Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Temmuz 2023 · 1:27:05
Bismillahirrahmanirrahim. Allakleyim, Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin.
Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Ejmein. Malum Muharrem'in ilk başındayız. Bugün de 10. gün. 10. gün hem Adem Aleyhisselam'ın duasının kabul edildiği gün, hem İbrahim Aleyhisselam'ın ateşten kurtulduğu gün, hem Nuh Aleyhisselam'ın tufandan kurtulduğu gün, hem Yunus Aleyhisselam'ın balığın karnından kurtulduğu gün gibi Ümmet-i Muhammed'in tarih boyunca peygamberlerinin değişik bela ve müsübetlerden kurtulduğu gün.
Eyvallah. Ama aynı günde Hz. Hüseyin Efendimiz ve 72 şüheda diye nitelendirdiğimiz Şehidi Kerbela'nın ne yazık ki Yezid'in emriyle başındaki komutanların 72 şühedayı şehit ettiği gün. Bir taraftan peygamberlerin böyle büyük mucizelerle karşılaştığı günün sevinci mi yaşansın, yoksa Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cennet efendisi diye nitelendirdiği ve dizinde oynattığı, omuzunda taşıdığı, Hz. Hüseyin Efendimiz ve diğer Ehl-i Beyt'in şühedasının üzüntüsünü mi yaşayalım?
Üzüntü derken bir taraftan Allah'a vuslat oldular. Hz. Mevlana Celalet-i Ruma Hazretleri'nin deyimiyle şeb-i arruza kana çırptılar. Ama bir taraftan da hak-hukuk yolunda kanlarıyla Ümmet-i Muhammed'in önüne ayrı bir yol açtılar. Bir taraftan da zalimin zulmünü bize gösterdiler. Böyle bir ben kendi nefsim için söylenecek olursa bir karmaşık duygum yok.
Hem Hz. Hüseyin Efendimiz'e ve 72 şühedayı üzülürken bir taraftan da onlar haklı davalarını gösterdiler. Onun da delili kanlar oldu, canlar oldu. Öbür taraftan da peygamberlerin üzerindeki tecelli eden mucizeler var. Şimdi ehl-i sufi bunun içinden kendince tarih boyunca şöyle çıkmış. Onuncu günün aşure günü diye nitelendirdiğimiz güne kadar o günde dahil tekkelerde, evlerde hiç aşure kaynatmamışlar.
Ondan sonra onuncu günden sonra, on birinci günden sonra işte aşure dağıtmışlar. Tabiri caizse sevinçlerini yaşamışlar. Ama ilk on gün bir sevinç yaşamamayı iyi eylemişler. Hz. Hüseyin Efendimiz'in, Hz. Hasan Efendimiz'in, Ehl-i Beyt'in o şehadetini bir hüzünlü, bir üzüntülü bir şekilde yaşamışlar on günü. Biz de öyle planlamıştık kendi dairemizde. Dedik ki onuncu gün bugün bir Ehl-i Beyt sohbeti ederiz. Daha öncesinde salı günü de zaten bu hem Kerbela ile alakalı hem de Ehl-i Beyt ile alakalı Mersiyelerden, Kasidelerden, şehirlerden bir derleme yapıp burada inşallah okumaya çalışmıştık. Bugün onuncu gün, burada da bir Kerbela sohbeti yapıp, yarın on birinci gün aşureyle bu günleri taçlandırırız.
Böylece planımızı, programımızı icra ederiz diye düşündük. Ama ve lakin yarınki bulurum iptal oldum. İptal olacak bir sebep yok, sebep var. Bir de geri dönülmesin diye Cuma günü saat dörtte tebliğ ediliyor. Normal şartlarda hani pozitif düşünseler, işte iki gün sonra, üç gün sonra bakıp bu eksiklikler var, bu eksikliklerinizi tamamlayın diyebilirlerdi.
Ama demek ki biz de o Hazreti Hüseyin Efendimizin ve Ehl-i Beyt'in, onların çektiği çilenin yanında bizimki atın üstündeki, atın burnundaki terin üstündeki toz dahi olmaz ama bize de hafiften demek ki bulaşıyorlar. O yüzden hafiften bulaştı. Biz de programı iptal ettik. Şimdilik Allah'ın izninden. Devletle biz savaşmayız, karşı karşıya gelmeyiz, mücadele etmeyiz ama hakkımızdan, hukukumuzdan da vazgeçmeyiz. Hakkımız, hukukumuz neyse, mahkeme ise mahkeme, adliye ise adliye, mahkemeye veririz, adliyede uğraşırız, hukuki süreçte hakkımızı alırız. Bugüne kadar da öyle yaptık.
Burayı kapattı, mahkemeye verdik. Kazandık, bir daha kapattı, bir daha kazandık. Sonuç itibariyle hukuk yolu açık. Bir kimse kanunsuzluk yapıyorsa, kanunsuzluğun karşısında hukuk var. Biz mevcut anayasaya, mevcut hukuka uyuyoruz. Uymayanlar da mahkemeye veriyoruz. E malum Karabaş Veli Tekkesi'nde belediye boşalttın dedi, boşalttık biz, itiraz etmedik. E sonra dedi ki, kiralayacaksanız hazırız kiralamaya, satacaksanız almaya hazırız. Onlar kendi aralarına uydur kaydır, kaydır kuppak bir iş yapmışlar. Ondan sonra kendi kendilerine usulsüz bir şekilde ihale etmişler. O da mahkemeden geri döndü, hatta Danıştay'dan geri döndü. Sonra ihaleye fesat karıştırdıkları, usulsüz bir ihale ettikleri, Danıştay bozdu ihaleyi.
Kesin kararını verdi. İhaleye fesat karıştırmışlar yapanlar. E tabi ihaleye fesat karıştırılınca, onlara da emredenler var ya işte, onlar böyle fütursuz hareket ediyorlar. Nasıl olsa işte, arkamızda şu var, bu var diye ama mahkeme basıyor tokadı bunlara. Biraz böyle fütursuz olan, o fütursuz olmasa insan, biraz böyle akil düşünse, bir daha ikinci bir fütursuzluk yapmazsa ama bunlar böyle, bazı insan edep, terbiye görmeyince arsızlaşır.
Arsız insanı terbiye etmek kadar zor bir şey yoktur. İslam ceza sistemi arsız insanlar içindir. Allah yoksa cezalandırmaktan hoşnut olmaz. Ama arsızı, ursuzu, hırsızı, usulsüz yapını neyle durduracaksın? Ceza ile durduracaksın. Allah da o yüzden İslam hukukunun koymuş demiş, arsızı, ursuzu bununla cezalandırır. E biz de normal Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde kanunlar, nizam var, uygulanabildiği yere kadar.
E biz de çatır çatır mahkemeleri kazanıyoruz. Mahkemeleri kazandıkça da canları sıkılıyor, moralleri bozuluyor. Biz böyle hukuksuz, onunla sonra ne bileyim işte kanunsuz bir şey yapmamızı bekliyorlar. Bilmiyorlar, Mustafa Özba üç tane darbe görmüş. Neyi nasıl mücadele edileceğini de hamdolsun Cenab-ı Hakk'ı öğretiyor. Geri adım da atmıyoruz. Onlar geri adım attığımızı zannediyorlar. Sonra biz tekrar daha fazlasıyla geri dönüyoruz. Hani sen doğruysan yanlışların üfürmesi senin ateşini arttırır daha. Ateşimiz artıyor hamdolsun. Şey değil, normalde tehir ettik, tehir ettik, vazgeçmedik. Aşureyi kaynatacağız, yine yiyeceğiz.
Öyle geri adım attığımız falan yok. Öyle bu sefer, ilan ettiğin tarihte yer gök işte gelmeye çalışsın demeyeceğiz. Ferman yayınlayacağız, yerde gökte gelsin diyeceğiz. Mecbur kılacağız inşallah. Onu böyle bir bayram haline getireceğiz. Allah'ın izninden kaynatacağız aşureleri. Yiyeceğiz aşureyi, vuracağız semayı. Allah Allah nidahlarıyla yürüyeceğiz. Öyle geri adım atmak yok. Öyle biz 28 Şubat'ta daha geri adım atmamışız. Basılacağımızı bile bile zikrullaha devam etmişiz. Basılacağımızı bile bile. Ben biliyordum yani. Bana telefon açıyorlardı. İşte mesela kime telefon açtırıyorlar? X kimseye. Diyor ki abi bu gece basılacakmışız. Sen nereden duydun diyor ben. Basılacağımızı sen nereden biliyorsun?
İşte arkadaşlar var diyor. Şuradan buradan onlar burada konuşurlarken. Bak sen bu akşam gitme bu akşam basılacağınız derler. Oğlum senden diyor ben. Haber uçuruyorlar bana. Sen olsun bassınlar biz zikrullaha devam edeceğiz diyordum ben. Biz onlardan gelmeyiz. O yüzden böyle birkaç üfüntüye pabuç bırakacak noktada değiliz hamdolsun. Yapacağız aşureyi. Bu konuda şey yok. Hem de orada meydanda yapacağız yine. Buradan ilan ediyorum. Beni çok iyi takip ediyorlar. Çok dinliyorlar beni. En büyük takipçim onlar benim. Ben de bildiğimden onlara uygun yazıyorum. Çatlayın diyorum böyle. Şimdi bu sohbeti de dinliyorlar. Tabii en büyük dinleyicim, takipçim onlar benim.
O takip etsinler. Din öğreniyorlar. Aslında bir taraftan da iyi. Ne doğru ne yanlış ne eksik ne fazla onu da öğreniyorlar. İyi oluyor. Mahkemelerde de iyi oluyor. Ben orada rejital çekiyorum bazen. Hani böyle Diyanet falan mahkemeye veriyor beni. Yok şunu yaptı yok bunu yaptı diye. Ondan sonra ben ifadeye giderken böyle kocaman bir risale yazıyorum. 9-10 sayfa. Gidiyorum ben şimdi emniyete. Daha onlara ne soracağı belli değil ama. Ben yazıyorum şimdi bütün her şey. Gidiyorum şimdi emniyete. Diyorum ne konu? Diyor ki Allah'lık iddia etmişsin. Ha iyi diyorum. Bir başlıyorum Risale'den oradan yazmışım ya. Diyorum al bak bunun komple cevabı burada. Risale halinde.
9 sayfa 10 sayfa. Bakıyor şimdi memur. Ya bunu diyor hepsini yazmayalım. Diyorum yaz. Hakim, savcı okusunlar. Onlar da bilgi sahibi olsunlar diyorum ben. Diyor bölüm bölüm yazalım. O zaman sen buradan kes kopyalara yapıştır yap o zaman diyorum ben. Öyle gidiyor. İyi oluyor. Takip etsinler. Öğrensinler. Neyin ne olduğunu, neyin ne olmadığını. Bir de cehri zikrullah erbabı saklı gizli bir iş yapmaz. Böyle saman altından su yürütmez. Böyle ben arkadan dolaşayım, puan alayım. Öyle bir cehri zikir erbabının öyle bir hali yoktur. Bunu ırkçılık olarak algılamayın. Türklerin de öyle bir hali yoktur.
Onlar haber gönderiyorlar ya. Diyorlar ki baharda biz sizinle savaşmaya geleceğiz. Hazırlığınızı yapın. He böyle aniden baskın yapmak yok yani. Geleceğim ben seninle savaşacağım haberin olsun. Sen hazırlığını yap böyle yiğitçe dövüş yola. Şimdi cehri zikir erbabı da böyle yürür. Neyle yürüyecekse. Cehri zaten ya. Yani sesimiz de duyuluyor zaten. Biz böyle kıyıda köşeden mesela oturalım orada Allah Allah Allah diyelim. O bizim tarzımız değil ya. Biz böyle yürüyeceğiz gümbür cemaat böyle bağıra çağıra gideceğiz biz. Ondan sonra saklımız gizlimiz yok. Ben seni mahkemeye veririm. Bil. Ben seninle hukuku mücadelemi yaparım. Bil.
Sen kim olduğun önemli değil. Ben haklıysam. Ben sesimi de yükseltirim. Seni mahkemeye de veririm. Bundan da korkmam çekinmem. Böyle saklıdan da gizliden de bir iş yapmayız Allah'ın izinden. O yüzden aşureyi yapacağız. Duyanlar duymayanlara haber versinler. O yüzden aşure yapmaktan vazgeçtik diye düşünmesinler. Biz aşureyi apırsalar da köpürseler de hoplasalar da zıplasalar da yan da yatsalar, çamura da batsalar biz aşureyi yapacağız.
İki araba yetmez, üç otobüste polis getirseler gene aşureyi yapacağız biz. Biz kanunsuz, hukuksuz bir şey yapmıyoruz. O yüzden size müjde vereyim. Aşureyi yapacağız. Evet bugün Kerbela günü ya, Kerbela gününde de biz de küçük bir sıkıntı yaşayalım yani. Bunda bir sıkıntı yok. Herkes üzüldüğümü zannetti, ben üzülmedim dedim. Yani Kerbela gününü yaşayacaksın, onu sohbet edeceksin, senin başına hiçbir şey gelmeyecek. Hüseyin'i değilsin o zaman. Hüseyin'i isen başına bir sıkıntı gelmesi lazım. Sen Hüseyin'i yolundan yürüyorsan, biraz sana bulaşsın ya, bunda bir sıkıntı yok. Allah muhafaza eylesin. Amin. Evet, bu İslam tarihinde bir taraftan çok acı ama bir taraftan da şehit olanlar Allah'a vuslat oldu.
Oradan çok tatlı. Bir an önce dedelerine kavuştular. Bu taraftan çok tatlı ama ve lakin öbür taraftan ehli beyti sevenler, ehli beyti olanlar için de acı bir gün. Hem onlar adına biz kendi iç dünyamızda sevinirken, evet biz de bir taraftan evet hüzünleniyoruz. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ehli beyti sevmek imandandır derken, o ehli beyti haince ve hunarca şehit etmek bu İslam dünyası açısından kolay bir şey değil.
Ve bu acıyı, bu hüznü İslam dünyası 1400 yıldan beri yaşıyor. Kimler yaşıyor? Ehli beyti sevenler yaşıyor. Kimler yaşıyor? Ehli beyti kıymet verenler bunu yaşıyor. Yoksa işte İslam dünyasının içerisinde bir kısmı mesela, haşa Hz. Hüseyin Efendimiz'i hatalı görüp, ehli beyti hatalı görüp bu defteri öyle kapatanlardan var. Hani diyorlar ki işte Hz. Hüseyin Efendimiz bu konuda hatalıydı, bu konuda yanlış yaptı. İşte Yezid'e başkaldırmamalıydı diyorlar. Oysa Hz. Hüseyin Efendimiz Yezid'e başkaldırmadı, oradaki hukuksuzluğe başkaldırdı. Yani onun tezi şuydu, devlet başkanı böyle atamayla gelmemesi gerekir. Devlet başkanı yeniden seçimle gelmesi gerekir tezini savunuyordu.
Ama ona rağmen bir kısım harici zihniyetti, rafizi zihniyetliler bunu anlamak istemediler. Bu hala da İslam dünyasının içerisinde bilhassa Arapların içerisinde böyle düşünenler var. Bunu savunanlar da var. Hz. Ali Efendimiz'i hatalı görüp, kusurlu görüp bu konuda yanlış yaptı deyip onu eleştirer gözle bakanlar da mevcut değil, değil. Onlar da bu konuda kendilerince, kendi dairesinde Hz. Hüseyin Efendimiz'i ve 72 şühedayı hatalı görüyorlar. Şimdi de bu acı tarafı var. Tabii normalde bu böyle söylenirken, işte Yezid'in devlet başkanlığını kabul edip, ondan sonra o devlet başkanlığına o kimsenin başkaldırmaması gerekir diyenler de var. Oysa Hz. Hüseyin Efendimiz'in hareketi, Yezid'in devlet başkanlığından mana seçimle alakalıdır, başkaldırışta.
Ve tabii bu genelde hani mürciye dediğimiz bir fırka var. Bu fırka, bu mürciyeye Yezid'i destekleyen, Yezid'in haklılığını söyleyen fırkalardan birisi, hani ümmetim 73 fırkaya bölünecek 72 delaletlidir dediği, mürciye dediğimiz o delalet fırka. Tabii bunların içerisinde bir de şiiler, şii var, şiha var.
Şiha da bu noktada farklı açıdan bakıp, Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Radiyallahu Anh Hazretleri'nin bir kısmı şiha, küfür nazarından bakıp, Muaviye'ye de küfür nazarından bakıp, onlar da farklı cihette duruyorlar. Bunun içerisinde ehl-i sünnet olarak görebileceğimiz orta yol bulanlar diye nitelendirelim. Bunlar Hz. Hüseyin Efendimiz'in hem şehit ediliş biçimi, hem şehit olması, 72 şühedanın da bu konuda şehitliği, hareket tarzını benimsiyor.
Ama işte Muaviye'yi küfür ehli görmüyor, Yezid'i küfür ehli görmüyor, onlara lanetlemiyor. Ama Hz. Hüseyin Efendimiz'e ve 72 şühedanın sevgisi, muhabbeti, ehl-i beyt muhabbeti bunda muhkim duruyor. Genel olarak yukarı Mezopotamya Müslümanları bu noktada durmuşlar. Yani biz bunlara dense dense bu konuda orta yolu takip edenler diyebiliriz.
Biz bu konuda kendi duruşumuz olarak da biz ehli beyti severiz, ehli beytin yolundan gitmeye gayret ederiz. Ne Muaviye'ye lanet okuruz ne de Yezid'e lanet okuruz. Biz deriz ki onlar hesaplarını Allah'a verecekler. Bir sahabeye lanet okumak, bir sahabeye bu konuda dil uzatmak, ehli sünnet düşüncesinin içerisinde, ehli sünnet akaidinin içerisinde olmaması gereken bir şey. O yüzden biz lanet okumayız ama ehli beyti de üzülürüz. Ehli beyti de bu noktada sevgimizi, muhabbetimizi koruruz. Bizim için hadis-i şerifte hani ehli beyti sevmek imandandır demiş Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Biz ehli beyti severiz. İslam dünyasında bir tartışma daha var. Kim ehli beyt diye.
Biz ehli beytin bu noktada birinci olarak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni, ondan sonra Fatıma annemizi, ondan sonra Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri'ni, sonra Hazreti Hasan, sonra Hazreti Hüseyin, sonra onların çocukları, bu ehli beyt sülalem olarak, kan olarak onları ehli beyt olarak görürüz. Ama asıl ehli beyt bu manada kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıyorsa o benim ehli beytimdir. Hadis-i şerifi mucibince Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışan yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kimseyle biz bu umumi olarak, ehli beyt olarak görürüz. Tabii bunların tartışmaları İslam dünyasında hep olmuş. Bu teknik tartışmalara ben girme noktasında değilim.
Kim ne demiş, kim nasıl, nerede, ne söylemiş. Bu zaten biraz da benim konumun dışında öyle konuşayım. Beni ilgilendiren şey şu, biz Kur'an sünnet tarihisinde nerede durduğumuz önemli. Ben birey olarak, bir Müslüman olarak nerede durduğum önemli. Ve arkadaşlara ne anlatacağım önemli. Burada ne şianın durduğu noktadayım, ne mürciyenin durduğu noktadayım. Ben ehli sünnet bu noktada nerede durduysa kendimi de orada sabit tutmaya gayret ediyorum. Bunun orta yolu ne? Bunun orta yolu benim dediğim gibi ne muaviyeye lanet okumak ne de ehli beyti hatalı, kusurlu görmek. Biz, ben ehli beyti hatalı, kusurlu görmüyorum, muaviyeyeye de lanet okumuyorum.
Şimdi böyle sıralamadım ama Rudani'de geçen birkaç hadis okuyup bu konudaki duruşumuzu beyan etmek için birkaç hadis okuyup onların üzerinde küçük bir analiz yapıp sohbeti bitirmeye gayret edeceğim. Evet, Sa'd radiyallahu anh naklediyor. Muaviye ona dedi ki, Ali'ye hakaret etmene engelleyen nedir?
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellemin ona söylemiş olduğu üç şeyi hatırladığım sürece ona hakaret edemem. O üç hasletten birine sahip olmam benim için kızıl develere sahip olmamdan daha iyidir. Çıktığı harplerin birinde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi yerine bırakmıştı. Ali ise ona, ey Allah'ın Resulü beni kadın ve çocuklarla geride bıraktın demişti. Bunun üzerine o şöyle buyurdu. Harun Musa'ya göre neyse sen de bana göre öyle olmaktan hoşnut olmaz mısın? Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur. Hayver günü onun şöyle buyurduğunu duydum. Bugün sancağı Allah ve Resulü seven, Allah ve Resulü tarafında sevilen bir adama vereceğim. Biz hepimiz o sancağını almak istedik.
Ondan sonra haydi bana Ali'yi çağırın dedi. Gözü ağrıyarak geldi. Gözünü tükürünü sürdü ve sancağı ona verdi. Allah fethi onun elinde müesser kıldı. Bizim ve çocuklarımızı çağırın mealindeki ayet Ali İmran 61 indiği zaman Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin'i çağırdı ve şöyle dedi. Allah'ım işte bunlar benim ehlimdir, ahilemdir. Müslüm ve tirmizi. Malum Saat radıyallahu anh Muaviye'nin yanında duran sahabelerden birisi. Tabi Muaviye ile Hazreti Ali Efendimizin arasında devam eden bir husumet var. Bunu geriye doğru gitmek gerekirse aslında Muaviye kendi kızıydı galiba. Hazreti Ali Efendimiz'e teklif ediyorlar evlen diye.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Fatıma'nın sağlığında olmaz diyor. Ama Muaviye ile Hazreti Ali Efendimizin arası hep böyle sıkıntılı. Ve zaman içerisinde Muaviye, Hazreti Osman Efendimizin valiliği dönemi, Hazreti Osman Efendimizin hilafeti döneminde Şam valisi oluyor. Şam valisi olunca kuvvetleniyor orada. Ve Hazreti Ali Efendimiz'e karşı sahabeleri de cepheleşmeye çağırıyor. Ama sahabeler Hazreti Ali Efendimiz'e cephe açmıyorlar hiç. Ve sahada soruyor niçin cephe açmıyorsun diye. Hazreti Ali ve Hazreti Fatıma ve Hazreti Hasan ile Hüseyin'in Ehl-i Beyt olduğuna dair Ayet-i Kerime'yi söylüyor. Bu Ayet-i Kerime de ne?
Hani Habeşliler geliyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin peygamberliğininle alakalı tartışma çıkarınca Ayet-i Kerime sizin çocukların, hadi senin çocukların, bizim çocuklarımız, senin Ehl-i Beytin, benim Ehl-i Beytim lanetleşmeye Ayet-i Kerime çağırınca O zaman Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hazreti Ali Efendimiz'e, Hazreti Fatma'yı Hasan ile Hüseyin'e alıp Bir rivayette örtüsünün, abasının altına alıp, işte bunlar Ehl-i Beytim'dir dediği rivayet ediliyor.
Hatta ertesi gün lanetleşmek için Medine-i Münever'in meydanına çıkıyorlar. Soğuk bir gün, rüzgarlı bir gün. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri rahatsız, hasta ama o kalın yün abasını giyiyor, cübbesini giyiyor, çıkıyor meydana. O sıralanış çok şey, önemli. Tam kendi arkasına Hazreti Fatıma annemizi alıyor, sağına Hazreti Hasan'ın, soluna Hazreti Hüseyin Efendimiz'i alıyor Fatma annemizin. Arkaya da, tam Fatma annemizin arkasına da Hazreti Ali Efendimiz'i koyuyor. Diyor ki, biz hazırız. Bu sefer karşı o tabiri caizse papaz, diyor ki, davasında samimi olmayan bir kimse böyle çıkmaz diyor. Eğer biz lanetleşmeye çıkarsak helak oluruz diyor. Eğer bizim davamız hak değilse diye, onlar lanetleşmekten geri dönüyorlar.
Bu onunla alakalı. İşte bunlar benim ehlimdir dedi, ehli beyt olarak gördü Hasan ile Hüseyin. Neden bu hadis-i şerifleri okuyorum şimdi? Yani Yezid kime düşmanlık yaptı? Bunun iyi anlaşılması için. Bir de son dönem, yani yaklaşık 150-200 yıldır, ehli sünnetin içerisinde ehli beyti savunma, ehli beyti sevme, ehli beytle alakalı meselelerde konuşma özürlülüğü var.
Sanki ehli beytle alakalı sevgisini ortaya konulursa, yani kınanmaktan korkuyorlar. Yok kardeş, biz ehli beyti seviyoruz. Ehli beyti sevmenin imandan olduğunu da biliyoruz. O yüzden ister bize kızılbaş deyin, ister alevi deyin, ister şia deyin, ister mürciye deyin, siz neyle yaftalarsanız yaftalayın bizi. Yaftaladığınızın sebebi bizim ehli beyti olan muhabbetimiz olsun.
Ama bizim bu muhabbetimiz hem Ahzab suresi ayet 33 ile sabit, hem de az önce okuduğumuz Ali İmran 61 ile sabit. Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Kur'an'da ehli beyt olarak geçiyor Ahzab suresine. Ehli beyt, hani diyor ya Allah senin ehli beytini temizlemek ister. Orta bir de bu var. Bu Allah senin Ahzab 33'teki Allah ehli beytini temizlemek ister dediğinde de Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hemen Hazreti Ali Efendimiz'e, Fatma Annemize, Hasan ile Hüseyin Efendilerimize haber veriyor. Onları kendi abasının içerisine koyuyor. Abasının içerisine koyunca, hangi annemizdi o şimdi ismi aklıma gelmedi?
O diyor ki biz neyiz ya Resulallah? Sen diyor hani dışarıda değilsin ama sen de diyor hani Allah'ın şey yaptığı yerdesin, ne o? Sevdiği yerdesin, ümmü seleme, ey Allah'ın Resulü ben de onlarla beraber miyim deyince sen yerindesin, sen hayır üzeresin diyor ona. Ama normalde ümmü selemenin evinde oluyor bu. Ümmü selemenin evinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hepsini topluyor ve abasının altına topluyor. Bu normalde Ahzab 33 ayette ile alakalı. Az önce söylediğim Ali İmran 61 yani Necran'ın Hristiyanlarla olan tartışmayla alakalıydı. Ve onlara diyor ki böyle böyle siz benim ehli beytimsiniz. O Ali İmran 61'de de hani Ayet-i Kerime'yi aldım buraya kim sana ilim geldikten sonra seninle onun hakkında mücadele ederse ona şöyle de gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı kendimizi ve kendinizi çağıralım.
Sonra yalvaralarım da yalancıların üzerine Allah'ın lanetini dileyelim. Ayet-i Kerime bu. Ve bunu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Necran'ın Müslümanları bu Ayet-i Kerime'yi söylüyor. Gelin lanetleşelim. Ve bu Ayet-i Kerime de bu şeyin Ümmü Selemen'in pardon Ahzab 33 Ümmü Selemen'in evinde geliyor. Bu Ayet-i Kerime gelince de onlar tabi ertesi gün sabah bütün sahabe bunu biliyor. Herkes toplanıyor o meydana. Ehli beyt olarak kim çıkacak çünkü? Herkes onu bekliyor kendince. Hani ehli beyt kim olacak? Çünkü böyle hani soydan değil, yani bu işin bir de sahabe içerisinde soyun bu kadar çok önde olmadığını, ama ve lakin yani kendilerinin de ehli beyt olabileceğine dair ümitleri var.
Böyle olunca sabaha kadar bazı sahabeler dua ediyorlar ben ehli beyt olayım diye. Ama sabahleyin dediğim gibi bu sıralamayla Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri meydana çıkıyor. Ve işte onlar da ehli beytim diyor. Buradan hareket ederekten bazı ehli sünnet alimleri, ehli beytin bunlarla sınırlı olduğunu iddia edenler var. Ama bazıları malum Cafer-i Tayyar'ı çocukları, Hazreti Abbas'ın ondan sonra oğlu ve onun çocuklarını, bunlar da ehli beytin içerisinde koyuyorlar ki, 72 şöhedanın içerisinde Hazreti Abbas Efendimizin torunları da var çünkü. Yani oğlu Abdullah'ın çocukları da var, Cafer'in çocukları da var şeyde, 72 şöhedanın içerisinde.
O yüzden onları da ehli beytin içerisinde koyanlar daha fazla. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çok defasında böyle bir hadis-i şerif var. Hani size iki şey bırakıyorum, birisi Kur'an, Allah'ın kitabı, diğeri de ehli beytim dediği hadis-i şerifler var. Yani ehli beytim dediği burada, Kur'an ve sünneti en yakın dairede yaşayan Hazreti Hasan Efendimiz, Hazreti Hüseyin Efendimiz, Hazreti Ali Efendimiz, Hazreti Ali Efendimizin diğer çocukları var daha. Mesela biz, Hazreti Fatıma'nın beş tane çocuğu var. Bir tane daha erkek var, o çocukken ölüyor. Ondan sonra kızları var. Bunların da normalde ehli beyt olarak nitelendiriyorlar ki, Ehli beyt mesela Selman-ı Farisi'ydi ehli beyt olarak nitelendiriyorlar. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretin bu konuda da hadis-i şerifleri var.
O yüzden biz böyle kesinlikle ve kesinlikle Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ehli beytim dediği Hasan ile Hüseyin Efendimiz'in çocuklarını da biz ehli beytten görüyoruz ve Hazreti Fatıma annemizin kızlarını da ehli beytten görüyoruz. Onların çocuklarını da ehli beytten görüyoruz. Biz Hazreti Ali Efendimiz'in kardeşi Cafer-i Tayyar'ın çocuklarını da ehli beytten görüyoruz. Hazreti Abbas Efendimiz'in oğlu Abdullah'tan gelen o sulbü de biz ehli beytten görüyoruz. Bu konuda bizim ehli beyt göründürüşümüz bu. Rabbim onları sevenlerden eylesin. Ve yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin Efendimiz'in ellerinden tutuyor. Kim beni sever bu iki çocuğu bunların babalarını ve annelerini severse kıyamet günü yüksek derecelerde benimle birlikte olacaktır diyor.
İmam Malik ve İmam Tirmizi naklediyor bunu. O yüzden normalde bizim sevgimizin temeli hem bu ayeti kerimeler hem de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu hadis-i şerifleri veya Hasan ile Hüseyin cennet delikanlıların efendileridir. Tirmizi de geçiyor. Veyahut da Allah'ım ben bu ikisini seviyorum sen de onları sev. Buhar, Müslim Tirmizi de geçiyor. Yine Hüseyin bendendir ben de Hüseyin'denim. Allah Hüseyin'i seveni sevsin. Hüseyin torunlardan bir torundur. İbn-i Mace Tirmizi de geçiyor bu. Bakın bizim Ehli Beyt sevgimiz havai bir sevgi değil. Bizim Ehli Beyt sevgimiz ayetle, hadisle sabitlenmiş bir sevgi. Ve Ehli Beyt'i sevmeyen sonuçta Allah ve Resulü de sevmiyordur.
Bakın direkt Ehli Beyt'e düşman olan Allah ve Resulü'ne de düşmandır. Buradan çıkarmış olduğumuz sonuç bu. O yüzden biz Ehli Beyt'i bu noktada sevenleri de severiz. Ehli Beyt'e düşman olanlara da biz düşman oluruz. Yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hüseyin Efendimiz'i omuzuna alıyor. Diyor ki, ey çocuk bindiğin binek ne güzeldir.
Yani Hazreti Hüseyin Efendimiz'e söylüyor bunu. Ve normalde bir de diyor ki, bir de hani sen ne güzel bir binicisin diyor bir de ona. Ey Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri böylesine severken, birileri gözünü kırpmadan onu şehit ediyor. Otuz üç tane ok yarası, otuz üçten fazla kılıç yarası yetmiyor, yetmiyor.
Başını gövdesinden ayırıyor, var. Yetmiyor. Bakın bu artık böyle zulmün sınırı yok. Yetmiyor. Başını bir, çok affedersiniz, çuvala koyuyorlar. Alıyorlar, götürüyorlar Şam'a. Ve mübarek başını orada bir masaya koyuyorlar. Yetmiyor. Bütün saray halkına, ibretlik olsun diye, alay edilsin diye saray halkına gösteriyorlar. Yani bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri böylesine severken, onun sevgisine hürmet de edilmiyor. Ve öylesine acımasız, öylesine vahşi bir şekilde davranılıyor.
Bunun bir Müslümanın kalbinin, gönlünün dayanması mümkün değil. Buna bir Müslümanın üzülmemesi mümkün değil. Bir Müslümanın, Hazreti Hüseyin Efendimiz haksızdı demesi mümkün değil. Böyle bir zulüm var ortaya. Bir de bütün sahabe biliyor ki, Hazreti Hüseyin Efendimiz ile alakalı hadisler hepsinin ezberinde.
Mesela yine bir enteresan, estantane, yani Hazreti Hüseyin Efendimiz etrafı sarılınca, diyor ki, ben kalayım, kadınları ve çocukların diğerlerini diyor, serbest bırakın. Ben kalayım sizin evinizde esir olarak. Ama o vahşet öyle gözlerine bürümüş ki, beşikteki çocukları dahi şehit ediyorlar.
Yani Hazreti Hüseyin Efendimiz'in oğlu var, bebek ki daha. Bildiğiniz bebek. Yani bazı rivayetler var, böyle insan okurken, böyle çok yıllar yıllar önce okumuştum, okuyamaz yani. Bizim evin ilk dini kitabı, babamın Hazreti Ali, Ehlibet ve Kerbela kitabıydı.
Babamındı bu kitap. Bizim evin ilk dini kitabıydı bu. Bizim gördüğümüz. Şimdi, yani bazı rivayetler var, abartı değil. O Hazreti Hüseyin Efendimiz'in, o kundaktaki gibi sayılan küçücük, o çocuğu öldürdükten sonra, mızrağın ucuna saplayıp, savaş meydanında dolaştırıyorlar. Yani bu böyle, mesela Ehlibet'in kadınlarını, esir hükmüne alıyorlar, cariye hükmüne getiriyorlar, köle olarak satılıyor. Bir tanesini de Bizans'a satıyorlar. O gün için. Yani bu böyle, hani, şuradan hüküm çıkarıyorlar.
Siz, Yezid Devlet Başkanı, ona başkaldıranının yanında durdunuz, bayi hükmündesiniz, bayi hükmünde olduğunuz için, sizi katlediyoruz. Veyahut da esir ediyoruz. Veyahut da köle olarak satıyoruz. Mesela, Hazreti Hasan Efendimiz'in bir daha, orada söylemi var. Diyor ki, bizi bırakın. Biz diyor, küfeye de gitmeyelim. Biz diyor, Türklere gidelim, Türklere sığınalım. E şimdi bir de bu tarafı var. Bizi diyor, hani, Türk sınırlarına gönderin, oraya bizi sürün. Çünkü, hani, Türkleri kendi ceddi olarak görüyor. Hani, Türkler bizim akrabamız, bizim ceddimiz, bizi oraya sürün diyor.
Değişik bu tip, hani böyle, şeyler yapıyor. Yeter ki, etrafındaki, kimseler, öldürülmesin. Diyor ki, hepimizi diyor, hani, verin, etrafımıza asker, sizden bir şey istemiyoruz. Bizi diyor, Türklerin oraya sürün. Biz yani, bu, İslam topraklarında durmayalım. Çünkü, ceddi, Türkler onların. Böyle söylüyorum, ırkçılıktan dolayı değil. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hz.nin ilk korumaları da Türk çünkü. Kılıç ustası her biri. Her neyse, bu ayrı bir şey. Ve, ama ne yazık ki, Yezid'in komutanı ve oradaki komutanların büyük bir kısmı, o, Hz. Hüseyin Efendimiz'in ve etrafındakilerin kanını dökecekler.
Bu, Arapların içerisindeki Ümeyye oyulları ile Kureyş arasındaki siyasi rekabetten de kaynaklanıyor. Ümeyye oyulları, Arapların içerisinde hiçbir zaman devlet başkanı olmamış daha. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Halife Kureyş'tendir diyerekten, onların yolunu da kapatmış. Yani Halife Kureyş'tendir. Hadis-i Şerif var. Halife Kureyş'tendir. Hadis-i Şerif olunca, Kureyş'in dışında bir kimsenin halife olarak seçilmesi veya atanması mümkün değil. Çünkü, hilafet Kureyş'tendir. Öyle olunca, Ümeyye oğulları, bunu kaldırması mümkün değil, kaldırmıyorlar. Ve, makam hırsı, devlete ele geçirme hırsı, ve devlet başkanı olma hırsı, onları Hazreti Hüseyin Efendimizin katili yapıyor.
Sadece Hazreti Hüseyin Efendimizin değil, yani orada Ehli Beyt'in, kundaktaki çocuklarına varıncaya kadar, çocuk hükmünde olan, şahıslara varıncaya kadar. böyle enteresan bir İslam tarihinde yaşanması mümkün olmayan bir vahşet yaşanıyor. Ama tabii bir de Hazreti Hasan Efendimizin zehirlenmesi de var. Zehirleyen kim? Muaviye'nin hediye ettiği cariye. Muaviye'nin hediye ettiği cariye. Hazreti Hasan Efendimizin ne yapıyor? O da onu zehirliyor. Ve, enteresan bir şey, Muaviye'nin oğlu, Yezid de, Hazreti Hüseyin Efendimizin ve etrafındaki bütün, hepsini de ne yapıyor?
Şehit ediyor. Tabii ondan önce giden, akil var. Hazreti Hüseyin Efendimizin, işte Cafer'in çocukları, akil küfeye gidiyor. Akil'le beraber yanında gidenleri de, Hazreti Hüseyin Efendimiz yola çıktıktan sonra, onları küfede şehit ediyorlar. Ve onları küfede şehit ederlerken de, küfeliler, Hazreti Akil'i ve yanındakileri, Yezid'in komutanına, valiye satıyorlar, var tabiri caizse.
Ve malum ya, hani Hazreti Ömer Efendimizin, oğlu Abdullah Haş'tayken, bu küfeliler, Basralılardan birisi geliyor, sineğin kanını soruyor, abdesti bozar mı, bozmaz mı diye, diyor ki, sorduğun soruya bak, siz diyor, Hazreti Hüseyin'i, yanındaki diyor, 72 kişiyi şehit ettiniz, ellerinizde o kan varken, diyor, sineğin kanını mı bana soruyorsunuz, diyor, fetva olarak. Ve, bu, Ehl-i Beyt'in, büyük bir dramı, İslam dünyasının büyük bir dramı. Ama, İslam dünyası, ne yazık ki, bundan tam olarak, kendisine hisse çıkarmış, bundan tam olarak, kendisine, ne yapması gerektiğiyle alakalı, bir, hikmet, almış değil.
Ve, İslam dünyası, ne yazık ki, Müslümanın, Müslümana yaptığını, gavurlar yapmıyor. Ve, İslam dünyasının içerisinde, bu mezhep, meşrep, bu, bunların kavgası, bunların birbirine, acımasız bir şekilde, yüklenmeleri, hala da, devam ediyor. Ve, bu böyle, derinleşerekten devam ediyor. Bu, acı bir şey. Ve, İslam dünyası, Şia bir tarafta, Vahabiler bir tarafta, Ehl-i Sünnet bir tarafta, Ehl-i Sünnet'in içerisinde, o cemaattı, o tarikattı, o topluluktu, oydu, onlar, herkes bir tarafta. Ve, ne yazık ki, bu fitne, alabildiğince, alıp götürüyor. Ve, yakın tarihimizde, görüldü ki, işte, Daesh diye bir şey çıktı, Müslümanları küfürle, ııı, yaftalayıp, çok rahat bir şekilde, şehit ettiler.
değişik, değişik, değişik İslami gruplar, değişik İslami topluluklar çıkıyor, adı İslam, o ona kafirsin diyor, onu tekfir ediyor. Birileri çıkıyor, işte, ehli sufi tekfir ediyor, siz hepiniz de küfür ehlisiniz, deyip çıkıyor işin içinden. veyahut da, İslam dünyasında, böyle yeni yeni oluşumlar oluşturuluyor. Bu oluşumlarla, İslam dünyasında, insanlar birbirlerini tekfir edip, birbirleriyle savaşıyorlar.
Ve, Hz. Hüseyin Efendimiz'i şehit eden zihniyet, İslam dünyasının içerisinde devam ediyor. Yani, biz bunu, Yezid'le bitti zannediyoruz, bitmedi. Hangi, Müslümanım diyen bir kimse, hangi Müslümanım diyen bir kimseyi tekfir ediyorsa, o, Yezid'in soyundan devam ediyor demektir. Hangi Müslüman, hangi Müslüman'a zulmediyorsa, o Yezid'in soyudur. Değişen bir şey yoktur. Annesinin, babasının kim olduğu önemli değil, değildir. Burada, üç beş derstir, manevi soyu söylüyorum ya, yani, biz zannediyoruz ki, utbesi, şehbesi, vefat etti, bitti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Bedir de onları kuyulara gömdü, bitti diye düşünüyoruz.
Bitmedi. Utbeler, şehbeler aramızda dolaşıyor. Ebu Cehiller aramızda dolaşıyor. Yezidiler aramızda dolaşıyor. Ve bir Müslüman, bir Müslümana iftira ataraktan, onun küfrüne fetva veriyorsa, bunlar bizim aramızda dolaşıyor. Veyahut da bir Müslüman, bir Müslümanın herhangi bir dini ibadetini, herhangi bir dini bir şeyini engelliyorsa, Yezidiler aramızda dolaşıyor bizim.
değişen bir şey yok demektir. O yüzden, Ümmet-i Muhammed ne çekiyorsa, Müslüman görünümündeki zalimlerden, Müslüman görünümündeki fasıklardan, Müslüman görünümlü münafıklardan, Müslüman görünümlü kafirlerden çekiyor. Diyeceksiniz ki, Müslüman görünümlü kafirler var mı? Var. Bizim içimizdeler bunlar. Müslüman görünümlü münafıklar olduğu gibi, Müslüman görünümlü kafirler de var. adı önemli değil. Adı Yakop'muş, Yakup olmuş şimdi. Önemli değil. Adı Yasef'müş, Yusuf olmuş şimdi. Önemli değil. Bunlar bizim içimizde dolaşıyor. Hatta, ahir zaman, onlar sizin gibi Kur'an okacaklar. Okudukları Kur'an, boğazlarından aşağı geçmeyecek diyor.
Onlar sizin gibi namaz kılacaklar. Ama kıldıkları namaz, boylarını geçmeyecek. Onlar sizin dilinizden konuşurlar. Hadis-i şerifte böyle tarif ediyor onları. Ve Müslümanlar, ne yazık ki, aldanmaya devam ediyorlar. Zaten tarih boyunca, Müslümanların aldandığı yer, hep bizdenmiş gibi görünenlerden. Şeyh Şamili yanındaki halifesi sattı Ruslara. Başka bir kimse satmadı. Bakın, Şeyh Şamili yanındaki halifesi sattı. Hazreti Osman'ı, Müslümanlar şehit etti. Hazreti Ali Efendimiz'i, Müslümanım diyenler şehit etti. Namaz kılarken şehit etti. Hazreti Hasan Efendimiz'i, Müslüman zehirledi.
Hazreti Hüseyin Efendimiz'i, Müslümanlar şehit etti. Dikkat edin buna. Osmanlı'yı, Müslümanım diyenlerle, dönmeler beraber yıktılar. Şeriat istiyoruz diye, Abdülhamid'i devirdiler. Şeriat istiyoruz diye. Dikkat edin. Sonra eski Said oldu. Eski Said tövbe diyor dedi. Kenara çekildi. Ama Osmanlı yıkıldı. Bunlar günün alimleriydi. Namık Kemal günün alimiydi. Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Kim? Milli şairimiz. Mehmet Akif Ersoy. Bakın bunlar, bizdenmiş gibi görünüp, kendilerince iştahat edip, Osmanlı'nın yıkılmasına sebep olan iç unsurlar.
İç unsur dedim ne? Bizden. Bizden, bizden görünüyor. Bu tarih boyunca değişmedi. Lut Aleyhisselam'ın hanımı gitti. Müşriklere dedi ki, Lut'un yanında üç tane çok güzel oğlan geldi dedi. Kim söyledi? Lut'un hanımı söyledi. Bakın dışarıdan değil. Nuh Aleyhisselam'la kim dalga geçti baştan? Oğlu dalga geçti. Bakın dışarıdan değil. İlk katil kim? Adem'in oğlu. Kabir. İlk katil. Dışarıdan değil. Bakın dışarıdan değil. Yusuf Aleyhisselam'ı kim kuyuya attı? Kardeşleri kuyuya attı.
Dışarıdan değil. Ve hadis-i şerif bize diyor ki, ahir zamanda, sizinle beraber namaz kılarlar. Sizinle beraber Kur'an okurlar. Evet. Müslümanı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri uyarıyor. Diyor ki, Ey iman edenler, ey Müslümanlar! Ahir zamanda öyle zamanlar gelecek ki, hatta bunu böyle devlet başkanı siyasiler olarak nitelendiriyor, valiler olarak nitelendiriyor, devlet görevlileri olarak nitelendiriyor.
Başka bir ad-i şerifte cemaat olarak nitelendiriyor. Bir de öyle diyor, öyle bir cemaat çıkar, onlar sakalsızdır. Bakın, tarife bakın. Onlar sakalsızdır diyor, parlak yüzlülerdir. Onlar yumuşak konuşurlar. Kuzu postuna sürülmüş kurt gibilerdir. Enteresan tarif bunlar. Ne olacakmış? Sakalsız olacakmış. Nasıl olacaklarmış? Kuzu postuna bürüneceklermiş. Yumuşak yumuşak konuşacaklarmış. Ve bir rivayette diyor ki, onlar ümmetimin parasını yerler. Pes diyorsun ya. Tabii biz bunları, ben İslam olduktan sonra, bu hadisleri okudukça, hep aktardım bunları size. Öyle değil mi? Ben İslam olduğumdan beri, iyi ki, dinimi, ayet ve hadislerden öğrenmişim.
Ben bu hadisleri okudukça, Bab-ül Fiten'de geçer bunlar. Buhar'da, Müslüm'de, Tirmiz'de, Ebu Davud'da, İbn-i Mace'de, Kütüb-i Siddede. Bütün hadis kitaplarında, bir bab dediği bölüm. Bab-ül Fiten vardır. Bab-ül Fiten'de geçer bu hadisler. Ve Bab-ül Fiten'den kimse ders yapmaz. Bu hadisleri kimse anlatmaz. Türkiye'de. Bu hadislerden ders yaparsanız, başınıza iş alırsınız çünkü. Tarif ediyor. Yani sakalsız olacak bunlar diyor. Adem'den itibaren sakal, sünnet-i Seniyye. Bütün peygamberlerin sünneti, sakal bırakmak. Hiçbir peygamber yoktur ki sakalsız olsun.
Hiçbir peygamber yoktur. Sakalı kasten kesmek, Darül Harp hariç, sakalı kasıtlı olarak kesmek, sünnet olduğunu bile bile kesmek, bazı alimlere göre günah-ı kebayt, bazı alimlere göre küfürdür. Bir kimse Darül İslam hariç, Darül Harp hariç, Darül İslam'da sünnet miktarından sakalı kısa keserse, kazandığı para haramdır.
Bir tek burada Darül Harp olduğundan kurtuluyoruz. Yoksa kurtulmak mümkün değil. Ve hadis-i şerifte tarif ediyor. Onlar diyor sakalsızdır, yumuşak konuşurlar, ümmetin parasını yüterler. Siyasiler, onlar diyor çok büyük, böyle kalabalıklara hitap ederler. Çağırdıkları yer cehennemdir diyor. Bakın çağırdıkları yer cehennemdir. Bakıyorsunuz, evet, cehenneme çağırıyorlar. Kahrolsun şeriat deyip yürünmedin mi bu ülkede? Nereye çağırmış oldular insanları? Cehenneme. Kalabalıklar halinde şimdi eşcinsellik savunulmuyor mu? Savunuluyor. Yürüyüş yapmıyorlar mı? Nereye çağırıyorlar? Cehenneme. Mevcut hükümet dahi.
Böyle söyleyince, işte sen muhalifsin, o yüzden başına geliyor. Ne yapayım? Allah'ın lanetteki işi alkışlayanları ben de mi alkışlayayım? Eşcinselliği meşru hale getirmediler mi? Getirdiler. Allah'ın lanetlediği bir şeyi meşru hale getirdiler. Kanunla korunur hale getirdiler. Eee? Nereye çağırdı insanları? Cehenneme çağırdı. Bakın, biz ümmet olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra olan hadiseleri yorumlamakta zorluk çekiyoruz. yorumlayamıyoruz. Yorumlayamıyoruz. Ve bunlardan gerekli olan dersi almaktan uzağız.
Ve edebiyatımız harika. Nedir? Şehidi Kerbela, ağıt yakalım, hüzünlenelim, üzülelim. Eyvallah. Orada kalsın ama. Kardeş, Hz. Hüseyin Efendimiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin devletle alakalı bir sünneti üzerine yürüdü. Neydi sünnet? Seçimle gelmesi gerekiyordu. Hz. Ebu Bekir Efendimiz seçimle geldi. Kim seçti? Cennette müjdelenen aşerî mübeşşere seçti. Hz. Ömer Efendimiz kim seçti? Aşerî mübeşşere seçti. Hz. Osman'ı kim seçti? Aşerî mübeşşere seçti. Hz. Ali Efendimiz'i kim seçti? Aşerî mübeşşere seçti.
Peki, Yezid'i kim seçti? Muaviye atadı onu. Benden sonra o devlet başkanı olacak dedi. Ölünce dedi. Atama yaptı. Hz. Hüseyin Efendimiz, hayır, devlet başkanı, Kur'an ve sünnete göre böyle tayin edilemez. Muhakkak seçimle olması gerekir deyip yürüdü. Peki, şimdi o bir sünneti seniye uğruna yürüdü. Kıymetli dostlar, kıymetli Müslümanlar, bir seçimle alakalı hüküm doğru uygulanmadı diye Hz. Ali Efendimiz yürürken Ümmet-i Muhammed, Ümmet-i Muhammed, manevi katliamlara uğruyor ve Ümmet-i Muhammed'de ses çıkmıyor.
Bu yeni değil. Bu tarih boyunca ses çıkmıyor. Bu yeni değil. Bu böyle elli yıllık, yüzyıllık bir mesele değil. Ümmet-i Muhammed bu konuda sünneti seniye sımsıkı sarılma noktasını kaybetmiş. Ümmet-i Muhammed, Kur'an-ı Kerim'e sımsıkı sarılma noktasını kaybetmiş. Ve kendi içerisinde teker teker Allah'ın lanetlediği, Allah'ın haram kıldığı her şey yavaş yavaş yavaş yavaş meşru hale getirilirken ümmet sessiz, ümmet duyarsız.
Biz şimdi konuşuruz. Fatih İstanbul'u fethedeceği zaman Bizans'taki tartışma neydi biliyor musunuz? Neydi? Bizans'taki tartışma melekler erkek miydi, kadın mıydı? Bunu tartışıyorlardı Bizanslar. Ne büyük gaflet. Hayır. Sendeki gaflet ne? Onlar melekleri tartışıyorlardı kadın mı, erkek mi diye. Sen tartışmıyorsun bile haramlar teker teker senin içine giriyor, oturuyor Allah'ın lanetlediği her şey senin içine giriyor, oturuyor sen seyrediyorsun, tartışmıyorsun bile sen sesini bile çıkarmıyorsun sen Bizans'ı küçümseceğim diye uğraşıyorsun
ya kendi içine baksana bana söyler misiniz İslam dünyasında şu haram yasak diye hiç kimse söyleyemez şu Anadolu toprakları bin yetmiş birden itibaren İslam'la yorulmuş aşikanıyla velisiyle, mürşidiyle, şeyhiyle, dervişiyle alimiyle, mollasıyla, medresesiyle bin yetmiş birden itibaren bin yetmiş birden itibaren bin yıldır bu topraklar İslam'la yorulmuş bana birisi gelsin desin ki İslam'ın haram kıldığı şu şu devlet hukukunda haram desin toplumsal hayatı ilgilendiren, devleti ilgilendiren bir tane bir şey söylesin bana ya
yok içki devlet üretmiş önce devlet üretmiş, devlet satmış kumar devlet oynatıyor şu anda zina, devlet yaptırıyor şu anda diyeceğiniz ya devlet mi yaptırıyor? Evet, vergi alıyor, devlet yaptırıyor evet müftüsü, hacısı, hocası hepsi de zina parası yiyor faiz parası yiyor faiz, devlet yapıyor hiç siz faiz olmasın diye yürüyeni gördünüz mü?
hiç zina yasaklansın diye yürüyeni gördünüz mü? hiç kumar yasaklansın diye yürüyeni gördünüz mü? siz hiç eşcinsellik yürüsün diye yürüyeni gördünüz mü? Sırplar Hristiyan dediğimiz Sırplar yürüyüş yapıyor eşcinsel yasaklansın diye Macarlar yürüyüş yapıyor eşcinsellik yasaklansın diye Rusya eşcinselliği terör faaliyetlerinin içerisine koydu bir eşcinseli terörist olarak görecek biz neyiz?
konuşurken diyoruz ki halkı yüzde doksan dokuz Müslüman değil mi? evet bakın çok basit bir şey söylüyorum devlet dese ki emekli maaşlarını yatıramıyoruz biz valla tencereyi tavaya alan pankartları yazan sokağa çıkar mı? çıkar ya çıkar ya çıkar günlerce sokaktan ya gezi ya iki tane ağaç için çıktı mı bütün herkes ağacı bahan edip memleketi kaosa sürüklediler mi?
günlerce orada durup günlerce çatışmalar oldu mu? oldu oldu Bursa'da bile yürüyüş oldu mu? oldu evet Müslümanlar neden hiçbir şeyde yürümüyorlar acaba? çok basit neden yürümüyorlar? şimdi beni kelepçe ne o? halkı ne o? isyana teşvik etmekten tabii gel bakalım Mustafa Özban ne oldu? sen halkı isyana teşvik etmişsin yürüyüş yapın demişsin tabii çok basit çok rahat oradan da cezayı verirler ha öyle derdini anlatamazsın hiç gerçekten anlatamazsın neden yattığını da bilemezsin cezainden bakarsın dışarı doğru ben ne yapıyorum burada dersin benim ne işim var şimdi burada dersin evet bundan da korkarsın korkar herkes konuşmaz yıllar önce benim bir devlet şeyde orman işletmesi çalıştıkken müdürüm vardı benim
dedi ki bana oğlum memleketi sen mi kurtaracaksın dedi bana dedim bize düşmüş dedim başka çağrı yani ben böyle İslam olarak hani bir şeyler yapınca beni odaya çekti hani yavaş git ne yapıyorsun memleketi sen mi kurtaracaksın dedi bana kalmış dedim ben de ne yapalım bize de o kalmış ülkücülükten kaldı müslüman olduk dedik İslam olduk gene terörist olduk gene kaldık bize kalıyor ya bir şey ihale bir insanın başına kalıyor bunu normalde sen istesen de istemesen de geliyor keletir kafandan aşağı geçiriyorlar ondan sonra bir gece beni çevirdi polis
dersten geliyorum altı parmak o zaman böyle tanzim olmadı Ahmet Kaya çalıyor şeyde CD'de böyle polis bir bana baktı bir böyle çalan CD'ye baktı şeye hani sakallı dedi Hacı abi hayırdır dedim ülkücü oldum vatan hain oldum müslüman oldum gene vatan hain oldum şimdi komünist oldum dedim ya bağırıyor komiserim diyor Mustafa Özbağ diyor adımı filan sorma daha bekliyorlar ya diyor Mustafa Özbağ komünist olmuş diyor komünist olsak da bir şey değişmiyor ki bizi mimliyorlar zaten ama müslümanlar sonuç itibariyle sonuç itibariyle
ne yazık ki Ümmet-i Muhammed'in başına gelenlerden gerekli olan dersini almıyor böyle ben konuştuğum zaman da ben normal bir müslümana radikal geliyorum ya sufi böyle mi konuşur ya böyle konuştuğu için sürmüşsünüz zaten Niyazi Mısri'yi böyle konuştuğu için zaten yapmışsınız yapacağınızı Allah'cı Mansur'u böyle konuştuğu için Hazreti Hüseyin Efendimiz'e de yapmışsınız yapacağınızı böyle konuşanlara hep yapmışsınız yapacağınızı ümmet yapıyor müslümanlar yapıyor ondan sonra Bursa'ya adam cami yapıyor şey yapıyor çeşme yapıyor
buradan müslümanlar içemez diyor bundan da ders almıyor kimse bakın bundan da ders almıyor soruyorlar neden böyle ee diyor bir tane hadi diyor papazı al diyor haşmetli nereye diyor saraya al tutuklanmış gibi yap iki asker gönder papazı alıyorlar tutuklanır gibi bütün Hristiyanlar yığılıyorlar diyorlar ki yapmayın nikahımız onda boşanmamız onda çocukları vaftiz eden onda her şey onda biz onsuz yaşayamayız ne olduysa ne gittiyse söyleyin biz diyor halledelim bu meseleyi ama bizim papazımızı verin yazan diyor görüyor musun diyor
diyor bir papazı aldın bütün Hristiyan ahali ayaklandı papazı kurtarmak için sal diyor salıyor şimdi diyor Yahudi hahamı al bu sefer Yahudi hahamı alıyorlar haydi Yahudiler ayaklanıyor bizim hahamımızı geri ver tamam bunu da bırak diyor onu da bırakıyor şimdi diyor müftüyü al zamanın Bursa müftüsünü zamanın Bursa müftüsünü alıyorlar ne arkasından gelen var ne arayan var ne soran var hatta muhabbet şu belliydi canım çok da ileri geri konuşuyordu böyle olacağı da belliydi onun müftü bir gün iki gün üç gün dört gün müftüyü ara ne soran yok
diyor ki bu yüzden işte ben dedim ki buradan Müslümanlar su içemez bakın bu yüzden dedim diyor Müslümanlar buradan su içemez kardeşler bir acı bir şey daha söyleyeyim mevzuyu bitireyim Hz. Hüseyin Efendimiz Kerbela'da şehit olurken hem şehit eden askerlerin içerisinde hem de Şam'da Yezid'in etrafında sarayda sahabeler var hem şehit eden askerlerin içerisinde hem Yezid'in sarayında etrafında sahabeler var ah sahabım yıldızlar gibidir
hangisine sarılırsanız bana ulaşırsınız sözünden dolayı susuyorum Mustafa Özbağ dilini koru diyorum sahabelere söz söyleme diyorum bunu yıllar önce okuyan bir insanım bunu İslami hayatımın başında okuyan bir insanım bunu İslami hayatımın başında okuduğumdan kendime ders çıkardım dedim bir ölçüyü konuş Müslümanların aleyhine beşe konuşma ama bu gerçek benim ciğerimi yırtıyor benim içimi yakıyor ve o yüzden diyorum
Müslümanın Müslümana yaptığını gavur yapmıyor Müslümanın Müslümana yaptığını gavur yapmıyor bu acı bir şey bakın bu çok acı bir şey bunu sufi hayatım boyunca da birebir yaşamış insanım kardeşim dediğin yapıyor ne yapıyorsa arkadaşım dediğin yapıyor ne yapıyorsa kol kola yol yürüyorum dediğin kimse yapıyor ne yapıyorsa evet önce o satıyor seni önce o hançerliyor seni çünkü dışarıdakına karşı bir sen tavır takınıyorsun dışarıdakini biliyorsun ona karşı bir cephe oluşturuyorsun yanındakini oluşturmuyorsun ya o hiç düşünmüyor
sol yanından seni kancıklıyor o hiç düşünmüyor sağ yanından seni kancıklıyor o hiç düşünmüyor hiç düşünmüyor seni arkadan kancıklıyor İslam dünyasında bu büyük bir hastalık bakın bu büyük bir hastalık ve olan hadiselerden Müslümanlar ders alıp ben böyle olmayacağım böyle olmamalıyım diyemiyor Hallâc-ı Mansûr'un katlini olan fermanın altında Cüneydi Bağdadi'nin imzasının olduğu gibi kim Cüneydi Bağdadi?
teyzesinin oğlu Hallâc-ı Mansûr'un katil fetvasının altında Cüneydi Bağdadi'nin imzası var kim Cüneydi Bağdadi? Hallâc-ı Mansûr'un teyzesinin oğlu Hz. Hüseyin Efendimiz'i düşünürken Hz. Hüseyin Efendimiz'i düşünürken böyle okuduklarımı rüyamda gördüklerimi halimde gördüklerimi bazen hatırlamak istemiyorum kalbim birilerine buğz etmesin diye ben de benim içim kayabilir kaydığı zaman
o Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hz.'nin huzuruna çıktığında onun ashabıyla alakalı olumsuz bir şey düşünmeyeyim diye savaş veriyorum empati yapamıyorum yani Hz. Hüseyin Efendimiz şehit olurken orada susuz aç günlerce uykusuz çocuklar var ve onu şehit eden askerlerin içerisinde sahabeler var bunu böyle isimlerini dahi hatırlamak istemiyorum kim olduklarıyla alakalı Yezid'in etrafında askerler sahabeler var bunların da isimlerini hatırlamak istemiyorum
bundan ümmet ders çıkarmıyor kendisine en acı olan da bu ve sonra başlıyorum sıralamaya artık tabi'in teba'i tabi'in ondan sonrakinler sonra gelenler bu damarı bozuklar bunu böyle söylüyorum artık böyle bu damarı bozukluk bu ümmetin içerisinde devam ediyor bunlar böyle Kabil'in damarı bu damar bütün inananların kendi zamanlarında kendi içlerinde olan şeyler yani Hz. İsa Aleyhisselam'ı
o zalim Yahudilere satan yanındaki havarisi ya hani 10 tane havarisi var ya onun bir tanesi ya havarisi niye altına sattı ya paraya sattı havarisi havarisi 10 taneden bir tanesi demek ki yani Ümmet-i Muhammed'in içerisinde de bu devam ediyor yani 73 fırka 72'ye bölün 73'e bölünmüş birisi kurtuluşta 72 dahilede biz bunu bir de şey olarak algılıyoruz işte hafizi rafizi ne bileyim işte mürci şu bu filan bunları sıralıyoruz ben meseleye o gözle bakmıyorum sadece senin adın ehli sünnet
olabilir sen kimi sattın ona bak senin adın ehli sünnet olabilir sen ne yaptın ona bak hangi müslümana zarar verdin ona bak sen hangi topluluğa zarar verdin ona bak sen o yüzden hani şimdi kendi kendimize o 72 fırkayı anlatırız ya hani işte bunlar delalette diye kardeş adın ehli sünnet olabilir Kur'an ve sünnete uymuyorsan ölçülerine uymuyorsan sen de delalettesin bir şey daha söyleyeyim kapatayım mevzuyu hani bizi delalette eyleme diye Fatiha'da okuduğumuz yer var ya bir kısmı demiş ki ehli sünnete ehli beyte karşı gelenler
delalette olanlardır demiş konuyu kapatmış ehli beyte ve öğretisine karşı gelenler bu delalette olanlar bunlar demişler konuyu kapatmışlar bugün hazırladım hiçbir şey okuyamadım hakkınızı helal edin böyle bir gün yaşandı bizim de böyle bir şey yaşanacakmış yaşanacak olan yaşanıyor gelecek olan geliyor biz de bundan ölçümüzü nasibimizi alacağız hayatımıza yolumuza devam edeceğiz Rabbim bizleri Ümmet-i Muhammed'e zarar vermekten korusun muhafaza etsin El-Fatiha amin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.