Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Temmuz 2022 · 1:10:17
Enzübillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâle zikrfâlevenlehu, La ilâhe, cemiyen enbiyâyi vel mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, Enzübillahimineşşeytanurracim, Bismillahirrahmanirrahim, Huu, eyvallah, illallah, Muhammedun Resulullah, Destur ya Hazreti Allah, Huu, Destur.
Ey balçıktan yaratılmış dünya, seni tanıdım tanıyalı yüzbinlerce mihnetle, yüzbinlerce dertle, belayla tanıştım. Sen eşeklerin yayıldığı bir otlaksın, İsa'nın konak yeri değilsin.
Ben eşeklerin otlağını nasıl oldu da tanıdım bilmiyorum ki. Bu balçık yurdundan kurtuluş düşüncesini, kurtuluş yolunu gönlüme düşürenin havasına uyuyayım da, ağaç gibi yer altından baş kaldırarak, ellerimi göklere uzatarak kurtulmak için uğraşayım. Çiçeğe dedim ki, ey çiçek, bu çocukluk yaşında nasıl oldu da tam olgunlaştın, kemale geldin?
Çiçek dedi ki, seher rüzgarını tanıdım. O beni uyandırdı da, çocukluktan kurtuldum. Ağacın dalı yücelerden gelmiştir de, onun için hep yükselir. Yücelere gitmek ister. Ben de aslıma doğru yükseleyim. Çünkü ben aslımı bildim, tanıdım. Ben ne diye bu balçık yurdunda aşağı yukarı deyip duracağım.
Benim aslım, benim yerim mekansızlık alemidir. Ben herhangi bir yerin ehli değilim. Nereden neyi tanımışım ki? Hayır, sus artık, yok ol. Yokluğa var da hiçbir şey olma. Bir bak da gör. Ben her şeyi yoklukta gördüm, tanıdım. Gönlümün halini sevgilime bildiğim gibi anlatayım.
Gözlerimden yaşlar boşandı. Gönlüm kana boyandı. Bir türlü anlatamadım. Evvelki gün, gönlümün halinden kırık dökük bir şeyler anlatıyordum. Düşünce kadehi daraldı. Ben de küçük bir şişe gibi onu kırdım. Bu aç tufanında koskoca gemiler paramparça olurken, tahta kırılır, ayrılırken benim gönül kayığım ne olur?
Ne hale gelir? Zaten ben dayanıksız, elsiz, ayaksız biriyim. Şu gemi de dalgalardan kırıldı, dağıldı. Ne güzelliği kaldı, ne de çirkinliği. Ben de kendimden geçtim. Acele bir tahta parçasına sarıldım. Şimdi ben ne yüksekteyim, ne alçaktayım. Fakat bu söz yerinde olmadı. Konuya uygun düşmedi, aşağı düştü. Çünkü bu dalgayla ben bazen yüceler yücesine çıkmadayım. Bazen de yücelerden çok aşağılara inmediyim. Yok muyum, var mıyım, ben ne bileyim. Ancak şu kadarını biliyorum ki, kendimi var sanırsam ben yokum. Fakat kendimin yok olduğunu anladığım zaman varım. Kıyamete tekrar dirileceğimden şüphem yok. Şu dünya mahşerinde yüzlerce defa düşünce gibi ağlayıp inleyerek öldüm.
Yine düşünce gibi canlanıp dirildim. Şu dünya ovasında sevgili avcım, beni avlayıncaya kadar ciğerim kan kesildi. Av olmama nasıl sevinmeyeyim? Beni avladı da kurtuldum. Düşünce sanki bir orman. Bu ormanda yüzlerce kurt var. Böyle olunca ben niçin düşünceye dalayım? Ben bana bu düşünceye verenin yüzünden mest oldum.
Ey gönül gibi benimle beraber olan, hem de benden gizlenen sevgili. Sana gönülden selam veriyorum. Sen Kabe'sin. Nereye gidersem gideyim, sana yönelirim, sana varmak isterim. Nerede olursan ol, sen her yerde hazır ve nazırsın. Uzaktan bize bakarsın. Adını anınca gece bile olsa ev aydınlanır. Göze görünmeyen bir sevgiliysen, her an niçin gönlümü incitip duruyorsun? Eğer sen göz önündeysen, ne diye olmayacak düşüncelere kapılıyorum? Beden bakımından uzaksın ama, gönlümden gönlüne açılmış bir pencere var. O pencereden ay gibi, hırsız damacasına sana haber gönderir dururum.
Ey güneş, sen uzaklardan bize nurlar gönderiyorsun. Ey senden ayrı düşmüşlerin canı, canımı sana kul köle etmekteyim. Kulakta da sen varsın, akılda da, coşkun gönülde de, fakat bunlar da oluyor ki, sen benimsin. Sen bensin. Seni böylece övmedeyim, anlatmadayım.
Sen benimsin. Sen bensin. Sen ne bilirsin ki, ben iç alemde nasıl bir padişahla oturmaktayım?
Sen benim sararmış yüzüme bakma, benim demir gibi sağlam ayaklarım var. Ben yüzümü beni yaratan ve bu dünyaya getiren o padişaha tamamıyla çevirmişim. Beni yarattığından ötürü ona binlerce şükrüm var. Ben bazen güneşe, bazen içi incilerle dolu denize benziyorum. Taştan, topraktan yaratılmış değersiz bir varlık gibi görünüyorsam da, iç yüzümle en aziz, en şerefli bir mahlukum.
Şu dünya küpünün içinde bir arı gibi vızıldar dururum. Fakat sen sadece benim bu sızlanmalarıma bakma, benim balla dolu bir kovanım var. Şu çarkı döndüren su ne de korkunç. Fakat ben o suyun dolabıyım. O suyun üstünde hoş, tatlı iniltilerle dönüp duruyorum. Her cüzüm açılmış. Neden solayım perişan olayım? Altımdaki bırak eğerlenmiş bekliyor. Neden eşeğe kul olayım? Ayağımı akrep sokmadı ya. Neden aydan geri kalayım? Sağlam bir ipim var. Neden bu kuyudan çıkmayayım? Can güvercinlerine bir güvercinlik yaptım.
Ey can kuşum uç! Benim bunlardan da sağlam yüzlerce kalelerim var. Evlere vurur, evlere düşersem de ben mana güneşinin ışığıyım. Ben topraktan, sudan doğdum. Anam balçıktır. Fakat ben akikim, altınım, yakutum. Sen herhangi bir inciyi görürsen o incinin içinde, öte yüzünde başka bir inci ara.
Çünkü her zerre içimde bir define saklıdır diye söylenip durmaktadır. Her inci sana güzelliğimle yetinme. Alnımda parlayan nur, içimde yanan ışıktan ileri geliyor demektedir. Ben sustum. Sen de gerçekleri anlayacak akıl yok. Gören, anlayan bir can gözüm var diye. Kulağını sallama. Kendini aldatma. Yapma ey dost.
Ben garip bir kişiyim. Başımda senin sevdan var. Ben dertliye, yurdundan ayrı düşmüş. Ben garibe. Hoş bir şekilde bak. Ben seni istemekteyim. Başka isteğim yok. Senin aşkınla meslim. Kendimden geçmişim. Benim kendimden bile haberim yok. Hep seni durmadan istemekten ötürü. Başımı bile kaşıyamıyorum. Gönlüm neden nurlandı, aydınlandı? Neden ikballerdi? Sana söyleyeyim. Bu garip gönlümün aynasında senin güzelliğini, eşsizliğini hissediyorum. Buluyorum da ondan. Ey dost. Kıyamet gününü düşün de beni azarlama, ayıplama. Ben senin aşkınla coşmuşum, dalgalanıyorum.
Bütün dalga olmuşum, bütün coşkun olmuşum. Çünkü bende senin vahdet denizinin mübarek incisi bulunmaktadır. Gönül sarayına girip seni görmek istiyorum. Gafletimin kapıcısı beni içeri bırakmıyor. Beni başından sağmak arzusunda ama O bilmiyor ki ben gizli gönül penceresinden seni seyretmediğim, temaşadayım. Bundan sonra artık coşmayayım. Kıyametler koparmayayım. Bende senin aşkından söz eden gönlün varken Artık kim benim gönlüme hükmeder? Bu sefer ben büsbütün aşıklığa bağlandım.
Tam aşık oldum. Gönlümü kendimden söküp attım. Ben şimdi gönülsüzüm. Başka bir şeyle direyim. Aklı da, düşünceyi de kökünden yakıp yandırdım. Ey insanlar! Ey insanlar! Artık benden normal insanlık beklemeyiniz. Öyle düşüncelere daldım ki benim düşündüklerimi deli bile düşünemez. Bu yüzdendir ki aklım bugün benden tamamıyla bıktı, usandı. Onu görmüyorum, sanıyor da beni korkutmak istiyor. Ben ondan için korkayım. Onun için ben bir surete büründüm. Nasıl olur da ben bir define olurum? Kendimi göstermek için bir bucağa gizlendim. Benim yıldızların kaselerinde de, feleğin sofrasında da gözüm yok.
Fakat ben dilenciler uğruna nice kaseler yaladım. Ben bir iş yüzünden dünya hapishanesine düştüm. Yoksa ben neredeyim, hapishane nerede? Ben kimim, malımı çaldım da buraya düştüm. İstediğin kadar bana bak, bütün gücünle, dikkatinle bak. Fakat yine de beni tanımazsın. Çünkü benim bir değil, yüzlerce sıfatım, yüzlerce görünüşüm var. Gel, gözüme gir de bana benim gözümle bak. Çünkü ben kendime gözlerin göremediği bir misafir seçmişim. Sen şarapla sarhoşsun, ben şarapsız sarhoşum. Sen gülen bir aşıksın, fakat ben ağızsız, dudaksız gülmedeyim. Ben çok tuhaf bir kuşum. Acıktım da şu çayırlıktan uçtum, orada avcı da yoktu, tuzak da yoktu.
Öyle olduğu halde geldim, şu beden kafesine girdim. Dostlarla beraber olunca kafes, bağdan da iyidir, bahçeden de. Can Yusuflarının hatırı için kuyu dibinde konakladım, orayı yurt edindim. Onun gönülde açtığı hicran yarasından ötürü sızlanma. Onun verdiği dertten şikayet ederek ağlama. Hastayım diye feryat etme. Ben yüzlerce can verdim de bu belayı satın aldım. İpek böceği gider gelir, ipekler örer. Sözüme dikkat et, ben de bir ipek böceğim. Belalar örer, belayı iplikleri sarar dururum. Ben beden kabrinde kalmışım. Yürü benim israfilime git.
Benim için suru üfürsün de beni dirilsin. Çünkü bu beden kabrinde yata yata döküldüm, çürüdüm, eridim, bittim. Yanık kişilerin sakisi. Kerem kadehini sun.
Çünkü bizi yokluk aleminden bu dünyaya şarap içmek için getirdiler. Sen bize kerem kadehini sun da Can düşünceden kurtulsun, kendinden geçsin, şu benlik perdelerini yırtsın, düşünceyi bir tarafa atsın. Çünkü düşünce canı hırpalar, ömrü her an azaltır. Güzellik, haktan haberi olan bilgi sahiplerinin güzelliğidir.
O hal, ariflerin halidir. Onu görecek göz nerede? Nerede mana bilgisi? Nerede gül bahçesi? Nerede gül bahçesindeki güllerin aşk kokusunu alacak burun? Eğer mecliste kimse bulunmasaydı, sözüm yüce olurdu. Ya nur ol, yahut da bizden uzaklaş git. Bize bu kadar sitemde bulunma. Anlayışsız kişilerin bulunduğu mecliste konuşulmaz. Sen göz ağrısı gibisin. Bir türlü gözü bırakmıyorsun. Hoca, bu yaprağı çevir, yoksa ben kalemimi kıracağım. Vatan boş kalmaz. Sen şu bedeni benden al da, beni bedenden kurtar. Can sarhoş bir halde balçıya saplandı kaldı. Ayağımın kayacağından korkuyorum.
Hakkım bize lütfetti, nurla diriyiz. O nur bizi yaşatıyor. Biz ona hem çok yakınız, çok dostuz. Hem de ondan uzak düşmüşüz, ona yabancıyız. Ne olduğumuzu, gerçek yüzümüzü göstersek ay utanır. Kendini görmeye, kendini beğenmeye tövbe eder. Biz kolumuzu, kanadımızı açsak, güneş bile kolunu kanadını yakar, yandırır. Şu tenimiz, bedenimiz, şu insan şeklinde görünen maddi varlığımız, bizim gerçek varlığımızın perdesi, yüz örtüsüdür.
Aslında biz bütün secde edenlerin kıblesiyiz. Sen, balçıktan yaratılan adama bakma, ona üfürülen nefesi gör de o nefese hayran ol. Şeytan, bizim dış yüzümüzü, bedenimizi gördü de, bizde bulunanlığını göremedi. Bizi haktan ayrı tanıdı. Ben sevgilinin gül bahçesinden ve ezel meyhanesinin mahallesinden geldiğim için, gözlerimde hoş bir hayal var.
Mest oluşun sermayesi benim, varlığın var olmanın gayesi de benim. Manen yükselen melekleşen de benim, nefsine uyup aşağılara düşen de benim. Ben dönüp duran gökyüzü gibiyim, ta ezelde başlangıçta yaratıldığım yerden geldim. Ben ilahi emanet olan ruh ile anlaştım, dost oldum.
Dönüp gittim, tekrar geldim. Pergel gibi bir noktanın etrafında dönüp duruyorum. Ben de ruha gel dedim, hoş geldin, sefalar getirdin. Herhalde bana yardıma geldin, bana yardım et. O da bana yardıma geldim, zaten bu iş için geldim dedi. Ben ayım, sen de benim ışığımsın. Sen hem gül bahçesisin hem de su. Bunca yolu senin için açtım. Ayakkabımı giymeden, sarığımı sarmadan, koşa koşa geldim. Gülerek içeriye gir, acılı yok et. Ey hoş acılık, şad ol, neşelen. Ben önce diken olarak geldim ama, sana güller vereceğim. Gül başını kaldırdı da, sabır ferahlığın anahtarıdır dedi.
Her dal zorluk yok, çünkü sabrettim de, inciler gibi hoş meyveler vererek geldim dedi. Her gece, her seher vakti dualar ettim.
Seni istedim. Bilsen nasıl candan yalvararak, diller dökerek seni Allah'tan istedim. İstedim ki benim secdelerimden ötürü, sen benim varlığımın en iyisi, en yakın dostu olasın. Halbuki ben, seni candan ve gönülden isteyince, ben kendimden, kendi varlığımdan kurtuldum. Bu varlığım beni bırakıp gitti. Senin güneşin ardında, ben ışık isteyen bir gölgeydim. Sen doğunca, senin ışığında yok oldum gittim. Ben bir demir parçası gibi katı ve donuktum. Ayna senin aşkından nur istedi. Ben de demir donukluğundan kurtulup, ayna gibi parlamak, nurlanmak isteyince, ateşlere yandım, dövüldüm, yaralar aldım. Sana doğru koştum ama ayak basacak yer bulamadım.
Senden yer istediğim için, beni yerden, mekandan kurtardın. Çektin, yanına aldın. La mekana, mekansızlık alemine ulaştırdın. Ey bana ay olan, aydınlık olan sevgili.
Senin güzel yüzünü gördükten sonra, nerede olursam olayım, neşeliyim. Nereye gidersem gideyim, orası bir gül bahçesi olur. Padişahın hayali görülen her yer, bağdır, bahçedir. Gezip dolaşma yeridir. Nereye gidersem gideyim, orada bir iç ret meclisi kurmaktayım. Bu altı kapılı tekkenin bütün kapıları kapalı bile olsa, o ay yüzlü dilber, mekansızlık aleminden doğar, pencerenden başını sokar, yine içeri girer.
Girer de, hey der, sana selamlar olsun. Sana yüz türlü şarap, yüz türlü meze getirdim. Ben padişahım, padişahlar padişahıyım. Ben nurlar saçan güneşim. Ben hoş bir şekilde perdeleri yırtarım. Ben ilkbaharım, dikenleri kökünden çökmeye geldim. Ağzımda senin ateşinden bir ateş var.
O ateşin beni nasıl yandırdığını söyleyemem. Çünkü dilime yüzlerce mühür vurulmuş, bağlanmış. Benim öyle gizli şulelerim, alevlerim var ki, o şuleler iki dünyayı da bir lokma eder yutar. Eğer şu cihan tamamıyla yok olsa ne gam. Dünya olmaksızın benim yüzlerce gizli dünyam var. Ben şeker yüklü kervanları yokluk diyarından yola düşürdüm, yürüttüm.
Ben aşkla mest olmuş bir kişi olduğumdan, bu kervanlar yüzünden kâr mı ettim, zarar mı ettim, haberim yok. Baş gözüm vaktiyle, aşk derdiyle inciler saçardı. Halbuki şimdi benim inciler saçan bir canım var. Ben eve barka bağlı değilim. İsa gibi benim de dördüncü kat gökte evim var. Bedene can verene şükürler olsun. Can gitti ama canın canına sahip oldum. Tebriz'de Şems'in verdiği bir şey var ya, işte sen benden onu iste, onu ara. Kalkın ey aşıklar göklere doğru yükselelim. Şu yaşadığımız dünyayı gördük, anladık, bir de gideceğimiz o dünyaya varalım.
Hayır, hayır şu iki dünya bahçesi de güzel, ikisi de hoş. Biz bu ikisinden de hem dünya bahçesinden, hem de ahiret bahçesinden vazgeçelim de, bahçıvanı arayalım bulalım, ona doğru gidelim. Dağlardan koşup gelen sel gibi secdeler ederek, başımızı taştan taşa vurarak denize kadar gidelim. Denize kavuştuktan sonra da, üstündeki köpükler gibi el çırpa çırpa koşalım, yürüyelim. Şu kederlerle dolu alemden, bir yas aleminden, düğün dernek alemine, neşe alemine sefer edelim. Yüzleri sarartan bu ızdırap dünyasından uzaklaşalım da, yüzümüze kan gelsin, can gelsin. Alçalma, insanlığımızı kaybetme korkusundan, yaprak gibi, dal gibi titreyerek, yüreğimiz çarparak, aman yurduna, kurtuluş yurduna varalım.
Zaten gurbetteyiz, dertlerden, kederlerden kurtulmamıza bir çare yoktur. Toprak yurdunda yola düşmüşüz, günah tozlarından silkinip kalkmamız mümkün değil. Şu dünyada gördüğümüz güzellikler, şekiller, suretler, kendisini gizleyen büyük bir sanatkarın, bir ressamın varlığını ispat etmektedir. Biz kem gözden gizli, izi belirmeyen ressama varalım.
İnsanlık yolu, hakikat yolu belalarla dolu bir yoldur. Fakat yol gösterinimiz, aşk olduğu için bizim korkumuz yok. Çünkü aşk bu yolda nasıl gideceğimizi bize öğretiyor. Yusuf'un sevdasıyla, canımızı dünya sevgisinden, nefsin isteklerinden temizleyelim. Bir ayna haline getirelim de, Yusuf'un eşsiz güzelliğine bir armağanla gidelim.
Gel de birbirimizle candan konuşalım. Kulaklardan, gözlerden gizli olarak söyleşelim. Gül bahçesi gibi dudaksız, dişsiz gülelim. Düşünce gibi dudaksız, dilsiz görüşelim. Aklı evvel mertebesinde, hakkın, varlığının idraki içinde, dünyanın sırrını ağzımız kapalı olarak da sonuna kadar söyleyelim. Hiç kimse kendi kendisiyle, apaçık sesle konuşmaz. Madem ki hepimiz biriz, dilsiz, dudaksız gönüllerimizden birbirimize seslenelim. Sen nasıl olur da eline tut dersin, o el senin midir?
Madem ki elimiz bir, ellerimizin de bir olduğundan bahsedelim. El ayak gönül hareketini bilir, dilimiz susarak, gönlümüz titreyerek söyleşelim. Elsiz, ayaksız kalmış, zavallı gönlümde.
Onun aşkına direnecek güç, kuvvet kalmadığı için mecnun gibiyim. Gece gündüz beni bağlayan aşk zincirinin ucunu geveler dururum. Kanlar içindeyim. Sevgilinin hayali gelirse, Ben kendimde olmadığım için onu gönül kanıyla boyarım diye korkuyorum. Aşk ateşiyle yanıp yakılan, ağlayıp feryan eden bu aşığın gecelerini perilerden sor.
Karanlıklar içinde gidip gelirken ayağım perilere dokunuyor. Paramparça olmuş gönlüm, bütün gece yıldız gibi yanarak dolaşıp durmadadır. İnsafsız sevgilinin büyüsüyle uykularım dağıldı gitti. Sevgilim, beni bırak da senin aşkınla güneş gibi ateşten bir elbise giyeyim de. O ateşte güneş gibi bütün dünyayı süsleyeyim, aydınlatayım. Zaten güneş de gökyüzünde onun aşkıyla dönmede. Onun aşkıyla yanıp yakılmada. Hem de her an onun aşkına layığım diye şükürler etmededir. Sevgilim, senin aşkından birden kurtulsam, Dinlensem, canım rahat etmez, dinlenmez.
Bir an için olsun, senin sevginden uzak kalmak, Dinlenememek, yanmak, yakılmak, benim rahata, huzura kavuştuğum andır. Koşayım, koşayım da hak yoluna düşen atlılara ulaşayım.
Yok olayım, yok olayım da sevgiliye kavuşayım. Hoş olmuşum, hoş olmuşum. Benlik evini yakayım da sahralara düşeyim diye bir ateş parçası olmuşum. Toprak oldum, toprak oldum ki senden feyiz alarak, rahmet alarak yeşilleneyim. Çiçekler bitireyim, canlılara yararlı meyveler yetiştireyim. Su oldum ki köpürerek, koşarak, başımı taştan taşa vurarak, Secdeler ederek senin gül vahçene varayım.
Ötelerden geldim, gökten düştüğüm için zerre gibi titriyorum. Sonra varınca huzura kavuşurum, emin olurum da titremem. Gök, şeref yeridir. Toprak, telef olma yok olma yeridir. Ben, padişahımın yanına varabilmek için bu iki halden de kurtuldum. Hakkın rahmeti su gibidir. O ancak aşağılara, alçak yerlere akar. Ben de ayak altında çiğnenen toprak gibi ancak gönüllü, acındırıcı olurum ki, Rahman'ın huzuruna varayım. Hiçbir hekim hastalık olmaksızın hap ve ilaç vermez.
Ben de bütün dertlerin dermanına kavuşmak için baştan başa dert olurum. Benim yolumda yüzlerce nefsani pusu var. Ama benim de en ince şeyleri gören yüzlerce akıl gözüm var.
Yüzümde yüzlerce secde izleri var. Onlar varlığını gönlümde hissettiğim daima benimle beraber olan padişahımın izleri. Dünyada da gizli olan en değerli, paha biçilmez bir define benim canımda, gönlümde gömülüdür. Benim Cebrail'i eminden gizli bir Cebrail'im var. Devlet, zenginlik atını kesmem gerekir.
Çünkü ben aşk atına er vurdum. Binmek üzereyim. Aşktan asla vazgeçmem. Ayağımı diremişim. Benim demirden ayaklarım var. İçimde manevi bağlar, bahçeler, yaseminler var. O yüzden nefsimden sevgilimin kokusu geliyor. Öyle mutluyum ki neşeden ayaklarım yerden kesilmiş. Çünkü benim mekansızlık aleminden yerim var. Haydi yürü, Tebriz şehrine git. Bu hallerin açıklanmasını Şemsettin'den iste. Çünkü bütün bu hallere beni Şemsettin ulaştırdı. Yücelerden, ruh aleminden geldik. Yine yücelere gideriz.
Biz, vahdet denizin deniz, yine denize gideriz. Biz ne öteki alemdeniz, ne de bu alemden. Biz, mekansızlık alemindeniz. Yine mekansızlık alemine gideriz. Başımızı bir dalga gibi kendimizden çıkardık. Yine kendimizi seyretmek için böyle yükselerek yolumuza devam ederiz.
Haydi yol arkadaşlarına varacağın durakları hatırla da, bizim her an durmadan ezel alemine doğru gitmekte olduğumuzu bil anla. Bizim başımızda yüksek himmetler vardır. Biz yücelerden ta büyük ve eşsiz Allah'ımıza gideriz. Ey söz, sus artık. Benimle beraber gelme. Sen dünyada kal. Bak biz kıskançlıktan ötürü dostun yolunda bizsiz gideriz. Ey bizim varlık doğumuz. Yolumu bağlama.
Bizim varlık dağımız. Yolumu bağlama, kapama.
Bana engel olma. Biz hak yolcusunun en son varacağı durak olan Kaf Dağı'na Zümrü'de Ankağı gibi gideriz. Kalbi dedim. Ben ötelerdenim. Ruh alemindenim. Bu dünya düşüncesinde değilim. Ben ne sudan ne de topraktanım. Benim bu dünyayla ilişkim yok. Yukarılarda gökyüzünün sonsuz boşluğunda sayısız yıldızlar varmış. Denizlerde inciler bulunurmuş. Ovalarda nergisler, yaseminler, güller açarmış. Ben bunlarla da ilgilenemem.
Ben öyle bir manevi zevket almışım ki Neşelerden, sevinçlerden bile usanmışım, bıkmışım. Gönlümün yarinden başka hiçbir kimse bana yar olamaz. Beni neşelendiremez. Ben aşk ırmağının suyuna düştüm. Yıkandım, renkten ve kokudan arındım. Sevgilimin kalbinde açtığı yaranın zevki aşkına düştüm de Merhem aradığım yok.
Ben güzel gülüşlü İsa'yım. Şu ölü dünya benimle dirildi. Fakat ben Allah'a mensubum. Benim Meryem'le bir ilgim yok. Ben aşktan sevgi sözünü duydum da Susmayı kendime huy edindim. Aşka deyiniz ki Ben artık dostla konuşurken Hayır, neden sözlerini söyleyemem?
Seher Yeli, bizim ele gidersen Nazlı yâre küstüğümü söyleme Ne hallere düştüğümü sorarsa O yâr beni sorarsa Bağrıma taş bastığımı söyleme Ona söyleme Yâre söyleme Bağrıma taş bastığımı Yâre söyleme Bağrılar baş tutar Ah huzardayım Mansur gibi çekilmişim Dardayım Gezer dolaşırım da Bilmem neredeyim Deli deli de gezdiğimi söyleme Ona söyleme
Deli deli gezdiğimi de ona söyleme Belki bir gün çıkar gelir diyorlar Gönül muradını da alır diyorlar Seven, sevdiğini bulur diyorlar Umudumu kestiğimi söyleme Yâre söyleme Umudumu kestiğimi yâre söyleme Cennet şanuhu Destru
Min al-şeytanirradîm Subhane Rabbiyel Aliyyel Aliyyel Aliyyel Vahhab
Esselatu ve selamu aleyke ya emine vahyullah. Amin. Esselatu ve selamu aleyke ya seyyide veline vel ahirin. Amin. Velhamdülillahi rabbil alemin. Amin. Ya Rabbi günahlarımızı affeyle. Amin. Ya Rabbi hatalarımızı, kusurlarımızı affeyle. Amin. Ya Rabbi anne ve babalarımızı affeyle. Amin. Eş ve çocuklarımızı affeyle. Amin. Gelecek zürriyetlerimizi affeyle. Amin. Geçmiş zürriyetlerimizi affeyle. Amin. Bütün derviş kardeşlerimizi affeyle. Amin. Ümmet-i Muhammed'i affeyle. Amin. Ey merhametlilerin en merhametlisi. Bizleri merhamet ettiğin kullarının zümresine ilhak eyle. Amin. Bizleri inam ettiğin, ihsan ettiğin, kalplerine ilham ettiğin kullarının zümresine ilhak eyle.
Amin. Gönüllerine feraset nuru verdiğin, gönüllerine zikrullahınla süslediğin, gönüllerini muhabbetullahınla sırrınla sırlandırdığın kullarına ilhak eyle. Amin. Ey merhametlerin en merhametlisi. Gönlümüze Muhammed-i Mustafa'nın sevgisini koyup, onun sünnet-i seniyyesini harfiyen uyanlardan eyle. Amin. Onun açtığı bu yolda bizleri de yürümeyi nasip eyle. Amin. Ey merhametlerin en merhametlisi. Bizlere her şeyin hayırlısına döndürdüğün, hayırlısını verdiğin kullarından eyle. Amin. Ey merhametlerin en merhametlisi. Rızıklarımızı helal eyle. Amin. Kardeşlerimizi, dostlarımızı mukim eyle. Amin.
Onları hayırlı eyle. Amin. Ey merhametlerin en merhametlisi. Eşlerimizi, anne babalarımızı, evlatlarımızı, gelecek zürriyetlerimizi hepsine de hüsn-i ahlak nasip eyle. Amin. Hepsine de Kur'an ve sünnet sevgisi nasip eyle. Amin. Hepsine de Kur'an ve sünnet-i seniyye sımsıkı yapışmayı nasip eyle. Amin. Ey merhametlilerin en merhametlisi. Dertlerimize deva eyle. Amin. Hastalıklarımıza şifa eyle. Amin. Borçlularımıza edalar nasip eyle. Amin. Sıkıntıda olan kardeşlerimizin sıkıntılarına def eyle. Amin. Müşkülatlarını hal eyle. Amin. Buğratlarını hasıl eyle. Amin. Rabbena etine füldünya haseneten ve fil ahirete haseneten ve gınazabenler. Amin.
Bu rahmetike ya erhamar rahimine. Amin. Bu rahmetike ya erhamar rahimine. Amin. Bu rahmetike ya erhamar rahimine. Amin. Rabbena ufirli. Amin. Ve valideyye. Amin. Vel mü'minine. Amin. Yeme yekumul hesab. Amin. Bu rahmetike ya erhamar rahimine. Amin. Bu rahmetike ya erhamar rahimine. Amin. Bu rahmetike ya erhamar rahimine. Amin. Amin.
El Fatiha ma selavat destur huu eyvallah illallah Muhammedun Resulullah destur ya Hazreti Allah huu destur. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.