mustafaozbag.org

DİVAN-I KEBİR OKUMALARI - 19.04.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 20 Nisan 2022 · 52:29

Eftâd-ı zikr fâlemennâhû, Muhammedun Resulullah Cemiyen Enbiya'yı vel Mürselin Velhamdülillahi Rabbil Alemin Eyvallah İllallah Muhammedun Resulullah Destur ya Hazreti Allah Huu Gittik ama Senin güzelliğinin paha biçilmez hatırasını da yanımıza aldık götürdük
Seninle buluşmanın Sana kavuşmanın tatlı zevkini Yol azığı olarak bağrımıza bastık Yola onlarla düştük Sana da bana da bir buluşma hatırası olsun diye Ayrılıktan ötürü kan ağlayan yaralı gönlü senin evinde bıraktık Ve senin güzel hayalini yol arkadaşı olarak yanımıza aldık Yola öyle düştük Yol arkadaşı olarak yanımıza aldığımız hayaline yalnız biz değil Ay bile kuldur köledir Yeni doğmuş aya benzeyen eğri kaşlarının hayali de bizimle beraberdi Onu bile kul olduğu o tatlı gülüşünün hayali de tatlı Uysal ve güzel olan bütün huylarının şekerliğinden aldık götürdük
Biz neşeyle sevinç ile güvercin gibi uçar gidersek güvercinin yuvasına geri dönüp geldiği gibi Biz de döner yine sana geliriz Çünkü biz o kanatları senin kanatlarından elde ettik Ferler cüzler nereden uçarsa uçsun yine döner aslına gelirler Biz ise varımız yoğumuz nemiz varsa hepsini senin büyüklüğünden lütfundan ihsanından elde etmiştik Ey Tebrizli Şems Selamımızı seher rüzgarından duy İster seher rüzgarı olsun ister güney rüzgarı olsun Onların hepsi de biz senin rüzgarından elde ettik Akıl der ki Ben onu dil dökerek metü sena ederek kandırırım
Aşk der ki Sen sus Ben onu uğrunda can vererek aldatırım Can ise gönüle der ki Yürü git Beni de gülünç bir hale sokma Etrafındakileri de kendine güldürme Ben onda bulunmayan onun ihtiyacı olan şeyle onu kandırırım Gamlı düşüncelere dalmış Izdıraptan başına gelen belalardan bunalmış Sarhoş olmayı kendinden geçmeyi düşünen biri değil ki Büyük kadehle kırmızı şarap sunarak onu kandırayım Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmış Topraktan yaratılmış şu aleme bağlı değil ki Onu altınlarla, servetle, yüksek mevkiyle, dünya saltanatıyla kandıralım
O görünüşte bir insan ama aslında insan değil Melek Şöhret duygusu yok ki Güzel kadınlarla onu kandırabileyin İçi nakışlarla, güzel resimlerle süslenmiş bir ev O evi melek bile görse ürker kaçar Peki ben onu hangi nakışlarla, hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok Çünkü o kanatla uçuyor Nefis yemekler, güzel renkli, hoş kokular Meyveler yemiyor Onun yediği, içtiği nur Onu nasıl da, nasıl olur da herkesin peşinden koştuğu Ekmek ile kandırabilirim Dünya pazarlarına aşık
Alıcı, satıcı bir tacir değilim ki Onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım Hiçbir şey ondan gizli değil ki Kendimi hasta göstereyim Ah, vah diyerek, feryat ederek onu kandırayım Hararetim varmış gibi sirkeli bezle başımı bağlayayım Öksürerek, aksırarak mahvoldum Hastalıktan ölüyorum diye Onu merhamete getireyim Kıldan kıla benim eğriliğimi Sapık düşüncelerimi, gizli hayallerimi Nefsani arzularımı, her şeyimi bilir Ne yaparsam hepsini görür Ondan gizli olan bir şey yok ki Onu o gizli şeyle kandırayım Şöhret peşinde koşan
Şairlerin metü senalarına, övmelerine düşkün olan bir padişah değil ki Güzel beytler okuyarak, gazeller terennüm ederek Akıp giden, insanı büyüleyen şiirlerle onu aldatayım Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duyduğu anlatılamaz yüce zevkler Dünya zevklerinden de, ahiret zevklerinden de çok üstündür Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak Yahut ona cennetleri vaat ederek Gurilerle, gılmanlarla kandırmak da imkansızdır Tebriz-i Şems Onun seçtiği tek varlıktır Onun sevgilisidir Olsa olsa onu ancak O zamanın kutbıyla kandırabilirim
Ne yazık ki gece geldi Artık birbirimizden ayrılalım
Meclis bitti Bizse hala susuzuz Başımızda mahmurluk var Bu uzun gün geçti gitti Duygularımızın kapısı dünyaya karşı kapandı da Yücelere ötelere doğru açıldı Biz gün başladığı zaman bile mahmurduk Gecemizi sorma Gecemiz gündüzümüzden daha beter İçimizde, gönlümüzde sanki gökyüzü gibi Susuzluk hastalığına tutulmuş Kanmaz bir susuzluk var İki-üç gün için Hayvanlıktan kurtulmuş insan şekline bürünmüşüz İlahi duygularla beslenen gönül midemiz Bizi bırakmış gitmiş Yerine öküz midesi gelmiş, yerleşmiş Yoksa biz ölümsüzlük yaylasında öküz açlığına mı tutulmuşuz
Kardeşim Allah'ın nazarında ne sabah vardır ne de akşam Bir başka anlatılamaz bir şey var ki Biz işte o başka şeye uymuşuz gidiyoruz Dünya zindanı güzellerle, güzel resimlerle, nakışlarla doludur Hepimizde puta benzer şekillere, kalıplara bürünmüşüz Bedenlere hapsolunmuşuz Sen şu görünen suretleri, bedenleri birer testi farz et Testi gibi gör Hayaller, düşüncelerde, o testilerde bulunan zehirli şerbettir Hepimiz her an testi gibi zehirli düşünce şerbetiyle dolar boşalırız Bazen neşeyle, çalgıyla raks doluyoruz Bazen kederlerle, kavga ve gürültülerle doluyoruz
Bazen hiçbir şey aldırış ettiğimiz yok Bazen de fayda ve zarar kaydına düşüyoruz Şerbet testinin içinde elbette kendi kendine olmaz Şerbet başka yerden gelir, testiye konur Bizim de tıpkı testi gibi şerbetin nereden geldiğinden haberimiz yok Göz, görmeyi, bakışı, görüşüvereni bilmez Kendini bile göremez Neden göz, görüşüvereni bilmez?
Biz bize görüşüverene dalmışız, onda gark olmuşuz O yüzden gözlerimiz perde içinde kalmıştır Bir şeyden çok uzakta olan o şeyi görmez Bizse ona çok yakın olduğumuzdan ötürüdür ki onu göremiyoruz Bazen cansızlara karışıyoruz, buz gibi donuyoruz Bazen de şeker gibi o sütün içinde eriyoruz Gerçi gönül görünüşte sevgiliyle buluşmamış Bu yüzden de ciğerinde su yok Ama dostun cömertliğiyle, keremiyle biz Su ve ciğer gibi ona bitişik bir haldeyiz Ezel mühendisi can için gizli bir ev yaptı Biz o evin içinde mühendisle beraber oturmuşuz
Evin hesaplarını yapıp duruyoruz Arkasında asla sonbahar olmayan ilkbahar yüzünden Hepimiz de serviller, ağaçlar gibi yeşermişiz Boy atmadayız, büyümedeyiz Can gündüze benzer, bedenimiz ise gecedir Biz ikisinin ortasındayız Gündüzle gece yüzünden seher vaktine dönmüşüz Zaman zaman gönül yolundan senin hayalinin habercisi geliyor Bana güzelliğinden yeni yeni nurlar, parıltılar getiriyor
Allah'ım bu manevi zevk ve neşe kokusu cennetten mi geliyor? Yahut bu hoş rüzgar buluşma gününden mesip geliyor? Yahut bu rüzgar doğrudan doğruya aşktan mı geliyor? Duyduğum manevi zevkten neşeden aklım fikrim şaşırdı kaldı Yoksa bana sunulan bu zevk kadehi onun güzelliğinin Büyüklüğünün şarabıyla dolu bir kadeh midir? Yahut aşktan uçup gelen bir doğan kuşu mudur? Yahut onun kanatlarıyla uçup gelen güvercin yavruları mıdır? Anlıyorum ki gönlümde uyanan, baş kaldıran bu manevi duygular Bu hoş zevkler bana gayb aleminden geliyor Bütün bu manevi yardımlar bana onun bağışladığı manevi halin tadından geliyor Ey seçilmiş dost, ben seni nasıl buldum?
Ey gönül, ey sevgili, ben seni nasıl buldum? Her zaman bizim işimizden kaçardın İş arasında ben seni nasıl oldu da buldum Kaç defa vaat ettin, söz verdin, sözünde durmadın Ey güzel varlık Bu defa nasıl oldu da seni buldum Yabancıların zahmetini ne zamana kadar çekeceğim Yabancılar yokken nasıl oldu da seni buldum Ey aşıkların perdelerini yırtan Perdeyi kaldır da ben seni nasıl bulduğumu göreyim Ey yüzünün güzelliği karşısında gül bahçelerinin utandıkları güzel Güller içinde gül bahçeler içinde sen nasıl buldum?
Ey gönül, kötü göz az değildir nazar değer Bu sebeple seni nasıl buldum sözünü çok söyleme Ey padişahların bile rüyalarında göremedikleri güzel varlık Şaşılacak şey şu ki Ben uyanıkken nasıl oldu da seni buldum Sen mest isen bizim yanımıza gel Çünkü biz de mestiz
İlahi aşk ile kendimizden geçmişiz Şunu bil ki eğer biz mest olmasak Kimsenin işvesi ile kimsenin durumu ile ilgilenmeyiz Dertli gönüllere derman olan Yusuflar çok Fakat onlar mest oldukları için gönüllere derman oluşlarından Kendilerinin haberleri bile yoktur Eğer onlar gönüllere derman olduklarını bilseler kendilerine değer vermezler Çünkü bize karşı derman bile başını tutar da biz derman değiliz der Biz yıkılmış kalmışız Meyhanede bizim yüzümüzden karışmış alt üst olmuş Biz az bir zaman için misafir olarak bu yıkık yerdeyiz
Ama aslında aşk definesiyiz Fakat kendimizden haberimiz yok Mest olmuş bir kişi için gam, düşünce, tedbir ne işe yarar? Mest olan kişi baş köşeye mi oturmuş, kapının yanına mı çömelmiş fark eder mi? Ancak kapıcı baş köşenin ne olduğunu bilir Bizim değil baş köşeden, canımızdan bile haberimiz yok İşte biz böyle olduğumuz için sevgiliye kavuşmuşuzdur İçimiz ney gibi bomboş Saki üflüyor da söylüyoruz Yoksa biz söz söylemek istemeyiz Ne hoştur o bedeni gümüş renkli güzel ki Kim olduğunu bilmez Onun kendinden bile haberi yoktur
O bizim derdimizi yükümüzü çeker Bizse hep onu incitir dururuz Sevgilimiz kendinin kim olduğunu bilir ama bilmemezlikten gelir Bilmez görünür Kendini değersiz sayar Biz pek değersiz bir varlığız Biz pek ucuza satılmış bir köyüz der Kapıyı kapa Biz bu topluluğun aşığıyız
Kapıyı kapa da tatlı dilli sevgiliyle biraz konuşup sevişelim Biz bu mecliste oldukça şaraf ve meze bize gerekmez Yeşillikte selviyle gül eksik olur mu? Meşalemiz sen olunca biz gökyüzünün nur kaynağı halini alırız Seçkin sakimiz sen olduğun için Biz de sana layık zamanın seçkin erleriyiz Sen aklın da aklısın Gönlün de gönlüsün Sen yüzlerce cansın Artık biz de senin sayında şu gölge varlığı Şu bedene sırtımızı dönmeliyiz Madem ki gökyüzü damına bizim için çadır kurdular Eşeklerin yayıldığı şu yeryüzü çayırlığından
Niçin çadırımızı sökmeyelim? Biz dağlardan aşağılara doğru akan sel gibiyiz Sen ise denizsin Biz uzun zamandan beri senden uzak düştüğümüzden ötürü Başımızı ayak yapmışız Koşa koşa yüzümüzü yerlere süre süre denize asıl vatanımıza gidiyoruz Sana doğru koşarken bu yolda sel gibi naralar atmadayız Yüzüstü akmadayız Denize yol bulamamış Çukur yerlerde kalmış Kendi çevresinden dönen kokmuş Su gibi kendimize bağlamamışız Acaba gönül dün gece ne içti ki ben bugün mahmurum Yahut kimin tuzasını gördü ki ben böyle acılar içindeyim
Perişan haldeyim Bugün öyle bir haldeyim ki neyi döker kırarsam mazurum Bugün ne söyler ne edersem suçsuz sayılırım Benim her nefeste dudaklarımdan ağzımdan can kokusu geliyor Bu halde canın candan uzağım diye şikayet etmemesi içindir Dudaklarını dudaklarıma korsan mest olursun Bu işi bir dene O zaman anlarsın ki ben üzüm şarabından da aşağı değilim Sakin Beni boğazıma kadar suya daldır
Çünkü düşünce arıya benzer bense çır çıplağım Eğer akıl kendindeyse Eğer aklın aklı başındaysa Eline hançeri al Onun ciğerini deş Eğer gönlüm aşkla yaralanmadıysa Onu da paramparça et Şarap geldi Beni boş yere rüzgara vermek havalandırmak arzusunda Sakin de mamur bedenimi yıkmaya yere sermeye uğraşıyor Ben gece gündüz hadiselerle dünya işleriyle dop doluyum Benim iç yüzümü görebilsem bir kadeh sanırsın Bir taraftan da dostlar beni öyle hırpalamışlar Öyle zayıflatmışlar ki Sıçrayıp ayağa kalksam Belimde kemer olmadığı halde
Belimi sıkılmış görürsün de Bu defa da bana karınca dersin Kadeh hasta olmuş Beni tedavi et iyileştir diye Şarap küpünün yanına gelmiş Küp ise Ben senden daha hastayım diye Başını tutmuş inlemiş Mezarımın toprağı bir yudum su gibi bedenimin içince Can Ben beden değilim nurum diye gökyüzünün üstüne çıkar Ötelere gider Ben ölüp tahtadan tabuta giren padişah değilim Benim saltanat fermanımın yazısı Ölümsüz yaşarlar ayet eder Ey yaprak
Elbette bir kuvvet buldun da dalı yarıp çıktın Ne yaptın da zindandan kurtuldun Söyle Söyle de biz de beden hapishanesinden kurtulmak için Senin yaptığını yapalım Ey Selvi yerden baş kaldırdın yüceldin Seni yaratan sana neyi seyir gösterdi Bilelim de biz de seyredelim Ey Gonca gülün rengine boyanıp çıktın Kendinden geçip geldin Geldin geldin Geldin ama nasıl geldin Söyle ne yaptınsa biz de onu yapalım Bu hoş beyaz anber rengi nereden geldi O anber kokusu hangi semtten geliyor Bu evin kapısı nerede gösterin de o kapıya hizmet edelim
O kapının kulu olalım Ey bülbül feryadına acıdılar imdadına koştular Ben senin feryadına kul olayım köle olayım Sen gül yüzünden neşelisin ben senin ötüşlerinden neşeliyim O ihsana nasıl şükredebilirim Aklını başına al da gül bahçesinden sırlar duy Hartsiz sessiz sedasız hakikat der işit Ey bülbül o aşk masalını anlayabilirsem Sen de sazına düzen ver güzel seslerle benim est et Güzel yüzünü gördüğümden beri halka gözlerimi kapadım Herkesi her şeyi görmez oldum
Güzelliğinin lütuflarıyla bağışlarıyla mest oldum Kendimden geçtim can verdim Onun reyini tedbirini görünce kendi eğri büğrü tedbirimi fırlattım attım Onun neyi oldum onun dudağında feryada başladım O elimi tutmuş ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım Ben onun elindeyim işin farkında değilim de Yabancılardan ondan haberi olmayanlardan onu soruyorum Sade dilidim saftım yahut mestidim yahut da deliydim Gönlümde bir şeyler yoktu Korka korka kendi altınlarından kendim çalar dururum Gönül bahçesinin etrafındaki duvarın yıkık yerinden hırsızlar gibi
Kendi bahçeme girdim Kendi gül bahçemden yaseminler devşirdim Ayın nuru da yıldızların nuru da Tebriz-i Şems'tir Ben onun ayrılık gamından ağlar inlersem bayram ayına dönerim Gözümü açınca her şeyde senin güzelliğini sanatını yaratma gücünü görürüm Dudaklarımı açınca hepsinin vahdet şarabını içerim
İnsanlarla boş yere konuşmayı onların dedikodularını dinlemeyi haram sayarım Fakat senden bahsettikleri senin güzelliğini anlattıkları zaman sözü çok uzatırım Beni hangi yola götürseler bin türlü aksaklık gösteririm Fakat sana giden yolda koşarım Hızır gibi elime ağabey hayat kesse o suyu senin bulunduğun yerin toprağı ile süslerim Gamının verdiği elemlerden keder dikenlerinden dikenler toplarında Nergis Satberk gülü sevşirmeyi düşünmem Gamının dikenleri benim için güllerden daha değerlidir
Yüzümü gönüller açan hatırlar yapan padişahlar padişahına çevirince Nurum güneşten de üstün olur ay ışığından da Güneş halini alırsam gönlümün hararetiyle herkesin her şeyin bütün zerrelerini sarhoş ederim Aşk oyununa düşürürüm Şarap getir mahmurluğum var Allah beni geriftar etti
Ben de o yüzden şaraba geriftar oldum Şarap sun aşkın şerefine aşkın canını için Güneşin bile kıskandığı kadehi sun Çünkü ben aşktan başka her şeyden bıktım usandım Şarap sun o şaraba can bile desem doğrusu yazık olur Çünkü ben can yüzünden çok sıkıntılara katlandım Çok baş ağrıları çektim Sun o şarabı ki adı bile ağzıma sığmıyor O yüzden sözlerin perişan bir haldedir Darmadağındır Şarap sun ki onsuz ahmaklaştım Bir şeycikler bilmez oldum Fakat onu içince onunla beraber olunca Yiğitlerin yol vurucuların bile şahı kesildim
Şarap sun ki Bir an bile başım onsuz kalınca duygusuz donmuş kapkara kesilirim Nursuz kafirlerden biri olurum O şarabı sun ki Beni sun sunma demeden O kurtarır Nerede bulayım nasıl sunayım diye Beni başından salma Sen o şarabı hemen sun O şarabı sun da uzun gecelerde tükenmek nedir bilmeyen feryatlarından Gök kubbesini kurtar Huzura kavuştur O şarabı sun ki ben kadehsiz şarap eminim Karnıma giren şarabı hiç zayi etmeden gereken yerlere veririm Kemiğime kanıma bakma beden bakımından hor hakir biriyim Fakat ruh bakımından yüce bir padişahım
Ben bir marangozum yontup yaptığım merdiveni yedinci kat göğe dayadım da göklerin damına yücelere çıktım ötelere yükseldim Adama baktığın zaman onun hakikatini gör Onu iblis gibi su ve toprak görme Toprağın ötesinde yüz binlerce gül bahçesini gör Sakın yanılma bir kere daha balçığa girersem değişmem neysem oyum Çünkü ben yüzümü örttüğüm beden örtüsüne büründüğüm için utanmadıyım Yaa tempoyu kaçırdınız
Sanki ben ölmüşüm de içimin mezarlığına gömülmüşüm Yavaş yavaş çürüyorum
Fakat sen mezarımı ziyarete gelince dirilirim Başımı kaldırır mezardan çıkarım Hay Celle Celaluhu Cenne Şanuhu Destur A'udhubillah Minashayet Minashayet Ar-Rajim Bismillahirrahmanirrahim Allah'u'l-Azim
Subhane Rabbike Rabbil İzzeti Amma Yasıfun Ve selamun ala'l-murselin Velhamdülillahi Rabbil Alemin Rabbiyel Ali'l-Alel-Vehhab Elhamdülillahi lezikale fi kitabihi kerim
Halaman nehu la ilahe illallah Amin Ve salatu ve selamu ala seyyidina Muhammedin Fil lezi galifi hadis şerifi eftali zikrifale mennehu la ilahe illallah Amin Allahümme gıst fi galbi secerati la ilahe illallah Amin Ve el ruhi bahri marifetin la ilahe illallah Amin Ve edhid ala lisani enabı hikmeti la ilahe illallah Amin Benşur ala veçhi berkanuri la ilahe illallah Amin Allah fazla ya Rab Amin Küllü şekkin Amin Rabbika Rabbika Rabbil İzzeti Amma Yasifun
Amin Âl-i Muhammed-i İllallah Muhammedun Resulullah
Destur Ya Hazreti Allahu

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi