Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 6 Temmuz 2025 · 1:04:53
Euzibillâhimineşşeytanurracîm, Bismillahirrahmanirrahîm, neftârin zikrfâleminehû, La ilâh, Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin.
Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedi, hakkı, hak, batılı, batılı bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan, haykıran, batılı batılı bilip batıla karşı savaş açan, savaşan kullarından eylesin. Nerede Ümmet-i Muhammed'e karşı haksız ve hukuksuz davranılıyorsa Cenab-ı Hak hepsinin intikamını alsın. Ümmet-i Muhammed'in malına, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına, kanına, hunharca ve haince saldıran her kim var ise Cenab-ı Hak hepsini de kahve perişan eylesin.
İsrail'i yerle yeksan eylesin. Filistin'e özgürlük nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed'e özgürlük nasip eylesin. Doğu Türkistan'a özgürlük nasip eylesin. Çin'i yerle yeksan eylesin. Müslümanları zulmedenleri yerle yeksan eylesin. Ecma'yın. Evet, bugün malum İslam dünyasının en acılı günlerinden birisi.
Ben Kerbela ile alakalı kolay kolay bir daha sohbet etmeyeceğim demiştim. O yüzden bugünkü sohbet konusu Ehl-i Beyt sevgisi ile alakalı. Bunlar İslam dünyasında farklı algılanan, belki de bunu ayrıştırmak için konuşmuyorum, Ehl-i Sünnet tarafından çok cesaretlice konuşulmayan konulardan birisi Ehl-i Beyt sevgisi.
Çünkü Ehl-i Beyt sevgisi sanki konuşulursa ona Şia damgası vurulacakmış gibi algılanan, Hatta Ehl-i Beyt sevgisi ile yanıp tutuşanlar için hazır bir damgalanma operasyonu olup, bu Şia mı veya Türkiye'de işte bu Alevi mi, bu Kızılbaş mı filan bir sürü yakıştırmalar olur.
Bunu ben söylüyorum dediği, bu fakir de yaklaşık sufilikle tanıştığından beri Ehl-i Beyt sevgisi ile alakalı sohbet ederiz. Hatta bununla alakalı Ehl-i Beyt sohbeti yaptığımız için de, işte bize de yakıştırırlar o Alevi diye. Ehl-i Beyti sevmek Alevilikse Aleviyiz, Ehl-i Beyti sevmek Şialıksa Şia'yız, Ehl-i Beyti sevmenin üzerine ne yakıştırıyor olarsa o yakıştırılanlardanız, sıkıntımız yok bizim.
Bu konuda hani Ayet-i Kerime'de onlar kınanmaktan korkmazlar diyor. Bu fakir de kınanmaktan, taşlanmaktan, arkasından, gıybeti edilmekten, iftira edilmesinden korkan bir kimse değil. O yüzden çok rahat bir şekilde Ehl-i Beyti sevdiğimizi açıkça beyan ederiz. Bunun da arkasında dururuz. Hatta bazen zaman zaman örneklerim ben. Biz yeni dervişken ders kağıtlarında Şehidi Kerbala 72 Şüheda diye ibara vardı. O ders kağıdından dolayı Bayındır'da oradaki bazıları işte onlar Alevi gibisinden laf söylemişler, dedikodu çıkarmışlar. Benim tabi umurumda değil.
Bir de aile olarak biz böyle Ehl-i Beyt sevgisinin içerisinde büyümüş bir aileyiz. Babamın dini kitaplarının içerisinde Hazreti Hüseyin Efendimizin ve Şehidi Kerbala'yı anlatan kitapları vardı. Çok iyi hatırlıyorum. O yüzden Allah rahmet eylesin, babamızın da dini kitaplarının arasında Hazreti Hüseyin Efendimiz de Ehl-i Beyt ile Şüheda-i Kerbala ile alakalı kitaplar vardı. Biz o kitapları da gördük, okumadık da, okumasak da gördük. Babamın meşhur dini kitaplarıydı. Ben bugünkü sohbeti de biraz böyle Ehl-i Beyt sevgisine ayırdım. Yani Ehl-i Beyt sevgisini Kur'an'la, Hadis-i Şeriflerle, İmamların iştahatlarıyla biraz anlatalım dedim. Çünkü son zamanlarda bu daha önce cılız sesler halindeydi Ehl-i Beyt ile alakalı ama son dönemde Ehl-i Beyt sevgisi ne yazık ki unutturuyor, unutuluyor.
Hatta son dönem bir kısım Vahabi yorumcular Hazreti Hüseyin Efendimiz'in hatalı davrandığını, Hazreti Hüseyin Efendimiz'in Emir el-Müminine karşı çıktığına dair söylemleri gelişmeye başladı. Bu bir kısım Selefi Vahabi kesim bunu açıkça dillendirmeye başladılar. Zaman zaman sosyal medyada bunları da görüyoruz.
Ve sanki Ehl-i Beyt sevgisinin bir temeli üzerine oturmuyormuş, temelsiz bir şeymiş gibi bir algı oluşuyor. Benim derdim tabii onlara bir cevap yetiştirmek değil. Benim derdim bizim içinde bulunduğumuz yolun, içinde bulunduğumuz halin Kur'an ve sünnet seneye uygun olmasıyla alakalı. Yani biz yolun ta en başında bütün arkadaşlara ve kendime verdiğim bir söz vardı.
Bizim din olarak yapacak olduğumuz her şey, Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına, Sufilikle alakalı ilave, ilk sufilerin yolunu izleyeceğimize dair bir sözüm var. O yüzden Ehl-i Beyt sevgimizin de Kur'an, sünnet ve imamların iştahatları çizgisinde olduğunu beyan eden bir sohbet olacak inşallah. Sohbete ahzap otuz işle başlıyoruz. Bu ayet-i kerime, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin eşleriyle alakalı söylenmiş bir ayet-i kerime. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Namaz kılın, zekat verin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz yapmak ister.
Kur'an-ı Kerim'de direkt Ehl-i Beyt olarak kelimenin geçtiği yer ahzap otuz üçüncü ayet-i kerimedir. Burada hiç şeksiz, şüpheksiz, katıksız, direkt Ehl-i Beyt lafzı kullanılır. Ve bu ayet-i kerime birinci derecede Ali-i Aba olarak isimlendirilen ve Ali-i Aba olayı olarak nitelendirilen olayla alakalıdır başlangıcı. Bu olay malum Necdanlı Hristiyanlara Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir mektup gönderir.
Der ki onları İslam'a davet eder. Eğer İslam'ı kabul etmezseniz yıllık cizyenizi ödeyeceksiniz der. Bu sefer Necdanlı Hristiyanlar kendilerince kendi orada hem din büyüklerini, işte hem devlet başkanlarını, hem de akil böyle insanları toplayıp onunla sonra Medine-i Münevvere'ye gelirler. Hz. Peygamber'le görüşmek için ve bu manada işte Hristiyanlarla alakalı hadiseler konuşulur.
Ve Ali-i İmran Suresinin büyük bir çoğunluğu bu İsa Aleyhisselam ve Hristiyanlarla alakalıdır. Tabi bu mesele daha da uzayınca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlarla lanetleşme yoluna gider. Ayet-i kerimede çocuklarınız çocuklarımıza, erkekleriniz erkeklerinize, kadınlarınız kadınlarınıza karşı der. O meseleyi anlatacağım biraz sonra. Ve öyle olunca Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yanına Hz. Ali Efendimiz'i, kızı Hz. Fatıma'yı, torunları Hasan ile Hüseyin'i alıp Necdanlı Hristiyanların yanına gider. Bu mesele birazdan anlatacağım. Bu konuda Ehl-i Beyt, Hz. Ali, Hz. Fatıma annemiz, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i abasının altına alır.
Benim Ehl-i Beytim bunlar der. Hatta bu Ehl-i Beyt kelimesi normalde bütün ashab içinde önemli bir olay haline gelir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin üvey oğlu Ömer bin Selem'e bunu naklediyor. Bu ayet diyor, hani bu ayet şeyle alakalı, lanetleşmeyle alakalı ayet. Annemin evindeyken, peygamber oradayken, yani Ümmü Selemen'in evinde bu ayet inzal oldu.
Ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yanına Fatıma'yı, Ali'yi, Hz. Hasan'ı, Hüseyin'i radiyallahu anh hazretleri, onları yanına çağırdı, cübbesinin altına aldı. Ali de en arkalarında, ortada Hz. Fatıma, sağında solunda Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin var. İşte onlar normalde benim Ehl-i Beytim bunlardır diye söyledi. Bunun üzerine Ümmü Seleme dayanamıyor. Ümmü Seleme diyor ki, ey Allah'ın Resulü, ben de onlarla beraber miyim? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ona, sen yerindesin, sen hayır üzerinesin dedi. Şimdi bu hadis-i şerifi şundan naklettim. Yani birinci derecede Ehl-i Beyt hükmü olan dört kişi. Hz. Ali Efendimiz, Hz. Fatıma'nın Zehra annemiz, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin radiyallahu anh hazretleri.
Tabi, Hz. Peygamber bu beş altı ay sabah namazına giderken, Hz. Fatıma annemizin evinin önünden geçiyor. Evinin önünden geçerken, onları, ey Ehl-i Beyt namaz diyor. Ve normalde kapılarına da tabiri caizse asasıyla vuruyor. Ve yine Allah sizi kötülüklerden arındırıp tertemiz yapmak ister, ayetini okuyor. Altı ay boyunca yaklaşık bunu bu şekilde icra ediyor Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bu şu anlaşılmasın, bir kısım insanlar veyahut da İslam dünyasındaki bir kısım klikler Ehl-i Beyt olarak sadece bunları isimlendiriyorlar. Diyorlar ki bunların dışında olan kimseler Ehl-i Beyt'ten sayılmaz.
Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle davranmıyor. Çünkü hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin diğer hanımları Ehl-i Beyt'ten saymamazlık etmiyor. Çünkü mesela Hz. Peygamber Selman faresiyle de alakalı, Selman bizden Ehl-i Beyt'tendir sözü var hadis-i şevflerde. Ayrıca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kadını nikahlayınca şimdi hangi eşi o aklıma gelmedi onu boyuna düşünüyorum.
Caş mıdır? Öyle olması lazım. Onu nikahladığında bütün eşlerine ertesi gün sabah hepsine de uğrayıp Ey Ehl-i Beyt! Hani memnun musunuz? Razı mısınız? gibisinden hani onun evliliğiyle alakalı hepsini teker teker dolaşıyor ama bütün eşlerine Ehl-i Beyt olarak nitelendiriyor. Buradan hareket ederekten Ehl-i Beyt dediğimizde yani sadece Hz. Ali, Hz. Hasan, Hüseyin, Fatımat-ı Zehra değil Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin diğer eşleri de çünkü ayeti kerimede bütün eşler var Ahzab 33'te bütün peygamber kadınları var.
Onların hepsine mütalik olarak ayeti kerime cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın. hatta bir başka ayeti kerimede konuşurken ahdalı konuşmayın, işveli konuşmayın. Milletin bu noktada ummasınlar sizi. Bu noktada böyle bir şey var, ibare de var ayeti kerime. Bu ayeti kerime bir de Ashab'dan birisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ederse eşlerinden birisini ben nikahlarım.
Hani onu görürüm, gözetirim, ona bakarım noktasında kalbinden geçiren var Ashab'ın içerisinde. Bu aynı zamanda da onlara işaret oluyor. Yani Ashab'la da konuşurken işveli, ahdalı konuşmayın. Onlarla sert konuşun. Onlar da böyle dikkatli konuşun. Manasında da bir ibare var. Ve bu ayetlerden sonra zaten Peygamber eşlerinin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra da bir başkasıyla nikahlanamayacağına, evlenemeyeceğine dair de yasak var.
Şimdi böyle olunca, ehli beyt dediğimizde, evet muhakkak derece açısından bakıldığında, birinci derecede ehli beyt, böyle nitelendirilmemi özür dilerim, affedin ama ancak ben bunu böyle konuşabileceğim. Birinci derecede ehli beyt, birinci halakada, işte Hazreti Ali Efendimiz, Fatıma Atul Zehra Hasan ile Hüseyin, halakanın ikincisini Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşleri, halakanın üçüncüsünü de sahabeden bir kısım zatlar olarak nitelendirebiliriz ki, bunların başında da Selman'ın farisi gelir.
Şimdi, bunu normalde böyle açıklıyorum ki, bir kısım, yine İslam dünyasında bazı klikler, bu dört mübarek zatın dışında kalan, işte ama Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin diğer eşleri veyahut da çok yakın ashabını ehli beytten saymayıp, hatta bir kısmının lanet edecek kadar ileri giden klikler var.
Böyle olunca, bunu önlemenin bir yolu olarak da görüyorum bunu. Bunu daraltmayın. Yani normalde ehli beyti sadece Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hasan ile Hüseyin dairesinde kalınmasının çok uygun olmadığını görüyorum. Allah bizi hata yapmaktan uzak eylesin bu konuda. dilimizi korusun, muhafaza eylesin. Amin. Ve normalde, tabi bunun akabinde Ali İmran 61 var. Yani bu ehli beytle alakalı, o Necran Hristiyanlarıyla olan mesele. Ali İmran, Ahiyet 61. Kim sana ilim geldikten sonra seninle, onun hakkında mücadele ederse, ona şöyle de, gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra yalvarılalım da, yalancıların üzerine Allah'ın lanetini dileyelim.
Bu ehli beytin, hani Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin, Hazreti Fatıma, Hazreti Ali Radıallahu Anh Hazretlerini, Ali Aba noktasında, Necran'ın Hristiyanların karşısına gitmesiyle alakalı. Az önce anlattığım gibi, Necran Hristiyanları, İsa'yı Allah'ın oğlu, bir kısmı Allah olarak nitelendiriyor. Ve Hristiyanlarla alakalı, Ali İmran suresinde, Hazreti Peygamber'e ilim geldikçe, Hazreti Peygamber de Necranlılara anlatıyor bu meseleyi. Ama onlara anlattıkça, onlar hala da inkar noktasında duruyorlar. Ve ne cizye vermek istiyorlar, ne de Müslüman oluyorlar. Müslüman olmayı kabul etmedikleri gibi, cizye vermeyi de kabul etmiyorlar.
Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, kan dökülmesinden yana değil. Diyor ki, İslam olun, her şeyinizi koruma altına alın. Eğer siz, İslam'ı kabul etmezseniz, o zaman cizye vermek zorundasınız. Yok, cizyeyi de kabul etmezseniz, o zaman, mecbur biz sizinle savaşmak zorunda kalacağız diyor. Bu aynı zamanda, tırnak içerisinde, İslam savaş hukuku giriyor işin içerisine. İslam savaş hukuku. Yani bir güçlü bir İslam devleti var. Örneğin, bir Hristiyan olan topluluğa, veyahut da Yahudi olan bir topluluğa, veya dinsiz olan bir topluluğa deniliyor ki, İslam olun. Eğer İslam olmazsanız, cizye ödeyeceksiniz. Onlar İslam olmayı kabul etmezlerse, cizye ödüyorlar. Yok, cizyeyi de kabul etmezlerse, İslam güçleri, onları savaşaraktan dize getiriyor.
Çünkü yeryüzü, İslam oluncaya kadar savaşmakla emrolunan bir peygamber var. Şimdi, bu manada da Necranlı Hristiyanlara, Cenab-ı Peygamber mektup gönderiyor. Onlar, bazı rivayetlerde 600 kişilik bir heyet, bazı rivayetlerde değişik sayılar var. Ve bunlar kendilerince önderlerini alıyorlar. Önderlerden birisi Hristiyan papaz, önderlerden birisi Necran Hristiyanların kralı, önderlerden birisi Necran Hristiyanlarının, böyle o ülkenin ileri gelen akıl danışıldığı kimseler. Ve bunlar normalde dörtten fazla, tabii de dört kişi heyet halinde, on kişi hatta o heyette, bunlar görüşmeleri, onlar gerçekleştiriyorlar.
Ve bu görüşmeler de İsa Aleyhisselam ve Allah'ın, İsa Aleyhisselam'ın Allah'ın oğlu olduğuyla alakalı. Ve normalde bu son raddeye gelince, sana bu ilimler verildi, onlara da verildi, bunlar hala da bu konuda iddia ediyorlarsa, işte o zaman mübahele ayeti olarak geçiyor bu. O zaman oğullarımıza karşılık Hasan ile Hüseyin'i koyuyor. Kadınlarımıza karşılık da Hazreti Fatıma'yı koyuyor. Kendimize karşılık da Ali'yi alıp, mübahale için Hristiyanlarının karşısında çıkıyor. Bunlar da benim ehli beytimdir diyor. Bu sefer Hristiyanların başındaki papaz, diyor ki, yani davasında samimi olmamış olsa, bu böyle meydana çıkmaz. velev ki bu peygamberse diyor, biz döndüğümüzde Necra'nın halkı diye bir halk görmeyiz diyor.
Biz buradan vazgeçelim. Bunlar bu sefer normalde vazgeçiyorlar, vazgeçince de cizye vermeyi kabul ediyorlar. Her yıl şu kadar cizye verme şartıyla anlaşma imzalanıyor. Buradaki bu hani lanetleşme ayeti değil, mübahale ayetinden sonra bu dört çişi ehli beytin en önemli birinci halakası olarak nitelendiriliyor. Şimdi bir ayet-i kerime daha var. Şura ayet 23. Bununla da alakalı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alakalı. Yine ehli beytle alakalı bu ayet-i kerime. De ki, ben sizden buna karşılık akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemem. Kim bir iyilik kazanırsa biz onun iyiliğini arttırırız. Muhakkak Allah gafurdur, şekurdur.
Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o gün için Kureyş eşrafına dini tebliğ ediyor. Dini tebliğ ederken diyor ki, ben sizden bir ücret istemiyorum. Yeter ki siz akrabalarınıza sevgiden başka bir şey vermeyin. Yani Kureyş'ten birinci derecede benim akrabalarıma benim akrabalarıma ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin akrabalarına iyi davranın.
Onlara sevgiyle muamele edin. Bu da gösteriyor ki bu ayet-i kerime Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin akrabalarını sevmek onlara sevgiyle muamele etmemiz gerektiğini emrediyor. Demek ki biz ehli beyti sevmek ve ehli beyte iyi muamelede bulunmak zorundayız. Fars. Çünkü normalden Hz. Abbas'ın oğluna soruyorlar. Yani ben sizden buna karşılık akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemem ayeti soruluyor. Bunu Buhari naklediyor. Ve Said İbni Cübeyr Muhammed ailesinin akrabalığı diye cevap veriyor. İbni Abbas dedi ki acele ettin. Kureyş kabilesinden hiçbir aile yoktur ki Hz. Peygamber ile akrabalığı olmasın.
Ayette kast edilen mana şudur. Ben sizden buna karşılık aramızdaki akrabalığa saygı göstermenizden Sıla-i Rahim'de bulunmanızdan başka bir ücret istemem. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu dini tebliğden dolayı sizden bir ücret istemiyor. ama siz yani müşrikler veyahut da Müslümanlar önemli değil. Benim akrabalarıma karşı iyi davranın. Onlara sevgiyle yaklaşın. Onlara merhametli davranın. Bu ayeti kerimeden yola çıkaraktan yani Müslümanlar ehli beyte karşı sadece ve sadece sevgiyle muhabbetle merhametle şefkatle yaklaşmak zorundalar. Eğer peygambere tabi ise insanlar bu peygambere tabi olan bu ümmet ehli beyte karşı sevgi muhabbet ve aşkla yaklaşmalı.
Yine Süddi'nin Ebu Deylem'den rivayetine göre o şöyle anlatıyor. Hz. Hüseyin'in oğlu Ali esir getirilip Şam'da yüksek bir yere çıkarılmıştı. Şamlılar'dan birisi kalkıp sizi katleden kökünüzü kurutan ve fitnenin iki boynuzunu kıran Allah'a hamdolsun dedi. Şimdi bu bölgelerdeki Şam'dır Bağdat'tır Küfe'dir ondan sonra bu bölgelerdeki kargaşanın ve karışıklığının sebeplerini de siz buralardan çıkarın. Şamlılar'dan birisi ne diyor? Kim söyledi? Hz. Ali Efendimiz'in oğlu. Hz. Hüseyin Efendimiz'in oğlu.
Yani Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin torununun çocuğu. Onun için diyor ki sizi katleden kökünüzü kurutan yani Kerbela olmuş 72 tane şüheda var ve Hz. Hüseyin Efendimiz'in evlatları çocukları torunları kundak takına varınca kadar kılıçtan ve oktan geçirilmiş içinde sağ kalanlar olmuş. Ki bu sağ kalan Hz. Ali Efendimiz şey genç ve hasta savaşamayacak halde. Çadırda öyle upuzun yatıyor. Kalanlar öyle kalanlar. Eli silah tutmayanlar. Tabii onları da aslında katleteceklerdi de bazıları o askerlerin içerisinden oralara girmek istemiyorum. Onlara mani oldu.
Şamlı'nın birisi diyor ki sizi katleden kökünüzü kurutan ve fitnenin iki boynuzunu kıran Allah'a hamdolsun dedi. Bu Yezid ve Ahvanesinin Şamlıların ehli beyte karşı olan kinlerini görün. Hepsi değil belki de ama öyle bir kinliler yani. Bu sefer Hz. Hüseyin Efendimiz'in oğlu Ali sen Kur'an okudun mu diye sordu. Adam evet diye cevapladı. Ali hamimi okudun mu sorusuna da adam Kur'an'ı okudum fakat Ali hamimi okumadım diye cevap verdi. Ali İbni Hüseyin de ki ben sizden buna karşılık akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemem ayetini okumadım mı diye sordu. Adam onlar siz misiniz dedi de Ali İbni Hüseyin evet diye cevapladı.
o yüzden o yüzden ehli beytin vasileri onlara iyilikle emir hürmet ve ikramda bulunma da elbette inkar edilecek değil. Ama ehli beyt bu manada tertemiz bir soydan gelme ve o tertemiz soy övülmeye layık. o tertemiz soy Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine tabi oldukları müddetçe hizmet edilmeye övülmeye sevilmeye layık. O yüzden tabi bunun yanında Hz. Abbas'ın evlatları Hz.
Cafer Aleyhisselam'ın evlatları malum Hz. Abbas Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine amcası onun oğlu Abdullah onların çocukları aynı zamanda da Hz. Ebubekir Efendimiz'in tabi oğlu Abdullah ayrı Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah ayrı dört tane Abdullah var. Bunları da karıştırmayalım. O yüzden Hz. Abbas'ın oğlu Abdullah ve onların çocukları bu manada onlar da ehli bey. Cafer bin Tayyar yani Hz. Ali Efendimiz'in oğlan kardeşi Cafer o da ehli beyt. Onların çocukları da ehli beyt. Malum Cafer radiyallahu an hazretleri şehit olduğunda onların çocukları da vardı, oğulları da vardı.
Normalde ehli beyti bu manada daraltmamak için bunları söylüyorum. ve bunu daraltanlar sadece Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Fatma ve Hz. Ali Efendimiz'de sabitleyen kimse bu konuda hata yaptığına inanıyorum. Allah bizi affesin. Yine hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hutbesinde şöyle buyuruyor. sizin aranızda iki şey bırakıyorum ki bunlar Allah'ın kitabı neslim ve yakın akrabalarımdır. Havz-ı kevserime gelinceye kadar bu ikisi birbirinden asla ayrılmayacaklardır. İki şey bırakıyorum. Birisi ne Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim. İkincisi ne ehli beytim, akrabalarım.
Bu ikisi kıyamet kopunca kadar birbirinden ayrılmayacak olan şeyler. İkisi birbirinden ayrılmayacak olan şeyler. Yine Ahmet bin Hanbel'in naklettiği bir hadis-i şerif var. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gün Mekke ile Medine arasında Huma adı verilen bir suyun kenarında bize hutbe okudu. Allah'a hamdü senada bulundu. Bize nasihat etti. Sonra şöyle buyurdu. Bu hadisin ravileri fazla. Hani böyle vahiy değil, haber, tek haber değil. Orada birçok sahabe var. Birçok sahabenin yanında bunu söylüyor. Allah'u alem bu hadis haç dönüşü. Çünkü kalabalık bir sahabe topluluğu var.
Bu hadis-i şerifin üzerinde biraz böyle çok küçük inceleme araştırma yapınca birçok ravi tarafından bu nakledilmiş. İmam-ı Hanbel'den olanı ben size naklediyorum. Ey insanlar uyanık olunuz. Nihayet ben de bir insanım. Olur ki Rabbimin elçisi bana gelir ve ben ona icabet ederim. Ancak aranızda iki şey bırakıyorum. birincisi Allah'ın kitabıdır. Onda hidayet ve nur vardır. Allah'ın kitabını alın ve ona sımsıkı sarılın. Allah'ın Resulü Allah'ın kitabına teşvik buyurdu. Ve şöyle devam etti. Size bir de ehli beytimi bırakıyorum. Ehli beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım.
Ehli beytim hakkında sizi Allah'ı hatırlatırım. Ehli beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım. Buradan hareket ederekten burada Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri ehli beytin üzerinde titizlikle duruyor. Ve onlara karşı Ümmet-i Muhammed'in bir yanlış bir çizgide olmasını eksik bir çizgide olmasını müsaade etmiyor. Bunu özellikle beyan ediyor. Hüseyin Zeyd İbni Erkam'a Hz. Peygamber'in ehli kimdir? Ey Zeyd ailesinden onun hanımları değil mi? dedi. Zeyd şüphesiz Efendimiz'in hanımları ehli beyttendir. Fakat Hz. Peygamber'in ehli beyti ondan sonra zekatın kendilerine haram olduğu kimselerdir dedi. Hüseyin onlar kimlerdir diye sordu da Zeyd onlar Ali'nin ailesi Akil'in ailesi Cafer'in ailesi ve Abbas'ın ailesidir dedi.
Hüseyin bunların hepsine zekat haram mı diye sordu da Zeyd bu soruya evet diye cevapladı. bu hadis-i şerifi Müslüm ve Nesai bir de Yezid İbni Hayyan'dan rivayet etmişler bunu. Yani demek ki Hz. Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretlerinin ehli beyti dediğimizde Ali'nin ailesi var Akil'in ailesi var Cafer'in ailesi var ve Hz. Abbas'ın ailesi var. Akil kimdi? Hz. Ali Efendimiz'in bu manada halifesi hükmündeydi. Ne yaptı? Küfe'ye gitmişti. Küfe'deki durumu analiz etmek için ve küfe'ye gittiğinde durumu analiz etmek için gittiğinde ne yaptı? Yezid'in askerleri Akil'i orada şehit etmişlerdi. Şimdi o zaman demek ki ehli beyt dediğimizde bu dört aile var.
Ve aynı zamanda da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri özellikle ehli beytin sevilmesi ve ehli beyte karşı herhangi bir yanlışlığın olmamasını söylüyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendisinden önce ve kendisinden sonraki tabiri caizse hemen hemen olacak olan bütün olayları ilmen vakıf ilmen vakıf olduğu için özellikle Ümmet-i Muhammed'i uyarıyor.
Yine Tirmizi'den naklediliyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur. Size öyle şeyler bırakıyorum ki onlara sımsıkı sarıldığınız sürece benden sonra asla sapıklığa düşmezsiniz. Onlardan birisi diğerinden daha büyüktür. Allah'ın kitabı. gökten yeryüzüne uzatılmış iptir. Diğeri de akrabalarım yani ehli beytimdir. Bu ikisi havuzu kevsere gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmayacaklardır. Bakın bakalım onlar hakkında bana nasıl halefler olacaksınız. Burada bir uyarı var. Bakın bakalım benim nasıl halefim olacaksınız. Yani ehli beytimi tabi olacaksınız mı? Kur'an'a tabi olacaksınız mı? Kur'an ve sünnet-i seniyeme sımsıkı yapışacak mısınız?
Ve ehli beytin yolunu takip edecek misiniz? Bakın bakalım kendinizi bu konuda analiz edin. Kendinizi bu noktada nerede olduğunuza bakın. Yine Cabir İbni Abdullah'tan rivayet ediliyor. Yine bunu Tirmizi rivayet etmiş. Tabi Tirmizi rivayetleri benim Buhari ve Tirmizi rivayetleri beni biraz daha fazla cezbeder. Çünkü İmam Tirmizi ehli tasavvuftur. Aşık kimsedir. Ve malum zamanın devlet başkanları İmam Tirmizi'nin elinden yazılı belge alır. Aşkla alakalı bir şey konuşmayacağına dair derler. İmam Tirmizi'yle alakalı.
Çünkü İmam Tirmizi Allah'a aşık Resulullah'a aşık aşka aşık bir kimsedir. İşte İmam Tirmizi'nin naklettiği Ad-i Şerif yine Arefe günü kasva adında devesi üzerinde hutbe okurken gördüm diyor. Cabir İbni Abdullah işittim ki şöyle buyuruyor. Ey insanlar size öyle bir şey bıraktım ki ona sarıldığınız sürece asla sapıklığa düşmezsiniz. Bu Allah'ın kitabı ve ailem ehli beytimdir dedi. Ve normalde yine Tirmizi'den Ebu Davul Süleyman İbni Eşas kanalıyla gelmiş. Abdullah İbni Abbas'ın rivayetine göre Allah Resulü şöyle buyurmuştur. Sizi nimetleri ile beslediği için Allah'ı seviniz. Allah'ı sevdiğiniz için de beni seviniz.
beni sevmenizle de ailemi ehli beytimi seviniz. Demek ki bir kimse Allah'ı sevecek yeter ki önemli değil nimetleri için sevsin. Bu en aşağıdır. Allah sevilmeye layıktır. Allah'ı seviyorsanız sevdiğiniz için de beni sevin. Yani Allah'ı seven Muhammed-i Mustafa'yı de sever. Muhammed-i Mustafa'yı seven de Allah'ı sever. Ve bir kimse Muhammed-i Mustafa'yı seviyorsa o zaman o kimse onun ehli beytini de sever. Bakın bu üç sevgi insanın üzerinde olması gereken sevgidir. Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, ehli beyt sevgisi.
Ehli beyt deyince bu ibareyi biraz daha genişleteceğim şimdi. Ashab sorar Ya Resulallah çoğalınca ehli beyt, Müslümanlar çoğalınca biz senin ehli beytini nasıl tanıyacağız deyince Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem az et buyurur ki kim Kur'an ve sünnet seneye sımsık yapışırsa o ehli beyt 'tir. O zaman ehli beytin hem fiziki nesli ehli beytin aynı zamanda hem de manevi nesli bitmek tükenmek bilmez ta kıyamete kadar. O zaman bütün Müslümanlar zamanın maddi ve manevi ehli beyt neslini bulup onlara tabi olmak zorundadırlar.
Eğer hem fiziki olarak hem de manevi olarak o ehli beyt neslini bulamayan kimseler veya aramayan kimseler ne yazık ki sapkınlığa ve sapıklığa uğramaları muhtemeldir. Çünkü eğer ki bir kimse Allah sevgisiyle yoğrulmadıysa peygamber sevgisiyle yoğrulmadıysa sallallahu aleyhi ve sellemin ve ehli beyt sevgisiyle yoğrulmadıysa o kimse sapkınlığa uğrayabilir.
Hadis-i şerifle sabit çünkü. Bunlara sımsıkı yapışanlar sapıklıktan kurtulabilirler. Bunlara sımsıkı yapışmayan sapkınlığa düşebilir. Sapıklığa düşebilir. O yüzden zamanın ehli beyti kimlerdir? Zamanın ehli beyti pir seviyesinde olan veli ve mürşidi kamillerdir. Bir kimse veli olabilir. Her veli zahiren de ehli beyt olmayabilir. Ama pir seviyesindeki zatlar hem sulp olarak nesep olarak ehli beyttendir. Hem de manevi olarak da ehli beyttendir. Bir kimse nesep olarak ehli beytten olmayabilir. Ama o kimse manevi olarak ehli beyttendir dediğim silsilesi ehli beyte dayanan bir mürşidi kamildir.
O zaman o da nesep olarak dayanmasa dahi manevi olarak o silsileye tabi olunmuş olur. Ama kutuplar bundan ayrıdır. Kutuplarda kutuplar çünkü hem manevi olarak ehli beyttir hem de nesep olarak ehli beyttir ki onlar bu manada çift kanatlıdır. Hem nesebi olarak hem de manevi olarak ehli beyttir. O kutuplar hem zahir noktasında alim hükmündedir hem de batın noktasında alim hükmündedir. Yani onlar her yönden çift kanatlıdır. O zaman bütün ümmeti Muhammed bu manada bu sevgi yolunda yürümekle mükelleftir. Bu itaat yolunda yürümekle mükelleftir.
O mükellefiyeti yerine getirmeyenlerin sapkınlığa uğraması muhtemeldir. Yine bunu Hafız Ebu Yala naklediyor. Malum o da hadis alimidir. Ebu Yala o naklediyor. Onu da normalde Süveyd İbni Said Haneş'ten rivayet ettiğine göre o şöyle anlatıyor. Ebu Zeri Kabe'nin halakasına yapışmış şöyle derken işittim. Malum Ebu Zeri Gifari Hazretleri ilk sahabelerden ilk Müslümanlardan savaşçı cengaver ve takvada çok ileri yalnız yaşayıp yalnız ölen Ebu Zeri Gifari Kur'an ve sünnet noktasında asla taviz vermeyen tabiri caizse Muaviye Şam'da kök söktüren Ebu Zeri Gifari Muaviye'nin ondan tırstığı ondan korktuğundan dolayı Hazreti Osman Radı Allah Hazretlerine mektup yazıp Şam'ı istiyorsan bu Ebu Zeri buradan çek dedi Ebu Zer Ebu Zeri Gifari Hazreti Osman Efendimiz'i de eleştiren
Ebu Zeri Gifari Muaviye'nin sofrasına gidip benim buna mı davet ettin deyip pirinç tepsisine elini uzatıp sıkıp sıktığı zaman kanla irin damlayan sıktığında kanla irin damlayın ve Muaviye'nin önüne atıp beni buna mı davet ettin diyen Ebu Zer öyle Ebu Zer ki Şam'a gittiğinde Şam'ın dışına hurma dallarından bir çadır kurup hurma dallarından bir çadır kurup Şam gençlerine Hz.
Muhammed Mustafa'yı ve gerçek dini anlatmaya başlayan korkusuzca zalime zalim diyen haine hain diyen Ebu Zer tabi Hz. Osman Efendimiz ona bir mektup yazıyor diyor ki Medine-i Münevvere'ye dön aslında Şam'a kendisi göndermişti Şam'a göndermesinin sebebi Hz. Osman Radiyallahu An Hazretlerinin devlet yönetimini ve onun akrabalarını vali etmesini liyakatı önemsemediğini beyan edip Hz.
Osman Efendimiz'i eleştiren Ebu Zer Gifari o eleştirilerden Hz. Osman Efendimiz rahatsız olup onu Şam'a sürgün etti tabiri caizse ama Şam'a gitti hiç Muaviye'nin yanına da gitmedi Muaviye'nin sarayına da girmedi Şam'ın dışına kurma dallarından bir çadır kurdu Şam gençlerine Allah ve Resul'ünü anlatmaya başladı bundan Muaviye rahatsız oldu birkaç sefer onu yemeğe davet etti gitmedi en sonunda asker gönderdi dedi ki al getir askerler gelince gitti Şam'a ziyafete ziyafette bütün herkes hazır bekliyor yiyecek içecek pilav
tabiri caizse tepsisine elini uzattı sıktı kanla irin damladı Muaviye'nin önüne atıverdi dedi ki beni buna mı davet ettin Ebu Zeri Gifari bu kadar korkusuz hak ve hakikati cesaretli bir şekilde anlatan İslam'ı Mekke müşriklerine açıktan ilk tebliğ eden ilk haykıran sahabe Hz. Ebu Bekir değil Hz. Ömer değil küçümsemek için söylemiyorum ilk Müslümanlar değil Ebu Zeri Gifari önce kardeşini gönderiyor diyor ki Mekke'de bir peygamber zuhur etmiş git dinle git bir bir bak ona geliyor Ebu Zeri Gifari'nin kardeşi dinliyor gidiyor Ebu Zeri Gifari'ye rapor veriyor böyle böyle böyle böyle böyle diyor Ebu Zeri Gifari kendisi geliyor bu sefer kendisi geliyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görüyor bir görüşte aşk bu görür görmez İslam oluyor İslam olur olmaz hesapsız kitapsız Beytullah'a
gidiyor ey Mekke müşrikleri Allah la ilahe illallah birdir Muhammed-i Mustafa'da onun peygamberidir diye ilan ediyor ilan eder etmez Mekke müşrikleri bunun başına üşüşüyor başlıyorlar onu dövmeye Hazreti Hamza geliyor o Hamza ki aslanlar ona el pençe duran Hamza o Hamza ki müşrikler onu gördüklerinde açılıyorlar Hamza onu kaldırıyor ayağı diyor ki Mekkelilere bu kimdir bilir misiniz sormadı sen kimsin diye sormadı sen nerelisin diye henüz daha Hamza Müslüman değil bu kimdir bilir misiniz diyor herkes de oluyor bu Gifar
kabilesinden Ebu Zer durur mu Ertesi yine bekledim diyor bütün Kureyşlilerin bütün müşriklerin Mekke'de toplanmalarını bekledim iyice kalabalık oldular iyice beklediler aşığın cesareti budur en kalabalık zamanlarında çıktım Müşrikler bir daha saldırıyorlar buna hep beraber bu sefer de Hazreti Abbas kurtarıyor diyor ki vallahi bu sizin kervanlarınızı soyar yolda çünkü Ebu Zer Gifari tabiri caizse kervan soyucusu kervanları basıyor elemanlarıyla beraber yükte hafif
pahada ne varsa alıyor ve kimse Gifar kabilesiyle savaşmayı göze alamıyor tabiri caizse serkeş bir kabile serkeş işleri soygunculuk kervan basmak ve para var ya para müşrikleri durduruyor bunlar bizim şey o Ebu Zer'i o Ebu Zer o Ebu Zer tutuyor Kabe'nin örtüsünden halakasından oraya tutuyor diyor ki ey insanlar beni tanıyan tanır beni tanımayan bilsin ki ben Ebu Zer'im beni tanıyan tanır tanımayan bilsin ki ben Ebu Zer'im Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini şöyle buyururken işittim sizin içinizde
benim Eyl-i Behtim'in misali Nuh'un gemisi misalidir kim ona girerse kurtulur kim de onlardan geri kalırsa helak olmuştur kim Ehl-i Beyt'in gemisine bindi kurtulur kim Ehl-i Beyt'in gemisine binmedi o helak olur kim Ehl-i Beyt'i sevdi o sevgisiyle kurtulur kim Ehl-i Beyt'i sevmedi o helak olur kim Ehl-i Beyt'in yolunu takip etti o kurtulur kim Ehl-i Beyt'in yolunu takip etmedi o helak olur hem birey olarak hem cemaat olarak hem toplum olarak hem devlet olarak kim Ehl-i Beyt'in yolunu tuttu kurtulur kim Ehl-i Beyt'in
yolundan saptı azdı çıktı o helak olur Ümmet-i Muhammed'in helakının sebeplerinden birisi de budur Ümmet Ehl-i Beyt'in yolunu terk etmiştir Ümmet Ehl-i Beyt'in sevgisini de terk etmiştir Allah muhafaza eylesin Hasan ve Hüseyin Cennet gençlerinin efendisidir Tirmizi Fatıma benden bir parçadır onu üzen beni üzmüştür Buhari Ali bendendir ben de Ali'denim hak onunladır Tirmizi o zaman Ehl-i Beyt'i sevmeme gibi bir Müslümanın hali olamaz yok biz Ehl-i Beyt'i seversek bize şia desinler şia desinler biz Ehl-i Beyt'i severiz
yok Ehl-i Beyt'i seversek bunu gösteririz ki bize Alevi derler Alevi desinler biz Hazreti Ali Efendimiz'i severiz Hazreti Hasan'ı Hazreti Hüseyin'i Hazreti Fatıma'yı Şehidi Kerbala'yı severiz bu sevgimizi de saklamayız bu sevgimizi de bağrımızı gere gere söyleriz bu sevgiden nasibi olmayan Yezidilerden de korkmayız Ehl-i Beyt'i sevmeyen ancak Yezididir başka bir şey değildir biz o Yezidi bozuntularından da korkmayız ve dört mezhep imamının dördü de Ehl-i Beyt sevgilerinden dolayı Şia damgasıyla damgalanmıştır ve Ehl-i Beyt
sevgilerinden dolayı dört mezhep imamı da zamanın kralları zamanın tabiri caizse devlet başkanları tarafından eziyet görmüşler çile çekmişler işkenceler görmüşlerdir dört mezhep imamının dördü de o yüzden Ehl-i Beyt'i sevmek imandandır Ehl-i Beyt'i sevmeyen evet imanın sıkıntısı vardır o yüzden biz Ehl-i Beyt'i severiz Cenab-ı Hak son nefesimize kadar o sevgiyle bizi yorulanlardan eylesin bu manada asla tavizimizde yoktur bizim Ehl-i Beyt'i olan aşkımızdan sevgimizden dolayı varsınlar bizi de istedikleri gibi
taşlasınlar bizi de istedikleri cendereye soksunlar Ehl-i Beyt'i sevmekten ve Ehl-i Beyt'in yolunda yürümekten asla ve asla taviz vermiyoruz o yüzden Ehl-i Beyt'i seviyorum demek lafla değil bizde biz Ehl-i Beyt'i severiz o yüzden Hz. Hasan Efendimiz'in hilmini ahlakını Hz. Hasan Efendimiz'in cömertliğini Hz. Hasan Efendimiz'in gece yarısı fakir fukaraya iaşe dağıtmasını kendimize ölçe ediniriz biz Hz. Hüseyin Efendimiz'i severiz Hz. Hüseyin Efendimiz'in izzetini Hz. Hüseyin Efendimiz'in cesaretini Hz. Hüseyin Efendimiz'in
zalimlere karşı olan duruşunu Hz. Hüseyin Efendimiz'in hak ve hakikat noktasındaki yürüyüşünü Hz. Hüseyin Efendimiz'in hak ve hakikat için şüheda şerbetini göz göre göre içmeye yürümesini kendimize ölçü olarak alır hak ve hakikat yolunda yürüme hak ve hakikat yolunda mücadele etme yolunda oluruz o yüzden dilimiz gıdük çıkmaz o yüzden göğsümüzde Hz. Ali Radı Hüseyin Hazretleri'nin ilmi ledünü ile Allah'tan gelen ilmi ledünü ile Hz. Hüseyin Efendimiz'in izzeti şerefi haysiyeti cengaverliği ile yol yürürüz hak ve hakikati
anlatmaktan hak ve hakikati haykırmaktan asla gerim atmayız ve seviyoruz demekle Hz. Ali Radı Allah'u An Hazretleri'nin ben ilmin şehriysem o da kapısıdır hadis-i şerifi mucibince biz ilmi ledün kapısını Hz. Ali Radı Allah'u An Hazretleri'nin üzerinden yürürüz pirimiz çünkü Hz. Ali Radı Allah'u An Hazretleri'dir ilmi ledün kapısından yürümek istiyorsan Hz. Ali Radı Allah'u An Hazretlerinin ilmi üzerine yürürsün ki bu ilimlerin en şereflisidir ilmin hakikatidir ey kadınlar eğer ki siz ehli beş sevgisiyle yorulursanız
o zaman Hz. Fatıma'nın iffetini Hz. Fatıma'nın sevgisini Hz. Fatıma'nın bu manada manevi ilmine sahip olmanız gerekir eğer Hz. Fatıma'nın iffetini Hz. Fatıma'nın izzetini Hz. Fatıma'nın kıymetini Hz. Fatıma'nın maneviyatını eğer elde edemeyecekseniz ona tabi olmayacaksanız o zaman sizin de ehli beyt sevginiz ne yazık değil lafta kalır çünkü bu manada ehli beytin kadınlar içerisindeki piri Hz. Fatıma Radı Allah'u An Hazretleridir annemizdir o yüzden annemizi manada görmek annemizle manada buluşmak ve annemizle manada
iletişim kurmak bayan kardeşlerimiz için önemli bir perde ve önemli bir merhaledir o yüzden ehli beytin haliyle hallenmemek onların yollarını kendisine yol edinmemek ehli beyt sevgisinin sadece lafta olduğunu gösterir Rabbim bizi lafta olanlardan eylemesin hazreti mevlana celaletin rumi divan-i kebirinde hazreti muhammed yolunun tozuyum ali'nin toprağıyım canım canlarının feda yoluna feda olsun der pirimiz hazreti mevlana ali'nin toprağıyım
der o zaman mevlevi canlar hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunun tozu hazreti ali efendimizin de toprağı olmak zorundadır yine hazreti mevlana dan yine bir beytle sohbeti kapatayım hasan ile hüseyin'in aşkı baş koymadan anlaşılmaz kerbela sadece bir çöl değil aşkın bir henk taşıdır sufilerin gönülleri aynı zamanda bir kerbeladır eğer sufinin gönlü kerbela değil ise o zaman daha
onun bir hayli yolu vardır Rabbim bizleri ehli beytin yolunda eylesin ehli beytin ölçüsüyle ölçülenenlerden eylesin ehli beytin sevgisiyle muhabbetiyle ilmiyle onların iffetiyle izzetiyle şereflenenlerden eylesin her daim ehli beytin nuruyla nurlananlardan eylesin Rabbim cümlemizi affı muğfiret eylesin Rabbim cümlemizi söylediklerimize kendi nefsinde tabi olup uygulayanlardan eylesin Cenab-ı Hak cümlemizi sevsin sevindirsin muhabbet etsin katından lütfetsin ikram etsin ihsan eylesin kapından müşkilatlarımızı hal eylesin
katından sıkıntıda olanların sıkıntılarını def eylesin katından dertlerine derman bekleyenlere derman eylesin katından maddi manevi şifa bekleyenlere şifa eylesin katından maddi manevi rızıklarımızı hayırlı helal bol ve kolay eylesin Rabbim rüyalarımızı ehli beytle zenginleştirsin gönüllerimizi ehli beyt sevgisiyle yücelsin amin ecmayan amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azat eylesin amin ecmayın el-fatiha ma selavat amin ecmayın
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.