Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 30 Mart 2022 · 52:24
Ünzu billâhi mineşşeytanun racîm, Bismillahirrahmanirrahîm. Eftali zikr fâlemenna hû. La ilâhâ elâhâ. Yine Resûlullah cemiyen elbiyâin vel mürselîn, velhamdilillâhi rabbil âlemîn.
Ünzu billâhi mineşşeytanun racîm, Bismillahirrahmanirrahîm. Destur. Huuu. Eyvallah. İllallah Muhammedun Resulullah Destur Ya Hazreti Allah Mütefekkiriz Hekimiz
Bağdat'tan geliyoruz Biz birçok hastaları Gamdan kurtardık Biz gerçek hekimleriz İsa'nın talebeleriyiz Nice Ölülere üfürdük, dirilttik Ölüleri nasıl dirilttiğimizi Görenlerden sorunuz Onlar elemlerden Kurtulanları, şükranlar içinde Hayata kavuşanları size Anlasınlar O hekimler çok uzaklardan gelen garip Kişilerdir Hastalara verdikleri ilaçlar da Hiç görülmemiş acayip Garip ilaçlardır Onlar diyorlar ki İnsanların başlarına bela olan Gusraların
Kederlerin başlarını ezeriz Gamı evlerden Dışarı atarız Hepimiz güzeliz Dilberiz Bayram ayı gibi Her tarafa sevinç ve neşe getiririz Biz Allah'ın hekimleriyiz Hiçbir hastadan muayene ve tedavi ücreti almayız Biz tertemiz ruhlarız Kirli, huysuz değiliz Biz anlayışlı hekimleriz İdrar tahlili şişesine ihtiyacımız yoktur Fikir gibiyiz Hastanın bedeninde dolaşır dururuz Can hekimine gittim Lütfen beni muayene eder misiniz?
Şu nabza bakar mısınız dedim Ben tuhaf bir haldeyim Hem gönlüm bende Hem hastayım Hem aşığım Hem de mestim Kendimden geçmişim Keşke bir olsaydı Benim yüz çeşit hastalığım var Bütün bu hastalıklarla beraber Bir de işin ötesini araştırmaya kalkmışım Ötelerden haber almak istiyorum Can hekimi Bu kadar çok hastalıklar seni öldürmedi mi?
Dedi Evet dedim Bu kadar hastalıklara dayanamadım Öldüm Beni mezara koydu Fakat senin kokunu alınca Mezardan sıçrayıp kalktım O ruhani güzelliğe sahip aziz varlık O hakka mensup dost O nuruna güzelliğine dalıp da Ellerimi kesip doğradığım O Yusuf-u Kenan olan hekim Hoş bir halde yanıma geldi Elini gönlüme koydu da Ne ildensin sen Ne haldesin dedi Dedim ki Ben yabancı değilim Bu ildenim Halim meydanda Durumumdan şüpheye düştüğü için Münakaşa etmeye Çekişmeye kalkışınca Tuttu bana bir kadeh şarap sundu İçince sapsarı yüzüm kızardı
Alev yanmaya başladı Bu yüzden çekişmeden vazgeçtim Derken elbisemden soyundum Mest oldum Deli divane oldum Hak şarabıyla mest olmuş kişilerin Meclisine girdim Sağ tarafına oturdum Yüzlerce kat elbiseler giyindim Yüzlerce çeşit coşkunluklarda bulundum Yüzlerce kase döktüm Yüzlerce testi kırdım Musa'nın yokluğunda İsrailoğulları altından yapılmış buzaya tapmışlardı Ben aşka tapmazsam Yünden yapağından yapılmış yalancı buzaya olayım Ben bir doğan kuşuyum O ruhani padişah yine beni gizlice çağırın Beni padişahlara bir şekilde yücelere doğru çekip götürme de
Sevgilim Ayağımı bağlayan sensin Sevgilim Ben senin mestinim İster ok olayım İster yay yüzü Ben senin elindeyim Seninim Göklere doğru fırlar yücelirsem Senin yüzünden fırlar yücelirim Mest olmuşsam Senin mestinim Alçalırsam Senin yüzünden alçalarım Varsam Senin yüzünden var olmuşum Beni meslettin de Döndürüp oynatıyorsun Madem ki küpün ağzını kapadın Ben de artık ağzımı kapayayım Misafir olarak almak isteyen Yanıma gel
Ey benim canıma can olan sevgili Bu müjdeli haberden şaşırdım kaldım Ben evin nerede olduğunu bilmiyorum Ey güzelliği ile şehri de şehirliği de hayran bırakan Aziz varlık Ev nerede göster bulunduğu yeri tarif et Ben evi bilmiyorum Kendisine can olduğun kişide akıl fikir bilgi Anlayış arama Sorguya çekerek onu incitme Sen beri gel Zaten ben evin yolunu bilmiyorum Seni görüp şaşıran aptallaşan kişiyi mazur gör Evden uzaklaştırma Zaten ben evi bilmiyorum Ben aşığım İştiyaklar özlemler içindeyim Herkes benim olduğumu bilir
Herkes benim olduğumu bilir Beni tanır Perişan bir haldeyim Gücüm kuvvetim kalmadı Sen de bana acı da evini göster Çünkü ben evi bilmiyorum Ey usta mıtırıp Vur Vur elindeki defa vur Gönlümün yolunu da vur Beni şaşırt Zaten ben evin yolunu kaybetmişim evi bilmiyorum Hocam benim tuhaf bir şeklim var Acaba ben kime benziyorum
Bir an oluyor peri şekline giriyorum Bir an oluyor perileri çağırıyorum İştiyak özlem ateşi içinde Hem toplu haldeyim Hem de bir mum olmuşum Topluluğu aydınlatmadayım Hem dumanım Hem nurum Hem topluyum Hem dağınık perişanım Gönül rebabının kulağından başka hiçbir şeyi öfkeyle çekip durmam Saadet çenginden başka hiçbir şeyi mızrapla incitmem Şeker gibi tatlıyım Süt gibi yağımı çıkarmak için kendimi dövmedeyim Bazen hiçbir şeye kızmaz kendimi tutarım Başkasını kırmamak için kendimi kırarım Bazen tabiatım delirince zincirimi şakırdatır dururum
Hocam ben ne biçim bir kuşum Ne kekliğe benziyorum ne de doğana Ne güzelim Ne de çirkin Ne buyum Ne oyum Ne pazar taciriyim Ne de gül bahçesinin bülbülü Sen bana bir at tak da Kendimi o at ile çağırayım Ne kulum Ne hür Ne mumum Ne demir Ne ben kimseye gönül verdim Ne de kimse bana gönül verdi İster şerde olayım İster hayırda Hayrımda Şerrimde benden değil başkasındandır O beni nereye çekerse oraya giderim Başka bir çarem yok Olursam olayım İster anlayışlı kıt bir adam
İster eğri ağızlı yalancı bir kişi olayım Senin talebenim Daima gülün dudaklarından bir gülüş öğrenmek istiyorum Ey anlayış duyuş şeşmesi Yoksa sen talebe istemiyor musun Bilmem ne hileye başvurayım Ne yapayım da senden uzak düşmeyeyim Bir talebe olarak daima senin karşında bulunayım Hiç olmazsa kapı aralığından şimşek gibi çak Yüzünü göreyim de o dehlizdeki ateşten yüzlerce mum uyandırayım Her tarafı aydınlatayım Bir an olur vergi memuruyum diye varımı yoğumu alır gidersin Bir an olur kılavuzum diye önüme düşersin
Ben tavadaki balığa benziyorum Tavada o tarafa bu tarafa döne döne kavruluyorum Tavada beni o tarafa bu tarafa çeviren sensin Gece karanlığında bile seninle beraber olunca Ben gündüzden daha aydınım Az gam verdiğin zaman gönlüm daralır Mahzun olurum
Derdi gamı başımdan aşağı dökersen Bana çok gam vermek Çok ızırap çektirmek lütfunda bulunduğunuz için Utanırım İyiliğinize karşı mahcup olurum Sen verdiğin için senden geldiği için Ben gamı çok seviyorum Daha çok gamlanmak istiyorum Fakat gamın kıskanıyor da Bana daha çok gam gelmesine müsaade etmiyor Sevdan da beni bırakmıyor ki Bedenimin aslına döneyim Balçık haline geleyim Yalnız ben değil senin gamını herkes sever Çünkü bütün dünyanın cezalarını senin gamın diri tutar Fakat ben senin verdiğin gamı başkalarıyla paylaşmak istemiyorum
Senin bütün gamını tek başıma çekmek istiyorum Karşıma çok acayip şaşılacak derecede acı bir dert çıkarırsın Bu yeni gelen büyük dert eski derdime deva olur Bir ızdıraptan kurtarır Gam yollarından bir acayip toz kaldırırsın ki O toz benim gözlerime sürme olur Senin verdiğin hastalık başka bir hastalığın gelmesine yol vermez Hazinen benim fakir olmama imkan vermez Sabahın bir mum yakmama müsaade etmez Apaçık meydanda oluşun delil getirmeme yer vermez Önüme gelen bir hayal Fani bir güzel Gerçek sevgiliye perde olur Gerçek sevgilinin hayalini örter
Bana örtü olan o hayalin kanını dökmek helaldir Senin aşkınla ben iki dünyanın da hayalini yakar yandırırım Ben bir mum gibi yanarsam Bu iki pervane de benim alevimle yanar Ressamım Her an bir güzellik resmini yaparım
Fakat seni görüp yaptığım resimlerin hepsini senin önünde yırtar atarım Yüzlerce resim yaparım Sanki onlarca can veririm Fakat senin güzelliğini görünce onların hepsini ateşe atar yakarım Sen ya sakisin şarap sunarsın Yahut ayık kişilerin düşmanısın Yahut yaptığım her benlik evini harap eden birisin Can dökülüp saçıldı sana doğru akıp gitti Sana karıştı Seninle bir oldu Can da senin kokun var Onun için şu canı hoş tutalım Sevip okşayalım Benden akan her kan damlası senin toprağına düşer Ona der ki Her sevgin ile aynı renkteyim
Senin aşkınla ben ortağım Sevgilim Şu balçık evde sen olmadıkça gönül mahzundur perişandır Har bir haldedir Ya eve gel eve sahip ol Yahut da ben bu evi temelinden yıkayım gitsin Ben o sevgiliye aşık olduğumdan beri Tuhaf bir haldeyim
Onu sevdiğim için büyük bir iş başarmışım gibi iş güç sahibi olmuşum Dünya işlerinden yüz çevirdiğim için işsizim İşsiz kalmışım Pergel gibi ayağımı bir yere koymuşum başım dönüp duruyor Hey dost Eğer sen bana gerçekten yakınsan bak da seyret Ben nasıl kendimden geçmişim Neden hep bana aşk sırlarını sorar durursun Anlıyorum aşkta ben meşhur olmuşum Herkes benden bahsedip duruyor O arslan aşkın gönül kanından başka bir şey içmez Ben de o arslanın yavrusuyum Kan içmek için gönül arıyorum Dertliyim, hastayım Biliyorsun da bana Fatiha okuyorsun
Fakat ey dost Görmüyor musun Ben zaten Fatiha'dan hastayım Yani ruhların ilk yaratılışından ezelden aşığım da Oradan ayrı düştüğüm için hastayım Enel hak dedi Gerçeğe işaret ettiği için Halk gerçeği anlayamadı Hallacı dar ağacına çekti Hallaç sağ olsaydı Sırlarımın azametinden ötürü O beni dar ağacına çekerdi Ben hırkımı rehin ettim Meyhanede elbisesiz olarak kaldım
Bütün varımı yoğumu satıp yedim Bir şeyim kalmadı Bu yüzden ben bugün meyhanenin sefiriyim Ey güzel yüzlü mutrip El çırp El çırpa çırpa güzel bir gazel söyle De ki Senin yerin burası değil Sen münacat ehlisin Halbuki ben meyhane erlerindenim Ey beden suretine şekle takılıp kalan gafil Sen beni görmek istiyorsun ama Sen sadece benim bedenimi görüyorsun Canı görmeye imkan yok Ben meyhanenin canıyım Ben midesine düşkün Yiyip içmeyi seven
Yemek için yaşayanlardan değilim Ben yemekten içmekten bezmiş usanmış bir insanım Ben meyhane sofrasının başındayım Ben padişahın yakın dostu Hem demeyim Gerçekten de zamanın Süleymanıyım Ben tamamıyla iman halini aldım Meyhanenin de imamı oldum Ben bu dünyada aşk ile neşelendim Aşk ile mest oldum Birisini gördüm de kimsin diye sordum Ben meyhanenin padişahıyım diye cevap verdi Nerede olursam olayım Aşk ile birlikte aynı kaseden içiyorum Her nerede gezersem gezeyim Bana hep meyhanede dolaşıyormuşum Meyhanede geziyormuşum gibi geliyor
Altınım gümüşüm gitti ama Gümüş gibi parlak bedenli bir güzelin göğsüne dayanmışım Onun kucağındayım Malım ölüm malım mülküm yok ama Kendim meyhanenin malı mülkü olmuşum Hey canıma can olan saki Sen harap olmuş gönlümün mumusun Harap olan gönlümü bir gör Ben meyhanede düşüp kalmışım Sen bu yıkık yere bu meyhaneye şeytan seni düşürmüş dedin Fakat meyhanenin şeytanından bile melek huylu melek güzelliği var Ben sustuğum zaman meyhane küpüyüm Söz söylemeye başladığım zaman meyhanenin kapısı olurum Bir lahza bir an bile senden vazgeçemem
Elimi çekemem Çünkü benim işim gücüm hep sensin Her an seninle meşgulüm Benim canımla senin canım birleşmişler Bir can olmuşlar Bu tek can hakkı için Bu tek cana yemin ederim ki Ben şu dünyada senden başkasından bezmişim Usanmışım Ben senin güzelliğinin bağından derlenmiş Bir demet çimenim Bir demet otum Lütuf ihsan elbisesinden tek bir külah gibiyim Bu alem senin etrafında vuslat gülünü koklamak ümidiyle Duvarların üstüne saçılmış bir dikendir Ben o dikeni çiğneyip durmadayım Bu dünya dikeni böyle güzel olursa Kim bilir gül bahçesi nasıldır
Ey sırları benim sırlarımı silip süpüren Alıp götüren güzel Ey benim canım Gökyüzünde bile aya güneş arkadaş olmuş Anlıyorum ki sen de beni yabancılar meclisinde yalnız bırakmayacaksın Bir dervişin yanına gitmiştim Bana Allah sana yardır yaverdir dedi Sanki onun duasıyla senin gibi bir padişah bana yar oldu Her cins kendi hayat zincirini sürüyerek Kendi cinsinin yanına gider Ben kimin cinsiyim ki burada şu tuzağa tutulmuş kalmışım Sevgili Gizlice hırsız gibi gönlümün etrafında dönüp duruyorsun Ey kurnaz dilberim
Ben senin ne aradığını ne istediğini biliyorum Benim gönlümü alıp götürmek istiyorsun Sevgili Elbisenin altında gizli bir mumun var Onu yakarak Harmanımı ambarımı ateşe vermek niyetindesin Ey benim gönlüm gül bahçem Ey benim sağlığım hastalığım Ey benim Yusuf yüzü sevgilim Ey benim pazarımın alışverişimin parlaklığı Sen gönlümün etrafında dönüp duruyorsun Ben de senin kapının önünde dönüyorum dolaşıyorum Elinde bir bergel gibiyim Başı dönmüş bir halde senin etrafında dönüp duruyorum Senin kutlu güzel yüzüne karşı Gam ve elem hikayesine başlarsam
Vallahi gam ve elem benim kanımı içer Ben buna layığım Şu halk senin hikmet definin çalınmasıyla oynar durur Fakat senin istediğin perde vurulmadıkça Bir perde tutsun da oyuna çalgıya girişsin Ben bunu ummam Senin definin sesi gizli de halkın oynaması aşikar Kaşıdığım meydanda da kaşıyış gizli Sudayım, topraktayım, ateşler içindeyim Rüzgarlarla üzülüyorum Bu dört unsurun etrafında Fakat ben bu dördünden de değilim Ben ötelerdenim Elim yok Yağımı da senin aşkın bağlamış
Halbuki ben nice bağlar koparmışım Nice kayıtlardan kurtulmuşum Ey sevgili yavaş davran Ben ayık değilim, mest olmuşum Hayranlık meclisinde senin bildiğin tanıdığım padişahtan Bana can gibi görünmez bir şarap kadehi sunuldu Yavaş ol Ben mestim Ey canım sevgili Birazcık olsun bana yaklaş Uzak durarak beni daha fazla incitme Ey dilberim yavaş ol Ben mestim Ey sevgilinin sakesi Sevgiliye şarap sunarken Ağır canlılıktan Donukluktan Sakın Rablerine göstermeden Gizlice o şaraptan Bana da sun Yavaş sun ki Ben mest bir haldeyim
Ey şarap Ben senden daha beter bir haldeyim Ben senden daha fazla şarabım Senden daha fazla coşuyorum Köpürüyorum Yavaş davran Ben mestim İnsanları sarhoş eden coşup köpüren şarapla aynı cinstenim Hırkalarını satanlardan değilim Neden durumu sevgiliden gizliyim örtüneyim Ben mestim Kendimden geçtim de senin aşkını seçtim Sonra gördüm ki tamamıyla yok olup gitmişim Artık sen de yavaş davran Çünkü benim aklım başımda değil Yine sırlar içinde sevgiliye doğru giderim Bülbülün namelerini dinleyerek
Güle gülü bahçesine doğru giderim Bu utanma bu haya ne vakte kadar sürecek Sen bu utanmayı ateşe at Yak da yanımıza öyle gel Ben gönlü kendime yol arkadaşı olarak alırım da Sevgilin yanına öyle giderim Ben de sabır kalmadı ki unutkanlığa kulak vereyim Akıl kalmadı ki usul ve adet üzere yol yürüyeyim Ey benim zühre yıldızım çengi eline al Tım tım tım diye çalmaya başla Kulağım çengi'nin namelerinde gözlerinde yüzünde olarak sevgiliye giderim Gönlüm aşk tuzağının hastasıdır Gönlüm bazen sevgilinin kapısında bazen de damındadır
Gönlüm beni sevgiliye doğru çekiyor Ben beni satın alana doğru giderim Sevgili bana sordu Senin ne hünerin ne marifetin var Niçin bir işle meşgul olmuyorsun Ona dedim ki Sen bana dükkanımın yolunu göster de ben de işe gideyim Gönlümün kendinden haberi varken işime giderdim Dükkanımı bulurdum Ama gönül beni bıraktı gitti Artık bende gönül var mı ki ben de işime gideyim Bilmiyorum sen güneş misin Zühre yıldızı mısın
Yoksa ay mısın Aşkla başı dönmüş Bu deliden ne istiyorsun bilmiyorum Ne oldu Ne kadar üstün bir yaratıcı oldu Anlaşılamayan Bu aziz varlığın dergahında Hep lütuf var Güzellik var Nasıl bir ova Nasıl bir yeşillik Nasıl bir dergah Bilmiyorum Yıldızların süslediği Hudutsuz göklerde Güzeller gibi sayısız Yıldızların etrafında döndükleri dergahın Nasıl bir dergahtır bilmiyorum Senin güzel yüzünden Canımız gül bahçesi halini almış Menekşelerle
Nergislerle Süsenlerle Dolmuş Parlak ayın ile Yolumuz Yolumuz Aydınlanmış Nasıl bir yol Arkadaşısın Bilmiyorum Gönlün içinde Hakikat balıkları ile dolu Kıyısı olmayan Bir deniz var Ben böyle acayip bir denizi de Görmedim Böyle balıklar da Görmedim Bunların ne olduklarını bilemiyorum İnsanların padişahlığı Masaldan ibaret İri taneli İnci padişahın Nazarında Nasıl değersizce Mana padişahlığın Yanında da Dünya padişahlığı Öyle değersizdir Ben baki olan ölümsüz padişahlar Padişahından başka Bir padişah Bilmiyorum
Sen ne sonsuz bir güneşsin ki Senin ışığın içinde Oynaşan bütün zerreler Söz söylemede Sen Allah'ın zatının Nuru musun Yoksa Allah mısın Bilmiyorum Binlerce Yakup'un canı Bu güzellik bu kudret yüzünden Yanıp duruyor Ey güzeller Yusuf'u Sen neden kuyudasın Neden dışarı çıkmıyorsun Neden kendini göstermiyorsun Bilmiyorum Celle Jalaluhu
Celle Şanuhu Destur A'lbillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.