Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Ağustos 2026 · 1:35:59
Önzübü'llâhi veleşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Evtâri zikrfâlimennâhu, Âmin, Selamu'aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranan var ise, nerede Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, topraklarını çiğneyen var ise, Cenab-ı Hak hepsini de kahre perişan eylesin. İslam alemini bir ve beraber eylesin. Bizlerin de günahlarını affeylesin. Ümmet-i Muhammed'in günahlarını affeylesin. Bizleri Allah'ı seven, Resul'ünü seven kullarından eylesin. Geçen hafta malum Gazali'nin, dedim ki bu konuyu biraz daha açayım, biraz daha uzatayım dediydim. Gazali ile alakalı o yüzden biraz daha açıp uzatacağım. Şimdiden sabrınız için teşekkür ediyorum. Biraz belki de teknik gidiyor sohbet ama bu biraz da gelecek kuşaklara veya şimdi böyle bu konuda inceleme yapacak olan, araştırma yapacak olanlara bir alt zemin oluşturuyoruz.
Bir iddia sahibi değilim. Eserlerden, elimdeki mevcut kitaplardan, inceleyerekten, bakaraktan böyle bir inceleme öyle değilim. Bir makale gibi bir şey çıkıyor. Biraz uzun oluyor ama inşallah kardeşler, arkadaşlar, gelecek kuşaklar inşallah faydalanır. Şimdi tekrar bir toparlama gibi bu gece inşallah. Gazali felsefenin tamamını reddetti mi? Hani Gazali'nin üzerinde ben yeni İslam olduğumda daha 26-27 yaşlarındayken o zaman ihya bir fırtınası vardı. Bütün herkes ihya okuyordu bazıları. Bazılarında bu Mevdudi'nin eserleri vardı. Bazılarında normalde bu Müslüman kardeşler veya İhvan-ı Müslüminin eserleri dolanıyordu ortalıkta.
Enteresan bir şey benim gençliğimde bir tarafta ihya Gazali, bir tarafta o zaman için Mevdudi. O Mısırlı bir şey vardı, tefsirci Seyit Kutup, böyle ayrı kutuplardaymışız gibi böyle bir şey oluşuyordu. Benim Gazali'ci tavrım, o temeli o zamanlardan atılma. Ben tipik bir Gazali'ciyim. Öyle tanımlanabilir bu. Onun olsun ama o zaman gençliğimizde bizim tartıştığımız konular bilhassa ödemiş de, yani bu çok özür dilerim, böyle açık açık konuşacağım bazı şeyleri. Bu normalde eski Refah Partili, yani milli görüşçülerle o zaman için bizim atıştığımız, tartıştığımız şeyler, onlar Seyit Kutup, ondan sonra Mevdudi, onları okuyup onlarla tartışıyorlar.
Ben de o zaman ihya ile, hatta ihya'dan ders yapıyorum ben o zamanlar. Ödemiş de, ihya'dan ders yapıyorum arkadaşlara. İhya ile onlar böyle çatışıyormuş gibi. Bunları açık açık anlatıyorum şimdi de. Normalde bizim, benim Gazali temelim o zamana gelir. Veyahut da mesela onlar Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin, Güneytül Talibi'ni kabul etmezler mesela. O zaman Güneytül Talibi'ni okuyoruz. Normalde Geylan Hazretleri'nin şeyi var, menkübeleri var. Onları okuyoruz filan böyle bu Gazalicilik bende temeli o zamandan. Yani yaşım henüz daha 28-29. Gazali araştırması ve tartışmaları o zamandan. Şimdi bazen arkadaşlar merak ediyordur hani bu nereden çıktı diye. E tabi böyle Gazali ile alakalı bir sorular manzumesi de gelince bizim Gazaliciliğimiz depreşti benim.
Gazali bu sonradan gelen, kendince hani İslami entelektüel olarak gören kimselerin, Avrupa'da da bunun temelleri var, Gazali felsefeyi tamamiyetle reddetti. Ve felsefeciler küfürle itham etti, küfürün fetvasına verdi. Böyle söylerler ama hiç de öyle değildir. Gazali felsefenin tamamını reddetti mi? Hayır. Bu normalde Gazali'nin üzerinde böyle çok basitleştirici bir olay bu. Bir şeyin, siz bir şeyin tamamını reddederseniz yanılırsınız. Mesela bir şahıs, şahısın tamamını reddederseniz yanılırsınız. O şahsın iyi yönleri vardır. Bu sefer iyi yönlerini de reddetmiş olursunuz. Veya bir topluluğu tamamıyla reddederseniz, o topluluğun iyi yönlerini de reddetmiş olursunuz.
Burası tehlikelidir. Bu toptancılık yoktur İslam fikri planında. Bu toptancılığa girer. Bir grubu tamamiyetle siz reddederseniz, yani gerçekten onun iyi yönlerini de reddetmiş olursunuz. O yüzden, yani bu normalde aslında Gazali tehafütülle baktığımızda, tehafütülde felsefenin tamamı yanlıştır denilmez. Yani tehafütül bende yaklaşık, valla 20 yıldan fazladır bende vardır.
Daha fazladır da ben böyle abartmayayım diye öyle söylüyorum. Yani normalde 92-93'ten itibaren, 92'de olması lazım. Bende tehafütül vardır, 92'den beri. Şimdi, ama tehafütülü okumak için iyi bir akayet bilgin olması lazım. İyi bir Kur'an, sünnet bilgin olması lazım ki, tehafütülü incelerken, o normalde Gazali'nin vermiş olduğu cevapları anla. Yani normalde Gazali tehafütülde, felsefeyi bölümlere ayırır ve bölümlere ayırınca farklı alanlarda farklı eleştirilerini görürsün tehafütülü okuyunca. Ve mesela Gazali tehafütülü okuyunca bunu anlarsın. Mesela matematiği reddetmez. Zaten matematiği reddetmek mümkün değildir. Veyahut da normalde mantığı reddetmez örneğin.
Bir kimsenin mantığı reddetmesi mümkün değildir zaten. Öyle olunca o zaman Gazali filozofları eleştirdi demek bunun en mantıklı açıklamasıdır. Bu gayet normaldir. Yani bir kimse oturur, filozofların yanlış yerlerini tespit edip eleştirebilir. Bu eleştirmek bunda bir sıkıntı yoktur. Bu ilmi bir şeydir. İlmi olarak bir şeyden şüphe duyarsınız. Şüphenin üzerinde eğilirsiniz. Ve şüphenin üzerine eğildiğinizde onun mantığını, onun temelini oluşturursunuz. Ve karşı cevap verebilirsiniz. Ve karşı cevabınız tutarlıysa, dini ise dini olarak Kur'an ve sünnet dairesinde tutarlılığı olması lazım. Fıkıh ise fıkıhi dairede tutarlılığı olması lazım. Akaid ise akaid noktasında, kelamsa kelam noktasında, hadis ise hadis noktasında, tefsir ise tefsir noktasında sizin tutarlı bir gerekçeniz olur.
İlmi olarak koyarsınız orta yere. O yüzden hani normalde filozofları eleştirdi dediğimizde bu doğrudur. Evet filozofları eleştirmiş. Ama filozofları ben de eleştiriyorum şimdi. Ben filozofları eleştiriyorum bazı yerlerini diye. Normalde şimdi tamamen de Mustafa Özbağ eleştirdi denmez ki. Yok. Yani biz eleştirilecek yanları var ise, Kur'an sünnet dairesinde. Eleştirmemiz lazım zaten. Dememiz lazım ki, burası Kur'an ve sünnete aykırı. Burası bu ayete aykırı. Burası bu hadis-i şerife aykırı. Burası akayet noktasında aykırı. Dememiz lazım. Eğer eleştirmezsek ki eleştirilmedi. Bu çocuklara, bu gençlere, bizim hepimize de, insanlara maymundan geldiğimizi anlattılar bize. Eleştirilmedi dahi.
Ya bu bir tez, bu kanıtlanmış bir şey değil, kanıtlanmamış bir şey. Nasıl ders olarak okutursun çocuklara? Ama bu ülkede okutuldu. Okutuldu. Ve bu ülkenin çocuklarını, Müslüman çocuklarına biz, maymundan geldiğini söyledik. Hala da söyleyenler var. Hala da söyleyenler var. Bir iki tane Masonik, alim var. İslam dünyasındaki üç tane. Bunun olabilirliğini söylüyor. Bakın olur demiyorlar. Böyle bir şey olabilir. İnsan da işte normalde zaman içerisinde bu hale gelmiş olabilir diye. böyle mantıksız şeyler söylüyorlar. O yüzden, gazalinin üzerine, mesela akli düşünceyi, bütün felsefeyi reddetti dersek, iftira etmiş oluruz. Yani bu doğru değil.
Ama baktığınız zaman, bilhassa bu son dönem, tırnak içerisinde, ilahiyat fakültelerinde, bir kısmında gazali düşmanlığı var. Ve sanki, yani otursalar, bunu çok böyle, iddialı konuşacağım. Yani bu eleştirenler, gerçekten gazalinin tehafetülünü okuyamazlar. Okusalar da anlayamazlar. Çünkü anlasalar, anlasalar bu kadar ağır eleştiri yapamazlar. Neden karşı çıktı? Burada asıl karşı çıktığı şey, metafizikle alakalı. yani normalde gazalinin karşı çıktığı yerler belli. Mesela neyi? Alemin ezeliliği. Neyi? Allah'ın tikelleri bilip bilmemesiyle alakalı. Neden? Bedenlerin yeniden dirilişiyle alakalı. Bir de ne?
Nedensellikle alakalı. bir de Allah'ın alemle ilişkisiyle alakalı. Şimdi baktığımızda, hani bunları normalde gazali oturmuş, eleştirmiş. Ama eleştirirken, gazali nerede? Neyi eleştirmiş? Nasıl eleştirmiş? Yani incelenmesi lazım. Evet. Alemin ezeliliği. Yani, alemin başlangıcı yok. Düşünebiliyor musunuz? Alemin ezeliliği dediğinizde, ezeli olan Allah'tır. Allah'ın başlangıcı yoktur. Siz, felsefeciler, alemin başlangıcının olmadığını iddia ediyorlar. Ama normalde şimdi baktığımız zaman, aa, felsefecilere bakarsak, alemin başlangıcı yok. Allah başlangıçsız. Hadis Suresi, ayet 3, O evvel ve ahir, zahir ve batındır.
O her şeyi bilir. Bakın, bir de sonunda her şeyi bilir. O zaman Allah, evvel olan Allah'tır. Evvel olan alem değildir. Allah evveldir. Hatta bunun böyle, sufiler çok kullanırlar bu hadisi kudsiye. Hiçbir şey yok iken o var idi. Hiçbir şey yok iken o var idi. Ve Hz. Ali Efendimiz devam eder. Hala da öyle der. Yani bütün alemi, Hz. Ali Efendimiz yok hükmünde görür. Ama normalde hadisi kudsiye de der ki, hiçbir şey yok iken o var idi. Ve o bir şey yarattı. Bir şey yarattı. Hiçbir şey yok idi. O bir şey yarattı. O bir şeyden her şeyi yarattı. O zaman varlığa sudur etmiş olan hiçbir şey, Allah haricinde ezeli değildir.
O zaman sizsiniz, felsefeciler alemi bütün ezeli olarak gördü. Bunu kabul ettiğiniz anda küfre düşersiniz. Ezeli olan Allah'tır. Bir varlık var olduysa, var edildiyse onun başlangıcı vardır. Başlangıçsız olan Allah'tır. E şimdi yine Müslüm'de ve Tirmizi'de geçiyor hadis-i şerif. Allah'ım sen evvelsin, senden önce olan yoktur.
Sen evvelsin, senden önce olan yoktur. Sen ahirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur. Sen zahirsin, senden daha açık ve üstün olan yoktur. Sen batınsın, senden daha gizli ve senden öte hiçbir şey yoktur. Müslüm zikir babında, Tirmizi de zikir babında bu hadis-i şerifi koymuşlar. Şimdi siz, alemin ezeliliğini kabul ettiğinizde, bu ayet ve hadisi inkar etmiş oluyorsunuz. Gazali bunu eleştiriyor. Şimdi Gazali'nin eleştirdiği nokta haklı mı? Evet. Ve Gazali, normalde alemin ezeliliğini savunan bir kimseyi, küfürle söylüyor. Bunu savunursanız küfür ehlisiniz diyor. Bunu hangi hakaid bilen, hangi hakaid bilen bir kimseye götürseniz, bu ilmi biliyorsa, alem ezelidir, başlangıcı yoktur deseniz, Allah'la eşdeğer olmuş oluyor.
Ortak koşmuş oluyorsunuz Allah'a. Ya ne oldu? Allah sonradan oluşmuş bu aleme mi Allah'lık yaptı? Olmadı. Allah'ın Allah'lığına yakışmadı bu. Bu mümkün değil. E şimdi bunları böyle tafsilatla hazırladım ki, içinizde ilahiyatçılar var, ilahiyatçılar da buna bakıyorlar, ediyorlar, çatıyorlar. E ayakları yere bastın herkese. Sen kalkıp da şimdi benim önüme normalde gazali felsefeyi komple reddetti dediğin anda, dur ya kardeşim felsefenin komplesini reddetmedi. Maddeler halinde sıraladım. Maddeler halinde sıraladım. Tehafütülü okuyamıyorsunuz çünkü. Size söylemiyorum bunu. Bunları reddedenler tehafütülü okusalar dahi çözümleyemiyorlar, anlayamıyorlar.
Okudu, çözümlemesi lazım onun. Çözümleyemiyor. O yolu bulamıyor. O yolu bulamayınca da akılları çamura saplanmış eşek gibi debelenip kalıyor. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın tikelleri bilmesi. Yani normalde gazali yine bu noktada felsefecileri eleştirir. Ama çünkü bu Kur'an'daki ayetlerle bağdaşmaz. Yani tikeller dediği cüzler. Tikel dediği felsefeciler tikel olarak diyor cüzler. Yani felsefeciler diyorlar ki, filozoflar, İbn-i Sina bunların içinde Allah'ın genel ilkeler üzerinden bildiğini savunurlar. Küçük şeyleri. Ama normalde gazali, normalde doğrudan ayrıntılı bir şekilde her şeyi bildiğini söyler.
Bu akaidi bir şeydir ki, az önce okuduğum hadis suresinde o her şeyi bilir diyor. Bu her şeyi bilir dediğinde o zaman büyük küçük ne varsa bilir. Allah yarını da bilir. Allah kalbi bilendir. Allah binlerce yıl sonrasını da bilir. Milyonlarca yıl sonrasını da bilir. Allah bilendir çünkü. Bilgisi hem evvelidir, hem ahirdir. Allah'ın bilgisi hem zahirdir, hem batındır. Allah'ın bilgisine sınır koymamız mümkün değildir. Öyle olunca İbn-i Sina da diyor ki, hani tüm olanları, bütünleri bilir. Eee, sonradan normalde küçük cüzleri, onların sebep ve sonuç ilişkileri üzerinden, yani genel yasalar aracılığıyla bilir. Değil, Allah hiçbir şeyde genel yasa olmasa da bilir.
Çünkü Allah'ı, Allah yaprağın düşmesini de bilir. Allah rüzgarın esmesini de bilir. Ne zaman hangi rüzgar, hangi yaprağı düşürecek onu da bilir. Allah ayrıntılı bilir. Allah küçüğü de bilir, büyüğü de bilir. Ve normalde Allah'ın bilgisi de değişmez. Hem ezelidir, ezelidir, hem de ebedidir. Böyle olunca, siz kalkıp da felsefecilerin, Allah küçük şeyleri bilmez, cüzleri bilmez, büyük şeyler oluşacak ki, sonradan cüzleri bilsin. Bu safsatadan başka bir şey değil. Bu normalde Kur'an ve sünnete de aykırı. Allah çünkü her şeyi bilir. Ve İbn-i Sina'yı sert bir şekilde eleştirir. Evet, çok serttir eleştirisi burada. Bir başkası onu okuduğunda, ya ne kadar sert eleştirmiş diyebilir. Ama bunu dedi, neden der? O konuda ilmi olmadığından dolayı der. Hani ben bazen diyorum ya, aşktan nasibi olmayanın eşekten farkı yoktur demiş.
Hazreti Mevlana. Ben onu ilk okuduğumda, ne kadar ağır konuşmuş dedim. Ama zaman içerisinde, insanları seyrettikçe, baktıkça, aşktan nasibi olmayan bir kimsenin, hayvandan farkının olmadığını gördüm. Evet, o kimse aşıklıktan bir payı yok ise, bunu tecrübe ettik, bunu zaman içerisinde. Tecrübe ettik. Tecrübeyle dedim ki, ey koca pir, sen gerçekten edepli davranmışsın, eşekten farkı yok demişsin. Hele bu zamanda daha ağır konuşurdu. Ben de diyorum ki, o hayvandan daha aşağı bir mahluktur. Aşıklıktan payı yok ise. Evet. Bu zaman içinde, tecrübeyle hakim bu. Görüyorsun, aşıklıktan nasibi yoksa, gerçekten hayvandan daha aşağı bir mahluk oluyor.
Bir insan, eşini 38 yerinden biçaklar mı, 38 sever? Bir insan, çocuğuna tecavüz eder mi? Bir insan, kız kardeşine tecavüz eder mi? Hayvandan daha aşağı mahluk. Hayvanlar kendi çocuklarıyla eşleşmezler. Bunları böyle söylüyorum. Toplumumuzun geldiği nokta bu. Ahlaki çıkmazdayız. Ahlaki çıkmazdayız. Uyuşturucuyla, kumarla, bilhassa uyuşturucuyla, gençlerin beyinlerini zehirlediler. Genç yaşları hiç önemli değil. Uyuşturucuyla zehirlendi bu ülkenin çocukları. Anne tanımıyor, kardeş tanımıyor, anneanne tanımıyor, teyze tanımıyor.
Hayvandan daha aşağı mahluk oluyor. O yüzden gazali burada, normalde kendisinin, gazali, hani, tikelleri, yani cüzleri bilmemesini, küfürle itham eder. Doğru. Alın size ayeti kerime. Gaybın anahtarları onun yanındadır. Onları ondan başkası bilmez. Karada ve denizde olanı o bilir. Bir yaprak düşmez ki, o bilmesin. yerin karanlıklarında bir tane yoktur ki, yaş veya kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta bulunmasın. şimdi siz buradan bu ayeti kerime varken Allah küçük cüzleri bilmez derseniz küfre düşersiniz. Başka bir ayeti kerime. O zaman normalde şimdi, demek ki bu ayeti kerime baktığımızda Allah büyük küçük. her ne varsa bilir onu.
Bakın tekrar altını çiziyorum. Bilgisi hem evveldir, hem hayırdır. Başka bir ayeti kerime. Seba ayet üç. Bu enam elli dokuzdu. Açın okuyun. Yani eleştirecek olanlar, açsınlar, okusunlar. Yani öyle boş eleştirmesinler. Bu adam kafasındaki kavukla çıkmış işte şunu eleştiriyor demesinler. Otursunlar ders çalışsınlar. Otursunlar inceleme araştırsınlar. Otursunlar okusunlar. Bilgiyle gelsinler bana. Başındaki takkeyle gelmesinler. Cahilliklerini gösteriyorlar. Aymazlıklarını gösteriyorlar. Bilgiyle gel kardeş. Ayeti kerime söylüyoruz. Gel ayeti kerimeye karşı çık. Evet. Sebe ayet üç. Şüphesiz Allah göklerin ve yerin kaybını bilir. Onun bilgisi olmadan bir zerre bile kurtulamaz.
Ne daha küçük ne daha büyük. Hepsi apaçık bir kitaptadır. Hadi gelin. Siz şimdi deyin ki Allah küçük şeyleri bilmez. Veya Allah'ın küçük şeyleri bilmesi büyüğünden sonra oluşur. Allah'ın hiçbir sıfatı sonradan oluşmaz. Sonradan olgunlaşmaz. Elma değil bu ersin sonradan. Bursa şeftalisi değil bu sonradan ersin. Allah'ın sıfatları kadimdir. Kadim. Kadim ne demek? Ölçüsü kadimdir. Sıfatları kadimdir. Sonradan Allah görmez. Allah görendir. Sonradan duymaz Allah. Allah duyandır. Sonradan bilmez Allah. Allah bilendir. Kudreti ve kuvveti elinde tutandır. O zaman eğer ki biz küçük şeyleri bilmez dersek küfre düşeriz. Abdülaziz bayındır televizyonda söyledi. Allah yarın senin ne yapacağını bilmez dedi.
Tecdid iman tecdidi nikah gerekli ona. Ve bunu kalkıp halkın içerisinde yine bir televizyon programında ben bu sözümden döndüm tövbe ettim demesi gerekir. Demezse Allah senin yarınını bilir. Bu ilahiyet profesörü bu adam. Yazık. Bunlar ilahiyatta gençleri yetiştiriyorlar. Allah senin yarınını bilmez. Ya sen yarını yaşayacaksın Allah bilecek öyle mi? Küfür. Böyle söyleyince ilahiyatçılara laf attı. Kardeş laf atmıyorum ne yapalım? Susalım mı? Geri dönsün. Onun imana davet ediyoruz. E şimdi küçük büyük hepsi de apaçık kitapta. Kitabı yazan kim? Allah.
Yazdıran kim? Allah. Kaleme emretti yaz dedi. Kalem neyi yazacağım deyince bugünden kıyamete kadar olacak olan ne varsa yaz dedi. Bundan sonra olacak olanları yaz dedi. Hazreti Resulullah miraca çıktığında sallallahu aleyhi ve sellem kalemin cızırtısını bir cızırtı duydu. Cebrail'e dedik ey Cebrail bu cızırtı nedir? Kalemin cızırtısıdır dedi. Hala da kalem yazıp bozmakta dedi. Sen şimdi diyeceksin ki yarın senin yarın ne yapacağını Allah bilmez haşa. Ayet-i kerime de bilir diyor. Biz ilahiyet profesörlerine mi bakacağız? Ayete mi bakacağız? Gazali bunu eleştiriyor. Tirmizi de kader altı kader bahsinin altıncı hadisi.
Tirmizi de. Tirmizi'yi okuyun. Tirmizi sufidir aynı zamanda. Sevmezler. Tirmizi'yi. Ben severim. Tirmizi de kader bahsinin altıncı hadisi. Allah'ın ilmi olmuş ve olacak her şeyi kuşatmıştır. Olmuş ve olacak. Allah her şeyiyle kuşatmıştır. Cenab-ı Hakk'ın yarattığı hiçbir şeyde kuşatmadığı bir şey yoktur. Ve o yarattığı şeyin yaratıldığından itibaren ne olup ne olmayacağını da Allah bilir. Buhare'de geçiyor. Buhare'de geçiyor. Tevhid bahsiye. Hadis nolsu 22. Başka kaynaklarda başka hadis numaralarıyla olabilir. Ben bendeki kaynaklarla kaynak vererekten söylüyorum. Allah'ın ilmi gökte ve yerde olanı kuşatmıştır. Siz diyebilir misiniz şimdi Allah cüzleri bilmiyor.
Allah yarını bilmiyor. Ayet ve hadisleri inkar etmiş olmanız lazım. Ayet ve hadisi inkar edince küfre düşersin. Allah muhafaza eylesin. Yine Müslüm'de geçiyor hadis-i şerif. Birinizin kalbine gelen vesveseyi Allah bilir hadis-i şerif. Sizin kalbinize gelen vesveseyi dahi Allah bilir. Allah'ın bilmediği hiçbir şey yok. Sen şimdi nereden çıkaracaksınız ey felsefeciler. Siz diyeceksiniz ki şimdi Allah cüzleri bilmez veya olduğunda bilir. Şimdi bu ayet ve hadisler sizin geri zekalı olduğunuzu gösteriyor bize. Ha şimdi bir Avrupalı felsefeci, bir Hristiyan teolog, bir Hristiyan araştırmacısı bunu böyle söyleyebilir. Bunu söyleyebilir.
Ama sen bir Müslüman araştırmacı, bir Müslüman la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyorsa bunu söyleyemez kardeşim. Bunu söylersin küfre düşer. Şimdi bir Hristiyan teolog veya bir Hristiyan araştırmacı, bir Hristiyan felsefeci bunu söyleyebilir. Zaten İbn-i Rüştü, İbn-i Sina'yı alkışlayanlar da Batı dünyası zaten. Hristiyanlar alkışlıyor. Neden alkışlıyor seni? Neden alkışlıyor? Çünkü senin ilminden, felsefenden dolayı değil. Aristotelesci olduğun için alkışlıyor seni. Aristotelesci olduğun için alkışlıyor. Neden? Sen çünkü bir Batıcı oldun. Sen normalde kendi damarlarına, kendi kanına bakmadın. Sen kendi ilmine bakmadın. Kalktın, sen Aristoteles'i komple aldın, kabul ettin.
Evet Avrupalılar da seni alkışladı. Şimdi bizim ilahiyatçılar da Avrupalılar kendilerini alkışlasınlar. Masonik zihniyet kendisini alkışlasın. Saros vakıflarından alsınlar paraları diye. Bunları savunuyorlar bizim önümüzde. Sarosçu bunlar. İslam dünyasının içine atılmış, pimi çekilmiş el bombası bunlar. Gelsinler Mustafa Özbağ burada, anlattıkları da burada. Ayetle, hadisle anlatıyorum Gazali'yi. Öyle şu şöyledir demiyorum, ayet okuyorum size. Buyurun gelin. Evet rahat koltuklarınızdan kalkın. Gazali'nin mantıkla alakalı, felsefeyle alakaları yayın kitapları masanızın üstüne. Anlamaya çalışın önce. Çözüm size değil. Anlamaya çalışın, çözümlemeye çalışın. Ondan sonra konuşun.
Öyle toptancılık yapmayın. Ve bu ayet ve hadisler Gazali'nin temel dayanığıdır. Allah'ın bilgisi ezelidir çünkü. Allah'ın bilgisi evvelidir çünkü. Ve Allah'ın bilgisi hareket etsin etmesin, her şeyi kapsar. Bir şey varlığa sudur ettiyse, kendi ilmi ilahisinden sudur ettiyse, Allah onu bilgisiyle, bütün her şeyle kuşatır. İlmi ilahiyesinden çıkan her şeyi, onun ilmi ilahiyesinden çıkmayan hiçbir şey yoktur. Varlığa sudur eden, ilmi ilahisinden çıkmayan hiçbir şey yoktur. Ve Allah, o kendi ilmi ilahiyesinden sudur eden her şeyle alakalı tam bir bilgi sahibidir. Tam bir kudret sahibidir. Tam bir kuvvet sahibidir.
Tam bir alimdir bu noktada. Ve tam bir Rabb'dir, terbiyecidir onun üzerinde. Hiçbir şey onun bilgisinin haricinde değildir. Siz nereden çıkıyorsunuz, çıkarıyorsunuz o zaman bunu? Kendi kendinize uyduruyorsunuz. Yani İbn-i Sina, ooo, Farabi, ooo, İbn-i Haldin, ooo. Değil kardeşim. Değil ya. Ooo değil. Gazali, ooo. Evet. Neden? Çünkü kendi kaynağından ya, o yüzden Tukaka. O yüzden Tukaka. Onu Gazali, Tukaka ilan etmek demek, Tukaka ilan etmek demek, koskoca bir kültürü yok etmek demek. Evet.
Birisi ne, Gazali'nin üçüncüsü ne eleştirdi? Bedenlerin yeniden dirilmesi. Evet. Baktığınız zaman Farabi, İbn-i Sina, isim veriyorum. Bunun çünkü çok özür dilerim yalakaları ülkede çok. Bu İbn-i Sina'nın, Farabi'nin yalakaları var. Ülkede. Bu yalakalar, İbn-i Sina ve Farabi olduğu gibi kabul edip alkışlayanlar. Bunları İbn-i Sina ve Farabi yalakaları diyorum bunlara ben. Evet. Nerede, ne profesör olursa olsun. Bunlar dirilişi, bir kısım böyle kendisini yüksek ehli sufi gören topluluklar var ülkede. Hatta Hazreti Mevlana'ydı, bu konuda istismar eden Mevlana'cılar var.
Dirilişin bedensel olmadığını savunuyor bunlar. Böyle değişik isimlerde gruplar var. Bunlar kendilerini sufi olarak tanımlıyorlar. Bunlar gidiyorlar, ne o bir ara kıyamet kopacak dedilerdi. Nerede, bir yerde, Şirin miydi neydi o? Şirince mi? Orada toplanmışlardı filan. Kıyamet kopacakmış da Şirince'de bir şey olmayacakmış. Bir de nerede? Bozdağ'da bilmem bilmem ne bey varmış. Onun orada oteli moteli varmış, orada bölge varmış. Bir de orada kıyamet kopmayacakmış. Bunlar bir, evet ben bunlarla bizatihi konuştum. Bizim Hakan'ın etrafında vardı bunlar. Hakan'ın bizim etrafında vardı. Bunlar aküler aldılar. Şeyler aldılar, ne o. Bataryalar aldılar.
Işıklar aldılar. Nereye gittiler? Bozdağ'a gittiler. Çadırları kurdular. Çadırı kurmak parayla. Yiyecek, içecek parayla. Gerçekten bunlar kıyamet beklediler. Işık Bey öyle demiş çünkü. Şimdi şey bunu dinleyecek bizim Hakan. Hakan dinleyince hak verecek. Dedim Hakan buna inanıyorlar mı? İnanıyorlar dedi. Ve buna inanan bir kimseyle de oturdum. Hakan'ın arkadaşı konuştum. Gerçekten inandılar. Gittiler. Şirince miydi orası? Coğrafi bilgim de yok ya benim. Şirince. Selçuk'un mu? Evet. Lan Nuri bilmedin yok ha. Oktay gelsin senin hakkından. Bunlar Şirince'ye gittiler. Bozdağ'a gittiler. Bildiğiniz kıyamet beklediler.
Ben yapmayın etmeyin dediysem de gitti. Bir de bunlar hani genel olarak hani yeniden bedenle dirilmeyi kabul etmiyorlar. Bu dirilmenin, yeniden dirilmenin ruhi olduğunu söylüyorlar. Ben sizi şimdi bunu nereye götüreceğim? Hindu inanışına götüreceğim. Orada bırakmam ben sizi. Şimdi Hindu inanışına göre reenkarnasyona inanıyorlar ya. Ülkede de reenkarnasyonlar da var bizim. Oturuyorlar. Yapıyorlar ya. Tabii. Ne o? Eller böyle olacak. Güneşin doğuşunu bekliyoruz. Yeni enerji gelecek sana. Geldi sana enerji. Nerede enerji? 10 bin dolar. Üç günlük şeans 10 bin dolar. Eğer çakra atlatacaksan daha üst adlı kimseye gideceksen 20 bin dolar. Aynı oteldeler.
Onunla da konuştum. Oraya gidenle de konuştum. Ne yapıyorsunuz dedim ben. Ne yapıyorlar? Böyle böyle dedi. Mudanya'da bir otelde toplanmışlardı. Bundan yıllar önce. Ne yapıyorsunuz? İşte asistanla çakra atlatmaya çalışırsan o gün için 7 bin 500 dolar. Bir üst asistanla olursa 10 bin dolar. O kırmızı noktalı hatun var ya. Hani winchle getirip götürecekleri. Onun toplantısına katılırsan 30-40 bin, 50 bin dolar. Şansı no çakra atlatacak. Bak kırmızı noktaya. Bu parkın üstünde bir onların dernek gibi bir yerleri vardı. Kırmızı noktalı hatunun portresini koymuşlar. Yemin ediyorum hiç kimse kırmızı noktalı kadının portresine, resmine, sırtını dönüp çıkmıyorlar.
Koca koca müdürler, koca koca amirler. Birisi boyanede fabrika müdürü, birisi bilmem nerede, bilmem ne müdürü. Koca koca müdür bunlar. Koca koca patron bunlar. Birkaç üniversite bitirmiş. Öyle baktım. Dedim ne oluyor portreye sırtını dönersen? Çakran kapanıyor. Lan bizim dervişler giriyor, paldır küldür, çıkıyor paldır küldür. Biz diyoruz ki ya tamam mı? Hiç sıkıntı yok. Girin çıkın ya Allah'ı zikredin. Ama bu normalde onlar neye inanıyorlar biliyor musunuz? Oşo'dan anlatayım mı biraz? Anlatıyorum bazen onu. Oşo'nun kitabı açtım ne okudum? Okudum yani bir keşiş ölmek üzere. Keşiş ölmek üzereyken genç bir kıza diyor ki gel beraber olalım. Yani ilişkiye girelim.
Kız da kabul etmiyor. Bu sefer keşişin önünde ölüm üzereyken bir eşek başka bir eşekle ilişkiye giriyor. Kızın annesi diyor ki evladım neden keşişe teslim etmedin? Keşke teslim etseydin. Oşo da diyor ki eğer ki teslim etseydi keşişin ruhu kıza geçecekti. Bilge ruh. Ama diyor o reddettiği için o esnada diyor iki eşek birbiriyle birleşince diyor keşişin ruhu eşeğe geçti. Eşek ruhlu keşiş. Gel de buna inan şimdi sen din olarak. E bunlar şimdi ne diyorlar? Bedensel diriliş olmayacak he? Ruhu diriliş olacak. Değil öyle değil. Diriliş bedensel değil. Evet. Yasin ayet 78-79 Yasin ayet 78-79 Öyle hiç kimse İslami ise, dini ise, İslam dini ile alakalıysa bana ayetle, hadisle konuş.
Bana akayetle konuş. Bana fıkıhla konuş. Bana başka bir yerden konuşma. Bu fakir 35-40 yıldır sohbet eder. Bir Allah'ın kulu şunu benim önüme getirmedi. Burada ayete haykırı konuştun, burada hadise haykırı konuştun, burada akayete haykırı konuştun diye bir Allah'ın kulu da, bir Allah'ın kulu gelip bana bunu söylemedi. Buyurun. Eğer konuştuklarım ayet ve hadisin dışındaysa, fıkıhın dışındaysa, akayetin dışındaysa, çıkar toplumun önünde özür diler, o fikirden geri döneriz. Çok rahat. Evet Yasin ayet 78-79 Çürümüş kemikleri kim diriltecek? Sorusuna Allah'ın cevabı, onları ilk defa yaratan diriltecek. Gazali'ye göre bu ayet, bedenlerin yeniden yaratılmasının aklen inkansız olmadığını, Allah'ın kudretiyle mümkün olduğunu gösterir.
Gazali bu ayeti kerimeyi ölçü almış. Peki bu fakirin de birkaç tane ayeti kerime eklemesi var buna. Gazali meseleyi kısa kesmiş orada. Bir ayet kerime ile yetinmiş demiş ki, o günkü ilim adamları bu ayeti görünce susar demiş. Ama bugünkü ilimsizler küstah. Bildiniz küstah. Evet. Bakara 28 Bakara 28 Siz ölüydünüz, o sizi diriltti. Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek. Siz bu ayeti kerimeden dirilişin sadece ruhen olduğuna mı inanırsınız? Değil. Değil. Bu ayet dirilişin hem ruhen hem bedenen olduğunu söyler. Abese, ayet 21-22 Gazali bunu bir tek ayeti kerime almış. Ben sıralıyorum.
Gazali'yi desteklemek değil aşağı. Gazali'ye karşı çıkanlara cevap olarak sıralıyorum. Abese 21-22 Sonra onu kabre koydu. Sonra dilediği vakitte onu yeniden diriltecek. Yeniden diriltecek. Burada ruhen diyor mu? Demiyor. Tam, bütün. O zaman, o zaman dirilişin sadece ruhi olduğuna dair bir ayeti kerime var mı? Yok. Nereden çıkardınız? Farabi ve İbn-i Sina nereden çıkardı bunu? Allah bizi affesin. Hadis-i şerif. Bunun tehafetülde bunlar yok bu son okudukları. Buhari ve Müslüm'den İnsanların bedenleri çürür ancak kuyruk sokumu kemiği kalır. Kıyamet günü ondan yeniden yaratılır.
Buyurun. Hadis-i şerif. Kuyruk sokumlarınız yangının içerisine dahi girse yanmıyor. Küçücük bir kemik bu. Kemikten de küçük. Küçücük bir şey bu. Evet. Yani normalde sizsini beden tamamiyetle yok oluyor. Öyle görüyorsunuz. Küçücük kuyruk sokumunda böyle bir şey duruyor. O yanmıyor. O erimiyor. O çürümüyor. O yok olmuyor. Kıyamet günü oradan yeniden dirilteceksiniz. Bedene bürüneceksiniz. Yani normalde işte o zaman diriliş demek ki hani bugünkü böyle Avrupai dilde somut bir diriliş olacak. Soyut değil. O zaman sen diriliş sadece ruhen dersen küfre düşmüş oldun.
Kasali bunu söylüyor. Küfre düşersin. O yüzden sufilerde hani böyle bir şey vardır ya eleştirilir sufilerde bu. Sufiler Allah'ın kudretine sınır koymazlar. Hani bir böyle bir şey metafor var ya bir deve iğne delinden geçer mi? El cevap geçer. Allah'ın oradan geçirmeye kudreti yeter mi yeter? Allah'ın kudretinin yetmeyeceği hiçbir şey yoktur. Allah'ın kuvvetinin yetmeyeceği hiçbir şey yoktur. Allah'ın bilgisini sarıp sarmalamadığı bilgi olarak hiçbir şey yoktur. E şimdi normalde filozofların bu görüşü hem aklen hem de naklen reddedilir. Bunu reddetmemek mümkün değil. Bunu reddetmiyorsan küfre düşüyorsun. Ama burada tabii Gazali'nin üzerinde önemli ayrıntı şu.
Gazali filozoflarının her söylediğini reddetmiyor. Kur'an ve sünnete aykırı olan yerleri reddediyor. Ayırt etmek lazım. O yüzden mesela Gazali'nin müthiş bir şeyi var. Bir ilmi yolu var. İlmi yol şu. Gazali felsefecilerini bir önceki derste anlatmıştım. Mantığını çözmüş vaziyette. Mantığını çözünce felsefecilerin mantığıyla felsefecileri vuruyor. Tabii vurduğu zaman da ses getiriyor. Öyle yarım bırakmıyor. Bir şeyi vururken yarım bırakmayacaksın. Yarım bırakırsan toparlanır seni vurur sonra. Bakın bir şeyi vururken yarım yamalak vurmayacaksınız. Tam vuracaksınız.
Bir daha toparlanamayacak. Gazali öyle vurmuş ki bir daha toparlanamıyorlar. Yaralı bırakmayacaksın. Sen ağda da yırtıcı hayvanı yaralı bırakırsan o hayvan seni öldürür, perişan eder seni. Can avliyle seni vurur, seni öldürür, yaralı bırakmayacaksın. Fikri olarak da yaralı bırakmayacaksın. Üzerinden silindir gibi yaşayan kafasını kaldıramayacak bir daha. O yüzden ayetleri topluyorum. Ve normalde Gazali'nin bu noktada red diyeleri felsefecilerin üzerinde, belirli konular üzerinde. Öbür konuları normalde reddetmiyor Gazali. Mesela felsefecilerin mantığını, matematiğini reddetmiyor. Bunları reddetmiş olsa diyeceğiz ki komple reddetti. Aklı reddettiği iddiası var ya ortalıkta da dolaşıyor.
Ya neden aklı reddetsin ki Gazali? Aklı kim reddetmiş İslam dünyasında da Gazali reddetsin? Gazali'den önce de aklı reddeden hiç kimse yok. Bir kısım böyle tam Kur'an ve sünnete dayalı sufi olmayan, biraz daha doğudan etkilenen, Hindulardan etkilenen bir kısım akımlar var. Gazali'den önce böyle akımlar var. Hindistan'da veya biraz daha böyle Hindistan'a doğru gittiğinizde bu akımları görebilirsiniz. Ama normalde Gazali müthiş bir şekilde akli kullanıyor her şeyi. Yorumlamaları akli, incelemeleri akli ama bu aklı Gazali vahyin üstünde tutmuyor. Ve normalde mesela El Mustafası var onun, Gazali'nin.
Bu normalde geçen derste de bahsetmiştim. Bu fıkıh usullerinde, fıkıhla alakalı hüküm çıkartmada izlenilecek olan yol. Lore alıştırıyor, alıştırıyor, yolları tanımlıyor. Nasıl bir yol izleyeceksin? Onda mesela tanım, bir şeyin tanımı. Yani telefonun tanımı. Tanım, kıyas. Bir şeyle kıyas etme. Mantıksal çıkarın. Gazali'nin uyguladığı şeyler bunlar. Ve sebep-sonuç ilişkisi. Delillendirme gibi yöntemleri kullanıyor Gazali orada. Hatta Gazali'nin sözüdür bu. Yani bir kimsede bu tip mantıki ve akli usuller yok ise, o kimsenin fıkıh etmemesi gerektiğini söyler.
Ondan fakih olmazlar. Hani mantığı kullanmayan bir kimsenin ondan fakih olmaz der Gazali. Aklı kullanmayan bir kimse için Gazali boş tenekedir. Ondan fakih olmaz Gazali'ye göre. Biz şimdi Gazali'nin dayanağını, aklı reddetmek, vahyi kabul etmek olarak dersek, bu çok basit olur ya. Bu gerçekten Gazali'ye hakaret olur. Gazali'yi tanımamak olur bu. Gazali'ye atılmış en büyük iftira olur bu. İftiracı olursun. Mahşerde çıkarsın Allah'a hesap veremezsin. Müslümansan. Hesap vereceksin ya veremezsin. Hristiyansan zaten hadi yürü cehenneme. Ne hesap var ne kitap var. Bunlar küfürle gittin. Hesap kitap yok mu? Yallah ruh. Nereye? Cehenneme.
Al. Malik görsün hesabını. Malik kim? Cehennem meleği. Onunla tanışacak herkes. Eee yürüyecek gidecek cehenneme. Hesap kitap yok onda. Yani desek ki Gazali, yani duyular, akıl ve vahiy. Bunların her birinin kendi üzerinde bilgi alanları var. Ve bunların hepsinde sınırları var. Mesela duygu, sezgi dediğimiz şeyin sınırı var. Aklın sınırı var. Vahiy. O da ayetle belli. Bizim önümüzde somut bir Kur'an var. Vahiy belli. Eee bunun sınırı da belli. Sen yeni bir ayet getiremeyeceğine göre, bir ayet de eksiltemeyeceğine göre vahiy belli. Eee yani o zaman Gazali'nin bu noktada duruşuna baktığımızda, Gazali kesin bir hükme, kesin bir hakka şüphe edilemez bir noktada ulaşılması gerektiğini söyle.
Ve kendisini de bu noktada bir talebe görür. Ve hakikate ulaşmaya çalışan bir kimse olarak görür. Ve mesela duyularla alakalı. Duyular ne? Yani beş duyu var ya, görme, duyma, ondan sonra tatma, dokunma. Bunların normalde akıl, bu duyulardan almış olduğu şeylerle yanılabilir. Bunu ehli tasavvuf savunur zaten sufiler.
Siz, duyular sizi aldatabilir. Aldatabileceği için, mesela bir kimsenin zina hükmüne varabilmeniz için, dört erkek şahit ister. Neden? Neden? Çünkü duyular sizi aldatabilir. Gördükleriniz sizi aldatabilir. Çünkü bir, mesela şeytan insan suretinde görünebilir. Bir melek insan suretinde görünebilir. Yani erkekler sizde yanında bir kadın derse ki, seni bir kadınla gördüm. Yok ya o cinnidir, sen öyle görmüşsündür. Buradan yürümeyin. Buradan yürümeyin. Bu yol kapalı, öyle yürümeyin. Hani tufaya da düşmeyin. Hangisiyle? Demek ki birkaç tane var. Erkeklerin bu konuda kıvrak zekaları yoktur.
Mustafa Özbahar Eci. O yüzden öyle olunca, duyular sizi aldatabilir. Mesela örnekliyorum şimdi. Normalde herkes oturuyor. Birisi bir şeyler duyabilir oradan. Evet. Dervişler de olur ki bu. Veyahut da böyle biraz hayli yüksek olanlar da olabilir.
Değişik şeyler yaşayabilir. Yine dervişler sakın ha bunu böyle yol olarak kullanmasın ha. Yakarım çıranızı sonra. Öyle birisi demiş herhalde sende cinni taifesi uğramış galiba demiş. Nerede? İçeride şimdi. Hanımı da gece yarısından sonra bana mesaj atıyor. Ben cinni taifesi mi uğradı bana? Kim dedi dedim ben? Beyim dedi dedi. Tabii. Nereden hükmettin dedim. Nerede içe? Kapıdasın değil mi? Nereden hükmettin? Sana lamba hala daha lambaçık mı yatıyorsun? Gelecek birisi kulağına yapacak tamam. Evi değiştirmezse gel yanıma.
Mahalleyi değiştirir. Şehri değiştiremez de mahalleyi değiştirir. Neymiş kadıncağız da demiş ki? Ne dedin ne dedin bir daha de bakayım. Söyle söyle. Hı? İçeride olabilir dedi. Söyleyeyim Rabbimiz ele gelsin saçıyla boğulsun seni be. Şimdi gerçekten görünebilir. Yani normalde bir cinni taifesi mesela bir hayvan suretinde görünebilir. Cinni taifesi insan suretinde görünebilir. Yani normalde mesela bunu bir kimsenin fark edebilmesi için beşinci esmaya gelmesi lazım. Beşinci esmaya gelmeden bunu fark edemez.
Bunu bilemez. Böyle arada böyle hani çatlaktan su kaçar gibi bazı şeyleri dördüncü esmada görür de bunu asıl tam net olarak beşinci esmada başlar görünmeye. Altıda yedide kemale erer o görüntü. O esnada gördüğünde bu şeytan der. O esnada gördüğünde bu kafir cinni, bu münafık, bu ondan sonra Müslüman cinni der. Bu derviş cinni der. Bu altıda yedide netleşir. Şimdi bunlar bu surette görülünce o zaman gördüğün, görme, duyu organın seni aldatabilir. O zaman duyma organı seni aldatabilir. Seni aldatabilir. Hani bizim şimdi bayındırlar iyi biliyor. Bizim meşhur bir Abdullah abimiz vardı. Zikrullah yaparken gece ona demişler ki sen oldun hadi bir bayındır ovasını pike yap.
Bir gez dolaş demişler. adam bu sesi duydum. Mustafa'cığım bu sesi duydum ben diyor. Ben bizatihi konuştum. Biz de yeni dervişiz böyle. O da beni çok seviyor. O çocukluğumuzu biliyor bizim çünkü. O tekelde depo memuruydu. Biz bakkal dükkanına sigara işte tekel malzemeleri alıyoruz. Yani dedem filan gitmiyor. Herkes dedemi tanıdığından biz gidiyoruz parayı biz yatırıyoruz oradan. Fişleri kestiriyoruz. O da depoda. O depodan biz malzemeler alıp geliyoruz dükkana. O kendisi pomak. Evet. Pomaklar da böyle sağlam inatçı. O normalde karge kartal dese döndüremezsin. Dedem öyle diyordu. Şimdi bizim çocukluğumuzu biliyor. Bir de aynı mahalleden sayılırız. Abdullah abi nasıl attın kendini dedim.
Gece saat iki iki buçuk. İstasyon caddesinde dolaşıyoruz. İkimizden başka kimse yok. Arada bir esmayı patlatıyor. Hayyuhu diye. Normalde bazı apartmanlar açıyorlar. Hiç kimse cesaret edemez ondan bayındırda dolaşmaya. Bayındırda tarikat deyince herkesin aklına uçtum Abdullah geliyor. Laf da şu bizim gençliğimizde. Ne o sen de uçtum Abdullah gibi mi olacaksın? Onların bir iskan evleri var. Macir evi. Normalde devlet onlara vermiş. Göç edince. Bir, iki, üç, dört katlı dördüncü ahşap bir ev. Dördüncü kat tek oda. Abdullah abi de o odada yaşıyor. Ben onu biliyorum. O bir oda. Orada bir çatı var. Ardında bir çatı daha var. Altında bir çatı daha var. Buna sordum Abdullah abi. Nasıl attın kendini?
Öyle ya. Herkes biliyor uçtum Abdullah diye. Bizim de gençliğimizde biz de duyduk onu. Yani Abdullah abi at diyor. Kafa, kol, bacak. Ondan sonra şeyde ne o? Alçıdan. Mustafa'cığım dedi. Zikir alemine girince dedi. Öyle boş değil. Hali vardı onun. Hani Harun Hoca daha iyi bilir belki de. Öyle arada hal görüyordu o. Bizde o zaman yeni böyle haller, maller bizde uçuşuyor her şey. Enteresan. Onun bir itikaf muhabbeti var bende onun da. İtikaf da geldi bir sabah çünkü o benim yanıma. Neyse dedim Abdullah abi ne yaptın, nasıl oldu? Mustafa'cığım dedi zikir alemine geçtim dedi. Zikrullah yaparken dedi bir ses dedi. Bana dedi ki dedi Abdullah oldun. Bir uç, pike yap. Hani ovayı bir pike yap. Sanki planör mübarek.
Allah diyor pencereden atıyor kendini. Ciddi ciddi. Tabi birinci kat, ikinci kat, üçüncü kat böyle kat kat düşünce kombe aşağıda çıkmıyor. Ölür yoksa oradan o. Onun evi duruyor mu durmuyor mu? Ara boyunundan hemen bizim mahalleye giderken sağ tarafta köşedeydi. Duruyor mu o ev? Ulan gitmeli bir ziyaret etmeli ya Abdullah abinin evi diye. Öldü zaten o değil mi? Allah rahmet eylesin. Evet ya. Rahmet istemiş bizden demek ki. Severdi beni çok. Allah razı olsun kendisine. Melamiydi kendisi. Abdullah abi arada böyle bir kahvede toto oynarken görebilirsin. Sakın böyle kerih görme. Değişik bir kişilik. Abdullah abi tabii bakın ses yanılttı onu.
Ama aynı Abdullah abi. İtikaftayım sabah namazlarına ezanı ben kendim okuyorum. Bayındır'da mesciddeyim. Ezanı canlı okuyorum. Kimse yok kimse gelmiyor. Ramazan son on günü. Sabah namazına hiç kimse gelmiyor mahalleden. Yukarıda mescid. Mescidde. Ben normalde yükseğe çıkıyorum. Ezanı canlı okuyorum. Sonra giriyorum içeri. Mihraba geçiyorum. Sünneti kılıyorum. Farzı kılıyorum. Bundan sonra kendim kısa bir zikir yapıyor. Geçiyorum hücreme. Orada hücre de var. Bizim arkadaşlar bilirler. Neyse bir gün gene öyleyim. Ezanı okudum. Geçtim şeye. Cami tarafına. Normalde halkın içine çıkmak yasak bana. Ben kimseyle görüşmüyorum. Konuşmuyorum. Hiç kimseyle.
Güneşe çıkmıyorum. Abdest alacağım zaman yüzüme üstüme bir örtü örtüyorum. Hemen abdest alıp giriyorum. Birinci gün üç lokma. İkincili gün iki lokma. Üçüncü gün bir lokma yiyeceğim. Ondan sonra su ve çay. Başka bir şey yok. İtikaf öyle. Günde yetmiş bin tevhid. Bir de dersi çekiyorsun. İlk üç günde yetmişer bin çekiyorsun. Ondan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürsen, duyarsan, işitirsen, bir şey olursa dördüncü gün ondan sonra on bin salavat-ı şerife çekiyorsun. Beşinci gün yüz bin lafzı-ı celal çekiyorsun. Altıncı gün yetmiş bin tevhid. Yedinci gün yüz bin lafzı-ı celal. Sekizinci gün tevhid. Dokuzuncu gün lafzı-ı celal.
Onuncu gün tevhidle bitiriyorsun. İtikaf bu. Dünya kelamı yok. Hayvansal gıda yok. Hayvansal gıda yok. Güneşe çıkmak yok. Benim ilk itikafım bu. Şeyh Efendi beni böyle itikafa koydu. Benim yanaklarım çökmüştü. Elmacık kemiklerim dışarı çıkmıştı. Dördüncü gün böyle kayrı ihtiyara aynaya baktım. Çökmüşüm ben beşinci gün. Uyuyamıyorsun zaten. Dersi bitireceksin ya. Öyle dersi bırakmak yok. Bir de oda kaç? İkiye iki var mı Nuri? Bir buçuğa iki gibi. Evet. Oradayım ben. Enteresan bir şey. Millet kapının önünde itikafa girdim diye yemek getirmiş birisi. Ben tabii yemekten haberim yok. Kanla yerin olmuş yemek orada kapının önünde. Kadıncağız almış oradan.
Demiş ki sakın ha kocalarınızın demişin kazancının haram mı helal mı olduğunu öğrenmek istiyorsanız gidin kapının önüne demişler yemek koyun. Bizimki kanla yerin oldu. Haberim yok benim. İçerdeyim ben. Neyse. Bacurt kapı açıldı. Hiç arkama bakmıyorum ben. Uuuu. Esma. Kalbime geldi. Abdullah abi geldi dedim. Abdullah abi geldi. Geldi. Ben tam böyle sünneti kıldım. Farza kalkacağım. Bu sünneti kıldı. Ben hiç arkama bakmıyorum. Ben kalktım. Kametledim. Farza niyet ettim. Sabah namazının farzını kıldım. O da benden tabi oldu. O da kıldı. Tabi namazda bir hayy bir huv diyor. Ben döndüm.
Başladım. Tevhide. Tevhide. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Benle beraber tevhid çekiyor. Sonra Allah ismasını. Birden Allah Allah. Başladım. Ama nasıl böyle zikrullah yapıyoruz onunla. Allah kabul etsin. Yok öyle bir şey. Bir ara gözümü bir açtım. Dizlerini gördüm. Gözümün dizasında. Dedim ki hani hal mi görüyorsun?
Bir daha açtım. Yine böyle her Allah de işte yükseliyor. Böyle dizini görüyorum önümde. Tabi koyverdik biz zikrullahı. Bir ara vesvese böyle bir şey işte. Şimdi camdan aşağı katlayacak mı dedim. Al başını eşi. Vesvese bu işte bak. Şeytan oraya bir çomak sokuyor. Çomak soktu şeytan. Eşhedüven la ilahe illallah. Ve eşhedüven Muhammeden abduhu ve resulü dedim. Zikrullahı bitirdim. Bu ama kendinde değil. Böyle. Kaykıldı gitti. Bir dua yaptım. Bir amin dedi bahra bahra. Ondan sonra kalktı. Bir derviş selam verdi. Uuuuh. Mustafa Efendi dedi. Halbuki bana Mustafa der.
Mustafa Efendi dedi. Beni Geylan Hazretleri gönderdi. Git. Evladımız orada yapayalnız. İttikafta. Git ziyaret et. Duasını al dedi bana dedi. Uuuuh dedi yürüdü gitti. Şimdi Abdullah abi canlı mı geldi? Normal mi geldi? Öbür türlü mü geldi? Bu sonradan aklıma geldi. O esnada aklıma gelmedi. Abdullah abiye bunu soramadım bir daha ben. Hiç açmadı bu mevzu. Hiç ama. Hiç bana karşı da saygıda bir kusur etmedi. Koskoca adam. Şimdi duyu hani duyu aldatabilir.
Duydun aldatabilir seni. Gördüğünü aldatabilir. Dokunduğunu aldatabilir seni. O yüzden Gazali duyuların bilgisini hakikat olarak görmez. felsefeciler onu hakikat görür. Ve duyular aklı yanıltabilir mi? Cevap yanıltabilir. Hadis-i şerif ne diyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem? Duyduğunu aktarmak sana yalan olarak yeter. Duyduğunu aktarmak sana yalan olarak yeter. Neden? Duyduğun seni yanıltır. Duyulara güvenilmez. Devam ediyor. Bu normalde devam ediyor. Şimdi öyle bir şey olunca Gazali enteresan bir şekilde Descartes'ten yüzyıllar önce metodolojik bir şüpheyi arınma ve başlangıç aracı olarak kullanmış.
Şüpheden arınmayı. Şimdi İslâm dünyasında Descartes'in şüpheden metodolojik olarak şüpheden arınmayı konuşuyor. Sen nereden onu şüpheden arınmayı konuşuyorsun? Gazali bulmuş onu. Gazali şüpheden arınmayı söylemiş. Sen şimdi Descartes'i okuyacaksın önüme geleceksin benim. Öyle mi? Yok. Öyle ya ama. Gazali onu şüpheden arınmayı söylemiş. Duygusal güvensizlik olarak bunu aktarmış Gazali onu. Ve duyma duyusunun gölgenin hareketini sabit sanması gibi duyuların yanıltabileceğini ve kesin bilgi veremeyeceğini söylemiş Gazali. Görme duyusunun gölgenin hareketini sabit sanması gibi. Bakın nereden ne çıkarmış Gazali.
Gölge sabit mi? Değil. Gölge adı üstünde. Gölge o zaman gölge varlıklar da seni aldatabilir. Sen gölgeyi sabit görürsen kalk ayağa. Gölge var burada. Gel biraz ona. Işık vurdu gölge şimdi. Gölge sabit mi? Gölge var mı? Yok. Bak ne dediniz? Gölge var dediniz. Otur. Yanıldınız. Gölge hakikat değil çünkü. Gölgenin varlığı bir şeyle ışığa bağlı.
Öyle var gördünüz. Aslında yok. Aklın sınırını koymuş Gazali. Aklın sınırları rüyada görülenlerin o an gerçek sanılması gibi. Rüyada bir şey görüyorsun o esnada gerçek zannediyorsun onu. Öyle değil mi? kantir içinde kalıyorum ben. Allah'ım ne sıkıntılar bir uyanıyorum yok diyorum ya uykudaymışım. Bazen kendi kendime dahi yok lan uyuyorsun sen rüya gördüğün bu şey diyorum devam ediyor o şey daha gördüğün şey. Bu bir de hani uyumadan görünenler var ya bir de uyanıkken görünenler var. Bir de uyanıkken gördüklerin var.
Yakazada gördüklerin hariç uykuda gördüklerin hariç bir de uyanıkken gördüklerin var. Bunlara baktığımız zaman o zaman o görülenlerin sen hepsinde bir anda gerçek zannediyorsun. Yani ben itikaftarken bir baktım ki ayaktayım. Birisi de bana bakıyor öyle. Böyle o bana baktı ben ona baktım. Oğlum durdu. Hocam korkuttun beni dedi. Sen ne ama duruyorsun dedi. Sen ne uyumadın. Battaniye kafasına aşağı geçirdi. Yanındakini demiş hoca ayakta demiş gece demiş kendi kendine saygılıyordu demiş bağırıp çağırıyordu demiş. O ona söylemiş o ona söylemiş.
Herkes böyle yandan yandan bakıyor. O an dedim ya en hızlı haber orada yayılıyor. Ben şimdi ne oldu toparladım. Ama ayakta oldu mu toparlamadım. Onu hatırlamıyorum. Sonra o göz göze geldiğimi hatırladım onunla çektim kenara sen ne yapıyordun dedim oturuyordun sen dedim sen de ayaktaydın dedi. Ne diyordum dedim boyuna bağırıp çağırıyordun sohbet ediyordun kovuyordun bazı kimseleri dedim bütün kovuşamı aktardın lan dedim şimdi buna korktum dedi hocam dedi ya gerçekten korktum dedi. Şimdi onu gerçek zannediyorsun onu o esnada gerçek zannediyorsun Hazreti Mevlana hani Mesnevi'de geçiyor bu bir kimse diyor rüyasında kolunun koptuğunu görse onu gerçek zanneder.
Uyandığında diyor ilk kişi diyor onun elini o kolunu atmak olur. Kolunun sabit olduğunu görür bir diyor o çeker diyor. O zaman normalde bu böyle aklın sınırı var. Rüyada görülenlerin gerçek sanılması akli verilerin ve daha üst bir bilinç durumu yani uyanıklık hali tarafından sorgulanabileceğini söylemiş Gazali. Böyle olunca bir de ardından hani duygusal güvensizlik var sonra şüphelerden arınmak var.
Descartes'den önce bunları tespit ediyor bunu. Burayı tespit ettiğinde kalıyorsun zaten. Normalde öyle olunca şüphenin aşılmasıyla alakalı duyul ve duyu ve akıl çıkmazını duyunun ve aklın duyuların ve aklın çıkmazının Gazali neyle mümkün oradan çıkışın neyle olduğunu söylüyor biliyor musunuz?
İlahi bir nurla keşifle vasıtasıyla aştığını söylüyor Gazali. yani kalibi aklın çalışması kalbe keşfin gelmesi hayretin gelmesi kalbe ilm ledinin gelmesiyle duyuların ve aklın çıkmazından kurtulabileceğini söylüyor Gazali. E tabi bunu Farabi İbni Sina anlar mı anlamaz bunu. Bu kimin işi? Sufilerin işi. Bu da Sufilerin işi. Kalbin harekete geçmesi. Bangır bangır bağırıyoruz ya hakikati görmek istiyorsanız hakikati duymak istiyorsanız hakikati anlamak istiyorsanız sizin kalbinizin çalışması lazım. Kalbin çalışması için dikkat lazım. Kalbin çalışması için pür dikkat odaklanman lazım.
Kalbin çalışması için yanındakille konuşup gülmemen lazım. Kalbin çalışmasını istiyorsan kalbin zikrullahla hemhal olması lazım. Allah'ı sevmesi lazım. Resulullah'ı sevmesi lazım. Üstad'ı sevmesi lazım. Ve kalpte zikrullahın oturması lazım. O zaman kalp hakikate doğru yol alacak. Öbür türlü yol almayacak. Atılsın batılsın köpsün. Hakikat manasında manasında. Evet. Yoksa akıl ve duygunun sarmalında boyuna vesveselerin içerisinde dönüp duracaksın hakikati bulamayacaksın hiç. İstediğin kadar profesör ol. Bu aklı ve duyuları aşan bir şey. Ama hem ayetlerle hem hadislerle hakikati kesin bir şey.
Ayet ve hadis de hakikati kesin. Böyle olunca o zaman önümüze bilginin kaynağı çıkıyor. biraz çok ağır gidiyoruz ama hakkınızı helal edin. Böyle olunca bilginin kaynağı tartışılacak o zaman. Bilginin kaynağı ne? Öyle ya. O zaman bilginin kaynağına baktığımızda doğru duygular lazım önce. Yani fiziksel dünyanın algılanması bu dünyanın algılanması bu ilk basamak. Öyle ya. Normalde bilgi kaynağına bakacağımız zaman ve normalde bu ilk basamak hataya açıktır. Bunun arkasından akıl gelmesi lazım. Yani akli zaruretler akıl gelmesi lazım. Bilgi kaynağı için. Ona baktığımızda o zaman akli olarak matematiksel önermeler mantıki önermeler mesela işte 13'ten büyüktür.
Doğru mu? Evet. Bunlar normalde zorunlu ilkeler akılla alakalı olan şeyler. yani evet akıl bu noktada değerli midir? Değerlidir. Ama akıl Gazali'nin söylediği şey bu. Metafizik konularda tek başına kalırsa sınırlıdır. Sufileri ilgilendiren alan ne? Metafizik dediğimizde rüya hal kalbi ilimler geliyor işin içerisine. O zaman bilginin kaynağı olarak hemen otomatikman akıldan biz o zaman ilhame geleceğiz. Keşfe geleceğiz. Kalp gözüne geleceğiz. Bilgi kaynağı. O zaman normalde bu da neyi ilgilendiriyor? Sufileri ilgilendiriyor. Bu neyi ilgilendiriyor?
Tasavvufu ilgilendiriyor. O zaman bu da direkt olarak kalbin arınması, kalbin temizlenmesi, kalbin arınması, kalbin temizlenmesi, dedikodu gıybet over zıvır haramları terk et bırak. Dilin afatları, gözün afatları, kulağın afatları bırak. Elin afatları, ayağın afatları, gazali ihya da bunları anlatır. Bırak bunları. Kalbi arınma. Sufiliğin işi budur. Tasavvufun işi budur. Dervişliğin işi budur. Kalbi arınmadır dervişlik. Kalbi arınma. Kalbi temizliktir dervişlik. Sufilik kalbi temizliktir. Sufiler dergahlarına şirket kurmak için uğraşmazlar. Şirket şirket üzerine kurmak için bir Sufi akım uğraşmaz. O Sufi akımın başındakilerin üzerinde trilyonlar dönmez.
Kilolarca altınlar dönmez. Onlar kalkıp bilmem ne kadar binalara para yatırmazlar. Kalbi arınmayla uğraşırlar. Kalbi arınmanın birincisi zaten dünya sevgisinden uzaklaşmak dünya sevgisi uzaklaşmak deyince burada dünyayı terk etmek değil dünya sevgisinden uzaklaşmak. E sen hala da ele geleni yiyeceğim dile geleni diyeceğim dersen hala da dedikoduya gıybete iftiraya devam edersen hala da ona buna çamur atacağım diye uğraşırsan hala da onunla bununla uğraşırsan kalbi arınmayı gerçekleştirmen mümkün değil sen eşine kavga ediyorsan
eşine küfrediyorsan eşine surat asıyorsan çocuklarına zulmediyorsan kadın adama adam kadına zulmediyorsa kalbi arınmanın gerçekleşmesi mümkün değil kalbi arınma güzel ahlak kalbi arınma farzları yerine getirme kalbi arınma insanların hakkına hukukuna riayet etme kalbi arınma senin rüşvetten ondan bundan her şeyden uzak olman lazım kaytan bıyığı böyle badem bıyığı bırak masanın da şeyini aç çekmecesini aç imzalarım ama burayı gör der senin namazın da batsın edepsiz adam sen bir de bize islamdan bahsetme sen bize dervişlikten
bahsetme derviş kardeşine tepeden bak sonra kalbi arınma yok öyle bir kalbi arınma el fahri fakri ben fakirlerle beraberim dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sen insanların zenginliğine göre hareket ediyorsan dininin yarısı gidiyor kalbi arınma bir kimsenin devletteki makamından dolayı bir kimsenin zenginliğinden dolayı ona temanla ediyorsan onun önünde boyun büküyorsan dininin yarısı gidiyor hadiste sabit kalbi arınma kalbi arınma ondan işin var yavşıyorsan kalbi arınma yok sende işinden dolayı yavşadın
kalbi arınma sen Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış kalbi arınma ve o kalbi sufileri o yüzden eleştirirler sufi bu hale gelince kalbi ilham almaya başlayınca onda keşf açılınca o hakikatin hakikatine doğru yürüdü sen kitaptan okuyorsun o satırdan değil sadırdan konuşuyor Cenab-ı Hakk adesi kutsu da demedi mi ben onu severim o da beni sever ben onu sevince gören gözü duyan kulağı söyleyen dili tutan eli yürüyen ayağı olurum benimle görür benimle duyar benimle tutar benimle yürür benimle konuşur o zaman o kalbi onun
keşfi açıldı keşfi açıldı onun o hayret perdesinden hayret perdesine geçti bilginin özüne sahip var kalbi ilham alıyor onun ona yalan söyleme seni utandırmamak için senin yalanının yüzüne vurmaz onu aldatmaya kalkma seni utandırmamak için sen aldatıyorsun demez çünkü o Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmıştır insanları insanların içerisinde utandırmaz sen kalkıp da bir şey deme ona yok onu bilmez zannetme onu görmez zannetme dervişlerin aldandığı yerlerdir bunlar Allah muhafaza eylesin işte bu nedir bunun Kur'an'daki dili ne
ledün ilmi ilmi ledün hızır ilmi ilmi ledün hadi oturun şimdi siz hızır çocuğu nasıl öldürdü öldürdü mü öldürmedi mi bu mecazdır yok bu hakikattir boğul orada aklınla boğulacaksın orada hızır ilmi ledün sahibiydi çocuğu öldürdü kesti çocuğu var mı diyeceksin ilmi ledün sahibiydi Kur'an'la sabit sen onu kalkıp da yok işte mecazen öldürdü aslında öldürmedi otur otur dün yere akılperest seni ilmi ledün sahibi hadi inkar et ilmi ledünü ne dedi Musa aleyhisselam'a birisi sordu ya Musa senden daha alim bir kimse var mı yeryüzünde
Musa dedi ki yok Cenab-ı Hak Musa'yla irtibatı kesti Musa Tur-i Sinaya yürüdü her seferinde olduğu gibi ağladı yalvardı yakardı kırk gün orada halvet etti dedi ki ya Rabbi benimle irtibatı kessin benimle muhabbeti kessin peygamberiyle muhabbetini kesti irtibatını kesti kendini yüce gören kendini dokunulmaz gören kendini yüksek gören kendini kibirli gören derviş seninle irtibat mı kuracağını zannediyorsun peygamberiyle irtibatını kesmiş seninle mi irtibat kuracak kibir abidesi seni Musa'ya dedi ki ya Musa filanca yerde
kullarından birisi sana böyle bir soru sordu sen de ona dedin ki benden daha fazla alim bir kimse yok bu Allah'ın tacibuna gitti dedi Musa dedi ki tevazuya bak ya Rabbi ben ona talebe olmak istiyorum ben ona talebe olmak istiyorum ben ona mürid olmak istiyorum dedi evirip çevirmesinler lafı gitsinler hızra sorsunlar daha da yürekleri yetiyorsa Musa aleyhisselam'a sorsunlar ne dedin Allah'a desinler ben ona mürid olmak istiyorum dedi kimdir bu zat Cenab-ı Hak dedi ki kurumuş balık al yanına git filanca dedi denizin kenarında
yürü bakın bunlar işaret ne zaman ki dedi kurumuş balıklar dedi canlandı orada dedi benim dedi bir kulum var o dedi senden daha büyük alim gitti Hızır'ı buldu şeyhimin tabiriyle söyleyelim esselamu aleyke ya dedi ona şeyhimin tabiridir bu Hızır döndü ve aleykümselam ya Musa dedi bu da şeyhimin hali bu da şeyhimin ilminle dönün bunu da kitapta koyamazsınız çünkü her bir mürşidi kamil bir Hızır makamından geçer ve bir Hızır'la o Hızır'la tanışır o Hızır'la tanışmadan bir kimse kendini
Mürşid-i Kamil saymasın beşinci makamdır açık açık konuşuyorum bunları beşinci makamda Hızır'la görüşülür Ulu Cami'de evet Ulu Cami beşinci makamdır Hızır makamından geçer Hızır makamından geçmeden olmaz ölür giderim yarın öbür gün birisi kalkar size Mürşid-i Kamillik taslar bilin diye söylüyorum kendimi methetmek için konuşmuyorum Allah beni affetsin yürüyeceğim gideceğim yaşım 65 şurada ne kalmış ömürüm 60 yıl kalmış 55 kaldı 120'den 65 çıkınca 55 kaldı ne kalmış
şurada Allah-u Alem Allah bilir başınızı cebelleş oğlum Hızır Aleyhisselam'a gitti dedi ki ben sana mürid olmak istiyorum mürid olmak istiyorum ben yine şeyhime döneyim buradan ya kendimden bir şey anlatmayayım mürid olmak istiyorum deyince dedi ki Hızır ona bizim ilmimiz hacıdır acıdır sabredemezsin dedi katlanamazsın dedi acıdır sabredemezsin katlanamazsın dedi Musa dedi ki ben sabredenlerden olacağım ben katlananlardan olacağım ben dedi bu konuda sana tabi olanlardan olacağım olur dedi Hızır ben yine şeyhimden yürüyeyim
ya hoşuma gitti onun da hoşuna gitti ya Abdullah Efendi seni unutur muyuz ya hiç unutmadık Allah rahmet eylesin uzakta bir gemi şeyhimden anlatıyorum bunu uzaktan bir gemi ses mes duyulacak gibi değil Hızır aleyhisselam gemiye doğru döndü dedi ki ey gemidekinler biz iki ihtiyarız dedi burada Musa'nın gençliği yok peygamberlikten önce diyenler yanıltıyorlar sizi Musa o esnada peygamberdi yok Hızır'la peygamberlikten önce görüştü ahmaksın sen dedi ki Hızır aleyhisselam ey gemidekinler biz iki ihtiyarız bizi buradan alın
dedi gemidekinler sesi duydu bir filika indirdiler iki tane insan kürek çeke çeke geliyor kıyıya doğru geliyor iki tane ihtiyara geliyorlar bakıyorlar ihtiyarları görüyorlar araları çok uzak burası Mustafa Özbağ'dan araları çok uzak metrelerce değil kilometrelerce taa uzaktan o gemiyi görmeleri dahi mümkün değil Musa şaşırdı ortalıkta gemi yok çünkü hayrette Musa gemi yok ama Hızır ey gemidekinler biz iki ihtiyarız bizi buradan alın dedi filika takınlar nereye kürek çektiklerini bilmiyorlar görüyorlar zahir değil filika'yı
dahi onlar yönetemiyorlar evet geldiler bir baktılar iki ihtiyar filika'yı kıyıya kadar yanaştıramadılar Hızır aleyhisselam Musa aleyhisselamın elinden tuttu suyun üstünde yürüyerekten filika'ya gittiler filika böyle aşağı doğru indi aşağı doğru indi tak adım attılar içine sonra filika tekrar yükseldi Musa hayrette bir kürek çekiyorlar beş kürek çekmiş gibi gidiyorlar bir kürek çekiyorlar on kürek gitmiş gibi çekiyorlar bir kürek çekiyorlar yirmi kürekmiş gibi gidiyorlar filika değil sanki var ya şimdi böyle hızlı
şeyler küçücük şeyler öyle gidiyor filika göz açıp kapayınca kadar gemiye geldiler gemideki nerede şaşkın koca Hızır gelmiş yanında Musa gemi aşağı çöktü filika yükseldi gemi aşağı çöktü herkes şaşkın normalde öyle merdivenle yok Mustafa Ezma merdiveni tırmanacağım durasın kedi merdiveni öyle bir şey yok bindiler gemiye gemidekinler onları bir misafir ettiler yedirdiler içirdiler hizmet ettiler gitti onlar balıkçı gemisi gittiler tam şehre geldiler Musa aleyhisselam şey Hızır aleyhisselam Musa'ya da yanında ya aşağı indi
oradan bir tane balta buldu burası şeyhimden baltayla güm bir tane vurdu tahtanın birisini kırdı su almaya başladı içerisi su almaya başlayınca Hızır aleyhisselam suya dedi ki sakin ol selamet ol sakın gemiyi batırma dedi tabi ondan önce Musa dayanamadı dedi bunlar bizi hizmet ettiler hürmet ettiler sen zarar veriyorsun dedi gemiye dedi Musa'ya döndü dedi ben sana demedim mi sabredemezsin bizim ilmimiz acıdır ben sabredenlerden olacağım dedi Musa anında suya selamet ol deyince su böyle domburdu kaldı başka gelmiyor
o su çıktılar hiçbir şey olmamış gibi gemidekiler suyu görmediler baktılar tahta gördüler su görmüyorlar yürüdüler gittiler şehre gittiler bunu kısa keseyim sonra anlatırım gene bu keşifle alakalı ilm-i ledinle alakalı sonra oranın zalim bir kralı vardı sefere çıkacaktı bu İsrailler gibi onlar da beni İsrail'di yahı yahudi bozması sefere çıkacaklardı firavunvari insanlar baktılar dediler gemi batıyor hızla boşalttılar Hızır dedi ki sonra Musa'ya onlar yedi kardeştiler bu yedide bir sır var onu kenara koyun yedi kardeşti
dedi bunlar dedi ihtiyar bir anneleri babaları var onlara bakıyorlar balıkçılık yapıyorlar o dedi zalim askerler geldiler baktılar gemi batıyor korktular bıraktılar terk ettiler el koyuyorlardı bizden sonra onlar dedi gemici onu tamir edecekler işlerine bakacaklar dedi o zaman bilgi kaynağı neymiş ilm-i ledünmüş bilgi kaynağı tabi ilm-i ledün felsefeciler kabul eder mi etmez bunu normalde Aristo Sokrat Eflatun kabul eder sezgi bilim bilgi kaynağı olarak Yunanlılardan asıl kırılma neresi nedensellik felsefecilerle alakalı
saat 23.13 buradan devam edelim olmaz mı haklarınızı helal edin nedensellikten devam edeceğiz felsefecilere cevaplara vaktinizi fazlaca alıyorum bu konuda bugün de Bayındır'dan hem eski dervişlikten önceki dostlarımız arkadaşlarımız ve aynı zamanda da Bayındır'da bizim ilk derviş kardeşlerimiz ziyaretimize geldiler Allah razı olsun o yüzden onlarla biraz hoş sohbet ettik geç kalmamızın biraz da sebebi bu oldu ama biz de böyle bir bayındır muhabbet ettik bayındır sohbet ettik eskilerden bahsettik felan böyle bir hoş oldu
gönlümüz Allah razı olsun hepsinden de inşallah o yüzden geciktik haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun helallık isteyen derviş kardeşlerimize helal etmeyen varsa söylesin helallaşalım burada yukarıdan yakından hiç sıkıntı değil helallaşmasını biliriz yani özür dilenecekse özür dileriz borçsa öderiz problem değil ama yok heva hevesten de helal etmiyorum derse onun da icabına bakarız el fatih muhammad selam selam şey yukarıda
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.