mustafaozbag.org

DİVAN-I KEBİR OKUMALARI - 17.05.2022

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 19 Mayıs 2022 · 1:00:24

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, eftali zikr fâlevennehu, la ilâhâ, ilâhâ, ilâhâ, … Gittim. Dünyadan bir baş ağrısı eksildi. Üzüntüden, gamdan canımı kurtardım. En yakınlarıma, dostlarıma dünyada hoşça kalın dedim.
Canımı aldım, nişansız ne olduğu bilinmeyen öteki dünyaya götürdüm. Dünyadan şu altı kapılı evden çıktım. Var mı, yoğumu mekansızlık alemine taşıdım. Penceremden, penceremden şaşılacak bir ay göründü. Dama gittim, merdiven götürdüm. Ruhların toplandığı yer olan şu gökyüzü damı ne de hoş bir yermiş. Gül dalım soldu, pörsüdü, döküldü. Onu aldım, tekrar gül bahçesine götürdüm.
Can dedikleri altın kırpıntısını aldım. Şu kalp para basanlardan kaçırdım. O eşsiz kuyumcuya armağan olarak götürdüm. Gayb aleminde uçsuz bucaksız bir dünya gördüm. Kara çatırımı o sınırsız yere götürdüm. Bana ağlamayın. Ben bu yolculuktan memnunum, neşeliyim. Ben yolumu cennetlerin bulunduğu diyara götürdüm. Mezarımın taşına şu derin manalı sözü yazınız.
Ben başımı beladan, sık sık karşılaştım, imtihandan kurtardım. Ey beden, insanlardan, kavgadan, gürültüden uzak, şu daracık yerde rahat, hoş bir şekilde uyu. Senin haberini gökyüzüne ben götürdüm. Çeneni bağla, artık sen sus. Feryatlarının, gamlarının hepsini de ben dünyayı yaratana götürdüm. Bundan sonra artık gönül gamını da söyleme. Çünkü gönlü de gizli şeyleri bilene götürdüm. Sevgilim, mezarımın yanından geçtiğin gün, şu feryadımı, şu coşkunluğumu yad et, hatırla. Ey benim gözüm, ey benim nurum, nurunla mezarımın içini aydınlat, nurla doldur.
Nurlandır da şu sabırlı bedenim, mezarımda şükür secdesine kapılsın. Ey gül harmanı, mezarımın yanından tez geçme. Bir an için olsun, o güzel kokunla beni sar. Geçip gittiğin zaman da, sanma ki ben senin pencerenden, kapından uzaktayım. Mezarımın üstüne konan taş, toprak, bedenimin yolunu bağladı. Ama ben hayal yolundan gelir dururum, seni ziyaret ederim. Bu hususta hiç fütürüm, korkum yok. Benim atlastan yüzlerce kefenim olsa, hayalen senin giydiğin elbiseye bürünmedikçe ben çır çıplığım. Delik delmede galiba karınca olmuşum da, sarayının üstüne doğru tırmanıyorum. Ben senin karıncanım, sen de benim Süleyman'ımsın.
Ne olur bir an için olsun, beni huzurundan ayırma. Sustum, kalanı sen söyle. Kendi söyleyip, kendi işitmemden artık bıktım. Ey Tebriz-i Şems, çağır beni. Surun üfürülmesi senin çağırmandır. Aslında bizim huriden doğmuş olmamız gerekir. Daima neşeli olalım.
Neşenin zevkinin istediğini verelim de, aşkın adalet amiri olalım. Biliyorsun ya, bizim varlık binamızın temelini aşk attı. O yüzden bizim huyumuz iyi olmuş. Senin aşkınla gözümü açmışım. O yüzden hep onu gözetiyorum. Çünkü ancak aşkınla darlıktan kurtuluyor. Gönlüm rahatlıyor. Madem ki bizim muradımız muradsızlıktır, bu yüzden biz daima murada ereriz. Biz aşkın kullarına kul olduktan sonra, dünyanın en kudretli, güçlü hükümdarlarından oluruz. Madem ki Mısır Azizi'nin Yusuf'uyuz, satmak için bizi mezardan çıkarsalar ne önemi var? Gönlüne gelelim de bizi hatırlasın.
Gönlümüzü Kuyumcu Selahattin Hazretlerine verdik. Orucumun, namazımın düşmanı. Ey benim hayatım, ey devam eden saadetim.
Hangi perdeyi gerdimse onu yırttın attın. Artık perde germek zamanı geldi geçti. Ben yeryüzüne benziyorum, sen de benim baharımsın. Bütün sırlarım senin yüzünden meydana çıktı. Pervanem, muma atıldı, yandı. Artık neden çekineyim? Sen bana aklından daha yakınsın. Artık ben nasıl sana yönelebilirim? Tamamıyla vefadan ümidini kesme. Bir kere daha yalvarışımı, yakarışımı duy. Bir kere daha bana büyü yap. Bir kere daha Mesih'in ruhu ile beni süsle. Hoca, sen bana şahit ol. Ben tövbe etmekten tövbe ettim.
Çünkü aşkın şarabını içince tövbe kadehi düştü kırıldı. Sevgilim, senin eşsiz cemalini, arslanları uysallaştıran şarabına hamd olsun ki. Bundan sonra ben ahdin ve tövbenin semtine uğramayacağım. Senin şekerler tattıran dudaklarına, senin kaybı bilen gönlüne yemin ederim ki. Ben ne cihanın maskarasıyım, ne şarapla kızarmış, ne de aşk ile sararmış yüzün zebunuyum.
Sabahın saadetine, senin sabah şarabının coşkun neşesine yemin ederim ki. Ben senin nurunla gökyüzünün sicilini baştan başa dürdüm, ortadan kaldırdım. Ey ebedi şah, kendi sakine söyle. Aşıkların toplandığı meclise kim asık suratlı gelirse, benim şarap tortumun tortusunu versin. Haydi, ikilik, eksiklik, yenilik kalmasın. Zira bu mecliste, bu işret yerinde, o topluluk içinde ben tekim. Artık susarım, hep kulak ve şuur kesilirim. Çünkü ben ne bülbülüm, ne duduyum.
Ben baştan başa şekerim ve gül dalıyım. Bir kere gönülden de olduk, akıldan da olduk.
Candan da olduk, sevgili geldi. Biz artık aradan çıktık, gittik. Gönül de, akıl da, can da onun oldu. Yokluktan yüz çevirdik, varlığa yöneldik. Nişansız olanı, iz bulunmayanı bulduk. Nişan aramaktan, iz aramaktan vazgeçtik. İmkansız olanı yaptık. Deniz altından toz kaldırdık. Dokuz göğü açtık. Zamanı da bıraktık. Yeryüzünü de, gökyüzünü de bıraktık. İşte, hak aşkıyla mest olan kişiler geldi. Yoldan çekilin, onlara yol verin. Yok, yanlış söyledim. Biz aslında yolu da bıraktık, yolcuları da. Can ateşi beden yeryüzünden başkaldırdı, yüceldi.
Gönülden bir feryat koptu. Biz de o feryada uyduk, yükseldik, ötelere gittik. Sözü az söyleyeyim. Söylesek bile sözümüze her kişi olan anlasın. Sen, aşk şarabını fazlaca sunmaya bak. Biz yoldan çıktık, gittik. Varlık, benlik kadınların işidir. Yokluk da erkeklerin işidir. Şükürler olsun bize. Yokluğa pehlivanlar gibi daldık. Yok olduk. Benim latif canım. Ey benim cihanım.
Şu ağır uykudan seni uyandıracağım. Utanmadan, sıkılmadan, senden borcumu isteyeceğim. Sen de bilirsin ki ben aman bilmez insafsız bir alacaklıyım. Ben senin gönlünde toz görünsem, onu gözyaşlarımla yıkar temizlerim. Ey can, gül fidanı güllerini meclise serpmek için seni bağrına basmış bulunuyorum. Bana bir öpücük ver.
Bu yolda ben hakikatten, bu yolda ben hakikten bağç, yani vergi alıyorum. Nice gecelerdir bu aşk yolunda ben bağç almak için yol gözetmedeyim. Madem ki aşk kervanlarından bağç almak istiyorum, bekçiler gibi geceleri naralara atmaktayım. Feryadımdan evinde oturan kaçtı, komşum da figanım yüzünden benden uzaklaştı.
Söyleyeceklerimi hazır bulunanlardan gizlemek için seninle dilsiz olarak konuşmak istiyorum. Zaten sana söyleyeceklerimi insanların arasında açıkça söylesem de, Sözlerimi senin kulaklarından başkasının kulakları duymazlar, anlamazlar. Hani uykuda dilsiz dudaksız söz söylerler. İşte ben uyanık iken de sözümü sana öyle söylerim. Acılarımı kimsenin duymaması için ben kuyunun dibinden başka yerde inlemem, feryat etmem. Ben senin gamının sırlarını mekandan da dışarı söylerim. Ben rahatça, hoş bir şekilde yeryüzüne oturmuş da, yeryüzünün hallerini gökyüzüne söylemekteyim. Her ne kadar alametini, nişanını, yarattığı eserleri anlatıp dursam da, Sevgilim benden yine gizlenir durur.
Ben onun ayrılık gamından feryada başlayınca, Latif canlar da benimle beraber feryada başlarlar. Gel, gel de yeni baştan aşıklığa başlayalım.
Şu toprak dünyayı aşk ile altın haline getirelim. Gel seninle aşk ilkbahara olalım. Ötelerden, can aleminden mis kokuları, Anber kokularını getiren rüzgarlarla ferahlayalım. Can aleminin yerini, dağını, ovasını, bağını, bahçesini, yeşil elbiseler giydirerek süsleyelim. Allah'ın bize lütfettiği içimizdeki nimet dükkanını açalım.
Gösterişsiz, sessiz, sedasız, o nimetten yararlanalım. Bu huyu ilkbaharda uyanan terü taze ağaçtan öğrenelim. Görmüyor musun? Ağaç sessiz, sedasız, yiyip içtiği için yapraklandı, meyve verdi. Biz de kendi sırrımızdan yapraklanalım, meyve verelim. Aşıklar sevgiliye gönülden yol buldular. Biz de sevgiliye gönülden yol bulalım. Senin gamının mermer gibi bir gönlü var. Fakat biz o mermerden yüzlerce cevher elde ederiz. Canım seni tanıdığından, sana yakınlık duyduğundan beri, Her nereye gidersem gideyim, kendimi gül bahçesinde buluyorum.
Senin güzel suratın, şeklin gönlüme yakın olduğundan beri, Ben yeryüzünde yaşamıyorum, gökyüzünde yaşıyorum. Gölgem, gölge varlığım bu dünyada olsa da gam değil. Çünkü ben bu dünyada değilim, o dünyadaydım. Mâne âlemindeyim. Hoşuma gitmeyen şey benim için iğretidir. Ne hoşuma giderse, ne ile hoşsam ben oyum. Ben aşk gemisinde hoşça bir uykuya dalmışım. Ben uyurken yolculuk etmedeyim. Bugün cansız sandığımız bütün varlıklar da açılıp saçılmış. Zaten dünyada cansız hiçbir şey yok. Her şey hakkı tesbih etmede.
Bu sebeple ben daima canlılar arasındayım. Madem ki kalemle öğretti, ayetine mazhar oldum. Ben yazılmış levhid okudum. Zerreler gibi oynaya oynaya gelelim.
Senin güneşinin ışığı içine girelim. Biz her seher vakti Aşk maşrığından, aşk doğusundan güneş gibi doğalım. Ey nur, biz doğ, parla da altın haline gelelim diye feryat eden nice mest olmuş kişilerin feryadını duyduk. Onların yalvarışları, onların dertleri yüzünden gök kubbesine çıktık, yıldızlara ulaştık.
Biz yokluk yolunun azığıyla geçinmedeyiz. Haydi biz kırmızı aşk şarabıyla mest olalım. Bütün dünyanın zehirini verseler, biz içimizde o zehiri şeker haline getiririz. Biz melekut aleminde, mekansızlık dünyasında gök kubbenin yüz atına bineriz. Bilmiyorum bugün bana ne olduysa, bugün bir yerde kararım yok.
Pek tez canlıyım. Nedense bugün aklım, gözüne yerleşmişim, aşkın gözünde yerim yok. Ne yazık ki yeryüzünde oturup kalmışım. İnsaf edin, ben zamanenin keskin kılıcıyım. Şaşılacak şey şu ki, yeryüzüne ait bir beden ile gökyüzünün üstünde koşup duruyorum. Gökyüzünün çekmediği yükü ben aşkın kuvvetiyle çekmedeyim. Onun gönlüne düşen aşk ateşinden alıyorum. Taşların, kayaların gönüllerine ulaştırıyorum. Şekerindeki lezzetten şu ağzım ballarla doldu. Güneşim, yıldızım suretten, şekilden üstün olduğu için
manalar aleminden manalar alemine geçer dururum. Bu yüzden ben pek hoşum, pek mutluyum. Böylece manalar aleminde kaybolup gitmem daha hoş olur. Bir daha da akıl alemine gelmem, iki dünyaya da bakmam. Manalar aleminde o alemin rengine boyanmak için eriyip gitmedeyim. Çünkü mana, suya benzer. Ben ise suyun içinde erimiş şeker gibiyim. Hiç kimse hayata doymaz, canından bıkmaz. Benimse şu manalar alemi yüzünden. Şekil aklıma bile gelmiyor. Can alemindekilerle bir bahçeden bir bahçeye salına salına gezmedeyim. Kırmızı gül gibi latifim, nülüfer gibi tazeyim. Beden gemisini dalgaların tahta tahta kırıp dağıtınca varlığımı söküp attım.
Zaten ben kendi kendimi demirlemişim. Üreğimin katılığından işimde bir gevşeklik gösterirsem, Hemen denizden aşk ateşimin alevleri çıkar. Deniz alev alev yanmaya başlar. Onun ateşi içinde ben altın gibi gülüyorum. Mutluyum, hoşum. Çünkü aşk ateşinden çıkarsam tıpkı altın gibi sarar, solarım. Bir efsun okudu da, yılan gibi onun yazısına baş koydum.
Bakalım kardeş, onun kader yazısından başıma neler gelecek. Şekle uydum da sıfatlar alemine geldim. Her sıfat diyor ki, buraya gel. Ben yemyeşil bir denizim, dal bana. Tebriz-i Şems bana, İskender gibi taç, taht, saltanat verdi de. Ben manalar ordusunun başkomutanı oldum. Ey aşıklar, bizler yıldızlar gibi tamamıyla ateş halini almışız. Bütün gece o ay parçasının, o güzeller güzelinin etrafında dönüp durmadayız.
Güneş doğunca yıldızlar görünmez. Bizim güneşimiz görünmezken biz meydana çıktık ama, bil ki biz avarıyız, başıboş dolaşıp duruyoruz. Gelin ey aşıklar, gelin ey iş yerleri. İşe yarar şarap burada. Zaten biz de onun için bu işe koyulmuşuz. Her seher vakti, o güzeller peygamberinden haber gelir. Gelin ey çaresizler, gelin der.
Aşıklara dermanda biçareyiz. Aşıkların hepsinden, lebbeyk, lebbeyk sesleri göklere yükselmede. Onlar diyorlar ki, Manamu safı sensin. Bizler ise otuzlar parçaya ayrılmışız. Cüzlerden ibaretiz. Dudağı bile onun şarabını içince kendinden geçti. Biz ne yapalım? Biz demirden kayadan ibaret bir dağ mıyız? Biz gökyüzü harmanında yıldızız ama, parça parça kesilsek, her parçamız bir arpa büyüklüğünde olsa, yine de bir zerre kadar sır vermeyiz. Biz İsa gibi şu beden beşeğinde bağlıyız ama, Meryem gibi Allah'ın nuruna gebe kalmışız.
Bizi bu cüz'i akılda arama. Biz onun aşk kovasına dalmışız. Cüzlerden kurtulmuşuz. Aşk delidir. Ama biz delinin delisiyiz. Nefse emare kötülüklere emrediyor. Biz onu emrimiz altına almışız. Ey Tebriz şehrinin iftihar ettiği Şemseddin. Bu seferden bir kere daha geri dön. Allah aşkına gel. Biz bir tek aşka, senin aşkına tutulmuşuz. O aşk ile oyalanmadayız. O cefalı Dilber'in cefasına kırılmam.
Onun aşkı ile bütün dünyayı birbirine katarım dememiş miydin? Sen onun elini sıkıca tutup, O canın, o gönlün uğruna canımı gönlümü feda ederim diye söz vermemiş. Ahette bulunmamış mıydın? Ey gözümün nuru! Ben madem ki senin gözünün nuruyum. Beni uzak görme. Başını kaldır da yukarıya bir bak. Ben penceredeyim. Ey benim kurtarıcım! Neşelere dal. Sen zamanın insasısın. Gerçi ben dikiş iğnesine benzerim. Her yere girerim ama Sen pencereden başını çıkar da aşağılara bak.
Derler ki kıyamet gününde aşkın bir ateşi olacak. Bir de dumanı. İşte o ateşin nuru sensin. Dumanı da ben. Sevgilinin yüzlerce ilkbaharın gül bahçelerine benzeyen yüzünü görmezsem. Lale gibi gönlüme ateş düşer yanar. Kararırım. Süsen gibi şikayet edecek yüzlerce delilim olur. Ey Tebriz'li mana padişahı Şemseddin! Sana bir tek aşık olarak ben yeterim. Toplantı günlerinde mum gibi yanar. Meclisi nurlandırırım. Nefisle savaş günündeyse demir gibi dayanır dururum.
Biz aşığız, gönülsüz, fakiriz. Biz çocuğuz, hem genciz hem ihtiyarız.
Barut gibiyiz, kuru ot gibiyiz. Hemen aşk ateşiyle tutuşur, yanarız. Aşk ateşiyle parlıyoruz. Fakat şimşek gibi çapıcak sönüyoruz. Siz hangi eli tutuyorsunuz derlerse, De ki, biz senin elini tutuyoruz. Biz elden tutanlardanız. Kendilerine tapanlara biz diken oluruz ama Dostu sevenler için ipek oluruz. Mum gibi yanıp yakılan ağaçtan ayrılmamıza imkan yoktur. Sanki biz o mumun fitiliyiz, sanki biz o mumun fitiliyiz. Bizden kaçma, çünkü biz seninle sütle şeker gibi birbirimize karışmışız. Güzellik tandırın kızmış.
Biz senin elinde bir hamur gibiyiz. Biz o tandırda pişir. Bizi ayaklarının altına yay. Çünkü biz senin güzel ayaklarının altında Bir hasır gibi çiğnenmek istiyoruz. Aşkın beni öd ağacı gibi yakıp yandırdı.
Hayata bağlılığım kalmadı. Varlığım tamamıyla yok oldu. Bazen öyle yücelirim ki, Gök kubbesinin kalesini bile deler geçerim. Güneşin sikkesini yakarım. Bazen de ay olur, güneşin peşine düşerim. Azalırım, eririm, hilal olurum. Çoğalırım, artarım, dolunay olurum. Yüzlerce defa uğraştım, denedim. Gönlüm sana doymuyor. Aşk kapısının gümüş halkasını yakalamışım. Bu benim gücümden, kuvvetimden değil, Senin lütfun, senin ihsanın. İster yücelere yükseleyim, ister aşağılarda kalayım. Önemi yok.
Çünkü ben senin aşkınla arşa yükselmişim. Eğer gülüp durursam bu senin lütfundur. Eğer haset edersem senin gayretindendim. Senin aşkına aşığım. Bundan başka benim işim yoktur.
Ben aşık olmayan kişinin insanlığını inkar ederim. Senin gönlünden başkasını aramam. Senden başkasının yanına koşmam. Her bahçenin gülünü koklamam. Her dikeni düşünmem. Sana inandım da gönlüm müslüman oldu. Gönül sana dedi ki, ey benim canım. Benim asla senin gibi güzel bir sevgilim olmadı. Senin gözün ve dilin benim gözüm ve dilim oldu. Aramızda artık ikilik kalmadı. Benim yalnız bir canım var ki o da sensin. Benim o candan başkasına inancım, ikrarım yok. Madem ki ben senin balından yiyorum. Neden ekşi suratlı olayım?
Senden akıl almaz gelirim var. Artık ne diye kazanç peşinde koşayım? Gam yemem, gam yemem. Riyazattan da dem vurmam. Çok altınım yok ama. Altın gibi sapsarı yüzüm var. Yüzüme bak da altın yığınını seyret. Her korkana, her emin olana hakikati açıklardım ama içimin konuşmasından bana söz düşmüyor.
Sen delilik dağıyla dağlanmışsın. Bana haber ver nasılsın? Ben ise öyle bir haldeyim ki kendimi ancak nasılsın, ne haldesin demekten başka bir şey yapamıyorum. Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillahi feel thấy Allah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi