Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 26 Kasım 2021 · 51:09
Eftâr-ı zikrfâleven ne hu, laet-i ilâhâ, Muhammedun Resûlullah, cümîn-enbiye, velmürselîn, velhamdülillâhi, rabbil âlemîn. Eyvallah, illallah, Muhammedun Resûlullah, destur ya Hz. Allah, kış mevsemi geldi, yaprakları döktü diye şikayetler ediyordu.
Şimdi kalk da gül vahçesine gel, kış mevsiminin nasıl bozguna uğradığını kaçıp gittiğini gör, gök gürlemesinden davul seslerini duy, o sesler dünyanın düğünü var, bağ vahçe çeyiz hazırlıyor demek istiyor. Gel de padişahın meclisini gör, toprağın nasıl neşelendiğini, güldüğünü seyret, miskler kokan bahar rüzgarı yardıma geldi de, dondurucu düşman bozguna uğradı defolup gitti.
Bu savaşta süsenin keskin kılıcı ve hançeri çok işe yaradı. Allah'a hamdolsun, reyhanların, güllerin, gül vahçesinin ordusu, kış mevsiminin ordusunu bozdu. Nilüfer, Gonca'nın kulağına, ey güzel kokulu Gonca, karnını doyur, savaşa girmek zamanı geldi, diyor. Neşesizlerin hayattan bıkmış ve usanmış olanların hepsi de gittiler.
Evin kapısını kapayınız, düşüncelere dalmış, ümidini kaybetmiş şu aklın haline de gülünüz. Madem ki siz de Muhammed'in manevi evlatlarındansınız, müminsiniz, miraç ediniz, göklere yükseliniz de, ayın yanağını öpünüz. Ey neşesizler, ey hayattan bıkmış, usanmış kişiler. Niçin cesaretinizi kaybettiniz, niçin gittiniz? Aşk uğrunda neden ferhat gibi dağları delmediniz? Öyle oldu, böyle oldu, niçin doğru gelmedi? Kendiniz nasılsınız, değeriniz nedir, biliniz, anlayınız. Madem ki aşk çeşmesini gördünüz, ümit çeşmesini gördünüz, neden kana kana su içmediniz? Madem ki o güzeli gördünüz, nasıl oluyor da hala kendinizi beğeniyorsunuz?
Madem ki nur almak, nurlanmak istiyorsunuz, devletten, saadetten kaçmayınız. O zaten onun tuzağına düşmüşsünüz. Canıyla oynayan pervane gibi muma doğru koşunuz. Ne diye vefasız arkadaşa kendinizi vermiş, ne diye ona bağlanmışsınız? Pervanenin mumun alevine kendini attığı gibi siz de aşk ateşine kendinizi atınız. Atınız, yanınız, yakılınız da gönlünüzü, ruhunuzu aydınlatınız.
Hayretinizden senelerin eksittiği, hırpaladığı bu köhne bedeni atınız da taze bir tene, yeni bir bedene sahip olunuz. Geçen sene ay gibi doğan o kırmızı kaftanlı güzel, bu sene boz renkli bir hırkaya bürünerek geldi. Bu sene Arap kılığında karşımıza çıkan, geçen sene yolları kesen, malları yağmı eden Türktür.
Elbisesini değiştirdi ama gelen sevgili yine geçen sene gelen sevgili. O elbisesini değiştirdi, başka bir elbiseyle tekrar karşımıza çıktı. Şişe değişti ama içindeki değişmedi. Bak da seyret, o şarap sarhoşun başını nasıl döndürmedi, nasıl mesletmedi, aklını başından almadı. Ey sabah şarabı içmeye alışmış olanlar, neredesiniz? Gece geçti, aşk meşalası, sırlar penceresinden nurlar saçmaya başladı. Oruç ayı geçti, bayram geldi, bayram geldi.
Ayrılık gecesi geçti, sevgili geldi, göründü. Gerçekten sabah oldu, senin azran vamık oldu. Yani sevdiğin muaşukun sana aşık oldu. Şeyhin mürid oldu, iradesini sana verdi, sana bağladı. Savaş oldu, zafer geldi. Zehir ortadan kalktı, şeker geldi. Taş yok oldu, cevher geldi. Kapılarda kilitler artık bir işe yaramaz oldu. Çünkü anahtarlar geldi. Yani bütün zorluklar ortadan kalktı, işler kolaylaştı. Güneşin ışıkları temiz şeylere de düşer, pis şeylere de. Güneş ışığı ile gülü de okşar dikini de. Böyle olmakla beraber can şu pisliklere bulanmış, kirlenmiş bedenden kurtuldu.
Temizlik alemine gitti. Gönül, senin sevgi kadehindeki lezzete, manevi zevke kapıldı da tuzağına düştü. Can da bu hali görünce o da koşup geldi. Senin tuzağına düşmek, senin esirin olmak istedi. Yanlış adım attığımızdan ötürü yapmamız gereken nice tövbeler vardır ki, senin attığın aşk taşı onları kırdı, geçirdi. Nice zahid, nice ibadet eden kişi hırkasını yırttı, senin kapına geldi. Bağ, bahçe, halden anlamayan insafsız, aşka yabancı kış yüzünden tam üç ay ağzını yumdu. Bir şeycikler söylemedi. Sonunda gayb aleminden gelen bahar kokuları yetişti. Onu çiçeklerle, güllerle süsledi.
Onu konuşturdu. Hacca gidenler neredesiniz, neredesiniz? Sevgiliniz buradadır, geliniz, geliniz.
Sevgiliniz sizin komşunuz, hem de duvarı, duvarınıza bitişik komşunuz. Hal böyleyken siz çöllerde sersem sersem dolaşıyorsunuz. Hangi hevayla, eğer sevgilinin manevi olan suretini, yüzünü görseydiniz, ev sahibi de siz olurdunuz. Ev de siz olurdunuz. Kabe'de siz olurdunuz. On keredir o yoldan o eve gittiniz. Bir kerede şu evden, şu dama çıkınız. Evet, çöller aşarak gittiğiniz o ev çok latiftir, hoştur, mübarektir. O evin vasıflarını anlattınız, güzelliklerinden bahsettiniz ama o evin sahibinden söz etmediniz, bir haber vermediniz. Eğer o gül bahçesini gördünüzse, hangi gül demeti, eğer Allah denizinde daldınızsa, hani bir can incisi, böyle olmakla beraber çektiğiniz sıkıntılar, eziyetler dilerim ki size, bir hazine olsun.
Fakat ne yazık ki kendiniz, kendi varlığınız, kendi hazinenize perde olmuştur. Sürünüz. Sürünüz ki,
hakikat yollarında geri kalmayasınız. Biliniz. Biliniz ki, açıkça görünüşün ta kendisisiniz. olduğunuz gibi görünüyorsunuz. Koşunuz, koşunuz. Siz, hantal sivari değilsiniz. Çabuk sivarisiniz. Halkı olarak nazlanın, nazlanın. Çünkü siz, dünya güzellerisiniz. Allah'ın üzüm suyundan yapılmayan, öyle gizli bir şarabı vardır ki, dünya ve sizler, ondan bir katresiniz. Ananızın rahminden, bir defa doğduğunuz gibi, ikinci defa da, dünyadan, ukbadan, ve kendinizden geçip, kendinizden doğuverin. Sabahları aydınlatan nur, şimdi bu manevi sofraya, buyurun diye seslendi.
Eğer sizde tembellik ve ağırlık varsa, onun şarabı sizi rahatlatır, ruhunuzu ağırlıktan kurtarır. Gizli peygamberler geldiler, onları içeri alınız, dışarıda bırakmayınız. Onlara yazıktır, yazık. Onları içeri alınız dedim ama, onlar bu eve sığmazlar. Çünkü onlar baştan başa, hakikat madenidirler. Mekansızdırlar. Siz ise mekana bağlısınız. Dikkat edin de, onlar başlarını alıp gitmesinler. Çünkü onlar baştan başa candırlar. Sizler ise bedava ekmeğe konmuşsunuzdur. Eğer siz insansanız çalışın, çalışın da bu beden baştan başa can olsun. Bu beden ekmekten gelmedi mi?
Yani bu beden anamızın babamızın yedikleri ekmekten resimlerde meydana gelmedi mi? Susunuz, susunuz, susarak içiniz, örtününüz, örtününüz. Siz gizli hazinesiniz. O yüzünü sizden gizlemiştir. Kendini göstermiyor ama, eserleriyle kendi varlığını apaçık göstermektedir. Yüzüyle, yüzüyle gizlenmiştir ama, eserleriyle kendini açığa vurmuştur.
Görünensiniz, görünmeyensiniz. Siz, can cevherisiniz. Siz akıl gibisiniz. Hem binlercesiz, hem birsiniz. Siz güneş gibisiniz. Dağınık ışıklarınızla her eve koşuyorsunuz. Bu aşk denizine öyle bir cevher sığmaz. Korkmayınız, korkmayınız. Korkmayınız, yakanızı yırtmayınız. Ahmaklaşıp, şaşkın kalmamanız içindir ki, gönlümüz bu açıklamalardan vazgeçti. Ağzını kapadı. Allah aşkına bir başka aşka düşmeyin. Can meclisinde aşktan başka bir düşünceye dalmayın.
Aşktan başka bir dost edinmek, aşktan başka bir işe girişmek, anlatılması kolay olmayan bir küfürdür. Din meclisinde, ilahi aşk meclisinde olduğunuz halde, aşkı inkar edenlerin yolunda yürümeyin. O gönül bekçisi, o cana şerefler veren eşsiz varlık, pek kıskançtır. Onun kıskançlığına karşılık, siz de yüzünüzü ondan başkasına, yabancılara çevirmeyiniz.
Her vesveseden bahsetmeyin. Her vesveseyi konuşmayın. Her sapık kişi kendinize başkan yapmayın, kılavuz etmeyin. Allah'ın biri olduğu, eşi ve ortağı bulunmadığını söyletince, yani şehadet getirince, bu mübarek sözün alevi, inkar, yakar, yandırır. Allah'ın güzelliğine, gerçek güzelliğe karşı, inkarın kötülüğüne sarılmayın. Dünyanın yarısı akbabadır, yarısı leştir. Aklınıza başınıza alın da, akbabı gibi leşe göz dikmeyin. O aldatan nefis, kibirden, gururdan, benlikten, aldatıştan ve aldatılıştan ibarettir. Kendinize geliniz de, o aldatıcıya gönül vermeyin. Nefis insana dost değildir. O'nun izzeti yoktur, zilleti vardır.
O'nun vefası yoktur, insanı dosttan ayırır. O on gönüllü, alçağı, sırlarınızı açmayınız. Ruh, öğüt verme, anlatma minberine çıkınca, artık kendinizi söz perdesi arkasında tutmayınız. Bir de bulunur fakat takdiri bilemez. Allah'ın takdiri gelince tek bir işe yaramaz.
Kul düşünür fakat görebileceği meydandadır. Hileler düşünür ama takdiri değiştirecek güç de değildir. İnat etme, dünyalık isteğine kapılma. Aşk memleketi, aşk padişahlığı iste. Aşk seni ölüm meleğinden kurtarır. Bir defa olsun, kendi nefsane isteklerini bırak da. Aklın isteğine uy. Çünkü nefsin isteği seni ümitsizliğe götürür. Sen padişaha av ol, avcılığı bırak. Çünkü avladığın avı, ecel duanı senden geri alır. Bugün padişahdan daha vefalı kimse yok. Sen ona doğru git. O seni yanından hiç ayırmaz. Şunu iyi bil ki bütün insanlar ölüm hapishanesindedir. Hapis olan kimse seni zindanla kurtaramaz.
Sen biliyor musun rıza kapısından girerek razılık köyüne ulaştığın zaman orada duyduğun köpek sesleri de ne oluyor? O sesler korkak ve ruhen aşağı olan insanları ürkütür. Haşa bu köpek havlamaları hak yolunun aşığı olan cesur kişinin yüreğini bile hoplatmaz. Manevi değeri çok üstün.
Öyle bir sevgili istiyorum ki can onun üzengisini tutacak hizmetçisi olsun. Çalgı çaldığı zaman zühre yıldızını öldürecek bir çalgıcı arzu ediyorum. Öyle bir kadehim var ki denizi küçük görür de ona güler. Benim öyle çalgıcı bir gönlüm vardır ki ne öğüt kabul eder ne de bağ ile bağlanmayı. Allah'ım bir balığın bir an bile olsa sudan ayrı düşmeye dayanamadığı gibi benim de öyle bir canım var ki bir an için olsun senden ayrı düşmeye sabredemez. Senin güzel bir varlığın var benim de mesleğim var sana varlık yakışır bana da meslek yakışır kendine gel de artık sus öyle bir aşk seçmişsin ki her an gamsız neşe vermede reddetmeden her şeyi kabul etmededir.
Sensiz düşünemiyorum. Sensiz yapamıyorum. Başkasıyla da yaşamama imkan yok. Aşka dair ne söylesem içi yanmayanlar, aşık olmayanlar anlamıyorlar. Her seher vakti döktüğüm gözyaşları hasta gönlümden bana bir haber getirmese de etrafımda bulunanlardan hiç kimsenin benim gönlümden haberi yok. Bedenimde hiçbir kıl yoktur ki senin gamından ağlamasın inciler saçmasın ağabey hayata kıtmasın. Ey gamı canımın rahatı olan sevgili bu feryat bu figanın sebebi ne? Herkesin başına mı toplamak istiyorsun? Çünkü ben ağlamasam, feryat etmesem halk benim etrafımda toplanmaz. Halkın toplanması bir araya gelmesi ne demektir?
Gölge varlıkların ötesinde bulunan canların aynı gaye için bir yere toplanması insanların kendilerinden kendilerine sefer etmesidir. Kendilerinde bulunanı birlikte bulmalarıdır. Kuş yumurtada kaldıkça kanatları işe yaramaz. yumurtadan çıkınca, yalnızlıktan kurtulunca uçmaya başlar. Benim hayatımın gecesinde şu güneş gibi yirmi tane güneş doğsa da karanlık gecemi aydınlatmaya çalışsa sen gelmedikçe seher olmaz.
Böyle bir balçıya yani bedene gönül tohumunu ektik ama sevgi baharın gelmedikçe orada bir şey bitmez. Sen gelmedikçe meclisimiz meclis olmaz. Sen gelmedikçe gönül kurur, dil peltekleşir, dudaklar yumulur.
Sen gelmedikçe gözler görmez olur, kulaklar duymaz olur. Sen gelmedikçe akıl uspus olur, gönül deryamız kurur. Sen gelmedikçe gök kübbemiz yıkılır, yerler fena olur. Sen gelmedikçe ey sevgili bu meclis meclis mi olur? Senin nakşın hayalinin gönlümüze yerleştiğinden beri nereye otursak oturalım, seninle beraber olduğumuz için orası cennet olur. Yüceler gökler baştan başa bağ vahçe olur. Aşağılar yeryüzünün her tarafını definerlerle, hazinelerle dolar. Sen nasıl güçlü ve kudretli bir varlıksın ki alem senin yüzünden bu hale geldi. Onu gördüğümüz günden beri ömrümüz arttı. Onu arayan, onu isteyen her diken, iman, gül bahçesi oldu.
Her koruk güneşin tesiriyle üzüm oldu. Şekerlerle doldu. Kara taş bile onun yüzünden lal oldu. Ortalığa bir gönül karanlığı çökmüştü. Şimdi gönül penceresi haline geldi. Ey Demirtaşlılar! Bizim aşkımız ötelerden gelip ötelere giden bir aşk. Ne bu dünyanın kokusu karışmış, ne bu dünyanın hayali karışmış. Ta ötelerde buluşmuş, buluşmayanlar ve ötelerde buluşmanın tecellisi düşmüş. Demirtaş canımız olmuş, biz Demirtaş'ın canı. Sevgiliye bakacak, onun güzelliğini göremeyecek, aptal bir adam arıyorum.
Bakışında hüner olan, görüş sahibi olan akıllı kişiyi istemiyorum. O inciyi sedef gibi içine alacak bir gönül arzu ediyorum. Kendini gören, kendi içinde inci olduğunu sanan taş yürekli. İşi istemiyorum. Kurtarmış. Allah aşkıyla dolup taşlar.
Bir kere daha coştular. Sonra tekrar yokmuşlar varlık. Renklerde görüntü.
Ateşten yanmadan ama biri çıkart. Öbürünüz de tez geldi. Rab'in yasifu ve selamu russelim bil'alem. Rab'in yadali yelalem.
Şehrimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Amin. Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah, illazî gâlefî kitâbî kerîfâle mennâhu la ilahe illallah. Amin. Es salatu ve selamu ala seyyidina Muhammedin illazî gâlefî hadîs-şerîfi aftar zekîfâle mennâhu la ilahe illallah. Amin. Allahümme gıssi gharbi secereti la ilahe illallah. Amin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.