu hep var. Gazali ile yıllar sonra oluşan Gazalicilerin arasında fark var. Ama merkeze gittiğimizde, yani Gazali'nin kendi zamanında yazmış olduğu eserleri incelediğimizde bir kısım Gazalicilerden farklı olduğunu tespit ediyorsunuz.
Aynı şey bizim için de geçerli olacak. Ben o kadar çok önemli bir insan değilim. Bizden sonra da belki de benimle alakalı da öyle bir şey oluşacak. Herkes için bu tehlike var mı? Var. Evet. Ben isterim ki benden sonra daha ileri şeyler konuşsun insanlar. Evet. Daha derinlemesine konuşsunlar, daha ileri konuşsunlar. Yani normalde Nizamülmülk, Nizamiye, Gazali İbn-i Rüşt, İbn-i Ahaludun gibi bu felsefe ve medrese tartışmalarının bence en önemli durduğu nokta Gazali'nin mantığa karşı olduğu tezini savunuyorlar.
Burası çok yanlış. Gazali mantığa karşı düşman değil, mantığa bir daire çizip, bir çerçeve çizip mantığı kullanan bir kimse. Yani ilk bakışta çelişki varmış gibi görünse de, yani tehafetül felasifeye baktığımızda öyle hani mantığa sen burada dur diyen kimse. Felsefeye, filozoflara sen burada dur, daha ilerisine doğru gitme. Çünkü neden? Yani metafizik noktada yayan kalıyorsunuz. Yani Hazreti Mevlana'nın dediği gibi, yani akıl metafiziğe gelince, akıl metafiziğe gelince çamura saplanmış eşek gibi debeleniyor. Metafizik öyle bir şey. E şimdi o zaman Gazali felsefeye karşı olsa mantığı neden kullansın? Neden mantığı derslere koysun?
E şimdi öyle baktığımızda o zaman mantığa karşı, felsefeye karşı Gazali'nin böyle bir mücadelesi yok. Sadece yanlışlıklarını bulup orta yere koymak var. Yani birisi benim yanlışlığımı bulsun, orta yere koysun. Ben buna sevinirim. Gazali de o felsefecilerin yanlışlıklarını tespit edip orta yere koyan bir kimse. E yanlışlığı tespit edebilmesi için onu iyi inceleyip, iyi araştırıp, iyi fikir sahibi olması lazım. E iyi incelemiyorsa, iyi fikir sahibi olmuyorsa, nereden sen ona karşı çıktın? İşkembeyi kübradan karşı çıktın. Toptancılık yaptın. Yani ülkemizde olduğu gibi. Bütün sufilere savaş aç. Bütün cemaatlere savaş aç. Hepsi de tuğkaka. Ya geldin inceledin mi bizi? Hayır. Ne yaptın? Hepsini de aynı kefeye koydun, reddettin. E bu da onun gibi bir şey.
Allah bizi affetsin. O yüzden Gazali işte felsefeyi öldürdü, aklı reddetti. Hayır. Gazali tamamen akılcı filozoftu. Bu da hayır. İkisi de hayır. E öyle olunca sıra geliyor Gazali'nin mantığına. Şimdi Yunus dedi ki, baba dedi ya normalde şeyi konuştuk, Arabi'nin mantığını. E Gazali'nin mantığını konuşmadan mı geçeceğiz dedi. E dedim tamam biraz da Gazali'nin mantığına gireriz dedim. Allah izin verirse dedim. İnşallah. Saat on buçuk oldu. Sizi daha fazla tutmayacağım. Bir de Gazali'nin mantığını böyle bir derslik yapmamız lazım en azından ki bir konu kopuklu olmasın. Şöyle bir giriş yapalım. Gazali mantığı dışarıdan seyreden ve bu seyirden sonra reddeden bir kimse değil.
Hani bir şeyi dışarıdan seyredersin sonra reddedersin. Hani gelirler ya burada semayı izlerler sonra reddederler. Veya semayı işte bir sosyal medyada izlerler, reddederler. Aman başlar. İslam'da böyle bir şey yok. E geçen gün bir zikir kesit paylaştım. Adam altına yazmış. İslam'da böyle bir şey yok. Şimdi adamla tartışmaya gerek yok. Böyle bir şey yok. Hani ne ilmin ne senin diyeceksin. Zikirle alakalı hiçbir ayet, hadis okudun mu? Zikirle alakalı bir hadis, bana beş tane hadis söyle. Yok. Beş tane ayet söyle. Yok. Bu konuda herhangi bir araştırman var mı? Yok. Bu konuda okuduğun bir şey var mı? Yok. Nereden reddettin? İşkembe-i Kübra'dan. Başka bir yerden değil.
Cahil. Cahil. Bildiniz cahil. Bildiniz cahil. Bu da onun gibi bir şey. Gazali'nin normalde mantıkla ilgisi, alakası yok denilen adamın beş tane mantıkla alakalı kitabı var. Bakın Gazali'nin mantığını incelemek için beş tane mantıkla alakalı Gazali'nin kitabı var. Bana bir alim getirin, bir ulema getirin, bana bir profesör getirin, mantıkla alakalı beş tane kitabı olsun.
Evet. Bir, miyarül ilmi fennil mantık. İki, mihakkün nazar. Üç, el mustasfa. Dört, maküsüdül felasife. Ayrıca kıstasül müstakim. Ya bir alim düşünün. Gazali mantığa düşman diyorsunuz. Mantığı komple reddetti diyorsunuz. Mantıkla alakalı Gazali'nin beş kitabı var. Araştırınca gördüm beş kitap olduğunu. Ben üç tane biliyordum. Açık açık konuşayım. Ben üç tane biliyordum. Beş tane kitabı var Gazali'nin mantıkla alakalı. Hatta el mustasfa'nın bir mukaddemesi var. Dersiniz ki ya ben bugüne kadar aklı ve mantığı hiç tanımlamamışım.
Yemin ediyorum bugünkü profesörler o mukaddemeyi çözemezler. Evet. Çözemezler. Ve bunu ben böyle kendi kendime hafta içerisinde böyle hep böyle bunla uğraşıyorum ya. Bütün kardeşlerden de özür diliyorum. Yani cevap veremediklerim var çünkü. Gerçekten. Hepsinden de çok çok özür diliyorum. Haklarını helal etsinler bana. Yani baktığımda hani bazen böyle işte kepenkler kapalı, kapıdan dönenler falan olmuş yazmışlar bana. Bakamadım büyük bir çoğunlukta şeylere, mesajlara. Ya kendi kendime durdum dedim Mustafa Özbağ kendince gazaliciyim diyorsun iki tane kitaptan haberin yok. Utandım kendi kendime.
Ve yani bu profesörler Gazali'nin mantıkla alakalı mantığı reddetti demesine hayret ettim. O yüzden böyle bir giriş yaptım şimdi. Beş tane mantıkla alakalı bu Zat-ı Şerif'in, Zat-ı Şerif, evet, Gazali Zat-ı Şerif. Yani inceledikçe hayranım arttı Gazali'ye. Evet, bu Zat-ı Şerif'in beş tane kitabı var mantık üzerine. Mantık üzerine sadece. Ve o hani El Mustasfa'nın mantık mukaddemesine bakınca, mukaddeme ne diyor biliyor musunuz? Ön söz. Durdum. Kaldım öyle.
Ve sonra kendi kendime şu soruyu sordum. Dedim bu profesörler bunları görmedi mi? Araştırmadı mı? Benimki cahil cühele adam araştırınca bunları buluyor. Hani neredeyse okumam yazmam yok diyeceğim. Böyle bir sohbetten sonra birisi Allah beni affetsin. Böyle büyüklenmek için değil. Hocam hangi üniversiteyi bitirdiniz dedi. İlk okul mezunuyum dedim. Olamaz dedi. Şimdi. Hadi dedim ya ben bunun iyice aklıyla oynamayayım şimdi dedim içimden. Dedim ki meslek lisesi terkin ben dedim. Olamaz dedi siz herhalde örtüyorsunuz kendinizi. Yok dedim bir örtü pantolon gömlek böyle dolaşıyor mu dedim. Şimdi araştırınca insanlar hani biraz eğilince üstüne bir şeyler buluyor.
Acaba dedim bu profesörler muhakkak araştırmışlardır. Ya bir de ellerinizin altında onca sizin köleniz var öğrenciler. Üniversitede öğrenciler profesörlerin öğretim üyelerinin kölesi hükmünde Türkiye'de. Evet sen şunu araştır sen şunu araştır sen şunu araştır sen şunu araştır sen şunu araştır sen şunu araştır bitti. Senin sınıf geçme tezin bu araştır getir. Senin sınıf geçme tezin bu araştır getir. Bakıyorum bir sürü tez tezler var. Hani araştırıyorum tezler var. İşin doğrusu şahıslarla alakalı İslam ansiklopedisinden de hani alıntılar yapıyorum araştırırken. Diyanetin yayınladığı. E şimdi buluyorsun ya nasıl sen Gazali hakkında mantığı reddetti diyorsun. Allah bizi affetsin.
Yani özellikle miyarül ilim miyarül ilim yani biraz baktım öyle gerçekten mantık alanında temel eserlerden birisi olarak kabul edip üniversitelerde okutulması lazım. Evet ilahiyatta değil tüm üniversitelerde okutulması lazım. Tüm dallarda. Çok böyle büyük bir iddia olabilir. Gerçekten üniversitenin bütün dallarında fizik, kimya, matematik, tıp, ondan sonra bilgisayar, yazılım bütün dallarda evet miyarül ilim okutulması lazım. Okutulacak ki insanlar mantıklarını nasıl kullansınlar ne nedir bilsinler. İnşaat mühendisi okuman lazım kızım.
Üniversitede okuyacaktın ya. Bilgisayarcılar, yazılımcılar okumalar lazım. Gerçekten. Tıpçılar okumalar lazım. Öyle neşteri al oradan bir damarı kes bittiği için. Öyle bir şey değil. Evet. Bu bakın müthiş bir şey bu. Normalde İbn-i Sinan'ın mantık geleneğini de bilmesi lazım insanların. İbn-i Hazm'ı da bilmesi lazım.
İbn-i Rüşdü de bilmesi lazım. Bir üniversite okuyan bir kimsenin onların mantıklarını da bilmesi lazım. Onların felsefelerini de bilmesi lazım. Kıyaslaması için. E şimdi Gazali'ye baktığımızda Gazali o felsefecilerin, o filozofların düşüncelerini, mantıklarını, çözümlemelerini ciddi bir şekilde öğrenmiş. Ve eleştirilerini hiçbir zaman bilgisizce yapmamış.
Delillerini, ispatlarını koyaraktan eleştirmiş. Tabii daha öncesinde bunu üstün körü geçtirdik öyle. Yani Gazali bu manada filozofların silahını filozoflara karşı kullanmış. Yani Farabi'yi de İbn-i Sinan'ı da kendi silahıyla vurmuş. Önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse, sağlık, afiyet verirse Rabbim. Biraz Gazali'nin mantığına doğru bir giriş yapacağız inşallah. Sürçü lisan ettiysek affola. O yüzden önümüzdeki hafta biraz daha sohbet, biraz böyle bir ana hatlarını belirledim burada. Bununla o sona herhalde biraz daha ağır geçecek gibi.
Ama Allah'ın izniyle bunun da altından kalkacağız. Rabbim toparlatacak inşallah. Allah bizim ferasetimizi açsın. Sizin de inşallah anlama ferasetini açsın. Bizi de anlatmanın ferasetini açsın. Okuduğumuzu, araştırdığımızı anlayıp inşallah sizlerin önüne böyle çıkıp doğru bir şekilde Cenab-ı Hak inşallah anlattırsın bize de.
Yine sürçü lisan ettiysek bir eksiğimiz, yanlışımız var olduysa, herkesten özür diliyorum. Bir iddia yok bu işlerde. Ben böyle bir konuda iddia sahibi değilim. Sonuna bunu da ekleyeyim. Bu benim kendimce el yardımıyla araştırmalarımın neticesi. Hata yapmış olabilirim, duygusal davranmış olabilirim. Hani duygusal davranışın nereden kaynaklanır? Tipik bir gazaleci olduğumdan dolayı. Her dersin sonunda bunu ama unutuyorum söylemeyi ama unutmuyorum. O yüzden bunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu konuda eleştiriye de açığım dışarıdan gelecek, içeriden gelecek eleştirilere. Şurada şöyle bir hata tespit ettik, burası böyle değildi derlerse ben tekrar onu bir daha inceleyip sizin önünüze en doğrusunu getirmeye gayret ederim.
Derdim hava atmak değil, şataat yapmak değil. Böyle işte kendimce Allah beni affetsin, kibirlenmek, böbürlenmek değil. Derdim doğruyu aktarmak. Doğru anladığımı aktarmak. Başka bir derdim yok. Haklarınızı da helal edin inşallah. Efendim? Evet. Sonunda da tehlikede dediniz. Onu alimler ibadet etmeyen, ihlaslı ibadet etmeyenleri anladım da, ihlaslı olanlar tehlikede. Onu biraz açabilir misiniz bize? Orası uzun bir mesele. Tamam. Hakkını helal et. Estağfurullah. Saatim doldu. Saat on buçukta bitirecektim bugün sohbeti. On otuz sekiz oldu. Kusura bakma. Yani soruna cevapsız gibi olmam.
Şöyle, ihlaslılar da tehlikede. Her an için o kimse, kendini hesaba çekerekten doğru yaşamaya devam edecek. Yani ben ihlaslıyım deyip de gaflete düşmeyecek. Allah muhafaza eylesin. Herkes bu noktada kendisine çeki düzen verecek. Onunla alakalı. El-Fatiha. Ma selamat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.