mustafaozbag.org

FAİZ-RİBA 15.10.2022 MUSTAFA ÖZBAĞ EFENDİ SOHBETLER

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Ekim 2022 · 1:28:08

Önzübillâhübineşşeytanın rejim, Bismillahirrahmanirrahim, eftâni zikr, fâlemennevhû, leeeeeeaa, hak Muhammeden'e, Resûlullah, cemiyenel miyâyi vel mursenin, velhamdülillâhi rabbil âlemîn. Selâmünaleyküm.
Aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim bizleri ve cümle Ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve Sünnet-i Seni'ye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Sımsıkı yapışıp yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Rabbim bizleri ve bütün Ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, koşturan, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Uzun zamandan beri Hakan Öztarac kardeş, böyle malum tanıyorsunuz, enteresan sorular hazırlar. Soru değil, sorular manzumesi. Yaklaşık bu da kaç sayfa? 22-23. 23 sayfa şu anda tespit ettiğimiz.
Tabii bu yol yürürken daha sonra sorular devam ediyor ya, bu belki de artık ucu açık, ne zaman, nereye kadar gidecekse gidecek. Allah ondan razı olsun. Ben gerçekten kendisine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bu sorularla böyle herkes işte değişik il, ilçe dolaştığım yerlerde kitap yazmayı düşünüyor musunuz diyordur bana. Ben de düşünmüyorum. Benim böyle bir hususiyetim yok, böyle bir özelliğim yok, ben böyle bir kimse değilim diye söylüyordum. Bizim çünkü genelde sohbetler spontane gelişiyor soru-cevap olarak. Bir tek böyle mutat devam ettirdiğimiz meslevi sohbetleri var. E tabii o soruları sormaya başlayınca, tabii sorular da normal değil.
O Arabi'den, Maturi'den, böyle ondan sonra değişik Sufi cenahlardan sorular toplayıp diyeyim. Varlık üzerine, nefis üzerine değişik soru bir tiplemesi var. Onlar tabii sebep oldu. Bu sefer de bir arkadaşımız, ben bunları yazıya dökeyim dedi. İyi dök dedik, yazıya döküldü. Ardından kitaba döküldü. Nefes bir, nefes iki, kitap basıldı. Şimdi nefes üç basılacak inşallah. Tabii daha çılgıncası, İslam'da ne o? Siyasal İslam'dı. O daha çılgıncaydı. Siyasal İslam'ın artık altından kalkabildik mi, kalkamadık mı, onu da bilmiyorum tam. Hiç geriye dönüp hiçbir sohbetimi dinlemem, hiçbir yazımı okumam. Onu da okumadım hiç.
O da PDF formatında yayınlandı. Eğer faydalanabilirseniz, okuyabilirseniz okuyun. Ben öyle, kendimce öyle düşünüyorum. Herhalde son dönemin en enteresan bir yazısı, kitabı veyahut da sohbetleri. Bence insanların kolay kolay cesaret edip konuşabileceği şeyler değil. Ben kendimi cesaretli gördüğümden dolayı değil. Ben kendimce doğru olanı anlatmaya çalışıyorum. Benim iddiam o, başka bir iddiam yok. Şimdi yine bir soru manzumesi var. Bu soru manzumesinin tiyosunu, geçen gün bana telefonda bir hadis-i şerif sordu. Ondan sonra böyle bir hadis varım dedi. Ben dedim buna benzer bir iştahat var. Ama dedim onun hadisi de vardır.
Bakayım olmazsa dedim. Bana müsaade et dedim. Ama ben bakamadım o hadisi. Ondan sonra ona gönderemedim. Bu konuda da o benden daha çalışkan Allah razı olsun. Zannediyorum az önce az bir şey bir konuştuk. Faizle alakalı değil mi? Bu normalde bu sorular, soru kitapçığı. Bu çünkü normal soru değil. Faizle alakalı. Tam da böyle Müslümanların aslında gündemi olması gereken bir şey. Yani Müslümanların neden gündemi olması gerekir? Çünkü ben dünya üzerindeki deccalist, emperyalist güçler dünyayı ve dünya insanlığını faizle sömürüyorlar. Müslümanlar da dahil buna.
Ve Müslümanların içerisine bu faiz belasını katan da yine Müslümanların içerisindeki Müslümanlardan yetişme, emperyalizme hizmet eden, boyun eğen alim hükmünde kimseler. Bu kimle başladı? Bu Afgani ile başladı. Afgani'nin hocası kim? Abdü. Abdü kim? İngiliz Mason lojasına kayıtlı bir Mason eser müftüsü aynı zamanda. Bu Celalettin Afgani, ben daha konuya girmeden İslam dünyasına faizin girişinin temelini söyleyeyim. Celalettin Afgani, İslam dünyasında ilk defa enflasyon miktarı kadar faizin alınabileceği iştahatını yapan kimse. Ve Türkiye'de de bunun uzantıları var mı?
Evet, var. Bunların yetiştirdiği profesörler var Türkiye'den. Yani Afgani'nin direkt yetiştirdiği değil, Afgani silsilesinden. Nasıl sufilerde bir silsile var ise, şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna diye. Aynı şekilde bu ilahiyat dünyasının da silsilesi var. Bu ilahiyat dünyasının da silsilesi var. O hocası kim, profesörü kim, kimin yanında yetişmiş, o kimin yanında yetişmiş. Bunlar da bir silsile. Ama şu anda İslam dünyasının başına bela olan, musibet olan ve İslam dünyasına çöreklenen maddi manevi en büyük hastalıklardan birisidir. Faiz, uyuşturucu, huş, adaletsizlik. Adaletsizlik, eşitsizlik demeyeyim de insanların haklarını alamaması.
İnsanların haklarını alamaması İslam dünyasını kasıp kavuruyor. Bu da deccalist, emperyalist sistem tarafından böyle tabiri caizse iyiliğine, kemine kadar her tarafı sömürmesinden kaynaklanıyor. Bir şey değil, beni de solcu zannedecekler. Böyle konuşuyorum, ben böyle konuşunca, ya solcu mu filan? Değil canım kardeşim. İslam'ın emri bu. Dinin emri bu. Allah bizi affesin. Evet, başlıyoruz. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız. Nahl 93. Evet. Buna benzer çok ayet-i kerime vardır Kur'an-ı Kerim'de. Zerrece hayır işlerinin hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işlerinin şerri cezasız kalmaz. Muhakkak bize döndürüleceksiniz ve hesap vereceksiniz.
O hesap gününün Allah'ıdır, Rabbidir. Bütün herkes, inanan inanmayan, bu hesaba çekilecek. İnanan inanmayan, ister inansın ister inanmasın. Yaptıklarından sorumlu ve yaptıklarından hesaba çekilecek. Bakın, yaptıklarından sorumlu. İnansın inanmasın. Ve bu yaptıklarından muhakkak hesaba çekilecek. Nahl 93. Ali İmran 7. Sana kitabı indiren odur. Kur'an'ın bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir.
İlimde yüksek payeye erişenler ise ona inandık. Hepsi Rabbimizdendir derler. Bu inceliği ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar. Ali İmran ayet 7. Bunu bütün Kur'an'la uğraşan, bunun ilmini yapanlar ve İslam'ın hukuk tarafında duranlar, bu ayet-i kerimenin üzerinden muhkem ayetlerle, müteşabih ayetler diye bir ayrışmaya gitmişler.
Muhkem ayetlerden hukuk çıkmış. Ne hukuku? Başlayalım. Bireyin kendi sosyal hakları, bireyin fikirsel hakları, düşünsel hakları, inanıp inanmama hakları. Bireyden aileye geçelim. Ailenin hukuku, karı-koca hakları, anne-baba-çocuk hakları. Yürüdük toplum mahalleyi güvendiriyor. Mahallenin hakları, sokağın hakları, şehrin hakları. Ondan sonra biraz daha büyüttük. Ülkenin, ülke insanların hakları. Devletin kendi tebaasına karşı yapması gerekenler sorumlulukları. Tebaanın devlete yapması gereken sorumlulukları. Ticaret hukuku, evlilik hukuku, sosyal hukuk, savaş hukuku, devletler arasındaki hukuk.
Hepsi de bu muhkem ayetlerin işi. Allah, Adem'i yarattı, kendi ruhundan ona üfledi ve insanı dünyada başıboş bırakmadı. Ve Adem'le beraber her gönderdiği peygamberlere nasıl, neyin hukukunun olması gerektiğine dair kitaplar gönderdi. Kitapla beraber peygamberlere hikmet verdi.
Biz bu hikmeti, zahir kısmını, sünnet-i seniye diyoruz, zahir kısmını. Mesela Muhammedi ekolde, Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yaptıkları ve söyledikleri, hikmet olarak görüyoruz biz bunu. Bakın, yaptıkları ve söyledikleri. Bu, hikmet olarak görüyoruz. Bunun bir de batini tarafı var. O da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyasında veya halinde görenlerle alakalı. Bize birinci derecede lazım olan ne? Yaptıkları ve söyledikleri, hikmet olarak. Şimdi, öyle olunca kitabın bir muhkem tarafı var. Ceza hukuku da var bunun içerisinde. Bütün insanı ve devleti ve toplumu çevreleyen hukuk, komple.
O, bir müddet önce hani, Macron'u bilen delirtti ya bu iş, diline dolayıydı. Kur'an'ı yeniden revize etmek lazım. Ve Kur'an'ın bu hukuk kısmını, cihat kısmını, bunları ortadan kaldırmak gerek. Yeniden revize etmek gerek dediği şey. Aslında Macron'a ihtiyaç yok. Tabi onlar hani, İslam dünyasında, İslam hukukunun kaldırılması onlara yetmiyor. Onlar diyorlar ki, siz bunu kitaplarınızdan da çıkarın. Kur'an'dan bunu çıkarın. Yani bu Kur'an'da dururken, siz kalkar bilinçlenirsiniz, uyanırsınız. Birisi gelir sizi uyandırır. Siz bilinçlendikten sonra bu Kur'an'ın hukukunu da istemeye kalkarsınız. O zaman diyor ki, biz siz bunun hukukunu istemeye kalkarsanız, dünya emperyal güçlerinin rahatını ve huzurunu kaçırırsınız.
Onların bütün dünyayı sömürmesine engel olursunuz. Sömürüye karşı çıkarsınız. O yüzden o muhkem ayetlerinin hukuk kısmını, bilhassa hukuk kısmının içerisindeki cihat kısmının çıkarılması gerekiyor diyorlar. Mesela İslam Osmanlı'yı parçalamışlar, yerliyi eksan etmişler. Osmanlı'dan otuz kusur tane devlet çıkarmışlar. Küçücük küçücük kabileleri bile devlet yapmışlar. Kim İngiliz kraliyet ailesine biatını kabul ederse, onları devlet kurmasına müsaade etmişler. İngilizler kendi yetiştirdikleri, kendi içlerinden yetiştirdikleri, kralları, ne bileyim işte cumhurbaşkanlarını ayarlamış, kendi yetiştirdikleri alimleri de koymuşlar içlerine. Tabii yani o Vahabilik nereden çıktı? Durduğu yerden mi çıktı?
Şia durduğu yerde mi kuvvetlendi bu kadar? Veya neo-selefi dediğimiz, herkese kafir diyenler nereden çıktı? Veya işte son dönem mantar biter gibi bitti, bir dahiş denilen bir şey çıktı. Nereden çıktı bunlar? Öyle ya, bunları normalde bir Kur'an kurgulayan var dünya üzerinde. Bunları örgütleyen, bunları destekleyen var dünya üzerinde. Velhasıl kelam, birileri çıkar, İslam'ın hukukunu veyahut da bu muhkem ayetleri meydana çıkarırlar. Ve biz bunların da yaşanmasını ve yaşatılmasını istiyoruz derlerse, global deccal-i sistem için büyük handikap bu. Öyle olunca bu muhkem ayetleri sıkıntılı. müteşabihlerden de kavga çıkarıyorlar. Bakın, müteşabihlerden de kendi içimizde kavga çıkarıyoruz biz.
Onu da içimize bir bomba atıyorlar. El bombası. Kim? Bu bir profesör oluyor. Çıkıyor, kadere iman yoktur diyor. Çıkıyor, bir profesör oluyor. Diyor ki, mucizeleri, Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin mucizelerini inkar ediyor. Bu çıkıyor, bir profesör oluyor mesela. Örnekliyorum, diyor ki, Kur'an'da böyle ayet olamaz. Bir profesör çıkıyor yine. Diyor ki, bu zamanda enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Bir profesör daha çıkıyor. Bunlar koca koca profesör. Diyor ki, TOKİ'nin faizi faiz değildir. Ödeyebilirsiniz. Bakın, bunların hepsi de profesör. Bir tane şeyh çıkıyor. Diyor ki, neden damarlarınızdaki kandırıyor? Neden tüylerinizi ürperiyor?
Evrim vardır, diyor. Yani maymundan geldik biz, diyor. Yani Allah ayette diyor ki, ben Adem'i yarattım topraktan. Hem bir de diyor, kuru testi gibi tın tın tın ses çıkaran testiden yarattım. Ruhumdan üfledim, diyor. Ayetle sabit. Ona ruhumdan üfledim, diyor. Biz ruhumdan müteşabih, bakın bu. Ruhumdan üfledim ona, diyor. Ama birisi çıkıyor, diyor ki, evrimi kabul ederiz biz, diyor. Ama o evrimi kabul eden yeni kimse değil. Örneğin, işte bir Bosna'dan bir kimse çıkmış, evrim kabul edilebilir, demiş bundan 100 yıl önce. Bunlar bizim içimizde ürettiklerimiz. Şimdi mesela bir evrim meselesi müteşabıhtır. Adem cennette değildi, diyor.
Profesörün birisi yine. Cennetten çıkarılmadı, diyor. Ya, o diyor, dünyanın içerisinde özel bir yer vardı, orada diyor, ondan sonra yetiştirildi. Oradan, diyor, çıktı, diyor. Ormanlık gibi bir yerden dışarı çıktı, yani. Allah, Adem'in cennette yarattığını söylüyor. O profesör diyor ki, yok hayır, cennette yaratılmadı, dünyada yaratıldı, diyor. Oradan çıktı, diyor. Bunlar ilahiyatlardaki profesörler. Bunlar avam insan değil. Ya, avam insan kendini daha iyi koruyor o zaman. Saf inancı var, saf inancı var. Ben Allah'ın varlığını, birliğine iman ettim. İman edilmesi gereken, işte, hayrıhi, şerrihi hepsinde iman ettim. Bana dokunmayın, diyor. O rahat. Öbürkü, öbürkü perişan ediyor ortalığı.
Bir tane profesör çıkıyor, kadınlar ay halindeyken namazlı kılarlar, namaz kılarlar, diyor. Bir profesör daha çıkıyor, ay halindeyken cinsel ilişkiye de girebilirsiniz, diyor. Bir profesör daha çıkıyor, ay halindeyken Kur'an da kursunuz, diyor. Bakın bunların hepsi de ilahiyat tabanlı. Bunlar böyle teker teker, böyle zaman içerisinde söylendiğinden, biz böyle çabuk refreks yapmıyoruz. Bu ne demek ya? Demiyoruz biz. Bunları yavaş yavaş, sindire sindire yapıyorlar. Bugün gündüz bir kız çocuğunun sorusu. Ben lise öğrencisiyim, sınıfımızdaki talebe arkadaşlar, hadislerin sahihliğini tartışıyor, diyor. Lise. Dedim, daha kötüsünü göreceğiz.
Liseye gelince çocuk dini tartışacak, diyecek ki din yok. Bu global sistemin emri. Böyle senin partim, benim partim, senin tarikatım, benim tarikatım, senin cemaatim, benim cemaatim. Hepsi de ona boyun eğmek zorunda. Boyun eğmek zorunda. Siz milli eğitiminizi de, ekonominizi de, bütün her şeyinizi onların istedikleri gibi yapacaksınız. Bundan, şu anda, buna baş kaldıracak, ben mürisini tanımıyorum. Evet. Demek ki müteşabih olanlar var, muhkem olanlar var. Muhkem ne?
Hukuk, anlamı değişmeyen, anlamı değişmeyecek olan, anlamı değişmeyen, anlamı değişmeyecek olan. Hani bir ara Süleyman Demirel televizyonda dedi ya, Türkiye darül harptir. İslam'ın hukuku 1400 yıl önce o zaman için gereklidir, işlenmiştir. Bugün bunun yaşanması mümkün değildir. O yüzden de darül harptir, dedi Süleyman Demirel. Bakın, yazın şeye, hani arzu edenler, YouTube'a Süleyman Demirel, darül harp yazın, o konuşma çıkar. Evet. Devam ediyoruz. Benden selam söyle o güzel şaha. Kurduğu yollara gitmiyor talip. Herkes kendisine bir yol sürüyor. Mürşid buyruğunu tutmuyor talip. Koyun beni hak aşkına yanayım.
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan. Yolundan dönüp mahrum mu kalayım? Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan. Pir Sultan Aptal. Ne güzel söylemiş. Benden selam söyle o güzel şaha. Kurduğu yollara gitmiyor talip. Güzel şaha diye nitelendirdi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Benden selam söyleyin o şaha. O bir yol kurdu ama onun talipleri, yani talipler ama yoldan gitmiyorlar. Herkes kendisine bir yol sürüyor. Mürşid buyruğunu tutmuyor talip. Herkes kendi heva ve hevesini ilahlaştırmış. Hani ayet-i kerimede diyor ya, Ey Habibim gördün mü o heva hevesini ilah edineni? Heva hevesini ilah edinince mürşidi dinlemiyor.
Gerçek mürşid kimdir? Allah'tır Celle Celaluhu. Gerçek mürşid Allah'tır. Allah'ın sıfatıyla sıfatlanan, yani bu manada Allah'ın yolunu öğretenler, Allah'ın yolunu yaşatma mücadelesi verenler, o mürşid sıfatının tecelligahı olmuştur. O zaman mürşid buyruğunu tutmuyor talip dediği, Allah ve Resulünün yolunu tutmuyor.
Onun emirlerini yerine getirmiyor. Koyun beni hak aşkına yanayım. Beni bırakın, benim bir yakamdan düşün, ben Allah aşkına yanayım. Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan. Kim bu yoldan geri dönüyorsa dönsün, ben bu Kur'an-Sünnet yolundan geri dönmeyeceğim. Ben bu Muhammed'in yolundan geri dönmeyeceğim. Yolundan dönüp mahrum mu kalayım? Dönen dönsün, ben dönmezem yolundan. Ben yoldan dönersem mahrum kalırım her şeyden. Allah'tan, Resulünden, cennetinden, cemalinden, onun lütfundan, ikramından, ihsanından mahrum kalırım. Kim dönüyorsa dönsün, ben dönmem diyor o yoldan. Allah bizi o yolda yürüyenlerden eylesin. Amin. Evet.
Faiz, İslam'da kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Genel kabule göre faiz, riba ile eş görülerek, faizin tüm biçimleri kesin şekilde yasak olarak kabul edilmektedir. Faiz konusu başlangıçtan itibaren, çeşitli açılardan tartışılmıştır. Ancak bu tartışmalar, yasağın kendisi hakkında olmamışken, günümüzde doğrudan yasağı ilgilendiren boyutlara taşınmıştır.
Çağdaş dönemde, bir takım ekonomik gerekçelerle, Kur'an'da yasaklanan ribanın, faiz ile eş ananlı olmadığı ileri sürülmüştür. O durmaz faiz ile ribanın çağdaş tartışmaları. Bunu, evet bu tartışmalar İslam dünyasında son 200 yıldır var. Bu tartışmaları çıkaran zevat, bu emperyalistlerin emrine girmiş siyaset ve ulema takımının, ümaranın ve ulemanın tartışmaları.
Ümara ve ulema, ümara ve ulema, bir kısım ümara ve ulema, ümara devleti yönetenler. Ulema da o devletin içindeki alimler bölümü. Bunu İslam dili olarak ümara ve ulema denir. Kur'an ulul emir der ya, ulul emirden çıkmadır bu dil olarak. Bu ümara ve ulema kısmı, bu faiz tartışmasını ortaklaşa götürürler. Çünkü, umeranın, siyasetçinin, devletin başında siyasetine devam edebilmesi, bu deccalist, bu dinsiz sistemin, müsaadesiyle mümkün olur.
Eğer o müsaade etmezse, onlar devletin başında duramazlar ve yönetemezler. Ulema kısmı da kendi akçesini düşünenler, kendi rahatını düşünenler, bu bozuk ümaranın peşine takılır. Onlar da bu bozuk ümara ile beraber, bu deccalistlerden kendilerine tabiri caizse, müsaade alırlar, kendilerine bu konuda icazet alırlar, öyle yürürler.
Bu tartışma da, İslam dünyasında o yüzden bitmez. Klasik ulema ile, klasik ulema ile, bu bozuk ümera ile birleşen ulema, bu tartışmayı devam ettirirler. Klasik ulema, faizin her türlüsüne haram deyip, her türlüsüne haram deyip karşı çıkar. Olamaz böyle bir şey der. Ama bu kendisini bozuk ümaraya peşkeş çeken ulema kesimi de, buna karşı iştahat üretmeye çalışır. Sözümün başında nereye gideceğimi gösterdim. bunun başlangıcı, bunun başlangıcı ta Mısır El Eser'in başına getirilen 33 dereceli mason olan Abdu'ha dayanır. İslam dünyasında.
Abdu, kraliçeye bağlı, İngiliz kraliyet ailesine bağlı, bir mason locasının 33 dereceli üyesidir. Abdu. Bunu inkar etmez kendisi. Bu Abdu'hun El Eser'de yetiştirdiği öğrenciler, ki bunlardan birisi de Celaleddin Afgani'dir. Celaleddin Afgani'yi herkes Afganlı zanneder. Afganlı değildir. Kendisi bir Şia'dır. Bunun üzerine özellikle bastıra bastıra söylüyorum hep. Herkes onu Celaleddin Afgani'nin ismine bakaraktan, Afgan Türk'ü olduğunu dair söylüyorlar. Değil. Kendisi Şia'dır. Irk önemli değil. Ve onların zamanında faiz, nefes almaya başlar İslam dünyada. Aslında biraz daha geriye doğru gittiğimizde, bunu Osmanlı'da baktığımızda, Osmanlı'da ne zaman ki kağıt paralar basıldığında, Osmanlı'da enflasyon söz konusu olur, Osmanlı'da da faiz o zaman başlar.
Daha da bunu açık konuşmak gerekirse, ilk faiz alanlardan birisi de, şimdi şok olacaksınız siz, Abdülhamid Han'dır. E sizi biraz daha şok edeyim ben o zaman ya. İlk bira fabrikasını kuran da Abdülhamid Han'dır. E biraz daha şok edeyim sizi ya. İlk fabrikası da Abdülhamid Han zamanında kurulur. Ya biraz daha şok olun, madem ki oldunuz, ilk genel evleri de Abdülhamid Han zamanında açılır. Parantezi kapattım. yani Abdülhamid Han hiç toprak kaybetmedi derler ya, Abdülhamid Han kendi padişahlığı zamanında iki Türkiye kadar toprak kaybeder.
Mısır, Tunus, Kıbrıs örnek. Şok olmaya devam edeceksiniz. Evet, meseleyi toparlayayım. Bu kadar bir girdi çıktı yapayım şimdi. Osmanlı da faizin içerisine girer. İslam dünyasındaki ilk faiz ise İslam dünyasında. Uhud'dadır. Biraz daha şok olun. Uhud savaş hazırlıklarındadır. Şahin ekip, Uhud'da savaş meydanına çıkalım der, silah yoktur. Mühimmat yoktur. Faizle silah ve mühimmat alınır. O yüzden Uhud'un galibi yoktur.
Ben oraya bağlarım. Siz biraz daha şok olacaksınız. Evet. İslam dünyasında faiz normalde İslam'da yoktur. Haram edilmedi daha Uhud'da iken, Hz. Peygamber'in amcası, Abdullah'ın babası, Mekke'nin iyi faizcilerindendir. O yüzden der, ilk kaldırdığım faiz, amcam Abbas'ın faizidir der.
İlk kaldırdığım faiz, Mekke fethedilince. Mekke fethedilince, ilk kaldırdığım faiz, amcam Abbas'ın faizidir. Abbas koşa koşa gelir. Hepsi mi, yoksa fazlalığı mı der? Der ki, hepsi değil. Fazlalıklarını affettim. Kendi ana paranı alabilirsin der. Peki, gerçekte öyle mi? Şimdi soruya devam ediyoruz. Çağdaş dönemde günümüz, iktisadi işletmelerindeki faizin, ayet ve hadislerde yasaklanmış olan faizden, ribadan farklı olduğu şeklindeki bir ayrıma gidilerek, günümüzdeki faiz uygulamalarının meşru olduğunu ileri süren görüşler mevcuttur.
Buna göre genel bir ifadeyle, Kur'an'da yasaklanmış olan riba, bugünkü anlamıyla tefecilik olarak görülmektedir. Bankalar tarafından verilen faiz, yasaklanmış olan ribanın kapsamı dışında tutulmakta, böylece ribanın kapsamı daraltılarak, banka faizlerine meşruiyet zemini oluşturulmaktadır. Ekrem Erdem, Kur'an'da ribayetlerinin kademeli nüzülü. Evet, ne yazık ki İslam dünyasında bu büyük oyun, bakın bu büyük oyun oynanıyor ve bunun zaman zaman sorular geliyor bana. Ben de bunun bu büyük bir oyunun bir parçası olarak gördüğümü söylüyorum. Ve bugün o kendisini çağdaş İslam alimi olarak nitelendiren ilahiyat mezunu, fikri kökenleri Afganiye ve Abduha giden, fikri kökenleri Afganiye ve Abduha uzanan, mason ve böylece o vahşi deccalist, kapitalist sistemin öğretisini alan, içimizdeki ruhu ve kalbi satılmış, ruhu ve kalbi satılmış, kendisini çağdaşlık ismi altında süsleyen,
faizci, Allah'ın lanetine uğramış kesim var. Ve bunlar çok sinsi bir şekilde çalışıyorlar. Bakın, bunu hep sohbetlerde söylediğim şeyi söyleyeceğim. İmam-ı Azam'ın nakletti, kendisine ölçü aldığı Hazreti Mekkul hadisi var. Hani, Darül Harp'te harbinle senin aranda faiz yoktur diye. Meşhur Mekkul hadisidir bu. Buradaki anlayışı şudur, yani karşındaki harbini ütmek söz konusudur bunda. Şimdi, burada İmam-ı Azam, Müslüman'ın Müslüman'dan faiz almasını, hatta yazmasını, her türlü her şeyi yasaklar. Bir kısmı bu Mekkul hadisini kendisini kullanmaya çalışıyor. Bu çağdaşlardan.
Yok, hayır, orayı kullanamazsınız. Sebep şu, çünkü İmam-ı Azam'ın bu konudaki tavrı meydanda. fetvası da meydanda. Müminin müminden zerretçe faiz alması, vermesi caiz değildir. Hatta ağır hadis-i şerifler var. Yani, bunları kabullenmek istemiyorlar. Faizle iştigal eden, Beytullah'ta annesiyle zina etmiş gibi günaha girer diye, ağır hadisler var. Bunları böyle, ilahiyatçılar, kopluyorlar bu hadisi duyduklarında. Böyle bir hadis olamaz diyorlar. Ben işte bunun normalde ravileriyle döküyorum. Bazen yazılı gönderiyorum onlara. Yine kabullenemiyorlar. Bakın, yine kabullenemiyorlar. Çünkü neden? Çünkü onlar, masonik bir kafa ile buradan besleniyorlar. Bunları normalde dandikten kitaplarına basan, böyle dağıtan bu yayın evleri üzerinden alıyorlar paraları.
Tabii bir kitap böyle hiç. Hiç siz ilahiyattan bir profesörün meşhur bir kitabını gördünüz mü? Yok. Ama bu kitaplar basılıyor. Yayın evleri tarafından. Para veriliyor bunlara. İki bin tane bastırıyor, iki bin tane kitaba yirmi bin dolar veriyor. İki bin kitap yirmi bin dolar. İki bin kitabı zaten hediye olarak gönderiyorlar. Üniversite kütüphanelerine. O adamın sapık fikri orada devam etsin. O adam zaten kendi kitabından soruyor soruları bir de. O öğrenciler onları okumak zorunda. Oradan soru soruyor. Oradan bitirme tezi yaptırıyor. Her şeyi oradan yaptırıyor. Sen onun kitabını almak zorundasın.
Bir de o yayın evinin arkasındaki o sarı osçulardan alınan paralar var. Siz mesela bunları takip etmezsiniz. İslam dünyası. Mesela kim bakan oldu? X bakan oldu. O X bakanın hangi vakıflardan para aldığını, yurt dışında hangi vakfın onlara para ödediğini biliyor musunuz? Örneğin, ilahiyat bugün, bakın din ve eğitim çok önemlidir.
Bakın, çok önemli şeyler size. Bir, din. İki, eğitim. Üç, ekonomi. Dört, askeriye. Beş, siyaset. Altı, basın. Bunlar asla, asla başıboş bırakılacak alanlar değildir. Ve bırakmazlar. Şimdi, böyle ribayla faiz farklı deyip, alanı daraltıp, bankalar, bakın şunu unutmayın hiç, bankaların verdiği faiz, faiz değildir. Bir kimse dediyse, o global iki bin tane büyük şirketin emrine girmiş demektir. Arkadaşlar, tüm dünyanın dört yüz milyar dolar bu iki bin tane şirkete borcu var. Dört yüz milyar dolar.
Bütün dünya, bütün dünya beş yıl hiçbir şey harcamadan, bu, pardon, dört yüz trilyon dolar, dört yüz trilyon doları hiçbir yere harcama yapmadan ödeyemez. Dünyanın, bütün dünya devletlerinin dört yüz trilyon dolar, bu iki bin şirkete borcu var. Siz borçlusunuz. Torunlarınız bile borçlu. Eğer sizi, bütün dünyayı idare eden hükümetler, bunlardan borç almaz darsa, bunlar hükümetleri devirirler. Bunlardan borç almaz darsa, borç almayan ülkeleri savaştırırlar. İç savaş çıkarırlar. Muhakkak sizi borçlandırırlar.
Bu dört yüz trilyon dolar alacağı olan bu şirketler sizi ütmeye devam eder. Ve başınızdaki hükümetlerle, başınızdaki ekonomilerle, başınızdaki bankalarla, her şeyiyle sizi üterler. Sizin dininiz, diliniz, ırkınız, mezhebiniz, meşrebiniz, hangi devlete tabisiniz, devletiniz, bayrağınız, bunlar önemli değil onlar için.
Sen orada zikrullah yapıyormuşsun, yırt kendine yap zikrullah. Sana karışmaz. Ama sen dört yüz trilyon dolar dünyayı siz ütüyorsunuz, sömürüyorsunuz dersen, onlar bunu duyuyorlar. O zaman seni sıkıştırır. Sen devlet olarak, hükümet olarak, ben hiç borçlanmayacağım, ben hiç yatırım yapmayacağım, ben borçlarımı ödeyeceğim derseniz, sizi devirirler.
Hükümetinizi devirirler. devletinizin içini karıştırırlar. Bu konuda hükümetlere kızmayın. Devletlere kızmayın. Onlar, hükümet olunca köleliklerini görüyorlar. Kabulleniyorlar. En büyük problem, bir kimsenin köle olmadığına inandırmaktır.
Buna inanmıyor hiç kimse. O yüzden bu tartışmalar. Bu tartışmaların sebebi bu. yani kel aynak kuşu gibi faizin her türlüsü haramdır diyen benim gibi insanlar var. Bilir bilmez bunu böyle söylüyor. Ayet meydanda, hadis meydanda, imamların iştahı meydanda. Ne alakası varmış kardeşim? Bankanın verdiği faiz, faiz değilmiş. Ya ne? O faizmiş de o günaha girmiyormuş. Riba olursa faizmiş. Riba neymiş? Ben tartışmaları söyleyeyim. Kur'an'da katlanarak giden faiz haram. Ya ya. Katlanmadan. Ben, sen geldin, benden para istedin. Bin lira ver bana. Eee ben üç ay sonra ödeyeceğim. Eee, üç ay sonra bana bin üç yüz lira ödeyeceksin.
Bu faiz değil. Pardon. Bu faize girmiyor. Ne giriyor? Riba ne? Bana bin lira verir misin? Veririm. Ne yaparsın? Ben aylık senden her ay yüzde on alırım. Bin lira. Bir dakika yüzde on ne yaptı? Bin yüz lira yaptı. Bir dakika yüzde ondan ne yaptı? Bin yüz on lira yaptı. Bir dakika yüzde on ne yaptı? Bir dakika bin işte iki yüz yirmi yaptı. Katlanarak faiz dediği bu. Diyeceksin bunu nereden biliyorsun? Bursa'daki polyester iplikçilerinden biliyorsun. Tekstilde. Yıl doksan üç. Bu katlanarak faizi iplikçilerde gördüm. Ben dedim bırakıyorum onu.
Mümin Canbaz dedi ki bana bırakırsan batarsın hoca dedi. Ben batayım dedim. Ben bu faizi dedim bu direkt artık dedim katmenli faiz bu dedim. Kendisi imam hatip mezunudur onun. Vallahi hocam dedi yani batarsın dedi oldu. Ben ağırlık bıraktım sermayeyi bıraktım yani batarken yani sermayem gitti benim. Ben çıktım ona dedim hadis-i şerif var dedim. Annesiyle kahve duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha giriyor dedim. Ben tebessüm etti. O hadislere bakma sen hocam dedi. Ben isim vererekten söylüyorum. Beni gördüğünde hala da rengi kaçar. Şimdi böyle bu diyorlar ki hani kaç aylık aldın?
Dört aylık aldın. Dört ay sonra yüzde onlandan yüzde kırk ödemiyorsun o zaman. Onda bir hesap makinesi vardı bankadan emekli bir tane de adam vardı onun başında. Bu bilgisayar kadar bir hesap makinesi vardı onda. Fasit değil. O kollu o. Değil. O böyle bilgisayar gibi bir hesap makinesi var. Böyle ne o? Şey miktar, tarih, gün hepsini giriyor onun içerisine basıyor tuşa. Senin ne kadar borcun var? Üç yüz milyar. Sen götürüyorsun çekleri ona. Tarih tarih gün gün giriyor basıyor tuşa. Yani sen diyorsun ki üç yüz milyar işte çekleri topladım. Üç gün, beş gün, on gün uzağı var, yakını var. Üç gün geçmiş vadesini. Hemen hesaplıyor.
Üç yüz bin liranın üç gününü bu kadar faiz diyor. Bunun bizatihi hesabı görenim ben. Ha, bunu normalde hani bir milyar, bir yüz bin lira borcun var. Bir daha kay, yüz on bin lira oldu. Bir daha kay, yüz on bin liranın üzerine yüzde on. Bir daha kay, yine onun üzerine yüzde on. Şimdi diyor ki bu çağdaşçılar, böyle faiz olursa bu riba oluyor. Bu caiz değil diyor. Bu haram. Ya, hangisi haram değil? Bankaya gittin, bankaya oturdun. Dedin ki bana bir milyar lazım. Kaç ay sen ödeyeceğiz? Altı ay sona. İşte şu anda yıllık faiz ne kadar? Yüzde otuz üç. Altı ay sona ne ödeyeceksin? Yüzde yirmi alırım senden. Bir trilyona kaç para vereceksin? Bir iki yüz vereceksin.
Bu faiz caizdir diyorlar. Matematiği anladınız değil mi? Faiz olarak bunu söylüyor. Bu caiz diyor. Çağdaş ulema. Bunun içerisinde önceden çok beğendiğim hukukçu vardı. Kim? Yeni Şafak'ta yazıyor. Efendim? Hayrettin Karaman. Ben onu çok böyle tutardım. Bir gün televizyonda, hiç unutmuyorum, Hülki Cevizoğlu'nun programında, ondan sonra o zaman TV6'daydı, Hülki Cevizoğlu'nun programında şunu söyledi. Ben İmam-ı Azam'ım dedi. Birisinin ben İmam-ı Azam demesi böyle, benim tüylerimi diken diken etti.
Size İmam-ı Azam'ın faizle alakalı bir kıssasını anlatayım mı? Diğeri gelmişken İmam-ı Azam. Bir arkadaşıyla yolda yürürken sıcak çok, dinlenmek isterler. Arkadaşı der ki, şu evin gölgesine sığınalım. İmam-ı Azam der ki, hayır. Neden der arkadaşı, o evin sahibinden alacağım var, evin gölgesine girersek faiz olur diyor. O evin sahibinden alacağım var, eğer diyor o evin gölgesinde gölgelenirsek bu faiz olur diyor. Dikkat edin İmam-ı Azam'a. Şimdi de o kakıyor, ben İmam-ı Azam'ım diyor.
Şimdi işte bu çağdaşçıların, Tokid'in faizi, faiz değil dedikleri bu. Hani Tokid diyor ya, yıllık şu kadar faiz ödeyeceksiniz, ev vereceğim size. Onun faizden saymadı ya, Hayrettin Karaman da saymadı bunu. O yüzden ben rahat konuşuyorum şimdi onun hakkında. Bunun fetvasını Hayrettin Karaman veriyor. Faiz de riba arasında ayırt edip, tabii Hayrettin Karaman'ın talebesi, Bursa'daki şey, Hamdi döndüren, bunlar bir ekol. Aynı ekolinin sahibi onlar. Hamdi döndüren de, mesela Hamdi döndürenle direkt konuştum. Dedim ki bir kimse TL ile borçlanırsa, TL ödemesi gerekir.
Dolar ile borçlandıysa, dolar ödemesi gerekir. Altın ile borçlandıysa, altın ödemesi gerekir. Değil mi hocam dedim ben, değil dedi. Kulağımla duyuyor bunu, ben konuşuyorum telefonda. Hocam bu konuda İbn-i Abidin'den tutun da, dedim, Fetevay Hindiyeden, Dürer Gürer'den tutun da, bütün klasik İslam ulemasının fetvası var. Hadis-i Şerif'te var dedim. Ne ile borçlandıysanız, onu ödeyeceksiniz, diyor dedim. Hadis-i Şerif'te var. Hayır, dedi. Ya, mesela bugünkü TL, kaç para? Bin lira. Bugünkü bin lirayı dolara çevireceksin, ödeyeceğin zaman, ne zaman ödeyeceğin? Beş yıl sonra, beş yıl sonra dolara olarak ödeyeceksin. bu caiz değil diyorum.
Dinlemiyor. Anladınız mı meseleyi? Bunlar bir ekol. Evet, ribayla, hani faizin arasını ayırt edip, kendilerince, bu global, faizci çeteye, çanak tutuyor bunlar. Bakın, global faizci çeteye, buna İslam ülkesi gibi görünen ülkeler de dahil, İslam devleti gibi görünen devletler de dahil, buna hepsi de dahil buna. Çağdaşız dedi mi, hepsi de dahil buna. Faiz, bir ödünç veya borç karşılığında, nema, kirayı büyük harfle yazmış, altına üç çizgi çizmiş, kira, fazla miktar, fazlalık, M. Erdoğan, fıkıh ve hukuk terimliği sözlüğü, iktisadi bir terim olarak, üretim faktörlerinden birisi olan, sermayenin getirisi, ve parayı belli bir zaman için, kullanmanın, bedeli şekillerinde tanımlanmakta.
Sabri orman, modern iktisat ve literatüründe, para, kredi ve faiz. Normalde bir kimse, bunun içerisinde, borç karşılığında, nema, kira, fazla miktar, fazlalık, bunlar iktisadi terim olabilir, ama, kirayı, borç vermeyi, veya fazlalığı, biz faizin içerisinde göremeyiz. Bunun altını çizeyim. Dinin literatürü olarak. bunların hepsi de, iktisadi birer terimdir. Bunların üzerinde, İslam'ın kendince, kendi inanç felsefesinde, kullanılır yerleri vardır, ama bunların hepsinde, faiz çatısının altında, toplayamayız. Bir ödünç, mesela İslam, ödünç vermeyi bize met eder. Borç vermeyi bize met eder, karşılığında, karşılık beklemeksizin.
Bu, İslam'ın, insanlar arasındaki, sosyal hayatın içerisinde, çok önemsediği bir şeydir. Ama bundan bir karşılık, beklemeksizin bunu yapar. Çünkü bundan karşılık, beklemek faizdir. Mesela, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri'nin zamanında, ödünç koyun veren, sütünü sağ diye, ödünç keçi veren, sütünü sağ diye, ödünç inek veren, sütünü sağ diye, ödünç deve veren, hem sütünü sağ, hem yükünü çek diye, verenler var.
Ama bunlardan bir karşılık, beklenmiyor. Çünkü bunlardan, karşılık beklemek, faiz oluyor. Veya, ödünç para veren var. Ödünç hurmalık veren var. Bunlar hadislerde var. Hurmalığını, ödünç veriyor sana. Sen hurmalığı, ekiyorsun, dikiyorsun, temizliyorsun, bakıyorsun, ürününü satıyorsun. Cebine koyuyorsun. Bunu sahabe zamanında var. Bunu normalde, Hazreti Peygamber zamanında, ödünç keçi veriyor. Sütünü sağıyor. Şimdi, bu ödünçten, karşılık, beklenmiyorsa, bu, İstanbul'u alkışlıyor. Alkışlıyor. Borç vermek, İstanbul'u alkışlıyor. Ama bundan bir nema, yani bir şey alıyorsa, çok özür dilerim.
Bunu faize koyuyor. Diyor ki, bu ribadır, faizdir. Asla bundan karşılık alamazsınız. Ama bunların hepsi de birer, hani, iktisadi terim mi? Evet. İslam literatüründe de, bu terimler, karşılık olarak var mı? Evet. Riba, tepe, çıkıntı, fazlalık gibi anlamlara gelmektedir. Bir fıkıh terimi olarak ise, belli malların belli şekillerde yapılan, satım akdiyle değişimine şart koşulan, veya hasıl olan fazlalık ve ödünç verilen malın, geri ödemesinde şart koşulan fazlalık. Hayretin karaman. Kur'an yolu, Türkçe meal ve tefsir. Evet. yani normalde bir ödünç verdin, buna karşılık fazlalık alıyorsanız, faiz.
Bir mal sattınız, malın miktarı belli, fiyatı belli. Miktar ve fiyatının üzerinde bir fazlalık alıyorsanız, faiz. Bu noktada tarif olarak herhangi bir sıkıntımız yok. Bakın, tekrar söylüyorum, her ödünç vermede, her fazlalık faiz. Bir. İkincisi, aynı cins mallar değiş, tokuş edilirken, fazlalık varsa, o da faiz. Yani, bir kilo, iyi buğdaya, ben bir buçuk kilo kötü buğday verdim, bu da faiz oldu. Anladınız değil mi meseleyi? Benim elimde bir kilo, iyi buğday var, geldi, Hakan Öztaraç bana, dedi ki, ben de kötü buğday var, bir kilo, iki yüz elli gram vereyim, sen bu bir kilo buğdayı bana ver, faiz oldu.
Ben ona diyeceğim ki, git buğdayını pazarda sat, gel benden parayla al. Faiz olmasın. Evet. Kira konusuna sorunun sonlarında daha geniş gireceğiz, devam edelim. Kira, İslam hukukunda, hiçbir zaman faiz değildir. Evet. Gelir sıralamasında, gelir sıralamasında, cevazlık, caizlik noktasında, en son noktadadır. Birinci derecede, en helal rızık, cihattadır. İkincisinde, ticarettedir. Üçüncüsünde, sanattadır. Dördüncüsü, ziraattadır. Beşincisi, hayvancılıktadır. Altıncısı, memurluktadır. Yedincisi, kiradır. Yedincisi, en son kiradır.
Bu nerede? Bu, İslam toplumunda. Hadis-i şerifte de, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazrette der ki, bir kimsenin, hani, eve, yatırdığı paranın, haricindeki, paralar, onun lehinedir. Harcadığı paralar. Yani, eve harcadığın, senin lehine değildir. Ev edinmekle alakalı. Bir kimse, kendisinin, ve çocuklarının, oturacağı evi aldı, o ona yeterlidir. Şimdi, bu, sonra gelinecekmiş, sonra sıra geldiğinde, biz, bu işin içerisine, çünkü, Darül Harp hukuku girecek. Darül Harp hukuku girince, nerede, yurt, ev alınır, alınmaz, o da girecek işin içine.
Yani, bu böyle, orada kalmaz. Bir de, o işin, o meselesi var. Kur'an'da, faiz yasağı, dört aşamada, gerçekleşmiştir. Yasanın, ilk aşamasını, araştıran, oluşturan, ayet, insanların, malları artsın, amacıyla, riba almak üzere, verdiğiniz şey, Allah ininde artmaz. Evet. Faizin, bereketsiz bir kazanç olduğu, malı arttırmadığı, gibi, bereketine de, giderdiği bildirilmiş, zekatın ise, malı arttıracağı vurgulanmış, bu ayette faiz, açıkça yasaklanmamış, kötülenerek, faizin kaldırılmasının, psikolojik zemini, hazırlanmıştır. Evet. Yani, faiz, bunun içerisinde, evlilikle alakalı, meseleler, bunun içerisinde, içkiyle alakalı, mesele de, bunun içerisinde.
Bunlar zaman içinde, tedirici, tedirici, yasaklanmış. İbadetler de aynı. Yani, önce, farz edilmemiş, oruç, Medine'ye hicret edilince, farz edilmiş. Namaz, Mekke döneminde farz değil, Medine'ye hicret edilince, namaz, farz edilmiş. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Kılıyordu, namaz, oruç da tutuyordu, ama ve lakin, henüz daha ümmete, farz edilmemişti. Faizle de alakalı mesele, zaten, İslam ulemasının, ortak görüşüdür. En son, kesin haram edilenlerden, bir, yasaktır, haramdır. En sondur. O yüzden, hatta derler ki, bunun, hani, hukuku, muamelatı, tam oturmadığı, o yüzden derler, alakası yok. Çok hadis var, çünkü bu konuda. Evet. İkinci aşamada, Yahudilerin, kendilerine faiz, haram kılınmış olduğu halde, bunu helal sayarak, faiz alıp vermeye, devam etmeleri yüzünden, başlarına gelen, musibetler anlatılarak, müminlerin benzer duruma, düşmemeleri konusunda, uyarılmıştır.
Evet, normalde, Yahudiler, tarih boyunca, en büyük faizcilerdir. Tarih boyunca. Daha henüz, İslam yok iken de, faizciydi onlar. İlk bankacılık sistemi de, Yahudilere aittir. Ta Roma dönemine dayanır. Bakın, ta Roma dönemine dayanır. Roma döneminden, daha öncedir. Senet, Roma döneminden, daha öncedir. Senet, senet. Roma döneminden, bile öncedir. Yani, önceden, mesela, Fransa'dan, diyelim ki, Kudüs'e gidiyor, değil mi birisi? O yanında, para götürmezdi. O, normalde, şeyden, Fransa'dan, Paris'ten, parayı götürür, oradaki, Yahudilere yatırırdı.
Eline, bir senet alırdı. Haramiler var, yol kesiciler var, yolda, paranı kaptırılsın, çaldırılsın derlerdi. Zaten, vermeyeni de, musallat ederlerdi, yollarda, eşkıyalara. O Yahudiler, böyle pisliktir. Ve sonra, o, Kudüs'e giderdi, o kimse, Kudüs'e gittiğinde, elindeki, evrağı gösterirdi, senedi. Ben, filanca yere, bu kadar para yatırdım, benim paramı şimdi verin. O para, tamam olarak verilmezdi ona. Senin paranı muhafaza ettik, yüzde yirmi, parandan kesiyoruz senin. Bunu bile bile giderdi. İlk bankacılık sistemi bu. Ta Romalılar dönemine ait. İlk faiz, Romalılar dönemine ait. Yahudiler satıyorlar bunu. Ve bunun kapısını açan, Pavlos'tur. Pavlos, gerçekte bir Yahudidir.
Yahudi bir din alimidir. Pavlos. Şu anda, Vatikan, Pavlos dinini yaşar. Hristiyanlığı değil. Aslında bütün Hristiyanlar, Pavlos dinini yaşar. Hristiyanlık değil. Bakın, Pavlos'un dinini yaşarlar. Bu ayrı bir, teolojik, dini tartışma. Buralara girmeyelim şimdi. Ben bir çıtayla, adım atayım. Müslümanların içerisinde de, Pavlos, Müslümanı olanlar var. Pavlos, Müslümanı olanlar var. Örnekleyeyim. Mesela yeni gruplar çıkıyor şimdi. Öyle değil mi?
Ne diyorlar? Cehennem diye bir şey yok. Cehennem bu dünyada, senin yaptıklar kötülüklerin, kalbindeki o acı. Cennet diye de bir şey yok. Cennet diye de bir şey yok. Cennet senin bu dünyada, yaşadığın güzellikler. Aslında ceza denilen bir şey de yok. Aynı şeyin içinde ne o? Paragrafın içerisinde. Peki, ben sizi direkt Pavlos'a götüreyim. Suç da yok, ceza da yok. İslam dünyasında oluştu. İslam hukukuna karşı çıkıyor. Bu zamanda bilek mi kesilir? Ha, İslam almış elini, satırı, nerede bilek kesilecek? Onu mu kesmiyor? Onu mu aramaya çıkmış? Ha, sen hırsızlık yaptın, gel hemen elini kestik senin.
Yok böyle bir İslam hukukunda, böyle bir, böyle bir ceza yok. Bilek kesmek var. Ama bundan değil. Öyle üç dilim baklava çalınan, dokuz yıl ceza yok İslam hukukunda. Yani o kimse, çaldığı mala bakılıyor. Bir de meslek haline mi getirmiş? Ne yapmış? İnceleniyor. Ama öyle hemen bilek kesilmiyor. Ama şimdi komple İslam hukukunda cezayı kaldırdınız. Peki, Pavlos da kaldırmıştı zaten. Bakın, Pavlos da kaldırdı. Ceza yok ise, ceza yok ise, Pavlos dinidir o. Şimdi Müslümanların içerisine yayıyorlar bunu.
Bunu akademik olarak da yayıyorlar. Tırnak içerisinde, sufilik olarak da yayıyorlar. İyi. Kuantum dini. Hadi bakın bakalım, kuantumcuların kuantum dininde ceza var mı? Hocam bir şey sorabilir miyim? Tabii sorabilirsiniz. Şimdi, kuantum fiziğine göre dünya perde perde ya bütün alem. Evet. Bu perdede suç olan, diğer perdede suç olmayabilir değil mi? Tabii bizim kardeşlerimiz bunlardan soru gelmediğinden onları bunlardan uzak. Pavlos Müslümanları oluşuyor şimdi. E diyor ya hadis-i şerifte, öyle bir zaman gelecek ki, kertenkelenin girdiği deliye girmeye çalışsanız.
Onlar kim ya Resulullah? Hristiyanlar ve Yahudiler. Onlar diyor, kertenkelenin deliğine girseler siz de gireceksiniz. İşte biz de Pavlos dinine gidiyoruz. Faiz, Pavlos dini, Fuhuş'un serbest olması Pavlos dini, evlilik müessesesinin ortadan kalkması Pavlos dinidir. Eşcinsellik Pavlos dinidir. Eşini kıskanmamak, kız çocuğunu kıskanmamak Pavlos dinidir. Yahudiler de Pavlos dini yaşar, Hristiyanlar da Pavlos dini yaşar. Şimdi Müslümanlar da Pavlos İslam'ı dini yaşamaya başladı. Bu daha da ileri gidecek. Buna karşı çıkanları ezecekler. Evet.
Yasaklandığı halde riba almaları ve insanların mallarını haksız olarak yemeleri, dolayısıyla hakikati inkar, inkarı sürdürenler için feci azap hazırladık. Nisa 161. Yavaş yavaş faiz şey olacak şimdi, haram olacak. Bunlar, yalnız bu ayet-i kerimeler böyle araları çok açık değil. Yani sebebin üzüllerine bakmak lazım bunların. Ondan sonra bu sebebin üzüllerine baktığımızda bunların, ben bu konuda biraz, yani daha çok öncesinden Mustafa Çelik'in Darül Harf fıkıhı var. Onun üzerinde biraz ben, daha çok önceleri baktığımda, bu ayet-i kerimeler böyle ardı ardına gelen ayet-i kerimeler. Yani çok arasında üç yıl, dört yıl falan böyle bir zamanlar yok.
Ardı ardına gelen ayet-i kerimeler. Üçüncü aşamada faiz açık şekilde yasaklanmış ve kurtuluşa ermenin bu yasağa uymaya bağlı olduğu belirtilmiş. Ali İmran 130. Ey iman edenler kat kat artırılmış riba yemeyin, Allah'tan korunun. Evet, işte buradaki bu kat kat sözünden hareket ediyor çağdaştan. Diyorlar ki buradaki kat kat olmazsa bu faiz oldu.
Kat kat olursa riba oldu deyip, bu ayet-i kerimeyi kendilerini ölçü ediyorlar. Devam ediyoruz. Dördüncü aşama, Bakara 215. Ribayı yiyenler, şeytan çarpmış kişi nasıl ayağa kalkarsa, öyle kalkarlar. Allah alışverişe helal kıldı, ribayı haram. Evet, bu ayet-i kerime faizle alakalı indirilen son ayet. Burada ribayla, yani faizle iştigal edenlerin, faizle iştigal edenlerin, şeytan çarpmış bir şekilde halkedileceklerini söylüyor.
Şimdi bununla alakalı, hadis-i şeriflerde bu ayet-i kerimeyi şerh eden, hadis-i şeriflerde lanet ediyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'e getir faizle iştigal edenlere. Ve anneleriyle en düşüğü diyor, faizin en düşüğü, ribanın en düşüğü, en düşüğü, annesiyle Kabe'de zina etmiş gibi günaha girer diyor. Dikkat edin, en düşüğü. Bu konuda öyle kesin, keskin hadisler var ki, isterseniz birkaç tane okuyayım mı size? Hemen elimin altında burada okuyayım. Konu çünkü iyice, çok ağır yalnız bunlar.
Şimdiden söyleyeyim ağır olduğunu, böyle insanları hop oturtup hop kalkılacak şeyler. Ama bunların da gerçekten bilinmesi lazım. Bu zor açılıyor biraz da, o yüzden hakkınızı helal edin.
Böyle bir yavaş açılıyor işte, bu program biraz öyle. Lazım olunca da böyle geç açılıyor ya, insanın içi daralıyor. Gerçekten. Gerçekten kusura bakmayın. Bu az önce okuduğumuz ayet-i kerimeden devam edeyim.
Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı, kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu onların zaten alışveriş faiz, alışveriş faiz demektir, demelerindendir. Halbuki Allah alışverişe helal faizi haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir. Onun işi Allah'a ettir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir. Onlar orada temelli kalacaklardır. Dikkat edin. Faizciliğe devam eden, tövbe edip geri dönmezse, buradaki çünkü ben o yüzden buraya açmak istedim bu konuyu. Buradaki çünkü Bakara'da normalde alışverişi helal, faizi haram kılmıştı. Orada bırakmış, asıl tehdit arkadan geliyor çünkü.
Yani genelde buraya okuyorlar, herkesi böyle yapıyor. Çağdaşlar da öyle yapıyor. Asıl tehdidi, arkadan gelen tehdidi es geçiyorlar. Tehdit arkadan geliyor. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir. Onlar orada temelli kalacaklardır. Dikkat edin. Şimdi mümin var, müslüman var, günah işledi, hata işledi, cehennemde girdi, cezasını çıktı, gördü, çıktı.
Eyvallah. Faizciliğe devam eden kimse, bunun altını çizin, faizciliğe devam ediyor. O kimse cehennemde ebedi kalacak. Yani, iman gitti. Ağır. Az önce ağır dediğim şey benim buydu. Onun inşallahı kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir. Onlar orada temelli kalacaklardır. Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör ve hiçbir günahkarı sevmez. Allah'ın nankörleri ve günahkarları sevmez. Şimdi, Cenab-ı Hak faizciliğe devam eden, buradan geri dönmeyen, bakın İslam'da değişik haramlar vardır, oradan o kimse geri dönmez ise, Allah onu lanetler.
O ebedi cehennemde kalır. Ebedi cehennemde kalır. Şunu şöyle düşünmeyin. Ya adam günah işledi. Yok canım kardeşim, bazı günahlar vardır. Orada ısrar eder, orada kalırsanız, sizin tövbeniz de kabul olmaz. O günaha devam ettiğiniz müttecca. Günahı bıraktı, döndü, Allah affeder. O ayrı mesele. Evet. Şimdi, bu ayeti kerimeden, ben şimdi ardındaki neler faiz, neler faiz değil, onlara bakmayacağım. Bunlar sonraki işlerdir. Bir hadis-i şerif, İsra gecesinde yedinci kat göklere ulaştığım zaman, başımın üzerinde bir takım gök gürültüleri ve şimşekler duydum. Baktım, karınları, evler gibi, içleri yılanlarla dolu ve dıştan görünür vaziyette bir takım insanlar gördüm.
Cebrail Aleyhisselam'a bunlar kimler diye sordum. Cebrail Aleyhisselam, bunlar riba yiyenlerdir, dedi. Evet. Şimdi, Ebu Hari ve Ebu Davud, Resul-i Ekrem, dövme yapan ve yaptıran, faiz kazancı yiyen ve yedirene lanet etmiş.
Köpek parasından, zina yaparak elde edilen kazançtan nehyetmiş, ve suret yapanları da lanetlemiştir. Dört kimse vardır ki, onları cennete koymamak ve cennet nimetlerini onlara tattırmamak, Allah'ın hakkıdır. Bunlar, devamlı içki içen, faiz kazancı yiyen, haksız yere yetim malı yiyen, anne babasına asi olandır.
riba yetmiş iki bölümdür. Bunun en ehveni, yani en aşağısı, kişinin annesine varması gibidir. Riba yetmiş günahtır, en ehveni kişinin anasını nikahlaması gibidir.
yine İbn-i Abbas rivayet etmiş, Resul-ü Ekrem, yenir durma gelince kadar meyvanın satın alınmasını nehyetti ve bir memlekette zina ve riba yaygın hale gelirse, onlar kendilerini Allah'ın azabını hak etmiş olurlar, buyurdu. Evet, bu kadar yeter her anda. Şimdi buraya gelelim. İş hadislere gelince başka çalışmadan bir paragraf dikkatimi çekti. Buraya okuyayım inşallah. Buradan sonra devam edelim. Riba hakkında dini hükümler Kur'an'ın birçok ayetinde geçer. Buhari, Kur'an'ın Bakara 278-280 ayetlerinin tefsirinde Abdullah İbn-i Abbas'ın bu ayetler Peygamber'e vahiy edilen son ayetlerdir dediğini keza 2. Halife Ömer bin Hattab'ın da Peygamber'e gelen en son ayet riba ayetidir.
Peygamber bize bu ayetleri izah etmeden biz kendisine ribaya dair bir şey sormadan öldü dediğini kaydetmektedir. Fahrettin-i Razi tefsir-i kebirini Kur'an'daki ribadan yani gayrimeşru muameleden maksadın ribay-i nesiye olduğunu söyler. Fahrettin-i Razi mefay-i el-gayb-i kahire Neşet Çağatay Osmanlı İmparatorluğu'nda Rabi ve Faiz devam edelim demiş buradan devam edeceğiz inşallah. Önümüzdeki hafta Fahrettin-i Razi'yle de alakalı size bir not düşebilirim. Öyle Fahrettin-i Razi'nin tefsir-i kebiri bende de var bir şey demiyorum ama onunla alakalı size not düşerim önümüzdeki hafta. Öyle Fahrettin-i Razi'yi de çok yukarıları çıkarma derdimiz yok. diyeceksiniz ya sen kimi beğeniyorsun? Allah affetsin öyle değil.
Ama enteresan. Ben devam edelim dediğin yere bende devam yazdım kendi yazımla. Yedinci sayfadan devam edeceğiz. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Sizin vaktinizi biraz fazla aldım. El-Fatiha rahmet selamat. Amin. Evet. Bu riba ile alakalı meselede ben klasik düşünüyorum. Ben klasik ulemanın vermiş olduğu iştahatları ve fetvaları kabul ediyorum. Bu konudaki çağdaş ilahiyatçıları ve çağdaş fıkıhçıları kabul etmiyorum. Bunun baştan da söyleyeyim. ben evet bazı şeylerin gerçekten İslam dünyasında iştahat edilmesi gerekiyor.
Bunlardan yanayım. Amma ve lakin iştahat edilmesi gereken şeyler bu deccalist kapitalistlerin işlerine yarayacak olan şeyler değil. Faiz haramdır. Eksisi fazlası her şey. Bu konuda asla ve asla geri adım da atmayı düşünmüyorum. Ben klasik bu konudaki imamların görüş ve düşüncelerinden yanayım. Eğip bükmeye gerek yok. Haram haramdır. Helal helaldir. Bir şey Kur'an'la sünnetle haram kılındıysa onun orasından burasından çenterekten kimse helallaştırmaya çalışmasın. Ha derlerse ki Darül Harp Darül Harp hukuku evet buna varım bununla alakalı imamların iştahatları var. Kabul edenler var.
Etmeyenler var. Kabul etmeyenlerin de iştahatları sert. Bu konuda da zaman zaman söylüyorum. Hani işte derler ki imam Şafi'ye göre bir yer Darül İslam olduysa orası Darül Harp olmaz. İştahatı var. Onu öne koyuyorlar. Bu çağdaşçılar şimdi. Ben de diyorum ki onun sonrasını da okuyun. Sonrasında ne var? Eğer bir yerde İslam hukuku icra edilmiyorsa son Müslüman şehit oluncaya kadar Müslümanların savaşıp İslam hukukunu orada icra etmeleri farzayındır diyor İmam-ı Şafi. O yüzden bir şeyi eğip bükerken önünün arkasına da iyi bakmak lazım. Yani öyle insanlar torba dolsun diye laf konuşmayacaklar.
Allah bizi affetsin. Haklarınızı yeniden helal edin. Bizden yanında helal olsun. Önümüzdeki haftaya inşallah sen geleceksin o zaman. Önümüzdeki haftaya buna devam edeceğiz. Tamam. Peki. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi