mustafaozbag.org

EHL-İ BEYT'İN ŞEHADETİ - 16.07.2024

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 17 Temmuz 2024 · 1:25:56

Önzübillâh'i müneşşeytanurrejim, Bismillâhirrrahmanurrahim, Eftâli zikr, Fâlemennâhu, Lâhînâ, Muhammeden Resûlullah, Cemiyen Enbiya'yı ve El-Murselin, Velhamdülillâhi Rabbîl Âlemîn. Selâmünaleyküm.
Aleykümselâm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbîm cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbîm cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışanlardan eylesin. Âmîn. Kur'an ve sünnet-i seneye yaşanması ve yaşatılması için mücadele edenlerden eylesin. Âmîn. Ümmet-i Muhammed'e nerede, ne şekilde olursa olsun zulmeden ümmet-i Muhammed'in namusunu, şerefini, haysiyetini ayaklar altına alan her kim var ise, her nebi sistem var ise, Cenab-ı Hakkı hepsinde kahri perişan eylesin. Âmîn.
Hepsinin de burunlarını sürtsün. Âmîn. Hepsini yerle yeksan eylesin. Âmîn. Âmîn. Kerbela, malum Kerbela denilince, ümmet-i Muhammed'in yaklaşık 1400 yıldır acısı, hicri 50. yıldan sonra ne yazık ki ümmet-i Muhammed böyle bir acıyla tanışıyor. Bunun üzerine tarihçiler kendilerince bu Kerbela olayının tarihini kaleme alıyorlar.
Bu hüznü dile getiren ağıtlar, değişler, bu manada hikayeler, tarihi notlar, bunların hepsini üst üste koyduğumuzda acısı dinmeyecek, yarası kapanmayacak bir yara. Ama sonuç itibariyle hayatı yaşanıyor ve her Muharrem'in 10. günü Kerbela'yı tekrar konuşuyoruz. Yıllardan beri konuşulmuş, yine konuşulmaya devam edecek.
Herkes kendince bir taraftan bakıyor, herkes kendince, kendi ideolojik durumuna göre, felsefi durumuna göre, kendi mezhebi durumuna göre meseleye bakmaya çalışıyor. Bakmaya çalışmışlar. Herkes kendi bakışını, kendi görüşünü koymuş orta yere. Ama sonuç itibariyle bir vaka var. Bu vaka, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin Ehl-i Beytim dediği, iki torunundan birisinin şehit edilmesi.
Kim hangi pencereden bakarsa baksın, kim bunu nasıl yorumlarsa yorumlasın, ortada upuzun yatan Hz. Hüseyin Efendimiz var. Ortada Ehl-i Beyt'in çocuklarını şehit eden ve Hz. Hüseyin Efendimiz'i de şehit eden bir sistem var. Yezid ve avanesi. Sonuç itibariyle, tabi bunun başlangıcına da bakacak olursak, bu hadise ta Muaviye'den başlıyor.
Bunun daha da başlangıcına bakacak olursak, Muaviye'nin babasından başlıyor. Yani Süfyan'la Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri hiç anlaşamadığı gibi, Muaviye ile Hz. Ali Radiyallahu Anh Hazretleri hiç anlaşamamışlar. Bu böyle kan davası gibi, sonuçta Yezid ile de Hz. Hüseyin Efendimiz, sonuç itibariyle vaka olarak sonucu, Yezid'in Hz. Hüseyin Efendimiz'i şehit etmesi. Tabi orada kalmıyor. Emeviler, Ehl-i Beyt tekrar iktidarı ele geçirmek için, yeniden iktidarı zorlarlar diye Ehl-i Beyt'e baskıya başlıyorlar. Bu Emeviler yıkılınca kadar, hatta Abbasiler'de de bu konuda sıkıntılar var. Bu Ehl-i Beyt'in çilesi, normalde tabi Hz. Ali Efendimiz'den başlıyor. İlk önce Muaviye, Hz. Ali Efendimiz'in halifeliğini kabul etmiyor.
Halifeliğini kabul etmeyince, ümmet ikiye bölünmüş oluyor. Ümmet ikiye bölünecek neredeyse. İşte hakem tayin edelim diyorlar. Hakem tayin edince, orada Muaviye'nin atadığı, çok akıllı, zeki bir kimse var. O, Hz. Ali Efendimiz'in hakemini tabiri caizse oyuna getiriyor. Böylece sistem olarak, sistematik olarak, devlet ikiye bölünüyor. Bir kısmı Şam'da, Muaviye'nin halifeliğinde, bir kısmı da işte Küfe'de, Hz. Ali Efendimiz'in halifeliğinde. E bu böyle devam ederken, Hz. Ali R.A. vefat ediyor. Vefat edince, Küfe'liler hemen Hz. Hasan Efendimiz'e biat ediyorlar. Hz. Hasan Efendimiz'e biat edince, bu sefer Muaviye ordu topluyor. O, zaten ordusu var.
Hz. Hasan Efendimiz'in üzerine yürüyor. Bakıyor, Hz. Hasan Efendimiz çok kan dökülecek. Bu sefer barış yapıyor. Halifelikten feragat ediyor. Ve Medine-i Münevvere'ye yerleşiyor. Medine-i Münevvere'de, züht içerisinde, takva içerisinde bir hayat yaşamaya başlıyorlar. Aynı şekilde de, Hz. Hüseyin Efendimiz, her ne kadar Hz. Hasan Efendimiz'in, yani ağabeyinin halifelikten feragat etmesini kabullenmese dahi, susuyor, seslenmiyor.
O da Medine-i Münevvere'de hayatını devam ettiriyor. Ta ki ne zamana kadar Muaviye yaşlanınca, yerini oğlu Yezid'e atıyor. Ve bütün herkesin Yezid'e biat etmesini istiyor. Herkesin Yezid'e biat etmesini isterken, en önemli, kendisine muhalefet edecek, bu noktada hani hilafete en yakın ve insanların teveccühünü kazanacak olan en büyük rakibi Hz. Hüseyin Efendimiz.
Ve Hz. Hüseyin Efendimiz'e bu tip baskılar başlayınca da olaylar manzumesi başlıyor. Tabii harici kaynaklar, şia kaynakları, rafizi kaynakları, ne bileyim işte mürci kaynakları, bu tip böyle hani belli mezhebi ve mezhebe tabi olan kaynaklarda bu olaylar farklı pencerelerden bakılıp farklı yorumlanabilir. Yorumlanmış da. Fakat bu son zamanlarda bunlar tekrar ısıtılmaya başlandı. Birkaç tırnak içerisinde selefi, vahabi tabanlı konuşmacılar, gazeteciler, yazarlar, hocalar adına ne derseniz deyin. Bunlar böyle inceden inceden bir yeniden bu meseleleri ısıtıp sanki Hz. Hüseyin Efendimiz mevcut sistemi devirmek için kalkışmış gibi bir hava oluşturuyorlar.
Yani şunu demeye getiriyorlar. Hani Hz. Hüseyin Efendimiz ve yanındakiler bayi sistemindeydi. Bayi olunca onların öldürülmesi haktı. Yani Hz. Hüseyin Efendimiz ve yanında şehit olanların hepsini de kafir hükmüne koymaya çalışıyorlar. Bunu özellikle birkaç tane böyle Mısırlı, Suudlu kimselerden bunu böyle hani Allah razı olsun onlar da kim çalışma yaptıysa alt yazılı bir şekilde böyle konuşmalarını dinledim.
Birkaç makale okudum Türkçe'ye çevrilmiş. Bunlara baktığımda meseleyi böyle ben öyle anladım. Ben kendi anladığımı aktarayım. Yani siz eğer ki Suud Krallığı'na, Ürdün Krallığı'na veya Mısır sistemine başkaldırırsanız, yani bu sistemle alakalı bir mücadeleye girişirseniz küfür ehli olursunuz ve öldürülmeniz hak olur.
Meseleyi buraya bağlıyorlar. Yani özellikle tekrar tekrar bu geçmiş bayağı oldu bunları böyle birkaç ay üzerinde durdum. Geriye dönüp dinliyorum onları ve hatta bir daha okuyorum bir hata yapmayayım diye. Özellikle bu son dönemde bu böyle Selefi, Vahabi, Suud çizgisinde bu desteklenir hale gelmiş. Ve kendi sistemleri bozulmasın, kendi düzenleri bozulmasın diye özellikle bu konu işleniyor.
Ve özellikle İslam dünyasında komple İslam dünyasında Müslümanların başlarında bulunan mevcut sistemleri kabullenilmesini ve bu mevcut sistemlerin hoşuna gitmeyecek hareketler yapılmamasını, böyle şeyler olursa bayi hükmünde, kafir hükmünde olacakları ve küfre düşeceklerine dair böyle bir oluşum var. Bu bütün İslam ülkelerinin ve normalde bütün dünya üzerindeki Müslümanların üzerinde bunun bilinçli bir şekilde işlendiğini gördüm.
Ve bu böyle bilinçli bir şekilde işlendiğini görünce bu akşamki sohbete ana hat olarak evet ben olayları çok uzun bir baktım bugün uzun olmuş biraz sohbet sonradan gördüm onu. Ama ben bu konuda direkt mesela Asım Köksal'ın İslam tarihinden olsun diğer tarihçilerden yorumsuz olarak pasajlar aldım. Yani bu yorumsuz pasajlar aldım.
Olay ne? Bunun normalde hani Şia kaynaklarına da bakabilirsiniz, başka kaynaklara da bakabilirsiniz. Aynı olayı normalde anlatıldığını göreceksiniz. Burada hani böyle Şia kaynağı veya Sünni kaynak veya şu kaynak, bu kaynak diye çok belirtmek istemiyorum. Ama ve lakin yani belirtmek istemeyişimin sebebi de şu, İslam dünyasında derinlemesine bir bölünme var. O bölünmeye de ben bir çanak tutmak, o bölünmeye de ben böyle tabiri caizse benzin taşımak istemiyorum. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diye Müslümandır, Allah'ın kitabı Kur'an'ı Allah'ın kitabı olarak beyan ediyorsa, Hz. Muhammed-i Mustafa'nın peygamberliğini kabul ediyorsa, Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali radıyallahu anh hazretlerinin hilafetlerini kabul ediyorsa, benim için ortak nokta budur meselem bitmiştir.
O yüzden bu akşamki sohbet biraz size teknik gelebilir, hakkınızı helal edin baştan. Ama böyle maddelendirmedim ama pasaj pasaj olaylar manzumesini kısa kısa anlatmaya çalışacağım ki, hani ehli beytin üzerinden onlar böyle hani küfre düştüler veyahut da onlar bayi hükmündedir noktasını daha, onların dediği noktayı daha iyi anlayabilelim, çözebilelim diye.
Ali İmran ayet 61, Kim sana ilim geldikten sonra seninle onun hakkında mücadele ederse ona şöyle de, gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra yalvaralım da yalancıların üzerine Allah'ın lanetini dileyelim. Bu ayet-i kerime indiği zaman Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ali efendimizi, Hz. Fatıma annemizi Hasan ile Hüseyin'i çağırdı ve şöyle dedi, Allah'ım işte bunlar benim ehlim yani ailemdir.
Müslim ve Tirmizi'de geçiyor hadis-i şerif sonuç itibariyle. Necranlı Hristiyanlar gelirler, Necranlı Hristiyanlar bugün için Sudanlılar. Necranlı Hristiyanlar gelirler bir devlet böyle devlet başkanı, onların Hristiyan liderleri, bir de normalde hani papaz gibi öyle söyleyeyim, 14 kişilik bir kurul gibi bir kurulları var, tabi kalabalıklar. Bunlar din tartışmaya gelirler. En sonunda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onlar İsa'nın oğlu olduğunu iddia ederler. Cenab-ı Hak da İsa aleyhi ve sellem peygamber olduğunu, Allah'ın doğurmadığını, doğurulmadığını, İsa oğlu olmadığını söyler. Mesele böyle zıtlaşma, inatlaşma ile giderken, işte lanetleşme ayetine iner.
Bu sefer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bunu böyle anlatırım. Yine aynı olay çünkü bu, böyle bir rüzgarlı soğuk bir Medine sabahıdır. Göz gözü görmez toz duman içindedir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de rahatsızdır, hastadır. Zaten bir müddet sonra vefat ediyor bu hadiseden sonra. Çıkar bu yaklaşık çünkü hicretin 9. yılında filan. Herkes sahabe, herkes sabaha kadar dua eder. Hani Ehl-i Beyt ben olayım diye. Eşleri dahil buna. Hani onlar da Ehl-i Beyt biz olalım hani bu konuda diye. Tabi sabah olduğunda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ali efendimizi, kızı Fatıma'yı Hasan ile Hüseyin'i alır, meydana çıkar tabiri caizse.
Bunların aynı zamanda da hani aba ashabı da denir. Büyük bir abası vardır. Malum o böyle sıkıntılı, hüzünlü günlerinde giydiği siyah bir abası. Onu alır, böyle kendisi böyle ortada durur. Tam arkasına Hz. Fatıma annemizi koyar. Onun arkasına da Hz. Ali efendimizi koyar. Sağına Hz. Hasan alır. Soluna da Hz. Hüseyin efendimizi alır. Fatıma annemizin sağına soluna. Orta yere çıkar abanın altında. Böyle dua eder. Cenab-ı Hakk'a da der ki, işte benim ehl-i beytim bunlardır der. Tabi bu samimiyeti gören Necra'nın ileri gelenleri derler ki, bu davasında samimi.
Biz lanetleşmeye çıkarsak, eğer o hak ise, bizim soyumuz kurur, hiçbir şeyimiz kalmaz derler. ve lanetleşmeye çıkmazlar, geri dönerler oradan. İşte bu hadisede, Cenab-ı Hak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hani ehl-i beytini orta yere çıkarır. Tabi başka bir ayet-i kerimede de, hani Allah senin ehl-i beytini affetmek, temizlemek ister, diye başka bir ayet-i kerime daha var. İşte ehl-i beyt müessesesi, sonradan müessese haline gelir. Ehl-i beyt hadisesinin başlangıcı budur. Tabi sonra, Hasan ile Hüseyin'in, Hz. Fatıma'nın ve Hz. Ali Efendimiz'in, ehl-i beytliği tasdik olmuş olur. Tabi başka hadis-i şerifler de var. Hani, ehl-i beytimdir dediği sahabeler var. Onlar da normalde ama, ashab-ı abadan değil onlar.
Biz şimdi Hz. Hüseyin Efendimiz'in üzerinde yoğunlaşacağımız için, biz konumuzda sabit kalalım. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hasan ile Hüseyin Efendimiz için, Allah'ım ben bu ikisini seviyorum, sen de sev diye dua eder. Buhari, Müslim ve Tirmizi de, yine Tirmizi de, Hasan ile Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir, der. Yine Tirmizi de, Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim. Hüseyin'i seveni Allah sever, Hüseyin torunlardan torundur buyurur. Yine Ebu Davud'da, İbn-i Maci'de, Tirmizi'de geçiyor hadis-i şerif. Ey insanlar, size iki şey bırakıyorum. Bu veda hutbesinden alınma. Onlara uyarsanız asla sapıtmazsınız.
Allah'ın kitabı ve ehl-i beytimdir, der. Bunları böyle sıraladım ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hasan ile Hüseyin efendimizi sevmiş, onlara muhabbet beslemiş, ve bu manada onları övücü, mümmet edici sözler kullanmış. Onlara kıymet vermiş, hatta hani meşhurdur hutbe irade ederken, Hasan ile Hüseyin mescide girmiş, inmiş hutbeden onları sevmiş, demiş ki, bir de ayet-i kerimeyi okumuş, hani mal ve evlatlar dünya süsüdür sizin diye, bunu da söylemiş.
Veyahut da bir gün Cebrail aleyhisselamla görüşme yapacağı zaman, Ümmü Seleme annemize diyor ki, kapıda dur, hiç kimseye katma içeri diyor, ama Hasan ile Hüseyin dalıyorlar içeri, o da onları durduramıyor, durdurmuyor. Birisi bir dizine, birisi bir dizine oturuyor, ve rivayet edilir, birisinin dudağından öptüğünü, birisinin boynundan öptüğünü, bu sefer de Cebrail aleyhisselam der, Hz. Hasan için zehirlenerekten öldürülecek, öbür gün de boynu kesilerekten şehit olacak der.
Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yüzüne söyler, Cebrail aleyhisselam. Ve o malum olay, Kerbela'da tecelli eder. Tabi ondan önce, Hz. Hasan Efendimiz zehirlenir. Zehirlen, Muaviye'nin, hediye olarak gönderdiği, bir cariyedir. Muaviye, Hz. Hasan Efendimiz'e hediye olarak bir cariye gönderir, ve o cariye, Hz. Hasan Efendimiz'i zehirler, sorarlar niçin zehirlediğini, kıskandığımdan zehirledim der. Benden sonra başka bir kadına gitmesin diye der. O ise cariyedir. Cariye normal nikahlı eşi değildir. Nikahlı eşi olmamasına rağmen onu zehirler.
Şimdi, bunu, Emevi tarihçileri, veya günün, bu vakaya şahit olanlar, Muaviye'nin, baskısı altında, bu olayı çok fazla irdelemezler. Çünkü, Muaviye, kendi saltanatını, sağlamlaştırmak için, ne kadar muhalif, kimse var ise, hepsinin üzerinde, aşırı derecede baskı politikası uygulayan, parayla satın alınabilecek olanları, parayla satın alan, makamla satın alınacak olanları, makamla satın alan bir idarecidir.
devlet idaresi açısından, Hz. Ebubekir Ömer Osman Ali, radallahu anh hazretlerinin, çizgisini takip etmeyen, dikkat edin, yani, ahşere-i mübeşşerenin, çizgisini takip etmeyen bir devlet başkanıdır. Böyle olunca, muhalifleri sindirme, muhalifleri hatta yok etme, muhaliflerin üzerinde, aşırı derecede, her türlü, entrika ve oyunu, yapabilecek kapasitededir.
Bir kısım, hatta, sahabeleri dahi, para vererekten, kendi safına, alabilecek yapıda bir kimsedir. Tabi, Muaviye yaşlanır, yaşlanınca da, henüz daha sağlığında, hem, saraydaki askerlerin ve bürokratların, emri altındaki valilerin, bürokratların ve askerlerin, Yezide biat etmelerini emreder.
Ve, emrinin altındaki bütün herkes, Yezide biat eder. Tabi, önemli olan, o güne kadar hiç sessiz oluğu çıkmayan, ama bütün Müslümanların, teveccühünü kazanmış, bu manada Müslümanların sevgisini kazanmış, en önemli muhalif, Hz. Hüseyin Efendimiz'dir. Hz. Hasan Efendimiz, vefat etmezden önce, Hz. Hüseyin Efendimiz'e, bu minval üzerinde, vasiyetler eder, sözler söyler. Ben şimdi, oradan önce notlarıma döneyim, öyle gideyim.
Malum olay Kerbela'da, Kerbela'da, Bağdat'ın, 100 km'ye yakın, güneybatısında, Küfe'ye 70 km'de bulunan, Fırat Nehri'nin kenarında, bir bölge. Ve, tarih boyunca da bu vaka, Kerbela vakası olarak nitelendirilmiş. Fırat Nehri'ne uzak değil. Ama, tam böyle çöl, çölün, Fırat'ın, Fırat çölden geçiyor. Böyle, Fırat Nehri'ne uzak değil. Hatta, kıyı olarak da, Fırat Nehri'ne, kıyı bir yer. Ve, Hz. Hüseyin Efendimiz, babasının halifeliği sırasında, yani Hz. Ali Efendimiz'in halifeliği sırasında, o da küfeye gider, küfeye yerleşir.
Hz. Ali Efendimiz'in bütün gazalarına, bütün cihatlarına katılır. Ve, Hz. Ali Efendimiz'i vefat ettikten sonra, Hz. Hasan Efendimiz'in altı aylık bir halifeliği vardır. Oradaki, küfeli Müslümanlar, Hz. Hasan Efendimiz'e biat ederler. Muaviye, asker topluluğu askerlerini, zaten Muaviye'de, Hz. Ali Efendimiz'in zamanında da, kendince hilafetini ilan eden, devlet başkanı statüsündedir. Böylece, Hz. Hasan Efendimiz de, Muaviye ile anlaşır. Ve anlaşma noktasında, Hz. Hüseyin Efendimiz, her ne kadar bu anlaşmaya, itiraz etse de, şerh de koysa, Hz. Hasan Efendimiz halifedir. Halifeye biat etme noktasında, Hz. Hasan Efendimiz'in, bu, barışını kabul eder. Ve küf eden, Hz. Hasan Efendimiz ile beraber, Medine'ye göç ederler.
Ve, Hz. Hasan Efendimiz, hilafet noktasında, ehl-i beyte kalamayacağını, hilafetin, kalmayacağını, bu benim kendi öngörüm. Kalmayacağını, öngörmüş, bir ferasete, bir ilme, ilmin ledüne sahip bir kimsedir. Öyle olunca, normalde, bunu çünkü, yine tarihi bir kitapta, Hz. Hüseyin Efendimiz'e olan, tavsiyelerinden çıkardığım bir sonuç.
Ona böyle tavsiye ediyor çünkü. öyle tavsiye edince, ehl-i beytin, bu noktada, devlet idare eder ise, devlet idaresine girer ise, yani, o nübüvvet hareketini, peygamberi hareketi, yerli yerine, tam manasıyla, oluşturamayacaklarını, insanlara, Kur'an ve sünnet noktasında, hizmet edemeyeceklerini anlar, Hz. Hasan Efendimiz.
Ve böylece, Emevilerle, barış yapar. Bu barışın izahını, Hz. Hüseyin Efendimiz'e yapar. Ki, hani böyle bir hareketin içerisine, onun girmesini bir nebze, önlemek istediğine inanıyorum. Çünkü, hani, sonu gören bir kimse, baştan, tedbirini alır. Takdiri değiştirir mi bu? Değiştirmez. Ve bu anlaşmadan dolayı, Hz. Hüseyin Efendimiz, Medine-i Münevvere'de, hayatını devam ettirir. Hz. Hasan Efendimiz'in vefatından sonra da, Yezid, bu manada, Muaviye henüz daha sağdır. Ve, Muaviye, bu noktada, az önce dediğim gibi, Yezid'e, biatını herkesin gerçekleştirmesi için, baskı yapar.
zaman zaman, Hz. Hasan Efendimiz vefat edince, bir kısım Müslümanlar, Hz. Hüseyin Efendimiz'e gelerekten, hem babası, Hz. Ali Efendimiz'in intikamını alması için, hem de abisi, Hz. Hasan Efendimiz'in intikamını alması için, Hz. Hüseyin Efendimiz'e gelirler, konuşurlar, mektuplar gönderirler. Burası neden önemli? Yani, insanlar, hem Muaviye'nin, hem de Yezid'in yönetiminden rahatsızlar, ama bir lider arıyorlar. O lider, kendilerince, Hz. Hüseyin Efendimiz. Hz. Hüseyin Efendimiz'e, bu noktada, tabiri caizse, baskı yapıyorlar. Muaviye'nin sağlığında, Hz. Hüseyin Efendimiz'in, hiçbir hareketi yok.
Hiçbir davranışı yok. Ve, Hz. Hasan Efendimiz'i vefat ettikten sonra da, Muaviye, özellikle, Hz. Hüseyin Efendimiz'e, mektup gönderiyor. Diyor ki, hani böyle, hilafet makamı için, bir hareket etme. Herhangi bir şey yapma. Hz. Hüseyin Efendimiz de, Muaviye'ye, fitne çıkarmayacağına, hatta, dine veri tarihçinin, sayfa 224 ve 225, oradan küçük bir alıntı yaptım. Muaviye, Hz. Hüseyin'e fitne çıkarmaması için, tavsiyelerde bulunmuş.
O da cevabı mektupta, yazılı çünkü bu mektup var. Seninle savaşmak ve sana karşı çıkmak niyetinde değilim demiştir. Şimdi, bunları böyle, not olarak almamız sebebi şu, şia kaynaklarda farklı şeyler söyleniyor. Hani böyle, burada, Hz. Hüseyin Efendimiz, sonuçta, Muaviye'nin, hilafetini, abisi Hz. Hasan kabul edince, o da kabul ediyor.
ve, bu biattan, bu anlaşmadan, geri dönmüyor. Çünkü, çok ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, biatından geri dönmek, biatı çözmek, anlaşmadan geri dönmek, çünkü, büyük günah keballilerden birisi. Ve, Hz. Hüseyin Efendimiz, abisinin biatını bozmuyor hiç. Muaviye'ye olan biatlaşmada, bir sıkıntı çıkarmıyor. Ve, ama, Muaviye'ye karşı, takınmış olduğu bu nötr tavır, bir müddet sonra yavaş yavaş, eee, bozmak demeyeyim de, soğumaya başlıyor. Ne zaman ki, Muaviye, kendi sağlığında, oğlu Yezid'e, biat edilmesini isteyince, birçok Müslümanın rahatsız olduğu gibi, Hz. Hüseyin Efendimiz de rahatsız oluyor.
Hani bu çünkü, kabul edilebilir bir şey değil. Ve, Muaviye, öldükten sonra, halifelik makamına, oğlu Yezid, çıkıyor. Ve, daha öncesinden, Yezid'i normalde öne sürdü, Yezid'in, hilafetliğini herkesin, kabul etmesini istiyor. Yani, bir rivayet var. Bunun, kaynağını, ııı, normalde net olarak, ııı, bulamadım. Bunun da altını çizeyim. Söylenmiştir, söylenmemiştir. Bir şey diyemem ama, birkaç yerde bunu, buna rastladım. O yüzden onu da buraya aldım. Hani bir kaynakta değil, üç dört kaynakta bu var. Ama, şu eserde, diye bunu bulamadım.
Burası çünkü, bu meselenin, hemen hemen, can damar noktası. Ey oğlum, Yezid'e söylüyor bunu. Ey oğlum, senin için her türlü imkanı hazırladım. Düşmanlarını zelil kılarak, sana boyun eğdirdim. Kurduğum bu düzende, dört kişi hariç, kimsenin seninle mücadele etmesinden korkmuyorum. Seninle mücadele etme ihtimali bulunan kişiler, dikkat edin buraya. Ali'nin oğlu Hüseyin, Ömer'in oğlu Abdullah, Zübeyir'in oğlu Abdullah, ve Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'dır. Dört kişi var. Seninle diyor, mücadele edecek, seninle hilafet noktasında, veyahut da dini noktada, seninle hilafet edecek, tartışacak dört kişi.
Ali'nin oğlu Hüseyin, Ömer'in oğlu Abdullah, hani meşhur Abdullah var ya, hep böyle ben onlardan, ondan çok hadis naklederim. Fakih bir kimsedir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kayınçosu zaten. Zübeyir'in oğlu Abdullah, malum Zübeyir ilk Müslümanlardan ve çok cengaver bir kimse. Ve Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman'dır. Bu da Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in, bir oğlan var Abdullah, bir de Abdurrahman var. Bu Abdurrahman daha şahin. Hz. Ebu Bekir'in Efendimiz'in oğlu Abdullah, alim. O ilk Kur'an'ı tefsir eden, tefsirci bir kimse. Ama Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in oğlu Abdurrahman ise, daha böyle sert yapıya sahip. Bu konunun belki de en önemli can alıcı, aydınlatıcı bir yeri.
Çünkü Muaviye oğlunun halifeliği için bütün zemini hazırlıyor. Aslında bu hazırlık ta Hz. Osman Efendimiz'in zamanından başlıyor. Malum Hz. Osman Efendimiz'in şehadeti zamanında, Şam'dan beş bin kişilik asker geliyor Medine-i Münevvere'ye. Bu beş bin kişilik asker, Mısır'dan gelen üç beş bin kişilik çapulculara karşı değil. Malum Mısır'dan gelen Abdurrahman bin Avf'ın, Avf mı da as mıdır şimdi tam toparlayamadım. Mısır valisi. Mısır valisinin o zaman için Muaviye'nin en yakın arkadaşı, Abdurrahman bin As olması lazım. O tabi aynı zamanda sonra da hakem olarak, Muaviye'nin hakemi seçiliyor.
Ve oyuna getiriyorlar Hz. Ali Efendimiz'in hakemini. Diyor ki, ikisi de anlaşıyorlar. Diyorlar ki, biz iki halifeliği de fesh edelim. Üçüncü bir şahıs çıksın çıkaralım. Üçüncü bir şahsı çıkararaktan onu halife yapalım diyor. İkisi anlaşıyorlar. Hz. Ali Efendimiz'in hakemi çıkıyor topluluğa. Diyor ki, bu yüzü çıkardığım gibi Hz. Ali Efendimiz'in halifeliğini aldım diyor. İki hakem anlaşmışlar. İkisi de böyle açıklama yapacaklar. Muaviye'nin hakimi diyor ki, bu yüzü parmağıma taktığım gibi Muaviye'nin hilafetini de ilan ediyorum diyor. Oyuna getiriyorlar onu. İşte aynı Muaviye, Medine-i Münevveri'nin dışına beş bin kişilik asker gönderiyor. Ve diyor ki, benden haber bekleyin. Sakın bir olaya karışmayın. Benden haber bekleyin.
Beş bin kişi Medine-i Münevveri'nin dışında bekliyor. Mısır'dan gelen üç beş bin kişilik çapulcular, Hz. Osman Efendimiz'in devlet başkanlığını ve evini muasara altına alıyorlar. Giriş çıkış yasak, içeri yiyecek içecek girmesi çıkması yasak, Hz. Ali Efendimiz Hz. Hasan ve Hüseyin'le ona her gün o üç beş bin kişilik çapulcular ordusunun arasından geçerekten ona her gün yiyecek içecek ve su götürüyorlar.
Ve ne zaman ki Hz. Osman Efendimiz şehit oluyor, şehit olduktan sonra Muaviye o beş bin askeri Medine'nin dışından tekrar Şam'a çağırıyor. Ve o beş bin asker Hz. Osman Efendimiz'in şehitliğini seyrediyor. Bunları niçin anlatıyorum? İslam dünyasında ayrılıkların, İslam dünyasında fitnelerin başlamasıdır bu. Fitnelerin başlaması.
Ve böylece aynı Muaviye, aynı Muaviye oğlu Yezide diyor ki ne kadar muhalefin var ise senin hilafetine kim karşı çıkacaksa hepsini zelil ettim, hepsini yerle yeksan ettim. Ama dört kişi var ki bunlar tehlikeli. Bunlar kim? Ali'nin oğlu Hüseyin, Ömer'in oğlu Abdullah, Zübeyir'in oğlu Abdullah, Ebu Bekir'in oğlu Abdurrahman. Ve normalde tabi vefat ediyor Hz. Ali Efendimiz, Yezid'in hilafetine karşı çıkmasının en önemli noktası şu. Diyor ki, bu babadan oğula devlet başkanlığının geçmesi, dikkat edin buraya, bu Bizanslıların usulü ve kaidesidir. Bizanslıların, bu Farisilerin usulü ve kaidesidir. Bu Türklerin usulü ve kaidesidir babadan oğula geçme.
Bu esnada henüz daha Türkler İslam değil. Dikkat edin buraya. Türklerin İslam olması Kerbela'dan yaklaşık 200-250 yıl sonradır. Türkler Kerbela olayında herhangi bir taraf değiller. Çünkü henüz daha Müslüman değiller. Toplu olarak, devlet olarak. Ama Hz. Ali Efendimiz, buraya da bir not düşelim. Muasara altına alınınca, hatta alınmazdan önce, defalarca haber gönderiyor. Diyor ki, bırakın bizi. Biz dayılarımız olan Türklere gidelim. Bu söz çok önemli. Bırakın, biz dayılarımızın memleketine gidelim.
Dayılarımızın. Yani, Hz. Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin eşi, Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin babasının eşi, Türk. Size şimdi ırkçılık gibi gelecek. Değil. Bu böyle diyeceksiniz ki ya, sen zaten Adem'i böyle Türk yaptın. Hani ne olacak ki burası diyeceksiniz. Değil, böyle değil. Çünkü dayılırım diyor orada. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin annesi Türk. E İbrahim'di. İbrahim'in babası da Türk zaten. Şimdi toparlıyorum.
Hz. Ali Efendimiz, mesela Hz. Hüseyin Efendimiz'e, burada not aldım aslında, bazıları Yemen'e gitmesini istiyor. Diyor ki, Yemen'e git. Kabul etmiyor. Medine'ye dön. Kabul etmiyor. Kabul etme işinin altında şu var. Ya Medine'ye gitse de, Yezid'in valisi orada. Mekke'ye gitse, o zaman için Mekke valisi, Yezid'e henüz daha biat etmiyor. Sonradan zaten Yezid, malum Mekke'ye de saldırıyor. Yani yerle ihsan ediyorlar Mekke'yi, talan ediyorlar Yezid'in askerleri. Yezid'in askerleri Mekke'yi de talan ediyor. Hz. Hüseyin Efendimiz, güvenli bölge olarak, Türkiye beldelerini söylüyor.
Diyor ki, bırakın, biz oraya gidelim. Tabi kabul etmiyorlar. Şimdi, Hz. Hüseyin Efendimiz, sonuç itibariyle, küfeye gitmeye karar veriyor. Küfeye gitmeye karar vermesine sebep de, küfeliler buna mektuplar gönderiyorlar. İnsanlar gönderiyorlar. Gel, küfede seni bekleyen bir toplum var. Hepsi de sana biat edecekler. Biz, bu Muaviye ve oğlu Yezid'in zulmünden, bunların normalde Kur'an ve sünnet dışı davranışlarından bıktık gibisinden. Ve normalde tabi, o zaman için Kur'an sünnete göre devlet başkanının seçimi, şuura olması lazım, ehliyet olması lazım, liyakat olması lazım. Kur'an ve sünneti seniye de sımsıkı yapışmış olması lazım bir İslam devlet başkanının.
Yezid, o zaman için söylenilen ayyuka çıkmış durum ve davranışlar var. Sarayda içki alemleri yaptığı, sarayda hatun karı kız işlerinin olduğu, insanların mallarına haksız olarak gasp edildiği, insanların canlarına kıyıldığına dair rivayetler çok. Bir de, hani, İslam devlet başkanının Kur'an ve sünnet tarihisinde olması ve Kur'an ve sünnet tarihisinde seçilmesi gerekiyor.
Atanma ile, böyle değil yani. E, devlet başkanı olacaksa, şuura seçecek onu. Çünkü Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali, şuura seçimiyle oldu. Hz. Hasan Efendimiz, o zaman için şuura seçimi ve hemen halkın biatlaşmasıyla oldu. Bir baskı söz konusu değil, bir zorbalık söz konusu değil. Neyse, bu sefer Hz. Hüseyin Efendimiz, küfeye gitmeye karar verdi.
Amr bir Abdurrahman bin Haris, kendisine şöyle diyor. Duyduğuma göre Irak'a gidiyormuşsun. Ben şahsen halifenin valisi, memurları ve hazinelerinin bulunduğu bir şehre gitmeni senin için mahsurlu görüyorum. Bugün insanlar paraya tapar hale gelmişlerdir. Sana yardım edeceğini vaat edenlerin seni öldürmesinden korkarım. Bakın, daha henüz İslam 50 yaşında diyor ki, bugün insanlar paraya tapar hale gelmiştir.
Nasıl bugünümüzü de anlatıyor, öyle değil mi? Bugün diyor, insanlar paraya tapar hale gelmiştir. İnsanlar güce tapar hale, paraya tapar hale gelmiş. Para insanların ilahı olmuş. Güç insanların ilahı olmuş. Ben bunları böyle küçük küçük not aldım ki, bugünü de çağrıştırsın diye. Hz. Hüseyin radiyallahu anh hazretleri, Amr'a teşekkür etmekle yetindi. Daha sonra İbn-i Abbas geldi. Abbas'ın oğlu Abdullah. Halk senin Irak'a gideceğini söylüyor. Bana ne yaptın açıklar mısın dedi. Hüseyin, şu bir iki gün içinde gideceğim diye cevap verdi. İbn-i Abbas sözünü şöyle sürdürdü. Allah böyle bir şey yaptırmasın. Bana söyler misin?
Sen başlarındaki valiyi öldürmüş, memleketlerine sahip olmuş ve düşmanını kovmuş bir millete mi gidiyorsun? Eğer böyle bir şey yapmadıklarına inanıyorsan git. Yok eğer savaşa çağırıyorlarsa, seni aldatmalarından, cayıp sana karşı çıkarak, yalnız bırakmalarından, hatta sana karşı ayaklanarak en fena kötülüğü işlemelerinden korkarım. Demek ki küfe halkı ne yaparmış? Dostken düşman olurlarmış. Sendenmiş gibi görünüp ama sana olmadık zamanda sırtına çevirirmiş. Ümmet-i Muhammed'in en büyük dertlerinden birisi bu. Ümmet, ümmet hala da bizdenmiş gibi görünenler tarafından aldatılıyor. Hala da ümmet, sanki bizim yanımızdaymış gibi görünen siyasetçi, bürokrat, ilim adamı, ne bileyim işte dini anlamda bir makam sahibi kimseler tarafından aldatılıyor.
İslam'ın 50. yılında böyle olduğu gibi, İslam'ın 1400 yılında da değişen bir şey yok, acı olan bu. Hz. Hüseyin Efendimiz düşüneyim bakalım ne olacak diye karşılık verdi. O gün gidip ertesi gün yine gelen İbni Abbas şöyle diyordu. Amcaoğlu, kendimi sabretmeye zorluyorum ama sabredemiyorum. Eğer düşündüğünü yaparsam başına bir felaket gelmesinden korkuyorum. Altını çizerek bunu dinleyin. Iraklılar dönek insanlardır. Onlara sakın yaklaşma. Burada kal. Sen Hicazlıların efendisisin. Eğer Iraklılar sana yazdıkları gibi gerçekten seni istiyorlarsa, sen de onlara yaz. Önce memleketlerinden valilerini ve düşmanlarını çıkarsınlar. Ondan sonra git.
Şayet illa topluluklar var, şayet illa gitmek istiyorsan Yemen'e git. Orada farklı topluluklar var. Yemen geniş bir yerdir. Ayrıca orada babanın taraftarları da vardır. Bir tarafa çekilir, mektuplar yazar, halka gönderir. Elçi ve propagandacılarını yayarsın. O zaman belki istediğin ortam doğabilir dedi. Hz. Hüseyin Efendimiz bunlara da yanaşmadı. İbn Abbas şöyle dedi. Şayet gitmekten vazgeçmiyorsan, kadın ve çocuklarının göz önünde şehit edilmenden korkarım. Hz. Abbas'ın bu sözleri Hz. Hüseyin Efendimiz'e hiç tesir etmedi. Daha sonra hanım ve çocuklarını alaraktan yola çıktı. Yolda şair Ferazdak'la karşılaştı. Geldiği tarafta halkın ne durumda olduğunu sordu.
Ferazdak şu cevabı verdi. Halkın gönlü senin yanında ama kılıçları Emevileri destekliyor. Kader gökten geliyor, Allah ise dilediğini yapıyor. Tabi şairler malum şiirsel konuşurlar, bunu da şiirsel söylemiş. Hani bir kısım şiir ve şair düşmanları var ya şimdi İslam dünyasında.
Onlara da cevap olsun. Ne diyor? Halkın gönlü senden yana kılıçları ama diyor Emevileri destekliyor. Bu Adem'den itibaren bütün insanların, bütün insanları, bütün toplulukları bozan, ifsad eden, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, askeri, siyaset anlamında büyük bir hastalıktır. Büyük bir hastalıktır bu.
Halkın gönlü senden yana, kılıcı başkasından yana. Biz böyle severiz, muhabbet besleriz ama zora gelince terk ederiz. Zorluğu gördüğümüzde biz o sevdiğimiz, muhabbet beslediğimiz, uğruna her şeyi feda ederiz dediğimiz kimseyi orta yerde yapayalnız bırakıveririz. Güce teslim oluruz.
Ve o teslim olanlar da kendilerince maslahata uyduklarını, yapabilecek bir şeylerin olmadığını, mecbur kaldıklarını söylerler. Bu böyle tarih boyunca topluluklar bu maslahata uyma veyahut da güce tapınma veyahut da kılıçtan korkma neticesinde davalarını satarlar. Hak davasını satarlar.
Bize hep din olarak hani böyle bize bunları anlatırız. Kadına bozulma, paraya bozulma, makama bozulma. Biraz size abes gelecek şimdi. Kadına bozul ya. Kadına bozul. Davanı satma. Ye ya ye. Davanı satma. Davanı satma. Bize bunu öğretmezler. Biz maslahata uyarız. Biz deriz ki Müslümanlar olarak.
Bakın Müslümanlar. Bu Hazreti Hüseyin Efendimizin zamanından itibaren Ümmet-i Muhammed'in içerisinde bu mikrop, bu hastalık, bu böyle omurgasızlık. Bu çizgisizlik, bu istikametsizlik bizim içimizde devam eder. En Müslümanımız dahi maslahatçı olur çıkar. En Müslümanımız dahi ne yapalım söyleyecek bir sözümüz yok der çıkar. Fıkıhçılarımız İmam-ı Azam gibi göze alamaz şehit olmayı. Fıkıhçılarımız İmam-ı Şafi gibi göze alamaz mücadele etmeyi. İmamlarımız İmam-ı Malik'i gibi şehit olmayı göze alamaz. İmamlarımız, fıkıhçılarımız İmam-ı Hanbel gibi göze alamaz mücadele etmeyi.
Bakın dört büyük mezhep imamının, dört büyük mezhep imamı maslahatla mücadele etmiştir. Sistemle mücadele etmiştir. Kur'an ve sünnet-i seninin dışındaki maslahat, sistem adına ne derseniz deyin, onunla mücadele etmiştir. Yani İmam-ı Azam'ı, İmam-ı Azam'ı şehit eden Emevilerden sonra gelen Abbasilerdir. Yani Emevilere karşı çıkmıştır, Emevilerle mücadele etmiştir, yaka paça olmuştur.
Emevilerin yıkılması için fetvayı da vermiştir, fetvayı da vermiştir. Yerine Abbasiler geçmiştir ve Abbasilere de normalde Abbasiler gelirler ona derler ki, gel sen başkada ol. Görevi kabul etmemiştir, hapsatılmıştır, işkence görmüştür ve sonunda o işkencenin sonunda şehit olmuştur. Talebesi İmam-ı Malik, Abbas-ı Sultanı Mansur'un işkencesine maruz kalmış ve şehit olmuştur.
Neden? Çünkü Mansur'un hilafına fetva vermiştir. Mansur'un hilafına fetva vermiştir. Maslahata uymamıştır. Güce teslim olmamıştır. Güce teslim olmamıştır. Maslahat dediğimiz o hastalığa düçar olmamıştır. Ve Mansur'a Mansur'un karşısında fetva verdiği için şehit olmuştur.
İyi. Gelin şimdi İmam-ı Şafi'ye. O da iktidarla geçinememiş. Ve hapis yatmıştır. Hapis yattıktan sonra taşra, o günkü taşra diyebileceğimiz Mısır'a gitmiş. Mısır'da çalışmalarını yapmıştır. İmam-ı Hanbel'e gelin. İmam-ı Hanbel de memunun işkencelerine ne yazık ki maruz kalmış.
Ve o işkenceler neticesinde vefat etmiş, şehit olmuştur. Bu maslahat hastalığı, bu doğruyu haykıramama, doğruyu dile getirememe, doğrunun yanında olmama, hak ve hakikatin yanında durmama hastalığı Hazreti Hüseyin Efendimiz'in şehadetinle sonuçlanmıştır. Ve Hazreti Hüseyin Efendimiz ne yazık ki bu maslahatçı zihniyetin aymazlığı, körlüğü, korkaklığı neticesinde yapayalnız kalmıştır.
Ama Hazreti Hüseyin Efendimiz küfeye doğru yola devam eder. O şairin dediği de onu yoldan geri döndürmez. Ve yolda ayrıca Abdullah bin Cafer'den dönmesi için Allah adına ant veren bir mektupla Medine valisi Amr bin Said'den dönmesini ve kendisini koruyacağına ihtiva eden bir başka mektup gelir. Bu iki mektupta isteği de reddeden Hazreti Hüseyin yoluna devam ediyordu.
Yolda bir ara Abdullah bin Muti ile karşılattı. Abdullah ant vererek içinde bulunan nazik durumu hatırlattı ve şöyle dedi. Eğer Emevilerin sahip oldukları halifeliği ele geçirmek istiyorsan seni öldürürler ve artık ondan sonra çekinilecekleri hiçbir kimse kalmaz. Ne olur İslam'ın, Kureyş'in ve Arapların hatırı için bunu yapma, küfeye gitme, Emevilerle karşılaşmada. Ama Hazreti Hüseyin Efendimiz yoluna devam etmekten başka bir fikre yanaşmaz. Salaviye denilen yere gelince orada Müslüm bin Akil'in öldürüldüğü haberi duyulur. Müslüm bin Akil malum amcasının oğlu. Onu gönderir daha önce küfeye söylenenler doğru mu deyin diye. Yaklaşık Akil'e orada Müslüm bin Akil'e 18 bin kişi biat ettiği söylenir.
Ama Yezid mevcut valiyi değiştirip oraya zalim bir vali atar, Basra valisini atar. Basra valisi orada ele başları valilik binasının önünde kimisini asar, kimisini dövdürür. Askerlerini komple Müslüm'i yakalamaları için çevirirler ve Iraklılar Müslüm'i yalnız bırakırlar. Tabiri caizse elleriyle teslim ederler.
O günkü vali de, şimdi aynı zamanda Hazreti Hüseyin Efendimiz'i de şehit emrini veren vali, Yezid'in valisi, Akil'i şehit eder. Müslüm bile Akil'in öldürülünce beraberinde bulunanlardan bazıları Allah için buradan geri döndü. Küfe de senin yardımcın ve taraftarın yoktur. Hatta onların sana karşı tavır almış olmalarından korkarız dediler. Müslüm'ün çocukları ileri fırlayarak şöyle dediler. Ya intikamımızı alırız veya babamız gibi şehit oluruz. Ama asla geri dönmeyiz. Bunlar da yeğenleri diyor. Yine karşılaştıkları bir kimse yeni geri dönmelerini söylüyor. Hazreti Hüseyin Efendimiz ve berabendekiler, Yezid'in askerleriyle, bin kişilik süvari birliğiyle karşılaşıyorlar.
Hazreti Hüseyin Efendimiz'in söyledikleri var onlara karşı. Ey insanlar! Allah da biliyor, siz de biliyorsunuz ki ben buraya sizin gönderdiğiniz mektup ve elçiler üzerine geldim. Halifeniz olmadığını, benimle durumunuzun düzeleceğini yazmıştınız. Eğer bana verdiğiniz sözlerinizde duruyorsanız şehrinize girerim. Aksi halde sözünüzü yerine getirmez ve benim gelişimden dolayı rahatsız olursanız geldiğim yere geri dönerim. Kimseden bir ses çıkmayınca hur cevap verdi. Sizinle karşılaştığımızda bir an bile beklemeden sizi yakalayıp küfeye Übeydullah bin Ziyat'a götürmemiz emredildi. Yeni küfe valisi Übeydullah bin Ziyat. Bir önce Basra valisi yani Muaviye'nin Basra valisi sonra Yezid'in Basra valisi. Bu konuda çok zalim, böyle acımasız bir kimse.
Ölüm bundan daha iyidir diye söylendi Hazreti Hüseyin Efendimiz. Ve adamların altlarına binmelerini, geri döneceklerini söyledi. Fakat hur, yani geri dönüyorlar artık. Medine'ye dönecekler yani. Mekke'ye dönecekler. Hur bırakmıyordu. Hazreti Hüseyin, anan seni kaybetsin ne istiyorsun diye çıkışınca hur şöyle cevap verdi. Senden başka biri bunu söyleseydi kim olursa olsun aynı sözde mukabel ederdim. Fakat senin annenin adını kötü sözde ağzıma alamam. Olsa olsa ben onu en güzel şekilde anarım dedi. Sonra Hazreti Hüseyin Efendimiz'in Medine'ye dönmesini önlemek için onu takibe başladı. Hüseyin kuzeye doğru yönelmiş Ninova'ya ulaşmıştı ki orada İbn-i Ziyad'ın kendisiyle savaşmak üzere göndermiş olduğu Ömer bin Saad bin Ebu Vakkas komutasında başka bir birlikle karşılaştı.
Ömer Hüseyin'e bir elçi göndererek oralara kadar niçin geldiğini sordurdu. Hüseyin ise hem şehrileriniz bana kendilerine gelmem için mektuplar yazmışlardı. Onun için gelmiştim. Eğer şimdi istemiyorlarsa geri dönerim diye haber gönderdi. Ömer'den bu haberi bildiren mektubu olan İbn-i Ziyad şimdi pençelerimizi uzattığımız zaman mı kurtulmak istiyor? Bu zaman kurtulma zamanı değil artık şeklinde bir şiir söyledi ve Ömer'e bir mektup yazarak Hüseyin'den Yezid için biat almasını emretti. Eğer Hüseyin bu teklifi kabul ederse mesele biter. Aks halde orada bulunan tek su kaynağıyla alakalarını kes ve onları susuz bırakarak muhasara altına al dedi. Hazreti Hüseyin kendisini bıraktıkları takdirde geldiği yere döneceğini söylüyordu.
Bazı kaynaklarda Hazreti Hüseyin Efendimiz'in Yezid'de biat ettiğine dair şeyler var. Bu doğru değil. Hazreti Hüseyin Efendimiz sadece Medine'ye dönmeyi istiyor. Bir rivayet daha var. Bırakın diyor biz dayılarımıza gidelim. Türklere gidelim. Ve böylece on Muharrem iki tarafta savaşa tutuşuyor. Karşınızda Irak ordusu var.
İki tane ordu var. Bir bin kişilik bir atlı birlik var. Bir de sonradan karşılaştıkları bir ordu daha var. İkisi de amansız bir savaşa giriyor. Ve yaklaşık bazı rivayetlerde üç bin kişi, bazı rivayetlerde dört bin kişinin olduğu Irak ordusunda var. Değişik rivayetler var ama iki bin kişi olduğu net.
Ama Hazreti Ömer Efendimiz'in toplamı seksen sekiz kişiler. Onun yetmiş ikisi şehit oluyor zaten Hazreti Hüseyin Efendimiz'le beraber. Şehit olmayan Hazreti Zeynep annemiz var. Hazreti Hüseyin Efendimiz'in kızı. Hasta yatağında yatan oğlu var. Böyle birkaç çocuk falan işte şehit olmayanlar.
Tabi bu savaşta oğulları teker teker Hazreti Hüseyin Efendimiz'i korumak adına önüne geçiyorlar. Sahına soluna geçiyorlar. Oktar ama duçar kalıyorlar ve her seferinde bir oğlu, her seferinde bir oğlu, her seferinde bir oğlu teker teker şehit oluyorlar. Çadırlarını yakıyor Iraklılar. Kadınlara, çocuklara saldırıyorlar. Sonunda Hazreti Hüseyin Efendimiz'i, oraları yazdım bugün onları yazınca kafam gitti. Bu bir vahşet. Bu İslam savaş adabında, erkanında olmayan şeyler.
Sonuç itibariyle şehit olan Hazreti Hüseyin Efendimiz ve oğulları ehli beyt. Toplam 72 ok ve kılıç darbesi var Hazreti Hüseyin Efendimiz'in üzerinde. En önemlisi Iraklı'nın birisi arkasından, iki kürek kemiğinin arkasından mızrakla vuruyor. Ondan sonra çöküyor zaten yüzüstü.
Öldüğünü, şehit olduğunu bildikleri halde düşünebiliyor musunuz? Mübarek başını kesiyorlar. Mübarek başını kestikten sonra bir çuvalın içine koyuyorlar. Ve bunu Irak ordusunun içinde bulunan askerler anlatıyor. O gün o savaşta duranlar anlatıyor bunu.
Şehit olan cesetleri böyle sıralıyorlar. Çocuklar da var içinde. Hazreti Hüseyin Efendimiz dahil hepsini çırılçıplak soyuyorlar. Ayakkabılarına varıncaya kadar. Atlarla üzerlerinden geçiyorlar. Ve mübarek başını çuvalın içerisine bağlayıp yerde sürüyorlar.
Tabi o mübarek başını önce küfeye götürüyorlar. Oradan Şam'a götürüyorlar. Yezidin Sarayı'na. Hazreti Zeynep annemizi ve hasta olan çocuklarını da küfeden oradan Şam'a götürüyorlar. En çok ilgimi çeken şu olmuştu.
Savaşın en ateşli zamanında öğle nezana vakti giriyor. Hazreti Hüseyin Efendimiz namaz kılacağını söylüyor. Savaşı durduruyorlar. Her iki tarafta namaz kılıyor iyi mi? Her iki tarafta öğle namaz kılıyor. Bunu normalde dilim varmıyor.
O şehit olan çocuklar da dahil. Hatta bir tanesi 18-19 yaşında. Hepsinin teker teker başlarını kesmek için Akbabalar gibi başlarına üşüşüyor o Irak askerleri. Ve o şehit olmuş olan o Ehl-i Beyt'in başlarını kesmek için birbirleriyle yarışıyorlar.
Hatta o 19 yaşında Ali'l-Ekber olması lazım. Ali'l-Ekber'in başı kesiliyor ya başını alıp herkes ben öldürdüm, ben öldürdüm diye böyle bir sevince boğuluyorlar. boğuluyorlar. Bu Hz. Hüseyin Efendimiz'in içinde oluyor. Herkes illaki ben öldürdüm diyecek. Madalya takacaklar ya ona. Tabi orada Cafer de şehit oluyor. Hz. Hüseyin Efendimiz'in oğlu Abdullah da şehit oluyor. Velhasıl Kerbela şehit Ehl-i Beyt kanlarıyla kırmızıya boyanıyor. Düşünebiliyor musunuz? 72 kişinin başı kesiliyor. Akan kanı ve insanların vahşetini ve bunu Zeynep annemiz görüyor.
Ve hasta olan oğlu görüyor. Hatta bir çocuk daha var. 3-4 yaşında. Onu da öldürmeye geliyorlar. Zeynep bağırıyor bu sefer. O bağırınca böyle işte şey yapıyorlar. Bu Kerbela son sohbetim benim. Bir daha Kerbela sohbeti yapmak istemiyorum. Yani farklı şeyler yapacağım. Ehl-i Beyt'le alakalı deyişler okuyabiliriz. Şehirler ne bileyim Mersiyeler okuruz. Veya devam ederiz. Bir şey karar vermek değil. Sonuçta bu bir vaka. İslam dünyasının bir acısı. Ha bu acıyı acıyı bu vakaya bir kısmı böyle unutalım gitsin.
Tarihi bir olay niteliğinde bakıyor. Buna da gönlüm razı olmuyor. Ama aslında Kerbela'lılar devam ediyor. Dün Bosna Afganistan Suriye Irak Yemen İslam dünyasının her yerde kanı akıtılıyor. İslam dünyasının her an her yerde başına her şey geliyor. Ve İslam dünyası ne yazık ki silkelenip toparlanıp kendine gelmiyor. Ders çıkarmıyor. Kendince Kur'an sünnet tarihsinde sımsıkı yapışıp Kur'an ve sünnet seneyi yaşama ve yaşatma mücadelesinin içerisinde olmuyor. Sohbetimin büyük bir kısmı Asım Köksal'ın öyle değişik tarihçilerin ama büyük kısmı Asım Köksal'ın İslam tarihinden alınma.
Onun da ismini iad etmek istiyorum. Gerçekten birçok şey toplamış bu konuda. Ama bu böyle yürek yakan insanın içini dağlayan bir acı. Benim böyle aklım mantelitem kalbim kabullenemiyor. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin vehatından 50 yıl sonra torun ve torunlarının böyle bir vahşi bir katliama maruz kalmasını kabul etmek çok zor.
Yani bir kimsenin gözünü makam şan şöhret güç bu kadar insanı esir almamalı. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin büyük küçük torunlarını katletme şehit etme çocuk ya çocuk bildiğiniz çocuk.
Hz. Hüseyin Efendimiz Bunları düşündükçe insan kendince diyorsun ki insanoğlu hayvandan daha aşağı mahluk da olabilir. Hatta namaz kılsa dahi o hayvandan daha aşağı bir mahluk olur. Namazı aldatmasın insanın orucu aldatmasın. Evet gözünü vahşet bürüdüyse o her şeyi yapabilir.
Haklarınızı helal edin. Bugün benim üzerime bir vazife verildi. bayan matbah grubu kardeşler Kur'an-ı Kerim okudular. Yasin-i Şerif okudular. Dediler ki işte sen bağışlayıver diye. İnşallah onu bağışlayıp sohbeti bitirelim. Subhane Rabbiyel Ali Leal Vehhab Elhamdülillahi Rabbil Alemin Elhamdülillahi Rabbil Alemin Elhamdülillahi Rabbil Alemin Esselatu Esselam Aleyk'e Resulullah Esselatu Esselam Aleyk'e Habib Allah Esselatu Esselam Aleyk'e Nebi Allah Esselatu Esselam Aleyk'e Seyyid Evveline Vel Ahirin Vel Elhamdülillahi Rabbil Alemin Ya Rabbi Okunan Kur'an-ı Kerimlerden Okunan Yasin-i Şeriflerden Yapılan Tevhid Hatimlerinden Benim Üzerime Emanet Olarak
Bağışlanması İçin Okunan Her Şeyden Doğacak Olan Eciz Sevabatı Evvela Bizzat Fahrik Aynat Sebeb Mevcidat Sevgili Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Mübarek Pâk Ruh-i Şevklerine Adem Aleyhisselam Her İkisinin Arasında Gelmiş Geçmiş Bütün Peygamber Zişan Efendilerimiz Mübarek Ruh Şevklerine Ashab-ı Resulullah Ehl-i Beyti Resulullah İmam-ı Hasan İmam-ı Hüseyin 72 Şehid-i Kervelanın Ruhlarına İmamlarımızın Pir Efendilerimizin Mürşid Efendilerimizin Geçmiş Velilerin Geçmiş Ümmet-i Muhammed'in Yaşayan
Velilerin Mürşid-i Kâmillerin Yaşayan Ümmet-i Muhammed'in Bütün Derviş ve Dervişe Kardeşlerimizin Ruhaniyetlerine Geçmiş Bütün Derviş Mürşid Mürşiden Ehlimen La İlahe İllallah Muhammed Resulullah Diyenlerin Ruhlarına Turik Âlimizden Ve Akraba-i Talikatımızdan Tüm Geçenlerin Ruhlarına Hediye Eledik Vâsıl Ve Sadar Eyle Ya Rabbi Feyzatlerini Himmetlerini Şefaatlerini Üzerimizden Eksik Eyleme Ya Rabbi Subhane Rabbike Rabbil İzzet Anma Yesifun Veselâmin Alel Mürselîn Velhamdülillahi Rabbil Alemin Çekinme Allah'ım El-Fâtiha
Ma Selavat Allah Salli Ala Seyyidina Muhammed Muhammed

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi