mustafaozbag.org

FAİZ-RİBA 29.10.2022 MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİ SOHBETLER

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 31 Ekim 2022 · 1:18:14

Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâni zikrfâlemennâhû, La ilâh, illâh, Muhammeden Resûlullah, Cemiyen Enbiya'yı, Vel Mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hak-ı hak-ı batıl-ı batıl bilenlerden eylesin. Hak-ı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden, batıl-ı batıl bilip, batıla karşı mücadele eden, gayret eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Sene'ye sımsık yapışanlardan eylesin. Sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Evet, onuncu sayfadan devam demişiz, burada kalmışız. Gelemedi mi peki? Hindistan'da İngiliz işgali sonrası oluşan iktisadi yapı içerisindeki Seyyid Ahmet Han, ribayı tefecilik olarak tercüme etmiştir. Muhammed Ömür, Ömer, Faruk.
Muhammed Abdüh, genel bir serbestliği tanımasa da yatırım sandıklarında biriken nemaların Kur'an'da yasaklanan ribadan farklı olduğunu yönünde görüş bildirmiştir. Abdül el-ahmâ lül-kâmile kâhire. Bu Abdüh, İslam dünyasında en tehlikeli varlıklardan birisidir. Abdüh'ün tehlikeli olduğunu bilelim, 33 dereceli masondur.
İngiliz kraliyet ailesine bağlı mason locasının bir elemanıdır. Abdüh. O yüzden yani Abdüh'ü masumlaştırmak isterler. Masumlaştırmak isteyenler de genelde İngiliz ajanlarıdır. Ve Abdüh'ün fikirlerini yaymak isteyenler isterler İngiliz hakimiyetinin altında daha önce bulunmuş ülkelerde. Bunlar da genelde İslam dünyasında Osmanlı'nın bıraktığı yerlerdir, çekildiği yerlerdir.
Orada Abdüh'çü veya Abdüh'ün sisili olarak yetiştirdiği elemanlar vardır. Bu Celaleddin Afgani de o gruptandır, Mevdudi o gruptandır. Enteresan isimler vardır. Bunlar böyle bu sisilenin içerisinde mesela aynı şekilde Türkiye'den de üniversite çevresinde ilahiyatlarda bu sisileden gelenler vardır. Yani diyeceksiniz ki ya Abdüh Kahire'de Türkiye ile ne alakası var?
Yani Türkiye'de Eser Kahire derken Eser'dedir Abdüh. Eser'in de başkanlığını tabiri caizse müdürlüğünü yapmıştır. Eser ondan sonra bozulmuştur zaten. Ve buradan Eser'e gidip Eser'de tedrisat görenlere hep böyle dikkatli bakın. Eser mezunu olanlara. Ve mesela ilahiyatlarda, diyanetin içerisinde birçok daha ileri. Siyasetin içerisinde Eser mezunları vardır. Siyasetin içinde de. Mesela Eser'de hukuk okumuştur. Eser'de işte tefsir okumuştur. İşte Eser'de hadis okumuştur. Eser'de fıkıh okumuştur. Örneğin kelam okumuştur. Felsefe okumuştur. Eser'de bir yer okumuştur. Ve o okuduysa orada ona bulaşmıştır bir şey. Kimisine bulaşmamıştır bir şey diyemem.
Bir müddet Eser Vahabilerin etkisine de girmiştir. Şu anda uzun müddetten beri Vahabilerin etkisindedir. Esere gidenler oradan Vahabi olarak geri döner. İşte hadis inkarcısı, sünnet inkarcısı, sarık inkarcısı, zikir inkarcısı, sufi inkarcısı son denen Vahabilerin elindedir. Eser'de normalde bakarken, eser mezunlarına da bakarken dikkatli bakma. Hani ilmi şüphe var ya, onlara bakarken şüpheyle yaklaşma. Yani bu, oho bu eseri bitirmiş. Hani böyle önemli değil. Ha bu eseri bitirmiş. Eser de okumuş. Bundan karşı dikkatli olalım. Kaç, hangi dönem eseri bitirmiş? Abdühun silsilesi döneminde mi? Yoksa Vahabilerin silsilesi döneminde. Mesela örneğin, işte Mısır'daki Sisi darbesini destekleyen ilk eser müftüsüdür.
İlk desteklerin odur. Ve Sisi darbesinden sonra Suud'da Mısır'a destek vermiştir. Bunlar böyle mesela farklı farklı İngiliz oyunlarıdır. O yüzden Abdüha da, Abdüha şüpheyle yaklaşmayın. Kesin, Mason 33 dereceli İngiliz Krali ailesinin kurduğu Mason cemiyetine bağlı. Hiç şüphe yok. Bu belgeleri de var bunun. Bunda bir sıkıntı görmüyorlar. Mesela bir kısım böyle tefsirciler var, hadisçiler var, kelamcılar var. Osmanlı'da Şeyh-i İslam var, Mason. Bunları böyle kenara atmayın. Mesela Masonlardan daha tehlikelidir Sabateistler. Onlar ayrı bir kuruluştur.
Ama onlar Masonlardan daha tehlikelidir. Allah muhafaza eylesin. Abdühtan sonra faiz ve riba ayırımını yapan görüşler yaygınlık kazanmıştır. Evet çünkü Abdüh bunu normalde makul görünce onun talebeleri, onun yetiştirdikleri onu arttırıyorlar artık. Yani fitneden bir kapı aralandı mı o kapı genişler gider. Yani siz böyle küçücük bir kapı aralarsınız, küçücük bir delik açılır, onu önemsemezsiniz siz. Ama oradan girip çıkmaya başlandıkça o büyür. Bu insanda da böyledir, topluluklarda da böyledir, bu dini akımlarda da böyledir. Küçük bir şey önemsemezsin, oradan girip çıkmaya başladıkça orası genişler. Rahat herkesin girip çıkacağı bir yer o haline gelir.
O birisi o yeri deliği açmıştır. Kim hayra bir kapı aralarsa, kaç kişi geçerse oradan hayırdan nasibini alır. Demek ki kapıyı araladın, orası genişledi sonra. Oradan gelip geçenler çoğaldı. Kim şerre de bir kapı aralarsa, oradan tüm geçenler o şerden nasibini alır o açan insan. O zaman o şer kapısı da genişler. Bu ailede de aynıdır, bu toplulukta da aynıdır, bu bir ülkede de aynıdır, devlette de aynıdır, bu insanın şahsında da aynıdır. Sen günahı küçük görürsün, kapıyı aralarsın, büyür o. Sen çocuklarına küçük bir günaha müsaade edersin, o büyür sonra onda. Sen eşine küçük bir günah, ya ne olacak dersin, o büyür sonra.
Aynı şey kendi senin nefsin içinde geçerlidir. Sen küçük görürsün, bir şeyi aralarsın, o büyür nefsin, büyütür onu o insanın nefsi. Enteresan bir şeydir. O yüzden nefse güven olmaz hiçbir zaman. İşte Abduh da kapıyı araladı ya, arkasından devam etmiş. Abduh'dan sonra faiz ve riba ayırımı yapan görüşler yaygınlık kazanmış. Abdülaziz Çaviş, Reşit Rıza, İsmail Hakkı İzmirli, Fazlur Rahman, Maruf Et Devalibi, Süleyman Uludağ gibi benzer isimler tarafından benzer görüşler iriliği sürülmüştür. Bunların içerisinden Reşit Rıza'yı çok iyi bilirim. Reşit Rıza da şeydir, ne o? Masondur kendisi. Bunların içerisinde Fazlur Rahman masondur.
Bunu da çok iyi tanırım. Bunlar normalde tabii bu Süleyman Uludağ'ın fıkıhla alakası yoktur. Demek bu da girmiş işin içerisine. Süleyman Uludağ, dalı tasavvuftur kendisinin. Uludağ Üniversitesi'nde normalde tasavvuf profesörü, hatta Uludağ tasavvuf kürsüsü başkanıydı en son. Sonra Mustafa neydi? Kara'ya bıraktı. Mustafa Kara'nın hocasıdır. Ama demek ki o da girmiş. İlk defa burada bunu gördüm. Ama normalde Reşit Rıza'yı çok iyi biliyorum. Fazlur Rahman'ı çok iyi biliyorum. Bunlar aynı silsileden. Yani bu Abdühun silsilesi bunlar. Reşit Rıza da şeyde, ne o? Öbür Fazlur Rahman da o aynı silsile. Evet.
İleri bölümlerde Fazlur Rahman'a ayrıca yer vereceğiz. Ve sizi fazlasıyla kızdıracağız. Biraz daha farklı görüşlere yer verelim. Devam demiş. Fazlur Rahman'a kızarım ben. Evet, Reşit Rıza'yı kızarım. Doğru. Evet. Abduha zaten çok kızarım. Efkani, Celalettin Efkani ayrı. Bunlar aynı ekip. Ali Şeriat'i. Bunlar aynı ekibin elemanlarıdır. Bunlar böyle enteresandır. Bunların içerisine aslında şehit kutubu bile koyabilirsiniz. Enteresan. Katı anlayışlı İslam hukukçuları. Ben İslam hukukçusu değilim ama ben bu sınıfa kendimi katabilirim. Sıkıntı yok.
Bir kazanç getiren her borç verme ribadır tarzındaki uydurma hadislere dayanıp işi ileri götürüp konuya çıkmanıza sokmuşlardır. Bir kazanç getiren her borç verme ribadır. Yani normalde bunu ilk defa, Türkçesi böyle mi bilmiyorum, bunu ilk defa burada duydum. Ama şudur, borç verdin, oradan bir şey fazlalık alıyorsan kesin ribadır, faizdir.
Bakın çok basit. Ben damada bin lira verdim, damattan ben bin yüz lira istiyorsam bu ribadır. Bu faizdir. Adına ribade, faizle ne dersen de borç verdiğin kimseden fazlalık olarak aldığın her şey faizdir. Bununla alakalı çok hadis-i şerif var. Bu konuda hadis-i şerifleri inkar ediyorsa insan söyleyecek bir lafımız yok. Beyhakinin, Sünen alacak herhalde bu, Sünen al kubrasında demiş, belki de odur. Sünen al kubrasında yiyecek içecek şeylerle altın ve gümüş dışındaki maddelerde riba yoktur der demiş. Bunu da ilk defa burada duydum. Yani riba ribadır. Fazlalık olan her şeyde riba vardır.
İsterseniz kumaş olsun bu. Mesela tekstilde bunu bilmez kimse. Birisine sen bin metre kumaş gönderdin, senin kumaşın adi bir kumaş, basit bir kumaş. Karşılığında sekiz yüz metre kumaş aldın, riba oluyor. Bunu böyle kimse bilmiyor değil mi? Tekstilciler biliyor mu bunu? Bilmiyor. Ama onu fiyatlandırsan, benim bin metre kumaşım bin lira.
Bu sekiz yüz metre kumaş ne kadar? Bu da bin lira. Tamam. Ben sekiz yüz metre kumaş, bin metre kumaşı sana bin liraya sattım. Sekiz yüz metre kumaşı da ben bin liradan aldım. Bu riba olmadı. Bu alışveriş oldu. Çünkü malı sattı, karşılığında yine parayla farklı bir mal aldı. Bu riba değil. Ama bin metre kumaşı gönderdin, başka bir cin sekiz yüz metre kumaş aldın, bu riba oldu. Burayı iyi anladınız mı? Evet. Eksiklik veya fazlalık bin metre kumaşı gönderdin, karşıdan bin beş yüz metre kumaş aldın değil mi? Alışveriş olmadı bak. Değiş tokuş oldu, bu riba oldu. Bu ayrı. Bu faiz oldu. Faizin, yani bu riba, İslam'daki riba, faiz mantığı, yani böyle iyi okunup, iyi böyle irdelenmezse, insana farklı gelebilecek bir şey.
Yani ya böyle bir şey de olur mu ya filan? Böyle bir şey. Mesela örnek, altın, gümüş işi yapan, dolar işi yapanlar. Mesela diyelim ki, adama dedin değil mi? Bana bin dolar ver. Parayı aldın, gittin. Sana bin dolar verecek olan bir kimse, bin doları satacak ya, çen çetecek parayı. Doları TL'ye çevirecek. Anında doları TL'ye çevirmesi lazım. Yoksa diyor, hadis-i şerifte, o nereye giderse sen de onun peşinden git. Aynı para olsa dahi riba olur diyor. Bak fazlalık olması şart değil burada. Yani biz ribayı sadece fazlalık olarak nitelendiriyoruz. Şimdi bu, iki, üçüncü hafta bu. İslam hukukuna göre, İslam'da illaki fazlalık olması şart değil. Hacı Erkan bana bin dolar gönder, ben sana parayı göndereceğim.
Bin dolar geldiği anda ben parayı vermem lazım gelen adama. Ben yarın parayı vereyim, faiz oldu. Aynı para olsa dahi. Yani TL'yi ben yarın vereyim dedim, faiz oldu. Artma, eksilme olup olmaması önemli değil. Ben bunu tekstilden çok iyi biliyorum. Fazlalık olması şart değil. Yine faiz oldu. Burası sıkıntılı. O yüzden sadece fazlalık diye bakmıyor İslam hukuku. Bu bilhassa nakit alışverişlerinde bu çok önemli. Nakit alışverişlerinde. Yani aynı parayla olan alışverişte bir sıkıntı yok. Hani bin liraya bin liraya alın, tamam. Ama dolar veya euro veya altın veya gümüş bunların değişiminde zaman söz konusu olmayacak. Anında olacak nakitteki değişiklik.
Yoksa o da riba oluyor. O yüzden normalde meseleye batarken, batı mantalitesinden baktığında bu tuhaf bir şey. Ne var bunda diyor o. Batı mantalitesi bu çünkü. Yani ertesi gün sen onun TL'sini almışsın. Yok. Onda İslam diyor ki o faiz oldu. Rehinli borç, ödünç vermeye dair fıkıh ve fetva kitaplarında birçok misaller vardır. Bunlardan Anadolu Selçuklu İmparatorluğu'na ait Hicri 697 M.1298 tarihli vesikalar vardır. E rehinli borç, ödünç vermeye dair bu rehinli borç, ödünç verme İslam'ın hukukunda var zaten. Bir şeyi rehin bırakmak var. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kalkanına rehin bıraktı, borç aldı. Ama fazlalık ödemedi.
Rehin ayrı bir şey. Fazlalık ayrı bir şey. Hazreti Ali Efendimiz de komple silah alet edevatlarını rehin bıraktı. Borç aldı. Rehin bırakıp borç almak ayrı bir şey. O borca karşılık, fazlalık ödemek farklı bir şey. Dikkat edin. Siz evinizi rehin edip borç alabilirsiniz. Evinizi rehin, tarlanızı rehin verirseniz, borç alabilirsiniz. Bu faize girmez. O borç aldığınıza karşılık, fazlalık verirseniz, istenirse o faiz olur. Riba ve faize dair hile-i şeriyeler adeta meşru sayılmış. Bu hususa dair müstakil kitaplar bile yazılmıştır. Bu hileli muameleler, muameleler o kadar yaygındır ki, orta çağlarda, batı Avrupalılarca, Arapça adı al, muhatra, muhatava olarak alınıp kullanılmıştır.
Normalde bu şimdi de böyle tabiri caizse hile-i şeriye uygulayanlar çok olur ki. Mesela ne yaparlar? Hile-i şeriye. İşte bu araba kaç para? Bu araba yüz bin lira. Ya bu arabayı ben sana yüz bin liraya nakite satayım. Sen bana tekrar vadeli yüz elli bin liraya sat. Örneğin, bu hile-i şeriyeden başka bir şey değildir. Bunu tekstilde iplikçiler yapardı. Yani iplik, bana on tanı iplik satar mısın? Ondan sonra, ee satarım. Peşin kaç para? On milyar. Vadeli ne kadar? On beş milyar. Haa, bir iplik ortalıkta yok ha. Ben iplikçilik yaptım. İplik yok ortalıkta. Adı var, kendisi yok. Deponun dontanın iplik var mı?
Böyle bakıyor. Var olanı diyor. Gönder adamın deposuna. Hile-i şeriye yapma. Sattın mı sen onu? Sattın. Kaça sattın? Vadeli on beş liradan sattın. Gönder adamın deposuna. Adamın deposuna girsin. Adam onu tekrar nakite satacaksa, kime satıyorsa satsın. Bak, kime satıyorsa satsın. Ama işlem öyle olmuyor. İplikçilik'te, Bursa'da. Ne yapıyor? Ya abi bana on beş ton iplik lazım. Olur. Tamam. Ama ben bunu satacağım bak ha. Al kime satarsan sat demiyor. Tamam. E on ton iplik kaç para? On lira. Vadeli kaç para? On beş lira. İyi. On beş liralık çekleri gönderdi. On ton ipliği almış gibi. Adama on lira verdi. Ya kimi aldatıyorsun? Kimi aldatıyorsun? Hile-i şeriye dedikleri bu.
Kimi aldatıyorsun? Veya kuyumcuların yaptıkları var. Adamın sakalı gayet muntazam. Güzel. Kuyumcu. Beş vakit namazında, abdestinde. Harika. Ya işte bana para lazım. Olur. İyi. On tane bilezik verelim sana. Tamam. On tane bilezik kaç para? Yine aynı hesap. On bin lira. Vadeli kaç para? On beş bin lira. Eee ama dur. Bileziğin yani sıfır ile kullanılmışını almak aynı değil. Eee bir de bilezik kullanılmış oldu. Geriye alırken on liradan almadı. Ya dokuz liradan aldı. E sen bilezik yok ortalıkta. Rafta var ama. Ortalıkta ama bilezik yok.
Oğlum bu faiz. Nasıl faiz? Basbaya faiz. E biz bunu filanca hocaya sorduk olur dedi. Olmaz. Olmaz. Bu böyle olmaz. Bu faiz oluyor. Sen altınları adama vereceksin. Adam gidecek. Altınları kime satıyorsa satacak. Eee ama o zaman olur mu? Eee öyle olacak. Adam dolaştıracak piyasaya. Kaç para veriyorsun bu altınlara? Sıfır bak. Hiç kullanılmamış. Ne aldı? İşte filanca kuyumcudan aldım ben. Vadeli aldım. Peşine satacağım. Kardeşim sıfır daha. Onun alacağı rakamla senin alacağın rakam aynı mı? E değil. E sen kıstırmışsın adamı. Adamın ensesinden değil boğazından tutmuşsun iyice.
Eee? E sen bir de oradan kazanıyorsun. E ben faiz deyince de bana düşman oluyorsun. Sonra bunu ben başkalarına da açıklarım kimliğini kişiliğini diye. Ondan sonra bir de diyorsun ki ben böyle şeyler yapıyorum ama bu aramızda kalsın. Sana fetva zordun. Kuyumcular da böyle dolaşır bu. Dövizcüler de de dolaşır böyle. Dövizcüler de. Adam altını tutturamazsa dövizden tutturur. O zaman vadeli döviz satayım sana. Hile-i şeriye açılınca ben piyasadaki hile-i şeriyeleri söyleyeyim. Eee dolar. Ulan dolar vadeli satılır mı? Aklın mantığın var mı senin? Vadeli satıyor. Kaç para dolar şimdi? 18,5 lira. Vadeli kaç para? Ben 5 ay vadeli vereceğim. Eee 5 ay vadeli ise 20 lira.
Nasıl? Basmıyor. E devlet de aynısını yapıyor şimdi. Toki'ninkinin faiz değil diye fetvayı aldılar ama bunun fetvasını aldılar mı bilmiyorum. Tabi Toki'nin fetvasını almışlar Diyanet'ten. Diyanet'in bu konuda açıklaması var. Tabi bazı üniversite ilahiyet hukukçularında bu konuda fetvaları var. Toki faizi faizden sayılmıyor. Derler. Evet bulurlar. Ya sen faiz yiyeceksen her yerden yol bulursun. Yeter ki yiyeceğim de.
Sen leş yiyeceksen fetvasını bulursun ya. Onun fetvasını veren çok olur. Merak etmeyin siz. Çünkü leş yiyiciler leş yemeğe fetva verirler. O leş yiyordur çünkü. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Bir kimse leş yiyiciyse o leş yemeğe dair fetvayı bulur ve size de verir. Şimdi bir bunlar bakın hayat tecrübesi. Bir kimse bir yanlışın içindeyse ve o yanlışı o yapıyorsa ona tatlı geldiyse yanına etrafına aynı yanlışı alıştırır, öğretir, ona tattırır. O yüzden hadisi şerifin diyor ya demirci dükkanına giden iz kokar, ıtırcı dükkanına giden ıtır kokar. Yanlışa giden bir kimseyle dostluk yaparsan sana fetvayı bulur o.
Ne olacak ki? Fetva çok sıkıntı yok bu konuda. Cenab-ı Hak boşuna demedi ya. Siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz dedi. Gerçek zikir ehline. Demedi siz gidip fıkıhçılara sokunun, kelamcılara sorun. Kime? Zikir ehline sorun dedi. İnsan nefsine en ağır gelen yer burasıdır. Sen gerçek zikir ehline gidersen sana kitabın ortasından konuşur, sen kalırsın öyle. Yani dersin ki ya ben böyle konuşacağını tahmin etmiyordum. Hani ben bir yol bulurdum, bir yol bulunurdu. Ulan nereye yol bulacağım? Faiz faizdir işte. Faiz faizdir. Ama onlar bulurlar. Hile-i şeriye de bulurlar. Yani ben normalde bu hile, iplikte hile-i şeriye yapan böyle yani İslami bir partinin buradaki il başkanı adam.
Dedim olmuyor bu faiz oluyor. Mustafa'cığım bana fetvalar var dedi. Yani sen ne o fetvaları bilmiyorsun. Tabii ya bunun fetvası var. Kimin fetvası var? Abduhum var. Reşit Rıza Hanım var, var. Ben biliyorum kimin fetvası olduğunu. Var. Halbuki diyecekleri çok basit bir şey. Her derste söylüyorum ya. İslam hukukunun olmadığı bir yerde harbiyle müminin arasında faiz yoktur. Bu fetva, hadis-i şerife dayalı. Hz. Mekul hadis-i şerife. Bu fetva en temizi. Bakın bu fetva en temizi. De ki arkadaş bu banka İslam mı? Değil. Bununla benim aramda faiz yoktur.
Devlet İslam mı? Değil. Devletle benim aramda faiz yoktur. Bir laf. Bir laf. Devletle benim aramda faiz yok kardeşim. Bitti. Hatta şimdi az önce içeride savaşa söyledim. Dedim bir ceza var gene dedim. Baktım dedim şeyden. Hani bir cezalı. 200-i şerife haberimiz yok. Devlet bir vergi mü kesti artık. Harç mı kesti. Ne yaptıysa. Tüfek şeyi ne o? Ruhsat almak için. Borcu yoktur kağıdı lazımmış. Baktım. Ha 2000 kusur lira borç var. 270 lira da faizi var. Bitti. Ödeceğiz kuzu kuzu. Mahkemeye verilmediyse. Onun bazı borçlara itiraz ediyor. Ediliyor filan.
Hani borç değil aslında. Veya ödenmiş. Ama değilse ödeyeceksin. Aa çok basit. Yok yambur yumbur gitmene gerek yok. Devletle benim aramda faiz yoktur. Bitti. Bu kadar basit. Neden? Devlet İslam devleti değil. Tabi buna da İslam devleti demeye çalışıyorlar. Hatta savcı bana dedi yani işte Darül Harp meselesi dedim. Çok basit. Siz dedim Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni İslam devleti olarak nitelendirebilir misiniz dedim. Baktı yüzüme. Tuzak soru. Nitelendirirseniz derseniz dedim bu makamda kendi kendinize soruşturma açmanız lazım dedim. Savcının önünde bulursunuz kendinizi. Öyle baktı. Ya ben de mesleğimi okuyorum dedi.
Bu müthiş bir şey. Tabi. Böyle beni soruşturmayan savcıların hepsi de mesleğimi okuyorlar. Harika diyorum ben. Ne güzel. Bak bak bak diyor. Şeyde ana sayfada mesleğimi var. Okuyor. Tamam. İyi güzel. Mesleğimi okuyorsun da. Ama Türkiye Cumhuriyeti devleti dine dayalı bir devlet değil. Yani nitelendirmesi bu. Aslında dine dayalı da İslam dinine dayalı bir devlet değil. Sebep. Yani Türkiye bütün kanunları Hristiyanlara uygun. Artık kim ne söz verdiyse İngilizlere kanunları böyle değiştireceğim diye. Kim onlarla akit yaptıysa bilmiyorum artık böyle bir akit mi oldu olmadı mı. ne söz verildi verilmedi mi bir yerlerde bir imza atıldı mı atılmadı mı Türkiye bütün hukuk sistemini değiştirmiş.
E nereden almış? İsviçre'den İtalya'dan ondan sonra Almanya'dan almış. Bunu şey çok güzel nitelendiriyor. Öldürülen bir gazeteci vardı ya. Uğur Mumcu. Hani Türkiye vatandaşı dediğinizde aklına ne gelir deyince diyor ki ceza yasasını Almanya'dan alan, ondan sonra evlilikle alakalı yasayı İsviçre'den alan, bilmem ne yasasını İtalya'dan alan, bilmem ne yasasını İngiltere'den alan, ondan sonra yasaları sıralıyor.
Bu adam diyor Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Yani yasalar bizim değil. Hala daha değil. Hala daha değil. Onu bir koyalım yerli yerine. Devam ediyoruz. Bu hani şey hile-i şerriyeciler var ya, bu hile-i şerriyeciler eskiden olduğu gibi bugün de var. Faizle alakalı, nikahla alakalı. Nikahla da alakalı hile-i şerriyeciler var. Adam boşamış, 3 talak, 7 talak, 10 talak, 12 talak, bütün talakları boşamış. Eee biz tekrar beraber olacağız. Allah Allah. Ben soruyorum şimdi kadına, diyorum seni nasıl boşadı? Böyle böyle böyle boşadı. Adama soruyorum. Bu seni nasıl boşadı? Böyle böyle böyle boşadı.
Allah Allah. Olmaz sizin dikânız diyor. Bu mümkün değil. E hocam nasıl yapalım? Valla bilmiyorum yapacak bir şey yok diyorum ben. Sonra duyuyorum. İşte adamın birisiyle onu tekrar nikahlamışlar. Alakalı alakasız. Bir gece kalmışlar beraber. Yok çanak sesi geldi, yok su sesi geldi. Eee? Ertesiyle adam bunu boşamış. Sonra 3 ay iddet beklemiş tekrar. O adamla evlenmiş. Daha namussuzcasını söyleyeyim de. Bu ehveni böyle. Daha namussuzcasını söyleyeyim. Adam gitmiş arkadaşına söylemiş. Ya demiş böyle böyle. Eee? Ben bir hocaya danıştım. Eee?
Böyle böyle yapın dedi. Kadınla o adam arkadaşına söylemiş ya. Demiş gel. Hani benim bu eşimle nikahlan. Sonra boşa. Adam nikahlanmış. İşte o hangi hocaya danıştılarsa. Demiş ki 2-3 gün kalsınlar beraber. Ondan sonra boşasın. Sen tekrar onu nikahına al. Öyle söylediler. Ben bayındırlıyım ya. Bizim bayındırlıların kafası normal. Herkesin gittiği yoldan gitmiyor. Hele biz yaştakilerin hiç gitmiyor. Böyle adama baktım. Ya 3 gün dedim senin eşinle beraber aynı evi paylaşan adam. Senin o kadına dokunmadığını mı söylüyorsun şimdi dedim. Böyle gözümün içine baktı şimdi.
Dokunmadıysa eğer dedim. Bu yine dedim hileli oluyor. Bunu yapan adam için dedim ben. Hazreti Peygamber lanetliyor dedim. Böyle baktı şimdi. Dedim adamı için diyor ki hatta dedim. O keçi damızlık keçi gibidir. Allah ona lanet etsin diyor dedim. Şimdi insanlar hadis okumuyor ya. İmamlar da hadis okumuyor. Müftüler de hadis okumuyor. İlahiyatçılar da hadis okumuyor. Geniş bir hadis bilgileri yok. Geniş bir hadis bilgileri olmadığından dolayı ne lanetlik, ne lanetlik diye bilmiyorlar. Böyle söyledim şimdi durdu. Dedim bir an dedim insan nefsi adam dese ki bu benim nikahlı karım.
Arkadaşının eşiymiş bilmem neymiş demese dedim. Gel dese gidecek eşin dedim. Hani eşin de değil daha. Adam renkten renge giriyor. Nasıl bir mide var sizde dedim ya. Sizde nasıl bir mide var. Yürü git dedim ya. Şimdi bu da bir hile-i şeriye ya. Hani gittin çanak sesi, çömlek sesi. Yok arkadaşım sen benim eşimi nikahla. Üç gün sonra boşa. Bunlar çıktı şimdi. Daha ilerisine söyleyeyim mevzuyu kapatayım. Bu artık hile-i şeriye de değil. Yani adamın eşi kaç tane adam dolaşırsa dolaşsın. Günde beş tane adam dolaşsa dahi. Diyanete göre resmi nikahı kimdeyse onun eşi.
Diyanet bir tek bir şey soruyor. Resmi evlenme cüzdanı kime ait? Bu adama ait. Sen onunla evlisin diyor. Kadın sabahleyin çıkıyor, akşam geliyor leylek gibi. On tane adam dolaşmış. Kimle evlisin? Bu adamla. O adamla evliliğin devam ediyor. Şimdi soruyorum ben de. Diyorum sorsana. Hamile kalırsa babası kim? Hamile kaldı. Babası kim? Demiş ki biz onu bilemeyiz ki.
Yani dedim çocuk kimin nüfusuna yazılacak? Hamile kaldı kadın. Çocuk kimin nüfusuna yazılacak? Resmi evli olduğu adamın nüfusuna yazılacak. Eee? Nasıl olacak? Hile-i şeriye deyince aklıma gelenler. Çok hile-i şeriye var da. Allah bizi affetsin. Bilhassa şafiler, sonra hanefiler ve imamiler. Bu imamiler de kim ya? Kendisi burada olsaydı sorsaydık imami kim? Var mı imamiler diye bir fıkıh grubu tanıyan? Yok.
Bu tür şer'i hileleri tanımaktadırlar. Aa yok. Yani bunları mesela bu tip şer'i, hile-i şer'ileri mesela ben hanefilerde bunu görmedim. Riba ile alakalı hiç okumadım. Şafilere bir şey diyemem ama okumadığımdan dolayı. Ama yani şeyde dört mezhep var. Onda da az bir şey baktıydım. Onda da bu hile-i şer'ileri göremedim. Yok. Halbuki Maliki, Hanbeli ve Zeydiler bunları reddeder. O yüzden ben de hanefilerde bu hile-i şer'i riba ile alakalı hiç fark etmedim. Peygamberin kendisi Cabir bin Abdullah'tan bir miktar borç para almış. Ödeme zamanı geldiğinde ana paraya bir miktar daha para ilave ederek vermiştir.
Ebu Davud Sünnen, Kitab-ül Büyü, Hüsnül Kaza bahsi, Ahmet-i Hanbel-i Müsned Kahire. Yani normalde şimdi bakın karşı taraf senden bir şey isterse borç veren kimse bu faiz olur. Ama ben damatla bin lira verdim. Damat bana geri verirken kendiliğinden kalkmış bin liranın yanında bir hediye getirmiş. Bunu hanefilerin makul karşılar.
Hadis-i şer'i var çünkü bu konuda. Kendiliğinden bir şey yapmış adam. Ben bunu istersem, borç veren benim ya, ben bunu istersem faiz olur. Şimdi konuyu biraz değiştirelim. Sanırım herkes duymak istediklerini duydu. Biraz da bam teline vuralım. İyi. Kur'an'a göre insan şeytanın kandırmasıyla başkaları uğruna servetinden bir şeyler verdiğinde fakir düşeceğini düşündüğünde aldanmaktadır.
Halbuki Allah başka insanlar için böyle mal mülk sarf etmenin karşılığında daha fazla refah vermeyi vaat eder. Kur'an'ın Allah'a güzel bir borç verme dediği işte budur. 2'ye 245, 5'e 12, 57, 11. Buna yine Allah yolunda harcamak 2'ye 262, 8'e 6 denilirken zekat parantez içinde mal, mülk ve kendini temizleme adı da verilir.
Paranın ribaya yatırılmasını, kötülerden, Kur'an yukarıdaki ayetlerden itibaren fakirlerin riba yoluyla sömürülmesini Allah yolunda harcamanın veya Allah'a ödünç vermenin karşısına koyar. Allah'a ödünç verme, Allah'a ödünç verme. Bunları sanırım hepimiz biliyoruz ya da duyduk. Pierre Joseph Broth'un mülkiyet nedir? Üniversiteli genç arkadaşlar lütfen bu kitabı okusun demiş. Evet yani Cenab-ı Hak Allah'a borç vermek olarak veya Allah yolunda harcamak olarak bunu methetmiş, övmüş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de methetmiş. Zaten İslam inanışında kardeşine yardımcı olmak, etrafına yardımcı olmak vardır. Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.
Allah'a borç vermek cihatta can vermektir. Allah'a borç vermek. Nefsini satın almaktır. Allah yolunda koşmaktır. Bunların hepsi de Allah yolunda koşanlara yardımcı olmaktır. Allah yolunda koşanlara destek olmaktır. Bunların hepsi de Allah elinde fasiletli ve kıymetlidir. Allah faizi haram etmiştir. Kökünden haram etmiştir. O yüzden faizin azı, çokı, enflasyon miktarı yok. Şu miktar, bu miktar kadar olanı yoktur. Faiz, faizdir. Bunu her zaman için söylediğim bir şeydir. Allah bizi affetsin. Eşitliğin dışında daha özel olarak da paylaşma noktasından eşittikten sonra aile dolanının dışında düzen olmadığı için burasını okuyamadım.
Paylaşma noktasında eşittikten sonra dile dolanının dışında düzen olmadığı için bütün bunlar protonun sinirine dokunuyordu. Bu yüzden var olan düzenin karşısına çıktı. Proton bir sistemden açıkça söz etmedi. Mantıksızlıkları ya da densizlikleriyle kapitalizmin birlik oyununu suçlamadı. Kapitalist liberalizmine karşı az bir komünist sistem değil. Daha az bir komünist sistem değil. Şu ya da bu oncacı ya da devletçi düzen teklif etmedi. Bu soruya cevap verdi. Mülkiyet nedir? Proton hırsızlıktır demiş. Konuyu nereye getireceğim? Tabii ki kira. Kira faiz midir? Soru işareti. Devam edelim. Evet. Normalde bir İslam da mesela böyle değişik noktalarda bir sistem ismi vermez.
Ama İslam genel kaideleri koyar. Genel kaideleri uyulduğu müddetçe o sistem insanlığa faydalı bir sistemdir. Biz buna İslami sistem diyebiliriz adını. Aslında İslami sistem diye de bir sistem ismi yok. İslam belli, Kur'an belli, sünnet belli. Bu kaideleri uyumayı bize emreder. Bu kaideleri uyulduğu müddetçe adına siz ne derseniz deyin. Hiç önemli değil. Önemli olan o kaidelere uymaktır. O yüzden burada ister kapitalist, liberalist olsun, ister komünist, liberalist olsun, isterse maucu kapitalist sistemi olsun. Önemli değil. Dünya üzerindeki bugün için mevcut olan bütün sistemlerin hepsi de kapitalist sistemden başka bir şey değil. Hatta vahşi kapitalist, deccalist sistem olarak nitelendiriyorum ben bunu.
Vahşi kapitalist, deccalist sistemi. Dünya üzerinde ne tarafa giderseniz gidin. O yüzden normalde şu anda dünya üzerinde hakim olan sistem bu. İslami dünyada da bu sistem hakim. Yani bu Müslüman ülke diye diyebileceğiniz bir ülke yok. Ve Osmanlı'nın bıraktığı bütün ülkelerde vahşi kapitalist, deccalist sistemler hakim. İstediğiniz kadar adını cumhuriyet deyin, demokrasi deyin, insan hakları deyin, şunu hakları, bu hakları deyin. Geçin bunların hepsi de aldatmaca birer isimdir. Bakın hepsi de birer aldatmaca isimdir. İnsanları aldatırlar, toplulukları aldatırlar, laf böyle yaldızlı sözlerle, süslü kelimelerle, cümlelerle aldatırlar. Dünya üzerinde hakim olan vahşi kapitalist bir sistem vardır.
Deccalist sistem bütün dünyayı sömürür, bütün dünyayı üter, bütün dünyayı yutar. Bütün dünya aslında onların kölesi hükmündedir. Bunların da başında, bunların da başında Yahudiler vardır. Çünkü Yahudi inanışına göre sadece Yahudi ırkı, Tanrı'nın ırkıdır, diğerleri de hayvandır ve diğerleri de o Yahudi ırkının hizmetçisi ve kölesidir. Böyle olunca o iki bin tane Yahudi şirket bütün dünyayı sömürür. Bunların dini Hristiyanmış, Yahudiymiş önemli değildir. Bunlar zaten genelde Deccalist bir sistemdir. O yüzden bunların bu sistemleri, kan, gözyaşı, haksız kazanç, faiz, huş, anarşi, uyuşturucu, enerji, bunlar bütün dünyayı bir şekilde sömürürler. Ve bütün dünyayı da bu manada yönetirler.
Bütün dünyayı yönetirler. Senin cumhurbaşkanını dahi onlar seçerler. Aldatmacadan ibarettir. Senin cumhurbaşkanının onların yolunda gitmezse ihtilal ederler ülkede. Ve ihtilal ettiklerinde de sen başbakanmışsın, bakanmışsın dinlemezler. Götürürler, asarlar. Adnan Menderes'i astıkları gibi. Gelirler darbe yaparlar. On iki Eylül darbesini yaptıkları gibi. Bizim çocuklar niye de bir de Amerika'dan bizim çocuklar darbe yapmış diye haberini de yaparlar. Gözüne soka soka yaparlar bunu. Saklamazlar senden. Gelirler 28 Şubat. Sen faize karşı mısın? Karşısın. Gel bakalım der.
28 Şubat'ta indirir hükümeti. Ve bir de onu öyle bir kötüler ki. Yani o partinin içerisindeki insanlar dahi onu kötüler. Öyle kötüler. Darbe yapar, indir. İstediği adamı getirir, koyar. Gitti. İMF'nin başından Kemal Derviş'i getirdi. Ne kadardı güzel değil mi? Adı Kemal, soy ismi Derviş. Bunlar Sebateist'tir genelde. Siz adının Kemal olduğuna bakmayın. Adı Kemal olanların büyük bir kısmı Sebateist'tir eskilerden. Siz bunu şimdi Atatürk'e çağrıştırdınız. Onun soy ismi Kamal'dır. Kemal değildir. O yüzden yani nüfus düzeninde Kemal yazar. Kemal yazmaz.
Kemal Arapçadır çünkü. Öyle değildir. Kendisine de sorabilirsiniz. Senin soy ismin Kemal mi Kamal mı diye. Tabii şey değil. Ne olacak dervişler böyle şeyler yapabilirler. Sıkıntı değil yani. Hatta o tutturun karşınıza sorun. Senin adın ne, soy adın ne, dinin ne. Tabii söyler o da. Sıkıntı yok. Ne olacak ki? Neydi o fehsi, tarihçi? Efendim? Kadir Mısırlıoğlu bile çağırmış, görüşmüş, konuşmuş onlar. Biz diyor çağırdık, konuştuk diyor. Çok pişman diyor yaptıklarına diyor. Aa evet. Pişman ama iş işten geçiyor işte. Kadir Mısırlı diyor pişman diye. Görüşmüşler onlar, konuşmuşlar, çağırmışlar.
Şeans yapmışlar. Çağırdık diyor, geldi diyor. Hiç dinlemediniz mi Kadir Mısırlı'yı? Dinlediniz değil mi? Dinleyenler elini kaldırsın. E bayağı varmış dinleyen. Tabii. Olacak ya sıkıntı yok. Kadir Mısırlı dinledikten sonra siz haydi haydi dinlersiniz ya. Tabii. Kemaliler, kamallar. O yüzden o hani dünya, o iki bin kişilik, o iki bin şirket, onlar böyle deccalist, vahşi kapitalist sistemin birer şeyidir. Ama onlar da genelde böyle bir mason yapılanması gibi veya sebateist yapılanma gibidir onlarınki. Onlar bütün dünya üzerinde bir dünya sistemi kurarlar. Ve bu paranın üzerine kuruludur.
Elinde silah tutan, ölümeye hazır askeri güçleri de emrinde tutarlar. Amerika gibi, NATO gibi. Bunlar onun emrindedir. Bunlar hangi ülkeye bombalanması gerektiğini hesaplarlar, orayı bombalatırlar. NATO bombalar, Amerika bombalar, İngiltere bombalar, Fransa bombalar, hiç önemli değil. İtalya bombalar. Hemen bir konsansüs oluştururlar. Üç tane devlet yan yana gelir, sabaha karşı bütün herhangi bir ülkeyi bombalayabilirler. Gönderirler uçak gemilerini dolaşıyor. Mesela siz ülke olarak uçak gemisi yaptıramazsınız, örnek. Nasıl?
Basbaya. Siz tabi haberleri farklı dinliyorsunuz hep. Mesela Necmetin Erbakan'ın yüz bin tank projesi vardı. Yüz bin tank yapacağız diyordu. Yüz bin tank yapacağız dediğinde ilk kın karşı çıktı Türkiye'de. Efendim? Kim kim? Ecevit. Örnek. Bir ülkenin vatandaşısınız öyle değil mi? Ulan birisi dedi ki biz yüz bin tank yapacağız. Hani dese ki bunu nasıl yapacaksın?
Bunun ekonomik girdisi nereden? Hangi parayla yapacaksın? Dese dersin ki makul bu. Ama yüz bin tankı neden yapacaksın? Nasıl yaparsın? Yapamazsın deyince Allah bu kimin sesi diye düşünürsün değil mi? Ben düşünürüm. Mesela Türkiye için gurur verici bir şey. Ne bu? İhalar, sihalar değil mi? Türkiye'de ilk kim karşı çıktı bunlara?
Hala da dalga geçenler var değil mi onlarla ülkede? Bakın dalga geçenler var. Kendi kendine düşüneceksin. Bunu çok fazla okumaya yazmaya gerek yok. Memleketin hayrına bir şey var. Ne yapmışlar? Yeni bir silah üretmişler. İha, siha, diha. Adına ne dersen de. Yani girdiği yeri silip süpürüyor. İnsansız. Oturuyorsun bilgisayardan buradan kumanda ediyorsun. Gidiyor bombayı bırakıyor dönüyor. Asker yok, polis yok, pilot yok, teknolojik hatta kamikazelerini yapıyorlar. Kaç tane? İki yüz tane. İki yüz taneyi birden uçuruyor. Hedefleri belirliyor. İki yüz tane hepsi de hedefine gidiyor. Ebabil kuşları gibi.
Değil mi? Bunun kim karşıya çıkıyor buna? Dökeceksin şimdi böyle kımınlar. Kim karşıya çıkıyor bunlara? Ya neden karşıya çıkıyorsun? Memleketin faydasına değil mi? Memleketin elinde, dünya üzerinde hiç kimsede bulunmayan bir silah bulmuş. Her şeye rağmen icra etmişler bunu. Memleketin hayrına mı hayrına? Ulan 30 yıldır PKK ile ülkenin içerisinde uğraşıyorduk. 35 yıldır bitmiyordu bir türlü. Ne dağda bitiyordu ne oğada bitiyordu. Şimdi adam kafasını çıkaramıyor. Kafasını çıkardı, tespit ediyor. Burada var. Bir karaltı dolaşıyor. Pişşş, pitt gitti. Yok, 3000 metreye asker gönder, 5000 metreye asker gönder. Zaten 6 aylık asker daha yolda yürümesini bilmiyor.
Sen onu dağa sür. O PKK'lıyı vursun. Lan bu mümkün değil. E şimdi ne oluyor? Çıkıyor. Pişşş, pişşş, pişşş, tamam bitti. Eee sen buna karşı çık. Kim karşı çıkar buna? Söyleyeyim mi? Sebadeistler, Masonlar, İsrail piyonları, CIA bozması, Mossad yozması, M16 fahişesi bunlar. Evet, bunlar o.
Bu önceden de vardı, şimdi de var. Bu, o 2000 şirketin emrinde bunlar. Bunların görünen yüzü kim biliyor musunuz? Saros. Bütün herkes Saros'u tanıyor. Ulan Saros'un o kadar kafası çalışmaz. O bir piyon. O böyle görünen resim, arkasındaki ejderhayı gör. Ama o böyle vakıfları var onun. Deme ne kadar adam böyle eğitime yönelik, sosyal fayetlere yönelik. Tabi ondan yardım alan vakıflar var. Neydi o sas çalan bizim şey? İbrahim neydi? İbrahim? Kalın. Mesela. Nereden şey almış? Saros vakfının desteklediği vakıf onu Avrupa'da okutmuş. Allah Allah.
Şimdi o Saros'a karşı çıkabilir mi? Bize dediler ki, Karabaş ölü tekkesinin sizin elinizden alınmasının sebebi İbrahim Kalın dediler. Yapmayın dedim ya, yapmaz dedim ben. Yok dediler. O İbrahim Kalın'ın yolunu izledim, Soros'a çıktı. Ha dedim tekkeyi Soros'cular almış. Sonra geri döndü tekrar Soros'culara.
Dedim biz yani küçük bir topluluğuz, biz de uğraşmanız var dedim ama demek ki sesiniz fazla çıkıyor sizin ya, sizde var bir şey. Bakın bunlar bütün dünyayı böyle gizli kendi elemanlarıyla yönetirler. Bunların her yerde elemanları vardır. Onları böyle vakıflar destekliyormuş gibi yurt dışında okuturlar, doktora yaptırırlar, yüksek lisans yaptırırlar, yurt dışında büyük bir şirkette çalıştırırlar, orada müdürlüğe, şefliğe getirirler, hazırlarlar.
Sonra hangi ülkeye lazımsa onu oraya getirirler, Afganistan'a getirdikleri Karzai gibi. Nereden geldi Karzai? Amerika'da. Demek ki ne yapıyorlarmış? Yetiştiriyorlarmış değişik elemanlarını. O elemanları ama ülke içinde ama ülke dışında değiştiriyorlar. Sonra bir ülkeyi yıkıyorlar. Ondan sonra yerine o adamı getiriyorlar. Size çok şey çağrıştırır bu aslında. Değil mi? Değil mi? Mesela Irak'a yıktılar değil mi? Yerine de birini getirdiler mi? Mesela Kaddafi'yi yıktılar mı? Yıktılar.
Yerine birisini getirdiler mi? Getirdiler. Mursi'yi yıktılar mı? Yıktılar. Yerine birisini getirdiler mi? Getirdiler. Demek ki bunlar ne yapıyorlarmış? İçeriden dışarıdan askeri kuvvetlerle yıkıyorlarmış. Sonra kendi adamlarını getirip orada devlet kurduruyorlarmış. Sonra da o yıkılan devletten sonra kuruluyor ya yeni bir devlet.
Sonra o günü de bayram ilan ediyorlar. Onca kan, gözyaşı, ölüm, onca zulüm'nin üstüne bir de bayram yapıyorsunuz siz sonra. Ama bir türlü düzen tutmuyor. Bak şimdi Afganistan'da düzen tutuk. Değil mi? Ama sonra da taltif ediyorlar. Bakın taltif etmeyi bırakmıyorlar. Mesela diyorlar ki sen gel şimdi Hintli bir kimse İngiltere'ye başkan oluyor. Aslında ne yaptılar? İngiltere'yi de oraya da o milletvekili meclisi de ne yaptılar? Bir operasyon çektiler.
Bu ara çok hüzünlü tabii Türkiye'deki insanların büyük bir çoğunluğu. Kraliçe öldü. Sonra kraliçenin birkaç tane bir tane şeyhi öldü. Kolay değil. Herkes matem içinde. Siz hiç olayları takip etmiyorsunuz. Evet. Mülkiyet neymiş? Prothan'a göre hırsızlıkmış. Konuyu nereden nereye getirdik? Kiraya getirdik. Mülkiyet hırsızlık değildir. İslam mülkiyet hakkına o kadar çok önem verir ki mülkiyeti asla hırsızlık olarak görmez. Mülkiyeti haksız yere almak, kazanmak farklı bir şeydir. Mülkiyeti hırsızlık görmek farklı bir şeydir. O yüzden mülkiyeti hırsızlık göremeyiz.
Devam ediyoruz. Kira faiz midir? Hayır. Kiralamak, İslam hukukunda bir mülkü kiralamak, bir aleti kiralamak, bir atı kiralamak, bir koyunu kiralamak bunlar vardır. Bir şeyi kiralıyorsunuz. Belli bir zamanda, belli bir para karşılığında onu kiralıyorsunuz. Bu faiz değil. Bunu faiz olarak nitelendirmek, helalı haramlaştırmak olduğundan küfür. Allah muhafaza eylesin. Bu doğru değil. Yalnızca çattığı her mülk sahibine verilmiş yararlanma yetkisi gibi bir mutlak hakkın yasama gücü oldu. Bu kendi başına ana baba katılımı yükselten kişinin parçalara ayrılmış küçük mülkünü kabul etti. Malını tiyers, bir malın sahibi olsun veya olunmasın, onu elinde bulundurma, kullanma hakkılere verilirken hiçbir işletme çabası göstermeye bile kalkmadan yıllık ama zaman içinde sonsuz bir kar sağlamanın mülk sahibine tanınmış hakkına çullanmaya kalktı.
Yani bu normalde, bu böyle düşünülmez hiçbir zaman. Bir kimse helal daireden bir mülk edindi, onu kiraya verdi. Bu asla ve asla İslam hukuk açısında yasak, haram, yanlış, eksik olarak algılanmaz. Kira gelirleri sınırlamada her ne kadar aşağıda da olsa bu böyle algılanmaz. Hatta darül harp hukukunda daha farklı buna iştahat edilebilinir. Bu ayrı. Savaştığı şey toprak mülkiyeti oldu. Toprak sahiplenmiş olamaz. Şimdi toprağı kim yarattı? Tanrı. O halde çekil git mülk sahibi. Şimdi bu normalde İslam hukukunda toprak genel olarak sahipsizse devletindir. Ama o toprağa birisi sahiplendiyse, ekip dikiyorsa, orası o şahıs ekip dikmeye başlar. Bu fethedilen yerlerle alakalıdır.
Fethedilmiş bir yer. Mesela işte bir İslam ordusu girdi Yunanistan'ı fethetti. Yunanistan'ı oraya kendi topraklarının içerisine kattı. Oradaki tebanın kendi sahipli tarlası veyahut da evi kendine aittir. Ama oradaki sahipsiz tarlalar ve evler direkt devletin eline geçer. Ganimet olmuş olur. Cihat ganimeti olur. Ve İslam hukukuna göre oradaki cihat ganimeti cihata katılanlara dağıtılır. Bu tespit edilir. Orada mülk sahibi olan yerler, normalde onlara aittir. Ama diyelim ki savaşa katıldı. Bir diyelim ki Dimitri savaşa katıldı. Savaşa katılan Dimitri'ni, Dimitri savaştı öldü. Dimitri'nin evi var burada.
Dimitri'nin evi cihada katılanların arasında pay edilir. Bu şeydir. Ne o? Helaldir. En helal geçim kaynağı budur. Evet. En helalı budur. İslam dünyasında. Cihat ganimeti. En helal olan kazanç budur. İkincisi nedir? Ticarettir. Üçüncüsü ziraattır. Dördüncüsü hayvancılıktır. Beşincisi kira gelirlerdir. Altıncısı memurluktur. Altıncı sıradadır memurluk. Şimdi, arada sanatkarlık vardır. Her neyse o kadar çok işi uzatmayayım. Şimdi, kira bu manada hiçbir zaman faiz değil.
Bir de toprak sahipsizse devletin, devletin. Ama bir kimse kendi parasıyla bir yer aldı. O kimse, o mülk onun. Veyahat da bir kimse para kazandı. Para onun. O kazandığı parayla istediği gibi bir ev yaptı. İslam ona karışmaz. Adam yüz odalı ev yaptırdı. İslam ona sen neden yüz odalı ev yaptırdın demez.
Fıkıh açısından. Adamın yüz tane dairesi oldu. Adam kazandığını daireye yatırdı. Kazandığını daireye yatırdı. Kiraya veriyor. İslam ona neden yüz dairen var demez. Adam toprak alıyor. Kazandığını toprak alıyor. İslam ona sen neden toprak alıyorsun demez. Proton'a göre mülkiyet bir insanın bir şeyden yararlanma hakkından çok. Diğerlerinin bu şeyden yararlanmasını men etme hakkıdır. Yani bu normalde doğru bir tez değil. Yani bir kimse kendince kendi yaralandığı bir şey bir başkasına da yaralandırabilir. Yani İslam insanlara faydalı olmak ya, etrafına faydalı olmak ya. O yüzden Proton belki de Hristiyan açısından, Hristiyan dünyası açısından öyle düşünmüş olabilir.
Mülkiyet beklenmedik kazanç hakkının temelinde vardır. Bu sözcük Proton'a göre emeksiz bütün gelirleri daha özel olarak da Ortodoks ekonomistlerin faiz adını verdikleri şeyi gösteriyor. Dediğim gibi Proton sonuçta Hristiyan dünyasındaki çarpıklıklara bakaraktan bu hükme varmış olabilir. Ama İslam böyle değildir. Reşit Rıza, borç verilirken ilk anlaşmada şart koşulan fazlalığın riba olmadığını ifade etmiştir. Muhammed Reşit Rıza, erriba vel muhalefetil islam kahire. İşte Reşit Rıza gibi Abduh'un talebeleri bunları söyler. Eyvallah. Bunlardan da böyle esinlenen faizci var mı ülkemizde de ilahiyatta, diyanette var. Bu görüş esasında faiz, paranın kirası olarak değerlendirilmekle ilgilidir.
İlk akitteki fazlalık verilen borçtan istifade etmeye karşılık kira olarak düşünüldüğü için yasaklanan riba kapsamından çıkarılmaktadır. Bu doğru değil, buna katılmıyorum ben. O yüzden tipik İslam hukukçuları da, klasik İslam hukukçuları buna katılmazlar. Buna katılmaları da mümkün değil. Böylece günümüz bankalarının verdiği faizli krediler meşrulaştırılmış olmaktadır. Buna asla katılmıyoruz. Günümüz bankalarının hepsi de faiz yuvasıdır. Hepsi de faiz yuvasıdır. Yaptıkları iş faizdir. Ama darül harpte müminle kafirin arasında faiz yoktur. Bu hüküm dairesinde meseleye düşünür bakarsak farklı bir şeydir. Ama bu bankaların vermiş olduğu bu krediler riba değil faizdir. Bu da caizdir demek cehaletin ve cahilliğin ta kendisidir.
Oysa Bakara 274, ana para sizindir der. Bu normalde Mekke'nin fethiyle alakalıdır. Mekke'nin fethinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke'de faizi yasaklamıştır. İlk yasakladığı faizde amcası Abdullah'ın babası Abbas'ın faizleridir. Hatta Hz. Abbas gelir sorar ana parası da mı der hepsi de mi? Sen ana paranı al der. Bu hüküm oradandır. O yüzden Mekke'nin fethedildiğinde kaldırılan faizlerle alakalıdır. O yüzden bir kimse hatta birisine faizle para vermiş olsa sonra imanı kemalerse, uyansa dese ki ben günah işledim o yüzden fazlalığı istemiyorum. Fazlalığı ona verip ana parasını almaya hakkı var mıdır? Evet. Fazla paranın kiraya verilmesi, fazla evin kiraya verilmesi, fazla arabaların kiraya verilmesi yani sermayenin emeksiz kar getirmesi faiz midir değil midir?
Fazla para, nakit faize girer ama ev, araba kiralaması, at kiralaması, bir makine kiralaması faize girmez. Dipnot, muhafazakar Müslümanlar aynı anda hem faiz yasağını hem de özel mülkiyeti savunmakla açık bir çelişkiye düşmekten sanıktırlar. Fazlul Rahman. E Fazlul Rahman da işte bildiğimiz gibi başka bir şey değil. O yüzden faiz yasaktır, faiz yasaktır, haramdır. Bir mülkün kiralanması ile paranın kiralanması aynı kategoride görmez İslam. İslam bunu aynı kategoride görmez. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de aynı kategoride görmemiştir. Artık Fazlul Rahman'a geçelim demiş. 16. sayfanın sonu gelmiş.
İnşallah biz 17. sayfadan devam edeceğiz. Bunları derslerde genelde işlediğimizden böyle ben de hani yabancısı olduğum bir konu değil. Böyle konu akıp gidiyor tabii. Biz bir de tabiri caizse ben klasik fıkıhı savunduğumdan o yüzden benim için rahat bir sohbet oluyor. Yani bir şey fazlalıksa faiz faizdir at gitsin kenara.
Allah bizi affetsin. Amin. Haklarınızı helal edin. El-Fatiha. Selamat. Amin. Fazlul Rahman çıktı önümüzde.
Şimdi bütün insanlar kendi zamanlarında kale alınmıyorlar. Çünkü kendi zamanlarındaki ulema da bunları çok kale almamış. Ne yapacak ki demiş ya böyle bir şey söylemişler demişler. Hani İslam dünyasında bu hani işte bir yer bulmaz diye düşünmüşler. Ama aradan çok uzun zaman geçmemiş. 40 yıl, 50 yıl, 100 yıl ondan sonra bunlar çok büyük bir alimmiş gibi İslam dünyasında anılır olmuşlar. Ben hep derim biz böyle önemsemiyoruz. Ne o? İşte ayakkabıdan da kurban olur. Ayakkabıyı adam televizyonda masada getirdi. Ayakkabıdan da kurban olur diye. Bu belki de o esnada hepimiz alay ettik, dalga geçtik. Ulan ayakkabıdan kurban mı olur, horozdan kurban mı olur, balıktan kurban mı olur diye.
Bundan 100 yıl sonrasını düşünemiyorsunuz. 100 yıl sonra Türkiye'de bir alim çıkmış. Ayakkabıdan kurban olur demiş. O zaman bütün bu tasadduk eşyalarının hepsi de kurban yerine geçer diyebilirler mi? Diyebilirler. Hiç kimse o zaman için Abdülhü kale almamışlar. Kendi yaşıtları, kendi çağdaşları Abdülhü kale almamışlar. Reddiye bile yazmamışlar ona. Demişler ki Masonun teki. Yani geldi Mısır'da Eğitim Bakanlığı'na oturdu. Yeniden eğitimle alakalı işte Mısır'ı ayaklandıracağız diye uğraştı. Uğraşmamışlar bile, bakmamışlar bile. Ama 100 yıl sonra Abdülhü fikirleri İslam dünyasını karıştırmaya yetmiş. Bakın 100 yıl sonra Abdülhü fikirleri karıştırmaya yetmiş.
Veyahut da böyle değişik isimler var İslam dünyasında. Ben bazen de diyorum, mesela Teymiye'yi tanıdığı kadar Kevsere'yi kimse tanımaz. Teymiye'nin konuşulduğu kadar Gazali konuşulmaz. Veya şimdi Abdülhü'n, Fazıl Rahman'ın konuşulduğu kadar Gazali konuşulmaz. Örnek. Bunların hepsi de bilinçlidir. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi