İllâllâh, Muhammedun Resûlullah, Desturya Hazreti Allah, Vuuu, Celle Celalâhû. Hemle titrediğimiz, çeşitli gıdalarla beslediğimiz bedenden bütün halk,
herkes iyidir. Fakat bu bedenin ahmaklığı yüzünden şaşırıp kaldık, parmağımızı dişledik. Bir şeyden kaçacaksan, yılandan, akrepten, arslandan, kaplandan kaçma da, bedenden kaynağını alan nefsane isteklerden, heveslerden kaç. Çünkü başımıza gelen bütün belalar, çektiğimiz bütün zahmetler, meşakkatler, boş ve olmayacak heveslerden meydana gelir. Vallahi onun yeşilliğine, onun gül bahçesine bakıyorum, görüyorum ki onun yüzünün nurundan başka sığınılacak yer yok. Her sabah kalkıp yüzünü tertemiz yıkayınca, yine günlük işler başlar, yine gönül hayat mücadelesi sevdasına düşer, zamanında koşulan yere koşar, halkın gönlü güç bir hale uğrayınca, başa bir sıkıntı, bir bela gelince, Allah'ım hepimiz sana muhtacız, irademizi sana vermişiz diye bir yere yönelir.
İşte oraya varır. Çok uğraşarak, birbirimizle çekişerek, bin türlü zorluklarla elde ettiğimiz servet, mal, mülk, meğer bize birer bela tuzağıymış, dünya işlerinden, hayat mücadelesinden, senelerin getirdiği bitkinlikten artık bıktık ve usandık, kanadı kırık, bedeni yorgun bir halde, Allah'ım sana doğru uçuyoruz, sana geliyoruz, bize acı, bize merhamet et.
İçinde yüz kere sofra kurduğumuz, yemekler yediğimiz, etrafında dönüp dolaştığımız ev yok mu? İşte biz o saadet eviyiz, o mana eviyiz, o mana evinin bölgesiyiz, o evin nimetlerini unutmadık. O ev mert kişilerin evidir, o evde arslan yürekliler yaşar. Biz bu mert insanların evinden kaçarsak, nasıl olur da insan olabiliriz? Orada mana şarabıyla mest olmuş insanlar var. Dışarıda üzüm şarabıyla mest olanların baş ağrıları, uygunsuz hareketleri, sersem nübükleri var. Mana evinde tamamıyla lütuf kesiliriz. Başka yerlerde ise baştan başa derdiz, mehnetiz. Mana evinde lal renkli şaraptan daha neşeliyiz. Fakat burada dünya evinde iki yanağımız da saf sarı, sarı şişeden daha sarı.
Mana evinde hepimiz sütle şeker gibi birbirimize karışmışız, birleşmişiz. Burada ise hepimiz birbirimize düşmanız, birbirimizle kavgalıyız. Dünya nimetleri için birbirimizle insafsızca çekişir dururuz. Bilmediğimiz, görmediğimiz bir gök vardır ki, o gökte bir şimşek çakınca, bizler gökyüzüne, ötelere yükseliriz. Orada kendimizi gösterir, şu yeryüzünü ne işe yaramaz, eski bir hasır gibi dürer, kaldırırız. Ben her zaman böyle zeki değildim. Ben akıldan fikirden çıkmış bir kişi değildim.
Senin gibi ben de akıllıydım. Böyle deli divane değildim. Ben böyle düşkün ve perişan bir halde de değildim. Güzeller gibi gönüller avlar dururdum. Ben gönül gibi kanlar içinde değildim. O nasıldır, bu nasıldır diye arar dururdum. O nasıl olduğu bilinmeyen, o büyük yaratıcının yarattıklarına böyle hayran değildim.
Sen benim gibi değilsin. Senin aklın başında otur da bir düşün bakalım. Galiba ben şimdi bu hale gelmemişim. Ezelde de böyleymişim. Ben böyle günden güne artan aşka av olmamıştım. Eskiden herkesten üstün olmayı arar dururdum. Sonunda bir define gibi topraktan dışarı çıktım. Çünkü ben toprağa gömülen Karun değildim. Ben ilahi bir defineydim. Cenab-ı Hak Adem'e kendi ruhundan üfürdüğünden beri Ademoğulları o üfleyişten öyle mest olmuşlar ki kendilerine verilen canları bile tanımaz olmuşlardır.
Denizlerin dalgalanması, coşması, köpürmesi hep onun coşkunluğundandır. Dünyada mana şarabıyla mest olanlarda görülen meslik Adem'in ezeldeki mesliği yüzündendir. Ezel şarabıyla mest olan insanoğlu mesliğinden uyanıp matem eylemesin diye ilahi rahmet, ecelin boynunu vurmuştur. Hak şarabı helal mü helaldir. Allah köyünden gelen şarap haram olmaz. Genç iken bu şaraptan içseydi ihtiyar feleğin beli bükülmezdi. Yeryüzü o şaraptan içseydi bulutlardan yağmur dilenmezdi. Ben halkı zindandan azat ettim, aşıkların gönüllerini neşelendirdim. Nefis ejderhasının ağzını yırttım, aşk yoluna mamur bir hale getirdim.
Yusufları Yakuplardan duydum da hepsini kapıdan çıkarıverdim. Hoş bir şekilde tertip ettiğim gönül bahçesi ne de güzel bir bahçe. Yeni baştan yaptığım aşk nehri ne de güzel bir şehir. Bütün dünyada bilir ki ben o şehrin padişahı olarak bulundukça Adaletle hüküm sürdüm, insaflı hareket ettim. Bütün dünyada bilir ki ben cihandan dışarıyım. Benim düşünceye tenezzül edişim, sözlerime şahit bulmak içindir. Ben nicesi ustaları mat ettim, nice kalfaları usta ettim. Nice arslanlar üstüme kükreyerek saldırdılar da Ben onları tilki gibi güçsüz kuvvetsiz bir hale getirdim. Senin canın benim canıma ne kadar çok yakın.
Çünkü sen ne düşünüyorsan ben onu biliyorum. Zaten dostlar birbirlerinin gönüllerinden geçenleri bilirler. Ben de senin gönlünden geçeni biliyorum. Bilmesem dost sayılmam. Dost, dosta karşı saf, durusuya benzer. Onun için de dostun hayalini parmağımla gösterebilirim. Adeta herkes aynadır, aynada herkes karını ziyanını gösterebilir.
Fakat o ayna her nefeste buğulanır, her an kararır. Çünkü onda benim can cilam yoktur. Ama arif kişinin gönlüne dünyanın tozunu toprağına atsan yine kararmaz, yine cilası kaybolmaz. Sakın bu aynadan yüz çevirme, o ayna ben senin canına emanım deyip duruyor. Benim sözüm de ben de cana bir aynayım. Can kendi halini benim sözümde bulur ve anlar. Sus, sus da ben kaş da göz de ona binlerce macera okuyayım. Sefere çıktım, her şehre uğradım. Senin gibi latif, senin gibi güzel hiç kimseyi göremedim.
Ayrılıktan kurtuldum, gurbetten geri geldim. Bir kere daha seni görmek saadetine erdim. Eşsiz bir bahçeye benzeyen güzel yüzünden düşeli. Ne bir gül gördüm, ne bir meyve tattım. Kötü bahtımın yüzünden senden ayrı düştüm. Fakat her bahtsızdan da yüzlerce zahmetler, mihnetler çektim. Ne diyeyim? Sensiz ben tamamıyla ölmüşüm.
Allah beni yeniden diritti. Acaba yüzünü gören ben miyim? Acaba senin tatlı sesini ben mi duydum? Bırak da elini ayağını öpeyim. Bana bayramlık ver. Çünkü seni gördüğüm gün benim bayram günümdür. Ey Mısır ülkesinin Yusuf'u! Sana armağan olarak böyle parlak bir ayna aldım. Şu anda öyle bir mutrif istiyorum ki mest olsun kendinden geçsin de ne çaldığının farkında olmasın.
Öyle bir arkadaş istiyorum ki benim derdimi kendine dert edinsin. Fakat öyle kendinden geçsin ki neşeyle gamı birbirinden ayırt edemesin. O bütün varlığıyla mest olsun da Ademoğlu olmaktan çıksın değişsin başka bir şey olsun. Müslümanlık ondan nur alsın da varlığından sıyrılsın çıksın. Allah'ım bize mest olmuş bir güzel gönder de sunacağı şarapla karnımızı davul gibi şişirsin.
Davul çala çala kendimizden geçelim dışarı çıkalım saki karşılamayı düşünelim. Bugün perişan darmadağın sözler söylemek istiyorum. Elbette perişan olmuş bir kişi perişan sözler söyler başka ne söyleyebilir ki? Bu perişan sözleri bana söyletmemek için sakinin gelmesi birbiri ardınca Nacağı kadehlerle ağzımı kapaması gerekmektedir.
Bugün öyle bir haldeyim ki eşeği sırtındaki yükten ayırt edemiyorum. Gün öyle bir haldeyim ki gülü de dikenden ayırt edemiyorum. Sevgili bugün beni öyle bir hale getirdi ki sevgiliyle öyle bir hale geldim ki kendimi sevgiliden ayırt edemiyorum. Ben kimim sevgili kim bilemiyorum.
Dün içtiğim şarabın verdiği meslek beni sevgilinin kapısına götürmüştü. Fakat bugün öyle bir haldeyim ki evle kapıyı ayırt edemiyorum. Geçen sene gönlümün haf ve recadan iki kanadı vardı. Bugün ise öyle bir haldeyim ki kanat nedir uçuş nedir? Geçen sene nerede farkında bile değildim. Aşık kişi dünya işlerine karşı kör olur. Fakat benim gibi değil çünkü ben ne sağırım ne körün farkındayım ne de işin gücün farkındayım. Ben çenge benziyorum. Çıkardığım namelerden haberim yok. Sırlar söylemedeyim fakat sırlar nedir bilmiyorum. Gece rüyamda ne gördüm ki bugün mesbir haldeyim.
Bugün deliler gibi akıldan kurtuldum. Akıl bağından sıçradım çıktım. Yoksa ben uyanıkken mi rüya gördüm. Çünkü bu dert bendeyken gözüme uyku girmiyor. Yoksa ben hakiki aşkımı rüyada gördüm ki hep onunla meşgulüm ona yöneldim. Gel ey hakiki aşk sen bedene cansın ben senin lütfun sayesinde beden hapsinden kurtuldum. Bana perdeyi yırt dedin ben de hiç tereddüt etmeden yırttım.
Kadehi kır dedin hiç düşünmeden onu da kırdım. Bana bütün dostlarından ayrıl dedin. Bütün dostlarımı gönlümden attım yalnız sana gönül bağladım. Kirpiklerimle hayalini topluyorum. Bunu suç saydın gönlümü yaraladım. Ben yedi kat yerin dibine geçsem sen yanımda bulununca göklerin üstündeymişin gibi yücelerim. Fakat sen yanımda olmayınca yedi kat göğün üstünde bulunsam orası benim için aşağının aşağısıdır. Bugünse her vaktinden beri perişanız meslis. Madem ki perişan olmuşuz biz de hallerimize uygun olarak perişan sözler söyleyelim.
O şarabı ki sen verdin ve bu akıl ki bizdedir. Eğer biz bu akılla kadeh kırarsak bizi mazur gör. Harabatın rintleri üzüm suyu şarabını içtiler ve sızdılar. Bizse içtikçe içtik. Sızmadık oturduk kaldık. Biz bir an kadim olan aşkın belasını içmedeyiz. Bir anda eles minacatına fela demedeyiz. Yukarısı tamamıyla bağ bahçe olmuş. Aşağısı baştan başa define kesilmiş. Biz de öyle şaşılacak kişileriz ki ne yukarıdanız ne de aşağıdan. sus. Onun varlığı tecelli edince öyle bir var oluruz ki varlığımızı var oluşumuzu biz de bilmeyiz. Ey bilgin kişi nabzıma bir el at.
Biz elden çıkmışız ama hangi elin yüzünden çıkmışız bunu bir anla. Tapma kafirliğin temelidir ama bu canlı puta tapmazsak biz kafir oluruz. Ben düştüm, ben düştüm, ben suya düştüm. Bir hayli su yuttum ama üzgün değilim korkmadım.
Gönlüm neşeli, gönlüm neşeli. Ben ne def çalmadıyım ne de ne yüflemedeyim. Ben işsiz güçsüz bir kişiyim. Küple değil şarapla değil neşem başka yönden. Çok iyi bir haldeyim kabıma sığamıyorum huzur içindeyim. Ben bir gönül alanın aşkıyla gül bahçesine dönüştüm. Can gördüm, can gördüm, gönül verdim, gönül verdim. Şarap içtim, şarap içtim. Senin şehrinde dönüp dolaşmadayım. Öfkeliyim, öfkeliyim. Sözlerle doluyum, söylenip duruyorum. Ben gökyüzüne, göğün en üst yerine, deniz üstüne, dalga üstüne güzel bir taht kurdum. Güzel bir taht kurdum.
Efendiyim, efendiyim denizin üstünde. Denizin emrine uymuşum, köpürürüm, dalgalanırım, coşarım. Ona uymuşum, ona uymuşum. Yıldız, ey yıldız, aç dudağını aç. Hani bir sır vardı ya, o sırrı bana vaat ettin gibi anlat. Her zerre, her damla, hem onu arar durur. Hem de onun sözüyle, onun lütfuyla. Ben üstadım, ben üstadım der durur. Ay yüzlü sevgilim. Bugün biz öyle meslis ki evimizin yolunu bulamıyoruz.
Kendimizi yabancıdan ayırt edemiyoruz. Senin aşkının yüzünden, akıl bağından kurtulduk. Şimdi biz perişan olmaktan, deli divane olmaktan başka bir şey bilmiyoruz. Bahçede sevgilimin güzel yüzünden başka bir şey göremiyoruz. Güller, laleler, reyhanlar hep bize sevgiliyi hatırlatıyor. Ağaçların dallarını mestane bir eda ile oynamalarından başka bir şey seyretmiyoruz.
Dediler ki bu toprakta bir tane gizlidir. Biz tuzağa öyle bir tutulduk ki, daneden haberimiz bile yok. Bugün şu nükteye ait sözlere dalmayın, masal okumayın. Gönül efsun kabul etmez. Biz masal nedir bilmiyoruz. Gönlümüz sevgilinin saçlarına tarak gibi öyle daldı ki, Saçı taraktan ayırt edemiyoruz. Sen bize şarap ver. Bu kaçıncı kadehtir diye de sorma. Sevgilim, biz seni hatırladığımız için şarapla kadeyi birbirinden ayırt edemiyoruz. Ben bir kulum, köleyim. Ama efendimi azat ettim.
Ben öyle birisiyim ki, üstadı üstad ederim. Ben öyle bir canım ki, dünyadan daha dün doğdum. Fakat köhnemiş dünyayı, yeni baştan kurdum, imar ettim. Benim davam budur. Ben çeliği çelik yapan bir mumum. Ben gam gecesinde kara bulutum. Ben öyle bir kara bulutum ki, bayram gününün gönlünü sevinçle doldururum. Ben öyle acayip toprağım ki, aşk ateşiyle tüttüm de gökyüzünün burnunu rüzgarla doldurdum. Beni ayıplama, beni sen mest ettin. Apaçık ortaya çıkarsam, insafsızlık edersem sakın darılma. Sevgilim, ben sende kaybolup gitmişim.
Görünmüyorum. Dün gece tuhaf şekilde seni rüyada gördüm. Mısırlı kadınlar gibi elimde turunç vardı. Yusuf'un güzelliğiyle kendimden geçtim, ellerimi doğradım. O ay yüzü güzel nerededir? O dün gece gördüğüm gözler nerede? O sözleri duyan kulaklar nerede? Ne sen varsın, ne de ben varım, ne de o an. O zaman var, ne de hayran dudakları ısıran dişler var. Senin sevdandan ben bir ambar doldurdum. Ben o ambara harmandan sevda taşıdım durdum. Sen sevda çekenlerin gönüllerine rahatlık verirsin. Huzur verirsin. Sen zünnunsun.
Sen cüneytsin. Sen beyazitsin. Sevgilim, gel ki aşkından deli divane oldum. Bir şehir gibiydim.
Yıkıldım, harap oldum. Aşkının yüzünden her şeyimi kaybettim. Maldan, mülkten oldum. Şimdi ben senin aşkının derdiyle aynı evde, gönül evinde beraber oturmaktayız. Ben anlatılmayacak derecede tembel birisiydim. Senin yüzünü görünce canlandığım bir yerde duramaz oldum. Canımın senin canınla dost olduğunu görünce bütün dostlardan, akrabalardan ayrıldım.
Ben seni tanımazdan önce gece gündüz aşk masallar okurdum. Şimdi senin aşkınla ben kendim masal oldum. Kaba yobaz, ham sofu. Benim zahidlikten yana yolum kapalı.
Bana abidlikten, zahidlikten bahsetme. Benim dinim, imanım gösteriş üzerine değil. Benim yolum süste, şatafatta değil. Benim yolum ötelerde aşkla çizilmiş. Sen bizim meclisimize gelme. Çık meydanlarda ayet sat, hadis sat. Sen Kur'an'ı ucuz metalara değiş. Habibinin sünnetini yerle bir et. Dinini dünyaya değişip bana takvalık taslama. Git ham sofu. Riya yapma. Kendini bir şeymiş gibi gösterme.
Aşk sana mana kapısını kapatmış. Mahşer senin için acı bir gün. Ona ki ezelden kapanmış. Riya ve zahidlik kapım. Sizler bizi hakir gören yobazlar mangası. Fırsatını buldunuz mu takvayı yele verirsiniz. Bu iki günlük dünyada akıllıysanız. Gönlünüzü yele değil aşka verin. Biz gönlümüzü aşka verdik. Biz hırkaları, sikkeleri ateşe attık. Tekkeyi de, tekkeyi de, sırmalı cübbeyi de ateşe verdik. Sizler buradan uzak durun. Burada nice başlar kesilir. Bir de kolumuzu yordun diye diyet üzerine diyet alırlar. Kaç git!
Canını kurtar! Git! Sazlara düzen verin! Tınına dokunun! Ey neczandaşı! Ses ver ötelerden! Perdemize! Bir şey aksın!
Dokunsun! Bir perdeden çalın ki o nameli ahımız arşa çıksın! Biz iş aşıkların, padişahların meclisi! Sevgili her ders şeref ısınmada! Ya da gönlümüz açılmada! Neşemiz artmada! Aşıklarla otuz, çenksiz! Sevgilinin sevgisinde ve zikrinde herden oluruz!
Biz dünya sofrasında değiliz! Kırpabuğu'dan peşinde hiç değiliz! Tam şöhretinde de değiliz! Üçkiyle herden olmuşuz! Zikre ermişlerdeniz! Celle Celaluhu, Cenne Şanuhu İdani!
Bismillah! Ve tevâb! Sadakallah!
Subhâya sıfûr! Ve selâmün alel mürselîn! Ve elhamdülillâhi rabbil âlemîn!
Subhâne Rabbiyel aleyhi l-âlel-vehâb! Elhamdülillâhi rabbil âlemîn! Amin! Amin! As-salâtu ve selâmü aleyke ya Rasûl'Allah! Amin! As-salâtu ve selâmü aleyke ya Habib Allah! Amin! As-salâtu ve selâmü aleyke ya Nebiyy Allah! Amin! As-salâtu ve selâmü aleyke ya Seyyiden evvelîne ve lâ âkhirîne! Amin! Amin Ve min mekril makirin Ve asadil hasidin Ve adavetil muaddin Ve min şerri nefsin Ve şeytanin
Ve deccalin Ve dünyain Ve hevain Bir inayeti Ve rigayeti Nufzi Allah ilahe illallah Muhammedun Resulullah Oğul meclisi zakiran Matlubu aşikan olan Cenab-ı Rahman Bu meclisi şerifi cümlemiz hakkında Bayisi kesreti aşk Sebebi refref Ve istirak Ve muhabbet Ve ayraat eyleye Rabbena etina Fiddiya asaneten ve fil ahireti asaneten Ve kına azaben nar Allahümme Rabbena Firli veli valideye velil müminine Yevme yekumil isab Ve selamun alel murselin Ve elhamdülillahi rabbil alemin Amin El Fatiha ma selavat
Eyvallah İllallah Muhammedun Resulullah Destur ya Hazreti Allah Huuu Celle Celale Destur
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.