oops Her tarafı yeşilliklerle, çiçeklerle, süslemek için
Aşıkların baharı ötelerden çıkıp geldi. Bu gelen bahar bildiğimiz bahar değildir. Bu aşıkların baharıdır. Bu bahar gelince deniz incilerle dolar. Acı sular cennette akan kevser ırmağı kesilir. Bütün taşlar lal olur. Şu topraktan yaratılmış olan beden de baştan başa can halini alır. Aşıkların canları ve gözleri tufan bulutları gibi yağmurlar yağdırsa da beden bulutu içinde bulunan gönülleri şimşekler gibi çakmada ve etrafı aydınlatmaktadır.
Biliyor musun aşıkların gözleri aşkla neden tufan bulutu oldu? Ağlamaya başladı. O ay önce bulutlarla gizlendi de ondan ne neşeli ne hoş andır ki o an bulutlar ağlar. Ne bumarek ne tatlı bir zamandır ki bulutlar ağlarken bulutların arasından şimşekler güler. Ne şaşılacak şeydir ki ötelerde can aleminde yağan aşk yağmurunun yüz binlerce damlasından tek bir damla yeryüzüne düşemez.
Eğer düşse bütün dünya baştan başa yıkılır, harap olur. Aşk yağmurunun bir damlası yüzünden yeryüzü harabiye döner. Bir damlanın meydana getirdiği tufanda niceleri Nuh aleyhisselamla birlikte aynı gemiye biner. Niceleri de boğulur gider. Dostum şeker mi daha iyidir yoksa şekeri yapan mı?
Ay mı daha güzeldir ayı yaratan mı? Şekerden vazgeç ayı da bırak. O yaratan bambaşka şeyler biliyor, bambaşka şeyler yaratıyor. Denizde inciden başka ne acayip yaratıklar, ne şaşılacak şeyler var. Fakat denizi yaratan incileri, o acayip balıkları, çeşit çeşit varlıkları yaratan padişah bambaşka bir padişahtır. Şu ırmağın üstünde gördüğün dolaptan başka akıl almaz, öyle görülmemiş, şaşılacak bir kainat dolabı var ki, bu sudan başka bir su ile bir an bile durmadan, dinlenmeden dönmede, sayısız mahlukata can gıdaları hazırlamadadır.
Hamamın duvarına çizilen resim bile akılsız çizilmezken, aklı, haberi yaratanın bilgisi nicedir, onu sen düşün. Canlar vardır ki sevdalıdırlar. Seher vaktinde kurulan o manevi acayip meclis için şaşırmışlar, yememişler, içmemişler, uyumamışlardır. Sustum, sustum artık sözü bıraktım, kulağa görüş kabiliyeti veren, ona ötelerden ses duyuran sevgili söylesin.
Korku ile dünya malı üzerinde titreyip duran kişi, biraz da sana bu malları, bu nimetleri vereni, sana bakışı, görüşü, bağışlayanı düşün, ona bak. Ey isteyen, ey aşık, sana bu isteği vereni düşün. Eseri yaratanı gör, neden yaratana değil de onun yarattığı esere gönül veriyorsun? Etrafında bulunanlarla didişmeye, savaşmaya çekip götüren, yahut da sana huzur içinde barış halinde yaşama duygusunu verene bak.
O bazen seni dostlarla, halkla görüşmeye sevk eder. Bazen de seni yücelere doğru yolculuğa düşürür. O hep sana bakıp durmada, halbuki senin gözün sağda solda. O sana dilsiz, dudaksız söz söylemede. Sense kulağını dünya masalına vermişsin. Hayatta duyduğun ızdırap, keder şişlerini beden öküzüne saplayan, o öküzün aklı ise hep hayhuyda.
İsa yol arkadaşı olmuş ama eşekçinin bundan haberi yok. O hep eşeğini kollamada, her öküz, her eşek sırtından, sağrısından modullanır. Sen ise pişmanlık şişini göğsünden, gönlünden yiyorsun. Dünyada sana saplanan bela, felaket şişlerini, senin sağırlaşmış gönlün anlamasa da, onun aşçısı cehennemde seni o şişlerle kebap eder.
Gerçeklerden haberli olarak ölen hak aşıkları, sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler. Ruh aleminde, eles meclisinde ağabey hayat içenler, bir başka tarzda ölürler. Ötelerden haberdar olanlar, hak sevgisinde derlenip toplananlar, şu insan kalabalığı gibi olmazlar. Hak aşıkları, letafette melekleri bile geride bırakmışlardır. Bu sebeple diğer insanlar gibi ölmek onlardan uzaktır. Sen sanır mısın ki arslanlar da köpekler gibi kapı dışında can verir. Hak aşıkları sevgi yolunda ölürlerse, onları can padişahı karşılar. Birbirlerinin canı kesilen, aynı emanete, aynı canı taşıdıklarından haberdar olan hak aşıkları, birbirlerinin aşkıyla ölürler.
Aşıklar gökyüzüne uçarlar. Münkirler ise cehennemin dibinde can verirler. Ölürken hak aşıklarının gönül gözleri açılır da, öteleri gayb alemini görürler. Başkaları ise ölüm korkusuyla kör ve sağır olarak ölürler. Geceleri ibadette vakit geçirenler, hak korkusuyla uyuyamayanlar, ölüm zamanı gelince korkusuz, rahatça ölürler. Bu dünyada boğaz derdine düşenler, sadece yemeği içmeyi düşünenler, öküzleşirler, eşekler gibi ölürler. Bugün yaşarken hakkın nazarından düşmemek isteyenler, o nazarı o bakışı arayanlar, o bakışa karşı neşeli bir halde gülerek can bağışlarlar. Can padişahı onları lütuf kucağına alır. Onlar öyle hor ve basit bir halde ölmezler.
Ahlaklarını Mustafa'nın ahlakına benzetenler, Ebu Bekir gibi, Ömer gibi ölürler. Aslında hak aşıklarından ölüm uzaktır. Onlar ne ölürler ne de yok olurlar. Ben bu sözleri şayet ölürlerse böyle ölürler diye söyledim. Düşünceyi, kuruntuyu bırak.
Onlara gönlünde yer verme. Çünkü sen çıplak bir kişi gibisin. Düşünce de zemheri soğu gibidir. Zemheriden kendini koru. Mihnetten, sıkıntıdan, ızdıraptan, kurtulma düşüncesine kapılmışsın. Bunlardan için sarıldığın düşünce, mihnetin, ızdırabın kaynağıdır. Sanat pazarına düşünce yoktur. Orası düşüncenin dışarısındadır. Bunu böyle bil. O havaya kapılan, onun maskarası olan eserleri seyret. Endişeden kurtul da içinde huzuru bul. Binlerce kuş, yokluk aleminden uçup gelir. Şu binlerce ok da, bir tek yaydan fırlar gider. Nüfteden, erlik tohumundan güçlü kuvvetli bir er yaratan Allah. Uyuyana uykusunda uçup gidecek bir yol açar.
Şu hayale kapılanlar, yola düşsünler, acele etsinler diye, her an yoklukta bir şekil gösterir. Madem ki bana sus dedi, emre uymam gerek. İşte ben de susuyorum. O emir sahibi, bir gün bunu kendisi açıklar. Komşuların, dostların yardım olmasa bile bir iş yoluna girebilir ama
Sen takdirin olmasa, o iş asla olmaz. Senin aşkının yarası şu gönlümdedir. Onun başka yeri olamaz. Yarattığın güzel eserleri görerek, aklın gözü senin meslin olmuştur. Kudretinin, yaratma gücünün karşısında feleğin çarkı alçalmıştır. Zevk ve neşenin kulağı da senin elindedir. Yani zevki ve neşeyi de ancak senin lütfunla duyarız. Sensiz hiçbir şey olmaz Allah'ım. Can senin aşkınla coşar. Gönül seni sevgi şarabınla mest olur. Akıl senin yarattığın güzellikler karşısında şaşırır kalır. Sensiz hiçbir iş başa çıkmaz Allah'ım. Mevkim, şerefim, malım, mülküm hep senin lütfun.
İhsanındır. Yediğim yemeği, içtiğim suyu da sen lütfediyorsun. Sensiz bunların hiçbiri olmaz Allah'ım. Bazen vefaya doğru gidiyorsun, bazen cefaya doğru. Sen benimsin, nereye gidiyorsun? Hiç kimsenin işi sensiz başa çıkamaz. Sensiz bir iş başa çıksaydı, senin koyduğun kurallar gereğince işler yürüseydi. Dünyanın altı üstüne gelirdi. Her şey bozulur, alt üst olurdu. Güzelliği ile dillere destan olan İrem bağı cehennem kesilirdi. Sensiz hiçbir iş başa çıkmaz Allah'ım. Dostum, sen olmasan, sen bana yardım etmesen, işim gücüm yıkılır gider. Ey benim can dostum, ey benim dert ortağım. Sensiz hiçbir iş yürümez.
Bana sensiz yaşayış da hoş değildir. Sensiz ölüm de hoş değildir. Gamından nasıl baş çekeyim, nasıl kurtulayım? Sensiz hiçbir iş başa çıkmıyor ki. Ey lütfuna, ihsanına dayandım, güvendiğim Allah'ım. Ne söylersen söyleyeyim, iyiden kötüye ayrı değil. İçinde de iyi var, kötü de var. Lütfet de sen söyle, sensiz bir iş yürümüyor değil mi?
Neşeli ilkbahar, dost elçisi olarak ötelerden çıka geldi. Dosttan gelen bu elçi bizi çok sevindirdi. Yerimizde duramıyoruz. Kararsızız, mestiz, aşığız, mahmuruz. Ey göz, ey gönül çerağı. Siz de hasret kaldınız çemen güzelliklerini, yeşillik dilberlerini artık beklemeyiniz. Onların hepsi de geldiler. Haydi onları görmek için bahçeye çıkın. Çıkınız bahçelere, çayırlıklara, çemenliklere. Gayb aleminden tanımadığınız garip kişiler geldiler. Kondular gelenleri karşılamak. Onlara hoş geldiniz demek, hatırlarını sormak adettir. Görmüyor musunuz? Gül ötelerden kokular getirdi. Güzel renkler getirdi.
Bahçede gelişini kutlamak istiyor. Diken, beraber yaşayacağı güller yüzlü, Efendisi'nin yüzünü seyretmek için süslendi, güzelleşti. Ey selvi ağacım, kulak ver ve dinle ki, Su sen, seni övmek, senin boyunu posunu anlatmak için ırmak kıyısına gitti. Orada baştan ayağa kadar dil kesildi. Gonca, düğüm düğüm olmuş bir halde gül fidanına sallanıp duruyor ama, Senin lütfun düğümleri çözer de, Goncalardan hoş kokulu, güzel renkli güller açılır.
Zaten senin lütfun, ihsanın toprağı akseder de, O toprakta çeşit çeşit renk renk çiçekler biter. Sonra o çiçekleri yine geldikleri yere saçar, döker. Sanki kıyamet koptu da, Geçen sene Aralık ayında çürüyüp gidenler, Ocak ayında donanlar, Ölüp gidenler, kutlu, ikbar gelince dirildiler, Topraktan baş çıkardılar. Ölmüş tohum dirildi, Tekrar hayata kavuştu. Böylece şu kara toprağın gizlediği sır, Şimdi meydana çıktı, kendini gösterdi. Meyveli dallar, Ötelerden canlılara yararlı armağanlar getirdikleri için, Neşe ile nazlanmadılar. Meyvesi olmayan kökler, Eli boş geldikleri için utandılar da, Yaprakların arasında gizlendiler. Madde aleminde böyle olduğu gibi, Mana aleminde de can ağaçları böyle olur.
İyi ağaç, verimli ağaç belli olur, Meydana çıkar, manevi meyveler verir. Kötü ağaç da, verimsiz, bahtsız, zavallı bir halde kalır. Yalnız kaldığın için üzülme. Şu kadarını bil ki, dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz.
Birisiyle uyuşamazsan, anlaşamazsan, Onun yerine Allah bir başkasını senin karşına çıkarır. Ben bu evden gidersem, evi boşaltırsam, Benim gibi bir başkası, Yahut da benden beteri çıkar gelir. Dünya, binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıştır. Baba toprak altına gidince, Oğul baba yerine geçer. Yalnız insanlar değil, hayvanlar da böyle. Böyle olmasaydı, dünyada bir tek canlı varlık göremezdin. Güneş, geceliğin gökyüzü damından çekilip gidince, Güneş'in yerini yıldızlar, yahut ay alır. İnsan, bir hüneri, bir sanatı bırakınca, Tabiatı gereği bir başka işle, bir başka sanatla oyalanmaya koyulur. Çünkü herkesin gönlüne bir memur tayin edilmiştir.
Bu memur onları işsiz, güçsüz, sefersiz bırakmaz. Haydi, gönül gözü, can gözünü aç da,
Aşıklara dikkatle bak. Onlar, gönül gibi karışık duygularla, Karışık düşüncelerle altüst olmuş, Can gibi başsız, ayaksız kalmış kişilerdir. Hepsi de bir şey kazanamadan çalışıp çabalamada, Hepsi de tencere gibi kaynaşıp coşmadalar. Hepsi de riyadan, gösterişten uzak, Perdesiz, örtüsüz. Hepsini de gönlü hakkın hükmüne karşı siper olmuş da, Ne gelirse canla başla şikayet etmeden kabul etmedeler. Onların gönülleri gülden de bahçeden de daha neşeli. Hatta onlar selvi'den bile daha da hür boy atmışlar. Onlar akıldan da fikirden de üstünler. Onlar, ağabı hayattan bile temizdirler. Onlar, loş bir yere düşen güneşin ışığındaki zerreler gibi havada titrer dururlar.
Onlara güneşin ışığı kaftan olmuştur. Onlar, balçıktan yaratılmışlar. Balçıya ayak basmışlar ama, Gönlün tam içinden baş göstermişlerdir. Onlar, kan denizlerinin dalgaları üstünden, Yani dünya hayatının başlarına getirdiği, Çeşitli musibetlerden, belalardan geçip gitmişlerdir. Ufak dalgaların, ufak köpüklerinden eteklerine bir zerre bile bulaşmamıştır da, Tertemiz kalmışlardır. Onlar, gönül gibi dikenler içinde kalmışlar ama, İnsanlara neşe veren şarap gibi hapistedirler. Onlar, balçık içinde kalmış gönül gibidirler. Onlar, gece içinde gizlenmiş seher gibidirler. Sen de bir an için olsun, Onların canlarına arkadaş olunca, Onların kadehlerinden, Onların şarabını içinde mest olursun. Hoş bir hale gelirsin.
Onların şarabıyla hayırdan da şerden de kurtulursun. Oğlum, yeter, sus! Her kuş bütün bir inciri yutabilir mi? Dudu kuşunun yiyeceği şekerdir. Karganın yiyeceği ise başka bir şeydir. Bir takip dudaklar gönülten baş kaldı. Uyurttığı işlere bak.
Ucu bucağı olmayan Bir bahçesine gir. Senin sayısız tatlı meyveli çıkar. Çeşitli meyveli kim aşıladı?
O renkler hangi? Sen aşkı görmediysen, Bari onun yaptığı işleri, güçleri seyret. Aşkı görmediysen, Ona gönül verip ağlayın. Aşın, yüzünün, renk, yeşillikler. Saçlarından bir başka miskiya var.
Yüzlerce dert, keremler bağışlamaktadır ama Bir başka dert getirir. Aşkına düşmüşler, Aşkıdan gelmeden, Nur da aşktan gelmeden.
Beden tohum gibi ma, Yine ondan gelmez. Başka gönül gazele doy. Hazreti Allah, Selamur Selim,
Hümnineşşeytanirracim, Allahürrahmanirrahim, Amin. Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillahillazî fâle fî kitâb-i kerîm fâle mennâhu la ilâhe illâllâh. Amin. Vessalâtu vesselâm a'lâ seyyidina Muhammedinillazî fâle fî hadîs-şerîfî eflâli zikr-i fâle mennâhu la ilâhe illâllâh. Amin. Allahümâ rüsî kalb-i secâreti la ilâhe illâllâh. Amin. Ve edhir alâ lisan-i yenâb-i hikmeti la ilâhe illâllâh. Amin. Ve egrûk ruhu fî bahrî marifetin la ilâhe illâllâh. Amin. Ve egrûk ruhu fî bahrî marifetin la ilâhe illâllâh. Amin. Anşur alâ veçî belka nuri la ilâhe illâllâh. Amin. Vakfazna yârak. Amin. Kübri şekkin. Amin. Küfrî. Amin. Veliyâin.
Amin. Velin makir-i makirine. Amin. Asadil hasadine. Amin. Talavetil muadine. Amin. Ve din şerri nefsi. Amin. Ve şeytani. Amin. Ve dünyayı. Ve hevâyi. Amin. Ve inayeti. Amin. Ve hidayeti. Amin. Ve nüfus ilâhe illâh. İlâllâh. Muhammedun Resûlullah. Amin. Ol meclisi zâkiren ve maddûlu aşkan olan Cenab-ı Rahman. Amin. Bu meclisi şerif-i cümlemiz hakkında bayisi kesçeti aşk. Amin. Ve muhabbet. Amin. İstigrâk. Amin. Bu hayrat eyleye. Amin. Allahümme rabbenâ âtina fi dünya haseneten ve fil âhirete haseneten ve gınâzafetna. Amin. Bir ahmetke ya erhamerrahimin. Amin. Bir ahmetke ya erhamerrahimin. Amin. Bir ahmetke ya erhamerrahimin. Amin.
Ve benâfili velil valideye velil mü'minîne yevmeyakum infisâd. Amin. Sadık Allahü'l-Azîm. Amin. Subhâna rabbike rabbilizeke ammâ yâsifun ve selâmun alel-mursalin. Amin. Ve elhamdülillâhi rabbil âlemîn. Amin. Allah Allah Allah … Amin. Vakti şeriflere hayrola. Amin. Hayrola. Amin. Yâhile. Amin. Allah inşâh'ın ismiyle kalplerimiz tahil. Amin. Subhâna salavat. Dostur ya Hazreti Allah.
Gecenin sayı.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.