Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 27 Nisan 2022 · 57:01
Üzübülillâhü bineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâli zikrfâlemennehu, La ilâhâ, ilâhâ, ilâhâ, Resûlullah, cemiyen enbiyâyi vel mürselin, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, hu, eyvallah, illallah, Muhammedun Resûlullah, destur ya Hazret-i Allah, hu, Sanki ben ölmüşüm de içimi mezarlığına gömülmüşüm, Yavaş yavaş çürüyorum, Fakat sen mezarımı ziyarete gelince dirilirim, Başımı kaldırır mezardan çıkarım, Benim için surun üfürülmesi de sensin, mahşer de sensin, Ben ne yapayım ister ölü olayım ister diri, Sen neredeysem ben oradayım,
Ben ne gibi cansız bir kamış halini almışım, Senin güzel dudakların olmayınca ölü gibi susarım, Fakat sen beni eline alıp da neyime üfürünce, Ben zavallıyı hatırlı eline al, Dudaklarını bana ver de senin duygularına tercüman olayım, Seni yaşatayım, Bir padişahın huzurunda öleceğim gün ne mutlu bir gündür, Senin şeker madeninin kapısında ölmek, Tatlı candan ayrılmak ne hoş bir gündür, Senin gül bahçesinin selvisi gölgesinde ölürsem, Toprağımda yüzbinlerce gül biter, Senin ayak ucunda sevine sevine el çırparak ölürsem,
Yaşayışa haris olan nice kişi şaşkınlıklarından ellerini ısırırlar, Kadehime ölüm şerbetini sen dökersen, Kadehi öperim, Sevine sevine ölüm şerbetini içerim de, Neşeden mest olmuş bir halde, Salına salına ölüme doğru gider can veririm, Can tatlı olduğu için beşer olarak ölüm haberinden, Sonbahar yaprakları gibi sararım solarım, Ama bahara benzeyen güller gibi gülüp duran o güzel dudaklarının yüzünden, Ölümden şikayet etmeden güle güle can veririm, Senin nefesinle kaç defa öldüm, Yine dirilirim, Senin yüzünden bir kere değil bin kere ölsem korkmam,
Ben yine ilk öldüğüm gibi yine o çeşit ölürüm, Anasının kucağında ölen çocuk gibi, Rahman'ın rahmet kucağında, Acıyış, bağışlayış kucağında ölürüm, Bu ne biçim söz, aşık olan ölür müymiş, A bu hayat kaynağında ölmeme imkan var mı, Ey Tebrizli Şems, Seninle diri olmayanlar var ya, İşte ben onların yanında ölürüm de, Senin yanında dirilerim, Bizden bıkma biz çok güzeliz, Başkalarının kıskanmasından ötürü ürttük, Güzelliğimizi gizledik,
Bir gün beden örtüsünü canın üstünden atınca görürsün ki, Canı ay da firkat yıldızı da kıskanmaktadır, Onların hiçbirinde canın parlaklığı yoktur, Bizi görmek için yüzünü yıka, temizden, kirliliklerden kurtul, Çünkü kirli bir insan bizi göremez, Kendini manevi kirlerden temizleyemezsen, Bizden uzak dur, Kendi güzelliğimiz bize yeter, Biz yarın ihtiyarlayacak bir güzel değiliz, Biz ebediyen genciyiz, Gönlümüz rahattır, hoştur, Biz kadimiz, Önümüze ön, sonumuza son yoktur, Giydiğimiz beden elbisesi eskidi, Yıprandıysa da, Negam o elbisenin içindeki ihtiyarlamadı,
Ömür örtümüz fanidir, Fakat kendimizi tuz bucaksız bir ömürüz, İblis Adem'in hakikatini göremedi, Örtüsünü gördü de ondan yüz çevirdi, Adem de ona, Sen hak dergahından sürülmüşsün, kovulmuşsun, Biz sürülmedik, kovulmadık diye seslendi, İblis secde etmedi ama, Meleklerin hepsi secde ettiler de, Gönlümüz örtü altında bir güzele düştü, Örtü altında öyle bir güzel var ki, Güzelliği aklımızdan, başımızdan aldı da, O güzelliğe karşı secdeye kapandık dediler, İhtiyarlamış kişileri güzellerden ayırt edemezsek, Aklımız aşk aleminde bu seçmeyi yapamazsa,
Biz aşkta dinimizden dönmüş sayılırız, Güzelin sözü mü olur, o Allah arslanıdır, Biz çocukça sözlere daldık, zaten de çocuklarız, Biz aşk bilgisinde daha alfabedeyiz, ebced okumadayız, Sevgilim, senin güzelliğinin sesini ruhumda duyunca, Su gibi, rüzgar gibi ben de senin aşkına doğru koşmaya başladım,
Mısırlı kadınların, Yusuf'un güzelliğini görünce, Kendilerinden geçip ellerini kestikleri gibi, Sen de bir kerecik olsun, elini canımıza koy da bak gör ki, Biz güzellikler karşısında, gönlümüzde neler kestik, Rintlerin, müflislerin halleri meydanda, Artık ne yapılabilir, Biz de varımız yoğumuz olan, Şu yamalı hırkayı, senin ayaklarının altına döşedik, Aşk aleminde bizim gibi binlerce kişi can vermiştir, Fakat biz senin gibi bir güzeli rüyada bile göremedik, Biz sana layık bir aşık olamadık da, Su içen hayvanlar gibi suda aksimizi görünce,
Kendi çirkinliğimizden ürttük, Ne zamana kadar hep böyle habersizce gideceksin, Başını yerden kaldır da dama bak, Hatta dam da bir şey mi, Şöyle sen yukarılara göklere bak, Hiç belli olmaz, Can ansızın bir cilveye, bir cezbeye kapılır da, Yüzlerce ayın, yüzlerce güneşin kendisine kul köle olacağı, Bir ay halini alabilir,
Görmüyor musun, Onun aşkının hevesiyle dokuz kat gök çarh edip dönüyor, Canla, gönülde onun şarabından kadeh kadeh içiyorlar, O tecelli edince, Canlara onun nuru vurunca, Can şarabını içmek mübahtır, Yiyip içmek, yatıp uyumak da haramdır, Dünya, Ey rüzgar, Ne haber var diye sordu, Rüzgar da cevap verdi ki, Korkudan başka, Hiçbir şeyden haberim yok, Ağlasam da,
Özür dilesem de, Sevgili duymaz, İlgilenmez, Çünkü o kulaklarına pamuk tıkamıştır, Bana ne cefa ederse etsin, Sevgili yaptığı işlerden, Cefalardan üzüntü duymaz, Yaptıkları kendine kalır ama, Ben o ne cefa ederse etsin, Şikayet etmeden o cefalara katlanırım, Beni adam yerine koymasa, Beni yok saysa, Varsın saysın, Ben onun sitemini kerem sayarım, Onun bana verdiği dert, Gönlüme deva olmaktadır, Bu yüzdendir ki, Ben derdimi sevmekteyim, Derdime gönül vermişim, Onun aziz aşkı, Beni horlayınca, Kendimde yücelik bulurum,
Saygı görmüş olurum, Bedenim üzüm gibi, Onun ayakları altında, Ezilince mutlu olurum, Şarap haline gelirim, Onun sevimli ayakları altında, Üzüm gibi ezilmek, Bana can verir, Sırlarım neşe bulur, Zevke erer, Halbuki bu mutluluktan, Gafil olduğu için, Onun ayakları altında, Ezilen üzüm kan ağlar, Bu cevirden, Bu cefadan, Bu işkenceden bıktım der, Onu ezen ayaklar, Ben seni bilgisizlikten ezemiyorum der, Der de kulaklarına pamuk tıkar, Şikayetleri duymaz, Ben mes de olsam,
Ayık da olsam, Sevgilinin güzel gözlerinin, Kuluyum, kölesiyim, Canın ve cihanın, Yüzünün hayali olmadıkça, Kendimden de, Candan da, Cihandan da, Bezginim, Usanmışım, Beni gece gündüz güller, Gül bahçeler içinde bırakan, Güzelimin gül yüzünün kölesiyim, İşte ben onun gül yüzünde, Böyle bir ayna görmedeydim, Gözümü bu aynadan, Nasıl ayırabilirim, Güzelim bana dedi ki, Ben güzellerin canıyım, Evet ey sevgili dedim, Ben de seni öyle görüyorum, Dedi ki, Başında eğer benim, Coşkunluğum varsa, Senden kıl kadar ayrılmam,
Seni bırakmam, Ben öyle bir mumum ki, Pervane olanı tutar, Kendi ateşimin içine, Çeker yakarım, Ona dedim ki, Benden ne yakarsan yak, Zaten ben senin, Aşk dumanından ibaretim, Saki geldi de, Dostça bana bir şey ver dedi, İşte sarığım, Al sende rehin olarak kalsın dedim, Hayır hayır yanlış söyledim dedim, Sarığım yerine sen başımı al da, Ondan kurtulayım, Fakat biraz dur, Aklım başımda, Sen bana şaraf ver, Aklım gitsin de, Ondan sonra başımı al, Sen bana o gizli dünyayı göster de, Artık bu dünyayı yok sayayım, İnkar edeyim,
Zeki cihanda da neşe görmedim, Çok güzel varlıklar,
Şaşılacak şeyler gördüm ama, Senin gibi güzel göremedim, Ateş, Kafirin nasibidir diyorlar, Senin ateşine yanmamış, Ebu Leheb'den başkasını görmedim, Gönül penceresine, Nice zaman can kulağını dayadım, Dinledim, Pek çok sözler işittim, Ama söyleyen iki dudağı görmedim, Kuluna birdenbire rahmetini saçtın, Bu ihsana sebep, Senin hudutsuz lütfundur, Başka sebep görmedim, Cibresi üzüm teknesine girmeyen, Halep'te bile eşi bulunmayan, O billur şişedeki şaraptan, O kadar sun ki, Kendimden geçeyim, Çünkü ben varlıkta, Kendinde olmakta,
Zahmetten başka bir şey görmedim, Ey nihayetsiz aşk, Ey ilahi mazhar, Sen hem güvenilir dayanaksın, Hem de kuvvetli arkasın, Senin şanına, haline uygun düşecek, Bir lakab görmedim, Kardeşim sus, Fazileti, edebi bırak, Sen bahsediyorsun ama, Sen de edeb görmedim, Ben tertemiz olarak aşk yoluna düşmüşüm, Bu yolda gizlenmeden yürümekteyim,
Ben kimseye kin gütmem, Garaz tohumu ekmem, Yokluk bile bana sığınır, Bana dayanır, Benim gözüm toktur, Ben hiçbir zaman tamahın sırtını kaşımam, Ne halkın dedikodusuyla rahatsız oluyorum, Ne de kimseden korkum var, Ben hür bir kuşum, Kafes azığına ihtiyacım yok, Ben yağmurlar yağdıran bir bulutum, İnciler saçan bir göğüm, Yeryüzünde susuzlara ab-ı hayat sunmadayım, O ağaç Musa'ya uzaktan ateş gibi göründü ama, O ateş gönüllere hoş gelen bir nurdu, Ben de uzaktan ateş görünürüm ama, Ateş değilim, ben de nurum, Rüzgarla ağacın dalı titrer,
Oynar ama gövdesi hiç titremez durur, Benim de görünüşte kararım yok, Hadiseler karşısında ben de ağaç gibi titriyorum ama, Ruh aleminde karar etmişim, Korkmam, titremem, Ben şaşılacak acayip bir cihanım, Bir avuç toprakta gizlenmişim, Her gece gönlüm gündüz gibi aydınlıktır, Her sonbaharın içinde ilkbaharlar bulunmaktadır, Ben tamamıyla yok olup kendimden geçtiğim zaman, Kendime gelirim, Kendimi bulunurum, Bedenimin aslı olan dört unsur ile beş duygudan kurtulunca, Tam adam olurum, İnsan, haksız yere kendisinde bir ihtiyar olduğu,
Cüz iradesi bulunduğunu davasına girişir, Aslında hakkın ihtiyarındaki yücelik, Benim ihtiyarımı elimden almış, Beni ihtiyarsız bırakmıştır, Sen beni istemesen de ben seni canla, gönülle isterim,
Sen bana kapıyı açmasan da ben kapının eşiğinden ayrılmam, Orada oturur kalırım, Ben balık gibiyim, Dalga beni karaya atsa da sudan başka sığınacağım yer yoktur, Gönlüm sudan başka bir şey istemez, Kendi kendime nereye gidebilirim, Benim gönlüm mü var, Ben de beden de gönül de ancak padişahlar padişahının gölgesine sığınmışız, Mest olup gitmişsem, Yıkılmış kendimden geçmişsem, Mest oluşum, yıkılışım, gidişim sendendir, Bir şey biliyor, bir şey duyuyorsam, Bilişim, duyuşum da sendendir, Eğer bende bir gönül kalmışsa,
Gönlümü alan sen değil misin? Eğer ben değersiz bir saman çöpü gibiysem, Benim kehribarım sen değil misin? Yediğim nefis yemeklerin, tatlı helvaların, çöreklerin, Ağzımda bıraktıkları tat, O güzel dudaklarının tadından, lezzetinden birer kırpıntı değil midir? Ne yüksek mevkiler düşünürüm, Ne sultanlık, Ne mal mülk, Ne şöhret, Ne ululuk, Bunların hiçbirisinde gözüm yok, Senin aşkın bunların hepsinden üstündür, Bana şarap sun, Çoktan beri ben senin güzelliğinin mahmuruyum,
Ben eski bir hırkaya bürünmüşüm, Ama senin gerçek dostun değil miyim? Şu anda mahmurum, Sen bana uy, Benim dediğimi yap, Mest olup kendimden geçtikten sonra, Zaten senin emrindeyim, Senin dilediğini yaparım, Sen şimdi, Enel Hakk kadehini doldur, Mansur şarabından son, Şu zamanda mansur gibi ben senin dar ağacının altındayım, El esnemindeki sözleri, ahitleri, şartları hatırla, Benimle nelere karar vermiştin, Ben hala o karardayım, Ey avucum, Tuttuğun kadehe de ki, Sen at gibi bana binmişsin, Ben seni taşıyorum, Fakat aslında şaşılacak şey şu ki,
İçindeki şarabı içince, Ben sana biniyorum, Sen beni taşıyorsun, Ey kadeh, Ben aşıklar halkasının ortasındayım, Sen benim etrafımda dönmedesin, Ama aslında beni döndüren sensin, Senin etrafında dönen de benim, Ben nasıl kafir olurum ki, Senin gibi bir puta tapıyorum, Ben nasıl fasık olurum ki, Senin şarabını içiyorum, Gel, Gel, Sen zamanenin sırlarını bilensin, Gönlümün sırlarını ört ki, Ben senin sırdaşınım, Ey çalgıcı, Şu gazeli oku,
Ben sevgiliden, Her çeşit gülden, Her çeşit dikenden vazgeçtim, Çünkü artık tövbe ettim, Bazen işime çok düşkün olurum, Adeta işimin mesle olurum, Bazen mahmur olurum, Artık işten de, Mahmurluktan da vazgeçtim, Tövbe ettim, Boğazıma kadar tövbe etmek, Suçuna gömülmüşüm, Tövbeden o kadar canım yandı ki, Eskiden ettiğim tövbelerden de, Şimdi tövbe ettim, Ey şarap satan, Kadehi elime ver, Ben sıkılmayı bıraktım, Arlanmaktan tövbe ettim, Allah Allah, Ey çalgıcı, Ben yolumu şaşırdım, Sen kendi yolunu, Kendi işini iyi bilirsin,
Çengi de elini al da, Telleri üzerine tövbe ettiğimi çal, Düşünmekten, Çare aramaktan, Gönlüm parça parça olmuştu, Anladım ki, Çare çaresizliktedir, Çaresiz tövbe ettim, Sen ay yüzünü göster de, Karanlık geceyi nurlandır, Güzelleştir, Ben o günahın zevkinden çok, Tövbe ettim, Tövbe vaktidir dedim, Bir çılgın aşık bana, Ben eski bir tövbe eden kişiyim, Ben geçen sene tövbe ettim dedi, Senin güzel yüzünü görünce,
Yeşil çimenlerden, Gül bahçelerinden vazgeçtik, Gözünü görünce de, Şarabı ve şarapçıyı görmez olduk, Oturduğumuz evi rehine verdik, Geldik senin mahallini yurt edindik, Dükkanı yıktık, İşten kazançtan vazgeçtik, Neyimiz varsa hepsini aşk yağma etti, Kardan zarardan, Alışverişten vazgeçtik, Aşk davasına girişmek, Sonra da hayadan utanmaktan bahsetmek olamaz, Bu sebeple biz aşk yoluna düşünce, Hayadan utanmaktan da vazgeçtik, Gamın haddine mi düşmüş ki bizim adımıza ansın, Elini çırp biz,
Bizi alkışla ki artık biz gamdan da, Gam çeken gönülden de kurtulduk, Neşe yürüdü, Gönül hoşluğu ülkesi bize verilmiş, Azın çoğun varından da, Yoğundan da vazgeçtik, Biz söz söylüyoruz, Sen inkar ediyorsun, Biz iki alemin ikrarından da, İnkarından da vazgeçtik, Dünya işini paylaşamayan şu köpeklere bak, Nasıl da birbirlerine düşmüşler, Biz köpekten doğmadık, Köpek de değiliz, Bu sebeple biz dünya işinden de vazgeçtik, Gönül sırlarını ancak Allah bilir, Bu bize kafi, Bizler kötünün kötülüğünden, Hilecinin de hilesinden kurtulduk,
Aşkın verdiği dersi hiç unutulur mu, Ona çalışmaya ihtiyacımız yok, Zaten o ders çalışmakla öğrenilenemez, Ben kederle dolsam da, Gülsem de o padişahın,
Devletine aşığım, Padişahın aşkına gönül vermek, Benim tacımdır, Bana bundan başka bir tac verse bile, Ben onu almam, Onun gül dalının rengi, Benim varım yoğumdur, Çünkü ben onun gül bahçesinin bülbülüyüm, Ben onun kapısının, Toprağının başka bir yere oturmam, Onun gönlümden, Canımdan başka bir yere oturtmam, Gece gündüz ben onun nimetiyle besleniyorum, Ben onun aşk bahçesinde, Güller, reyhanlar, Yaseminler içindeyim, Dünya ister harap olsun, İster mamur olsun, Benim için önemi yok, Şunu biliyorum ki, Ben onun yıkılmış,
Harap olmuş bir kuluyum, Aslım toprak olduğu için, Yeryüzünün toprağı ile dostum, Onunla birim, Ama yine de padişahın, Bana büyük bir lütufta bulunmuştur, Bana hiçbir yaratığa, Vermediğini vermiştir, Bana kendinden, Can bağışlamıştır, Bu gece,
Şu ben zavallının, Bedeninden canı tamamıyla al da, Al da bundan sonra, Dünyada kimse benden bahsetmesin, Şu anda senin mestinim, Bana bir kadeh sun da, İki cihandan da vazgeçip, Büsbütün sende yok olayım, Ben sende yok olunca, Hani o senin bildiğin hal başına gelince, Yokluk kadehini elime alırım da, Kadeh kadeh, Senin aç şarabını içerim, Can senin yüzünden yandı, Yakıldı, Mum senden nur aldı, Aydınlandı, Bir insan eğer senden yanmazsa, O hamdır, Ham, Sen bana birbiri ardınca, Yokluk şarabını sun, Ben tamamıyla yok olunca,
Yokluğa dalınca, Artık evi damdan ayırt edemem, Ey yokluğuna binlerce varlık kul olan, Köle olan, Yokluğun artıkça, Can sana yüzlerce secde eder, Bana tas tas şarap ver de, Beni varlığımdan kurtar, Şarap olgun kişilere, Hakkın bir nimetidir, Akıl ise ham kişilere mahsus bir şeydir, Yokluk denizini dalgalandırır da, Beni kapsın götürsün, Ne zamana kadar korku ile deniz kıyısın, Adım adım duracağım, Biz kıtlık içinde kalmış,
Susuzlarız, Çok nimetler görmüş, Çok yemek yemiş kişileriz, Çaresiz değiliz, Dertlere dermanız, Çaresizlere çağrıyız, Mecliste şaraba benzeriz, Neşe dağıtırız, Gamlılara neşe bağışlarız, Savaşta Ali'nin zülfikarıyız, Şükretme de sanki kaynağız, Sabretme de mermer kaya gibiyiz, Biz rüşvet padişahı değiliz, Biz paramparça olmuş, Gönül hırkalarını diker yamarız, Bizden sır saklama, Biz senin gönlündeyiz, Her şeyi biliyoruz, Bizden gönlünü çekip alma, Gönlün bizim elimizdedir, Biz saman altında kalmış, Gizli uçsuz bucaksız bir deniziz,
Yahut da göklerde parlayan güneşiz, Mes bir halde aşk evinin, Damı kenarında durduğumuza bakma, Dam da bilir ki, Bizim kıyımız kenarımız yoktur, Ay ışığı dam kenarına vurmaktan hiç korkar mı, Peki biz neden gam yiyelim, Biz üstün bir varlığız, Göklerde dolaşan aya binmişiz, Biz Ahmet'in tevhid müjdesini vermedeyiz, İsa gibi çocukken beşikte konuşuruz, Bütün bunlara rağmen, Biz artık konuşmayalım, Susalım, Susalım da, Hular huya karışsın, Hular hep gönlümüze birden vursun, Konuşan hu olsun,
Dinleyen hu olsun, Sözler hu olsun, Gelsin gönlümüze hu hu kuşunu kondursun, Eşhedü en la ilahe illallah, Ve eşhidu en muhammadan abduhu ve resuluhu,
Destru. Bismillahirrahmanirrahmanirrahim, Allahümme rıs-i kalbi secereti la ilahe illallah.
Ve edher ala lisan-i yenab-i hikmeti la ilahe illallah. Ve ruhu fi behr-i marifetin la ilahe illallah. Benşur ala vecii berkanuri la ilahe illallah. Amin. Il-Fatiha man seravat
Allah Allahümme salli ala seyyidine Muhammedin ve ala muhammed Eyvallah İllallah Muhammedun Resulullah Destur ya Hazreti Allah Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.