Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 16 Mart 2022 · 54:03
Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahîm, Eftan-ı zikr fâlemâllehû, Lâââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââââ Allah'u destur.
Sarhoş oldular. Şimdi sen deve oyununu seyret.
Kim sarhoş deveden edep, bilgi ve ibadet bekler? Bizim bilgimiz onun yani hakkın bilgisi. Yolumuz onun caddesi. Hararetimiz koç burcundan, güneşten değil. Onun sıcak nefesi. Ruhumdan ruhu fürdüm.
Günü nefesi sana can verir. Hakkın işi ol emriyle oldurmaktır. Yaratışı sebeplere, vasıtalara bağlı değildir. Biz bu hak yolunda nesrin ve karanfil çiğneriz. Balçık çiğneyen yani yerden biten otları, dikenleri yiyen balığı, bayığı develerden değiliz. Balçık çiğneyen develer bu dünyada şu balçıya bağlanıp kalmışlardır.
Duhumuzun, gönlümüzün balçıkla ne ilgisi var? Din mucizesini göstermek arzusu ile Salih'in duası dağın bağrından Allah devesini doğdurdu. Biz doğu tarafına da gitmeyiz, batı tarafına da. Biz durmadan ezel güneşine doğru adımlar atar dururuz. Yüzünü ekşitmiş sevgili. İşine karışmamam, neden yüzünü ekşittin dememem için, sanki yüzünün etrafına sirke ne güzel katıktır diye yazan dost.
Yüzünün asıklığını, ekşiliğini dolayısıyla başına gelenlerden şikayetini bırakır da, Çin'den, hırs'tan, bir iki adım uzaklaşır da hilme, yumuşaklığa, başa gelenlere razı almaya doğru yaklaşırsan, bal gibi olursun. Kendinle beraber nice kişileri de tatlılaştırırsın. Fakat sen çok tembelsin. Kemale doğru yürümüyorsun. Aslında ben hata ettim, yanlış gördüm, yanlış söyledim. Zaten ben her zaman yanlış işler yaparım. Ben senin gerçek yüzünü görebilseydim, gözün böyle şaşı kalır mıydı? Ey gönül! Sen aynada kendini eğri görürsen, bu eğrilik sendendir. Eğri olan sensin, ayna eğri değil.
Ayna her şeyi doğru gösterir. Önce sen kendini doğrult. Adamın biri kuyu başına gitmiş de, Ayı kuyuda görmüş. Ayın kuyuya düştüğünü sanmış. Ay ise gökyüzünden ona seslenmiş. Acele etme, yanlış görme, ben buradayım demiş. Sen ayı şu kirli, alçak yeryüzünde arama. Yoklukta varlık olmaz. Bir adam Ebu Cehil karpuzu ekse, Şeker kamışı biçmez. İnsan ne ektiyse onu biçer. Ey benim canım, hoşluk, güzellik varlığını, benliğini gidermektedir. Sense güzelliğini varlıkta arıyorsun. O burada görünmez. Sen her şeyi elde edebileceğin yerde ara. Bütün kainatın ve varlıkların yaratıcısından, O celal ve cemal sahibinden,
Ruha tatlı bir hitapla, Gel denilince ruh, Nasıl olup da kanattanıp uçmaz? Duru lekesiz denizden ayrılmış, Kurak yere düşmüş bir balığın kulağına dalga sesleri gelirse, Balık nasıl olur da hemen sıçrayıp, Asıl yurdu olan denize atlamaz. Davuldan ve davula vurulan tokmaktan, Geri don haberi duyunca, Doğan nasıl olur da avı bırakıp, Gerisin geri sultana doğru uçmaz.
Bu kadar latif, bu kadar güzel, Sevimli ve can bağlayıcı olan, Eşsiz varlığı bulamayan, Tanıyamayan ve sevemeyen kimse, Cidden ne zavallı, ne kötü, ne sapık bir kimsedir. Ey ruh kuşu, Günahlarından temizlendin, Nefsinin kafesinden kurtuldun, Mana kanatların açıldı. Haydi geldiğin yere, Kendi vatanına doğru uç, uç, Acı sudan avı hayata doğru yollan, Eşik dibinden, Pabuçlukta oturanlar arasından ayrıl, Can meclisinin baş sedirine geç otur.
Ey can, sen git, Git ki biz de bu ayrılık cihanından, O buluşma cihanına kavuşalım. Bugün bu bahar günü, neşe günü, sevinç günü,
Güllerin çok açtığı bir yıl, Gül yılı, Bu bahar mevsiminde halimiz, Durumumuz çok iyi. Bizim gibi gülün de hali iyi olsun. Ötelerden dostun yüzünün gül bahçesinden güle yardım geldi. Bu sebeple artık gözlerimiz gülün solduğunu, Dökülüp saçıldığını görmez. Gülün güzelliğinden, letafetinden, İhtişamından, renginden, kokusundan, Nergis'in gözleri mest oldu. Bahçede ağzını açmış, gülüyor. Süsen, selvinin kulağına, Bülbülün aşkının sırlarını ve güzel güzel huylarını fısıldıyor. Gül bize iyilik etmek, lütuflarda bulunmak, Bize kokusunu daha iyi duyurmak için, Elbisesini yırtarak koştu, geldi.
Biz de güle kavuştuğumuz için, Ona daha yakın olmamız için, Elbisemizi yırtıyoruz. Gül ötelerden geldi, o cihandandır. Bu yüzden bu cihana sığmıyor. Gül o kadar latiftir, o kadar güzeldir ki, Hayal alemin bile gülü hayal etmeye dar geliyor. Gül denilen varlık kimdir? Akıl bostanından, can bahçesinden gelmiş bir haberci. Gül nedir? Solmayan, dökülmeyen, hakikat gölünün güzelliğini, Yüceliğini bildiren bir bilge. Gülün eteğini tutalım, Ona yol arkadaşı olalım da, Oynaya güle, gülün aslına, Zevalsiz gül fidanına gidelim. Gülün aslı, zevalsiz gül fidanı, Mustafa'nın terinden bitti, yetişti.
Lütfundan meydana geldi. O büyük varlığın yüzünden hilal halindeyken, Bedir haline geldi. Siz, gülün yapraklarını yolarsınız, Dallarını kırarsınız ama, Ona yeniden yeniye can verirler. Onu diriltirler. Ona yeniden yeniye kol kanat ihsan ederler. Gör ki, gül, baharın davetine nasıl icabet etti. Halil İbrahim'in öldürülmüş dört kuşu gibi ölü iken dirildi, Koşarak geldi.
Ey hoca, sus! Dudağını açma. Gülün gölgesinde otur da, Gonca gibi dudak altından gizlice gülümse. Şu gönülde nasıl bir iş yurdun, Nasıl bir tezgahın var?
Şu gönülde ne putlar yontuyorsun, Ne putlar yapıyorsun? Bahar oldu, Ekin zamanı geldi. Kim bilir sen, Şu gönüle neler ekiyorsun? Allah'ım sen zahirde, dışarıda yücelik, Üstünlük perdesiyle örtündün. Ama şu gönülde apaçık meydandasın. Gönül göklerden de yüce, Göklerden de geniş olmasaydı, Şu gönül ata binip gökleri dolaşmazdı. Gönül pek büyük bir şehir olmasaydı, Bir padişah oraya sığmazdı. O gönülde dolaşmazdı. Ey benim canım! Gönül şaşılacak büyük bir ormandır. Sen de bu gönül ormanında ev emirisin. Sen orada neler avlayacaksın? Gönül denizinden binlerce dalgalar coşar, köpürür. Sen de bu gönül denizinde inciler elde edersin.
Sustum! Artık gönül hakkında bir şey söylemeyeceğim. Çünkü gönlün vasıflarını saysam, Aklın almaz. Gönül senin düşüncene sığmaz. Şaşılacak şeydir ki, Bu açık meşrepli güzellere, Celal sahibi hakkın hareminden, Has bahçelerde, Çeşme başlarında, Çayırlık çimenlik yerlerde, Makamlar verildi.
Orada şuhluklar, Güzel yüzlerine, Hırsızlamaca bakmalar, Helal sayıldı. Yol kesmeyi ancak yolları bilen becerir. Eve girmeyi, hile yapmayı, Güzellikten anlayan başarır. Dünya ehli sanki örümcektir. Her biri de sinek avlar durur. Onlardan hiç bahsetme, Bana usanç gelmesin. Eve gizlenmiş, Nefis hırsızını kim görür, Kim söyler. İlahi aşkla, Safran çiçeği gibi, Sararmış bir yüz ile, Berrak, Duru, Su gibi olan gözyaşları, Gözyaşları neden akıyor? Gönül ateşini söndürmek için, Yüz niçin sararır, Solar? İç alemini, Gönül derdini anlatmak için, Aşıkların yanaklarına akan gözyaşları, Seni ayakkabıların çıkarıldığı kapı yanından, Saftan alır, Buradan hemen kalk, Aşkın huzuruna git der.
Aşıkların yüzlerinin sarılığı, Sevgilinin elma gibi, Kırmızı olan yanaklarının aynasıdır. Göz yaşları ise, Benlerinin ve yanak sayfalarının üzerine yazılar yazıyor. Bu balçıktan, Bu kara topraktan yaratılmış, Yüzündeki bunca güzellikler, Bunca eda ve cilveler, Gayb alemindeki, Aydan parlayıp vuran, Kemal nurunun parıltısıdır. Hele bir iki gün sabret, Bu parıltı, Bütün güzellikleri ile, Bütün nuru ile, Yine aslına gider, Onunla birleşir. İlahi rahmet,
Gönlün kulağına gizlice dedi ki, Ne istersen yap, Fakat bizden ayrı düşme, Bizi unutma, Tıpkı, Gözle, Gündüz gibi, Sen bizimsin, Biz de seniniz. Ne diye bizden ayrılır, Kötü işler yapan, Kötü kişilerin yanına gidersin. Gönül dedi ki, Sana darılmaya, Senden incinmeye, İmkan var mıdır?
Davul çalan olmadıkça, Davul nasıl ses verir? Bütün dünya davuldur, Sende davul çalan. Bütün yollar zaten kapanmış, Seni bırakıp da, Nereye gidebilirler? Can kımıldamadıkça, Şu zavallı beden, Kımıldayamaz. At hareket etmedikçe, Üstündeki çul oynamaz. Gönlün, Allah arslanıdır. Nefsin ise at, Akıl meydanı ata dar geldi de, O daracık meydandan sıçradı. Söyle alanına vardı. Söyle, Kur'an'da birçok surelerin başında geçer. Dünyanın fani, Gelip geçici olduğu ayetlerle haber verilir. Sözden, Harften geç de, Su gibi nakışlar kabul eder ol, Şekilden şekle gir.
Çünkü harf de, Dünyadandır, Ses de, Dünya da zaten bir, Köprüden ibarettir. Ey benim biricik güzelim, Senin ömrüne yemin ederim ki, Kemal derecelerinde, Senin eşin ve benzerin yoktur.
Ey benim güvendiğim, Dayandığım aziz varlık, Çok kederliyim, Gamlara batmışım, Artık kalk, gel. Ey beni dertlerden kurtaranım, Feraha çıkaranım, Ey benim en isim, En yakın dostum, Ey meclisimizin ayı, Senin yüzün tam bir bedirdir, Dolunay'dır. Dudaklarının ıslaklığı, Bana helal bir şaraptır. Senin ruhun vefadenizidir, Rengin ayrılık parıltısı, Ömrüne yemin ederim ki, Günaha girmekten korkmasam, Sana Zülcelal sahibi Allah derdim. Alemdekilerin hepsini eritirsin, Hepsinin de kalpleri rahata kavuşur, Onların mana gözleri açılır da, Görünmeyen şeyleri görürler.
Sevgilim, Senin hayalin bile çok latif, Çok güzel. Senin güzelliğin ile, İnsanların ruhları huzura kavuşur. Bedenleri de mest olur. Onları ilahi şarabın, Büyük kadehlerle içildiği, Bir mecliste oturtursun. Aşk hususunda, Gönle gelen bütün sorular ve cevaplar, Hep haktandır. O sorar, Sonra kendi sorusuna, Kendisi cevap verir. Ben onun elinde bir rebab gibiyim. O bana sık sık mızraf vuruyor. Bana inle, Ağla diyor. Arslan değilim ki,
Düşmanla savaşayım. Ben arslandan daha çetin, Bir düşman olan kendimle, Kendi nevsimle savaşayım. Bu bana yeter. Madem ki aşkın altında, Toprak olmuşum. Şunu iyi bil ki, O topraktan ben gül gibi, Süsen gibi bitip, Boy atacağım. Aşkın gamıyla, Geceler gibi, Karalar giymişim. Fakat ben bu karanlık gecenin, Koynunda parlak bir ay gibi doğacağım. Ben aşk ateşiyle yanmışım. Baştan başa, Duman haline gelmişim. Duman gibi bu pencereden çıkacağım, Göklere yükselecek, Ötelere gideceğim. Ben öyle bir çocuğum ki, Hocam aşktır. Bırakmıyor ki, Başımı kaldırayım, Boyumu göstereyim.
Aşk gibi daima diri olayım, Daima varlık sahibi olayım. Yemeden, içmeden, Yatmadan, Uyumadan kesileyim. Kendine gel de, Ebu Bekri Rebabi gibi sus. Sus da ben can olayım, Bedenden sıyrılayım. VİSAL, Buluşma güneşinin iki gözünü açtınsa,
Hakikatlar göğüne çık. Artık hayalden hiç bahsetme. Karanlığın ve aydınlığın ötesinde, Celal nuru ve içinde zerreler gibi oynaşıp duran yıldızları seyret. Her ne kadar zerre güneşe ulaşmazsa da, Işığının parıltısıyla nur kesilir. Bu kâfi değil mi? Aşka hizmet için kaş gibi beli bükülen, Gönlün bakışından yüz binlerce kemalli göze açılır. Ağzını kapata, Sevgilinin dudaklarıyla gönlümün arasında nasıl olduğunu, Gönlümün ne halde olduğunu hiç sorma. O hali ancak Allah bilir, başkası bilemez. Gönlümü işaret etmeye kalkışma.
O gönül senin bildiğin eski gönül değildir. Bu kanatlarla padişahın devlet kuşlarının yanında uçmaya heveslenme. Herkes yarasına tuz ekilince feryat eder. Ben sonun tuzluğundan uzakta kaldığımdan ötürü gönül yaram. Onun tuzundan mahrum kaldığı için feryat ediyorum. O güzeller padişahının bulunduğu yere göç var.
O sevgilinin güneşinin doğduğu yere göç var. Geri kalanların kervanı yola düştü. Haydi! Ey davrananlar biraz çabuk olun göç var. O erlik ve ölümsüzlük denizine doğru. Haydi ey erler! Erkekçe göçün ötelere göç var. Padişahın yüzünün güneşi doğdu. Dünya aydınlandı. Ey bekçiler! Sabah oldu. Göç var. Asıllarına yani can denizine doğru dostlar topluluğu yağmur gibi yağıyor. Seller gibi akıyor. Ötelere göç var. Evi barkı, döşeyi yastığı bırak. Attan katırdan, süslü eğerden, semerden vazgeç.
Ötelere göç var. Sefer ettim. Dünyada bulunan bütün şehirlere uğradım.
Fakat aşk şehri gibi güzel bir şehir göremedim, bulamadım. Ben ezeldeki aşk şehrinin kıymetini bilemedim de, bilgisizlik yüzünden iş bu dünya şehrine sürgün edildim. Böylece gurbete düştüm, çok kahır çektim, çok belalara uğradım. Ben akılsızlığımdan öyle güzel şeker kamışlığını bıraktım da, bu dünyada her otu otladım durdum.
Bu dünyada aşkın sesinden gayri duyduğum sesler davul sesinden başka bir şey değildir. O davul sesinin yüzünden ben kül aleminden şu fani dünyaya düşüp kaldım. Ben ezelde tamamıyla candım, candan ibarettim. Canlar aleminde gönül gibi kanatsız, ayaksız uçup duruyordum. İnsana güzellikler veren, gülüşler bağışlayan mana şarabından ben de gül gibi boğazsız, dudaksız tadıp duruyordum.
Derken aşktan bir ses geldi, aşk, heyecan dedi, yola düş. Bir mihnet ve ızdırap yurdu yarattım, oraya git. Ben o mihnet yurdunu istemem diye çok yalvardım, çok ağladım, çok inledim, çok elbiseler yırttım. Şimdi bu dünyadan ötelere gitmekten nasıl korkuyor, kaçıyorsam, oradan gelmekten de öyle kaçıyordum, öyle ürküyordum.
Hey can, korkma git, nerede olursan ol ben seninle beraberim, sana şah damarından daha yakınım. Büyüler yaptı, beni oradan uzaklaştırdı. Büyü dünyaları bile yerinden oynatır, ben kim oluyorum ki? Zaten ben göze bile görünmüyorum. Beni yolumdan alıkoydu, sonra da diledi, yola düşürdü. Gerçek yoldan çıkıp da o yola düşmeseydim kurtulurdum. Söyleyeyim, asıl yurduna nasıl dönersin, ulaşırsın? Yazayım. Fakat buraya varınca, kelamım kırıldı. Kalemim kırıldı. Gönlüm usfus oldu, diller sustum. Gel ki, ben bugün dünyada değilim.
Dünyadan dışarı çıktım. Ben bugün kendimden de gizliyim. Ben hançeri aldım, varlığımı kestim, yok ettim. Artık ben ne kendime aydim, ne de başkasına. Yanlış söyledim, ben kendimden kesilmedim. Bu işi, bu tedbiri canım, ben siz yaptı. Gönül ateşi ne haldedir bilmiyorum. Çünkü dilim başka bir şekilde yanıyor. Kendimi yüzlerce şekilde gördüm. Her şekli gördükçe işte ben buyum diyorum. Kendimi yüzlerce şekilde gördüm dedim. Belki de ben şekil değilim. Benim izim, nişanım yok. Çünkü gönle gelen şekiller, misafirlere benzerler. Gelirler, giderler.
Ben de onların gelip gittikleri ev. Ben mekansızlık aleminde bulunan bir ayım. Beni dışarıda arama, ben canım kendisiyim.
Seni herkes kendi yanına çağırır. Bense seni senden, senin yanından başka yere çağırmam. Bazen dersin ki istediğim gibi değilsin, vefasızsın. Evet, sen öyle oldukça ben de öyleyim. Körün gözüne göre ben bir hiçten ibaretim. İşte öyleyim. Sağırın kulağına göre ben bir dilsizim. Niçin gözün yaşına gül suyu dökersin? Gözünü yıka, toz toprak gitsin. Ben apaçık ortadayım, görünüyorum. Senin giydiğin elbiseler de, yediğin yemekler de hep topraktan gelmede. Hepsi de renkli toprak.
Bu yüzden sen toprak yiyorsun. Sen bana misafir olmaya layık değilsin. Şu güzel renkli, hoş kokulu gül de topraktan ibaret. Ben ona yiret olarak verdiğim güzelliği geri alınca, onda başka bir güzellik, hoş kokulu suyu vardır. O ortaya çıkar, sen onu seyret. Ey benim canım, ben bağında bağım, suyunda suyum.
Ben binlerce erguvana erguvan olmuşum. Bu dünyada dost olarak yalnız seni seçtim. Böyle olmakla beraber sen beni kederlere kapılmamı, gamlara düşmeme uygun bulur musun?
Gönlüm kalem gibi senin avucunda, parmaklarının arasında. Neşelerim de senden gelmede, hüzünlerim, gamlarım da sendendir. Senin dilediğinden başka ne olabilirim ki? Ben senin gösterdiğin şeyden başka ne olabilirim? Bazen benden diken bitirirsin, bazen gül. Bu yüzdendir ki ben bazen gül koklarım. Bazen diken toplarım. Bazen çok neşeliyim, bazen çok mahzunum, üzgünüm. Beni ne hale getirirsen o halde olurum. Sen madem ki benim böyle olmamı istiyorsun, ben de öyleyim. Başka türlü değilim. Önce de sen varsın, sonra da sen varsın. Sen benim evvelimi de ahirimi de hayırlı et.
Sen gizlenirsen, seni manen hissedemezsem. Küfür ehlinden olurum. Yarattığın eserlerde kudretini, yaratma gücünü ortaya koyunca imana gelirim. Bütün bu haller senin lütfunla, ihsanınla almaktadır. Senin verdiğin şeyden başka benim neyim var? Sen koynumda, yanımda ne arıyorsun?
Bana nasılsın diye soruyorsun. Nasıl olduğumu ben söylemeyeyim.
Sen bak da gör. Harap bir haldeyim. Kendimden geçmişim. Deliler gibi aklımın başımda değil. Sarhoşum. Meğer gökyüzü gibi ayın evi olmuşum. Sevgilinin aşkı yüzünden gökler gibi kararsızım. Yanlış söyledim. Ben aşkın mizacının sahibiyim. Bu yüzden dönüp dolaşmayı da durup dinlenmeyi de bilmiyorum. Sevgiliden ayrıldığım için, sanki dünyanın direği olmuşum gibi ağır bir yük altında eziliyorum. Ben görünüşte bir zerrinin yarısından da küçüğüm. Fakat aşk bakımından, alemden de genişim.
Dünyadan da büyüğüm. Ben damlayım ki, hem damlayım hem deniz. Çeşitli yönden, çeşitli şekiller ve hadiselerle denenmedeyim. İmtihan edilmedeyim. Bu sözü ben söylemiyorum. Bu söz, aşkın sözü. Ben bu ince sözü bilmeyenlerdenim. Ben bir hiçim, hiç. Bu hikaye, bu aşk macerası, binlerce yıllık bir hikaye. Bunu ben nereden bileyim? Ben daha dünkü çocuğum. Fakat öyle bir çocuğum ki, ben evveline evvel olmayan, kadim olan o ezeli büyük varlığa aidim. Beni o yarattı.
O yüzden yüzyıllardır onunladır. Bu sözler, balçıktan doğan sözler, ormandaki dolambaşlı yollara benziyor. Kendimi nasıl bir renkte gösterin ki, ben o dolambaşlı yollardayım. Hayır, yalnız söyledim. Benim güneş gibi bir rengim var. Bu dene, alçak dünyanın bulutları içinde kalmış. Sus! İnsanın toprağını tozutma. Tozutma. Çünkü ben peri gibi buralarda gizlenmişim. Celle Celaluhu.
Cene Şanuhu. Destur. Amin.
companies camel alone time control. Amin. Amin. Amin. Amin. Amin. El Fatiha ma salavat salli'le seyhin ecmain. Hu eyvallah illallah Muhammedun Resulullah.
Destur ya Hazreti Allah hu. Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.