mustafaozbag.org

DİVAN-I KEBİR OKUMALARI - 18.01.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Ocak 2022 · 58:44

Ünzubillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâh-ı Zikr-ı Fâlemenle Hû, Lâhîm Resûlullah, Cemiyen Enbiya'yı, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Hû, İllâllâh, Muhammedun Resûlullah, Destur Ya Hazret-i Allah, Hû, Celle Celâle. Bir kere daha seher rüzgârı gibi eserek geldin, bir kere daha güneş gibi nurlar saçarak geldin, şiddetli soğukların hüküm sürdüğü kış mevsimine rağmen, temmuz güneşi gibi gül bahçelerine sevinç uğultuları, neşeler saçmaya geldin,
Binlerce üveyk kuşu, ku, ku, ku, nerede, nerede, nerede diye bizi aramadı, binlerce bülbül, binlerce dudu, bize doğru uçmadılar. Balıklar bizim haberimizi aldılar da denizi coşturdular. Deniz mest oldu, kabına sığamaz oldu, binlerce dalgalar kabardı, köpürdü, feryat ederek başlarına, kıyılardaki kayalara çarpmaya başladı.
Bize can kulağı, gönül kulağı veren, akıl fikir bağışlayan Allah'a yemin ederim ki, dünyada bir tek ayık, bir tek akıllı bırakmayacağız. Mustafa'nın hakkı için, o mübarek zatın dört üstün dostu hakkı için haber veriyorum. Gizliden gizliye, gayb aleminden, biz günde beş vakitte, beş ibadete çağrılmaktayız. Şemseddin, Tebriz şehrinden ay gibi doğup gelince, güneş ile ay, onun kölelik hizmetinde bulunmak için,
bellerini bağlayıp divan durdular. Onun nurlu yüzü, gözlere göz olunca, insanların gözleri yarattığı eserlerde, hakkı görme gücünü elde etti. Melekler, çavuşlar gibi onun önünde nara atarak yürümedeydiler. Gökler, başla gözle huzurunda secdeye kapanmışlardı. Bu fani, baş gözü ile onun yüzünü görmeye imkan yoktur. Çünkü, nefis padişaha bakmaz, o güç onda yoktur. Ona saygı göstermeyen, önünde eğilmeyen kişinin ağacı, yokluk testerelerinden, balta yaralarından kurtulamadı. Şimdi, o ay ayrılık bulutu içinde gizlendi. O ayrılık bulutu yüzünden, iki gözümden yağmurlar yağıyor.
Saray ket hüdasının, nasıl padişahın cemalinden, güzel yüzünden haberi varsa, tıpkı bunun gibi evdeki eşyanın, her şeyin aşktan haberi vardır. Ondan haber almak istiyorsan, ondan haberi olmayanlarla az görüş. Aşktan haberi olmayan sürüyü, köpek sürüsü say. Kalbi ölü arkadaş, seni ölü yıkayıcı yapar. Ölü koca ise, ölü yıkayandan beterdir. Kadeh kırıldı, şarabım kalmadı.
Ben de mahmurum. Benim bu perişan âlimi, manevi yıkımlığımı, ancak şemsi tebrizi mahmur edebilir. Çünkü, o görüş âleminin padişahıdır. Keşif âleminin ışığıdır. Ruhlar onu uzaktan görünce, canla başla ona secde ederler. Harap olmuş binlerce can, binlerce gönül. Elini uzatsın da, onları şaşkınlık denizinden çıkarıp kurtarsın diye, ona secde etmediler.
Gökler ve yerler küfür karanlığına gömülmüş olsalar, onun ışığı parlayınca her taraf aydınlanır, her taraf nurlanır. Meleklerin ondan elde ettikleri temizlik, paklık, şeytanlara da nasip olsa, onların her biri güzelleşir, birer huri olurlar. O nur, şeytana nasip olmasa bile, yine de kerem perdeleriyle onu gizler. Bayram gelerek lütuflara ve ihsanlara başlayınca, her tarafta düğün dernek kurulur.
Her ağlayan neşeye gark olur, güler. O güneş, tebrizden doğunca, bütün âlemin zerreleri, gür sesi duymuş gibi canlanır, dirilirler. Ey seher rüzgarı, Allah aşkına tuz ekmek hakkı için lütfet. Bilirsin ki her seher vakti, ben onun yüzünden sevinirim, neşelenirim. Sen de onun yüzünden sevinir, tatlı tatlı esersin.
Ey seher rüzgarı, gayb aleminden, ta ötelerinden esip gelirken, bir de oralara, gayb alemine uğra, bu işi ihmal etme, tembellik etme. Oradan elde ettiğin kanatla üç bin yıllık yol bile olsa, uç. Onun verdiği kanatlarla o yol uzun gelmez. Kanadın yorulup uçamayınca kadar yorgun düşersen, ona secdeye kapan. Gönlü yaralı, ayrılıktan canı hasta olan aşığın halinden bahset.
Gözyaşları dökerek ona de ki, senden ayrıldığı andan beri günleri karardı, gece oldu. Saçları kafur gibi ağardı. Sen öyle affedicisin ki, dünyadaki bütün suçları merhamet denizine daldırır. Hepsinin suçunu örter ve bağışlarsın. Gören can gözü bile senin canını göremezken, gözü olmayan elbette mazurdur. Gözleri yaş dökerek ona yalvarırken bir yolunu bul. Ayağının bastığı topraktan al getir de, gözlerime sürme olarak çekeyim. Çünkü bu dert gittikçe artmada. Ey seher rüzgarı, bu yolculuktan saadetle, kutlulukla dönünce, Varlık alemini de, yokluk alemini de ateşlere yakarsın. Sürme olarak gözlerime çekeceğim toprağı bana getirirsen, Sana, senin canına sayısız yıllar boyunca rahmetler olsun.
İnsanın huzur bulamadığı, içinde bir hoşluk bulamadığı, Çabucak gelip geçen makamı, mevkiyi bırak da,
Sana altın gibi değer veren, senin kıymetini takdir eden kişinin yanına git. Sonra bir yere takılıp kalma, çalış çabala. Çünkü ağaçı bir yere takılıp kalmasaydı, bir yerden bir yere gidebilseydi, Ne testere eziyeti çekerdi, ne de balta yaraları alırdı. Haberin yok, sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın. Mekan ise geçeceğin yerdir. Şu halde aklını başına al da kendine muvakkat da olsa, Huzur bulacağım bir mekan seç. Zamanının değerini bil. Onu boş yere harcama, yerinde ve güzel harca. Sonunda öyle bir hale gelirsin ki, Mekanda, zamanda, mekandakiler de, Zamandakiler de sana bir şey yapamazlar. Çünkü sen mekan ve zaman kaydından kurtulursun.
Gecenin karanlığı bastı da, gök aynası gibi karardın. Bir şeyler göstermez oldun. Ama sonbahar rüzgarları yüzünden, Ağaç gibi betin benzin sarardı, solmadı. Aşk yoluna düşenlerin yolunu keser. Ey oğul, yol apaçık görünüyor.
Akıl bağını çöz kopar. Aslında akıl bağdır. Duygu insanı yanıltan bir his. Hayvan-ı ruh da bu gerçeği bizden gizleyen bir perdedir. Hakikatin, gerçek aşkın yolu, Bu üçünden de gizlidir. Ey oğul! Akıldan, duygudan, hayvan-ı ruhun etkisinden kurtulunca, Gerçek inanca, bu da senden umudur. Ey oğul! Kendinden, kendi benliğinden geçmeyen bir aşık, Aşık değildir. Ey oğul! Şunu iyi bil ki, Dertsiz aşk bir masaldır. Aşk, ızdıraptan, dertten korkan, Nazlı, Nazenin kişilerin harcı değildir.
Ey oğul! Aşk, nefsine hakim olan yiğitlerin, pehlivanların işidir. Sen aşkı kimseye sorma, Ancak aşka sor. Ey oğul! Aşk, inciler yağdıran bir buluttur. Aslında aşkın benim tercümanlığıma, Benim anlatmama ihtiyacı yoktur. Ey oğul! Aşk, kendi kendinin tercümanıdır. Yedinci kat göğün üstüne çıkmak istiyorsan, Aşk senin için çok güzel bir merdivendir. Ey oğul! Ay gibi yedi kat göğün tanıdığı güzel, Nurunu göster bizden gizleme.
Biz aşıklarınız, Seni görmek sevdasına kapıldık da, Çok uzun bir yoldan geldik. Ey gönlünde canının içinde, Yüz binlerce cennet, yüz binlerce huri, Yüz binlerce köşkün bulunduğu sevgili, Damdan başını ey de, Hasta aşıklarına bir hoşça bak. Ey sufilerin sakisi, Üzümden yapılmamış olan, Küplerde bulunmayan o mana şarabından bize sun. O şarabı sun ki, Coşkunluğunun kokusu, Ölüleri bile diriltir. Mezarlarından çıkarır, Mestiz,
Kendimiz de değiliz. Sen ise perde arkasına girmişsin, Bizden gizlenmişsin. Ey ay yüzü güzelim, Bundan fazla bulut altında kalma. Kuşluk vakti senin yüzünden bir güneş doğdu. Onun parlaklığını, Güzelliğini tam görmek için damlara çıktık. Aşkının şarabından içtik, Mest olduk. Güzellik güneşinin nuru başımızda parladı da, Başımız elden gitti. Ey ruh aşıklarının, Gönül hevasına uyan çalgıcı, Ten tene, Nen ten diye, Daha hoş, Daha güzel bir can namesi çal. Çal da, Canlar ten hırkasından çıksınlar. Her şeyden haberi olan, Can da hırka gibi kendinden geçsin.
Saf şarabı sun, Beden çer çöpünü yücelt de, Tarihle kucaklaşalım, Göğüs göğüse gelelim. Gözler perdelerin arkasında ne varsa onları görsün, Görsün de evden, Barktan, Maldan, Mülkten kurtulsun. Neden böyle kupkuru dal halini almışsın?
Sevgilinin yüzüne baksana, Neden böyle sararmış bir yapraksın? İlk bağrı seyretsene, Rintler arasına gir. Yapılması gereken en uygun iş bu, Çünkü orada bitmez tükenmez şaraplar var, Sayısız güzeller var, Sakiler var, Bil ki aşk, Kararsız bir cihandır. Sen o cihandaki binlerce cansız, Ve kararsız aşığı seyret. Adını söyleyemediğim, Gizlediğim o padişaha ulaşır kavuşursan, O padişahın padişahlığı, Hakkı için ona, Padişah'a layık bir şekilde saygı göster. Gözüne sürme çekince, Yüzünü tekrar bu tarafa doğru çevir de, Dertlerle, üzüntülerle, Günahlarla kirlenmiş, Tozlu dumanlı bu cihana bak, Bu cihanı kaplamış bulunan binlerce kirli duman, Sis nedir?
Sis sıyrılsın da, Sen ondaki güzel renge yeşilliklere bak, Sen güneşe doğduğu zaman bakma, Onu akşamüstü batarken seyret, Nasıl da sararır solar, Gücünü kaybettiği için utanır, Ay da yüz yuvarlak olduğu zaman, Sanki dilenmek için zembilini gökyüzüne dolaştırır ama, Sen onu on beş gün sonra seyret, Nasıl hor ve zavallı bir hale gelir, Nasıl sözü verir, Hakkını başına al da, Şu dünyadaki fani güzellere gönlünü kaptırma, Sen ebedi sürecek olan güzellik denizine gel, Gel de buluşma kaynağına git, O gerçek ölümsüz sevgilinin,
İki mahmur gözünü seyret, Neyzenbaşı, Mıtrıban, Aşka dair namelerle yeniden başlayın, Sazlarınıza bir iki tel daha pesten alın, Sesini birazcık yavaşlatın, Felek sana şarap sununca, Yüksel, Yücelere çık ve gök kubbesinin damında ev kur, Meslik mülkünü elde edersen, Kendinde olmamak şerefine nail olursun da, Büyük Selçuklu hükümdarı sencerin mülkü gözünden düşer,
Mest ol, Dostlarında mest et, Kırmızı şarabın atına bin, Ötelere doğru yol al, Meslik, Dimağın, Damının yolundan çıka geldi, Ey akıl, Ey düşünce, Sen de defol git, Sen de artık kapının yolunu tut, Yeryüzünde şu kara toprakta çok yol vardır, Kendine bir gemi yap da, Aşk denizine açıl, Manevi kanatlarım çıktı da uçtum, Sen de benim gibi aşk gemiyi ye de kanatlan, Şu kara toprakta hiç üzüm yetişmese de, İyi bil ki, Aşk mesleri, Yine bu aşk yolunda yürür giderler, Şişeci artık hiç kadeh yapmasa da, Aşk şarabının görünmez kadehi,
Yine bizim elimizden geçer, Bir ruh zerresine şekil nakış verirsen, Onu beden elbisesi ile süstersen, O da sana beni süslenmiş, Şekil verilmiş bir dil ver say der, Tövbe ettim, Artık söylemeyeceğim, Ama sen yine de mest olmuş aşığın, Tövbesini yalancı tövbe say, Bir insan, Hem aşık olsun, Hem mest olsun, Sonra da kalksın tövbe etsin, Sen buna inanma, Beryeli bizim ele gidersen, Nazlı yâre küstüğümü söyleme,
Ne hallere düştüğümü sorarsa, O yâr beni sana sorarsa, Bağrıma taş bastığımı söyleme, Ona söyleme, yâre söyleme, Bağrıma taş bastığımı yâre söyleme, Bağrılar baş tutar, Ah huzardayım, Mansur gibi çekilmişim, Dardayım, Gezer dolaşırım da, Bilmeyim, Bilmem ben, Neredeyim, Deli deli de gezdiğimi söyleme, Ona söyleme, Deli deli de gezdiğimi yâre söyleme, Belki bir gün çıkar gelir diyorlar,
Gönül muradını da alır diyorlar, Seven sevdiğini bulur diyorlar, Umudumu kestiğimi ona söyleme, Umudumu kestiğimi yâre söyleme, Aşk candır, Senin aşkınsa, Candan da daha can, Candan da daha kıymetlidir, Aslında lütuf bir derman gibidir, Fakat o lütuf senden gelirse, Dermandan da daha güzel bir derman olur, Ayy, Ayy,
Senin ziyafet sofranın, Bir misafirdir, Aşkı nebedi devir, Fakat güzel yüzünü görmek,
Sana kavuşmak, Daha da zengin bir madendir, Kılıcı gibi olan ayrılık, Keskindir, Fakat aşk kılıcı, Daha da keskindir, Senin arkandan, Dört kanatla uçuyor, Fakat bizim gönlümüzün, Yüz kanadı var, O yüzden daha da fazla uçuyor, Şu gördüğümüz gök kubbe döner ama, Aşk gökleri daha da hızlı döner, Senin gamınla, Senden daha fazla korkuyor, İsmail demli vurur, Gündüz dememişler,
Yürümüşler, Aşkıların, Nerede kalmış,
İşte canlar ve meydanı burada, İnleyenleri, Aşk şikayetçi olanları, Feryat edenleri, Öldürmez ama, Kandırmadıktan sonra, Kişiye bakan almış zavallı,
Güzelliksin, Dikten de öte, Sen daha başka bir şeysin, Güzelleri nur, Sizin neler, Amin,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi